SON DAKİKA
Hava Durumu

#Türkiye

Ekometre - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Muzaffer Çilek’e Bosna Hersek’ten 4. dönem görevi Haber

Muzaffer Çilek’e Bosna Hersek’ten 4. dönem görevi

Çilek, yeni dönem buyrultusunu Bosna Hersek Ankara Büyükelçisi Mirsada Çolakoviç’ten aldı. Türkiye ile Bosna Hersek arasında ticari, kültürel ve diplomatik bağları güçlendiren çalışmalar gerçekleştiren Muzaffer Çilek, Bosna Hersek Bursa F. Konsolosluğu görevine yeniden atandı. Bosna Hersek Ankara Büyükelçisi Mirsada Çolakoviç, yeni dönem F. Konsolosluk buyrultusunu düzenlenen törenle Muzaffer Çilek’e takdim etti. Bosna Hersek Ankara Büyükelçisi Mirsada Çolakoviç, dost ve kardeş iki ülkenin ilişkilerinin her geçen yıl daha da geliştiğini, bunda Bursa F. Konsolosluğu’nun da önemli bir payı olduğunu belirterek, F. Konsolosluk buyrultusunu Muzaffer Çilek’e takdim etmekten mutluluk duyduğunu kaydetti. Çolakoviç, “Muzaffer Çilek’e 16 yıllık üstün emekleri için çok teşekkür ediyorum. Bundan sonrası için de başarılı çalışmalarının artarak devamını temenni ediyorum” dedi. "İki Ülke Arasındaki Dostluğu ve Ticareti Büyütmeye Devam Edeceğiz" Yeni dönem görevlendirmesine ilişkin değerlendirmede bulunan Muzaffer Çilek, "2009 yılından bu yana gururla yürüttüğüm bu göreve yeniden layık görülmekten büyük mutluluk duyuyorum. Yeni dönemde de Türkiye ile Bosna Hersek arasındaki köklü dostluğu pekiştirmek, iki ülke arasındaki ticari ve sosyal iş birliklerini daha ileriye taşımak için çalışmayı sürdüreceğiz” dedi. Bebek, çocuk ve genç odası sektöründe 5 kıtada 50’den fazla ülkeye ihracat yapan Çilek Mobilya’nın kurucusu olan Bosna Hersek kökenli iş insanı Muzaffer Çilek, 2009 yılından bu yana Bosna Hersek’te tarım, inşaat, enerji ve turizm alanlarında önemli yatırımlara imza attı. Bosna Hersek’teki hizmetleri nedeniyle ülke vatandaşlığı da bulunan Çilek, aynı zamanda kurucusu ve başkanı olduğu Bosna Hersek ile İlişkileri Geliştirme Merkezi Vakfı (BİGMEV) aracılığıyla iki ülke arasında ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında stratejik projeler yürütüyor. Türkiye’de eğitim gören Boşnak öğrencileri destekleyen BİGMEV, üniversiteler, kalkınma ajansları ve kardeş belediyelerle ortak projeler hayata geçiriyor, karşılıklı ticaretin geliştirilmesi için ara yüz olarak büyük destek veriyor. Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi eski Üyesi Bakir İzzetbegoviç’in resmi danışmanlığı görevini de yapan Muzaffer Çilek, halen Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye Bosna-Hersek İş Konseyi Başkanı. Çilek, İzzetbegoviç ailesi ile birlikte Alija Izetbegoviç Vakfı kurucuları arasında bulunuyor. Bugün çalışmalarını dünyada az örneği bulunan bir binada gerçekleştiren F. Konsolosluk ve BİGMEV, yeni dönemde ilişkileri daha da pekiştirmek amacıyla projelerine devam edecek.

