Bu ayki yazıma bir müjde ile başlayacağım. Malum, bu dönemlerde normal olaylar bile müjde gibi veriliyor. Aylık dış ticaret açığımız geçen ay 8,5 milyar dolara düştü. Mart ayında günde 400 milyon dolar kaybederken, nisan ayında günde 300 milyon dolar kadar kaybetmeye başladık. Tekrar müjdeler olsun. Enflasyonumuz da aylık yüzde 4 civarında açıklandı. Kıskanç Almanya’nın yıllık enflasyonundan bir tık fazla. Ama İran’da sadece bizim ekonomimizi etkileyen savaş var. Ayrıca yeni varlık barışı ile başka yere giremeyen epey de para girecek ekonomimize. Tam müjde.
530 milyar dolardan daha fazla olan dış borcumuzun faizlerini ödeyebilmemiz gerekiyor. Sn. Şimşek’in görevi bu. Bir de Halkı Koruma (HK) Bakanlığı olsaydı. Düşünebiliyor musunuz? HK Bakanı sürekli diğer bakanlarla kavga halinde olacaktı. Tıpkı Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kadınları ve çocukları korumak için “çırpındığı” gibi. Çocuklar demişken, kindar yetiştirilen yeni neslin küçücük yaşta katlettiği çocuklarımıza ve öğretmenlerine tekrar rahmet, ailelerine başsağlığı dilerim.
Geçen ay İzmir’deki aracımın Marmara Bölgesi’nde bir yerde park cezası yediğini yazmıştım. Mahkeme emniyetten belge isteyince cezanın sehven yazıldığı ortaya çıktı. Özellikle bu yaz pek çok kişiye “sehven” ceza yazılabileceğini düşünüyorum.
Eğer amatör denizci iseniz ve 2,5 metreden büyük ve yüzebilen bir aracınız varsa, bu yazımı dikkatlice okuyun. Çünkü potansiyel faiz ödeme kaynağısınız, yiyeceğiniz cezalarla. Yazının bundan sonraki kısmı amatör denizcilerin denizde yaşadıkları uygulama sorunları ile ilgili. “Bir küçük teknem olsa da ara sıra balığa çıksam” diyenlerdenseniz mutlaka, denizle hiç alakanız yoksa ve hâlâ tüm deniz araçlarının “lüks yat” olduğunu ve teknelerde kullanılan mazotun ÖTV’siz ve KDV’siz olduğunu düşünenlerdenseniz, kesinlikle, bu konulardaki gerçekler hakkında biraz bilgiliyseniz ve arzu ederseniz, yazının devamını okumalısınız.
Geçen ay da belirtmiştim, ama bu ay daha net yazacağım. Şişme botunuz olsun, mesela 2,75 boylu. Arkasında bayrağınız, baş tarafında iki yanda teknenin ismi, arkada teknenin ismi ve bağlama kütüğü kayıt numarası ile bağlı bulunduğu liman okunur şekilde yazılacak. O kadar yer mi yok? Alonj (ekleme) yapın. Yoksa ceza yiyeceksiniz. Şişme botunuzda ayrıca;
Bulunan kişi sayısı kadar can yeleği, Bir adet yuvarlak ya da at nalı şeklinde can simidi, Simit ve yelekler IMO, TSE veya dümen işaretli olacak. Botun bir yerine can yelekleri ve simitlerin nerede bulunduklarına dair işaret yapıştırılacak. (Burası çok önemli) Manyetik pusula, önde yeşil ve kırmızı renkli seyir fenerleri, iki mil mesafeden 360 derece görünecek şekilde (pupa ve silyon feneri niyetine) bir ışık bulunacak. Direk lazım bunun için ama siz kafanıza takın. Bir adet siyah küreniz ve gerekli işaret techizatı (ne olduğunu öğrenmek gerek) bulunacak GPS bildiren (aslında konum bildiren denmek istenmiş, zira GPS ile ilgili sistemi ifade ediyor) bir cihaz veya uygulama gerekli. Cep telefonları bunun için yeterli. Şişme botunuzda dürbün, termometre ve barometre bulundurmak zorundasınız. Aynayı da unutmayın. Düdük veya kampananız olacak, yoksa farklı bir ses çıkarıcı alet olacak. Kendi sesiniz olmaz. Havalı korna olabilir. Şişme botunuz kürekle hareket ediyorsa 2 litrelik bir adet yeter, ama eğer motorunuz varsa bir de 6 litrelik yangın söndürme tüpünüz olmalı. Hepsi sertifikalı olacak. Orada ahşap ve fiber tekne yazmasına rağmen, mantıken plastik tekne de radarda görünmeyeceği için radar reflektörünüz olmalı. Tehlike bayrağını ve el fenerini de unutmayın. Sadece gündüz seyir yapsanız da bunlar zorunlu. Aman yangın baltasını ve bir adet yangın battaniyesini botun bir yerlerine iliştirmeyi ihmal etmeyin. İlk yardım seti zaten olmalı.
