SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sürdürülebilirlik

Ekometre - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tekstilde sosyal uygunluk standartları UTİB’de ele alındı Haber

Tekstilde sosyal uygunluk standartları UTİB’de ele alındı

Ticaret Bakanlığı destekleriyle UTİB koordinasyonunda yürütülen “Tekstil Sektöründe Sosyal Uygunluk Kapasitesinin ve Çevre Kabiliyetinin Geliştirilmesi ile İhracatın Artırılması UR-GE Projesi” kapsamında düzenlenen eğitim, Uludağ İhracatçı Birlikleri’nde (UİB) gerçekleştirildi. Sürdürülebilirlik Uzmanı Senem Tanju tarafından verilen programda, sosyal uygunluğun gelişimi ve uluslararası standartların yanı sıra işletmelerin çalışanlarına ve tedarik zincirlerine yönelik sorumlulukları ele alındı. Tekstilde Sosyal Uygunluk Üretimin Tüm Aşamalarını Kapsıyor Tekstilin çok katmanlı bir üretim yapısına sahip olması ve küresel tedarik zincirleriyle bütünleşmesi nedeniyle sosyal uygunluk uygulamaları konusunda daha yoğun sorgulandığına dikkat çeken Senem Tanju, bu alandaki sorumluluğun üretimin tüm aşamalarını kapsadığını belirtti. İş yeri koşullarını değerlendiren WCA programına da değinen Tanju, çalışan hakları, ücret ve çalışma süreleri, iş sağlığı ve güvenliği ile çevre ve iş etiği gibi alanların program kapsamında incelendiğini aktardı. Ön denetimin ise firmaların mevcut uygulamalarındaki eksikleri görmesine ve gerekli iyileştirmeleri planlayarak resmi değerlendirmeye hazırlanmasına katkı sağladığını ifade etti. Değerlendirmelerde belge incelemesi, saha gözlemi ve çalışan görüşmelerinin birlikte ele alındığını açıklayan Tanju, “Sosyal uygunluk denetimlerinden geçmek ya da sürdürülebilirlik raporu yayımlamak tek başına yeterli değil; açıklanan bilgilerin gerçek çalışma koşulları ve sahadaki uygulamalarla doğrulanması gerekiyor. Firmalar, yaptıkları çalışmaların ve açıkladıkları bilgilerin arkasında durabilecek durumda olmalı.” dedi. “Çevreci Projelerde Sosyal Uygunluk da Kanıtlanmalı” Sürdürülebilirliğin çevresel ve sosyal boyutlarının birbirini tamamladığına dikkat çeken Tanju, “Projeniz sürdürülebilir üretime, döngüsel ekonomiye, su yönetimine ya da başka bir çevresel hedefe katkı sağlayabilir. Ancak bu projedeki sosyal uygunluğu da kanıtlamak zorundasınız. Bu durum, sürdürülebilirliğin çevresel ve sosyal ayaklarının birbiriyle örtüştüğünü ortaya koyuyor.” dedi. Tekstil sektöründe müşteri beklentilerinin sosyal uygunluk risklerini doğrudan ticari bir konu hâline getirdiğini de ifade eden Senem Tanju, “Sürdürülebilirlikle ilgili bir riskten söz ediyorsak bu, işletmenin nakit akışını ve finansmana erişimini etkileyen bir konu. Sosyal konulardaki risk ve fırsatların nasıl yönetildiği bu nedenle önem taşıyor. Yapacağınız raporlamalar ve sosyal uygunluk alanındaki yetkinliğinizi kanıtlayan veriler, finansmana erişim için güçlü bir dayanak haline gelecek.” ifadelerini kullandı. Eğitim soru cevap oturumu ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Limak Çimento'nun insan odaklı dönüşümü Haber

