SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tarım

Ekometre - Tarım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Güneydoğu Anadolu'da sanayi ve tarım güçlenecek Haber

Güneydoğu Anadolu'da sanayi ve tarım güçlenecek

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yatırım atağı başlıyor. Bölgedeki illerin potansiyellerine göre belirlenen yatırım başlıkları kapsamında sanayi girdileri, hayvancılık, lisanslı depoculuk, tarıma dayalı sanayi ve turizm alanlarında destekler sunulacak. Programla istihdamın artırılması ve katma değerli üretimin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Geniş kapsamlı teşvik desteği Program kapsamında yatırımlara vergi indirimi, sigorta primi desteği, faiz veya kar payı katkısı, yatırım yeri tahsisi ve gelir vergisi muafiyeti gibi çeşitli destekler sağlanacak. Ayrıca her yatırım için 301 milyon liraya kadar nakdi destek ve yatırımın yüzde 50’si oranında vergi indirimi öngörülüyor. Adıyaman’da hayvancılık ve tarım Adıyaman’da asgari 300 büyükbaş kapasiteli entegre et ve süt hayvancılığı yatırımları, badem işleme, konaklama tesisleri ve su ürünleri üretimi desteklenecek. Batman’da gıda ve turizm öne çıkıyor Batman’da meyve ve sebze işleme, kurutma ve paketli gıda üretimi ile asgari 20 dekar büyüklüğünde entegre sera yatırımları desteklenecek. Doğa temelli turizm projeleri ve tekstil yan sanayi yatırımları da teşvik kapsamında yer alacak. Diyarbakır’da sanayi yatırımları Diyarbakır’da alüminyumdan katma değerli ürünler, bitkisel girdilerden endüstriyel üretim, paketli gıda ve tekstil yan sanayi yatırımları desteklenecek. Gaziantep’te yüksek katma değer Gaziantep’te çevre dostu ambalaj üretimi, yüksek nitelikli sanayi girdileri, makine üretimi ve teknik tekstil yatırımları teşvik edilecek. Kilis’te tarım ve konaklama Kilis’te asgari 300 büyükbaş entegre hayvancılık yatırımları, konaklama tesisleri ile üzüm ve zeytin işleme projeleri desteklenecek. Mardin’de kültürel ve yaratıcı endüstriler Mardin’de endüstriyel unlu mamuller, nişasta bazlı katma değerli ürünler, kültürel ve yaratıcı endüstriler ile üzüm ve yan ürünlerinden üretim desteklenecek. Siirt’te depoculuk ve hayvancılık Siirt’te asgari 1000 küçükbaş kapasiteli entegre hayvancılık yatırımları ile yıllık en az 2000 ton kapasiteli Siirt fıstığına yönelik lisanslı depoculuk projeleri teşvik edilecek. Ayrıca dört yıldız ve üzeri konaklama tesisleri ile bal ve arı ürünleri üretimi de desteklenecek. Şırnak’ta sanayi ve tarım yatırımları Şırnak’ta entegre hayvancılık yatırımlarının yanı sıra kara taşıtları aksam ve parça üretimi, mobilya ve yer fıstığı işleme tesisleri desteklenecek. Şanlıurfa’da tarım ve sanayi entegrasyonu Şanlıurfa’da pamuk ve pamuk yan ürünlerinden katma değerli üretim, tarım makineleri ve parçaları üretimi, tarımsal ürün işleme ve taş yünü üretimi yatırımları teşvik kapsamında yer alacak. Bölgesel kalkınmaya katkı Program kapsamında sağlanacak desteklerle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde üretim altyapısının güçlendirilmesi, yeni istihdam alanlarının oluşturulması ve yatırım cazibesinin artırılması hedefleniyor. Böylece yerelden başlayan kalkınma sürecinin bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına katkı sunması bekleniyor.

Tarımda maliyet artışı yükselmeye devam ediyor Haber

Tarımda maliyet artışı yükselmeye devam ediyor

Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE), şubatta yıllık bazda yüzde 31,55, aylık bazda yüzde 3,1 artış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), şubat ayına ilişkin Tarım-GFE verilerini açıkladı. Buna göre, endeks şubatta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,1, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 7,08, Şubat 2025'e kıyasla yüzde 31,55 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 yükseldi. Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 2,96, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,94 artış kaydedildi. Geçen yılın aynı ayına göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 32,81, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 24,31 yükseliş görüldü. Alt gruplar Yıllık Tarım-GFE'ye göre 6 alt grup daha düşük, 5 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Şubatta yıllık bazda artışın az olduğu alt gruplar, yüzde 18,33 ile tarımsal ilaçlar, yüzde 21,11 ile enerji ve yağlayıcılar oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 41,37 ile veteriner harcamaları, yüzde 37,7 ile hayvan yemi olarak kayıtlara geçti. Aylık Tarım-GFE'ye göre 7 alt grup daha düşük ve 4 alt grup daha yüksek değişim sergiledi. Şubatta bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar, yüzde 0,25 ile veteriner harcamaları, yüzde 0,97 ile bina bakım masrafları olarak kayıtlara geçti. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 4,31 ile malzemeler, yüzde 3,73 ile hayvan yemi olarak hesaplandı.

