SON DAKİKA
Hava Durumu

#Veri Merkezi

Ekometre - Veri Merkezi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Merkezi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kritik altyapılarda yeni risk Haber

Kritik altyapılarda yeni risk

Altyapıların normal koşullardaki performansıyla birlikte kesinti senaryolarındaki dayanıklılığının da sınanması gerektiğini vurgulayan DT Cloud CCO’su Orkan Aytulun, “Kurumlar, bağlantıya veya yönetim sistemlerine erişim kesildiğinde hangi hizmetleri ne kadar süre sürdürebileceklerini, nasıl müdahale edeceklerini ve operasyonu ne kadar sürede toparlayabileceklerini bulut seçimi aşamasında bilmeli” diyor. Dijital hizmet kesintileri, günlük hayatta tamamlanamayan ödemelerden enerji tesislerinde operasyon verilerine erişilememesine veya kamu hizmetlerinde aksayan başvurulara kadar çeşitli aksaklıklara yol açabiliyor. Kritik altyapılarda yaşanan bir aksama, hizmeti sunan kurumla birlikte ona bağlı işletmeleri ve vatandaşları da etkiliyor. Bulut altyapısı seçiminde verilen kararlar, kurumların kriz anında hizmet sunmaya devam edip edemeyeceğini doğrudan etkiliyor. Dijital Türkiye’nin Yerli Bulutu DT Cloud, kritik altyapılar için bulut altyapıları değerlendirilirken hizmetin olağan işleyişinin yanı sıra bağlantı, veri merkezi ve yönetim katmanı kaybı gibi senaryoların da hesaba katılması gerektiğine dikkat çekiyor. Kurumlar, hangi işlevlerin çalışmayı sürdüreceğini, müdahale yetkisinin kimde olacağını ve hizmetin ne kadar sürede toparlanabileceğini seçim aşamasında somutlaştırmalı. Kurumlar ancak bu şekilde süreklilik ihtiyaçlarına uygun bulut mimarilerine sahip olabilir. Önce hangi hizmetlerin devam edeceği belirlenmeli Kritik hizmetler işleten bir kurumun bütün uygulamaları aynı kesinti toleransına sahip değil. Anlık işlem yürüten bir sistemle geçmiş veriler üzerinden rapor hazırlayan bir uygulama farklı süreklilik koşulları gerektiriyor. Hangi hizmetin durmasının ne sonuç doğuracağı, ne kadar sürede yeniden devreye alınması gerektiği ve kabul edilebilir veri kaybı altyapı seçiminin başlangıç noktasını oluşturuyor. DT Cloud CCO’su Orkan Aytulun, bu ayrımın önemini şöyle açıklıyor: “Bulut altyapısı seçerken önce kurumun hangi hizmetlerinin duramayacağını belirlemeliyiz. Hangi işlevlerin sınırlı kapasiteyle sürdürülebileceği, hangilerinin geçici olarak bekleyebileceği de aynı açıklıkla tanımlanmalı. Bu kararlar verilmeden satın alınan kapasitenin kriz anındaki ihtiyacı karşılayacağı varsayılamaz. Kurumlar, bağlantıya veya yönetim sistemlerine erişim kesildiğinde hangi hizmetleri ne kadar süre sürdürebileceklerini, nasıl müdahale edeceklerini ve operasyonu ne kadar sürede toparlayabileceklerini bulut seçimi aşamasında bilmeli.” Bu değerlendirme, genel bulut, kuruma özel bulut ve sınır bilişim (edge) çözümlerinin birlikte kullanılmasına zemin hazırlıyor. Edge, çok şubeli veya farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren kurumlarda veriyi kaynağına yakın işleyerek gecikmeyi azaltıyor; uygun mimariyle bağlantı kesintilerinde kritik yerel işlevlerin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Egemenlik gereksinimleri de bu ortamların yönetim yetkisi, hukuki çerçevesi ve dış bağımlılıkları üzerinden ele alınıyor. Sunucular çalışırken müdahale kabiliyeti kaybedilebilir Süreklilik değerlendirmesinde fiziksel altyapının yanında onu yöneten servislerin de incelenmesi gerekiyor. Sunucular çalışmayı sürdürürken kimlik servislerine veya kontrol düzlemine erişimin kaybedilmesi, kurumun kritik müdahalelerini sınırlayabiliyor. Mevcut uygulamaların çalışması; ihtiyaç halinde kapasitenin artırılabileceği, yeni kaynak oluşturulabileceği veya erişim yetkilerinin değiştirilebileceği anlamına gelmiyor. Bu nedenle sağlayıcının dış bağlantısı ya da bağlı olduğu merkezi hizmetler kullanılamadığında hangi yönetim işlevlerinin sürdürülebildiği açıkça tanımlanmalı. Güvenlik politikalarının uygulanması ve arızalı bileşenlerin yeniden devreye alınması gibi işlemler de bu kapsamda değerlendirilmeli. Müdahaleyi gerçekleştirecek ekiplerin nerede bulunduğu, hangi yetkilere sahip olduğu ve sorumluluğun kurumla sağlayıcı arasında nasıl paylaşıldığı da teknik mimari kadar önem taşıyor. Yedekleme, toparlanma ve sağlayıcı değişimi birlikte sınanmalı Verilerin yedeklenmesi, bir hizmetin hedeflenen sürede yeniden çalıştırılabileceğini tek başına garanti edemez. Uygulamaların, verilerin, erişim yetkilerinin ve bağlantıların birlikte devreye alınabildiği kurtarma senaryoları düzenli olarak test edilmeli. Bu testler, hizmetin hangi kapasiteyle ve ne kadar sürede geri döndüğünü ortaya koymalı. Veri merkezi kaybı ile yönetim katmanına erişimin kesilmesi farklı hazırlıklar gerektirdiğinden, tek bir kurtarma senaryosuyla yetinilmemeli. Kurumun gerektiğinde sağlayıcı değiştirebilmesi de bulut seçiminin önemli ölçütleri arasında yer alıyor. Veriyi dışarı aktarma imkanına, uygulamaları başka bir ortamda çalıştırabilme kabiliyeti eşlik etmeli. Geçiş için gereken teknik uyarlamalar, süre, maliyet, lisans koşulları ve uzmanlık ihtiyacı önceden değerlendirilmeli. Böylece kurum, teknoloji tercihlerini değiştirmek istediğinde sahip olduğu hareket alanını görebiliyor. Bu hazırlığın denetlenebilir olması için uygulama verisinin yanı sıra yedeklerin, sistem kayıtlarının, meta verilerin ve şifreleme anahtarlarının nerede bulunduğu da bilinmeli. Erişim yetkileri, sağlayıcının tabi olduğu hukuki çerçeve ve kullandığı kritik alt hizmetler değerlendirmeye dahil edilmeli. Mimariyle birlikte sözleşmelerdeki sorumlulukların ve hizmet taahhütlerinin incelenmesi, olası boşlukların hizmet başlamadan görülmesini sağlıyor. DT Cloud, yerli kontrol düzlemini yerel operasyonla tamamlıyor DT Cloud, Türkiye’nin dört stratejik bölgesindeki veri merkezlerini yerli kontrol düzlemi ve ülke içindeki operasyon kabiliyetiyle bir araya getiriyor. Over-Cloud yönetim katmanındaki yerli kontrol düzlemi, platformun yerel olarak yönetilmesini ve gerektiğinde müdahale edilmesini sağlıyor. Under-Cloud altyapı ara katmanı ise farklı üretici ve teknolojilerin ortak bir platform üzerinden yönetilmesine imkan vererek kurumların teknoloji bağımlılığını azaltıyor. Şirketin edge çözümleri, yedekleme ve Felaket Kurtarma Merkezi (FKM) hizmetleriyle birlikte ele alınarak şube ve sahalardaki yerel işleyişten merkezi sistemlerin toparlanmasına uzanan süreklilik planlarını destekliyor. Merkezi sistem kayıtları ve izleme araçları ise farklı lokasyonlardaki operasyonların görünürlüğünü ve denetlenebilirliğini güçlendiriyor. Kritik hizmetlerin sürekliliğinin kurumla sağlayıcının ortak hazırlığına dayandığını vurgulayan Aytulun, “DT Cloud olarak yerli kontrol düzlemimizi, yerel operasyon kabiliyetimizi ve farklı teknolojilerle çalışabilen mimarimizi kurumların karar ve müdahale yetkisini korumak için bir araya getiriyoruz. GPU tarafında en yoğun talebi yapay zeka projelerinden alıyoruz. Mevcut GPU kapasitemizle, büyük dil modelleri (LLM) dahil yapay zeka uygulamaları için müşterilerimizin ihtiyaç duyduğu yüksek işlem gücünü sağlıyoruz.” diyor.