Limak Çimento'nun insan odaklı dönüşümü

Bir kurumun insan ve kültür yaklaşımının konuşulduğu mecra artık kendi sektörüyle sınırlı değil. Limak Çimento, 2026'da bu sınırı fiilen aştı: Forbes'tan Great Place To Work®'e, ATD'den Brandon Hall Group ve Stevie® Awards'a kadar birbirinden bağımsız, farklı sektörlerden şirketleri kendi kriterleriyle değerlendiren uluslararası kurumlar, şirketin insan odaklı dönüşüm modelini aynı anda öne çıkardı. Bu da Limak Çimento'nun hikâyesini bir sektör başarısı olmaktan çıkarıp, insan yönetimi ve kurumsal kültür alanında küresel ölçekte takip edilen bir vaka haline getiriyor. Çalışan, sürecin uygulayıcısı değil dönüşümün paydaşı Şirketin modelinde çalışan deneyimi; işe alım, eğitim, performans gibi klasik İK süreçlerinin toplamı değil, çalışanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, yönetime doğrudan erişebildiği ve şirketin geleceğini belirleyen kararlara katkı sunabildiği bir yapı olarak tasarlandı. İnsan & Kültür'den dijitalizasyona, sürdürülebilirlikten Ar-Ge'ye kadar geleceği doğrudan etkileyen komitelerde üretim sahasından yönetime kadar farklı seviyelerden çalışanlar aktif rol alıyor. Bu yaklaşımın somut karşılığı, her yıl 400'ün üzerinde çalışan ve yöneticinin bir araya geldiği İnsan Odaklı Dönüşüm toplantıları ve fabrikalardaki "İK Sahada" uygulaması oldu. Çalışan geri bildirimleri kayıt altına alınıyor, aksiyona dönüştürülüyor ve sonuçlar yeniden çalışanla paylaşılıyor — deneyim, periyodik bir anketten çıkıp yönetim mekanizmasının parçası haline geliyor. Bu yapının altyapısı da şirketin kendi geliştirdiği ÇEVİK İK platformu. Tüm çalışanların aktif kullanıcı olduğu ve bütün süreçleri kâğıtsız yürüten 12 modüllü platformun kaynak kodu Limak Çimento'ya ait. Yapay zekâ, işe alım ve oryantasyonda karar vermeden destek veriyor; karar insanda kalıyor. Forbes Türkiye ve Statista'dan bir ilk: "Türkiye'nin En İyi İşverenleri 2026" Limak Çimento, Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen "Türkiye'nin En İyi İşverenleri 2026" listesinde yer aldı. 200.000'den fazla işverenin değerlendirildiği çalışmada nihai skor, çalışanların kendi işverenlerine yönelik kişisel tavsiyesi ile sektörlerindeki diğer işverenlere dair genel değerlendirmelerinin birleşiminden oluştu; hesaplamada kişisel tavsiye değerlendirmesine daha yüksek ağırlık verildi. Çalışanların anonim geri bildirimlerine dayanan bu bağımsız metodolojiyle hazırlanan listede yer almak, şirket için yalnızca bir sıralama değil, birlikte güçlendirilen çalışma kültürünün somut bir yansıması oldu. Great Place To Work®: Türkiye’de Çimento Sektöründen Listede Yer Alan Tek Şirket Limak Çimento, Great Place To Work® Türkiye’nin 2026 En İyi İşverenler listesinde yer aldı. Şirket ayrıca, Türkiye’deki Best Workplaces in Manufacturing & Production™ 2026 listesine giren tek çimento şirketi oldu. Çalışan geri bildirimlerine dayanan bu sonuçlar, şirketin güven ve çalışan deneyimi alanındaki uygulamalarının bağımsız değerlendirmelerdeki karşılığını ortaya koydu. Öğrenme, bir eğitim faaliyeti değil şirket kapasitesi Limak Cement Global Academy çatısı altında yürütülen programlar; performans yönetimi, yetenek değerlendirme, kariyer planlama ve öğrenmeyi tek bir ekosistemde birleştiriyor. Mavi yaka çalışanlar için geliştirilen "Saha Gücünü Yükselt" programı, teknik yetkinliklerin yanında iletişim ve problem çözme becerilerini de hedefliyor. Akademi, ÇEVİK verilerini okuyarak yetkinlik açıklarını tespit ediyor; şirket uzmanlarının sanal ikizlerine dayanan yapay zekâ asistanı ise öğrenmeyi sahaya taşıyor. Bu yaklaşım, 2026'da dünyanın en prestijli yetenek geliştirme organizasyonlarından biri olan ATD (Association for Talent Development) tarafından düzenlenen ATD BEST Awards 2026'da Limak Cement Global Academy'nin sekizinci sırada yer almasıyla karşılık buldu. Şirket ayrıca, ATD Excellence in Practice Awards 2026 kapsamında uluslararası firmalar arasından sıyrılarak "Managing the Learning Function" kategorisinde ödül kazandı — öğrenme süreçlerini yönetme biçiminin ve insan kaynağına verilen değerin küresel ölçekte takdir edildiğinin güçlü bir göstergesi. Dünya çimento sektöründe bir ilk: Equal-Salary Certification Limak Çimento, EQUAL-SALARY Foundation'ın bağımsız değerlendirmesi sonucunda dünya çimento sektöründe Equal-Salary Certification alan ilk şirket oldu. Ankara Merkez Ofis ile Ergani ve Kurtalan fabrikalarında yürütülen saha incelemelerinde 100'ün üzerinde belge değerlendirildi; ücret analizi, ücretlerdeki farklılıkların %99,6'sının görev, kıdem ve yetkinlik gibi nesnel kriterlerle açıklandığını gösterdi (R²=0,996). Brandon Hall Group'tan 10 ödül Limak Çimento, 2026 Brandon Hall Group HCM Excellence Awards'ta performans yönetimi, kariyer ve yedekleme, kurum kültürü, çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, öğrenme ve gelişim ile teknoloji kullanımı gibi farklı alanlardan 4 Altın, 5 Gümüş, 1 Bronz olmak üzere 10 ödül kazandı. Bu sonuçla şirket, ödül kazanan 1.000 üzerinde organizasyon arasında dünya genelinde 27. sıraya ve global Top %3'e yerleşti. Türkiye'de ise ödül kazanan 77 kurum arasında toplam ödül sayısıyla 4. sırada yer alırken, ödül kazanan çimento şirketleri arasında en yüksek ödül sayısına ulaşan şirket oldu. Şirket için asıl değerli olan, bu ödüllerin tek bir uygulamada değil; performans yönetimi, yetenek ve kariyer yönetimi, kültür dönüşümü, çalışan deneyimi, öğrenme ve gelişim ile teknoloji kullanımı gibi İnsan & Kültür'ün farklı alanlarında yoğunlaşması. 10 ödül. 10 farklı uygulama. Tek bir standart: Global Excellence. Farklı disiplinlerde aynı anda tanınma: Stevie® Awards'tan uluslararası doğrulama 2026 Stevie® Awards for Great Employers sonuçlarında Limak Çimento, 2 Altın, 2 Gümüş ve 2 Bronz olmak üzere toplam 6 ödül kazandı. Şirket için asıl anlamlı olan ödül sayısı değil, ödüllerin nereye dağıldığı: altı ödül de öğrenme ve gelişim, liderlik, yetenek yönetimi, çalışan deneyimi ve teknoloji gibi İnsan & Kültür'ün farklı boyutlarından geldi. Bir şirket tek bir programla ödül alabilir; birbirinden farklı disiplinlerde aynı anda ödül almak ise yapının bir bütün olarak çalıştığının göstergesi. Geçtiğimiz yıl kazanılan 5 ödülle birlikte, iki yılda ulaşılan 11 Stevie, Limak Çimento'nun İnsan & Kültür'ü ayrı projeler olarak değil, tek bir sistem olarak kurduğunun göstergesi. 38 ülkeden 1.000'i aşkın başvurunun değerlendirildiği bir programda bu genişlikte bir sonuç almak, kurulan yapının uluslararası ölçekteki karşılığı. Ödüller, 28 Ekim'de Paris'te düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. M. Erkam Kocakerim: “Modern kurum işletim sisteminin çekirdeği insan olgunluğudur. Ve bunu ilan edemezsiniz; dışarıdan biri teyit etmeli” Limak Çimento Global CEO’su M. Erkam Kocakerim, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Modern kurum işletim sisteminin çekirdeği teknoloji değil; insan, kültür ve öğrenme deneyiminin olgunluğudur. Bu olgunluğu ilan edemezsiniz; onu dışarıdan biri teyit etmeli. Bağımsız uluslararası kurumlar, her biri kendi yöntemiyle, bizi yalnızca çimento şirketleriyle değil, her sektörden küresel şirketlerle birlikte değerlendirdi. Bizde İnsan & Kültür stratejiden ayrı değil; rekabet gücümüzü ve çevikliğimizi taşıyan organizasyon kapasitesidir. İnsanlar ile yapay zekâ ajanları arasındaki yeni iş bölümüne de hazırız. Global Excellence, ödüllerin toplamı değil; aynı yönetim anlayışının farklı ölçüm sistemlerinde tutarlı sonuç üretmesidir. 2030'a giden yolda kurallar aynı anda değişiyor; bir kısmı henüz yazılmadı. Buna plan yaparak değil, çekirdeği güçlü bir işletim sistemiyle hazırlanırsınız. Dayanıklılık bir yapı değil, bir öğrenme hızıdır. Biz kuralları değişen bir dünyaya, kurallardan daha hızlı öğrenen insanlarla hazırlanıyoruz.” Şule Öztürk: "Yönü belirleyen, insanların bilgisi, emeği ve karar kalitesi" Limak Çimento Grup İnsan, Kültür ve Sürdürülebilirlik Direktörü Şule Öztürk, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Kurumsal dönüşüm, organizasyonun farklı noktalarında bulunan bilgiyi ortak karara ve tutarlı davranışa dönüştürme kapasitesidir. Bu kapasite; çalışanların riskleri ve fikirleri güvenle dile getirebildiği, geri bildirimin aksiyona dönüştüğü ve gelişim yatırımlarının iş sonuçlarıyla ilişkilendirildiği sistemlerde oluşur. İnsan & Kültür’ü, bu koşulları tasarlayan ve etkisini verilerle izleyen bir yönetim alanı olarak konumluyoruz. Bizim için en güçlü sonuç, kurum kültürünün ölçülebilir ve yönetilebilir bir organizasyon kapasitesine dönüşmesidir.” Limak Çimento'nun 2026 tablosunu yalnızca ödül sayısıyla okumak eksik kalıyor: Forbes ve Great Place To Work çalışan deneyimine, EQUAL-SALARY adalet ve fırsat eşitliğine, ATD öğrenme kapasitesine, Brandon Hall ve Stevie ise insan ve yetenek yönetimi uygulamalarına farklı açılardan bakıyor. Çalışan deneyimi, öğrenme, ücret eşitliği ve yetenek yönetimi alanlarında ulusal ve uluslararası kuruluşların farklı ölçüm yöntemleriyle elde ettiği sonuçlar, Limak Çimento’nun insan ve kültür yaklaşımının birden fazla boyutta bağımsız değerlendirmelerle desteklendiğini gösteriyor. Bu sonuçlar, şirketin uygulamalarını farklı sektörlerden kurumlarla ortak değerlendirme çerçevelerinde görünür kılarak başarısına sektörler arası bir karşılık kazandırıyor.