Ulusal su planı su yönetimi yaklaşımını belirliyor Haber

Ulusal su planı su yönetimi yaklaşımını belirliyor

Tarımsal sulama sektörünün öncü firmalarından NETAFIM, Türkiye’deki faaliyetlerini Ulusal Su Planı çerçevesinde konumlandırırken, AR-GE ve üretim çalışmalarını belirlenen su politika ve stratejileriyle eşgüdüm içinde sürdürmeye devam ediyor. İklim risklerine uyum, dijital izlenebilirlik ve karar destek sistemleri ile su–işçilik–enerji ekseninde toplam verimlilik artışı yaklaşımlarında bugüne kadar atılan adımların hızlandırılması ve Ulusal Su Planına tam entegrasyon amacıyla bir “çalışma ve izleme grubu” oluşturan NETAFIM Türkiye Genel Müdürü Pınar Parmaksız, şu değerlendirmede bulundu: “NETAFIM olarak uzun yıllara dayanan saha gözlemlerimizi, elde ettiğimiz verileri ve dünyadaki örnek tarımsal su yönetimi ile verim artırıcı uygulamaları; sürdürülebilirlik stratejilerimizin temel girdileri olarak titizlikle değerlendiriyor, üretim, AR-GE ve ticari faaliyetlerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Bu çalışmalarımızın güncel sonuçlarını başta kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, çiftçiler ve diğer paydaşlarımızla paylaşıyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından detaylandırılan ve şekillendirilen Ulusal Su Planı’nı son derece önemli buluyoruz.” Tarımda dijitalleşme ve suyun verimli kullanımı kapsamında, Ulusal Su Planı’nda öngörülen hedeflere ulaşılmasında özel sektörün inisiyatif almasının önemine dikkat çeken Parmaksız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kuraklığın etkilerini her geçen gün daha fazla hissederken, hassas tarım ve sulama yaklaşımına büyük önem veriyoruz. Çeyrek asrı aşan süredir Türkiye pazarında, tarımsal verimlilik artışını su tasarrufuyla özdeşleştirmek amacıyla damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için ekibimizle birlikte önemli adımlar attık. Dijital tarım ve otomasyonun artık kavramsal bir tercih değil, su yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini; bu yaklaşımın her geçen yıl daha fazla benimsendiğini görüyoruz. Dijital dönüşümle su kaynaklarının akıllı teknolojilerle yönetilmesini öngören yeni 10 yıllık Ulusal Su Planı’nın da bu vizyonun güçlenmesinde önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz.” Tarım arazilerinin sulanmasına yönelik yapılan yatırımın hem verimli hem de kalıcı olmasının büyük önem taşıdığını belirten Pınar Parmaksız, “Sulama borularını toprak altına indirmek; özellikle buharlaşmaya bağlı su kaybını azaltırken, her sezon tekrar eden serme-toplama işçiliğini de ortadan kaldırıyor. Önümüzdeki dönemde devlet teşviklerinin ve hibelerin, daha kapsamlı bir içerikle toprak altı sulama sistemlerini hem tarlalarda hem de bahçelerde yaygınlaştırmanın önünü açması, hiç şüphesiz 2026–2035 Ulusal Su Planı’nın genel perspektifiyle birebir örtüşecektir.” dedi. Kişi başına günlük su tüketiminin yaklaşık 200 litre seviyelerinden, planın öngördüğü şekilde dört yıl içinde 120 litre düzeylerine indirilmesinin kritik bir hedef olduğuna işaret eden Pınar Parmaksız, şunları söyledi: “Tarımsal faaliyetler, %70 ile hâlihazırda suyu en çok tüketen sektör olma özelliğini koruyor. Bunun temel nedenleri; sulamada doğru bilinen yanlışlar, verimsizlik ve geleneksel uygulamalar. Mevcut kişi başı su tüketimi, Avrupa ülkelerinin ortalamasının yaklaşık %45 üzerinde. NETAFIM’in 110 ülkedeki faaliyetlerinden edindiği deneyimle, suyun daha akılcı kullanılması; gelecek nesillerin iklim riskinin etkilerini daha az hissetmesi ve yönetilebilir bir su kullanımının başta çiftçilerimiz olmak üzere tüm halkımız tarafından içselleştirilmesi doğrultusunda Ulusal Su Planı’nın ortaya koyduğu hedeflere önemli katkı sağlayabileceğimize inanıyorum.”