GITEX AI Türkiye İstanbul’da başladı Haber

GITEX AI Türkiye İstanbul’da başladı

Türkiye’nin yapay zekâ ve teknoloji ekosistemini küresel yatırımcılarla buluşturan GITEX AI Türkiye 2026, İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. 10 Eylül’e kadar devam edecek etkinlik; teknoloji şirketleri, girişimler, yatırımcılar, kamu temsilcileri ve teknoloji yöneticilerini bir araya getiriyor. Etkinlikte Türkiye’nin dijital ekonomisinin geliştirilmesi, yapay zekâ altyapısının güçlendirilmesi ve teknoloji şirketlerinin küresel pazarlara açılması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. 350’den fazla şirket ve girişim İstanbul’da GITEX AI Türkiye, 350’den fazla kurumsal katılımcı ve girişimi, 100 konuşmacıyı ve 75 milyar doların üzerinde varlığı yöneten 150 yatırımcıyı bir araya getiriyor. Etkinliğe 70 ülkeden binlerce teknoloji yöneticisi de katılıyor. Yapay zekâdan bulut teknolojilerine, veri merkezlerinden siber güvenliğe, fintekten akıllı altyapılara kadar geniş bir teknoloji gündemi ele alınıyor. Etkinlikte Google Cloud, HPE & NVIDIA, AWS, Huawei, Dell Technologies, SAP ve TrendAI gibi küresel teknoloji şirketlerinin yanı sıra Türkiye’den Trendyol, Andevos ve Halkbank ile çeşitli teknokent ve teknoparklar da yer alıyor. Türkiye’nin yapay zekâ hedefleri gündemde GITEX AI Türkiye, Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında hedeflerini hızlandırdığı bir dönemde gerçekleştiriliyor. Plan kapsamında; 1 GW veri merkezi kapasitesine ulaşılması,yapay zekâ altyapısına özel sektörden 10 milyar dolar yatırım çekilmesi,iki yıl içinde 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı kazandırılması hedefleniyor. “Türkiye’yi dünyanın buluşma noktası olarak tanımlıyoruz” Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi İletişim Dairesi Başkanı Gökhan Yücel, açılış konuşmasında Türkiye’de yaklaşık 1.500 aktif yapay zekâ şirketi bulunduğunu belirtti. Yücel, Türkiye’nin dört saatlik uçuş mesafesinde 1,3 milyar kişiye ve toplam 35 trilyon dolarlık pazara erişebildiğini ifade ederek, ülkeyi yalnızca bir köprü olarak değil, küresel teknoloji ekosisteminin buluşma noktası olarak konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Yapay zekâ altyapısı için yatırımlar güçleniyor Etkinliğin ilk gününde yapay zekânın ihtiyaç duyduğu işlem gücü, bulut teknolojileri ve veri merkezi kapasitesi de gündeme geldi. Dell Technologies Türkiye Ülke Müdürü İlker Rodoplu, dijital dönüşümün artık iş sürekliliği ve rekabet gücü açısından temel bir gereklilik haline geldiğini belirtti. Huawei ise Türkiye’deki yapay zekâ ve bulut altyapısına yönelik yatırımlarını ve gelecek dönem planlarını paylaştı. Şirket, 2023’ten bu yana Türkiye’de yerel bulut altyapısı hizmeti sunarken, Ankara’da 2024 yılında açtığı felaket kurtarma merkeziyle desteklenen üç erişilebilirlik bölgesine sahip altyapısını da kullanıyor. Huawei Cloud Türkiye Satış Direktörü Safder Baydur, küresel veri merkezi kapasitesinin 2020’de yaklaşık 60 gigavattan 2024’te 97 gigavata yükseldiğini, 2030 için ise 226 gigavatlık kapasite öngörüldüğünü belirtti. GITEX ile Terminal İstanbul arasında iş birliği Etkinliğin ilk gününde GITEX ile Terminal İstanbul arasında Mutabakat Zaptı imzalandı. Anlaşmayla Terminal İstanbul’un dünyanın farklı noktalarında düzenlenen GITEX etkinliklerinde yer alması ve Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin uluslararası yatırımcılarla daha güçlü şekilde buluşturulması hedefleniyor. Terminal İstanbul projesi kapsamında eski Atatürk Havalimanı terminallerinin yaklaşık 500 bin metrekarelik alanda inovasyon ve girişimcilik merkezine dönüştürülmesi planlanıyor. Teknoloji şirketleri için uzun vadeli sermaye vurgusu Etkinliğin yatırım gündeminde teknoloji şirketlerinin küresel ölçekte büyümesi için uzun vadeli sermayenin önemi de ele alındı. Türkiye Varlık Fonu Yatırımlar Genel Müdürü ve Türkiye Teknoloji Fonu Yönetim Kurulu Üyesi Bilal Bedir, varlık fonlarının uzun vadeli yatırım yaklaşımıyla teknoloji ekosistemine daha fazla kurumsal ve uluslararası sermaye çekebileceğini ifade etti. Fintek dönüşümünde yapay zekâ ve açık bankacılık öne çıkıyor GITEX AI Türkiye’nin gündeminde finans teknolojileri de önemli bir yer tuttu. Bankalar, fintek şirketleri ve teknoloji sağlayıcıları; yapay zekâ, açık bankacılık ve akıllı otomasyonun finansal hizmetleri nasıl dönüştürdüğünü ele aldı. Halkbank da yapay zekâ, dijital bankacılık ve yeni nesil teknolojilere yönelik yatırımlarını etkinlikte gündeme getirdi. Türk teknoloji şirketi Andevos ise ödeme, kiosk yönetimi, açık bankacılık ve yapay zekâ destekli çözümlerini tanıtıyor. Etkinlik 10 Eylül’de devam edecek GITEX AI Türkiye, 10 Eylül sabahı gerçekleştirilecek bakan konuşmasının ardından yapay zekâ, veri merkezleri, akıllı altyapı, fintek, siber güvenlik, ileri üretim ve kurumsal dijital dönüşüm oturumlarıyla devam edecek.