FUCHS ve Mercedes-Benz stratejik iş ortaklığını uzattı Haber

FUCHS ve Mercedes-Benz stratejik iş ortaklığını uzattı

İki şirket, yeni dönemde de Mercedes-Benz müşterilerine özel madeni yağ çözümleri sunarken; araç performansını ve verimliliğini artıracak, sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak yenilikçi çözümler üzerinde birlikte çalışmaya devam edecek. FUCHS ve Mercedes-Benz, otomotiv sektöründe inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik odağında uzun yıllardır sürdürdükleri stratejik iş ortaklığında yeni bir döneme giriyor. Mevcut sözleşmenin uzatılmasıyla iki şirket, otomotiv yağlayıcıları alanındaki iş birliklerini sürdürecek. Dünyanın en büyük bağımsız madeni yağ üreticisi FUCHS Grubu ile Mercedes-Benz’in dünya genelindeki satış sonrası hizmetler ağını destekleyen Mercedes-Benz Global Services & Parts arasındaki iş birliği kapsamında, Mercedes-Benz müşterilerine markanın global ağı üzerinden özel olarak geliştirilen madeni yağ çözümleri sunulmaya devam edilecek. Yeni dönemde iki şirket, otomotiv yağlayıcıları alanındaki uzmanlıklarını bir araya getirerek araçların performansını ve güvenilirliğini artıran, verimliliği destekleyen ve çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayan yenilikçi çözümler geliştirmeyi sürdürecek. “Müşterilerimize sunduğumuz hizmet kalitesini daha da ileri taşıyacağız” Mercedes-Benz Group AG Yönetim Kurulu Üyesi, Satış ve Müşteri Deneyimi’nden Sorumlu Mathias Geisen, iş birliğinin devamına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “FUCHS ile uzun yıllardır sürdürdüğümüz başarılı iş birliği sayesinde dünya genelindeki müşterilerimize üst düzey hizmet kalitesi sunuyoruz. Müşteri odaklı olmak her zaman birincil önceliğimiz. İş birliğimizi birlikte daha ileri taşımaya sabırsızlanıyoruz.” dedi. “Mercedes-Benz ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş birliğimiz var” FUCHS ve Mercedes-Benz arasındaki uzun soluklu iş birliğine dikkat çeken FUCHS SE CEO’su Stefan Fuchs ise, “Mercedes-Benz ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş birliğimiz var. Genuine Oil Programı’nın ilk iş ortağı olarak başlayan bu yolculuğu bugün stratejik ortaklığımızla daha da ileri taşıyoruz. İki şirketin uzmanlığını bir araya getirerek araç performansını ve güvenilirliğini artıran, aynı zamanda sürdürülebilirliğe katkı sağlayan yüksek performanslı madeni yağ çözümleri geliştirmeye devam edeceğiz. Mercedes-Benz ile iş birliğimizin yeni döneminden büyük mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Çolakoğlu Metalurji 2026 dekarbonizasyon hedefini  bir yıl erken aştı Haber

Çolakoğlu Metalurji 2026 dekarbonizasyon hedefini bir yıl erken aştı

80. kuruluş yılını geride bırakan Çolakoğlu Metalurji, 2025 yılına ilişkin sürdürülebilirlik performansını ortaya koyan 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Rapor; iklim değişikliğiyle mücadele, enerji ve kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, operasyonel verimlilik, çalışan gelişimi ve kurumsal dayanıklılık alanlarında kaydedilen ilerlemeleri ortaya koyuyor. Elektrikli Ark Ocağı (EAF) teknolojisine ve hurda bazlı üretim modeline dayanan üretim yapısıyla Çolakoğlu Metalurji, çeliğin yeniden ekonomiye kazandırılmasına ve kaynakların döngüsel kullanımına katkı sağlıyor. Şirket, “Geleceğin Çeliğine Hayat Veriyoruz” sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda çalışmalarını Sorumlu Üretim, İnsana ve Topluma Değer, Sürdürülebilir Büyüme ve Kurumsal Dayanıklılık değer alanları altında sürdürüyor. Dekarbonizasyon hedefi bir yıl erken aşıldı Çolakoğlu Metalurji, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında emisyonlarını düzenli olarak ölçmeye ve izlemeye devam ederken, 2025 yılında Kapsam 1+2 emisyon yoğunluğunu 2024 yılına göre %17,8 azalttı. Emisyon yoğunluğu 0,309 tCO₂e/ton sıvı çelik seviyesine gerilerken, 2026 yılı için belirlenen %13’lük azaltım hedefi bir yıl önceden gerçekleştirildi ve hedef 4,8 yüzde puan aşıldı. Şirketin iklim alanındaki çalışmaları 2025 yılında ilk kez CDP İklim Değişikliği Raporlaması kapsamında değerlendirildi ve Çolakoğlu Metalurji B skoru elde etti. Aynı dönemde iklim bağlantılı risk ve fırsatlar ilk kez detaylı şekilde analiz edilerek, 2°C’nin altındaki iklim senaryosu da dikkate alınarak bir risk ve fırsat haritası oluşturuldu. Enerji ve kaynak verimliliğinde somut ilerleme 2025 yılında operasyonel süreçlerin geliştirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması Çolakoğlu Metalurji’nin öncelikli çalışma alanlarından biri oldu. Bu kapsamda nihai sıvı çelik üretiminde ton başına enerji yoğunluğu %2,24, sıvı çelik üretiminde ton başına su yoğunluğu ise %11,01 azaltıldı. Atık yönetiminde de önemli bir ilerleme kaydedildi. 2025 yılında 411.224 ton atık geri kazanılırken, geri kazanılan atık miktarı bir önceki yıla göre %24,79 artırıldı. Yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında ise 2,1 MWp kurulu güce sahip Çubuk Haddehanesi Çatı GES, Temmuz 2025’te devreye alındı. Döngüsellik üretim modelinin üretimin temelinde yer alıyor EAF teknolojisine dayalı hurda bazlı üretim modeli, Çolakoğlu Metalurji’nin döngüsel ekonomi yaklaşımının önemli unsurlarından biri olmayı sürdürüyor. 2025 yılında geri dönüştürülmüş içerik oranı yassı ürünlerde %79,26, uzun ürünlerde ise %95,19 olarak gerçekleşti. Operasyonel verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalardan biri olan Manyetik Karıştırıcı Projesi de 2025 yılında hayata geçirildi. Proje ile üretim süreçlerinde verimlilik ve enerji kullanımının optimize edilmesine katkı sağlandı. CBAM sürecine hazırlık güçlendirildi 2025 yılı, Çolakoğlu Metalurji açısından Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) hazırlık çalışmalarının da yoğunlaştığı bir dönem oldu. Düzenli emisyon hesaplamaları gerçekleştirilirken müşterilerle çeyreklik emisyon verileri paylaşılmaya başlandı. Tedarikçiler Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) kriterleri doğrultusunda değerlendirilirken, tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesine yönelik çalışmalar yürütüldü. Paydaşlara yönelik eğitim ve bilgilendirme toplantılarıyla CBAM gerekliliklerine ilişkin farkındalık desteklenirken, müşteri ve tedarikçilerle emisyon verilerinin takibi ve paylaşımı sürdürüldü. 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’ndan öne çıkanlar: · Kapsam 1+2 emisyon yoğunluğu 2024’e göre %17,8 azaltılarak 0,309 tCO₂e/ton sıvı çelik seviyesine indirildi. Böylece 2026 yılı için belirlenen %13’lük azaltım hedefi bir yıl önceden ve 4,8 yüzde puan aşılmış oldu. · Çolakoğlu Metalurji, ilk CDP İklim Değişikliği Raporlaması sonucunda B skoru elde etti. · 2,1 MWp kurulu güce sahip Çubuk Haddehanesi Çatı GES Temmuz 2025’te devreye alındı. · Nihai sıvı çelik üretiminde ton başına enerji yoğunluğu %2,24 azaltıldı. · Sıvı çelik üretiminde ton başına su yoğunluğu %11,01 azaltıldı. · 411.224 ton atık geri kazanıldı; geri kazanılan atık miktarı bir önceki yıla göre %24,79 artırıldı. · Geri dönüştürülmüş içerik oranı yassı ürünlerde %79,26, uzun ürünlerde %95,19 olarak gerçekleşti. · 16 yeni kalite ürün geliştirildi. ·İnsana Değer: Çalışanların mesleki ve kişisel gelişimini desteklemek amacıyla toplam 71.269 saat eğitim gerçekleştirildi. 80 yıllık üretim deneyimini geleceğe taşıyan Çolakoğlu Metalurji, üretim modelinin temelindeki EAF teknolojisi ve hurda kullanımının sağladığı döngüsellik avantajını; enerji ve kaynak verimliliği, emisyonların azaltılması ve operasyonel gelişim çalışmalarıyla desteklemeye devam ediyor. Şirket, “Geleceğin Çeliğine Hayat Veriyoruz” sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda paydaşlarıyla birlikte yarattığı değeri geleceğe taşımayı ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ilerlemeyi sürdürüyor.

