SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sürdürülebilirlik

Ekometre - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Euro/dolar paritesi ihracatçının kârlılığını zorluyor Haber

Euro/dolar paritesi ihracatçının kârlılığını zorluyor

Uzmanlar, şirketlerin parite riskini finansal yapıları ve nakit akışlarına uygun yöntemlerle yönetmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Fed'in mesajları doları güçlendirdi Fed'in haziran ayında politika faizini sabit tutmasına rağmen enflasyonla mücadelede sıkı duruşunu koruyacağı mesajını vermesi, doların küresel piyasalarda değer kazanmasına neden oldu. Haziran ortasında 1,16 seviyelerinde bulunan Euro/dolar paritesi, ay sonunda 1,1340 seviyesine kadar gerileyerek yaklaşık son bir yılın en düşük düzeylerini gördü. Temmuz ayında ABD'de açıklanan beklentilerin altındaki istihdam verileri ise faiz artışı beklentilerini zayıflattı. Bunun etkisiyle Euro/dolar paritesi yeniden 1,14 seviyesinin üzerine çıkarken, dolar endeksi de 101 seviyesinin altına geriledi. Parite ihracatçıyı nasıl etkiliyor? Paritedeki gerileme en çok, satış gelirlerini Euro ile elde ederken hammadde, enerji, ara malı ve finansman giderlerini dolar üzerinden karşılayan şirketleri etkiliyor. Örneğin, 1 milyon Euro ihracat geliri elde eden bir şirket, paritenin 1,16 olduğu dönemde yaklaşık 1 milyon 160 bin dolar karşılığı gelir elde ederken, paritenin 1,14'e gerilemesiyle aynı satıştan elde ettiği dolar karşılığı gelir 20 bin dolar azalıyor. Dolar cinsinden maliyetlerin değişmediği durumda bu fark doğrudan kâr marjını aşağı çekiyor. Buna karşılık maliyetleri de büyük ölçüde Euro olan, yerli girdi oranı yüksek bulunan veya kur riskini finansal araçlarla yöneten şirketlerde paritenin etkisi daha sınırlı kalabiliyor. Parite riskine karşı beş öneri Uzmanlar, ihracatçıların yalnızca kur hareketlerine odaklanmak yerine kapsamlı bir risk yönetimi uygulaması gerektiğini belirtiyor. Bu kapsamda öne çıkan öneriler şöyle sıralanıyor: Forward ve opsiyon işlemleriyle kur riskinin kademeli olarak yönetilmesi,Uzun vadeli sözleşmelere parite uyarlama maddeleri eklenmesi,Ticari koşulların uygun olduğu durumlarda çift para birimli fiyatlama yapılması,Gelir ve giderlerin mümkün olduğunca aynı para biriminde dengelenmesi,Tek pazara bağımlılığı azaltacak şekilde müşteri ve pazar çeşitliliğinin artırılması.Tedarik kararlarında yalnızca kur belirleyici olmamalı Uzmanlara göre güçlü dolar pozisyonuna sahip şirketler, Euro cinsinden tedarik seçeneklerini değerlendirebilir. Ancak tedarikçi seçiminde yalnızca parite avantajı değil; ürün kalitesi, teslim süresi, navlun, gümrük maliyetleri, ödeme koşulları ve tedarik güvenliği gibi unsurlar da birlikte analiz edilmeli. Gözler yeni verilere çevrildi Piyasalarda Euro/dolar paritesinin yönünü önümüzdeki dönemde ABD enflasyonu, istihdam verileri, Fed yetkililerinin açıklamaları ve enerji fiyatlarının seyri belirleyecek. Uzmanlar, şirketlerin kısa vadeli kur hareketlerine göre karar almak yerine, uzun vadeli risk yönetimi stratejileri oluşturmasının finansal sürdürülebilirlik açısından daha sağlıklı olacağı görüşünde.

