SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kenan Sertalp

Ekometre - Kenan Sertalp haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kenan Sertalp haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BAE zor testi geçti büyüme yoluna devam edecek Haber

BAE zor testi geçti büyüme yoluna devam edecek

Körfez, 2026'nın ilk yarısında uzun yıllardır yaşamadığı ölçekte bir jeopolitik sarsıntıyla karşı karşıya kaldı. Hürmüz Boğazı'ndaki kriz; petrol piyasalarını, deniz taşımacılığını ve bölgedeki yatırım iştahını ciddi biçimde sınadı. Peki Birleşik Arap Emirlikleri bu sınavdan nasıl çıktı ve Türk yatırımcılar hangi dersleri çıkarmalı? Yaklaşık 20 yıldır Dubai'de yaşayan Türk İş Konseyi Başkanı Kanat Kutluk ile bu soruların yanıtlarını konuştuk. 2026'nın ilk yarısındaki çalkantının ardından Dubai ve BAE'yi bugün nasıl okuyorsunuz? “Kısa cevabım şu olur: Bölge, uzun süredir karşılaşmadığı büyüklükte bir stres testinden geçti ve BAE bu testi başarıyla verdi. Şubat sonunda başlayan İran-Hürmüz krizi teorik bir risk değildi; petrol 120 doların, Dubai ham petrolü ise tarihi zirvelerin üzerine çıktı, boğazdaki ticari trafik haftalarca fiilen durdu. Böyle bir şokun ardından ‘her şey yolunda’ demek elbette gerçekçi olmaz. Ama önemli olan sistemin nasıl tepki verdiğidir. BAE ekonomisi çökmedi, panikle sermaye kaçışı yaşamadı, tersine bir güvenli liman gibi davrandı. Bugün büyüme beklentileri hâlâ yüzde 5 civarında; petrol dışı ekonomi millî gelirin dörtte üçünden fazlasını oluşturuyor. Yani ateş yükseldi ama bünye sağlam çıktı. Benim tezim cok net: BAE büyümeye kaldığı yerden devam edecek. Bu durumu doğru değerlendiremeyenler, bu coğrafyadaki onemli fırsatların dışında kalır. Ben meseleye stratejik derinlik ve dayanıklılık penceresinden bakıyorum; bugün önemli olan yatırım hacmi değil, yatırımın arkasındaki süreklilik. Hürmüz'de yaşananların iş dünyası açısından anlamı neydi? Hürmüz, dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte birinin ve küresel LNG'nin önemli bölümünün geçtiği bir kanal. Buradaki birkaç haftalık tıkanma bile küresel enerji arzının 1970'lerden bu yana gördüğü en büyük kesintilerden birine dönüştü; navlun ve savaş-riski primleri fırladı, konteyner devleri seferleri askıya aldı, Körfez'de binlerce denizci ve yüzlerce gemi mahsur kaldı, üreticiler üretimi kıstı. Ama izin verin altını çizeyim: Ben yıllardır kırılgan deniz yollarına alternatif oluşturan kara koridorlarının önemini yazıyorum. Irak üzerinden Türkiye'ye, oradan Avrupa'ya uzanan Kalkınma Yolu ve Körfez-Akdeniz lojistik hattı, yalnızca bir ulaştırma yatırımı değil; tam da bu tür jeopolitik riskleri azaltmayı hedefleyen bir ticaret mimarisidir. Hürmüz krizi, bu tezi acı ama net biçimde doğruladı. Tek boğaza, tek limana, tek rotaya bağımlılığın bir maliyeti var; bunu artık herkes gördü. “Test başarıyla verildi” diyorsunuz. BAE'yi bu dayanıklılığa taşıyan nedir? Üç önemli parametre sayarım. Birincisi çeşitlendirme. BAE artık bir petrol ekonomisi değil; gelirinin büyük kısmı lojistik, finans, turizm, gayrimenkul, ticaret, teknoloji ve yeniden-ihracattan geliyor. Abu Dhabi bile, federasyonda petrol gelirinden en yüksek payı alan emirlik olmasına