Bunlardan birisi eksik olursa, metre başına 1.000 lira ceza ödersiniz ve denize çıkamazsınız. Eğer bunları tamamlar ve botta yer bulup denize çıkabilirseniz, iyi eğlenceler. Aman botunuzu başkasının kullanımına vermeyin. Verecekseniz de liman başkanlığından onaylı yetki belgesi ile verin. Bunun harcı şimdilik 1.000 TL, ama olmazsa cezası metre başına 2.500 lira. Yani sizin botunuz için 5.000 lira.
10-12 metrelik teknelerin sahipleri için de ilave bazı beklentiler var. Örneğin, eşinizle birlikte deniz karavanı gibi araba fiyatına tekne almış emekliler iseniz, şunları da bulundurmanız mecburi.
Birisi en az 20 metre salvolu iki adet can simidi olacak. Bizde at nalı şeklinde bir tane vardı. 10 küsur senedir bir kez bile kullanmadık. Teknenin bizden önceki sahipleri de 20 yıl kullanmamışlardı. Şimdi milletçe tasarruf yapıp onu atacağız ve simitleri alacağız. Da hep soruyorum, ikimiz de denize düşersek simitleri bize kim atacak? Teorik olarak boynumuzda can yeleği, arkada da kocaman bot var, ama kural böyle. “Teknede hiçbir şey koyacak yer yok, bu iki can simidini nereye koyacağız?” diye düşünen kaptanlarımıza bir faydam olsun. Ben de çok düşündün aynı şeyi. Klozet kapağını çıkartıp simidi oraya koymayı düşünüyorum. Zaten başka işe yaramayacak, en azından ikincisi. Teknenizde hep iki kişi oluyorsanız eşinize denize çöp atmanın yasak olduğunu bildireceğiniz bir yazıyı görünür şekilde bir yere asmalısınız. Belki denize çöp atmaması gerektiğinin farkında değildir. Bir de yazıyı görsün. “Denizde Canlı Kalma El Kitabı” bulunacak deniyor, ama benzer isimlerde kitaplar var, tam olarak bu isimde kitap yok. Yüz küsur bin özel teknede kimin yazdığı kitabın satın alınarak bulundurulması gerektiği net değil. Amatör Denizci El Kitabı (yazar adları belirtilmeli) ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu bulunacak. Bu işaret tabloları araştırıldığında da karşımıza pek çok farklı formatta çıkıyorlar. Kime para verilip hangi formattakinin alınması gerektiği de yazılmalıydı. Bayrak işaretleri mi, el kol işaretleri mi, düdük mü, vs… Ya “o değil bu olacaktı” derlerse. Gitti 10-15 bin lira. GPS navigasyon haritalarımızın yanında eski deniz haritalarından da satın alıp, genellikle nasıl kullanılacağını bilmeden pergel, paralel cetvel, kurşun kalem ve silgi vasıtasıyla (özellikle kurşun kalem ve silgi meselesi çok önemli, onlardan birisini de gösteremezseniz, tekne boyu çarpı bin lira ceza var) GPS’i doğrulamamız gerekiyor. En azından onları satın alarak bir kenara koymamız gerekiyor. İnşallah akrabalardan birileri haritaların basım ve ithal izinlerini almıştır. Eskiden denizde çatışmayı önleme tüzüğünü bulundurma şartı da vardı, ama bakmışlar ki (keşke denizde neler olup bittiğine bakmış olabilselerdi) kimse kurallara uymuyor, o belgeyi kaldırmışlar.
Bu gereklilikleri içeren yönetmelikte çok büyük bir hukuk faciası daha var. Şu anda 24 metrelik tekne kullanacak yeterlilikte kişiler, birkaç yıl içerisinde gerekli paraları ödemezlerse bütün bildiklerini unutmuş sayılacaklar ve daha önce süresiz verilmiş ehliyetlerinden doğan müktesep haklarını kaybedecekler. Bunun bir adım ötesi, örneğin, emeklilere “iki yıl içerisinde şu parayı ödemezseniz emekli maaşınızı keseceğiz” demek. Ama biz her türlü faciaya alıştık. Fıtrat meselesi…
Bunları yazıyoruz, gülümsüyoruz ve 2800 büyük gemiye bakıp özel teknelerin donatımı ile ilgili yönetmeliği düzenleyenlerin bu konudaki bilgilerini yargılıyoruz. “Keşke gerçek ortamı bilerek yazsalardı” diyoruz. Çünkü durum biraz kamyon ve şehirlerarası otobüs taşımacılığından anlayan kişilerin karavanlar ile ilgili kural yazması gibi.