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı Haber

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı

Diplomatik temsilcileri, üst düzey kamu görevlilerini, yatırımcıları ve iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren buluşmada; Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı yatırımların artırılması ve Türk şirketlerinin Bulgaristan üzerinden Avrupa Birliği pazarına açılma fırsatları ele alındı. “Varna, Türk üreticileri için AB’ye açılan en yakın kapılardan biri” Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Fazlı Kılıç, İSO Yönetim Kurulu Üyesi Cemal Keleş, İOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kazım Özeren, Dilko Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Oğuztürk, Kavram Okulları Kurucusu Bahattin Durmuş,Sampaş,Holding YKB Şekip Karakaya, Dedeman Hotelleri YK Üyeleri Banu Dedeman, Macaristan Cumhuriyeti İstanbul Ticari Konsolosu Miklos Bujaky, iş insanları Hüseyin Öztürk,Özdemir Polat ve Işılay Reis’in de katıldığı etkinlik, Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkanı Mehmet Gözcü’nün açılış konuşmasıyla başladı. Ardından Platform Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan’daki iş ve yatırım ortamına ilişkin kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Özellikle Varna’nın Türk yatırımcılar açısından taşıdığı potansiyele dikkat çeken Gözcü; Avrupa Birliği içindeki stratejik konumu, gelişmiş liman altyapısı ve Türkiye’ye coğrafi yakınlığıyla kentin sanayi, üretim, lojistik ve uluslararası ticaret açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Gözcü, Bulgaristan’ın Türk şirketleri açısından yalnızca komşu bir ülke değil, aynı zamanda yaklaşık 450 milyon tüketicilik Avrupa Birliği pazarına erişim sağlayan stratejik bir yatırım ve üretim üssü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bulgaristan’da yaklaşık 2 bin 500 Türk şirketinin faaliyet gösterdiğini, 70’in üzerinde üretim tesisi bulunduğunu, Türk yatırımlarının yaklaşık 2,5 milyar avroya ulaştığını ve bu yatırımların yaklaşık 15 bin kişiye istihdam sağladığını belirten Gözcü, Varna’nın bu tabloda özel bir yere sahip olduğunu vurguladı. Varna’da özellikle turizm ve otelcilik, konut, endüstri ve üretim, lojistik ve depolama, marina ve denizcilik ile sağlık alanlarında yatırım fırsatları bulunduğunu ifade eden Gözcü, şunları söyledi: “İstanbul’dan karayoluyla yaklaşık beş saatlik mesafede bulunan Varna, Türkiye’deki üretici ve sanayiciler için Avrupa pazarına açılmanın en pratik kapılarından biri. Ancak yatırım kararları mutlaka doğru bilgiye ve ayrıntılı fizibilite çalışmalarına dayanmalı. Yatırım şansa değil; sağlam analize ve planlamaya dayanır. Çünkü güvenin olduğu yerde yatırım gelişir.” Prestige Platformu olarak Bulgaristan’ın farklı bölgelerini ekonomik yapı, hukuki süreçler, lojistik avantajlar, yatırımın geri dönüş potansiyeli ve sürdürülebilirlik açısından incelediklerini belirten Gözcü, amaçlarının Türk yatırımcıların doğru lokasyonda, doğru sektör ve iş modeliyle hareket etmesine katkı sağlamak olduğunu kaydetti. Türk şirketleri Bulgaristan deneyimlerini paylaştı Etkinlik kapsamında, Green Gold Foundation Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Dalga’nın moderatörlüğünde “Bulgaristan’da Yatırım – Türk Şirketlerinin Deneyimleri” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelde Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ve Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan pazarındaki deneyimlerini iş dünyası temsilcileriyle paylaştı. Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, yurt dışı yatırımlarında ülke ve pazar araştırmasının önemine dikkat çekerek, yatırımcıların yalnızca mevcut koşulları değil, küresel ekonomideki ve uluslararası ticaretteki gelişmeleri de yakından takip etmesi gerektiğini vurguladı. Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ise Avrupa Birliği’nin Türk şirketleri açısından son derece büyük ve önemli bir pazar olduğuna işaret etti. Balkanlar’daki gelişen ekonomilerin yeni fırsatlar yarattığını belirten Hinginar, Türkiye’deki üreticilerin bölgeye daha fazla odaklanması gerektiğini ifade etti. Etkinliğin karbon ayak izi sıfırlandı Bulgaria Connect, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından Türkiye ve Bulgaristan iş dünyası temsilcilerini buluşturan networking ve kokteyl programıyla sona erdi. Sürdürülebilirlik yaklaşımı etkinliğin organizasyonuna da yansıdı. Green Gold Foundation, Bulgaria Connect’in oluşturduğu karbon ayak izini ölçerek dengeleme çalışmasını gerçekleştirdi. Böylece iş ve yatırım fırsatlarının konuşulduğu buluşmada, ekonomik büyümenin yanı sıra çevresel sürdürülebilirlik konusunda da somut bir adım atıldı.