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj Haber

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj

Türk sanayisinin Gümrük Birliği sayesinde Avrupa değer zincirlerine derin biçimde entegre olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Avrupa’nın maliyetlerini ve küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını güçlendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA), Türkiye açısından kritik bir başlık haline geldi. Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026’da açıklanan yasa teklifi, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki yasama sürecinden geçiyor. Teklifte çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojiler gibi stratejik alanlarda “Made in EU” ve düşük karbon şartlarının kamu alımları ile destek mekanizmalarında kullanılması öngörülüyor. Yasanın nihai kapsamı henüz kesinleşmezken, Türkiye’nin AB’nin yeni sanayi politikasında nasıl konumlandırılacağı Ankara ile Brüksel arasındaki temasların önemli gündem maddelerinden biri oldu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 16-17 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda da Türkiye’nin AB ile 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığının ve mevcut ticari entegrasyonunun dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye üçüncü ülke kategorisinde görülmemeli Türkiye açısından temel argüman, Türk sanayisinin Çin, Hindistan veya diğer üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa sanayi ve tedarik zincirleriyle güçlü biçimde bütünleşmesini sağladı. Bu nedenle “Made in EU” uygulamasının Türkiye’nin mevcut entegrasyon seviyesini göz ardı edecek biçimde uygulanmasının hem Türk üreticiler hem de Avrupa sanayisi açısından sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. AB Komisyonu’nun Nisan 2026’da verdiği bir yanıtta ise IAA teklifinin Gümrük Birliği’ni değiştirmediği, ayrıca Türkiye gibi AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ve ilgili koşulları sağlayan içeriğin, teklif kapsamındaki “Union origin” şartları bakımından Birlik menşeli içerikle eşdeğer kabul edildiği belirtildi. “Made in EU” tartışmasında Türkiye detayı Türk iş dünyasının yakından takip ettiği başlıklardan biri de IAA kapsamındaki menşe ve yerli içerik kriterleri. Yasanın nihai metni üzerindeki görüşmeler devam ederken, “Made in EU” yaklaşımının Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirme amacıyla nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Türkiye açısından kritik nokta ise mevcut Gümrük Birliği entegrasyonunun bu kuralların dışında bırakılıp bırakılmayacağı. AB Konseyi’ndeki değerlendirmelerde de “Made in EU” yaklaşımının ithalata bağımlılığı azaltabileceğini savunan ülkelerin yanı sıra, uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve değer zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin çekinceler dile getiriliyor. Avrupa sanayisi de maliyetle karşılaşabilir Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca Türk üreticiler açısından değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Otomotivden makineye, demir-çelikten kimyaya kadar birçok alanda Avrupalı üreticiler Türkiye’deki tedarikçilerle uzun süredir entegre biçimde çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinden uzaklaştırılması halinde tedarik maliyetlerinin yükselmesi, teslim sürelerinin uzaması ve tedarik güvenliğinin zayıflaması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından yalnızca bir ihracat pazarı değil, üretim ve tedarik zincirinin tamamlayıcı bir parçası olduğu vurgulanıyor. Otomotivde kritik eşik “Made in EU” tartışmasının en kritik alanlarından biri otomotiv sektörü. IAA kapsamında otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde Avrupa üretimini ve yerli içeriği artırmaya yönelik politikalar gündemde bulunuyor. Avrupa otomotiv tedarik sanayisini temsil eden CLEPA da Avrupa’nın rekabet gücünün yalnızca araç montajına değil, parçalar ve kritik teknolojiler dahil olmak üzere tüm değer zincirine bağlı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’nin otomotiv üretimi ve tedarik altyapısı, Avrupa’nın dönüşüm sürecinde önemli bir tamamlayıcı kapasite olarak öne çıkıyor. CLEPA: Rekabet gücünün temeli tedarik zinciri Tartışmalarda öne çıkan çalışmalardan biri, CLEPA tarafından Roland Berger’e hazırlatılan Avrupa otomotiv tedarik zincirinin rekabet gücüne ilişkin analizler oldu. Çalışmalarda Avrupa otomotiv tedarikçilerinin araç değerinin önemli bölümünü oluşturduğu ve küresel rekabet koşullarının Avrupa’daki üretim kapasitesi üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. CLEPA, Avrupa’nın rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca nihai araç üretimine değil, parçalar, elektronik, yazılım ve diğer kritik bileşenlerden oluşan geniş tedarik zincirine odaklanılması gerektiğini savunuyor. CLEPA’nın değerlendirmelerine göre Avrupa’daki otomotiv tedarikçilerinin oluşturduğu değer, sektörün toplam rekabet gücünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “Made in Europe” politikalarının tedarik zincirinin tamamını dikkate alacak biçimde tasarlanması gerektiği ifade ediliyor. Rekabet montajla sınırlı değil Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel başlıklar şöyle sıralanıyor: Araç montajı tek başına yeterli değil: Avrupa’da aracın monte edilmesi kadar kritik parçaların ve teknolojilerin de değer zinciri içinde üretilmesi önem taşıyor.Katma değer tedarik zincirine yayılıyor: Motor, elektronik, güç elektroniği, yazılım ve şasi sistemleri gibi bileşenler rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.Tedarik zinciri korunmalı: Avrupa’nın küresel rekabette güçlü kalabilmesi için yalnızca nihai ürün üretimine değil, üretimin tamamını destekleyen tedarik altyapısına odaklanması gerekiyor.Çin ve ABD rekabeti bütüncül kapasite gerektiriyor: Avrupa’nın küresel rekabette teknoloji, üretim kapasitesi ve tedarik güvenliğini birlikte güçlendirmesi gerekiyor. CLEPA’nın 2026 yılı analizleri de Avrupa otomotiv tedarikçilerinin küresel maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunmasının önemini ortaya koyuyor. “Avrupa duvar örmek yerine zinciri güçlendirmeli” Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu da Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için Türkiye ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da son dönemde öne çıkan “Made in EU” yaklaşımının yerine, Türkiye gibi yakın ve entegre üretim merkezlerini de kapsayan “Made with Europe” anlayışının daha rekabetçi bir model oluşturabileceğini ifade eden Silahtaroğlu, Türkiye’nin Avrupa açısından yalnızca bir tedarikçi değil, stratejik bir üretim ortağı olduğunu söyledi. Silahtaroğlu, Çin’in üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile ABD’nin teknoloji ve sermaye gücü karşısında Avrupa’nın yakın coğrafyadaki güvenilir üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye dışlanırsa tedarik süresi uzayabilir Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin sistem dışına itilmesinin maliyetleri artırabileceği ve tedarik sürelerini uzatabileceği değerlendirmesinde bulundu. Silahtaroğlu, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet gücünü artırmak için yeni ticari duvarlar oluşturmak yerine mevcut ve güvenilir değer zincirlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ürün çeşitliliği avantajı Türk otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, ürün çeşitliliği ve teknik yetkinlikleriyle de Avrupa açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin motor parçaları, fren sistemleri, filtreler, süspansiyon bileşenleri, elektrik-elektronik parçalar ve kablo sistemleri gibi geniş bir ürün grubunda üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Silahtaroğlu, hızlı teslimat kabiliyeti, ürün çeşitliliği ve maliyet avantajının Avrupa satış sonrası pazarında tedarik sürekliliğine katkı sağladığını belirterek, Türkiye ile sanayi entegrasyonunun derinleştirilmesinin Avrupa’nın dönüşüm kapasitesini ve küresel rekabet gücünü destekleyeceğini söyledi.