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı Haber

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı

Ekometre Araştırma, Türkiye’nin dijital egemenlik hedefini rakamlar ve politika başlıkları üzerinden inceledi. Dijital teknolojiler artık yalnızca ekonomik büyümenin veya günlük hayatın bir parçası değil. Veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapılar; ülkelerin ekonomik rekabet gücü kadar kamu kapasitesi ve stratejik bağımsızlığı açısından da önem taşıyan alanlara dönüşüyor. Türkiye de yapay zekâ ve dijital dönüşümde yeni dönem hedeflerini ortaya koymuş durumda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 Haziran 2026’da açıklanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, insan kaynağından veri altyapısına, yapay zekâ uygulamalarından dijital kapasitenin güçlendirilmesine kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı çalışması ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Raporda dijital teknolojilerdeki dış bağımlılığın yalnızca ekonomik bir konu olmadığı; veri egemenliği, kritik altyapılar ve devletlerin bağımsız karar alma kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Dijital güç, yeni rekabet alanı haline geliyor Dijital ekonomide büyük platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisi arttıkça, ülkelerin teknolojiye erişimi kadar bu teknolojiler üzerindeki denetim ve yönetişim kapasitesi de önem kazanıyor. TÇE’nin raporunda öne çıkan temel yaklaşım, dijital gücün yalnızca piyasa büyüklüğüyle açıklanamayacağı yönünde. Veri yoğunlaşması, platform ekonomilerinin ağ etkisi ve kritik altyapılardaki bağımlılık, dijitalleşmenin aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede dijital egemenlik tartışmasının merkezinde dört temel soru bulunuyor: Kritik veriler nerede ve hangi kurallar çerçevesinde işleniyor?Dijital altyapılarda tek bir kaynağa aşırı bağımlılık oluşuyor mu?Devletler, kendi pazarlarında faaliyet gösteren büyük dijital platformları ne ölçüde denetleyebiliyor?Kritik teknolojilere erişimde kesinti yaşanması halinde alternatif kapasite bulunuyor mu? Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki teknoloji politikası açısından bu soruların önemi giderek artacak. Türkiye, yapay zekâ için yeni hedeflerini açıkladı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında şekilleniyor. Planın insan kaynağı hedefleri arasında 81 ilde kurulacak yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri aracılığıyla iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi bulunuyor. Aynı dönemde 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Bu hedefler, yapay zekâ rekabetinin yalnızca yazılım veya donanım yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojiyi geliştirecek, uygulayacak ve kamu ile özel sektörde kullanıma dönüştürecek nitelikli insan kaynağı, dijital kapasitenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Veri altyapısı ve hesaplama kapasitesi kritik olacak Yapay zekâ sistemlerinin gelişmesi, büyük miktarda verinin işlenmesini ve güçlü fiziksel altyapıların kurulmasını gerektiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın açıkladığı hedefler arasında, Türkiye'nin veri merkezi kapasitesinin mevcut 250 megavat seviyesinden 1 gigavat düzeyine yükseltilmesi de yer alıyor. Bakanlık, bu amaçla enerji altyapısı güçlü yapay zekâ büyüme bölgeleri oluşturulacağını ve özel sektör yatırımlarının hızlandırılacağını belirtiyor. Bu hedef, dijital egemenlik tartışmasının görünmeyen ancak en kritik boyutlarından birine işaret ediyor: Yapay zekâ yalnızca yazılım değil, aynı zamanda büyük ölçekte enerji, işlem gücü ve veri merkezi altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla ülkelerin yapay zekâ yarışındaki konumu, geliştirdikleri uygulamalar kadar bu uygulamaları destekleyecek fiziksel ve teknik kapasiteyle de belirlenecek. Türkiye büyük bir dijital pazar Türkiye'nin dijitalleşmedeki mevcut ölçeği de dikkat çekici. Digital 2026 Türkiye verilerine göre, 2025 yılı sonunda Türkiye'de 77,5 milyon internet kullanıcısı bulunuyordu. İnternet penetrasyonu ise nüfusun yüzde 88,3'üne ulaştı. Aynı veri setine göre ülkede 62,3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye'yi küresel dijital ekonomi açısından önemli bir pazar haline getiriyor. Ancak büyük bir dijital kullanıcı tabanına sahip olmak ile dijital teknolojilerin kritik katmanlarında güçlü bir üretim ve kontrol kapasitesine sahip olmak aynı anlama gelmiyor. TÇE'nin dijital hegemonya tartışmasının Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Dijitalleşme büyürken stratejik bağımlılıkların hangi alanlarda yoğunlaştığı ve bu bağımlılıkların nasıl yönetileceği. 253,6 milyar TL’lik pazarda dijitalin ağırlığı arttı Dijitalleşmenin ekonomik boyutu, Türkiye'deki medya ve reklam yatırımlarında da açık biçimde görülüyor. Reklamverenler Derneği verilerine göre Türkiye'de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında yüzde 78,9 artarak 253,6 milyar TL'ye ulaştı. Medya yatırımları içinde en büyük pay ise yüzde 74,2 ile dijital mecralara ayrıldı. Dijital yatırımların tutarı 158 milyar TL'yi aştı. Bu tablo, ekonomik faaliyetlerin giderek daha büyük bölümünün dijital platformlar ve dijital iletişim kanalları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dijital platformların ekonomik etkisi ise yalnızca reklam gelirleriyle sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin işlenmesi, içeriklerin algoritmalar aracılığıyla sıralanması ve dijital görünürlüğün platform kurallarıyla şekillenmesi, dijital piyasalardaki gücün çok boyutlu hale geldiğini gösteriyor. Asıl mesele dış bağımlılığı sıfırlamak değil Dijital egemenlik tartışmasında en kritik noktalardan biri, kavramın yanlış biçimde “bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek” şeklinde yorumlanması. Bugünün teknoloji değer zinciri küresel ölçekte birbirine bağlı durumda. Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon altyapısından yapay zekâ modellerine kadar birçok kritik alanda üretim farklı ülkeler ve şirketler arasında dağılmış bulunuyor. Bu nedenle daha gerçekçi yaklaşım, tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil; kritik bağımlılıkları belirlemek, riskleri ölçmek ve stratejik alanlarda alternatif kapasite oluşturmaktır. TÇE'nin raporunda da dijital egemenlik, Türkiye'nin tüm teknoloji katmanlarında tek başına yeterli hale gelmesi hedefinden ziyade, stratejik risk yaratabilecek bağımlılıkların yönetilmesi çerçevesinde ele alınıyor. Türkiye için asıl rekabet: Kullanmak mı, üretmek ve yönetmek mi? Türkiye'nin yapay zekâ alanında açıkladığı yeni hedefler, dijital ekonomide daha güçlü bir kapasite oluşturma isteğini ortaya koyuyor. Beş milyon kişiye eğitim verilmesi, on bin ileri düzey uzman ve yüz bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi ile veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması hedefi; insan kaynağı ve altyapının birlikte geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşımı işaret ediyor. Ancak Ekometre Araştırma'nın değerlendirmesine göre, önümüzdeki dönemde başarı yalnızca bu hedeflere ulaşılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Türkiye'nin kritik dijital altyapılardaki kapasitesini ne ölçüde artırdığı,veri ve yapay zekâ alanında yerli üretim gücünü ne kadar geliştirdiği,tek bir teknoloji veya tedarikçiye aşırı bağımlılık riskini ne ölçüde yönettiği,büyük dijital platformlar karşısında etkili bir düzenleme ve denetim kapasitesi oluşturup oluşturamadığı olacak. Ekometre Araştırma'nın sonucu Dijital çağda güçlü olmak, yalnızca en fazla teknolojiyi kullanan ülkeler arasında yer almak anlamına gelmiyor. Asıl güç; kritik teknolojileri anlayabilmek, stratejik bağımlılıkları yönetebilmek, gerekli altyapıyı kurabilmek, insan kaynağını yetiştirebilmek ve dijital alanın kurallarında söz sahibi olabilmekten geçiyor. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı bu hedef doğrultusunda önemli bir yol haritası ortaya koyuyor. Bundan sonraki kritik aşama ise açıklanan hedeflerin uygulanması ve Türkiye'nin büyük bir dijital tüketici pazarının ötesine geçerek teknoloji üretimi, altyapı kapasitesi ve dijital yönetişimde daha güçlü bir konuma ulaşıp ulaşamayacağı olacak. Özetle Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmasındaki temel soru şu: Teknolojinin yalnızca büyüyen pazarlarından biri mi olacak, yoksa teknolojiyi üreten, yöneten ve kurallarının şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasına mı girecek?

