2003 yılında maaşlı profesyonelliği bıraktığımda emekli olmak için gerekli gün ve yıl kriterlerini en üst baremden yerine getirmiştim. Fakat emekli olabilmek için dokuz yıl daha beklemem gerekiyordu. Yaşa takılmak bu olsa gerek. Mecburen bekledim tabi. Bu arada verdiğim eğitimler gider pusulaları ile idare edilemez hale gelince şahıs şirketi kurmam gerekti ve Bağ-Kur’lu oldum. SSK üzerinden son dokuz sene hiçbir şey yapmasam emekli olduğumda 1400TL aylık alacaktım. Zamanında yaşa takılmadan emekli olabilsem elbette çok daha fazla bir maaş olacaktı. En üst kademeden ödemiştim primlerimi. Hatırlıyorum 2012 yılında Bağ-Kur için 6100TL prim ödedim topluca, emekli olabilmek için. Bu ödeme ile maaşım çok daha az, 1.200 TL olarak bağlandı.
Ocak 2024’te bir ev kiraladık 15.000 liraya. Emekli maaşım 15.600 lira idi. Maaşı aldığım gün otomatik kirayı ödeyecektim bankadaki hesabımdan. 25 Ocak 2025’te devletin verdiği artış oranı ile ev kiramız 23.776 lira oldu. Emekli maaşım da 22.528 lira olarak yattı. Bankadaki hesabım normalde 600 lira artı verirken bu sefer 1248 lira eksiye dönmüştü. Yani hesabım henüz bir yıl sonra terse dönmüştü. Her iki artışa da devletimiz karar vermişti. Birisi hedeflenen (hayali kurulan ama hiç gerçekleşemeyen), diğeri de gerçek enflasyona göre hesaplanıyordu. Bu yıl da yıllık kira artış oranının emekli maaş artış oranının çok üzerinde olacağını tahmin ediyorum. Allah önce emeklilere sonra çalışanlara dayanma gücü versin. Zira başkasının vereceği yok gibi duruyor. Bu çarpıklıklar kendi ülkelerine verdikleri sözü tutmaya çalışan bakanların öğünç vesilesi oluyor. Milletin gırtlağına iyice basınca enflasyon mecburen biraz yavaşlıyor ya. Sonrası tufan.
Avrupa Birliği temsilcileri Türkiye’yi insan hakları konusunda eleştiriyorlar ama ekonominin gidişatından çok memnunlar. Olmasınlar mı? Atanmış bakanları milletin ödeme gücünü neredeyse yok edip onların alacaklarını tahsil etmeye çalışmakta, “hedeflenen enflasyon” denen sanal, sübjektif bir hesap kullanarak. Uydur uydur kullan. Hakikaten de faizi düşürünce değil ama talebi azaltınca enflasyonu geçici olarak düşürmek mümkün.
Beynimizdeki ekonomi tümörü büyüdükçe büyüyor, biz ağrı kesiciyi bıraktık, morfine başladık. Acı artık yok. Hayal alemindeyiz. Ameliyat olmadan, yani katma değeri yüksek yatırımlar yapmadan düzelme olur mu? Birileri morfini kesince halimiz ne olacak?
Okumayı seviyorum. Öğrenciliği de. 2019’da yüksek lisans bitince ikinci üniversiteye girmiştim. Öğrenci kartı ile seyahat etmek de güzeldi. Devlet bilgiye teşvik ediyor gibiydi sanki. “Okur ve bilgilenirsen ülkene faydalı olursun. Ben de devlet olarak sana hiç değilse ulaşım desteği veriyorum” gibi. Geçtiğimiz yazdan önce hem İstanbul hem de İzmir Belediyeleri birer hukuksuzluğa imza attılar. O zaman da yazmıştım. Hukuksuzluk olduğu mahkeme kararı ile kanıtlandığı için rahatça tekrar edebiliyorum İstanbul’da. Ama hala eşitlik ilkesine aykırı olarak sadece lisans üstünü kapsayacak şekilde kararı değiştirdiler. Allah’tan 60 yaş üzeri indirimi var da bir nebze olsun tasarruf edebiliyoruz toplu taşımada. İki sene önceye göre ulaşımda da birkaç tokat yemiş olduk. İzmir’de de farklı bir uygulama getirildi. CHP’li belediye “Anayasa’nın eşitlik ilkesini ne yapsak da göstere göstere delmesek, ama bir şekilde etrafından dolaşsak” diye düşünerek sanırım, bir karar daha aldı. Artık öğrenci indirimi olmayacak İzmir’de, genç indirimi olacak. “Öğrenci indirimi” diye devam etse öğrenciler arasında ayrımcılık yapıyor olacaktı, ama bunun hukuksuz olduğu kanıtlandı. Bu Gençkart buluşunu yapanları kutluyorum. Bana olası iktidar değişiminde yeni geleceklerin de neler yapabileceği üzerine önemli veriler sağlıyor bu gelişme. De, daha önce kazanılmış hakların insanların elinden alınmasına ne diyeceğiz?