rağmen, petrol sonrası çeşitlenmeyi en güçlü uygulayan aktör; aktif kalkınma ve altyapı projelerinin toplam değeri 758 milyar doları aşıyor. Petrol fiyatı oynadığında bütçe titremiyor bile. İkincisi kurumsal öngörü. Fujeirah limani gibi boğazın dışına konumlanmış terminaller, stratejik boru hatları ve stok kapasiteleri, “boğaz kapanırsa ne yaparız?” sorusunun yıllar önce sorulup cevaplandığını gösteriyor. Üçüncüsü güven sermayesi. Kriz anında paranın nereye kaçtığına bakın; istikrar arayan sermaye Dubai'ye aktı, kaçmadı. Hukuki güvenlik, mülkiyet hakları, konvertibl para, düşük vergi ve öngörülebilir yönetim bir slogan değil; kriz anında test edilen ve işleyen özelliklerdir. Şu an icin yaşananlardan sonra bile BAE’nin tek alternatifi yine kendisi. Gerçekçi olmak adına sorayım: Kriz tam olarak bitti mi, riskler masada değil mi? Dürüst olalım bitmedi, normalleşiyor. Ağustos itibarıyla Umman arabuluculuğunda yürüyen müzakereler son aşamada ama süreç kırılgan; trafik ve fiyatlar hâlâ haber akışına göre iniyor çıkıyor, Brent zirvesinden geriledi ama kriz öncesinin üzerinde. Yaklaşık 20 yıldır Dubai'de yaşayan biri olarak şunu defalarca gördüm: Körfez, sabit dengelerin değil, hızla değişen önceliklerin coğrafyasıdır. Bugün stratejik görünen ittifaklar, yarın farklı bir konjonktürde yeniden tanımlanabiliyor. Dolayısıyla ben size “risk sıfırlandı” demiyorum; “risk yönetilebilir hale geldi ve yapısal dayanıklılık kendini kanıtladı” diyorum. Stratejik derinlik tam da budur: Riski inkâr etmek değil, fiyatını ve yönetim yolunu doğru okumak. Bu bölgede kalıcı olacak yatırımcı, jeopolitiği bir sürpriz olarak değil, bir parametre olarak modelleyen yatırımcıdır. Türk firmaları bu tablodan hangi yatırım kararlarını çıkarmalı? En temel mesajım: Kısa vadeli manşetlere bakıp uzun vadeli konumlanmayı ıskalamayın. Kriz dönemleri, zayıf oyuncuların sahayı boşalttığı, hazırlıklı oyuncuların ise pazar payı ve varlık kaptığı dönemlerdir. BAE'nin cazibesi krizle azalmadı; dayanıklılığını ispat ederek arttı. Somut olarak BAE'yi bir “pazar” değil bir “üs” olarak düşünün, nakit ve tedarik zinciri dayanıklılığına yatırım yapın ve bölgenin yapısal büyüme alanlarına yaslanın. Hangi sektörlerde fırsat var? Öncelikli fırsat gördüğüm sektörleri şu sekilde sayarım: Gıda ve gıda güvenliği BAE ve Orta Doğu'da Türk ürünlerine talep hızla artıyor, örneğin taze yumurta ihracatımız bir yılda sıçrayarak 200 milyon doları aştı; lojistik ve liman işletmeciliği; inşaat, altyapı ve mega projeler; turizm, sağlık ve medikal turizm ki Türk hastanelerinin arayışını sürdürdüğünü duyuyoruz; finans ve fintech; yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik dünyanın en büyük solar alan güneş projesi Mohammed Bin Rashid Al Maktoum Güneş Parkı Dubai'de; teknoloji, yapay zekâ ve siber güvenlik; ve belki de en dikkat çekeni, siyasi ilişkilerin düzelmesiyle âdeta altın çağını yaşayan havacılık ve savunma sanayii. Türk şirketleri artık Körfez'de yalnızca yüklenici değil; ortak, yatırımcı ve karar verici olarak konumlanmalı. Sürekli “coğrafya” vurgusu yapıyorsunuz. BAE'nin hitap ettiği potansiyeli açar mısınız? Bu en çok gözden kaçan nokta. BAE'nin gerçek değeri sınırlarının içinde değil, bir