Başlığımıza bilgi kelimesini yazmışken, Türkiye’de bilgi dendiğinde akla ilk gelen birkaç kişiden birisi olan İlber Ortaylı’yı saygı ve rahmet ile anıyorum.
Bir paragraftan uzun yazıları okuyabilip yazılarımı takip edenler bilecektir. Zaman zaman denizde olup bitenler ile ilgili yazarım. Geçen ay da denizle alakası olmayıp Türk denizciliğini 2 bin küsur ticari gemiden ibaret zannederek 150 binden fazla özel tekneyi ıskalayan ilgililerce çıkarılan mevzuatın çarpıklıklarından bahsetmiştim.
Rahmetli Sakallı Celal’in dediği gibi “ilgililerin bilgisiz, bilgililerin de ilgisiz” olduğu tek durum denizciliğimiz değil elbette.
Türkiye’de devlet kademelerinde bile faktoringin “yasal tefecilik” diye adlandırılarak isminin değiştirilmeye çalışıldığı bu dönemlerde dünya faktoringinde hoşumuza giden gelişmeler oluyor.
Faktoringin tüm işlevlerinin kullanılabildiği uluslararası faktoring işlemleri bilindiği gibi FCI tarafından düzenlenmekte. FCI merkezi Hollanda’da bulunan 90 üzerinde ülkeden 400’den fazla kuruluşun üye olduğu bir birlik. Futbolun FİFA’sı ne ise faktoringin FCI’ı da o. Hiç kimse bilmese de (zaten bilmediğimiz çok şey var) Türk faktoring şirketleri çok uzun yıllardır uluslararası faktoring konusunda başarılı kişiler yetişmesine vesile oldu. Kelimeleri özenle seçiyorum, zira bu kişiler kendilerini yetiştirdi diyebiliriz. FCI’ın önceki ve gelecekteki başkanı, eğitim direktörü, strateji direktörü, bir komite başkanı ve bir komite üyesi Türk idi FCI’ın. Pazarlama ve Strateji direktörü Sevgili Betül Kurtuluş’un FCI’nin en önemli görevi olan genel sekreterliği yürüteceği açıklandı geçtiğimiz günlerde. Kurtuluş, FCI tarihindeki dördüncü genel sekreter olacak. Türkiye’de esamesi okunamayan kişilerin dünyada bu kadar başarılı olmalarının sebebi ne olabilir acaba diye düşünmeden geçemiyor insan.
Aklıma Stalin filmi geldi. ABD yapımı. Stalin kendi bilgi düzeyini beğenmediği için hep altındaki kademelerde kendisinden daha düşük profillileri bulunduruyordu, daha bilgilileri yok ediyordu. Aşağıya kadar da bu böyle gidiyordu.
ABD filmi demişken, 2018 yılında Davos’ta Sayın Cüneyt Zapsu’nun verdiği bir röportaj aklıma geliyor. Youtube’da hala var. Homo Sapiens kitabının yazarı Harari’nin yaptığı konuşmada, çok yakın bir gelecekte tüm dünyanın çok az sayıda kişi tarafından yönetileceği söylenmiş. Daha sonra pandemi çıkıp herkes cep telefonu üzerinden HES kodlarına mahkum olup, kimin nerede olduğu takip edilmeye başlandığında bir kez daha izlemiştim röportajı. Sonra çeşitli yeni devlet başkanları birbirlerini taklit etmeye başladığında yine izledim. Her şey yolunda gidiyor sanırım. Bir de sivil halk ve hatta çocuklar öldürülmese… Zira çocuk katillerinden toplum nezdinde affedileni görmedim.
İnsanoğlunun geleceğine yönelik umutlarımızın azalmakta olduğu bugünlerde, kader kurbanı ülkemizin ekonomisine bakmalı mıyız, bilmiyorum. “Her şey çok güzel, muhteşem bir ekonomi yönetimimiz var, hepsi işi çok iyi biliyor ve sürekli genel refahımız artıyor” deyip takdir görmeyi ve ödüllendirilmeyi pek çok kişi isteyebilir. Bu nüfusumuzun yüzde beşi için doğru olsa da, ülkenin genelini düşündüğümde özsaygım buna izin vermiyor.