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor Haber

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor

Plan kapsamında 5 milyon vatandaşa yapay zekâ eğitimi verilmesi, 10 bin uzman ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi, veri merkezi kapasitesinin 2030’a kadar 1 gigavata çıkarılması ve yapay zekâ altyapısına en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Türkiye, yapay zekânın ekonomide kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla yeni bir yol haritasını uygulamaya alıyor. 2026-2030 dönemini kapsayan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı; insan kaynağı, veri, hesaplama altyapısı, finansman, girişimcilik ve kamu kullanımını birlikte ele alıyor. Plan, 13 Haziran 2026'da Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi'nde kamuoyuna açıklanmıştı. Dört ana eksen üzerine kurulan planın odağında yapay zekânın Türkiye'de geliştirilmesinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal kullanımının yaygınlaştırılması bulunuyor. KOBİ’lere yapay zekâ desteği Eylem Planı'nın ekonomi açısından dikkat çeken başlıklarından biri KOBİ'lerin yapay zekâ kullanımının artırılması. Sağlık, enerji ve akıllı üretim başta olmak üzere öncelikli sektörlerde KOBİ'lerin yapay zekâ çözümlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla yapay zekâ kuponları uygulanması planlanıyor. Ayrıca enerji ve dijital altyapısı hazır Yapay Zekâ Büyüme Bölgeleri kurulması hedefleniyor. Bu yaklaşım, yapay zekâ yatırımlarının yalnızca büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmaması açısından önem taşıyor. Yapay zekânın üretim, lojistik, perakende, ihracat ve hizmet sektörlerindeki işletmeler tarafından kullanılmaya başlaması, teknolojinin ekonomik verimliliğe dönüşmesinde belirleyici olacak. 5 milyon kişiye yapay zekâ eğitimi İnsan kaynağı da planın önemli başlıkları arasında. Türkiye, iki yıl içerisinde 81 ilde 5 milyon vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi vermeyi hedefliyor. Bunun yanında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi planlanıyor. Bu hedefler, yapay zekânın yalnızca yazılım geliştiricilerinin uzmanlık alanı olmaktan çıkarılarak daha geniş bir iş gücüne yayılmasını amaçlıyor. Veri merkezi kapasitesi 1 GW’a çıkarılacak Yapay zekâ yatırımlarının büyümesi, hesaplama kapasitesi ve veri merkezi altyapısına olan ihtiyacı da artırıyor. Eylem Planı kapsamında Türkiye'nin veri merkezi kurulu gücünün 2030'a kadar en az 1 gigavata çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında özel sektör öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Bu hedef, yapay zekâ ekonomisinin yalnızca yazılım tarafında değil, enerji, veri merkezi, bulut bilişim ve yüksek başarımlı hesaplama altyapısında da yeni yatırım ihtiyacı oluşturacağını gösteriyor. Kamu, yerli yapay zekâ için ilk müşteri olacak Plan kapsamında kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması hedefleniyor. Ayrıca kamu kurumlarının başarılı yerli yapay zekâ çözümlerinin ilk kullanıcılarından olması planlanıyor. Böylece kamu alımlarının, yerli yapay zekâ şirketleri için yalnızca gelir kaynağı değil, aynı zamanda referans ve ürün doğrulama mekanizması olarak kullanılması amaçlanıyor. En az 2 bin kamu veri seti erişime açılacak Yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde veri altyapısı da planın temel unsurlarından biri. Sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişime açılması planlanıyor. Verilerin güncel, güvenilir, kullanılabilir ve güvenli biçimde erişilebilir olması; kişisel verilerin korunması ve veri güvenliğiyle birlikte ele alınacak. Yapay zekâ yatırımlarında finansman büyüyecek Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini büyütme planında girişim sermayesi ve teknoloji finansmanı da yer alıyor. 2030'a kadar veri merkezi ve yapay zekâ altyapısında 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi hedefleniyor. Bu kaynakların girişimlere, veri merkezlerine ve yüksek teknoloji yatırımlarına ne ölçüde aktarılacağı, planın ekonomik sonuçları açısından önemli olacak. Asıl ölçüm verimlilikte yapılacak Türkiye'nin yapay zekâ politikasında önemli eşik, açıklanan yatırım ve insan kaynağı hedeflerinin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkacak. Çünkü yapay zekâ yatırımlarının ekonomik karşılığı yalnızca kurulan veri merkezi veya geliştirilen model sayısıyla ölçülmeyecek. Üretim maliyetlerinin düşmesi, ihracat kapasitesinin artması, işletmelerin verimliliğinin yükselmesi ve yeni teknoloji şirketlerinin küresel pazarlara açılması daha belirleyici göstergeler olacak. Yapay zekânın gerçek ekonomik değerinin, teknoloji şirketlerinin dışına çıkarak üretim yapan işletmeler ve KOBİ'ler tarafından kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıkması bekleniyor. Türkiye'nin 2026-2030 dönemindeki yapay zekâ politikasının başarısı da bu nedenle “kaç model geliştirildi?” sorusundan çok, “yapay zekâ ekonominin ne kadarına yayıldı?” sorusunun yanıtında ölçülecek.

Körfez’de yapay zeka yatırımları büyüyor Haber

Körfez’de yapay zeka yatırımları büyüyor

Son 20 yılda dijital teknolojilere 250 milyar doların üzerinde yatırım yapan bölge, küresel veri merkezi kapasitesinde henüz sınırlı bir paya sahip olsa da yapımı ve planlaması süren projelerde hızla büyüyor. Ancak teknoloji bağımlılığı, nitelikli insan kaynağı açığı, kritik altyapıların güvenliği ve su tüketimi yeni risk alanları oluşturuyor. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, petrol gelirlerine dayalı ekonomik yapıyı çeşitlendirmek amacıyla yapay zeka ve dijital altyapı yatırımlarına ağırlık veriyor. Son 20 yılda yapay zeka, gelişmiş veri merkezleri, video oyunları ve dijital ekosistemlere 250 milyar doların üzerinde yatırım yapan Körfez ülkeleri, küresel teknoloji yarışında daha büyük bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Bölge bugün küresel veri merkezi kapasitesinin yüzde 1’inden biraz fazlasına sahip. Buna karşılık yapımı devam eden veri merkezi kapasitesinin yaklaşık yüzde 7’si, planlanan kapasitenin ise yaklaşık yüzde 6’sı Körfez ülkelerinde bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE öne çıkıyor Körfez'in yapay zeka ve veri merkezi yarışında Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri başı çekiyor. Riyad ve Abu Dabi yönetimleri, ulusal varlık fonlarının sağladığı finansman ve küresel teknoloji şirketleriyle yapılan iş birlikleriyle büyük ölçekli dijital altyapı projelerine yöneliyor. Bölgenin düşük maliyetli enerji kaynakları, güçlü finansal kapasitesi, deniz suyunu arıtma altyapısı ve Avrupa, Asya ile Afrika arasındaki stratejik konumu yatırımlar açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak dijital dönüşümün hızlanması, Körfez ülkelerinin karşı karşıya olduğu riskleri tamamen ortadan kaldırmak yerine farklı alanlara taşıyor. Teknoloji bağımlılığı sürüyor Körfez ülkelerinin yapay zeka hedefleri, özellikle yarı iletkenler, grafik işlemcileri ve büyük bulut hizmetleri gibi kritik teknolojilerde yabancı şirketlere bağımlılığı devam ettiriyor. Bölgede gelişmiş bir yarı iletken üretim ekosistemi ve güçlü bir yerel yazılım mimarisi altyapısının henüz oluşmamış olması, teknoloji yatırımlarındaki dışa bağımlılığı önemli bir risk haline getiriyor. Benzer bir durum insan kaynağında da görülüyor. Yapay zeka, bulut bilişim ve yarı iletken teknolojilerindeki uzmanlara küresel ölçekte yüksek talep bulunması, Körfez ülkelerinin nitelikli çalışan ihtiyacını artırıyor. Veri merkezleri kritik altyapıya dönüşüyor Dijital ekonominin büyümesiyle birlikte veri merkezleri, deniz altı internet kabloları, bulut platformları ve dijital ağlar Körfez ekonomileri açısından kritik altyapılar haline geliyor. Finansal hizmetlerden kamu sistemlerine, akıllı şehirlerden şirketlerin tedarik zincirlerine kadar çok sayıda sektör bu altyapılara bağımlı hale geliyor. Bu durum, bölgedeki jeopolitik riskler açısından yeni bir kırılganlık alanı oluşturuyor. Büyük veri merkezleri fiziksel saldırılar açısından potansiyel hedef haline gelirken, deniz altı kabloları da dijital bağlantının sürekliliği açısından kritik önem taşıyor. Yapay zekanın su ihtiyacı tartışılıyor Körfez'in dijital dönüşümündeki en önemli sorunlardan biri ise su kaynakları. Tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgede su ihtiyacının önemli bölümü deniz suyunun arıtılması yoluyla karşılanıyor. Standart bir hiper ölçekli veri merkezinin soğutulması için günde 1 ila 5 milyon litre su gerekebilmesi, veri merkezi yatırımlarının büyümesiyle birlikte su kaynakları üzerindeki baskının da artabileceğine işaret ediyor. Sanayi, konutlar ve dijital altyapı arasında su kullanımının nasıl dengeleneceği, Körfez ülkelerinin teknoloji yatırımlarında giderek daha önemli bir konu haline geliyor. Yeni teknoloji, yeni bağımlılıklar Körfez ülkelerinin yapay zeka yatırımları ekonomik çeşitlenme açısından önemli bir fırsat sunarken, bölgenin risk profilini de değiştiriyor. Enerji gelirlerine bağımlılığın azaltılması hedeflenirken bu kez yarı iletkenlerden bulut hizmetlerine, uzman insan kaynağından kritik dijital altyapılara kadar yeni bağımlılık alanları ortaya çıkıyor. Bu nedenle Körfez'in yapay zeka hamlesi yalnızca teknoloji yatırımları açısından değil; tedarik zincirlerinin güvenliği, operasyonel dayanıklılık, iş sürekliliği ve kritik altyapıların korunması açısından da stratejik önem taşıyor.