kavşak olmasında. Dubai, beş saatlik bir uçuş mesafesinde yaklaşık 3,5 milyar insana ve 35 trilyon dolarlık bir ekonomiye temas ediyor; bu yarıçapta Körfez'in yüksek gelirli pazarları, Suudi Arabistan'ın devasa dönüşümü, Doğu Afrika'nın büyüyen tüketici tabanı, Güney Asya'nın milyarlık nüfusu ve Orta Asya-Kafkasya hattı var. BAE bu coğrafyanın finans, lojistik, ticaret ve tahkim merkezi olarak çalışıyor; Dubai'deki ticari varlığınız bölgedeki diğer ülkelere açılmanızı kolaylaştırıyor. Sunu da ekleyeyim: İki ülke arasındaki ticaret 2023'te 20,1 milyar dolara ulaştı ve imzalanan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması bu hacmi beş yılda 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Yani BAE'ye yatırım yaparken aslında milyarlarca insanlık bir erişim alanına ve hızla büyüyen bir ticaret hattına bilet almış olursunuz. Meseleyi “Dubai'de daire almak” düzeyinde okuyanlar tabloyu küçük görüyor; asıl fırsat, bu kavşağı bir büyüme platformu olarak kullanmakta. Türk müteahhitlik ve mühendislik tarafında somut fırsat nerede? Tam da mega projelerde. Abu Dhabi hükümeti çatısı altında 600'ü aşkın proje, çok sektörlü büyük bir bütçeyle yürüyor; finans merkezi genişlemesi gibi tek başlıklar bile 16 milyar doları aşan yatırım planlarıyla gündemde. Bu ölçek, uluslararası müteahhitlik ve danışmanlık için güçlü bir çekim alanı ve Türk firmalarının küresel referansları bu çağrıya doğrudan yanıt verebilecek kapasitede. Nurol, Rönesans, Tekfen, Limak, TAV gibi firmalarımız sahada ciddi referans portföyleri oluşturdu; özellikle kamu-özel ortaklığı (PPP), karma kullanım ve ileri mühendislik işlerinde rekabet gücümüz belli. Ama iş almak başlangıçtır; asıl başarı sahadaki performansı sürdürülebilir kılmaktır. Kısaca başarının sırları: yerel iş yapış kültürünü ve güven ilişkisini anlamak, doğru yerel ortaklıklar kurmak, finansman ve risk planlamasını sağlam yapmak, Türk ve yerel iş gücünü karma yönetmek, mevzuata uyum ve zamanında teslim. Sahaya ilk kez gelecek bir firmaya pratik olarak ne söylersiniz? Körfez'de iş yalnızca sözleşmeyle yürümez. Buradaki iş insanları çok sıkı pazarlık yapar, anlaşmayı gerçekçi koşul ve rakamlar çerçevesinde kurar. Türkiye'den gelmeden önce seyahatinizi iyi bir ekran çalışmasıyla hazırlayın; ilgili Türk ve yabancı firmalarla çok önceden randevu alın, gideceğiniz tarihteki bayram, millî gün ve fuar takvimini hesaba katın. “Arap dünyası” diye tek bir blok yok; Körfez ülkelerinin bile her birinin insanı ve iş yapış biçimi farklı buna göre yaklaşım geliştirin. Şirket kuruluşu ve ortaklıklarda güvenilir firma seçimine baştan azami hassasiyet gösterin; her yeni ülkede olduğu gibi burada da ilk doğru adım iyi bir avukat ve muhasebeciyle çalışmaktır. BAE hızlı büyürken yasalarını da hızla değiştiriyor: Dün belli stratejik sektörler dışında yerel ortak şartı vardı, bugün kalktı; birkaç yıl öncesine kadar KDV ve kurumlar vergisi yokken artık çeşitli vergiler tanımlandı. İşte tam bu noktalarda doğru yönlendirmeyi yapacak ilk iletişim noktası olmak istiyoruz. Bu noktada Türk İş Konseyi'nin rolü nedir? Yatırımcılar size nasıl ulaşabilir? Dubai ve Kuzey Emirlikleri Türk İş Konseyi, 2004 yılında Dubai Ticaret Odası'na bağlı olarak kuruldu; 2024'te 20. yılımızı kutladık, bugün 22 yılı geride bırakmış köklü bir kurumuz. Abu Dhabi dışındaki altı emirlik etki ve sorumluluk alanımızda. 