Yalnız yaşayanların sayısı 10 yılda yüzde 66,5 arttı Haber

Yalnız yaşayanların sayısı 10 yılda yüzde 66,5 arttı

Yalnız yaşayanların sayısı 10 yılda yüzde 66,5 arttı Türkiye'de tek kişilik hanelerin sayısı son 10 yılda dikkat çekici bir artış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla tek başına yaşayanların sayısı 5 milyon 523 bin 321'e ulaştı. Aynı dönemde ortalama hanehalkı büyüklüğü ise 3,08 kişiye gerileyerek değişen demografik yapının konut sektörüne etkisini gözler önüne serdi. TÜİK verilerine göre Türkiye'deki toplam hane sayısı 26 milyon 977 bin 795'e yükselirken, tek kişilik hanelerin sayısı 5,5 milyonu aştı. Artan bireyselleşme, evlilik yaşındaki yükseliş ve yaşam alışkanlıklarındaki değişim, daha küçük ve fonksiyonel konutlara yönelik talebi artırıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hane Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yusuf Keklik, konut ihtiyacının artık yalnızca nüfus artışı üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti. Keklik, "Hane sayısındaki artış, yaşam biçimlerindeki değişim ve bireyselleşmenin etkisiyle konut talebi farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle tek kişilik yaşayan bireylerin ve küçük ailelerin artması, daha fonksiyonel, ulaşılabilir ve yaşam kalitesini artıran konut projelerine olan ihtiyacı güçlendiriyor." dedi. Geleceğin konut projelerinin yalnızca metrekare odaklı olmayacağını vurgulayan Keklik, kullanıcı deneyimi, sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik kriterlerinin ön plana çıkacağını ifade etti. Kentleşme ve bireysel yaşamın yaygınlaşmasının sektörde önemli bir dönüşüm yarattığını belirten Keklik, "Gayrimenkul sektöründe artık önemli olan yalnızca daha fazla konut üretmek değil, değişen yaşam biçimlerine uygun, kullanıcı odaklı ve uzun vadeli değer sunan projeler geliştirmektir." değerlendirmesinde bulundu.

Türk lezzetleri Uzak Doğu yolcusu Haber

Türk lezzetleri Uzak Doğu yolcusu

Türkiye'nin yaş meyve, sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında katma değeri yüksek pazarlara yönelme stratejisi kapsamında, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, 20-29 Kasım 2026 tarihlerinde, Japonya ve Güney Kore'yi kapsayan “Sektörel Ticaret Heyeti” düzenleyecek. Ticaret Bakanlığı koordinasyonu ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği organizasyonunda gerçekleştirilecek programda Türk ihracatçıları, Seul ve Tokyo'da ithalatçılar, ulusal perakende zincirleri, distribütörler ve gıda sektörünün önde gelen satın alma kuruluşlarıyla ikili iş görüşmeleri yapacak. "Uzak Doğu, kilogram başına ihracat değerimizi artırabilecek en önemli pazarlardan biri" Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, küresel gıda ticaretinde rekabetin artık fiyat kadar kalite, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiğini belirterek, Japonya ve Güney Kore'nin bu dönüşümün en güçlü örnekleri arasında yer aldığını söyledi. İhracatta hedefimiz orta vadede 200 milyon dolar İhracatta sadece hacim artışı değil, kilogram başına ihracat değerini yükseltecek pazarlara odaklanıyoruz” diyen Balık, “Japonya ve Güney Kore, yüksek gelir seviyeleri, kaliteli ürün talebi ve güvenilir tedarikçi arayışlarıyla sektörümüz için stratejik öneme sahip. Türk üreticisi ve ihracatçısı son yıllarda kalite, gıda güvenliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim alanlarında önemli mesafe kat etti. Bu birikimi artık Uzak Doğu pazarlarında daha güçlü şekilde değerlendirmek istiyoruz. 2025 yılında Japonya ve Güney Kore’ye 63 milyon dolar olan yaş meyve sebze ve mamul ihracatımızı kısa vadede 100 milyon dolara orta vadede 200 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu. İki ülke 110 milyar dolarlık gıda ithal ediyor Güney Kore’nin yıllık 40 milyar dolar, Japonya’nın ise yıllık 70 milyar dolar gıda ürünleri ithal ettiğine vurgu yapan Başkan Balık sözlerini şöyle tamamladı; “İki ülkenin gıda ithalatlarının yüksek olması Türk gıda sektörüne büyük fırsatlar sunuyor. Alım gücü yüksek ve yaklaşık 175 milyonluk nüfusa sahipler. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörleri Meyve suları, kuru domates, salça, meyve püreleri, turşular, dondurulmuş meyveler, konserve, narenciye, domates, kiraz, üzüm, elma, şeftali-nektarin, nar başta olmak üzere yaş meyve sebze ve mamul üretiminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri. Dünya’nın gıda ambarı konumundayız. Sektörel ticaret heyetleriyle taze ürünlerde ve mamul ihracatında pazar payımızı artırmak için çalışıyoruz. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatçılarımızı sektörel ticaret heyetimize katılmaya davet ediyoruz.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin “Güney Kore-Japonya Sektörel Ticaret Heyeti”ne katılmak isteyen firma temsilcilerimiz 7 Temmuz 2026 Salı günü mesai bitimine kadar tarim3@eib.org.tr adresiyle iletişime geçebilirler.