Bursa ekonomisinde dönüşüm hamlesi başladı Haber

Bursa ekonomisinde dönüşüm hamlesi başladı

BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay: “KOBİ’lerimiz İçin Devrim Niteliğinde Projeleri Hayata Geçirmenin Gururunu Yaşıyoruz” Türkiye’nin yüksek teknolojili üretim ve ihracat hedefleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren TEKNOSAB bünyesinde hayata geçirilen TEKNOSAB KOBİ OSB projesi ile binlerce firmanın modern üretim altyapısına kavuşması ve uluslararası ölçekte rekabet gücünün artırılması adına tarihi bir adım atıldı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, “Türkiye Yüzyılı’na Bursa imzasını atacak dev projeyi hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz.” dedi. Bursa 2030 vizyonu doğrultusunda hazırlanan proje; üretim alanlarından teknoloji yatırımlarına, lojistikten finansmana, sektörel kümelenmeden dış ticarete kadar KOBİ’lerin ihtiyaç duyduğu tüm unsurları aynı ekosistem içerisinde buluşturuyor. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yaklaşık 3 bin katılımcıyla gerçekleştirilen lansman organizasyonuna; Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, MHP Bursa İl Başkanı Muhammet Tekin ile sivil toplum kuruluşları, akademik odalar ve sektör temsilcileri yoğun katılım gösterdi. Programda TEKNOSAB KOBİ OSB ve ekosistem içerisinde hayata geçirilecek diğer projelere ilişkin kapsamlı bir sunum gerçekleştiren BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Bursa’nın üretim ve ticaret hayatında yeni bir dönemi başlattıklarını söyledi. Başkan Burkay, “KOBİ’lerimiz için TEKNOSAB ekosistemi içinde devrim niteliğinde projeleri hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Türkiye Yüzyılı’na Bursa’nın güçlü imzasını atacak dev bir dönüşüm hamlesini başlattık. KOBİ'lerimize, Bursamıza ve ülkemize hayırlı olsun.” dedi. “Plansızlığın Gölgesinde Yorulan KOBİ’lerimiz İçin Bir Devir Kapanıyor” Bursa’da 8 bini aşkın KOBİ’nin plansız üretim alanlarında faaliyet gösterdiğine dikkati çeken İbrahim Burkay, işletmelerin yüksek maliyetler, yetersiz üretim alanları, lojistik zorluklar ve depolama sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Kapasitesini artırmak, yeni yatırım yapmak, istihdam sağlamak ve ihracatını geliştirmek isteyen firmaların mekân ve altyapı sorunları nedeniyle verimlilik kaybı yaşadığını ifade eden Burkay, “TEKNOSAB’ın genişleme alanında yer alacak ekosistemde firmalarımız artık enerjilerini üretim alanı, altyapı, lojistik ve depolama sorunlarına değil; üretime, ticarete, teknolojiye ve ihracata yönlenecek. KOBİ’lerimizi planlı, nitelikli ve yüksek teknolojili üretim alanlarıyla buluşturuyoruz.” dedi. Başkan Burkay, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un ortaya koyduğu irade, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Fatih Kacır’ın destekleri, Valimiz Sayın Erol Ayyıldız’ın liderliğindeki etkili koordinasyon, Büyükşehir Belediyemizin Başkan Vekili Sayın Şahin Biba’nın ve AK Parti İl Başkanımız Sayın Davut Gürkan’ın destekleri, ilgili kurumlarımızın katkıları, yıllardır sürdürdüğümüz mücadeleyi Bursa için büyük bir kazanıma dönüştürdü. Bu vesileyle, sürece katkı sunan tüm kamu kurumlarımıza ve emeği geçen herkese iş dünyamız adına yürekten teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. “Bursa’nın Taşıyıcı Sektörleri Aynı Merkezde Buluşacak” BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, TEKNOSAB KOBİ OSB bünyesinde Bursa ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesinde önemli paya sahip sektörler için özel kümelenme alanlarının planlandığını açıkladı. Söz konusu projede kimya, plastik ve ambalaj, makine ve metal, kalıp ve otomotiv yan sanayisi, mobilya, kâğıt ve orman ürünleri, elektrik-elektronik ve otomasyon ile tekstil ve hazır giyim sektörlerinin yer aldığını belirten Burkay, ana sanayi firmalarıyla tedarikçilerin aynı üretim ekosisteminde bir araya gelmesiyle işletmeler arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, tedarik zincirlerinin daha verimli hale getirilmesi ve firmaların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılmasının hedeflendiğini söyledi. İbrahim Burkay, KOBİ OSB’de firmalara kesintisiz enerji, fiber internet bağlantısı, ileri arıtma sistemleri, güçlü ulaşım altyapısı, yeşil ve akıllı fabrika imkânları sunulduğunu da ifade etti. İhtiyaca Göre Modüler Üretim Alanları TEKNOSAB KOBİ OSB’de firmaların faaliyet alanlarına, üretim kapasitelerine ve büyüme hedeflerine göre farklı büyüklüklerde modüler üretim alanlarının oluşturulacağını açıklayan İbrahim Burkay, şu bilgileri verdi: “İşletmelerimize 500, 1.000, 2.000 ve 3.000 metrekare büyüklüğünde üretim alanı seçenekleri sunuyoruz. Bağımsız bölümler tek katlı veya iki katlı olarak tasarlanabilecek ve her bir üretim biriminin kendisine ait bağımsız girişi bulunacak. Üretim tesislerinde sektörlerin ihtiyaçlarına göre 6, 9 ve 12 metre tavan yüksekliği seçenekleri yer alıyor. Yapılarda yükleme rampaları, tır erişim alanları ve yük asansörleri bulunacak. Akıllı üretim tesisleri, firmaların ihtiyaçlarına göre tek katlı veya çok katlı olarak hayata geçirilecek. Böylece işletmeler, ihtiyaç duydukları alanı daha verimli kullanabilecek ve yatırım maliyetlerini azaltabilecek.” Vali Ayyıldız: "KOBİ’lerimizin Gücü, Şehrimizin ve Ülkemizin Geleceğidir" Programda konuşan Bursa Valisi Erol Ayyıldız Bursa'nın üretim gücünün temelinde KOBİ'lerin büyük emeği, girişimciliği ve azmi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “KOBİ'lerimizin rekabet gücünü artıracak her yatırım, aynı zamanda şehrimizin ve ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır. TEKNOSAB KOBİ OSB de bu anlayışın güçlü bir yansımasıdır. Yüksek teknoloji odaklı yapısı, akıllı üretim altyapısı ve KOBİ'lere sunacağı gelişim imkânlarıyla Bursa'nın sanayi vizyonuna önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Yatırımcının önünü açan, üretimi destekleyen ve sanayicimizin yanında duran bir anlayışla çalışıyoruz. Bu vesileyle, bu vizyoner projeye öncülük eden Bursa Ticaret ve Sanayi Odamıza, Yönetim Kurulu Başkanımıza, emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyor; TEKNOSAB KOBİ OSB'nin Bursa'mıza, iş dünyamıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum." Şahin Biba: “KOBİ OSB Bugünün Değil Geleceğin Projesidir” Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba da Bursa’nın KOBİ OSB projesiyle öncülük geleneğine yeni ve güçlü bir halka daha eklediğini söyledi. “Mimar bakışıyla KOBİ OSB projesinin yalnızca üretim alanlarını planlı kılmakla kalmadığını ve bugün şehrimizin ihtiyaç duyduğu düzene de kapı araladığını söyleyebilirim.” ifadelerini kullanan Şahin Biba, “Bu proje uzun yılların birikimiyle kentin öncelikli ihtiyaçlarını gözeterek sektörlerin talepleri dinlenerek ince elenip sık