300'e yakını kurumsal olmak üzere 900'ü aşkın, bine yakın üyemiz var; aralarında Doğuş, Zorlu, Çalık, TAV, Beko, Aksa, Emirates ve Türk Hava Yolları gibi isimler bulunuyor. Şu an başkanlığını yürütmekten onur duydugum kurumumuz Büyükelçiliğimiz ve Başkonsolosluğumuzla oldugu gibi tum BAE kamu kuruluşlarıyla da oldukca yakın koordinasyon içinde çalışıyor; klasik temsil ve networking anlayışının ötesine geçerek Türk şirketlerinin Körfez'de yüklenici değil ortak ve karar verici olarak konumlanmasına katkı sağlıyoruz. Firmalarımız Konsey aracılığıyla zamandan, paradan ve enerjiden tasarruf ederek doğru iş odaklarına ulaşıyor. Yatırım kararı almadan önce bizimle konuşmak isteyen tüm iş insanlarımız business@tbcdubai.org adresinden bize ulaşabilir. Kapımız, tecrübemiz ve ağımız üyelerimize ve bölgeye ilgi duyan tüm Türk firmalarına açık. Son olarak, tek cümlelik bir kapanış istesek? BAE zor bir testi başarıyla verdi ve büyümeye kaldığı yerden devam edecek; bu gerçeği zamanında ve doğru okuyanlar önümüzdeki dönemin kazananları olacak, erteleyenler ise sadece bir yatırımı değil bir coğrafyayı kaçıracak. Unutmayalım: Bugün diplomasi artık yalnızca başkentlerde değil; limanlarda, serbest bölgelerde, lojistik merkezlerinde ve iş konseylerinin masalarında şekilleniyor. Röportaj: Kenan SERTALP / Dubai

Bursa Platformu: Kent Anayasası daha fazla beklememeli Haber

Bursa Platformu: Kent Anayasası daha fazla beklememeli

Bursa Platformu Derneği Başkanı İsmail Hakkı Kavurmacı, kentin hâlen 1998 yılında onaylanan ve 2020’yi hedefleyen planı esas aldığını belirterek, aradan geçen 28 yılda büyük değişim yaşayan Bursa’nın artık bu planla yol alamayacağını söyledi. Bursa Platformu Derneği Yönetim Kurulu, haftalık toplantısında Bursa 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sürecini değerlendirdi. Toplantıda, kentin büyüme yönünden ulaşım altyapısına, sanayi alanlarından tarım topraklarının korunmasına kadar birçok temel kararı belirleyecek yeni planın bir an önce tamamlanması gerektiği vurgulandı. Toplantının ardından planın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bursa Platformu Derneği Başkanı İsmail Hakkı Kavurmacı, Bursa’nın bugün yaşadığı birçok sorunun temelinde plansız ve kontrolsüz büyümenin bulunduğunu belirterek, “Bursalılar trafikten rahatsızsa, yeşil alanları yetersiz buluyorsa, çarpık kentleşmenin şehir yaşamı üzerindeki etkisini her gün daha fazla hissediyorsa; bunun çözümü, kentin anayasası olacak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hayata geçirilmesidir” dedi. 1998’in planıyla yol almak mümkün değil Bursa’da hâlen 19 Ocak 1998 tarihinde onaylanan, 2020 yılını hedefleyen Çevre Düzeni Planı’nın kullanıldığına dikkat çeken Kavurmacı, geçen 28 yılda kentin nüfusunun, sanayi yapısının, ulaşım ihtiyaçlarının ve yerleşim düzeninin büyük ölçüde değiştiğini söyledi.Kavurmacı, “1998 yılının koşullarında hazırlanan bir planla 2026’nın Bursa’sını yönetmek artık mümkün değildir. Aradan geçen sürede kent büyüdü, nüfus arttı, sanayi ve ulaşım yükü