Tarım ihracatçılarından sürdürülebilirliğe büyük destek Haber

Tarım ihracatçılarından sürdürülebilirliğe büyük destek

Türkiye’de sürdürülebilirliğe en çok yatırım yapan kurumlardan birisi olan Ege Tütün İhracatçıları Birliği, tarımsal üretimde kullanılan tarım ilaçlarının boş ambalajlarının doğaya ve insanlığa zarar vermemesi için 4 yıldır “Zirai İlaç Ambalaj Atıklarının Bertarafı/Geri Dönüşümü Projesi”yle tarımsal üretimin güçlü olduğu bölgelerde tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonları kuruyor. Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Selim Jimi 2022 yılında Acıpayam’da 11 adet tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonuyla başlayan projenin sonraki süreçte, Beyağaç’ta 6, Kale’de 6 ve Tavas’ta 12, Karacasu’da 6 toplama istasyonuyla 41 toplama noktasına ulaştığını, Salihli’de hayata geçirilen 7 toplama istasyonuyla tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonu sayısının 48’e ulaştığını dile getirdi. Üç birlik güç birliğine gittik Zirai ilaç atık toplama merkezleri oluşturma konusunda ilk adımı Ege Tütün İhracatçıları Birliği Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu’nun 2022 yılında attığı bilgisini veren Jimi, “Ege Tütün İhracatçıları Birliği olarak “Zirai İlaç Ambalaj Atıklarının Bertarafı/Geri Dönüşümü Projesi” çerçevesinde Denizli’nin Tavas, Beyağaç, Kale Acıpayam ilçeleri ile Aydın ili Karacasu ilçesinde 41 lokasyonda atık toplama noktaları oluşturduk ve bu noktaların takibini yerel yönetimlerle iş birliğinde titizlikle sürdürüyoruz. 2025 yılı sonunda projemize Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz ve Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliğimiz katıldı. Üç birlik güç birliği yaptıktan sonra üç birliğin ortak faaliyet alanı olan Manisa ilinde söz konusu projenin yaygınlaştırılması için 7 atık noktasını belirleyerek faaliyete geçmesi için karar aldık. Zirai ilaç ambalajlarının doğaya ve insanlarımıza zarar vermeden bertaraf edilmesi ve geri dönüşüme kazandırılması için bölgemizdeki tüm ihracat ürünlerimizin üretim alanlarını içerecek şekilde projemizi yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Tarım üretiminin yoğun olduğu bölgelerde projemizin yaygınlaşması için Ege İhracatçı Birlikleri olarak destek sağlamaya devam edeceğiz. Projemizi gerçekleştirmemizde bize destek olan Salihli Belediye Başkanımız Sayın Mazlum Nurlu ve Belediye Başkan Yardımcımız Selim Akbıyıkoğlu’na ve projemizde emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz” şeklinde konuştu. Akbıyıkoğlu; “Salihli’nin 78 Kırsal Mahallesi’nde da tarım yapılıyor” Salihli’nin tarımsal üretimde güçlü merkezlerden biri olduğunu vurgulayan Salihli Belediye Başkan Yardımcısı Selim Akbıyıkoğlu, “Zirai İlaç Ambalaj Atıklarının Bertarafı/Geri Dönüşümü Projesi” imza töreninde yaptığı konuşmada Salihli’nin 78 kırsal mahallesi bulunduğunu, 78 kırsal mahallesinin tamamında tarımsal üretim yapıldığını, 7 noktaya konulan tarım ilaçlarının boş ambalajlarını toplama istasyonlarının 78 mahalleye yaygınlaştırılması için çaba göstereceklerini dile getirdi. Salihli Belediyesi olarak tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonlarına bırakılan ambalajların toplanarak geri dönüşüme gönderilmesini organize edeceklerini ifade eden Akbıyıkoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri’ne çevre duyarlılığı nedeniyle teşekkür etti. “Zirai İlaç Ambalaj Atıklarının Bertarafı/Geri Dönüşümü Projesi” kapsamında Adala Mahallesi’ndeki tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonunun açılışı gerçekleştirilirken, Salihli Belediyesi ile Ege İhracatçı Birlikleri arasında iş birliği protokolü imzalandı. Protokole Salihli Belediyesi adına Salihli Belediyesi Başkan Yardımcısı Selim Akbıyıkoğlu, Ege İhracatçı Birikleri adına Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Selim Jimi imza attılar. Tarım ilaçları ambalajları toplama istasyonu açılış töreni ve protokol imza törenine Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Selim Jimi, Salihli Belediye Başkan Yardımcısı Selim Akbıyıkoğlu, Salihli Belediye Başkan Yardımcısı A. Yavuz Özdem, Salihli Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yüksel, Ege Tütün İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri İsmet Çakın ile Osman Umur ve Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz katıldı.