Pek çoğu verimsiz ve lüzumsuz da olsa, bunları temin eder, dar alanda bir yerlere koyar amatör denizciler. Mesele orada değil. Mesele bu konuların denetimi. Kurallar net ve belli bir mantıkla yazılmadığı için denizcilerin anlayamadığı şeyler olduğu gibi, denetimcilerin de karıştırdığı konular oluyor. Amatör denizcilerden pek çok enteresan olay bildiriliyor. Benim de başıma geldi bazıları.
Mesela, bir keresinde bir koyda, kimseyi engellemeyen pozisyonda teknemiz demirli iken, alışverişe çıkmıştık. Teknede kimse kalmamıştı, zaten iki kişiyiz. “Demir nöbetçisi yok” diye işlem yapmak istedi arkadaşlar. Var böyle bir kural ama 150 gros ton üzeri gemiler için. Küçük tekneleri kapsamıyor ki. Bu konuda görevli arkadaşlarla bir görüşmemizde cezayı 4922 sayılı Kanuna göre kestiklerini söylemişlerdi. Ama ceza orada yazılı, esas dayanak Limanlar Yönetmeliği ve orada 150 gros tondan büyük gemiler için olduğu yazılı.
Bilmediğini bilmemek kötü bir şey. Bir amatör denizci kendisini ilgilendiren mevzuatı bilmek zorunda teorik olarak. Bildiğinde de denetim elemanları tarafından ukalalık yapıyor gibi değerlendiriliyor. Ama tereddüt yaşandığında olayın sonu hep şöyle bitiyor: “Bu seferlik bir şey yapmıyorum, ama bir daha olmasın”. Korkarım hiçbir denetim elemanı da “Bunu ben yanlış biliyor olabilirim, gerçeğini araştırayım” diyemiyor. Yazdığın kuralın mantığını, özünü bil, ben de bileyim, denetimci de bilsin, bak bakalım hayat ne kadar güzel oluyor.
Bir başka özel tekne sahibinden seyir izin belgesi istenmiş. Türk bayraklı özel tekne. Turizm Bakanlığı’nın bazı ticari teknelerde zorunlu tuttuğu bir belge. Özel tekne ile alakası yok.
Bir kaptanımızın teknesinde at nalı şeklinde simit ve iki de ayrıca yuvarlak simit var. Marinada bir denetim personeli “Bunun üzerinde tekne adı yazılı olacak” diyor. “Simitlerde var” diyor kaptanımız, böyle bir kural olmadığı halde. Hakikaten isim mecburiyeti yok. Hatta simit zorunluluğu da Temmuz’da başlayacak. “Bunda da olacak” diyor memur. “O zaman kaldırırım, görmezsiniz,” diyor kaptanımız. “Yok diye ceza yazarım o zaman” diyor memur. Belki büyük ticari teknelerde zorunludur simitlerin üzerine isim yazmak, ama özel teknelerde böyle bir şey yok. Keşke özel tekne ile ticari tekneyi karıştırmasalardı ceza yazma yetkilileri. Aslında sanırım denizde yaşayanların en önemli sorunu bu denetimcilerin özel teknelerle ticari tekneleri ve büyük gemileri birbirine karıştırmaları. Trafik polislerinin kamyonlarda ve şehirlerarası otobüslerde uygulanan kurallara özel araçların uymasını beklemesini ve bu çerçevede sürekli ceza yazmasını düşünebiliyor musunuz?
Bu arada yeni yönetmelikte bir de alkol meselesi çıktı. Bu aslında her taşıt aracında olması gereken Türk Ceza Kanunu’ndaki bir kuralın özel teknelere de yansıtılması. Ama, demirde duran tekneyi seyirde sayıp, evinde (teknesinde) içkisini içen kişilere ceza yazmaya kalkıldı. “Ya birden fırtına çıkar da tekneyi kullanmak zorunda kalırsan” diye. Potansiyel, sanal suça peşin ceza… Hatta genelde başka düşmana ihtiyaç duymayan amatör denizciler arasından bu hukukla alakası olmayan durumu video ile savunanlar bile çıktı. Yepyeni bir anlayış…
“Adama yan baktın, seni öldürmeye teşebbüsten tutukluyoruz. Çünkü, belli mi olur, daha da sinirlenip saldırabilir ve adamı öldürebilirsin.” Bunun bir adım ötesi demirdeki teknede herkes uyurken gelip ceza yazmak. “Seyirde kaptan uyumaz.” Seyir aslında sevk ve idare etmek demek ise de bazı akıllılar ticari gemilerin seyrüseferi (yani iki liman arasındaki seferi) ile karıştırıyor.