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2026 yılında iki aylık dış ticaret açığımız 17 milyar 585 milyon dolar olmuş. 59 güne bölersek günlük açık 298 milyon dolar ediyor. 300 milyon dolarlık ortalama hızımızı koruyoruz demektir. Köprü ve otoyolları satmak istediğimiz 6-7 milyar dolar rakam sadece 20-25 günlük dış ticaret zararımıza denk gelmekte ki bu rakamın yarısına satmaktan bahsediliyor şimdi aynı değerleri. İnanılmaz bir değer çıkışımız var. 1923-2002 yılları arasındaki toplam dış ticaret açığının 300 milyar dolar olduğuna ve şu anki hızla sadece 3 yıl içerisinde bu rakama ulaşabildiğimize bakıldığında, son 24 yılda neler kaybetmekte olduğumuzu anlamak daha kolay olacaktır. Sanırım bu karşılaştırma yapılmasın diye artık dış ticaret verileri 2013’ten itibaren veriliyor.
Normalde sağlıklı yatırımlarda bir yerden kaybedersiniz ama başka yerden daha fazlasını alırsınız. Ne yazık ki ülkemizde henüz bu konuda fazla verir duruma gelmek bir yana açık hızını azaltmaya yönelik de hiçbir aksiyon alamıyoruz. Borçlarımızın faizini ödememizi istiyor dış güçler, biz de gönderdikleri kayyım vasıtasıyla elimizde avucumuzda ne varsa onlara verip faizleri ödemeye çalışıyoruz. Bankacılıktan bilirim, anaparanın tahsilatı gecikse de olur, bir müşteri faizi düzenli ödeyebiliyorsa devamlı müşteri olmasının sakıncası yoktur.
“Bir şeyi kırk kez söylersen olur” derler. Son dönemlerde bütün dünya bize “sen aptalsın, anlamazsın, aslında durum bu” diye gerçek olmayan bilgileri dayatıyor. Yüksek sesle karşı çıkarsan zaten hiç şansın yok. “Evet, tabi, aynen senin dediğin gibi” dersen ve buna göre hareket edip diğerlerine sana söylenenleri papağan gibi tekrar edersen, işe yaradığın süre boyunca maddi olarak çok iyi oluyorsun. Arada kalmak ise çok yorucu…
Türkiye için bütün yukarıda sayılanlardan çok daha önemli bir konu var. Bir harita dolaştırılıyor ortalarda. Tam bir zihinsel sindirim örneği. Demek ki planda var. Daha önce söylemiştik ama artık kitaplarda gizlemenin dışına çıktı, görseli paylaşmaya başladılar. Daha sonra sarı saçlı bir adam böyle yapacağız diye anlatır, “dostum bana verir” der ve tabi ki alır. Biz de sadece takip ederiz. Hatta belki de bazılarımız “zaten yük oluyordu, iyi oldu aldılar” der. Yuları kaptırmışsak…
Birileri yarattıkları bir değerle çok ön plana çıktığında, örneğin bir mekan açıp çok para kazandığındığında veya yaptığı iş ile fazla ortaya çıktığında, pek çok farklı kişinin ilgisini çeker. Bazıları onlardan haraç alma peşinde koşar. Çünkü silahları vardır, kendi orman kanunlarını uygulamaktadırlar, güçlülerdir ve tanım itibarıyla güçlü beslenmelidir. Güçlü haracını alamadığında gider o mekana çöker, el koyar.
El koyma demişken, Allah’tan Venezuella ve İran kadar petrolümüz yok diyorum. Ama o haritada belirtilen yerlerde petrolümüz varsa vay halimize.