Hazır giyimde tehdit haritası değişiyor Haber

Hazır giyimde tehdit haritası değişiyor

Rapora göre Türkiye açısından en kritik rakipler artık Bangladeş, Fas ve Tunus olarak öne çıkıyor. Türkiye, Avrupa Birliği dışı hazır giyim tedarikçileri arasında yüzde 9,1 payla üçüncü sırada yer alırken, Çin yüzde 30,9 ve Bangladeş yüzde 19,3 paya sahip bulunuyor. Ancak TGSD, Türkiye'nin asıl rekabeti Avrupa'ya yakınlık avantajını kullanan Fas ve Tunus ile yaşadığına dikkat çekiyor. Yakın üretim avantajı paylaşılıyor Fas ve Tunus, Avrupa markalarına kısa teslim süreleri sunarak Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri olan "yakın üretim" modelinde güçlü alternatifler haline geliyor. Her iki ülkenin Avrupa pazarındaki payı henüz yüzde 5 seviyelerinde olsa da son yıllardaki büyüme hızları dikkat çekiyor. Bangladeş ise düşük maliyetli üretim gücü ve Avrupa Birliği'ne sağlanan gümrük avantajları sayesinde özellikle temel ürün gruplarında Türkiye'nin pazar payı üzerinde baskı oluşturuyor. Raporda, sektörün fiyat rekabetine odaklanmak yerine hız, kalite, sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve katma değerli üretim alanlarında farklılaşması gerektiği vurgulanıyor. Avrupa bağımlılığı risk oluşturuyor TGSD raporunda Türkiye'nin ihracatta Avrupa pazarına yüksek bağımlılığına da dikkat çekildi. Küresel hazır giyim talebinin yaklaşık yarısı Avrupa kaynaklı olsa da bu durum sektör için önemli bir risk olarak değerlendiriliyor. Dünyanın en büyük hazır giyim ithalatçısı konumundaki ABD'nin yıllık ithalatı 97,9 milyar dolar seviyesinde bulunurken, Türkiye'nin bu pazardaki payı yalnızca yüzde 1,24 olarak ölçülüyor. Almanya ve Hollanda öne çıkıyor Rapora göre Türkiye'nin özellikle Almanya, Hollanda ve İspanya gibi yüksek hacimli Avrupa pazarlarında büyüme fırsatları bulunuyor. Almanya tek başına 22,7 milyar euro tutarında AB dışı hazır giyim ithalatı gerçekleştirirken, Hollanda Avrupa'nın önemli dağıtım merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. İngiltere Stratejik Fırsat Sunuyor Brexit sonrası değişen tedarik zincirleri, İngiltere'yi Türkiye açısından önemli bir büyüme pazarı haline getirdi. Yıllık 24 milyar dolarlık hazır giyim ithalatına sahip olan İngiltere'de Türkiye, 1,6 milyar dolarlık ihracat ve yüzde 6,7 pazar payıyla dördüncü sırada bulunuyor. TGSD'ye göre kısa teslim süresi, esnek üretim yapısı ve coğrafi yakınlık avantajı sayesinde Türkiye, İngiltere pazarındaki payını artırma potansiyeline sahip. Rekabette yeni dönem Rapor, Türkiye'nin Bangladeş, Fas ve Tunus'tan gelen rekabete fiyat indirimiyle karşılık vermesinin sürdürülebilir olmadığını ortaya koyuyor. Sektörün kumaştan hazır giyime uzanan güçlü üretim altyapısını, sürdürülebilirlik uyumunu ve orta-üst segmentteki kalite avantajını öne çıkararak rekabet gücünü koruyabileceği belirtiliyor.