Sanayi üretiminde temmuzda düşüş Haber

Sanayi üretiminde temmuzda düşüş

Türkiye’nin sanayi üretiminde temmuz ayında zayıflama görüldü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, sanayi üretim endeksi hem aylık hem de yıllık bazda geriledi. Sanayi üretimi, temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,3 azaldı. Aylık bazda ise düşüş yüzde 1 oldu. Elektrik ve gaz üretiminde sert düşüş Ana sanayi gruplarına bakıldığında temmuz ayında farklı sektörlerde ayrışma görüldü. Madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi yıllık bazda yüzde 3,8 geriledi. İmalat sanayisi endeksi ise aynı dönemde yüzde 0,3 arttı. Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektöründe ise yıllık düşüş yüzde 5,6 olarak gerçekleşti. Böylece yıllık bazda en sert gerileme bu sektörde kaydedildi. Sanayide aylık kayıp yüzde 1 Temmuz ayında sanayi üretimindeki zayıflama aylık verilerde de görüldü. Madencilik ve taş ocakçılığı sektörü üretimi bir önceki aya göre yüzde 2,2 azalırken, imalat sanayisi üretimi yüzde 0,8 geriledi. Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektöründe de aylık bazda yüzde 2,2 düşüş yaşandı. İmalat sanayisinde yıllık artış sınırlı kaldı Sanayinin en büyük bileşeni olan imalat sanayisi, yıllık bazda sınırlı da olsa artış kaydetti. Sektörün üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,3 yükseldi. Buna karşın imalat sanayisinde aylık bazda yüzde 0,8'lik gerileme yaşanması, temmuz ayında üretim aktivitesinin kısa vadede zayıfladığını gösterdi. Temmuz verileri, sanayi üretiminde özellikle elektrik ve gaz üretimi ile madencilik sektörlerindeki düşüşün toplam görünümü aşağı çektiğine işaret etti.

