SON DAKİKA
Hava Durumu

Kayyım

Yazının Giriş Tarihi: 21.01.2026 10:17
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.01.2026 10:18

Her ne kadar yıl başlarını artık hiç sevmesem de bir umut, yeni yılın ülkemiz ve tüm halkımız için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Yanlış anlaşılmasın. 25 Aralık’taki Noel’in yılbaşı ile alakası olmadığını elbette biliyorum. Hatta 25 Aralık gününün sadece hristiyan toplumları için değil, tarih boyunca var olmuş pek çok başka topluluklar için de farklı nedenlerle kutsal sayıldığını biliyorum. Yılbaşlarının sadece “umut” ile, yeni yılın güzellikler getirmesi beklentisi ile kutlanmakta olduğunun da farkındayım. Esas mesele artık öyle bir şey getirmediğinin ayırdına varmış olmam.

Benim için yılbaşı demek, yeni ödemeler demek. Vergilerin, harçların, sigorta primlerinin, aidatların, doğal enflasyona göre artırılması ve yeniden talep edilmesi, gelirlerimizin de uyduruk enflasyon rakamlarına göre çok daha az artırılması demek. Yani daha da fakirleşmek demek. Bir de biraz daha yaşlanmak ve yaklaşmak…

Elbette, para piyasalarındaki yapay ve kısa vadeli oynamalarla ekonomiyi çözmek yerine uzun vadede kalkınmayı amaçlayan, katma değeri yüksek yatırımlar yapılıyor olsa idi her yeni yıl, çok daha büyük umut olurdu. Şimdi sadece sıradan çoğunluğun satın alma güçlerini minimize ederek iç talebi daraltma yolu ile hem enflasyonu düşürmek, hem de piyasadaki parayı merkeze çekip düşük kurlarla dövize dönüştürerek gerektiğinde borçlarımızın faizini ödemeyi amaçlayan kayyım yönetimi sürdürülüyor. Şimdilik amaçlayanlar açısından başarılı olduğu da görülüyor. Boğazınıza birisi yapışmışken gidip bir şey alamazsınız.

Tabi burada bir kaçak olabilirdi. Fiyatlar artıp döviz artmazken iç piyasada çok pahalı olan ürünleri insanlar dış pazarlardan temin edebilirlerdi. Bunu engellemek için hem gümrük vergilerinin düzenlenmesi hem de 30 euroluk serbest alım imkanının yok edilmesi gerekiyordu ki o da imzalatıldı.

Merkeze çekmek demişken, Aralık ayındaki yazımda patronun Venezuela başkanından memnun olmadığını değiştirmek istediğini yazmıştım. Başkan merkeze çekilip yerine kayyım atandı. Çeşitli kaynaklara göre halkın tepkisi şu şekilde: Bir bölüm rahatlama/umut ifadesiyle gelişmeleri olumlu karşılıyor. Bir kısım, yabancı müdahaleye güçlü tepki gösteriyor ve bunu ülke egemenliğine saygısızlık olarak görüyor. Sıradan halkta, en geniş kesim, ise belirsizlik, korku ve ekonomik/insani kaygılar hakim.

Sanırım ben de ikinci kesimde olurdum diye düşünüyorum. İyisiyle, kötüsüyle, halk olarak seçtiğimiz kişiler tarafından yönetiliyoruz. Bu böyle kaldığı zaman beğenmediğimizde o yönetimi seçimle değiştirmek gibi bir özgürlüğümüz oluyor. Ama atama yoluyla gelen başkanları sadece atayanlar değiştirdiğinde halkın sandıkla değiştirme opsiyonu kalmıyor. İşte bu Venezuela’nın şimdi yaşadığı ve Trump’ın konuşmalarına göre de başka ülkelerin yaşayacağı durum.

Dünya’da böyle gelişmeler oldukça, olmaz ya, bunlar Türkiye’de olsa ne olurdu diye hep düşünürüm. Kendimi çok kötü hissederdim herhalde.

Kötü hissetmek demişken, geçtiğimiz günlerde bir İtalya seyahati yaptık. Seyahat falan deyince acaip paralardan bahsettiğimiz düşünülmesin. Emin olun 17 gün boyunca oradaydık ve dört kişi Türkiye’de harcayacağımız paranın çok altında para harcadık. Çok eskiden okuduğum bir kitap vardı, “Europe on $5 a Day (Günde 5 dolara Avrupa)” diye. Beni çok etkilemişti. Bizim tatiller öyle oluyor. Her gün nerede bir ucuz süpermarket var, hepsini öğrendik. Gıda masrafımız kişi başı günlük 5 euro civarında oldu. Türkiye’de sağlıklı beslenme için imkansız gibi, hele keyfini çıkartmak... Rakam farklı olsa da, şimdi ben de böyle bir şey yazabilirim sanırım. Enteresan deneyimler yaşadık Türk olduğumuz için. Bir tanesini paylaşacağım.