dokunarak oluşturulmuş güçlü bir vizyonun ürünüdür. En önemlisi ortak aklın istişarenin ve uzlaşının eseridir.” dedi. Kentin dört bir yanına dağılmış, büyümekte zorlanan, lojistik ve altyapı sorunları yaşayan işletmelerin planlı bir sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösterecek olmasının Bursa'nın geleceği adına son derece önemli bir adım olduğuna işaret eden Şahin Biba, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odamız yıllardır Bursa'nın üretim, ticaret, ihracat ve teknoloji kapasitesinin geliştirilmesi için son derece önemli çalışmalar yürütmektedir. Bu proje de bugünün değil geleceğin projesidir. Bu vesileyle BTSO Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın İbrahim Burkay'a değerli yönetim kurulu üyelerine, meclis üyelerine ve odamızın tüm temsilcilerine Bursa'mız için ortaya koydukları çalışma azmi ve şehrimize sundukları katkılar dolayısıyla teşekkür ediyorum.” Yüzde 30 Peşinat, 36 Aya Varan Vade TEKNOSAB KOBİ OSB için yatırımcıların erişebileceği uygun bir finansman modeli oluşturuldu. Kamu bankaları aracılığıyla sağlanması planlanan finansman desteği kapsamında proje bedelinin yüzde 30’u peşin alınacak. Kalan tutar için yatırımcılara 18, 24 ve 36 aylık vade seçenekleri sunulacak. Projenin kamulaştırma süreci Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından yürütülecek. Belirlenen arazi maliyeti yatırımcılara yansıtılacak. İki katlı üretim alanlarında birim başına düşen maliyetin yarıya kadar azaltılması hedeflenecek. TEKNOSAB KOBİ OSB’de ilk teslimatların Aralık 2027’de yapılması, projenin bütününün ise 4 yıl içerisinde tamamlanması planlanıyor. Organize Ticaret Bölgeleri Kuruluyor TEKNOSAB ekosisteminin önemli bileşenlerinden birini de Organize Ticaret Bölgeleri oluşturuyor. Yapı malzemeleri, makine ve ekipman, elektrik-elektronik ve otomasyon, mobilya ve aksesuarları ile otomotiv yedek parça sektörleri, kendi ihtisas ticaret merkezlerinde faaliyet gösterecek. Organize Ticaret Bölgeleri’nde showroom, ofis, depolama ve lojistik imkanları bir arada sunuluyor. İşletmeler için 200, 300, 500 ve 1.000 metrekare büyüklüğünde modüler alanlar oluşturulacak. Minivan tipi araçların kullanımına uygun tasarlanacak merkezlerde dijital altyapı, modern pazarlama imkanları ve güçlü lojistik bağlantıları yer alacak. Böylece işletmelerin operasyonel maliyetlerinin düşürülmesi ve ticaret hacimlerinin artırılması amaçlanıyor. GIDA OSB İle Tüm Süreçler Tek Merkezden Yönetilecek TEKNOSAB ekosistemi içerisinde Gıda OSB projesi de hayata geçirilecek. Gıda OSB’de üretim, paketleme, soğuk hava depolama, laboratuvar ve sevkiyat birimleri aynı merkezde buluşturulacak. Enerji, su, atık yönetimi, kalite kontrol ve lojistik süreçlerinin tek merkezden yönetilmesiyle ürün güvenliğinin artırılması ve işletmelerin verimliliklerinin geliştirilmesi hedeflenecek. Projeyle Bursa’nın tarım ve gıda alanındaki güçlü potansiyeli modern sanayi altyapısıyla bir araya getirilecek. İnşaat Sektörüne Özel Depolama Alanları İnşaat sektörünün depolama, işleme ve sevkiyat ihtiyaçlarına yönelik özel lojistik alanları da TEKNOSAB bünyesinde oluşturulacak. Projede ortak depolama alanları, güçlendirilmiş zeminler, ihtiyaca göre büyüyebilen açık saha parselleri, kapalı ve yarı açık alanlar ile geniş ulaşım koridorları yer alacak. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren firmaların depolama ve sevkiyat süreçlerini aynı merkezden yönetmesi sağlanarak maliyetlerin düşürülmesi ve operasyonel verimliliğin artırılması amaçlanıyor. Savunma Ve Havacılık Firmaları Defence Hub’da Buluşacak TEKNOSAB ekosisteminin stratejik projeleri arasında yer alan Defence Hub, savunma ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren firmaları aynı merkezde buluşturacak. Merkezde yer alan işletmelerin teşvik ve desteklerden daha etkin şekilde yararlanması, Bursalı firmaların yerlileştirme kapasitesinin artırılması, kalite ve sertifikasyon süreçlerinin hızlandırılması hedefleniyor. Ar-Ge, inovasyon ve ileri teknoloji girişimlerinin destekleneceği Defence Hub ile Bursa firmalarının savunma sanayisi projelerinde daha aktif rol üstlenmesi amaçlanıyor. Lojistik Teknopark İlk Yılında Yüzde 126 Değer Kazandı TEKNOSAB ekosisteminde Girişim Sermayesi Yatırım Fonu modeliyle hayata geçirilen Lojistik Teknopark’ın ardından bölgede yine aynı modelle TEKNOSAB Data Center hayata geçiriliyor. Ekosistemin dijital kalbi olarak konumlandırılacak veri merkezi, firmalara güvenli, hızlı ve kesintisiz dijital altyapı sunacak. Fiziksel ve siber güvenlik imkanlarına sahip olacak merkez sayesinde KOBİ’lerin yüksek maliyetli bireysel sunucu yatırımları yapmasına gerek kalmayacak. Veri merkezinin, Bursa sanayisinin yapay zeka, akıllı üretim, veri yönetimi ve dijital dönüşüm kapasitesini geliştirmesi hedefleniyor. TEKNOSAB Teknopark İle Fikirler Ürüne Dönüşecek TEKNOSAB Teknopark bünyesinde sanayi, teknoloji ve AR-GE faaliyetleri aynı merkezde buluşturulacak. Akademik bilginin üretime aktarılacağı teknoparkta kuluçka merkezleri, test laboratuvarları ve mentörlük hizmetleri sunulacak. Yapay zeka, akıllı üretim ve ileri teknoloji alanlarındaki girişimlerin desteklenmesiyle yenilikçi fikirlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi ve Bursa sanayisinin dijital dönüşümünün hızlandırılması amaçlanıyor. TEKNOSAB’da Serbest Bölge Oluşturulacak Proje kapsamında TEKNOSAB bünyesinde bir serbest bölge de kurulacak. Serbest bölgeyle TEKNOSAB’da üretilen katma değerli ürünlerin küresel pazarlarla daha hızlı ve düşük maliyetle buluşturulması hedeflenecek. Firmalara gümrük, vergi ve mevzuat avantajları sunacak serbest bölge, TEKNOSAB’ın demir yolu, kara yolu, otoyol ve liman bağlantılarıyla entegre biçimde faaliyet gösterecek. Projenin Bursa’nın dış ticaret ve ihracat kapasitesine önemli katkı sunması bekleniyor. KOBİ’lerin Finansmana Erişimi Tek Merkezden Sağlanacak TEKNOSAB ekosisteminde hayata geçirilecek “KOBİ Diyalog” merkeziyle işletmelerin finansmana ve danışmanlık hizmetlerine erişimi tek bir noktadan sağlanacak. Merkezde kamu ve özel bankaların KOBİ şubeleri ile KOSGEB, Kredi Garanti Fonu ve İhracatı Geliştirme AŞ gibi kuruluşların temsilcileri hizmet verecek. KOBİ’lere finansman, teminat, kredi derecelendirmesi, borç yönetimi, vergilendirme ve dijital dönüşüm alanlarında destek sağlanacak. Yapay zeka destekli analizlerin de kullanılacağı merkezde, firmalara mali ve kurumsal yapılarını geliştirmeye yönelik danışmanlık hizmetleri sunulacak. “TEKNOSAB KOBİ OSB’de Başvurular Başladı” Tanıtım programıyla birlikte “TEKNOSAB KOBİ OSB’de Ben de Varım” adıyla ön talep süreci de başlatıldı. Firmalar, https://kobiosb.teknosab.org.tr/ uzantılı web sitesinden vergi numaraları veya oda sicil numaralarıyla sisteme giriş yaparak başvurularını gerçekleştirebiliyor