Türk-Mısır savunma iş birliğinde yeni adım Haber

Türk-Mısır savunma iş birliğinde yeni adım

Türkiye ile Mısır arasındaki savunma sanayisi iş birliğinde yeni bir adım atıldı. HAVELSAN ve Arap Endüstrileşme Teşkilatı (AOI), ortak geliştirilen HAMZA-1 İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) satışı konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma, Mısır’da düzenlenen El Alamein Uluslararası Havacılık Fuarı 2026 kapsamında imzalandı. Ortak üretimden satış aşamasına HAVELSAN ile AOI arasında 26 Ağustos 2025’te imzalanan stratejik iş birliği anlaşması, dikey kalkış ve iniş kabiliyetine sahip otonom insansız hava araçlarının Mısır’da ortak üretimini kapsıyordu. Bu kapsamda geliştirilen HAMZA-1’in ilk sistemi, Aralık 2025’te Kahire’de düzenlenen EDEX 2025’te tanıtılmıştı. Yeni satış anlaşmasıyla birlikte proje, ortak üretim aşamasından ticari teslimat sürecine geçti. HAMZA-1’in üretiminde iki ülkenin kabiliyetleri birleştirildi HAMZA-1 programında HAVELSAN’ın otonom sistemler alanındaki mühendislik ve teknoloji birikimi ile AOI’nin Mısır’daki üretim altyapısının bir araya getirilmesi hedefleniyor. HAVELSAN’ın daha önce farklı görev konseptleri için geliştirdiği BAHA, BOZBEY, POYRAZ ve BULUT gibi insansız hava aracı platformlarından elde ettiği teknoloji birikiminin de HAMZA-1 programına aktarıldığı belirtiliyor. Dikey kalkış ve iniş özelliği sayesinde özel bir pist ihtiyacını ortadan kaldıran HAMZA-1, otonom görev kabiliyetiyle farklı operasyonel ihtiyaçlara yönelik kullanılabilecek bir platform olarak geliştirildi. Teslimatlar farklı kullanıcılara yapılacak İmzalanan satış anlaşması kapsamında HAMZA-1 sistemlerinin farklı kullanıcılara teslim edilmesi planlanıyor. Anlaşmanın, iki ülke arasındaki savunma teknolojileri alanındaki iş birliğinin yanı sıra Türkiye ile Mısır arasında ortak üretim ve teknoloji transferine dayalı yeni projelerin önünü açması bekleniyor. HAVELSAN ile AOI arasındaki HAMZA-1 çalışması, böylece ortak geliştirme ve üretimin ardından satış ve teslimat aşamasına ulaşan bir savunma sanayisi projesi haline geldi.

Yıldırımlı dartçılardan milli gurur Haber

Yıldırımlı dartçılardan milli gurur

Yıldırım Belediyespor Kulübü, Avusturya’nın Wagram kentinde düzenlenen Uluslararası Avusturya Açık Dart Turnuvası’na damga vurdu. Türkiye Dart Milli Takımı farklı kategorilerde topladığı 21 madalyayla turnuvayı 3’üncü tamamlarken, Yıldırım Belediyespor Kulübü’nün genç sporcuları elde ettikleri derecelerle bu başarıya önemli katkı sağladı. Ay yıldız forma altında Bursa’yı başarıyla temsil eden Yıldırım Belediyespor Kulübü’nün genç sporcusu Sidal Nur Çoban, 4 farklı kategoride madalya kazandı. Çoban, elde ettiği derecelerle milli takımın başarısında büyük pay sahibi oldu. Şampiyonada mücadele eden bir diğer Yıldırım Belediyesporlu sporcu Toprak Aras ise üstün performansını 1 madalya kazanarak taçlandırdı. Ayrıca Yıldırım Belediyespor Kulübü’nün dart antrenörü Yusuf Duman da kafile başkanı olarak görev yaptı. Sporda öne çıkan yıldırım Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Uluslararası Avusturya Açık Dart Turnuvası’nda Türkiye’yi ve Bursa’yı başarıyla temsil eden sporcuları tebrik etti. Başkan Yılmaz, “Ay-yıldızlı bayrağımızı uluslararası turnuvada dalgalandıran genç sporcularımızı yürekten kutluyorum. Sidal Nur Çoban ve Toprak Aras’ın ülkemize yeni gururlar yaşatacağına inanıyorum. Spora yaptığımız yatırımların uluslararası turnuvalarda madalya olarak geri dönmesi bizler için büyük bir mutluluk kaynağı. ‘Spor kenti Yıldırım’ hedefimiz doğrultusunda gençlerimizi desteklemeye ve yeni şampiyonlar yetiştirmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Otomotiv ihracatı Ağustosta 2,8 milyar dolar Haber