THY’den Boeing’e 150 uçaklık sipariş Haber

THY’den Boeing’e 150 uçaklık sipariş

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda kesinleştirilen anlaşmayla THY’nin kısa ve orta menzilli uçuş ağına yönelik filo kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Türk Hava Yolları (THY), uzun vadeli büyüme stratejisi doğrultusunda uçak üreticisi Boeing ile yeni bir sipariş anlaşmasına imza attı. 2025 yılından bu yana sürdürülen görüşmelerin ardından kesinleştirilen anlaşma, THY’nin Boeing ile gerçekleştirdiği en büyük tek koridorlu uçak siparişi olma özelliğini taşıyor. THY tarafından yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında 100 adet Boeing 737-8 uçağı için kesin sipariş verilirken, 50 adet Boeing 737 MAX uçağı için de opsiyon hakkı tanındı. Böylece toplam sipariş potansiyeli 150 uçağa ulaşacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda imzalanan anlaşmayla THY’nin kısa ve orta menzilli uçuş ağının güçlendirilmesi ve büyüme stratejisi doğrultusunda filo kapasitesinin artırılması planlanıyor. 737-10 modeline geçiş imkânı Anlaşma, THY’ye Boeing 737 MAX ailesinin en büyük üyesi olan Boeing 737-10 modeline geçiş imkânı da sunuyor. Bu seçenek sayesinde şirketin, yolcu talebi ve operasyonel ihtiyaçlara göre uçak kapasitesini daha esnek biçimde planlaması amaçlanıyor. Yeni uçakların özellikle yüksek talep gören iç ve dış hatlardaki kısa ve orta menzilli operasyonlara katkı sağlaması bekleniyor. Yakıt tüketimi ve emisyonlarda yüzde 20 azalma hedefi Boeing 737-8 modeli, menzil ve yük kapasitesinin yanı sıra yakıt tüketimi ve emisyonlarda önceki nesil uçaklara kıyasla yüzde 20’ye varan azalma hedefiyle öne çıkıyor. THY, yeni uçaklarla birlikte filosunu ve uçuş ağını büyütürken operasyonel verimliliğini artırmayı hedefliyor. THY ve AJet filosunda hâlihazırda Boeing 737 MAX, 737 Next-Generation, 787 Dreamliner, 777 ve 777 Freighter modellerinin de aralarında bulunduğu 200’ün üzerinde Boeing uçağı bulunuyor. Yeni sipariş, THY’nin 2025 yılında verdiği 75 adet Boeing 787 Dreamliner siparişinin ardından iki şirket arasındaki uzun vadeli iş birliğinde yeni bir aşama oluşturuyor. Boeing ile Türkiye’nin havacılık ekosistemine yönelik iş birliği THY ve Boeing arasındaki iş birliği yalnızca uçak siparişleriyle sınırlı kalmıyor. İki şirket, Türkiye’nin havacılık ekosistemini geliştirmeye yönelik endüstriyel katılım alanında da çalışmalar yürütüyor. Bu yıl imzalanan stratejik mutabakat zaptıyla yetkinlik geliştirme, değer oluşturma ve iş fırsatları başlıklarında bir iş birliği çerçevesi oluşturuldu. Çalışmalar kapsamında teknoloji ve bilgi birikiminin paylaşılması, insan kaynağının geliştirilmesi, sürdürülebilirlik faaliyetlerinin desteklenmesi ve yeni endüstriyel iş birliği fırsatlarının oluşturulması hedefleniyor. Söz konusu çerçevenin, Boeing ile Türkiye arasındaki iş birliğini filo büyümesinin ötesine taşıması ve ülkenin havacılık sektöründeki yetkinliklerine katkı sağlaması amaçlanıyor. THY: Uçuş ağımızı destekleyecek Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Murat Şeker, anlaşmanın şirketin filo büyüme stratejisi açısından önemli bir adım olduğunu belirtti. Şeker, yeni Boeing 737 MAX uçaklarının THY operasyonlarına verimlilik ve esneklik kazandıracağını ifade ederek, İstanbul merkezli geniş uçuş ağının destekleneceğini söyledi. Anlaşmanın Türkiye’nin havacılık ekosistemine de katkı sunduğunu belirten Şeker, Boeing ile uzun yıllara dayanan iş birliğini geliştirmekten memnuniyet duyduklarını kaydetti. Boeing Ticari Uçaklar Başkanı ve Üst Yöneticisi Stephanie Pope ise siparişin, Türk Hava Yolları ile Boeing arasındaki karşılıklı güveni ve ortak vizyonu yansıttığını ifade etti. Pope, Boeing’in İstanbul merkezli uçuş ağını büyüten THY’yi ve Türkiye’nin havacılık ekosistemini desteklemeyi sürdüreceğini belirtti.