Kiraladığımız arabayı almaya gittiğimizde ehliyetimi, pasaportumu, kredi kartımı ve uluslararası ehliyetimi istediler. Ehliyetimin üzerindeki ingilizce yazıları gösterip bunun uluslararası ehliyet olduğunu söyledim. Bilmiyordum ki IDP (Uluslararası Sürücü Belgesi) diye bir belge daha olduğunu, bulunduğunuz ülkeden alındığını, Türkiye’de 8.040 liraya mal olduğunu, ama sadece bir tercümeden ibaret olduğunu, AB üyesi olmayan ülke vatandaşlarından bunun İtalya’da yasal olarak istendiğini. Vermediler arabayı. O küçücük yazılarda gösterdiler bunun gerektiğini. 17 günlük programını yapmışsın, kalacağın evleri ayırtmışsın, paralarını ödemişsin, adamlar sen geçerli insan değilsin diye arabayı vermiyorlar. Bu ırkçılık değil de nedir? Ehliyetin üzerinde de her şey ingilizce olarak da yazılı. Kazayla polise yakalanırsan 200 ila 600 euro arasında ceza ve arabanın bağlanması var. Yani tatil mahvoluyor. Bana bunu önceden bildirmeyen araç kiralama şirketine mi kızarsın, daha önce hiç karşına çıkmayan bu durumu neden kontrol etmediğine mi yanarsın, 64 yaş ortalamalı dört kişi olarak Allah’ın unuttuğu bir yerde (havaalanı dışında) yaya kaldığına mı üzülürsün, doğru ülkede yanlış yönetimlerle bağlantılar mı kurarsın, netice değişmiyor. Yeterince ağladım herhalde ki gezinin bir bölümü için tam sigorta yapma rüşveti ile arabayı alabildik. O kadar ki araç için on yedi güne on bin TL gibi bir fiyat ödemiştik, orada verdiğimiz fark 19 bin küsür lira oldu, AB dışında olduğumuz için. 2550 km boyunca yaşadığımız yakalanma korkusu da caba.

Bu arada İtalya’da da trafik hız tabelaları bizdeki gibi. Altı şeritli yolda birden 30km/saat’e düşüyor, yüz metre sonra 130’a çıkıyor. Normal dört şeritli yolda bazen hız sınırı 50 km. Mecburen biz kurallara uyarken arkamda sıralanan araçlardaki kim bilir kaç İtalyan benim bile hiç tanımadığım, var olduğundan bile haberdar olmadığım eski aile fertlerimi andı bilemiyorum. Bu uluslararası ehliyet meselesindeki tek olumlu durum, aracı teslim ettiğimde hissettiğim rahatlama oldu. Uluslararası ehliyet maliyetinin yarısı devlete harç olarak gittiği için bu saçma sapan belgenin kaldırılması yönünde bir adım atılmadığını düşünüyorum. Bu arada 2.000 lira gibi bir maliyetle internetten ehliyet tercümesi veren siteler var. O ehliyetlerin de geçerli olmadığı bilgisi var.

Dönüş uçağımızda İranlı bir aile vardı. Ülkelerine dönemiyorlar karışıklıktan dolayı. Ama adamın yüzü gülüyordu. Halkta farklı beklentiler ve yorumlar olunca o halkın birleşerek topyekün itirazı mümkün olmaz ve o ülkeyi dışarıdan yönetmek kolaylaşır. Bunun sebebi de belli ki İran’daki ayrıştırıcı ve bir bölümü kayırıcı yönetim olmuş. Tıpkı Venezuela’daki gibi.

Bizzat yaşattığım için bilirim, şirketlerde genel müdür değiştiğinde sanki o şirketten ayrılmış, başka şirkete geçmiş gibi olur insan. Ülkelerde de öyle. Ama içeriden bildiğin birinin çoğunluk oyuyla başa geçmesi farklıdır. İnsana daha iyi hissettirir. Tıpkı insanların kendi fikirleri de alınarak oluşturulan ama aksi kararları da benimsemesi gibi. Ama dışarıdan atanan yöneticiler farklıdır, patronlarına hizmet ederler. Allah ülkelere atanan kayyımlardan korusun.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.