DHL Group yılın ilk çeyreğinde kazanç artışı elde etti Haber

DHL Group yılın ilk çeyreğinde kazanç artışı elde etti

Bu gerilemenin temel nedeni kur etkileri oldu.Faaliyet kârı 1,5 milyar Euro’ya yükseldi. (2025 birinci çeyrek: 1,4 milyar Euro)Kârlılıkta devam eden iyileşme: Faaliyet kârı (EBIT) yüzde 7,3 (2025 birinci çeyrek: yüzde 6,6)Operasyonel performans serbest nakit akışına da yansıdı (birleşme ve satın almalar hariç), 1,2 milyar Euro’ya yükseldi. (2025 birinci çeyrek: 732 milyon Euro)2026 yılına ilişkin öngörüler teyit edildi: 6,2 milyar Euro’nun üzerinde EBIT ve yaklaşık 3 milyar Euro serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) bekleniyor.CEO Tobias Meyer: “Özellikle jeopolitik belirsizliklerin yaşandığı dönemlerde, güçlü küresel ağımızın ve deneyimli yerel yönetim ekiplerimizin avantajları net şekilde ortaya çıkıyor. Deniz yollarının kesintiye uğradığı ve hava sahalarının kısıtlandığı koşullara rağmen yükleri taşımaya ve müşterilerimizin tedarik zincirlerini çalışır durumda tutmaya devam ediyoruz.” 25 05 2026 – DHL Group, jeopolitik dalgalanmalara ve devam eden ticaret gerilimlerine rağmen 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptı. Organik bazda grup geliri yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,0 artış gösterdi. Kur etkilerinin ağırlıklı etkisiyle raporlanan gelir yıllık bazda yüzde 1,9 düşerek 20,4 milyar Euro seviyesinde gerçekleşti. DHL Group, aktif kapasite yönetimi, yapısal maliyet iyileştirmeleri ve gelir verimliliğini artırmaya yönelik uygulamaları sayesinde faaliyet kârını (EBIT) yüzde 8,3 artışla 1,5 milyar Euro’ya yükseltti. EBIT marjı ise yıllık bazda 0,7 puan artarak yüzde 7,3 seviyesine ulaştı. Satın alınan varlıklara yönelik sermaye harcamaları (capex) yıllık bazda 518 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 12,4 artış gösterdi. Artışın büyük bölümü Supply Chain ile Post & Parcel Germany bölümlerindeki yatırımlardan kaynaklandı. Serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) yüzde 65 artışla 1,2 milyar Euro’ya yükseldi. Grup net kârı 812 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 3,3 artış gösterdi. Hisse başına temel kazanç 0,73 Euro oldu (2025 birinci çeyrek: 0,68 Euro), bu da yüzde 6,6 artışı gösterdi. CEO Tobias Meyer, “Yılın ilk üç ayının ardından yıl sonu hedeflerimize ulaşma yolunda doğru bir çizgide ilerliyoruz. Yıla güçlü başlangıcımız, iş modelimizin dayanıklılığını ve verimlilik önlemlerimizin etkisini ortaya koyuyor. Jeopolitik kesintilere rağmen müşterilerimizin tedarik zincirlerini kesintisiz şekilde desteklemeye devam ediyoruz. Engellenen deniz yollarına ve kapalı hava sahasına rağmen, yük taşımaya ve müşterilerimizin tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesini sağlamaya devam ediyoruz” dedi. Strateji 2030 kapsamında yatırımlar Strateji 2030 doğrultusunda DHL Group, operasyonel verimliliğe ve güçlü müşteri talebinin bulunduğu bölge ve sektörlere yatırım yapmayı sürdürüyor. Grup, hızla büyüyen veri merkezi pazarındaki yetkinliklerini genişletiyor ve Kuzey Amerika’da 2026 sonuna kadar toplam 650.000 metrekareyi aşan kapasiteye sahip ondan fazla yeni depo sahası eklemeyi planlıyor. Yeni tesisler, hızlı büyüyen veri merkezi operatörlerinin yüksek güvenilirlik ve güvenlik gerektiren tedarik zinciri ihtiyaçlarını kar üzere tasarlandı. DHL Group ayrıca Boeing 777 kargo uçak filosunun yenilenmesiyle operasyonel verimliliğini artırmaya devam ediyor. 2019’da başlatılan filo yenileme programı sayesinde grup, dünyanın en yakıt verimli kargo uçağı filosunu işletiyor. Buna ek olarak şirket, paket ve posta altyapısını ve araç filosunu modernize etmeyi sürdürüyor. 2025 sonu itibarıyla Almanya’daki teslim alma ve dağıtım operasyonlarında kullanılan elektrikli araç oranı yaklaşık yüzde 60’a ulaştı. Bu dönüşüm, kaliteyi artırmayı ve azalan mektup posta hizmeti ile büyüyen paket teslimat işini entegre etmeyi amaçlıyor. Öngörüler teyit edildi Grup, 2026 yılı boyunca jeopolitik belirsizliklerin devam etmesini bekliyor. DHL Group, verimlilik artışı ve gelecekteki büyümeye yönelik yatırımlara odaklanmayı sürdürüyor. 2026 mali yılı için, 6,2 milyar Euro’nun üzerinde faaliyet kârı (EBIT) ve yaklaşık 3 milyar Euro serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) beklentisini koruyor.