Birisine bir hakkı verdikten sonra kazanılmış hakkın geri alınması kızgınlıktan öte darlık zamanında adeta nefret uyandırıyor. İzmir’de toplu taşımada ilk araçtan sonraki 90 dakikada arzu ettiğiniz diğer toplu taşıma araçları ücretsiz idi. İzmir Büyükşehir Belediyesinin 30 yaş üzeri öğrencilere vurduğu darbe az gelmiş gibi şimdi de İzban 90 dakika uygulamasından çıktı. Yani artık önceki uygulamaya göre 10TL’ye gidebileceğimiz bir yere 62 yaşında emekli bir öğrenci olarak 50 liraya gidebiliyoruz. 60 yaş altında olsak 60 lira olacak. Son kararla 26-30 yaş arasındaki öğrencilerin de ellerinden haklarının alındığını yazmadan olmaz. Bir de hükümeti “Kul hakkı yemek” ile eleştirirler. Eleştiriyorsan onun yaptığını yapmayacaksın.
Sağdan soldan gelen darbeleri bir kenara bırakalım ben size çok tanımadığımız bir ülkeden bahsedeyim. Fırsat ve imkan buldukça seyahat ediyorum. Bu sefer 12 günlüğüne Fas’ta idik. En uygun gezme yöntemi uçaktan indikten sonra bir araba kiralamak ve uygun fiyatlı kanallar üzerinden otel yerine evlerde kalmak ile oluyor. Casablanca, Meknes, Chefchaouen, Fes, Marakesh, Essaouira ve Al Jadida’ya gittik. Genellikle sevilen bir kralları var. Kimse politikadan bahsetmiyor. Genellikle bizlerden çok daha az stresli görünüyorlar. Bizim Türk olduğumuzu öğrendiklerinde en çok söyledikleri iki kelime “Gardaş” ve “Erdoğan”. İnsanlara ve çevreye baktığımızda bizim 25-30 yıl kadar öncemize benziyor. Eğer Fas’ta, özellikle otoban dışında araç kullanacaksanız çok önemli bir uyarıda bulunacağım. Bunu öğrenmek bana neredeyse 70 euro’ya mal oluyordu da 10 euro ile kurtardım. Eğer polis kontrolü varsa ki neredeyse her hız kamerasından sonra oluyor, yol kenarında bir dizi tabela görüyorsunuz, 60-40-20 ve Stop. Bizdeki gibi polisin gözüne bakarak yavaşça devam ederseniz yandınız. Stop tabelasında duracaksınız, o size eliyle geç deyinceye kadar kıpırdamayacaksınız, geç diyecek ve geçeceksiniz. Önce garipsedim ama sonra beğendim ve alıştım. Pek çok kez polis durduracak mı, geç mi diyecek diye tereddütte kalmışızdır. Bu yöntemde tereddüt ve belirsizlik kalmıyor. Polisler genellikle nazik ve fransizca veya ingilizceden birini idare edecek kadar biliyorlar. Her şehirde bir medina var. Bizim Kapalıçarşı veya Kemeraltı gibi. Gittik ve merakımızı giderdik.