Otomotiv ihracatı Ağustosta 2,8 milyar dolar

Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay ise yüzde 11,9 oldu. Yılın ilk sekiz ayında otomotiv endüstrisi ihracatı ise 27,2 milyar dolar barajını aştı. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, “Euro/TL kur artışı enflasyona göre çok geride kalıyor, satışımız döviz ile ama giderlerimizin önemli bir kısmı TL bazında ve uzun süredir artarak devam eden €/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor” dedi. Ağustos ayında en büyük ürün grubu olan Tedarik Endüstrisi ihracatı 1 milyar 208 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yılın ocak-ağustos döneminde ise tedarik endüstrisi ihracatı 10 milyar 677 milyon dolara ulaştı ve toplam otomotiv ihracatından yüzde 39,2 pay aldı. Ağustos ayında Binek Otomobiller ihracatı 626 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı 521 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı 189 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı 184 milyon dolar oldu. Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu. Almanya liderliğini korudu Geçen ay Almanya, 489 milyon dolarlık ihracat rakamı ile en fazla ihracat yapılan ülke konumunu sürdürdü. Birleşik Krallık, 305 milyon dolarlık ihracat ile ikinci büyük pazar oldu. Üçüncü büyük pazar Fransa’ya yönelik ihracat ise 288 milyon dolar olarak gerçekleşti. AB Ülkelerinin payı yüzde 70 Ağustos ayında Avrupa Birliği Ülkeleri yüzde 70 pay ile Ülke Grubunda ilk sıradaki yerini korudu. AB Ülkelerine ihracat ise 1 milyar 942 milyon dolar oldu. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 13 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer aldı. Yılın ilk sekiz ayı bütününde ise AB ülkeleri yüzde 74 pay ve 20 milyar 60 milyon dolar ihracat ile en önemli pazar konumunu sürdürdü.

EİB'den Ağustos ayında 1 milyar 605 milyon dolarlık ihracat Haber

EİB'den Ağustos ayında 1 milyar 605 milyon dolarlık ihracat

Türkiye’nin ihracatı ise Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8 artışla 23 milyar 466 milyon dolar oldu. EİB’nin 2026 yılının Ocak-Ağustos döneminde ihracatı yüzde 5 artışla 12 milyar 784 milyon dolar olurken son bir yıllık dönemde ihracatı ise yüzde 4 artışla 19 milyar 129 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sanayi ihracatı Ağustos ayında yüzde 1 artışla 824 milyon dolar, tarım ihracatı yüzde 6 artışla 632 milyon dolar, madencilik ihracatı ise yüzde 38 artışla 148 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 206 milyon dolarlık ihracatla zirvedeki yerini korudu. Ege Maden İhracatçıları Birliği yüzde 38 artışla 148 milyon dolarlık ve Ege Tütün İhracatçıları Birliği yüzde 38 artışla 121 milyon dolarlık döviz getirerek Ağustos ayında ihracatını en fazla artıran Birlikler oldu. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 11 artışla 175 milyon dolarlık ihracatla Ağustos ayını geride bıraktı. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği yüzde 13 artışla 112 milyon dolarlık, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Ağustos ayında yüzde 3 artışla 104 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği yüzde 3 artışla 97 milyon dolar, Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 60 milyon dolar ihracatı kayda aldı. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 57 milyon dolar, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği yüzde 7 artışla 35 milyon dolar ihracat yaptı. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği 16 milyon dolar, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği 14 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırdı. 185 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat yaptık Ağustos ayında 185 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat yapıldığını, 87 ülkeye ihracatın artırıldığını aktaran Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “Almanya, ABD ve İspanya en büyük ihraç pazarlarımız olmayı sürdürdü. Avrupa Birliği'ne ihracatımız yüzde 6 artışla 764 milyon dolara yükselirken, toplam ihracatta AB’nin payı yüzde 53’e ulaştı. Son bir yıllık ihracatımızda ilk kez 19 milyar dolar barajını aşarak 19 milyar 129 milyon dolara ulaştık. Ağustos ayındaki yüzde 4’lük ihracat artışı potansiyelimizi yansıtmıyor. İhracatımızın ekonomik büyümeye güçlü katkı verebilmesi için çift haneli büyüme rakamlarına ulaşmamız gerekiyor.” dedi. İhracatçıların yüksek faiz, enflasyon ve döviz kuru üçgeninde rekabetçiliklerini korumakta zorlandıklarını vurgulayan Öztürk, “Enflasyon yüzde 30’un üzerinde direncini korurken yüksek faizler yatırımcının hareket alanını daraltıyor, döviz kurlarındaki artış ise enflasyonun gerisinde kalıyor. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomi için büyümenin sanayi ve ihracat destekli olması gerekiyor.” diye konuştu. “İhracatçının finansmana erişimi güçlendirilmeli” İhracatçının uygun maliyetli finansmana erişiminin kritik hale geldiğine dikkati çeken Öztürk sözlerini şöyle tamamladı: “Yüksek faiz-düşük kur sarmalından çıkmamız gerekiyor. Üretimin katma değere ve ihracat gelirine dönüşmesi için ihracatçılarımız uygun finansman modelleriyle desteklenmeli. Üreticimizin emeğinin karşılığını alması, sanayimizin çarklarının dönmesi, istihdamın korunması ve toplumun refahının artması için ihracatımızın yolculuğundaki taşları hep birlikte temizlemeliyiz.”