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri Haber

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri

Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), iş dünyasının rekabet gündemini doğrudan ilgilendiren “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”nu İzQ İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirdi. NETNOCON ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen forum, markalaşmanın yapay zekâ, algoritmalar, dijital topluluklar, veri temelli müşteri içgörüsü ve yeni nesil tüketici davranışları ekseninde yeniden tanımlandığı dönemi İzmir iş dünyasının gündemine taşıdı. Forumun keynote konuşmacısı, netnografi yönteminin kurucusu, dijital pazarlama ve tüketici kültürü alanında dünyanın önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Robert V. Kozinets oldu. Yaklaşık 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de iş dünyasıyla buluşan Kozinets, markalaşmanın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Markalaşmanın Geleceği: Şirketlerin Yol Haritası” başlıklı panelde ise; University of Southern California’dan Dijital Pazarlama ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Robert V. Kozinets, Università Cattolica del Sacro Cuore’dan Marka ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Rossella Gambetti, University of Southern California’dan İletişim ve Turizm Profesörü Prof. Dr. Ulrike Gretzel ve Pacific University’den Pazarlama ve Tüketici Kültürü alanında çalışmalar yürüten Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu yer aldı. Panelin moderasyonunu Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu üstlendi. İzmir’i markalaşan bir şehir olarak konumlandıracağız Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi. EGİAD’ın 18. Dönem vizyonunun merkezinde yer alan “Üçüz Dönüşüm” yaklaşımına dikkat çeken Özhelvacı, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, yapay zekâ çağında şirketlerin değişimi takip eden değil, değişime yön veren aktörler olması gerektiğini vurguladı. “Algoritmalar görünürlüğü belirliyor, içerikler saniyeler içinde üretiliyor, trendler hızla yayılıyor, veri ise müşteri içgörüsünün ana kaynağı haline geliyor. Böyle bir dönemde markalaşma, yalnızca pazarlama departmanlarının görevi olmaktan çıkıyor; yönetim kurullarının, şirket sahiplerinin ve girişimcilerin sahiplenmesi gereken stratejik bir sorumluluğa dönüşüyor” diyen Özhelvacı, Türkiye’nin üretim gücünü küresel marka değerine dönüştürmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Brand Finance Türkiye 2026 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 125 markasının toplam değerinin 19,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özhelvacı, bu artışın değerli olduğunu ancak küresel rekabet ölçeğinde Türkiye’nin markalaşma ajandasını daha stratejik, uzun vadeli ve kararlı biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Özhelvacı, “Üretim gücümüz var. Girişimcilik enerjimiz var. Genç ve dinamik insan kaynağımız var. Sanayi tecrübemiz ve ihracat kapasitemiz var. Ancak bütün bu değerleri küresel ölçekte daha güçlü marka hikâyelerine dönüştürme konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var” dedi. İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” diyen Özhelvacı, genç iş insanlarına bu noktada büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. EGİAD Başkanı Özhelvacı, forumun yalnızca bir bilgi paylaşımı değil, İzmir iş dünyası için yeni sorular üretmesi gereken stratejik bir başlangıç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Markamızı gerçekten tanıyor muyuz? Müşterimizi yeterince dinliyor muyuz? Dijital toplulukların sesini anlayabiliyor muyuz? Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak mı görüyoruz, yoksa daha derin müşteri içgörüsü üretmek için kullanabiliyor muyuz? İzmir’den dünyaya nasıl daha güçlü markalar çıkarabiliriz? Çünkü bazen dönüşüm, tek bir cevaptan değil; doğru zamanda sorulan güçlü bir sorudan başlar.” Perihan İnci: “Geleceğin rekabeti markalar arasında yaşanacak” EGİAD Danışma Kurulu Başkanı Perihan İnci ise markalaşmanın artık yalnızca şirketlerin değil, şehirlerin ve ülkelerin de rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ ve veri ekonomisinin şekillendirdiği yeni dünyada üretmenin tek başına yeterli olmadığını belirten İnci, güçlü markaların güven, sürdürülebilirlik, inovasyon ve değer üretimi üzerine inşa edildiğini ifade etti. İzmir’in üretim gücü, limanı, girişimcilik ekosistemi ve uluslararası vizyonuyla önemli bir marka şehir potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken İnci, şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde hem Türkiye markasını hem de İzmir markasını daha güçlü bir şekilde inşa etmek zorundayız. Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca ekonomiler arasında değil; markalar arasında yaşanacaktır.” Kozinets: “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” Forumun keynote konuşmacısı Prof. Dr. Robert V. Kozinets ise, markalaşmanın yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet sunan yapılar değil, dijital topluluklar içerisinde şekillenen kültürel ekosistemler haline geldiğini söyledi. Günümüz rekabetinde marka değerinin şirketlerin anlattığı hikâyelerden çok, tüketicilerin kendi aralarında kurduğu etkileşimlerden doğduğunu vurgulayan Kozinets, “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” dedi. Dijital çağda müşteri sadakatinin yerini topluluk aidiyetinin aldığını belirten Kozinets, başarılı markaların tüketicileri yalnızca hedef kitle olarak görmeyip onları marka deneyiminin aktif bir parçası haline getiren kurumlar olacağını ifade etti. Yapay zekânın içerik üretimi, veri analizi ve müşteri deneyimi yönetiminde önemli fırsatlar sunduğunu belirten Kozinets, teknolojinin marka yaratmadığını ancak marka deneyimini büyüttüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ marka yaratmaz; marka deneyimini ölçeklendirir. Veri bize ne olduğunu söyler, kültür ise neden olduğunu açıklar.” Yapay zekânın giderek yaygınlaştığı yeni dönemde teknolojinin herkes tarafından erişilebilir hale geleceğini ifade eden Kozinets, sürdürülebilir rekabet avantajının kültürel anlam üretebilen markalar tarafından yaratılacağını belirtti. Tüketici artık hedef kitle değil, marka ortağı Konuşmasında tüketicinin değişen rolüne de dikkat çeken Kozinets, dijital çağın tüketicisini yalnızca satın alma kararı veren bir müşteri olarak değil; içerik üreten, marka hikâyelerini şekillendiren ve kurumların algısını doğrudan etkileyen bir paydaş olarak tanımladı. Markaların tüketicilerle tek yönlü iletişim kurmak yerine ortak değer üretme anlayışıyla hareket etmeleri gerektiğini belirten Kozinets, markalaşmanın geleceğinin katılımcı, topluluk temelli ve insan merkezli modeller üzerinden şekilleneceğini söyledi. Forumda yapılan değerlendirmelerde; yapay zekânın markalar için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, tüketiciyi, toplulukları ve kültürel kodları anlamaya imkân veren stratejik bir içgörü altyapısı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, yapay zekâ destekli markalaşma, dijital topluluklar, tüketici deneyimi, kültürel içgörü ve küresel rekabet başlıklarında geleceğin iş dünyasına ilişkin önemli perspektifler kazandı. Yoğun katılımla gerçekleşen forum, İzmir iş dünyası için markalaşmayı yapay zekâ çağının en kritik rekabet başlıklarından biri olarak yeniden gündeme taşırken; şirketlerin yalnızca üretim, fiyat ve kalite avantajıyla değil, anlam yaratan marka hikâyeleri, güçlü müşteri içgörüleri, dijital topluluklarla kurulan güven ilişkisi ve küresel ölçekte ayırt edici konumlanma ile öne çıkabileceği mesajını verdi.