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı Haber

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı

Nihat Çelik: “Yapağıyı atık değil, stratejik hammadde olarak görmeliyiz’’ Doğru işleme, sanayi entegrasyonu ve kurulacak ulusal pazar ağlarıyla yapağının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi için ulusal bir model oluşturulması çağrısında bulundu. TÜRKYED Genel Başkanı Nihat ÇELİK, küçükbaş hayvancılığın yalnızca et ve süt üretimiyle sınırlandırılamayacağını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bugün üreticimizin elindeki yapağı, ekonomik değer oluşturamadan atıl durumda kalıyorsa, bu durum üreticinin değil mevcut sistemin bir eksikliğidir.’’ Hayvansal Liflerimizin Mevcut Durumu ve Potansiyeli Nihat Çelik, Türkiye’nin sahip olduğu küçükbaş hayvan varlığı dikkate alındığında yapağının ciddi bir ekonomik potansiyel taşıdığını ifade ederek şöyle konuştu: “Biz TÜRKYED olarak yapağıya sadece hayvancılığın bir yan ürünü olarak bakmıyoruz. Yapağı; tekstil ve hazır giyim, izolasyon, geleneksel dokumacılık ve el sanatları, teknik tekstil ve farklı sanayi alanlarında inşaat ve Isı/ses yalıtımı, kozmetik ve tıp, gübre ve organik tarım gibi birçok alanda kullanılacak ve değerlendirilebilecek önemli bir hammaddedir. Üreticimizin emeğini tarlada, merada veya boş arazilerde değer kaybeden bir ürün haline getirmek yerine ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.” “Önce Toplama Sistemi, Ardından İşleme Tesisleri” TÜRKYED, küçükbaş hayvancılıktan elde edilen yan ürünlerin kullanım alanlarını ve karşılaşılan altyapı sorunlarını şu başlıklarla özetledi: Koyun yünü: Isı yalıtımı ve nem dengesi sağlayan doğal, şifalı ve yenilenebilir bir kaynaktır. Tekstil, yalıtım, kozmetik, tıp ve organik gübre sanayisinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ancak yeterli tesis ve pazar ağı bulunmadığı için birçok bölgede yakılmakta ya da değerinin çok altında satılmaktadır. Keçi kılı: Dayanıklı yapısıyla halı, kilim, keçe ve teknik tekstil ürünlerinde kritik bir hammaddedir. Yetiştirici için önemli bir ek gelir potansiyeli taşısa da toplama, sınıflandırma ve işleme altyapısının yetersizliği nedeniyle tam kapasiteyle değerlendirilememektedir. Keçi tiftiği: Özellikle Ankara keçisinden elde edilen parlak, yumuşak ve yüksek katma değerli bir lif olan tiftik; tekstil sanayisi için paha biçilmezdir. Üreticinin gelirini artırması için sürdürülebilir alım garantilerine ve işleme tesislerine ihtiyaç duymaktadır. Ortak ihtiyaç: Yün, kıl ve tiftiğin hak ettiği değere ulaşması için ortak bir zincir kurulmalıdır: Üret → Topla → Sınıflandır → İşle → Katma Değerli Ürüne Dönüştür → Pazarla. ‘’Tek Çözüm Tesis Kurmak Değil, Entegre Sürdürülebilir Bir Sistem Oluşturmaktır’’ TÜRKYED Genel Başkanı Çelik, çözümün yalnızca birkaç tesis kurulmasından ibaret olmadığını, ülke genelinde uygulanabilir entegre bir model kurulması gerektiğini belirtti. Çelik, bu sistem kapsamında; Lojistik ve İşleme Altyapısı: Bölgesel toplama, depolama, yıkama ve kurutma tesislerinin kurulması. Örgütlü Pazarlama: Üretici birlikleri ve kooperatifler üzerinden toplu alım/satım sisteminin hayata geçirilmesi. Sanayi ve Üniversite İş Birliği: Tekstil ve teknik tekstil sektörleriyle entegrasyon sağlanarak üniversitelerle ortak AR-GE çalışmalarının yürütülmesi. Eğitim ve Yerel Kalkınma: Çobanlara modern kırkım eğitimlerinin verilmesi, geleneksel dokumacılığın ve coğrafi işaretli ürünlerin desteklenmesi. Sürdürülebilirlik: Yeşil yalıtım malzemeleri ve döngüsel ekonomi prensipleri doğrultusunda ihracata yönelik katma değerli ürün geliştirilmesi. Nihat Çelik, yapağının değerlendirilmesinin yalnızca yetiştiriciye ek gelir sağlamayacağını, aynı zamanda yerli hammadde kullanımını artıracağını belirterek, “Bizim hedefimiz üreticinin kazandığı, sanayicinin kaliteli ve yerli hammaddeye ulaştığı, tüketicinin yerli ürün kullandığı ve ülkemizin katma değer ürettiği bir sistemdir. Üreticiden başlayıp sanayiye ve ihracata kadar uzanan bir zincir oluşturmalıyız.” Üreticilerin yapağıyı pazara ulaştırmakta zorluklarını üretici örgütleri aracılığıyla bölgesel yapağı toplama ve yıkama tesisleri kurarak pazar ağı eksikliğini gidermeliyiz. Hammadde satışından ziyade bölgesel yerinde işleme (yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi) altyapısı desteklenerek katma değerin üretici seviyesinde tutulmasını sağlamalıyız.” ifadelerini kullandı. “VAN Modelinden Türkiye Sanayisine” Geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK verilerine göre Türkiye’deki küçükbaş hayvan varlığının 60 milyonun üzerine çıktığını hatırlatan Çelik, iller bazındaki tablonun altını çizdi: “Yaklaşık 3,5 milyon kayıtlı (kayıtdışı olanlarla birlikte 5 milyonun üzerinde) küçükbaş hayvan varlığıyla Van, Türkiye’de 1. sıradadır. Ancak karşı karşıya kaldığımız temel sorun şudur: Hayvan sayımızı artırıyoruz fakat elde ettiğimiz yün, süt ve deri gibi yan ürünleri katma değere dönüştüremiyoruz. Günümüzde sürdürülebiir agroekolojik ve sıfır atık prensipleri çerçevesinde, yapağıyı ekonomiye kazandıracak ulusal modeli Van ilimizden başlatıp tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmayı stratejik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Hammaddeyi doğrudan satmak yerine; yerinde yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi altyapısını destekleyerek kazanılan katma değeri doğrudan üreticinin cebinde tutmalıyız.” “Türkyed olarak çözüm masasında yer almaya hazırız” Üretici, sanayici ve tüketicinin birlikte kazanacağı bir ekosistem hedeflendiğini belirten TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim amacımız; üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, sanayicimizin kaliteli yerli hammaddeye ulaştığı ve ülkemizin katma değer ürettiği sürdürülebilir bir zincir kurmaktır. TÜRKYED olarak sadece sorunları dile getirmiyor, çözüm modelini de sunuyoruz. Yapağıyı atık olmaktan çıkarıp milli ekonomiye kazandırmak adına kamu kurumları, üniversiteler, özel sektör ve üretici örgütleriyle ortak çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı Haber