Mekke Anlaşması için sekretarya kuruluyor Haber

Mekke Anlaşması için sekretarya kuruluyor

Anlaşmanın kurumsallaştırılması için Suudi Arabistan'da sekretarya kurulması kararlaştırılırken, sekretaryaya üç yıl süreyle Pakistanlı bir Genel Sekreter başkanlık edecek. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturduğu Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı İstanbul'da yapıldı. Üç ülkenin Dışişleri ve Savunma Bakanları ile Genelkurmay Başkanlarının katıldığı toplantının ardından ortak açıklama yayımlandı. Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yer verilen açıklamada, tarafların bölgesel barış ve istikrarın güçlendirilmesi konusunda ortak iradelerini teyit ettiği belirtildi. Üç ülkeden bölgesel barış ve istikrar vurgusu Ortak açıklamada, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın Mekke Anlaşması kapsamında birlikte çalışma kararlılıklarını sürdürdüğü ifade edildi. Açıklamada, "Üç ülke, bölgelerinde sürdürülebilir barış ve istikrarın sağlanmasını teminen, bölgesel sahiplenme anlayışıyla, Mekke Anlaşması'nın sunduğu çerçeve dahilinde birlikte çalışma kararlılıklarını teyit etmektedir" denildi. Tarafların krizlerin barışçıl yollarla çözülmesini teşvik edeceği, gerilimin düşürülmesi ve itidalin sağlanmasına yönelik çabaları desteklemeyi sürdüreceği bildirildi. Üç ülkenin ayrıca Mekke Anlaşması kapsamındaki iş birliğinin daha kurumsal bir yapıya kavuşturulması konusunda mutabık kaldığı aktarıldı. Bu kapsamda ortak savunma iş birliğinin güçlendirilmesi, kolektif caydırıcılığın artırılması ve bölgesel güvenliğe katkı sağlanması hedefleniyor. Suudi Arabistan'da sekretarya kurulacak Toplantının en somut kararlarından biri, Mekke Anlaşması çerçevesindeki çalışmaların koordinasyonunu sağlayacak sekretaryanın kurulması oldu. Ortak açıklamaya göre, Suudi Arabistan'da bir Genel Sekreterin başkanlığında Sekretarya oluşturulacak. Sekretaryanın ilk Genel Sekreteri Pakistan İslam Cumhuriyeti'nden seçilecek ve üç yıl süreyle görev yapacak. Bu yapının Mekke Anlaşması kapsamında yürütülecek ortak çalışmaların kurumsal bir zemine taşınmasına katkı sağlaması öngörülüyor. Savunma sanayiinde ortak üretim hedefi Üç ülke, ortak faaliyetler aracılığıyla savunma sanayii alanındaki iş birliğini de geliştirme konusunda anlaşmaya vardı. Açıklamada, savunma sanayii iş birliğinin yanı sıra ortak teknoloji geliştirilmesi ve ortak üretim yoluyla savunma yeteneklerinin ve silahlı kuvvetlerin uyumunun güçlendirilmesi için çalışılacağı belirtildi. Taraflar, Mekke Anlaşması'nı kurumsallaştırılmış ve kararlı bir şekilde uygulayarak bölgesel barış ve istikrara katkı sağlamayı hedefliyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması 7 Ağustos'ta imzalanmıştı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos'ta Mekke'de "Ortak Savunma Anlaşması"na imza atmıştı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından ortak sorumluluk ve bölgesel sahiplenme anlayışıyla imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması; bölgede ve küresel ölçekte güvenlik, barış, istikrar ve refahın teşvik edilmesini ve ortak caydırıcılığın artırılmasını hedefliyor. Anlaşmaya göre, taraf devletlerden herhangi birine yönelik gerçekleştirilecek bir saldırı, tüm taraflara yapılmış sayılıyor. Bölgede yeni bir iş birliği kültürünün geliştirilmesini amaçlayan anlaşma, uluslararası hukuka saygı gösteren ve barışçıl iş birliği vizyonunu paylaşan aktörlerin katılımına da imkân tanıyor.