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli Haber

Borusan EnBW Enerji’den örnek döngüsel ekonomi modeli

"Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi" ile güneş panel bakım süreçlerinde doğa temelli çözümler kullanılırken, yerel ekonomiye de katkı sağlandı Değer yaratan bu proje sadece çevreyi korumakla kalmıyor, aynı zamanda yerel ekonomiye de katkı sağlıyor. Borusan Holding ve Energie Baden-Württemberg AG’nin (EnBW) ortak girişimi Borusan EnBW Enerji, %100 yenilenebilir enerji üretiminin yanı sıra faaliyet gösterdiği sahalarda doğa pozitif uygulamalar geliştirerek çevresel ve sosyal fayda yaratmaya devam ediyor. Bu kapsamda Çanakkale’de Çan ve Merkez ilçelerinde bulunan ülkemizin en büyük RES-GES hibrit tesisi olan Saros Rüzgar ve Güneş Enerjisi Santrali çalışanları tarafından hayata geçirilen “Güneş Enerjisi Sahalarında Doğal Otlatma Yoluyla Sosyal Katkı ve Karbon Azaltım Projesi”, panel verimliliğini korumak için sahalarda yapılması gereken düzenli ot temizliği ve kontrolü için sürdürülebilir bir model sunuyor. Geleneksel yöntemlerde ot kontrolü, fosil yakıtlı ekipmanlar veya kimyasal herbisitler kullanılarak gerçekleştiriliyor. Bu yöntemler karbon salımı, maliyet artışı ve çevresel etkiler gibi çeşitli sorunlar doğurabiliyor. Projenin geliştirdiği doğa temelli yaklaşımla, güneş enerjisi sahasında kimyasallar kullanılarak yapılan ot mücadelesi yerine kısmi bir mekanik biçmeye ek olarak kontrollü koyun ve kuzu otlatma yöntemi uygulanmaya başlandı. Döngüsel ekonomi modeli: Doğal otlatma yöntemi sayesinde, sahadaki otlar doğal yollarla temizlenerek güneş panellerinin verimini olumsuz etkileyebilecek yoğun bitki örtüsü kontrol altına alındı, panellerin performansı korundu. Aynı zamanda yaz aylarında kuru ot birikiminin engellenmesiyle yangın riski azaltıldı ve iş güvenliği de sağlanmış oldu. Sadece hayvan otlatmaya uygun olmayan dikenli otların bulunduğu bölgede biçme ekipmanı kullanıldığı için saha bakım süreçlerinden kaynaklanan karbon emisyonları azaltıldı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santrali’nin, işletmeye geçmesinden bu yana otla mücadele için hiçbir kimyasal kullanılmadı. Böylece, toprak biyolojik çeşitliliğinin ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağladı. Projenin sosyal ve ekonomik katkıları da öne çıkıyor Proje, çevresel hassasiyetleri gözetirken aynı zamanda bölgedeki besiciler için sosyal ve ekonomik fayda yaratıyor. Yerel besicilerle kurulan iş birliği sayesinde kırsal ekonomiye doğrudan katkı sağlanıyor. Doğal yırtıcılardan korunan sürüler güvenli bir ortamda otlarken, besiciler de diğer günlük işlerini yapabilme fırsatı yakalıyor. Besiciler, yem maliyetleri azalırken, yaptıkları tasarruf sonucu sürülerini genişletme imkanı da buluyor. Ayrıca, alımına destek olunan yün kırkma makineleri ile bölge hayvancılığına katkı sunuldu. Bölgede besiciliği yapılan küçükbaş hayvan sayısı 5 misline çıktı. Proje uygulamasının ilk 6 ayında ciddi boyutta ot kaynağı doğal yollarla değerlendirilirken, bölgedeki yetiştiricilerin yem maliyetlerinde büyük bir tasarruf sağlandı. Saros Rüzgar ve Güneş Enerji Santralinde uygulama sayesinde dış kaynaklı bakım faaliyetlerine kıyasla önemli bir ekonomik fayda elde edildi. Güvenli ve sürdürülebilir bir model Uygulama kapsamında hayvanların güvenliği ve konforu için tüm detaylar düşünüldü. Trafo merkezleri ve kablo kanalları fiziksel bariyerlerle çevrilerek riskler ortadan kaldırıldı, saha içerisine hayvanlar için su kaynakları ve gölgelik alanlar oluşturuldu. Borusan EnBW Enerji, bu uygulamayla yenilenebilir enerji üretimi ile tarımsal faaliyetlerin uyum içinde yürütüldüğü yeni bir örnek gösterirken, döngüsel ekonomi yaklaşımını da sahaya taşımış oldu. Şirket, elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğal otlatma modelini farklı sahalarda yaygınlaştırmayı ve sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarını geliştirmeyi hedefliyor. Borusan Grubu’nun "İklim, İnsan ve İnovasyon" odaklı sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm süreçlerinde uygulayan Borusan EnBW Enerji, bu projeyle hem karbon ayak izini azaltan hem de yerel ekonomiyi güçlendiren örnek bir model sunuyor.