Son zamanlarda teröristlerin adeta savaş kazanmış gibi koşullarını nasıl yerine getireceğimiz, silahlı yabancı muhafızlar, küçük suçu olduğu iddia edilenlerin hapse girmeleri ve büyük suçluların salıverilmeleri ile ilgili haberlerle sürekli gündem belirlenerek asgari ücret ve emekli maaşlarındaki TÜİK zamları örtülenmeye çalışılıyor. Bence çok da başarılı olunuyor. Artık neredeyse herkes “ne verseler razıyız” der hale geldi. Bunun anlamı zil takıp oynamaya az kaldığı. Ama kimse endişe etmesin. Başka bir eylem olmaksızın sadece zil takıp oynayarak bu ülkeyi teslim edeceğiz. Yeterince korkutulan ve uyuşturulan halkımızın artık herhangi bir şeye itiraz edebileceğine inanmıyorum. Tek tehlike seçim olması. 15-20 milletvekili transferi ile anayasa değişikliği ile o da hallolursa artık Ak Parti dahil hiçbir partiye ihtiyaç kalmaz. Saraydakiler şimdiden başladıkları gibi kendilerini oraya getiren partilileri dahi küçümsemeye, aşağılamaya devam eder. Saray entrikaları da onların en çok korktukları konu olur. Saraydaki görevliler bir kişi hariç herkesin ayağını kaydırabilir.
Bu arada aklıma Maduro geldi. Venezuela’da yapılanlar kaçakçılık ve terörist hareket olarak nitelendiriliyor. ABD Başkanı Sn. Trump artık onun zamanının dolduğunu ve çekilmesini istedi. O ise hala direniyor. Belli ki artık işe yaramıyor. İş yerlerinde de öyle değil midir? Patron sizi getirir, işine yeterince yaramıyorsanız da yerinize işe yarayan birini getirir.
Yazarken çağrışım yaptı. Hapisteki Ekrem İmamoğlu, tıpkı Ergenekon, Balyoz davalarında müebbet alanların bile tekrar yargılanarak beraat etmeleri gibi bir gün çıkar mı? Yoksa geçmişte yaptığı söylenen işlerle tam bir suç makinesi olduğu yazılıp en azından hükümet değişene kadar hapiste mi kalır? Buna kim karar verir?
Çağrışım bu ya şimdi de Mandela geldi aklıma. Güney Afrika seyahatinde 27 yıl kaldığı hapisane hücresini görmüştüm. Çıktı ve devlet başkanı oldu. Nobel ödülü bile almıştı.
Biz bunları düşünürken bu ülkede önce emeklilerin sonra çalışanların üzerinden geçiliyor silindirle. Rantiyeler, yantiyeler (devlet arazisini ucuza alıp kısa sürede bir başkasına çok yüksek fiyata satanlar) şimdilik rahat. Medya el değiştirmeye devam ediyor. Bizim gibi yazarlar da suya sabuna dokunmadan nasıl yazarız diye düşünüp duruyorlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüce Uyanık
Emekliye ağıt
Ocak 2024’te bir ev kiraladık 15.000 liraya. Emekli maaşım 15.600 lira idi. Maaşı aldığım gün otomatik kirayı ödeyecektim bankadaki hesabımdan. 25 Ocak 2025’te devletin verdiği artış oranı ile ev kiramız 23.776 lira oldu. Emekli maaşım da 22.528 lira olarak yattı. Bankadaki hesabım normalde 600 lira artı verirken bu sefer 1248 lira eksiye dönmüştü. Yani hesabım henüz bir yıl sonra terse dönmüştü. Her iki artışa da devletimiz karar vermişti. Birisi hedeflenen (hayali kurulan ama hiç gerçekleşemeyen), diğeri de gerçek enflasyona göre hesaplanıyordu. Bu yıl da yıllık kira artış oranının emekli maaş artış oranının çok üzerinde olacağını tahmin ediyorum. Allah önce emeklilere sonra çalışanlara dayanma gücü versin. Zira başkasının vereceği yok gibi duruyor. Bu çarpıklıklar kendi ülkelerine verdikleri sözü tutmaya çalışan bakanların öğünç vesilesi oluyor. Milletin gırtlağına iyice basınca enflasyon mecburen biraz yavaşlıyor ya. Sonrası tufan.
Avrupa Birliği temsilcileri Türkiye’yi insan hakları konusunda eleştiriyorlar ama ekonominin gidişatından çok memnunlar. Olmasınlar mı? Atanmış bakanları milletin ödeme gücünü neredeyse yok edip onların alacaklarını tahsil etmeye çalışmakta, “hedeflenen enflasyon” denen sanal, sübjektif bir hesap kullanarak. Uydur uydur kullan. Hakikaten de faizi düşürünce değil ama talebi azaltınca enflasyonu geçici olarak düşürmek mümkün.