ağırlaştı; çevresel baskılar ve afet riskleri farklı bir boyuta ulaştı. Bursa’nın bugünkü gerçeklerini ve gelecekteki ihtiyaçlarını esas alan yeni bir yol haritasına ihtiyacı var” diye konuştu. Bursa’nın yönünü bu plan belirleyecek Çevre Düzeni Planı’nın yalnızca teknik bir çalışma olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Kavurmacı, planın Bursa’nın gelecekte nasıl bir kent olacağını belirleyeceğine dikkat çekti. Kavurmacı, “Bu plan; Bursa’nın hangi alanlarda büyüyeceğini, hangi bölgelerinin korunacağını, sanayi ve konut alanlarının nasıl şekilleneceğini, ulaşımın hangi anlayışla planlanacağını ortaya koyacak temel belgedir. Kısacası Bursa’nın kent anayasasıdır” ifadelerini kullandı. Plan sürecinde bugüne kadar farklı çalışmaların ve revizyonların yapıldığını hatırlatan Kavurmacı, son şekli üzerinde yaklaşık beş yıldır devam eden çalışmanın artık somut bir sonuca ulaştırılması gerektiğini belirtti. Kavurmacı, “Bursa’nın kaybedecek zamanı yok. Şehrin doğal değerlerini, tarım alanlarını, su kaynaklarını ve yaşam kalitesini koruyan; nüfus, sanayi, ulaşım ve konut dengesini birlikte ele alan güçlü bir plan ortaya konulmalıdır” dedi. Ortak akıl çağrısı Bursa Platformu olarak sürecin takipçisi olacaklarını belirten Başkan Kavurmacı, planın hazırlanmasında tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesinin önem taşıdığını dile getirdi. Kavurmacı, “Yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve kentliler bu sürecin doğal paydaşıdır. Bursa’nın geleceği, dar çerçeveli yaklaşımlarla değil; ortak akıl ve bilimsel verilerle şekillenmelidir” diye konuştu.

Acemoğlu'ndan Türkiye ekonomisine tavsiyeler Haber

Acemoğlu'ndan Türkiye ekonomisine tavsiyeler

Gazeteci Fatih Altaylı'nın yayınına konuk olan Prof. Dr. Daron Acemoğlu Türkiye ekonomisine yönelik tavsiyelerde bulundu  Türkiye ekonomisi ve enflasyona yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulunan Acemoğlu, ülkedeki en önemli problemlerden birinin 'fakirlik' olduğunu vurguladı.  Üç kritik nokta Daron Acemoğlu Türkiye ekonomisinin toparlanması için ne yapılmalı sorusuna 3 kritik noktaya değinerek cevap verdi. Eğitim ve yargıda reform vurgusu Türkiye'nin önünde 10-15 senelik bir pencere kaldığını, bunu kullanamazsa çağın gerisinde kalacağını söyleyen Acemoğlu, eğitim ve yargıda reforma vurgu yaptı. Teknolojinin kullanımına da dikkat çeken Nobel ödüllü profesör, "Türkiye'nin önünde 15 senelik bir pencere kaldı. Türkiye 15-20 sene içinde çok daha yaşlanmış olacak, çağın/teknolojinin gerisinde kalmış olacak ve büyük potansiyelini kullanması çok daha zor hale gelecek. O nedenle hızlı bir şekilde teknoloji ve beşeri sermayeye doğru yatırım yapılması lazım. Şirketlerin, işçilerin daha verimli hale getirilmesi lazım. Yatırımların daha doru yapılması lazım." değerlendirmesinde bulundu. Acemoğlu, güvenilir, saygı duyulur bir yargı düzeninin kurulması şart olduğunu söyledi. Daron Acemoğlu, "Buna paralel olarak eğitim sistemini elden geçirmek gerek. Rekabete açık, özgür düşünmeye programlanmış, yapay zekayı doğru kullanmayı bilen, yeniliklere açık ve yeniden söyleyeyim özgür düşünceli bir eğitim sistemi oluşturmadan Türk ekonomisinin kalıcı biçimde düzelmesi mümkün değildir." ifadelerine yer verdi.  