Avrupa savunma endeksi geriledi Haber

Avrupa savunma endeksi geriledi

Avrupa savunma sanayi hisselerinde son aylarda dikkat çekici bir düzeltme yaşanıyor. Son yılların en güçlü yatırım temalarından biri olan sektör, yükselen finansman maliyetleri ve değişen savaş teknolojilerinin etkisiyle yeni bir dönüşüm sürecine girdi. Stoxx Europe Targeted Defence Endeksi, yıl başında gördüğü zirveden bu yana yüzde 15'in üzerinde değer kaybetti. Analistler, bu geri çekilmenin yalnızca piyasa düzeltmesi değil, savunma sektöründeki yapısal dönüşümün de bir göstergesi olduğunu değerlendiriyor. Dev şirketlerde milyarlarca euroluk kayıp Sektörün önde gelen şirketleri arasında yer alan BAE Systems, Rolls-Royce, Thales, Leonardo ve Rheinmetall'in piyasa değerlerinde milyarlarca euroluk erime yaşandı. Uzmanlara göre yatırımcılar artık savunma harcamalarının büyüklüğünden çok, bu harcamaların nasıl finanse edileceğine odaklanıyor. Citi Avrupa Savunma Analisti Charles Armitage, piyasanın önceki dönemde savunma bütçelerindeki artışı fiyatladığını, yeni dönemde ise finansman ve sürdürülebilirlik konularının öne çıktığını belirtti. Borçlanma baskısı artıyor Yükselen faiz oranları ve enflasyon beklentileri, Avrupa hükümetlerinin savunma harcamalarını borçlanma yoluyla finanse etmesini zorlaştırıyor. Enerji maliyetlerindeki yükselişin de kamu bütçeleri üzerindeki baskıyı artırması, yatırımcıların sektörün uzun vadeli büyümesine ilişkin daha temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Barclays Avrupa Hisse Senedi Stratejisi Başkanı Emmanuel Cau, piyasaların savunma harcamalarının sürdürülebilirliğini sorgulamaya başladığını ifade etti. Yeni gözde: Drone ve yapay zekâ Kurumsal yatırımcıların savunma sektöründeki pozisyonlarını azaltmaya başladığına işaret eden veriler, sermayenin yeni nesil savunma teknolojilerine yöneldiğini gösteriyor. Özellikle insansız hava araçları, yapay zekâ destekli savunma sistemleri, elektronik harp çözümleri ve yazılım tabanlı teknolojiler geliştiren şirketler yatırımcıların radarına girmiş durumda. Fransız drone üreticisi Parrot ile İsveç merkezli MilDef'in son dönemde gösterdiği performans, bu değişimin somut örnekleri arasında gösteriliyor. Sektörde yapısal dönüşüm Analistler, Avrupa savunma sanayiinde yaşanan değişimin geçici bir fiyat hareketinden çok daha fazlası olduğuna dikkat çekiyor. Geleneksel ağır savunma sanayi şirketlerinden teknoloji odaklı savunma firmalarına doğru yaşanan sermaye kaymasının, geleceğin savaş teknolojilerine yönelik beklentileri yansıttığı belirtiliyor. Bununla birlikte uzmanlar, savunma sektöründe alınan siparişlerin gelir ve kârlılığa dönüşüm sürecinin beklenenden daha uzun sürmesinin sektör hisseleri üzerindeki baskıyı bir süre daha devam ettirebileceğini değerlendiriyor.

AB destekli finansmanda yeni dönem  Haber

AB destekli finansmanda yeni dönem 

Kaynak, sürdürülebilir sanayi yatırımları ve ihracatçıların yeşil dönüşüm projelerinde kullanılacak. Türkiye, yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda Avrupa Yatırım Bankası'ndan (AYB) 200 milyon euroluk yeni finansman desteği sağladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan edinilen bilgilere göre, uygun koşullu dış finansman kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında AYB ile iki ayrı kredi anlaşması imzalandı. Hazine geri ödeme garantisi altında sağlanan finansmanın 100 milyon euroluk bölümü Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına aktarılacak. Kalan 100 milyon euroluk kaynak ise Türk Eximbank üzerinden ihracatçıların yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerinin finansmanında kullanılacak. Yeşil büyüme hedeflerine katkı sağlayacak Sağlanan finansmanla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim ve sürdürülebilir sanayi alanlarında gerçekleştirilecek yatırımların desteklenmesi hedefleniyor. Söz konusu kredi anlaşmalarıyla birlikte Türkiye'nin 2026 yılı içerisinde sağladığı uygun koşullu dış finansman tutarı 4,9 milyar dolara ulaştı. Şimşek: Destekler yeniden harekete geçti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin kalkınma öncelikleri açısından önemli katkılar sunduğunu belirtti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin dış finansmana erişimi de desteklediğini ifade eden Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası'nın deprem sonrası sağlanan finansman hariç olmak üzere yaklaşık 8 yıl aradan sonra yeniden Türkiye'nin kalkınma projelerine yönelik uygun koşullu kredi imkanlarını devreye aldığını söyledi. Reel sektör ve ihracatçıya destek Yeni finansman paketinin özellikle reel sektörün dönüşüm yatırımları ile ihracatçıların uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum süreçlerine katkı sağlaması bekleniyor. Uzmanlar, yeşil dönüşüm yatırımlarının hız kazanmasının hem ihracat pazarlarında rekabet gücünü artıracağını hem de Türkiye'nin uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerine destek vereceğini değerlendiriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.