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı

Karbon emisyonlarıyla birlikte su tüketimi, enerji verimliliği, hammadde kullanımı ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması, üretimin çevresel performansını belirleyen temel göstergeler arasında öne çıkıyor. Özellikle kimya sanayisinde bu yaklaşım, kaynak tedarikinden üretim tesislerine ve sanayi bölgelerinin altyapısına kadar uzanan kapsamlı bir kaynak yönetimini beraberinde getiriyor. Sanayide yeşil dönüşümün odağı karbon emisyonlarının ötesine geçerek su, enerji, hammadde ve atık yönetimine genişliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, üretim maliyetlerinin azaltılmasının yanı sıra sanayinin çevresel performansında da belirleyici hale geliyor. Kimya sanayi yaptığı çalışmalarla yeşil dönüşüme öncülük ediyor. Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, 2025 yılında aldığı Yeşil OSB Sertifikasıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını belgelendirirken, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sera gazı emisyonlarının takibi ve yenilenebilir enerji kullanımı alanlarında çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Kimya sanayinde suyun tekrar kullanılması öne çıkıyor İklim değişikliği ile beraber su kaynakları üzerindeki baskı, sanayide suyun verimli kullanılmasından geri kazanımına kadar tüm sürecin yeniden ele alınmasını beraberinde getiriyor. Kimya sanayisinde proseslerde kullanılan suyun verimli yönetilmesi ve atıksuyun geri kazanımı, kaynak verimliliğinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB bu alanda 100 bin metreküp hacme sahip GEBKİM Gölet Projesini hayata geçirmek üzere çalışılıyor. Gölet Projesiyle, bölgede yağmur suyu hasadı gerçekleştirilerek bölge katılımcıların alternatif su kaynağı oluşturulacaktır. Su tasarrufuna yönelik uygulamalar da mevcut tesislerde devam ediyor. Atıksu arıtma tesisinde yapılan hat revizyonlarıyla kimyasal hazırlama, çamur susuzlaştırma ünitesi ve insani kullanım gerektirmeyen temizlik işlemlerinde arıtılmış atıksu kullanılmaya başlandı. Bu uygulamayla aylık 1.000 metreküp şebeke suyu kullanımının önüne geçilirken, atıksu ve kuyu suyu arıtma tesislerinde yapılan revizyonlarla yıllık 20 bin metreküp su geri kazanılmaya devam ediyor. “Mavi Damla Projesi” ile su verimliliği analiz edilmekte Sanayide su verimliliğinin bir diğer boyutunu tüketimin ölçülmesi ve verimli kullanım için üretim süreçlerinin analiz edilmesi oluşturuyor. GEBKİM OSB tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle yürütülen Mavi Damla Su Verimliliği Projesi kapsamında, su kullanımının yüksek olduğu iki pilot tesisin tüketim profilleri analiz edildi. Yapılan ölçüm ve değerlendirmeler doğrultusunda firmaların uygulayabileceği su verimliliği çalışmaları belirlendi. Proje kapsamında GEBKİM OSB Yönetim Merkezi'nde de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda su verimliliği sistemi oluşturularak dokümante edildi. OSB’ye ait bina ve tesislerde gerekli verimlilik önlemleri alındı. OSB katılımcılarına yönelik su verimliliği eğitimleri de gerçekleştirildi. Yeşil alanlarda ise su tüketimini azaltmaya yönelik damlama sulama sistemleri kullanılıyor. GEBKİM OSB'nin 246 hektarlık alanındaki yeşil alanların 10 bin 880 metrekarelik bölümünde yağmurlama, 176 bin 64 metrekarelik bölümünde ise damlama sulama sistemi uygulanıyor. Enerji tüketimi de ölçülüyor, yenilenebilir kaynaklar artırıyor Kaynak verimliliğinin diğer önemli ayağını enerji yönetimi oluşturuyor. Sanayide enerji tüketiminin ölçülmesi, yüksek tüketim noktalarının belirlenmesi ve verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanılması, yeşil dönüşüm yatırımlarının temel başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında enerji tüketimlerini takip etnekte ve kayıt altına almaktadır. Atıksu arıtma tesisi ve çevre aydınlatması gibi önemli enerji kullanım noktaları analizlerle izlenirken, OSB Yönetim binalarında elektrik tüketimini azaltmak amacıyla LED aydınlatma ve enerji verimli ekipman kullanımına geçildi. OSB içerisindeki belirli alanlarda bulunan Güneş Enerjisi Santrali (GES) panelleri de yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlıyor. Sera gazı emisyonları izleniyor Yeşil dönüşümde üretimin çevresel etkisinin ölçülmesi, yatırım kadar önemli hale geliyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB'de sera gazı emisyonlarının hesabı ve takibi OSB Yönetim Merkezi tarafından gerçekleştiriliyor. Doğrudan ve dolaylı emisyonlar izlenirken, sürdürülebilirlik raporlaması yapan ve sera gazı emisyon hesabı gerçekleştiren katılımcı firmaların oranı da takip ediliyor. Mevcut verilere göre, GEBKİM OSB katılımcılarının yüzde 31'i sera gazı hesaplarını tamamlamış durumda. Bu verilerin düzenli olarak takip edilmesi, OSB ölçeğinde çevresel performansın ölçülebilir hale getirilmesine ve gelecekteki iyileştirme çalışmalarının somut göstergeler üzerinden yürütülmesine imkan sağlıyor. Atık yönetiminden dijital dönüşüme Kimya sanayisinde çevresel performansın önemli başlıklarından biri de atıkların kaynağında azaltılması ve uygun şekilde yönetilmesi. GEBKİM OSB, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında atıkların uygun bertaraf firmalarına yönlendirilmesini, çalışanların çevre konusunda bilinçlendirilmesini ve su tüketimi, enerji kullanımı ile mevzuata uyum süreçlerinin kayıt altında tutulmasını sağlıyor. Kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik uygulamalar yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmıyor. GEBKİM OSB'nin fiziksel arşivinin dijital ortama taşınmasıyla kağıt tüketiminin azaltılması ve buna bağlı atık oluşumunun önlenmesi sağlanmakta. GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, sanayide sürdürülebilirliğin artık üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkilerin azaltılması ve üretim altyapısının geleceğin ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi sanayinin öncelikli sorumlulukları arasında yer alıyor. GEBKİM olarak su ve enerji verimliliğinden atık yönetimine, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından, yenilenebilir enerji kullanımına kadar farklı alanlarda ölçülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil OSB Sertifikamızla da bu çalışmalarımızı belirli kriterler çerçevesinde belgeledik. Önümüzdeki dönemde özellikle suyun geri kazanımı ve kaynak verimliliği alanındaki uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi.