Beynimizdeki ekonomi tümörü büyüdükçe büyüyor, biz ağrı kesiciyi bıraktık, morfine başladık. Acı artık yok. Hayal alemindeyiz. Ameliyat olmadan, yani katma değeri yüksek yatırımlar yapmadan düzelme olur mu? Birileri morfini kesince halimiz ne olacak?
Okumayı seviyorum. Öğrenciliği de. 2019’da yüksek lisans bitince ikinci üniversiteye girmiştim. Öğrenci kartı ile seyahat etmek de güzeldi. Devlet bilgiye teşvik ediyor gibiydi sanki. “Okur ve bilgilenirsen ülkene faydalı olursun. Ben de devlet olarak sana hiç değilse ulaşım desteği veriyorum” gibi. Geçtiğimiz yazdan önce hem İstanbul hem de İzmir Belediyeleri birer hukuksuzluğa imza attılar. O zaman da yazmıştım. Hukuksuzluk olduğu mahkeme kararı ile kanıtlandığı için rahatça tekrar edebiliyorum İstanbul’da. Ama hala eşitlik ilkesine aykırı olarak sadece lisans üstünü kapsayacak şekilde kararı değiştirdiler. Allah’tan 60 yaş üzeri indirimi var da bir nebze olsun tasarruf edebiliyoruz toplu taşımada. İki sene önceye göre ulaşımda da birkaç tokat yemiş olduk. İzmir’de de farklı bir uygulama getirildi. CHP’li belediye “Anayasa’nın eşitlik ilkesini ne yapsak da göstere göstere delmesek, ama bir şekilde etrafından dolaşsak” diye düşünerek sanırım, bir karar daha aldı. Artık öğrenci indirimi olmayacak İzmir’de, genç indirimi olacak. “Öğrenci indirimi” diye devam etse öğrenciler arasında ayrımcılık yapıyor olacaktı, ama bunun hukuksuz olduğu kanıtlandı. Bu Gençkart buluşunu yapanları kutluyorum. Bana olası iktidar değişiminde yeni geleceklerin de neler yapabileceği üzerine önemli veriler sağlıyor bu gelişme. De, daha önce kazanılmış hakların insanların elinden alınmasına ne diyeceğiz?
Birisine bir hakkı verdikten sonra kazanılmış hakkın geri alınması kızgınlıktan öte darlık zamanında adeta nefret uyandırıyor. İzmir’de toplu taşımada ilk araçtan sonraki 90 dakikada arzu ettiğiniz diğer toplu taşıma araçları ücretsiz idi. İzmir Büyükşehir Belediyesinin 30 yaş üzeri öğrencilere vurduğu darbe az gelmiş gibi şimdi de İzban 90 dakika uygulamasından çıktı. Yani artık önceki uygulamaya göre 10TL’ye gidebileceğimiz bir yere 62 yaşında emekli bir öğrenci olarak 50 liraya gidebiliyoruz. 60 yaş altında olsak 60 lira olacak. Son kararla 26-30 yaş arasındaki öğrencilerin de ellerinden haklarının alındığını yazmadan olmaz. Bir de hükümeti “Kul hakkı yemek” ile eleştirirler. Eleştiriyorsan onun yaptığını yapmayacaksın.
