SON DAKİKA
Hava Durumu

Politika mı? Dans mı?

Yazının Giriş Tarihi: 24.08.2026 12:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.08.2026 12:10

Müjdeler olsun, 60 milyar doları geçtik, hem de daha Temmuz ayında. Türkiye’nin dış ticaret açığı neredeyse bir rekor kırarak yedi ay sonunda 60.5 milyar dolar oldu. Hem de turizm gelirlerimiz gitgide azalırken ve ülkemizden binlerce kişi, daha ucuz ve sorunsuz olduğu için komşularda gezerken. Yani hizmet gelirleriyle kapatma şansımız da pek olmayacak. Ama boş verin, biz politikaya odaklanalım, sanki ekonomi olmadan bağımsız politika olacakmış gibi…

Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlatan faktörlerden birisi olan CHP’nin de itibarsızlaştırılma projesi tamamlandı sayılır. İş, eğer yapılacak olursa, ilk seçimlerdeki hezimete kaldı. Böylece özümüzden biraz daha uzaklaştırılabileceğiz.

Yıllarca “milli irade”, “demokrasi” ve “milletin dediği olur” söylemlerini dinledikten sonra, halkın partisine güvenerek seçtiği milletvekilleri ve belediye başkanlarının pervaneler gibi başka başka ışıklara uçmaları ile partilerimizi karıştırır olduk. Birinci Dünya Savaşı’nda da derler ya, aslında biz kaybetmemiştik, ama masada yenilmiştik. Bize hep bu öğretilmişti. Artık partiler değil kişiler önemli. Bir kişiyi ikna et, milyonlarca kişinin oyu boşa gitsin. Belli ki politika denilen şey sadece bir dans. Pek de o iş kolunda kimsenin ülkesini ve ülkenin geleceğini düşündüğünü göremiyoruz. Yoksa yine mi masada yenildik?

Zaten daha önce de değindiğimiz gibi, muz cumhuriyetlerinde seçim falan doğru dürüst olmadığı için partilerin ve partililerin de hiçbir önemi kalmıyor. Zira parti teşkilatlarını şirketlerin pazarlama departmanlarına benzetebiliriz. Seçim olmazsa, isterse iktidar partisi teşkilatı olsun, kimin ne umurunda? Sadece saraya yakın kişiler değer taşıyor, diğerleri çöp. Ne mutlu ki henüz ülkemiz o düzeye gelmedi.

Bundan sonraki kısımda ülkemiz için nelerin planlandığını bilemediğimiz için en iyisi öngörülerde bulunmayıp bir dizi filmden bahsedelim. Malum bir ülkenin beynini uyuşturmak istiyorsanız, onları dizilere boğacaksınız.

Bahsetmek istediğim dizi House of Cards. Kevin Spacey’nin Frank Underwood karakterinin ABD başkanlığına yükselmesi ve görevde kalma çabalarını içeriyor.

Dizide ikna kabiliyeti çok yüksek olan Frank Underwood, önce zayıf karakterli bir kongre üyesini valilik yarışına sokuyor ve kazanmasından sonra birtakım rezaletlere bulaştırıyor. Sonrasında bir garajda çalışır durumdaki arabasında bırakarak intihar süsüyle öldürüyor.

Daha sonra mevcut başkan yardımcısını boşalan Pensilvanya valiliği adaylığına ikna ediyor ve istifa etmesini sağlıyor. Başkan yardımcılığına kendisini ataması için başkana çeşitli manipülatif yöntemler uyguluyor. Ve başkan yardımcısı oluyor.

Bir iş adamı ve Çinli milyarderler arasındaki yasa dışı para akışını sızdırarak Beyaz Sarayı sarsan bir finansal skandal yaratıyor. Başkanı da bu skandalların merkezine çekiyor ve azledilme mertebesine getiriyor. Başkanın istifasıyla yerine geçiyor.

Yaptıklarını bilen ve deşifre etmek üzere olan gazeteci sevgilisini metro treninin altına atarak öldürüyor. Yani adam için entrika falan çocuk oyuncağı, gerekirse kendi bekası için kolayca cinayet işliyor.

Başkanlığını devam ettirebilmek için de birtakım aksiyonlar alıyor Frank Underwood. Mesela, bu yaptıkları ortaya çıktığında ve koltuğu kaybetme riski doğduğunda ICO adlı kurgusal örgütün yarattığı tehdidi kullanıyor ve ülkede bir korku atmosferi oluşturuyor. Hele örgütün bir rehineyi infaz görüntülerinin ortaya çıkması, insanların onun etrafında birleşmesine neden oluyor. Böylece gücü ve yarattığı korku ile halkın kendi güvenliğini ön plana alması onun suçlarının gereken tepkiyi görmemesini sağlıyor.

Elbette seçimlerde bir rakibi ortaya çıkıyor. Seçimi kaybedeceğini anlayınca siber saldırı ve terör tehdidi bahanesiyle bazı eyaletlerde oy verilmesini durduruyor. Seçim kilitlenince, kararın kongreye kalmasını sağlıyor. Burada da milletvekillerine baskı, şantaj ve rüşvet uygulayarak kendi başkanlığını tescilletiyor. Sonrasında da Kongre’nin ve medyanın bu konuyu çok deşmelerini önlemek için ülkeyi geniş çaplı bir savaşa sokuyor.

Bunların sadece filmlerde olabileceğini hatırlamadığım bir zamanda, adını hatırlamadığım bir kişi, ismini tam olarak hatırlamadığım bir mekânda söylemişti.

Aslında bunlar o kadar çok filmde, nedense hepsi aynı ülkeden, karşımıza çıkıyor ki. İnsan bunları, onların günlük hayatının ve politikalarının bir parçası sanıyor. Aslında ne kadar aşağılık bir şey. İnsanların geçmişlerini, çevrelerini, yaptıklarını araştıracaksın, onları tehdit veya şantaj yoluyla kendi istediğini yapmaya zorlayacaksın. Kabul etmeyenleri de hapislerde süründüreceksin. Ve hak etmediğin bir şeyleri elde edeceksin. Böylece onlara güvenerek seçmiş olanların pek çok hakkını elinden alacaksın. Kul hakkı yemek başka nasıl olur ki? Neyse ki bunlar sadece filmlerde oluyor.

Bu arada aklımı karıştıran bir soru var. Haraç mezat, yeterince milletvekili bulunup Anayasa değiştirilerek ve seçimlerin olmaması sağlanarak acaba ülke “tam demokrasi”ye geçirilebilir mi? İç çekişmeler bitip bir veliaht bulunursa, belki.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.