2026 Türkiye Ekonomisi paneli Haber

2026 Türkiye Ekonomisi paneli

Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katıldığı panelde artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiye yansımaları değerlendirildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ile Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS) Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Panelde 2025 yılında uygulanan dezenflasyon ve dengelenme politikalarının sonuçları değerlendirilirken, 2026 yılına girerken artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri çok boyutlu olarak ele alındı. Kur dinamikleri, cari denge ve para politikasının karşı karşıya olduğu yeni kısıtlar panelin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen panelde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, açılış konuşmasında 2025 yılının dezenflasyon süreci ile 2026 yılında öne çıkan yeni risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Panelde İran-İsrail gerilimiyle petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi. ‘Enflasyon iyileşirken başka dengesizlikler birikiyor’ 2025 yılı Türkiye ekonomisini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyonda yaşanan kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide farklı alanlarda dengesizliklerin biriktiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Akat, “2025 yılında yüzde 3.6 büyümeye rağmen istihdamda bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Yumuşak bir dezenflasyon olsa da verimlilik, rekabet gücü, talebin yapısı ve yatırımlar açısından ciddi sorunlarımız var ve bu sorunlar birikiyor. Bu tabloda enflasyon yükselmiyor, ancak düşmüyor da. Bu durum enflasyonun giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Böylesine tekrar eden, kronik bir hastalığa dönüşmüş enflasyon klasik mücadele yöntemleriyle çözülemez, daha köklü müdahaleler gerektiren bir operasyon işidir” dedi. ‘Fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşıyoruz’ Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu ve çözümün fiyatlama davranışının düzelmesi ile güvenin yeniden inşa edilmesine bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “2022’den itibaren Türkiye’de hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında çok belirgin bir kırılma yaşıyoruz. Fiyatların değişme sıklığı artarken bu güncellemeler çok daha yüksek oranlarda yapılıyor. Hizmetler sektörü döviz kuru şoklarına cevabını fiyat hareketlerini yukarıya doğru çekerek veriyor. Bu ortamda yeni bir döviz kuru hareketi de benzer şekilde etki edecektir. Krediyi artırırsanız bu sadece fiyatlara yansır. Bu nedenle mevcut koşullarda politika alanı oldukça sınırlı” diye konuştu. Mevcut ekonomik durumu iyileştirmek için üretimin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “Üretimi artırıcı yatırımları, gerekirse teşviklerle desteklemek gerekiyor. Kısa sürede sonuç alınabilecek alanlardan biri ise tarım. Arz tarafının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. ‘Tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşanıyor’ Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise artan gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin nüfus dinamikleri, göç ve turizm hareketliliği nedeniyle güçlü bir talep yapısına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, buna karşın tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşandığını ifade etti. Prof. Dr. Aslanoğlu, “Planlama eksikliği ve günlük politikaların etkisiyle tarımla uğraşanların sayısı azalırken üretim verimliliği düşüyor. Bu durum temel bir yapısal sorun yaratıyor. Türkiye’nin arz kapasitesini artırmadan ve uzun vadeli, kapsamlı bir planlama yapmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değil” dedi. ‘Jeopolitik gelişmeler ekonomi politikalarının yönünü belirleyebilir’ Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını ve önümüzdeki döneme ilişkin temel riskleri değerlendiren Prof. Dr. Aslanoğlu, jeopolitik gelişmelerin belirleyici rolüne dikkat çekti: “Bugün en büyük belirsizlik, bölgedeki gerilimlerin ne kadar süreceğidir. Sürecin kısa sürmesi halinde tablo yönetilebilir; ancak uzaması durumunda ekonomi politikası hedeflerinin ve çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu süreçte büyümeden sert şekilde vazgeçmek ya da kurda ani ve sert hareketlere izin vermek ekonomiye zarar verir. Önümüzdeki dönemde iç talebin desteklendiği bir yapı sürerken enflasyonun görece yüksek seyretmesi olasıdır. Uzun vadede ise temel ihtiyaç, doğru fiyatların oluştuğu, beklentilerin çıpalandığı ve dış talebe dayalı büyüme ile desteklenen güçlü bir ekonomik çerçevedir” dedi.