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı Haber

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı

Ekometre Araştırma, Türkiye’nin dijital egemenlik hedefini rakamlar ve politika başlıkları üzerinden inceledi. Dijital teknolojiler artık yalnızca ekonomik büyümenin veya günlük hayatın bir parçası değil. Veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapılar; ülkelerin ekonomik rekabet gücü kadar kamu kapasitesi ve stratejik bağımsızlığı açısından da önem taşıyan alanlara dönüşüyor. Türkiye de yapay zekâ ve dijital dönüşümde yeni dönem hedeflerini ortaya koymuş durumda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 Haziran 2026’da açıklanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, insan kaynağından veri altyapısına, yapay zekâ uygulamalarından dijital kapasitenin güçlendirilmesine kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı çalışması ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Raporda dijital teknolojilerdeki dış bağımlılığın yalnızca ekonomik bir konu olmadığı; veri egemenliği, kritik altyapılar ve devletlerin bağımsız karar alma kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Dijital güç, yeni rekabet alanı haline geliyor Dijital ekonomide büyük platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisi arttıkça, ülkelerin teknolojiye erişimi kadar bu teknolojiler üzerindeki denetim ve yönetişim kapasitesi de önem kazanıyor. TÇE’nin raporunda öne çıkan temel yaklaşım, dijital gücün yalnızca piyasa büyüklüğüyle açıklanamayacağı yönünde. Veri yoğunlaşması, platform ekonomilerinin ağ etkisi ve kritik altyapılardaki bağımlılık, dijitalleşmenin aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede dijital egemenlik tartışmasının merkezinde dört temel soru bulunuyor: Kritik veriler nerede ve hangi kurallar çerçevesinde işleniyor?Dijital altyapılarda tek bir kaynağa aşırı bağımlılık oluşuyor mu?Devletler, kendi pazarlarında faaliyet gösteren büyük dijital platformları ne ölçüde denetleyebiliyor?Kritik teknolojilere erişimde kesinti yaşanması halinde alternatif kapasite bulunuyor mu? Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki teknoloji politikası açısından bu soruların önemi giderek artacak. Türkiye, yapay zekâ için yeni hedeflerini açıkladı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında şekilleniyor. Planın insan kaynağı hedefleri arasında 81 ilde kurulacak yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri aracılığıyla iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi bulunuyor. Aynı dönemde 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Bu hedefler, yapay zekâ rekabetinin yalnızca yazılım veya donanım yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojiyi geliştirecek, uygulayacak ve kamu ile özel sektörde kullanıma dönüştürecek nitelikli insan kaynağı, dijital kapasitenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Veri altyapısı ve hesaplama kapasitesi kritik olacak Yapay zekâ sistemlerinin gelişmesi, büyük miktarda verinin işlenmesini ve güçlü fiziksel altyapıların kurulmasını gerektiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın açıkladığı hedefler arasında, Türkiye'nin veri merkezi kapasitesinin mevcut 250 megavat seviyesinden 1 gigavat düzeyine yükseltilmesi de yer alıyor. Bakanlık, bu amaçla enerji altyapısı güçlü yapay zekâ büyüme bölgeleri oluşturulacağını ve özel sektör yatırımlarının hızlandırılacağını belirtiyor. Bu hedef, dijital egemenlik tartışmasının görünmeyen ancak en kritik boyutlarından birine işaret ediyor: Yapay zekâ yalnızca yazılım değil, aynı zamanda büyük ölçekte enerji, işlem gücü ve veri merkezi altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla ülkelerin yapay zekâ yarışındaki konumu, geliştirdikleri uygulamalar kadar bu uygulamaları destekleyecek fiziksel ve teknik kapasiteyle de belirlenecek. Türkiye büyük bir dijital pazar Türkiye'nin dijitalleşmedeki mevcut ölçeği de dikkat çekici. Digital 2026 Türkiye verilerine göre, 2025 yılı sonunda Türkiye'de 77,5 milyon internet kullanıcısı bulunuyordu. İnternet penetrasyonu ise nüfusun yüzde 88,3'üne ulaştı. Aynı veri setine göre ülkede 62,3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye'yi küresel dijital ekonomi açısından önemli bir pazar haline getiriyor. Ancak büyük bir dijital kullanıcı tabanına sahip olmak ile dijital teknolojilerin kritik katmanlarında güçlü bir üretim ve kontrol kapasitesine sahip olmak aynı anlama gelmiyor. TÇE'nin dijital hegemonya tartışmasının Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Dijitalleşme büyürken stratejik bağımlılıkların hangi alanlarda yoğunlaştığı ve bu bağımlılıkların nasıl yönetileceği. 