Samsung’da grev alarmı maliyet 20 milyar doları aşabilir Haber

Samsung’da grev alarmı maliyet 20 milyar doları aşabilir

Sendikalı çalışanlar, performansa dayalı ikramiyelerin artırılması talebiyle 21 Mayıs-7 Haziran tarihleri arasında greve gitmeyi planladıklarını açıkladı. Grev kararının özellikle yarı iletken üretimi ve küresel teknoloji tedarik zinciri üzerinde baskı oluşturabileceği belirtiliyor. Yönetimden müzakere mesajı Samsung yönetimi yaptığı açıklamada, sendika ile görüşmelerin süreceğini belirterek şirketin rekabet gücünün korunmasının öncelikli olduğunu vurguladı. Açıklamada, küresel ekonomik koşulların zorlu olduğuna dikkat çekilirken, yönetimin şirketin geleceği için sorumlu hareket edeceği ifade edildi. Şirket ayrıca çalışanlardan mevcut süreçte operasyonların sürdürülebilirliği için destek beklediklerini bildirdi. Güney Kore hükümeti devrede Güney Kore Çalışma Bakanı Kim Young-hoon da taraflara müzakereleri sürdürme çağrısı yaptı. Bakanlık, grevin büyümeden çözülebilmesi için görüşmelere destek vereceklerini açıkladı. Samsung’daki gelişmeler, Güney Kore ekonomisi açısından kritik başlıklar arasında görülüyor. Yarı iletken üretimi risk altında Samsung, dünya yarı iletken ve elektronik sektörünün en büyük üreticileri arasında yer alıyor. Bu nedenle olası üretim aksaklıklarının yalnızca şirketi değil, küresel teknoloji piyasasını da etkileyebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre özellikle çip üretiminde yaşanabilecek gecikmeler: elektronik üreticilerini,otomotiv sektörünü,yapay zekâ donanım tedarikini,veri merkezi yatırımlarını doğrudan etkileyebilir. 20,3 milyar dolarlık risk Analistler, planlanan grevin uzaması halinde Samsung’un milyarlarca dolarlık üretim ve gelir kaybıyla karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor. Yaklaşık 20,3 milyar dolarlık olası maliyet hesabının; üretim kaybı,tedarik zinciri gecikmeleri,sipariş ertelemeleri ve küresel yarı iletken piyasasındaki fiyat etkilerini kapsadığı ifade ediliyor.Küresel teknoloji piyasaları yakından izliyor Samsung’daki grev süreci, yalnızca Güney Kore’de değil küresel piyasalarda da dikkatle takip ediliyor. Özellikle son dönemde jeopolitik gerilimler, enerji maliyetleri ve çip sektöründeki rekabet baskısı nedeniyle teknoloji üreticileri zaten zorlu bir süreçten geçerken, olası uzun süreli bir grevin sektörde yeni kırılmalar yaratabileceği değerlendiriliyor.

Türkiye, veri merkezi ve pil fabrikası için cazip bir pazar Haber

Türkiye, veri merkezi ve pil fabrikası için cazip bir pazar

Kılıç, “Bugün turizm yatırımlarından daha fazla ihtiyaç duyulduğuna inandığımız veri merkezlerinde Türkiye, Polonya’dan sonra Avrupa’daki en cazip pazar. Elektrikli araçların artmasına paralel olarak ihtiyaç duyulan lityum pil fabrikaları içinse yerli-yabancı pek çok firma yatırım arifesinde. Biz de bu tür yeni yatırımların proje yönetiminde aktif rol almayı planlıyoruz” dedi Dünyada 60’tan fazla ülkede ofisi bulunan Kuzey Amerika merkezli uluslararası inşaat ve proje yönetimi şirketi Turner International için 10 yıldır aktif olarak faaliyet gösterdiği Türkiye, en stratejik pazarlardan biri oldu.  Turner International Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü Mehmet Sami Kılıç, Türkiye’nin gerek doğu ve batı arasında bir köprü görevi gören jeopolitik konumu gerekse iklimi ve potansiyeli ile yakın gelecekte pek çok yeni yatırımın odak noktası olacağını öngördüklerini kaydetti. Global yatırım trendini değerlendiren Kılıç, “ Global arenada veri merkezi, lojistik ve artan elektrikli araçların beraberinde getirdiği lityum pil fabrika yatırımları alanlarındaki projeler ön plana çıkıyor. Bu alanlarda ABD’de müteahhitlik alanında aktif olduğumuz için, şimdi bu yatırım dalgasının proje yönetim ayağı üzerinden Türkiye’ye hızla yaklaştığını görüyoruz. Ülkemizde kısa ve orta vadede bu yatırımlarda hızlı bir ilerleme kaydedileceğini öngörüyoruz” dedi. Yerli yabancı pek çok veri merkezi yatırımcısı sırada Dünyada veri merkezi ihtiyacının ve data depolamanın öneminin pandemiden sonra arttığını hatırlatan Kılıç, “Biz de uluslararası bir firma olarak bu alanda ortaklıklarımızı global anlamda geliştirdik. Bu stratejimizin önemli bir ayağı olan Türkiye, şu anda Polonya’dan sonra Avrupa’da veri merkezi için en cazip ülke. Türkiye’nin hem veri merkezi hem lojistik yatırımlarında cazip olmasının en önemli nedenleri, doğu ve batının arasında olan jeopolitik konumu, veri merkezlerinin gerektirdiği ılıman iklimi, iş gücünün nispeten daha ucuz olması ve teknik çalışanların da diğer ülkelere oranla kalifiye olması” şeklinde konuştu. Yabancı firmalar kadar yerli firmaların da bu alanda yatırım talepleri bulunduğunu belirten Kılıç, “Veri merkezi alanında lider olan ABD’de özellikle Turner olarak bizzat çalıştığımız Facebook ve Amazon gibi firmalar, pazar paylarını bu alanda yatırım yaparak gittikçe artırıyor. Bu alanda ABD dışında İspanya, İrlanda ve İngiltere’de de çalışmalarımız var. Şimdi yurtdışındaki bilgi birikimimizi Türkiye’ye aktararak, Equinix ile veri merkezi projesinde bu alanda spesifik uzmanlığı olan ekibimizle birlikte çalışıyoruz. Büyük bir pazar vaat eden Türkiye’de veri merkezi alanında spesifik takımların kurulması sadece proje yönetimi açısından değil, inşaat firmaları açısından da elzem bir hal aldı. ‘İstanbul veya Türkiye’nin otele mi ihtiyacı var, veri merkezine mi ihtiyacı var?’ diye bakarsak veri merkezinin daha büyük bir ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim.” değerlendirmesini yaptı. Elektrikli araçlar, pil üretimini zorunlu kılacak Deneyimli oldukları bir diğer alanın ‘lityum pil fabrikaları’ olduğunu ve elektrikli araçlara geçiş sürecinin dünyada olduğu kadar Türkiye’de de hızla ilerlediğini vurgulayan Kılıç, “Halihazırdaki önde gelen otomobil üreticileri, elektrikli araçların zorunlu olarak kullandığı lityum pilleri üretmiyor, ithal ederek montajını gerçekleştiriyor. Ancak hem pillerin ithalat maliyetinin yüksekliği, hem de önümüzdeki dönemde ihtiyacın artmasına paralel olarak üretim şart olacak. TOGG ile elektrikli araç konusunda büyük bir adım atılan Türkiye’de bu alanda katma değerli yatırımlar başlayacak. Yurtdışı bağlantılarımız dolayısıyla yeni pil fabrikası yatırımlarının da pazara gireceğini duyuyoruz. Bunlardan biri Ankara’da büyük bir yatırım olması planlanıyor biz de özellikle yabancı yatırımcıların olduğu bu tür projelerin Türkiye’de kurulmasına ön ayak olmayı hedefliyoruz” diye konuştu. Kılıç pil fabrikalarının endüstriyel binalardan farklı olarak daha önce yapılmamış, özel bir ekspertiz gerektirdiğine, nem kontrolü, pek çok kimyasalın korunması ve saklanması noktalarında uzmanlık isteyen özel bir yapılanmayı şart koştuğuna da dikkati çekti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.