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor Haber

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), özellikle sanayi malları üzerinden kurgulanarak ikili ticaret hacmini önemli ölçüde büyüttü. Ancak aradan geçen 30 yılda küresel ticaret yapısı kökten değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve kamu alımları gibi yeni alanlar mevcut anlaşmanın yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. İkili ticaret hacminin 8 kat artarak 230 milyar doları aştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100 seviyesine yakın seyrettiği bildirildi. Bu süreçte orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 43.5’e yükselmesi ve Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın iki katına çıkması dikkat çekti. Ancak mevcut yapının artık küresel ekonominin yeni dinamiklerini karşılamakta zorlandığı değerlendirmesi yapılıyor. 3 AŞAMALI SÜREÇ Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelerin resmen başlayabilmesi için ilk adımın AB Komisyonu tarafından atılması gerekiyor. Komisyon, güncelleme için kapsam ve çerçeveyi içeren müzakere taslağını hazırlayarak yetki talebinde bulunuyor. Ancak Komisyon tek başına müzakere başlatamıyor. Resmi yetkilendirme kararı ise üye ülkeleri temsil eden AB Konseyi tarafından alınıyor. Konsey, Komisyon’a müzakere yetkisi verdiği takdirde süreç teknik olarak başlatılmış sayılıyor. Mevcut aşamada beklenen adımın bu yetkilendirme kararı olduğu belirtiliyor. Müzakereler tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak nihai anlaşma metninin yürürlüğe girebilmesi için ise Avrupa Parlamentosu onayı gerekiyor. TÜRKİYE REKABET GÜCÜNÜ KORUMALI Türk özel sektörü, AB üyesi ülkelerin siyasi başlıkları bir yana bırakıp resmi görüşmelerin başlaması için kapıyı açmasını talep ediyor. Çünkü değişen dünya konjonktürüyle birlikte AB’nin tedarik kanallarını Türkiye ile güvenceye alması mümkün. Türkiye ise hem yeni gelişen sektörleri kapsayan hem de üçüncü ülkelerle ticarette yaşanan asimetriyi gideren bir Gümrük Birliği güncellemesi ile rekabet gücünü korumak istiyor. ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLÜ Türk iş dünyasında güncelleme süreci ‘kazan-kazan’ formülü çerçevesinde ele alınarak şu başlıklar öne çıkarılıyor: 1. Hizmetler, tarım ve kamu alımlarının kapsama alınması 2. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında (STA) eş zamanlı ve bağlayıcı katılım sağlanması 3. Ulaştırma kotalarının kaldırılması ve lojistik engellerin azaltılması 4. Yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin finansman ve teknik işbirliğiyle desteklenmesi 5. Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlanması. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin, mevcut ticaret hacmini artırmanın ötesinde, Avrupa değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve küresel rekabette konumun sağlamlaştırılması açısından yapısal bir adım olacağı değerlendiriliyor. STA’LARDA UYUMSUZLUK VAR İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin şu anki halinde yaşanan en büyük sorunlardan birinin iki tarafın bağımsız olarak imzaladığı STA’ların giderek uyumsuzluk yaratması olduğunu söyledi. Zeytinoğlu, “STA konusunda AB ve Türkiye arasında giderek artan bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin 44 STA’sına karşılık AB’nin 80’e yakın ülke ve bölge ile ticaret, ortaklık anlaşmaları bulunuyor. AB ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler Türkiye pazarına da gümrüksüz erişim sağlarken, Türkiye ayrı bir STA’sı olmadığı zaman bu ülkeyle ticaretini serbestleştiremiyor. Yani mütekabiliyet ortadan kalkıyor” diye konuştu. HİNDİSTAN-MERCOSUR FAKTÖRÜ AB, Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Hindistan Anlaşması ile ticari ağlarını 1 milyar 800 milyona yakın bir nüfusu kapsayan coğrafyaya kadar genişletti. AB, bunun yanı sıra Endonezya ile STA müzakerelerini tamamlarken, Meksika ile Global Anlaşması’nı modernize etti. Bu durumun AB’nin Çin ve ABD dışında önemli ticaret oyuncuları ile serbest ticaret ağını giderek genişletip, konsolide etmesi anlamına geldiğini