253,6 milyar TL’lik pazarda dijitalin ağırlığı arttı Dijitalleşmenin ekonomik boyutu, Türkiye'deki medya ve reklam yatırımlarında da açık biçimde görülüyor. Reklamverenler Derneği verilerine göre Türkiye'de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında yüzde 78,9 artarak 253,6 milyar TL'ye ulaştı. Medya yatırımları içinde en büyük pay ise yüzde 74,2 ile dijital mecralara ayrıldı. Dijital yatırımların tutarı 158 milyar TL'yi aştı. Bu tablo, ekonomik faaliyetlerin giderek daha büyük bölümünün dijital platformlar ve dijital iletişim kanalları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dijital platformların ekonomik etkisi ise yalnızca reklam gelirleriyle sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin işlenmesi, içeriklerin algoritmalar aracılığıyla sıralanması ve dijital görünürlüğün platform kurallarıyla şekillenmesi, dijital piyasalardaki gücün çok boyutlu hale geldiğini gösteriyor. Asıl mesele dış bağımlılığı sıfırlamak değil Dijital egemenlik tartışmasında en kritik noktalardan biri, kavramın yanlış biçimde “bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek” şeklinde yorumlanması. Bugünün teknoloji değer zinciri küresel ölçekte birbirine bağlı durumda. Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon altyapısından yapay zekâ modellerine kadar birçok kritik alanda üretim farklı ülkeler ve şirketler arasında dağılmış bulunuyor. Bu nedenle daha gerçekçi yaklaşım, tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil; kritik bağımlılıkları belirlemek, riskleri ölçmek ve stratejik alanlarda alternatif kapasite oluşturmaktır. TÇE'nin raporunda da dijital egemenlik, Türkiye'nin tüm teknoloji katmanlarında tek başına yeterli hale gelmesi hedefinden ziyade, stratejik risk yaratabilecek bağımlılıkların yönetilmesi çerçevesinde ele alınıyor. Türkiye için asıl rekabet: Kullanmak mı, üretmek ve yönetmek mi? Türkiye'nin yapay zekâ alanında açıkladığı yeni hedefler, dijital ekonomide daha güçlü bir kapasite oluşturma isteğini ortaya koyuyor. Beş milyon kişiye eğitim verilmesi, on bin ileri düzey uzman ve yüz bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi ile veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması hedefi; insan kaynağı ve altyapının birlikte geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşımı işaret ediyor. Ancak Ekometre Araştırma'nın değerlendirmesine göre, önümüzdeki dönemde başarı yalnızca bu hedeflere ulaşılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Türkiye'nin kritik dijital altyapılardaki kapasitesini ne ölçüde artırdığı,veri ve yapay zekâ alanında yerli üretim gücünü ne kadar geliştirdiği,tek bir teknoloji veya tedarikçiye aşırı bağımlılık riskini ne ölçüde yönettiği,büyük dijital platformlar karşısında etkili bir düzenleme ve denetim kapasitesi oluşturup oluşturamadığı olacak. Ekometre Araştırma'nın sonucu Dijital çağda güçlü olmak, yalnızca en fazla teknolojiyi kullanan ülkeler arasında yer almak anlamına gelmiyor. Asıl güç; kritik teknolojileri anlayabilmek, stratejik bağımlılıkları yönetebilmek, gerekli altyapıyı kurabilmek, insan kaynağını yetiştirebilmek ve dijital alanın kurallarında söz sahibi olabilmekten geçiyor. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı bu hedef doğrultusunda önemli bir yol haritası ortaya koyuyor. Bundan sonraki kritik aşama ise açıklanan hedeflerin uygulanması ve Türkiye'nin büyük bir dijital tüketici pazarının ötesine geçerek teknoloji üretimi, altyapı kapasitesi ve dijital yönetişimde daha güçlü bir konuma ulaşıp ulaşamayacağı olacak. Özetle Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmasındaki temel soru şu: Teknolojinin yalnızca büyüyen pazarlarından biri mi olacak, yoksa teknolojiyi üreten, yöneten ve kurallarının şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasına mı girecek?

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.