İşçi ücretleri artmıyor Türkiye'de ekonomik problemlerin en önemli kaynaklarından bir tanesinin fakirlik olduğunu dile getiren Acemoğlu, İşçi ücretlerinin artmadığını, tek artırma yolunun asgari ücreti artırmak olduğunu söyleyerek verimliliğin düştüğünü dile getirdi: "Ülkede işçi ücretleri bu kadar düşük ama aynı zamanda da yarısı asgari ücretle çalışıyor. Bu denklemde bir bozukluk var. Bunu düzetmek için işçilerin verimliliğini artırmak gerekiyor ki işçilere olan talep artsın, iş adamları üretkenlikleri, karları arttıkları için işçilere daha fazla maaş vermek zorunda kalsın. Bunu çözünce fakirliği ve işsizliği çözüyoruz böylece enflasyona yol açan dinamakler de zayıflıyor. Teknolojiyi doğru kullanmamız lazım, bir tek otomosyonla olmaz. Aynı zamanda teknolojiyle işçilere yeni işler yaratmak, işçilerin yetenek ve bilgilerini artırmak gerekiyor. İşçi ücretlerinin artması için de eğitim ve teknolojiye yatırım yaparak verimliliği artırmamız lazım." 

Sertalp ten Rektör Prof. Dr. Yılmaz a tebrik Haber

Sertalp ten Rektör Prof. Dr. Yılmaz a tebrik

EKOMETRE Gazetesi İmtiyaz Sahibi Kenan Sertalp Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlük görevine yeni atanan Prof. Dr. Ferudun Yılmaz’a bir tebrik ziyareti gerçekleştirdi. Rektörlük görevinden öncede Rektör Yardımcılığı görevini yürüttüğünü hatırlatan Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, “Yeni başlamış bir rektör olarak araştırma üniversitesi liginde Uludağ Üniversitesi’ni daha üst gruplara taşımayı kendime temel hedef olarak belirmemiş durumdayım. Hocalarımın kalitesine güveniyorum” dedi. Türkiye’de 207 üniversite, 23 araştırma üniversitesi bulunduğuna dikkat çeken Rektör Ferudun Yılmaz, “Araştırma üniversitesi sıralamasında yerimizi daha da yukarı çıkarabilmek için araştırma geliştirmeyi merkeze alan, üniversite sanayi iş birliğini de yine kendi hedefi haline getirmiş bir yönetim olarak yola çıkmış durumdayız. Araştırma görevlilerini projeler marifetiyle destekleyerek sanayiyle buluşturmaya çalışacağız” diye konuştu. Kenan Sertalp Rektör Prof.Dr.Yılmaz’ı tebrik ederek “Bendeniz de bu dönem bir iktisat hocasının Rektör olmasının sanayi ve Üniversite işbirliğinde yeni fırsatları başlatacak olmasından duyduğu mutluluğu” ifade etti ve ekledi “70 bin öğrencisi olan Uludağ Üniversitesi'ni yönetmek zorlu bir görev. Sadece Tıp Fakültesi Hastanesi'ne her gün 10 bin insan geliyor büyük bir sorumluluk, kolaylıklar dilerim.” Yayın kabiliyetini arttırmak istiyoruz Rektörlükleri döneminde ‘Araştırma Geliştirme (Ar-Ge) Koordinatörlüğü’ ihdas ettiklerini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Yılmaz, “Bu birim ile araştırmacı ve proje kabiliyeti yönü daha fazla öne çıkan hocalarımız desteklenecek. Genel bir organizasyon şeması oluşturuyoruz. Her bir fakültede araştırma geliştirme koordinatörü temsilcisi olacak. O temsilciler marifetiyle fakültelerimizin araştırma geliştirme kabiliyetini, proje kabiliyetini, yayın kabiliyetini arttırmak istiyoruz. Bu yayın kabiliyetini arttırma yönünde üniversitemizin hem verisini derlemek, hem de bu veriyi daha yukarı doğru çıkarabilmek için üst yönetim olarak elden gelen desteği ilgili