söyleyen Zeytinoğlu, şu uyarıyı yaptı: “Gümrük Birliği’nin yapısı gereği, ticaretteki değişimlere adapte olacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Türkiye ve AB, masaya oturup giderek büyüyen sorunları çözmek için çaba sarf etmeli.” TARİFELER VE ÇİN Öte yandan, ABD tarifeleri ve Çin’in agresif dış pazar politikası dikkate alındığında AB’nin ticari kayıpları söz konusu. Bu nedenle AB için de Türkiye ile ekonomik ve sınai tamamlayıcılık, ekonominin dirençliliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı açısından güncelleme kaçınılmaz gözüküyor. Zeytinoğlu, bu durumun AB açısından sadece ticaret değil, yatırım açısından da olumsuz bir tabloya neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “AB açısından Türkiye’nin aldığı ticari korunma tedbirleri sebebiyle kayıplar gerçekleşiyor. Örneğin İtalya’dan yapılan ithalatta 2024 ve 2025 arasında yüzde 18’lik bir azalma var. Ayrıca AB tedarik zincirlerini güçlendirme, daha dayanıklı hale getirme ve çeşitlendirme arayışı içinde. Türkiye, bu açıdan sınai kapasitesi ile önemli bir ortak. Ayrıca ticaretin yanı sıra yatırım boyutuyla da düşündüğümüzde Gümrük Birliği ilişkisinin statik kalması ve yıpranması AB açısından da kayıptır.” AB LİDERLERİNE AÇIK MEKTUP DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri tarafından hazırlanan ve Türk iş dünyasının beklentilerini içeren açık mektup, 26 AB üyesi ülkenin iş konseyi başkanının imzasıyla Avrupa Birliği liderlerine gönderildi. MADE IN EUROPE UYARISI Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve çelik kotalarını ‘yeni ticaret duvarları’ olarak tanımlayan DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin Made in Europe yaklaşımıyla üretimi kendi sınırları içine çekme eğilimine dikkat çekti. Türkiye’nin bu çemberin dışında bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Olpak, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. ‘TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAK’ DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise Türkiye-AB ilişkisinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik entegrasyon ve ortak üretim anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, sanayi altyapısı, enerji ve lojistik gücüyle Avrupa’nın stratejik geleceğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Yalçındağ, bu yıl somut sonuçlar alınması çağrısında bulundu. İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: BAKANLIĞIN HASSASİYETLE GEREKENİ YAPACAĞINA İNANIYORUZ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını hızla güncellemesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini söyledi. Avdagiç, “AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması yararlı olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz. Öte yandan, mevcut küresel konjonktürde STA imzaladığımız diğer ülkelerle ithalat-ihracat dengesi göz önüne alınarak STA’ların yeniden müzakere edilmesi ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi. BAKAN BOLAT: GÜNCELLEME AB İÇİN DE ZORUNLULUK Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği yönündeki görüşlerin gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Bolat, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yalnızca Türkiye için değil, AB’nin ekonomik güvenliği açısından da zorunluluk haline geldiğini vurguladı. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetriler ve karar alma süreçlerine Türkiye’nin sınırlı katılımının güncelleme tartışmalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Bolat, taşımacılık kotaları ve iş insanlarının serbest dolaşımının önemine dikkat çekti. Bolat, Avrupa Komisyonu ile ‘Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’ toplantılarının başlatıldığını, Gümrük Birliği kapsamında sorun oluşturan 29 alt başlıktan 15’inin karşılıklı uzlaşıyla çözüldüğünü belirtti. Kalan başlıklar için temasların ve toplantıların sürdüğünü aktardı. Bolat, müzakerelerin resmen başlayabilmesi için AB Konseyi tarafından Komisyonun yetkilendirilmesi gerektiğini, bu süreç beklenirken teknik diyalog kanallarının işletildiğini söyledi.