Bu arada, bilgililerin neden ilgisiz olduğunu soranlara yanıt verelim. İlgilenmelerine izin verilmiyor ki. İnsanın herkesi kandırması mümkündür de kendisini kandıramaz. Kendinizi zayıf, yanınızdaki kişiyi çok yetkin görüyorsanız, ama sizin yetkiniz daha fazla ise, eksiklerinizin görülmemesi ve kendinizi iyi hissetmek için o kişiden bir an önce kurtulmak, onu uzaklaştırmak istersiniz. Elbette bunun kabahati sizde değil, sizi oraya koyandadır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüce Uyanık
Bilgililer ilgisiz
Bir paragraftan uzun yazıları okuyabilip yazılarımı takip edenler bilecektir. Zaman zaman denizde olup bitenler ile ilgili yazarım. Geçen ay da denizle alakası olmayıp Türk denizciliğini 2 bin küsur ticari gemiden ibaret zannederek 150 binden fazla özel tekneyi ıskalayan ilgililerce çıkarılan mevzuatın çarpıklıklarından bahsetmiştim.
Rahmetli Sakallı Celal’in dediği gibi “ilgililerin bilgisiz, bilgililerin de ilgisiz” olduğu tek durum denizciliğimiz değil elbette.
Türkiye’de devlet kademelerinde bile faktoringin “yasal tefecilik” diye adlandırılarak isminin değiştirilmeye çalışıldığı bu dönemlerde dünya faktoringinde hoşumuza giden gelişmeler oluyor.
Faktoringin tüm işlevlerinin kullanılabildiği uluslararası faktoring işlemleri bilindiği gibi FCI tarafından düzenlenmekte. FCI merkezi Hollanda’da bulunan 90 üzerinde ülkeden 400’den fazla kuruluşun üye olduğu bir birlik. Futbolun FİFA’sı ne ise faktoringin FCI’ı da o. Hiç kimse bilmese de (zaten bilmediğimiz çok şey var) Türk faktoring şirketleri çok uzun yıllardır uluslararası faktoring konusunda başarılı kişiler yetişmesine vesile oldu. Kelimeleri özenle seçiyorum, zira bu kişiler kendilerini yetiştirdi diyebiliriz. FCI’ın önceki ve gelecekteki başkanı, eğitim direktörü, strateji direktörü, bir komite başkanı ve bir komite üyesi Türk idi FCI’ın. Pazarlama ve Strateji direktörü Sevgili Betül Kurtuluş’un FCI’nin en önemli görevi olan genel sekreterliği yürüteceği açıklandı geçtiğimiz günlerde. Kurtuluş, FCI tarihindeki dördüncü genel sekreter olacak. Türkiye’de esamesi okunamayan kişilerin dünyada bu kadar başarılı olmalarının sebebi ne olabilir acaba diye düşünmeden geçemiyor insan.
Aklıma Stalin filmi geldi. ABD yapımı. Stalin kendi bilgi düzeyini beğenmediği için hep altındaki kademelerde kendisinden daha düşük profillileri bulunduruyordu, daha bilgilileri yok ediyordu. Aşağıya kadar da bu böyle gidiyordu.
ABD filmi demişken, 2018 yılında Davos’ta Sayın Cüneyt Zapsu’nun verdiği bir röportaj aklıma geliyor. Youtube’da hala var. Homo Sapiens kitabının yazarı Harari’nin yaptığı konuşmada, çok yakın bir gelecekte tüm dünyanın çok az sayıda kişi tarafından yönetileceği söylenmiş. Daha sonra pandemi çıkıp herkes cep telefonu üzerinden HES kodlarına mahkum olup, kimin nerede olduğu takip edilmeye başlandığında bir kez daha izlemiştim röportajı. Sonra çeşitli yeni devlet başkanları birbirlerini taklit etmeye başladığında yine izledim. Her şey yolunda gidiyor sanırım. Bir de sivil halk ve hatta çocuklar öldürülmese… Zira çocuk katillerinden toplum nezdinde affedileni görmedim.
İnsanoğlunun geleceğine yönelik umutlarımızın azalmakta olduğu bugünlerde, kader kurbanı ülkemizin ekonomisine bakmalı mıyız, bilmiyorum. “Her şey çok güzel, muhteşem bir ekonomi yönetimimiz var, hepsi işi çok iyi biliyor ve sürekli genel refahımız artıyor” deyip takdir görmeyi ve ödüllendirilmeyi pek çok kişi isteyebilir. Bu nüfusumuzun yüzde beşi için doğru olsa da, ülkenin genelini düşündüğümde özsaygım buna izin vermiyor.