fakültelere vereceğiz” ifadelerini kullandı. Yapı projeleri hızlandı Üniversite olarak 2 sene sonra 50.yıla gireceklerini kaydeden Rektör Yılmaz, oldukça güçlü olmasına rağmen hala yapı stoklarına ihtiyaç duyduklarını söyledi. Bir önceki dönemde yapılaşma adımları atıldığının altını çizen Yılmaz, sürecin hızlanarak ilerlediğini belirtti. Hem devlet bütçesi hem hayırseverlerin desteğiyle sürecin yürüdüğünü aktaran Yılmaz, “Güney Marmara’da bölge hastanesi hüviyetini koruyan 900 yatak kapasiteli Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin dörtte birinden fazla büyüklükte ‘250 yatak kapasiteli Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ inşaatı hızlı bir biçimde sürüyor. Alt yapısı oldukça iyi düzenlenmiş, büyük amfilere ve büyük miktarda kapalı alana sahip tüm fakülte öğrencilerinin yararlanacağı ‘merkezi derslik’ projesi var. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyemiz marifetiyle yapmakta olduğumuz, içinde olimpik havuzunda olduğu ‘spor kompleksi’ kampüsümüze çok büyük zenginlik katacak. Depreme dayanıklı olmayan merkezi konumdaki bir yurt binamızı yıkarak, yerine ‘gençlik merkezi’ yapmak üzere inşaat temelleri atıldı. Bunun yanında sosyal donatı olarak ‘kafeler, alışveriş merkezleri, zincir marketler’ kampüs içinde bir cazibe merkezi oluşturacak. Ayrıca ‘diş hekimliği fakültesi’, ‘organ nakli merkezi’, ‘veteriner fakültesinin diseksiyon binası’, ağırlıklı mühendislik fakültesi birimlerinin kullanacağı büyük bir ‘teknoloji merkezi’ ve içinde ayrıca ‘mükemmeliyet merkezinin’ yer aldığı inşaat çalışmaları ise hayırseverlerin katkılarıyla sürüyor. Bu kadar binanın birlikte yürüyor olması az bir şey değil. Bunlar tamamlandığında tabiri caizse yapı problemlerimizi halletmiş olacağız. Bir iki tane temel bina ihtiyacımız kalacak. Ve yine konsantrasyonumuzu araştırma üniversitesi ufkumuza verme imkanı da yakalamış olacağız” açıklamasında bulundu. En çok öğrenciyi barındıran BUÜ sayıyı azaltacak Uludağ Üniversitesi’nin 67-70 bin bandında değişen öğrenci hacmi ile Türkiye’nin öğrenci sayısı en büyük üç üniversitesinden biri olduklarını belirten Yılmaz, “Bu öğrencilerden 21 bini ön lisans. Ön lisans öğrencileri şu açıdan kıymetli. Bursa bir sanayi şehri biliyorsunuz. Dolayısıyla o sanayinin aradığı elemanın hızlı ve etkin bir biçimde yetiştiği bir yer. Genelde bizim yüksekokullarımızın mezunları çok tercih ediliyor. Güçlü yüksekokullarımız var. Ayrıca önümüzdeki yıllardan itibaren öğrenci sayımızı bir miktar düşürebilme yönünde Yüksek Öğretim Kurumu’na tekliflerimiz olacak. Kabul edilirse bir miktar öğrenci sayılarımız azalma söz konusu olabilir” ifadelerine yer verdi. Tercih yapacak öğrencilere çağrı Yaklaşan üniversite tercihleri öncesi seçim yapacak öğrencilere de çağrıda da bulunan Yılmaz, “Güçlü bir geleneği ve yarım asırlık bir tarihi var. Hemen hemen bütün fakülteler kendi klasmanlarında oldukça seçkin bir yerde yer alıyorlar. Son derece güzel bir kampüsü ve güzel bir şehrin üniversitesi. Uludağ Üniversitesi’nin kampüs içinde yurt kapasitesi oldukça yüksek. Birkaç yıl önce yurtlarla alakalı şikayetlerin arttığı dönemde sıkıntının duyulmadığı yer Bursa'ydı” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.