Yenişehir’de Endüstri Bölgesi kuruluyor Haber

Yenişehir’de Endüstri Bölgesi kuruluyor

Bursa’nın tarım ve lojistik üssü olan Yenişehir, son aylarda yapılan girişimlerle sanayi ve teknoloji alanında da Türkiye’nin yükselen yıldızı olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Yenişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde yürütülen imar revizyonları, Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’ndeki altyapı çalışmaları ve Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile yakalanan ivmenin ardından, ilçede büyük bir alanda Endüstri Bölgesi kurulması için somut bir süreç hayata geçirildi. Yenişehir’de resen Endüstri Bölgesi kurulmasına yönelik etüt çalışmaları yürütülürken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ilgili kurumların görüşlerini almaya başladı. Bu gelişme, Yenişehir’in sanayi ve üretim vizyonu açısından bugüne kadar atılmış en stratejik ve en güçlü adımlardan biri olarak öne çıkıyor. ‘Gece gündüz çalışıyoruz’ Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Yenişehir’in planlı sanayileşme ile kalkınacağını vurguladı. Başkan Özel, Yenişehir’in geleceği için yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirterek, “Yenişehir’imizin kalkınması ve gelişmesi için gece gündüz çalışıyoruz. Tarımı güçlendirmek, sanayiyi büyütmek ve istihdamı artırmak adına ilgili kurumlarla sürekli görüşmeler gerçekleştiriyoruz” dedi. Yenişehir için büyük dönüşüm ve gelişim süreci Başkan Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Yenişehir’imiz artık kabuğunu kırıyor. Yenişehir Organize Sanayi Bölgemizdeki revizyonlar, Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’ndeki altyapı çalışmalarıyla birlikte sanayi alanında büyük bir dönüşüm sürecine girmişti. Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile tarım ve sanayi entegrasyonunu sağlamak adına önemli bir adım atılmıştı. Şimdi ise Bakanlığımızın planladığı bu dev Endüstri Bölgesi projesiyle ilçemizin; tarım ve lojistik merkezi olmasının yanısıra, sanayinin ve teknolojinin de merkezi yapma yolunda çok güçlü bir kapı daha aralıyoruz.” ‘Endüstri bölgesi, yenişehir için büyük bir vizyon’ Yenişehir’e yapılacak bu büyük yatırımın on binlerce kişilik istihdam sağlayacağına vurgu yapan Başkan Ercan Özel, Endüstri Bölgesi’nin ilçeye kazandıracağı avantajları sıralarken; “Endüstri Bölgelerinin her şeyden önce planlı sanayileşmenin en güçlü adımı” olduğunu ifade etti. Bu projeyle Fabrikaların yerleşim yerlerine ya da doğal alanlara gelişigüzel kurulmasının önüne geçileceğini, sanayi faaliyetlerinin, önceden belirlenmiş ve altyapısı hazırlanmış alanlarda toplanacağını, bu da hem düzenli büyümeyi hem de sağlıklı bir kentleşmeyi beraberinde getireceğini bildirdi. Başkan Özel; “Endüstri Bölgelerinin aynı zamanda çevreyi ve tarımı koruyan bir model olduğunu, atık yönetimi, arıtma tesisleri ve emisyon kontrollerinin merkezi şekilde yapılacağını, böylelikle tarım arazilerimizin ve yaşam alanlarımızın sanayinin olumsuz etkilerinden korunmuş olacağını ifade ederken, Yenişehir’in bereketli topraklarını koruyarak üretimi büyütmeyi hedefliyoruz” dedi. Yenişehir’in dönüm noktası Endüstri Bölgesinin, üretim verimliliğini artıran bir yapıya sahip olacağını anlatan Başkan Ercan Özel, “Bursa’da 4 tane Endüstri Bölgesi var. 5’ncisi ise ilçemizde kurulacak. Bizim hedefimiz; Yenişehir’i sadece bugünün değil, geleceğin de üretim, sanayi ve teknoloji merkezi haline getirmek. Bu Endüstri Bölgesi, ilçemizin kalkınma yolculuğunda çok önemli bir dönüm noktası olacak. Yenişehir kazanacak, Bursa kazanacak, Türkiye kazanacak” ifadelerini kullandı. Başkan özel’den özel teşekkür Başkan Özel açıklamasının sonunda, Yenişehir’in gelişmesi ve kalkınması için bizlerden desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır’a, il başkanımız sayın Davut Gürkan’a ve Bursa Milletvekillerimize şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Gıdada karekod uygulaması geliyor Haber