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2026 yılında iki aylık dış ticaret açığımız 17 milyar 585 milyon dolar olmuş. 59 güne bölersek günlük açık 298 milyon dolar ediyor. 300 milyon dolarlık ortalama hızımızı koruyoruz demektir. Köprü ve otoyolları satmak istediğimiz 6-7 milyar dolar rakam sadece 20-25 günlük dış ticaret zararımıza denk gelmekte ki bu rakamın yarısına satmaktan bahsediliyor şimdi aynı değerleri. İnanılmaz bir değer çıkışımız var. 1923-2002 yılları arasındaki toplam dış ticaret açığının 300 milyar dolar olduğuna ve şu anki hızla sadece 3 yıl içerisinde bu rakama ulaşabildiğimize bakıldığında, son 24 yılda neler kaybetmekte olduğumuzu anlamak daha kolay olacaktır. Sanırım bu karşılaştırma yapılmasın diye artık dış ticaret verileri 2013’ten itibaren veriliyor.
Normalde sağlıklı yatırımlarda bir yerden kaybedersiniz ama başka yerden daha fazlasını alırsınız. Ne yazık ki ülkemizde henüz bu konuda fazla verir duruma gelmek bir yana açık hızını azaltmaya yönelik de hiçbir aksiyon alamıyoruz. Borçlarımızın faizini ödememizi istiyor dış güçler, biz de gönderdikleri kayyım vasıtasıyla elimizde avucumuzda ne varsa onlara verip faizleri ödemeye çalışıyoruz. Bankacılıktan bilirim, anaparanın tahsilatı gecikse de olur, bir müşteri faizi düzenli ödeyebiliyorsa devamlı müşteri olmasının sakıncası yoktur.
“Bir şeyi kırk kez söylersen olur” derler. Son dönemlerde bütün dünya bize “sen aptalsın, anlamazsın, aslında durum bu” diye gerçek olmayan bilgileri dayatıyor. Yüksek sesle karşı çıkarsan zaten hiç şansın yok. “Evet, tabi, aynen senin dediğin gibi” dersen ve buna göre hareket edip diğerlerine sana söylenenleri papağan gibi tekrar edersen, işe yaradığın süre boyunca maddi olarak çok iyi oluyorsun. Arada kalmak ise çok yorucu…
Türkiye için bütün yukarıda sayılanlardan çok daha önemli bir konu var. Bir harita dolaştırılıyor ortalarda. Tam bir zihinsel sindirim örneği. Demek ki planda var. Daha önce söylemiştik ama artık kitaplarda gizlemenin dışına çıktı, görseli paylaşmaya başladılar. Daha sonra sarı saçlı bir adam böyle yapacağız diye anlatır, “dostum bana verir” der ve tabi ki alır. Biz de sadece takip ederiz. Hatta belki de bazılarımız “zaten yük oluyordu, iyi oldu aldılar” der. Yuları kaptırmışsak…
Birileri yarattıkları bir değerle çok ön plana çıktığında, örneğin bir mekan açıp çok para kazandığındığında veya yaptığı iş ile fazla ortaya çıktığında, pek çok farklı kişinin ilgisini çeker. Bazıları onlardan haraç alma peşinde koşar. Çünkü silahları vardır, kendi orman kanunlarını uygulamaktadırlar, güçlülerdir ve tanım itibarıyla güçlü beslenmelidir. Güçlü haracını alamadığında gider o mekana çöker, el koyar.
El koyma demişken, Allah’tan Venezuella ve İran kadar petrolümüz yok diyorum. Ama o haritada belirtilen yerlerde petrolümüz varsa vay halimize.
Bu arada, bilgililerin neden ilgisiz olduğunu soranlara yanıt verelim. İlgilenmelerine izin verilmiyor ki. İnsanın herkesi kandırması mümkündür de kendisini kandıramaz. Kendinizi zayıf, yanınızdaki kişiyi çok yetkin görüyorsanız, ama sizin yetkiniz daha fazla ise, eksiklerinizin görülmemesi ve kendinizi iyi hissetmek için o kişiden bir an önce kurtulmak, onu uzaklaştırmak istersiniz. Elbette bunun kabahati sizde değil, sizi oraya koyandadır.