Sağdan soldan gelen darbeleri bir kenara bırakalım ben size çok tanımadığımız bir ülkeden bahsedeyim. Fırsat ve imkan buldukça seyahat ediyorum. Bu sefer 12 günlüğüne Fas’ta idik. En uygun gezme yöntemi uçaktan indikten sonra bir araba kiralamak ve uygun fiyatlı kanallar üzerinden otel yerine evlerde kalmak ile oluyor. Casablanca, Meknes, Chefchaouen, Fes, Marakesh, Essaouira ve Al Jadida’ya gittik. Genellikle sevilen bir kralları var. Kimse politikadan bahsetmiyor. Genellikle bizlerden çok daha az stresli görünüyorlar. Bizim Türk olduğumuzu öğrendiklerinde en çok söyledikleri iki kelime “Gardaş” ve “Erdoğan”. İnsanlara ve çevreye baktığımızda bizim 25-30 yıl kadar öncemize benziyor. Eğer Fas’ta, özellikle otoban dışında araç kullanacaksanız çok önemli bir uyarıda bulunacağım. Bunu öğrenmek bana neredeyse 70 euro’ya mal oluyordu da 10 euro ile kurtardım. Eğer polis kontrolü varsa ki neredeyse her hız kamerasından sonra oluyor, yol kenarında bir dizi tabela görüyorsunuz, 60-40-20 ve Stop. Bizdeki gibi polisin gözüne bakarak yavaşça devam ederseniz yandınız. Stop tabelasında duracaksınız, o size eliyle geç deyinceye kadar kıpırdamayacaksınız, geç diyecek ve geçeceksiniz. Önce garipsedim ama sonra beğendim ve alıştım. Pek çok kez polis durduracak mı, geç mi diyecek diye tereddütte kalmışızdır. Bu yöntemde tereddüt ve belirsizlik kalmıyor. Polisler genellikle nazik ve fransizca veya ingilizceden birini idare edecek kadar biliyorlar. Her şehirde bir medina var. Bizim Kapalıçarşı veya Kemeraltı gibi. Gittik ve merakımızı giderdik.
Son zamanlarda teröristlerin adeta savaş kazanmış gibi koşullarını nasıl yerine getireceğimiz, silahlı yabancı muhafızlar, küçük suçu olduğu iddia edilenlerin hapse girmeleri ve büyük suçluların salıverilmeleri ile ilgili haberlerle sürekli gündem belirlenerek asgari ücret ve emekli maaşlarındaki TÜİK zamları örtülenmeye çalışılıyor. Bence çok da başarılı olunuyor. Artık neredeyse herkes “ne verseler razıyız” der hale geldi. Bunun anlamı zil takıp oynamaya az kaldığı. Ama kimse endişe etmesin. Başka bir eylem olmaksızın sadece zil takıp oynayarak bu ülkeyi teslim edeceğiz. Yeterince korkutulan ve uyuşturulan halkımızın artık herhangi bir şeye itiraz edebileceğine inanmıyorum. Tek tehlike seçim olması. 15-20 milletvekili transferi ile anayasa değişikliği ile o da hallolursa artık Ak Parti dahil hiçbir partiye ihtiyaç kalmaz. Saraydakiler şimdiden başladıkları gibi kendilerini oraya getiren partilileri dahi küçümsemeye, aşağılamaya devam eder. Saray entrikaları da onların en çok korktukları konu olur. Saraydaki görevliler bir kişi hariç herkesin ayağını kaydırabilir.
Bu arada aklıma Maduro geldi. Venezuela’da yapılanlar kaçakçılık ve terörist hareket olarak nitelendiriliyor. ABD Başkanı Sn. Trump artık onun zamanının dolduğunu ve çekilmesini istedi. O ise hala direniyor. Belli ki artık işe yaramıyor. İş yerlerinde de öyle değil midir? Patron sizi getirir, işine yeterince yaramıyorsanız da yerinize işe yarayan birini getirir.
Yazarken çağrışım yaptı. Hapisteki Ekrem İmamoğlu, tıpkı Ergenekon, Balyoz davalarında müebbet alanların bile tekrar yargılanarak beraat etmeleri gibi bir gün çıkar mı? Yoksa geçmişte yaptığı söylenen işlerle tam bir suç makinesi olduğu yazılıp en azından hükümet değişene kadar hapiste mi kalır? Buna kim karar verir?
Çağrışım bu ya şimdi de Mandela geldi aklıma. Güney Afrika seyahatinde 27 yıl kaldığı hapisane hücresini görmüştüm. Çıktı ve devlet başkanı oldu. Nobel ödülü bile almıştı.
Biz bunları düşünürken bu ülkede önce emeklilerin sonra çalışanların üzerinden geçiliyor silindirle. Rantiyeler, yantiyeler (devlet arazisini ucuza alıp kısa sürede bir başkasına çok yüksek fiyata satanlar) şimdilik rahat. Medya el değiştirmeye devam ediyor. Bizim gibi yazarlar da suya sabuna dokunmadan nasıl yazarız diye düşünüp duruyorlar.