Gıdada karekod uygulaması geliyor

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 1 Ocak'tan bu yana 503 bin gıda denetimi yaptıklarını belirterek, "Bu denetimler sonucunda 11 bin 702 uygunsuzluk tespit ettik ve 1 milyar 56 milyon lira cezai işlem uyguladık." dedi. Ayrıca Bakan Yumaklı, işletmeye ait denetim sonuçlarının uygulamada gösterileceğini ifade ederek, "Gıdada karekod uygulaması 28 Temmuz itibarıyla tüm işletmelerde zorunlu olacak." ifadelerini kullandı. Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğü Toplantı Salonu'nda düzenlenen Dünya Gıda Güvenilirliği Etkinliği'nde, 7 Haziran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla Dünya Gıda Güvenilirliği Günü olarak kutlandığını söyledi. Bakanlık olarak gıdanın tohumdan çatala kadar her aşamasında yer aldıklarına işaret eden Yumaklı, "Bu süreci üç başlık altında toplayabiliriz. Birinci olarak, gıda arz güvenliğini sağlamak için üretim. İkinci olarak, tarım ile sanayi entegrasyonunun sağlanması için kırsal kalkınma yatırımları. Üçüncüsü de gıdanın kontrol denetim mekanizması." ifadesini kullandı. Yumaklı, gıdanın güvenilir olmasının, üretimin ilk başladığı yerden izlenerek takip edilmesine bağlı olduğunu dile getirdi. 1 Ocak'tan bu yana 503 bin gıda denetimi yaptık Gıda denetimleriyle halkın sağlıklı, güvenilir ve kaliteli gıdaya ulaşmasını sağlamayı amaçladıklarını belirten Yumaklı, "81 ilimizde güçlü bir denetim alt yapımız var. 41 kamu ve 107 özel gıda kontrol laboratuvarımız hizmet veriyor. Gıdaya yönelik 15 AR-GE merkezimiz var. 8 binden fazla gıda kontrol görevlimiz iş başında. Bu güçlü altyapıyla, 2024 yılında 1,3 milyondan fazla denetim yaptık. 1 Ocak'tan bu yana 503 bin gıda denetimi yaptık. Bu denetimler sonucunda 11 bin 702 uygunsuzluk tespit ettik ve 1 milyar 56 milyon lira cezai işlem uyguladık, 301'i hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduk." diye konuştu. Son 3 yılda 250 bin pestisit denetimi yaptık Yumaklı, pestisit konusunda büyük bir dezenformasyon faaliyeti yürütüldüğünü ifade ederek şunları söyledi: "Sanki yediğimiz her gıdada çok fazla pestisit varmış, çiftçilerimizin tamamı bunu yapıyormuş gibi vatandaşımızı paniğe sevk edici konuların gündeme getirilmesini iyi niyetli görmüyoruz. Avrupa Birliği ile tam uyum halindeyiz. Bugüne kadar 223 maddenin ürünlerde kullanımını yasakladık. Hasat öncesinde, sırasında ve sonrasında, haller, paketleme tesisleri ve son tüketim yerlerinde denetimlerimize devam ediyoruz. Son 3 yılda 250 bin denetim yaptık. Pestisit kalıntı miktarını son 3 yılda yüzde 35 azalttık. İhracata gidip dönen ürün oranı binde 1'ler seviyesinde. Hem yurt içi uygunsuzluklarda hem yurt dışından geri dönüşlerde ürünün iç piyasaya girişine izin vermiyoruz. İmha ediyoruz veya enerji üretiminde kullanıyoruz. Bu alanda dünyada kabul edilen sınırların dışında değiliz." Pestisit için sahada üreticiler, çiftçiler ve ihracatçı birlikleriyle çalışma içinde olduklarını belirten Yumaklı, pestisit kullanımıyla ilgili eğitim ve yayım faaliyetlerine devam ettiklerini dile getirdi. Yumaklı, pestisitle mücadeleyi daha da yaygınlaştıracaklarını vurguladı. Karekod bulundurma zorunluluğunu 28 temmuz 2025'te başlatıyoruz Gıda işletmelerinde en son ne zaman denetim yapıldığı bilgisine vatandaşların ulaşması için karekod uygulamasını hayata geçirdiklerini anımsatan Yumaklı, Tarım Cebimde uygulamasıyla vatandaşların kontrol yapabileceğini söyledi. Yumaklı, işletmeye ait denetim sonuçlarının uygulamada gösterileceğini ifade ederek, "Gıdada karekod uygulaması 28 Temmuz itibarıyla tüm işletmelerde zorunlu olacak." dedi. Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber de vatandaşın sofrasına güvenilir gıdanın temin edilmesi için çalıştıklarını, bu konuda tüketici bilincini artırmak için projeler yürüttüklerini belirtti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık da gıda denetimlerinin tüketiciler için önemine işaret etti. Selışık, sektörün üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesinin önemli olduğunu dile getirdi. Bakan Yumaklı, açılış konuşmalarının ardından coğrafi işaret olarak tescil edilmiş ürünlerin yer aldığı stantları ziyaret etti.