Interfresh Eurasia Fuarı 80 ülkeden alıcıları İzmir’de buluşturdu Haber

Interfresh Eurasia Fuarı 80 ülkeden alıcıları İzmir’de buluşturdu

Fuarın açılışında konuşan Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Dr. Mehmet Ali Kılıçkaya, 2026 yılının 8 aylık döneminde tarım ürünleri ihracatımızın, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,8 artarak 21,7 milyar dolara ulaştığını dile getirdi. Taze meyve sebze ve mamul ihracatı 8 ayda 4 milyar doları aştı Tarım sektöründeki güçlü yapının önemli bileşenlerinden birini yaş meyve ve sebze sektörünün oluşturduğunu paylaşan Kılıçkaya, “2025 yılında yaş meyve ve sebze ihracatımız 3,2 milyar dolar, meyve ve sebze mamulleri ihracatımız ise 2,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. 2026 yılının ilk sekiz ayında ise yaş meyve ve sebze ihracatımız, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 artarak 2,3 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde meyve ve sebze mamulleri ihracatımız 1,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece yaş meyve ve sebze ile mamullerini birlikte değerlendirdiğimizde, yılın ilk sekiz ayında yaklaşık 4 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmış durumdayız. Bizim açımızdan asıl fırsat da burada. Yaş üründeki güçlü üretim kapasitemizi; işleme, ambalaj, teknoloji, marka ve yenilikçi ürünlerle daha yüksek katma değere dönüştürmek” diye konuştu. “Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca daha fazla ürün ihraç etmek değil; birim değeri yükselen, pazarda süreklilik sağlayan ve daha fazla katma değerin ülkemizde kaldığı bir ihracat yapısını güçlendirmek” diyen Kılıçkaya sözlerini şöyle sürdürdü; “Bu dönüşümün en güçlü merkezlerinden biri de kuşkusuz İzmir. Tarih boyunca Anadolu’nun dünyaya açılan önemli ticaret kapılarından biri olan İzmir, bugün de üretim kültürü, liman altyapısı ve güçlü ihracat ekosistemiyle ülkemizin dış ticaretinde öncü şehirlerimiz arasında yer alıyor. 2025 yılında İzmir’in toplam ihracatı 23,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, bunun yaklaşık 4,3 milyar dolarlık bölümünü tarım ürünleri oluşturdu. Biz de Ticaret Bakanlığı olarak firmalarımızın yalnızca ürünlerini üretmelerini değil; dünyaya açılmalarını, yeni pazarlara girmelerini ve girdikleri pazarlarda kalıcı olmalarını sağlayacak güçlü bir destek ekosistemi oluşturuyoruz. Fuar desteklerinden ticaret ve alım heyetlerine, UR-GE projelerinden markalaşma ve TURQUALITY programlarına kadar çok geniş bir alanda ihracatçılarımızın yanındayız. Tarım sektöründe 1.225 firmamızın yer aldığı 48 aktif UR-GE projesi yürütüyoruz. Tarım ve gıda alanında 48 markamız Marka ve TURQUALITY programlarımız kapsamında destekleniyor. Fuarları da yeni pazarlara açılmanın en etkili araçlarından biri olarak görüyoruz. 2026 yılında tarım, gıda ve gıda teknolojileri alanında 200 fuarı bireysel katılım, 56 fuarı ise milli katılım kapsamında destekliyoruz. Ülkemizde düzenlenen 6 fuar da destek kapsamımızda bulunuyor. Bütün bu çalışmalar için ihracatçılarımıza ayırdığımız kaynağı 2025 yılındaki 33 milyar TL seviyesinden 2026 yılında 45 milyar TL’ye yükselttik.” Öztürk: “Ege Bölgesi dünyanın gıda ambarı” Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye’nin 36,5 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatının 7,5 milyar dolarlık diliminin Ege Bölgesi’nden yapıldığını, Ege Bölgesi’nin dünyanın gıda ambarı konumunda olduğunu söyledi. “Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatından yüzde 21 pay alıyoruz” diye konuşan Öztürk; “Yaş meyve sebze, meyve sebze mamulleri ve kuru meyve sektörlerimiz Türkiye genelinde son bir yıllık dönemde 8,5 milyar dolarlık ihracata imza attı. Ege Bölgesi bu ihracattan 2 milyar 300 milyon dolarlık pay aldı. Kuru meyve ve meyve sebze mamulleri ihracatında Türkiye’nin lideri konumundayız. Taze meyve sebze üretiminde ve ihracatında da güçlü bir üretim ve ihracat merkeziyiz. İzmir’de Dikili, Bayındır ve Kınık’ta tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerine yönelik çalışmalar hızla ilerliyor. Bu üç bölgemizin sağlayacağı itici güçle önümüzdeki beş yılın sonunda Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri ihracatında 10 milyar dolara ulaşacak potansiyele ulaşacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı. Fuar üretim ve ihracat potansiyelinin artmasına katkı sağlayacak Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık ise yaş meyve ve sebze sektörünün üretimden ihracata, istihdamdan kırsal kalkınmaya kadar Türkiye ekonomisi açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Ege Bölgesi ve İzmir’in güçlü üretim yapısı, ürün çeşitliliği, lojistik altyapısı ve ihracat tecrübesiyle bu yapının en önemli merkezleri arasında yer aldığını belirten Balık, sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren uluslararası organizasyonların İzmir’de düzenlenmesini son derece değerli bulduklarını ifade etti. Balık, “Interfresh’in yeni ticari bağlantıların kurulmasına ve özellikle Ege Bölgesi’nin üretim ve ihracat potansiyelinin uluslararası alıcılara daha güçlü şekilde tanıtılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu. Yıldır; “Tarım Master Planı için çalışmalarımız sürüyor” Açılışta konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, tarımın çok geniş ve yaşamsal bir alan olduğunu belirterek, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarımsal üretimin her aşamasında destek sağladıklarını ve Tarım Master Planı için çalışmaların sürdüğünü söyledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarımsal üretim sürecinin her aşamasında yer aldıklarını ifade eden Yıldır, “Tarımsal hizmetler dediğimiz zaman sudan tutun da verilen ekipman ve malzemelere kadar üretimin her aşamasında bulunuyoruz. Böyle olduğu için bu konuda bir çalışma gerçekleştirdik. Tarım Master Planı raporu hazırladık. Şu anda taslak aşamasında. Katılımcılarımızın da bu taslaktan haberdar olmasını ve düşüncelerini bizlerle paylaşmasını istiyoruz. Her şeyin master planı var ama tarımın master planının bütün bunların içerisinde en önemlilerinden biri olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. Tarımda sürdürülebilirliğin önemine de dikkat çeken Dr. Zafer Levent Yıldır, her alana sürdürülebilirlik bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini ifade etti. Tarımsal planlama çalışmaları kapsamında kırsalda yaşayan gençlere yönelik bir araştırma da yaptıklarını belirten Yıldır, “Kırsalda yaşayan gençliğin yaşam ve gelecek planları üzerine bir anket raporu hazırlattık. Tarım alanında ciddi bir iş gücü sorunumuz var. Bu konuda birtakım önlemlerin alınmasını ve desteklerin sağlanmasını en kısa sürede başarmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi. “Destek olan herkese yürekten teşekkür ediyorum” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) önemli bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olduğunu belirten KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Interfresh Eurasia Fuarı’nın büyük emeklerle gerçekleştirildiğini söyledi. Tatar, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 7 milyar doları aşmakta olan bu sektördeki ihracatının yanı sıra hala ambargo altında bulunan ve kolay kolay ticaret yapamayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin narenciyesini, portakalını ve her türlü yaş meyve sebzesini buradan dünyaya pazarlamak için destek olan herkese yürekten teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. KKTC’nin üretim ve girişimcilik potansiyelinin her geçen gün arttığını ifade eden Tatar, “Potansiyelimiz ve girişim yeteneklerimiz artmıştır. Elbette birtakım zorluklar vardır, ancak bu sektör önemlidir. Üreticimizin, sanayicimizin ve sektör paydaşlarının ekonomik olarak ayakta durmaları, istihdam yaratmaları ve ekonomiye katkı sağlamaları için sektörü büyütüp geleceğe taşıyabilmemiz adına yatırıma ihtiyaç vardır” diye konuştu. Ulusal Turunçgil Konseyi Başkanı Kemal Kaçmaz da Interfresh Eurasia Fuarı’nın Türkiye’nin yaş meyve sebze sektörünün üretim ve ihracattaki gücünü uluslararası platformda ortaya koyan önemli bir buluşma olduğunu söyledi. Kaçmaz, fuar kapsamında kurulacak yeni iş bağlantıları ve ticari anlaşmaların üreticiye, ihracatçıya ve ülke ekonomisine katkı sağlayacağına inandığını ifade etti. “Yabancı alıcı sayısı yüzde 300 arttı” Interfresh Eurasia Fuarı Genel Koordinatörü Murat Özer de fuarın uluslararası etkinliğini her geçen yıl artırarak yoluna devam ettiğini söyledi. 2018 yılından bu yana özellikle yurt dışından gelen alıcı sayısını bu yıl yüzde 300 artırdıklarını ifade eden Özer, fuar alanında 80’in üzerinde ülkeden 580’i aşkın kayıtlı yabancı alıcıyı ağırlayacaklarını belirtti. Fuar boyunca bin 300’ün üzerinde ikili iş görüşmesinin gerçekleştirilmesinin planlandığını ifade eden Özer, “Amacımız Interfresh’i her yıl üzerine koyarak geliştirmek, uluslararası etkinliğini artırmak ve yurt dışında sektörümüzün önemli bir vitrini haline getirmek. Bugün itibarıyla Türkiye’nin tek yaş meyve sebze fuarı olarak büyüyerek yolumuza devam ediyoruz” dedi. Bu yıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin fuarın partner ülkesi, Denizli’nin ise partner şehri olduğunu belirten Özer, Denizli’nin üretim gücünü fuara taşımasından ve gösterdiği güçlü katılımdan duydukları memnuniyeti dile getirdi. İnterfresh Eurasia Fuarı 8-10 Eylül 2026 tarihleri arasında Gaziemir Fuar İzmir alanında ziyaretçileri ağırlayacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.