Tarımda kimyasal kullanımı ciddi şekilde denetlenmeli Haber

Tarımda kimyasal kullanımı ciddi şekilde denetlenmeli

Uzmanlar, bu ürünlerde tespit edilen yüksek dozda pestisit kalıntılarının kalp krizi riskini artırdığını belirterek, acil önlem çağrısında bulundu. Sofralarımıza gelen bu görünmez tehlike, her geçen gün daha fazla insanı öldürüyor! Türkiye’nin manav ve pazarlarında satılan sebze ve meyvelerdeki tarım ilaçlarının, halk sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.Uzmanlar, bu ürünlerde tespit edilen yüksek dozda pestisit kalıntılarının kalp krizi riskini artırdığını belirterek, acil önlem çağrısında bulundu. Sofralarımıza gelen bu görünmez tehlike, her geçen gün daha fazla insanı öldürüyor! Yıkamak Yetmiyor, Zehir Vücutta Birikiyor! Son dönemde yapılan araştırmalar, Türkiye’de üretilen ve iç piyasaya sunulan sebze-meyve ürünlerinde, Avrupa Birliği tarafından yasaklanan pestisitlerin hâlâ kullanıldığını gösteriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetimlerinin yetersiz kaldığı iddiaları, bu zehirli maddelerin domates, biber, elma gibi günlük tükettiğimiz gıdalarda sınırların kat kat üzerinde bulunduğunu ortaya koydu. Daha da korkutucu olanı, bu kimyasalların yıkamayla tamamen temizlenememesi ve vücutta birikerek uzun vadeli hasarlara yol açması. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, pestisitlerin kalp sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çekiyor: “Bu kimyasallar, damar sertliğine yol açıyor, kan basıncını yükseltiyor ve kalp ritmini bozuyor. Genç yaşta kalp krizi vakalarının artmasının altında yatan nedenlerden biri bu olabilir. İnsanlar farkında olmadan her lokmada riski büyütüyor.” Uzmanlar, özellikle çocuklarda ve yaşlılarda bu etkinin daha yıkıcı olduğunu vurguluyor. “Her Gün Zehir Yiyoruz” Ankara’daki bir pazarda alışveriş yapan Ayşe Hanım, duydukları karşısında şokta: “Domatesi, salatalığı yıkayıp yiyoruz diye güveniyoruz ama meğer zehir yiyormuşuz. Çocuklarım için korkuyorum, bu gidişle hepimiz hasta olacağız.” Tüketici Birliği Federasyonu’ndan yapılan açıklamada ise, “Yüksek dozda pestisite maruz kalmak, kalp krizi, kanser ve nörolojik hastalıkları tetikliyor. Tarım Bakanlığı denetimleri artırmalı ve şeffaf olmalı” denildi. Geçtiğimiz aylarda ihracata gönderilen bazı ürünlerin, pestisit kalıntısı nedeniyle Avrupa’dan geri dönmesi, iç piyasadaki durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Ancak uzmanlar, asıl sorunun iç pazarda tüketilen ürünlerde olduğunu söylüyor. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, “Yurt dışına giden ürünler analiz ediliyor, ama iç piyasada aynı titizlik yok. Vatandaş, kontrolsüz bir şekilde bu zehirli gıdalara mahkum ediliyor” diyerek yetkilileri uyardı. Gençlerde Kalp Krizi Patlaması Türkiye’de son yıllarda 40 yaş altı kalp krizi vakalarında görülen artış, bilim insanlarını alarma geçirdi. Pestisitlerin yanı sıra aflatoksin gibi küf kaynaklı toksinlerin de bu ürünlerde bulunması, tehlikeyi ikiye katlıyor. Prof. Dr. Yılmaz, “Bu maddeler, kalp damarlarında iltihaplanmaya neden oluyor ve ani kalp durmalarını tetikleyebiliyor. Eskiden nadir görülen bu durum, artık günlük hayatın bir parçası haline geldi” diyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor. Uzmanlar, bu sayının artmasında beslenme alışkanlıklarının ve gıda güvenliğinin büyük rol oynadığını düşünüyor. “Masum sandığımız bir elma ya da salatalık, sizi hastaneye götürebilir” uyarısında bulunan doktorlar, halkı organik ürünlere yönelmeye ve gıdalarını güvenilir kaynaklardan almaya çağırıyor. Ne Yapmalı? Uzmanlar, pestisit kalıntılarını azaltmak için sebze ve meyveleri sirkeli suda bekletmeyi önerse de, bu yöntemin tamamen etkili olmadığını belirtiyor. Tek çözümün, tarımda kimyasal kullanımının sıkı denetime alınması ve organik üretimin teşvik edilmesi olduğu ifade ediliyor. Aksi halde, Türkiye’yi kalp krizi ve diğer kronik hastalıklarla dolu bir gelecek bekliyor olabilir. Sofranızdaki tehlike her geçen gün büyüyor. Peki, siz bugün ne yediniz? Belki de o masum görünen sebze tabağı, kalbinizi durduracak bir saatli bomba… Yetkililer harekete geçmezse, bu zehirli gidişatın sonu felaket olabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.