Komik tabi, içki meselesi kadar komik. Kaptan alkollü olarak tekneyi sevk ve idare ederse, tabii ki başka. Ama hava durumuna bakılmış, her şey sakin, tekne hareket etmiyor, adam da evinde, belki doktor tavsiyesiyle, belki keyif için şarap içmiş, kimi ne ilgilendirir. Henüz demokrasimiz, insanların evlerinde ne yapacaklarına karışacak kadar ilerlemedi. Ayrıca alkol ve sigara tamamen yasaklansa devlet o kadar vergiyi nereden alacak?
Atık kontrolü amatör denizcilerin en büyük kabuslarından. Atık vermekten yana bir sorun olduğundan değil. Atık verecek yer olmamasından, atık alanların fahiş fiyatlar uygulamasından vs. Bu arada pek çok amatör denizci, boş deposuna deniz suyu çekip atık veriyormuş gibi yaparak atık transfer belgesi alıyor ve denize çıkıyor, denize çıktıktan sonra 15 günü olduğu halde. “Ya işi bilmeyen bir memura denk gelir ve ceza yersek,” diye düşünerek… Ceza 420.000 lira civarında özel çevre koruma bölgelerinde. Ve sorulduğunda “Evet, öyle yapmanız gerek” diyen bilgisiz denetimciler de var, yanlış da olsa.
Hani eski Türkiye’de yolda çevirme olduğunda muhakkak bir şey bulunuyordu ya ceza için, “Acaba bu sene denize hiç çıkmasak mı?” dedirten uygulamalar oluyor. Bu nedenle de gidebilen herkes dış denizlere çıkıyor, eskiden gelen hiçbir yabancı da Türk denizlerine gelmiyor. Her şeyi bilen ve bu sayede yönetmelik hazırlayan kişilerin 137.271 özel tekne sahibini ilgilendiren değişiklikleri yapmadan önce hiç değilse küçük bir araştırma yapmaları ve düzenlemeleri ona göre oluşturmaları daha iyi olurmuş. Elbette denetçilerin de belli ki daha bilgili hale getirilmeleri gerekiyor.
Tabii ki “kendi mevzuatını bilmek için hiçbir çaba sarfetmeyen ve gerektiğinde haklarını savunacak bilgiye sahip olmayan aslında teknesine de zaman zaman uğrayan amatör denizcilere bunlar müstahak, çarçur ettikleri paraların bir kısmını da devlete versinler” diyenler de çıkabilir.
Ama zaten dünyanın neredeyse en yüksek marina kiraları nedeniyle koyacak yer bulamayınca, teknesini kışın batma tehlikesiyle açıkta bırakmak zorunda kalan çok daha düşük gelirli, bütün yazı teknesinde geçiren, gerçek deniz aşıkları da kurunun yanında yanıyor ve her gün biraz daha azalıyor. (Bu arada, bu teknelere de “tekneniz marinada veya barınakta olmak zorunda” diye cezalar yazıldığını da belirtelim.)
Keşke her işin başında o işin gerçek uzmanları olabilse…
Yani devenin boynu biraz eğri.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüce Uyanık
Abukluklar silsilesi
530 milyar dolardan daha fazla olan dış borcumuzun faizlerini ödeyebilmemiz gerekiyor. Sn. Şimşek’in görevi bu. Bir de Halkı Koruma (HK) Bakanlığı olsaydı. Düşünebiliyor musunuz? HK Bakanı sürekli diğer bakanlarla kavga halinde olacaktı. Tıpkı Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kadınları ve çocukları korumak için “çırpındığı” gibi. Çocuklar demişken, kindar yetiştirilen yeni neslin küçücük yaşta katlettiği çocuklarımıza ve öğretmenlerine tekrar rahmet, ailelerine başsağlığı dilerim.
Geçen ay İzmir’deki aracımın Marmara Bölgesi’nde bir yerde park cezası yediğini yazmıştım. Mahkeme emniyetten belge isteyince cezanın sehven yazıldığı ortaya çıktı. Özellikle bu yaz pek çok kişiye “sehven” ceza yazılabileceğini düşünüyorum.
Eğer amatör denizci iseniz ve 2,5 metreden büyük ve yüzebilen bir aracınız varsa, bu yazımı dikkatlice okuyun. Çünkü potansiyel faiz ödeme kaynağısınız, yiyeceğiniz cezalarla. Yazının bundan sonraki kısmı amatör denizcilerin denizde yaşadıkları uygulama sorunları ile ilgili. “Bir küçük teknem olsa da ara sıra balığa çıksam” diyenlerdenseniz mutlaka, denizle hiç alakanız yoksa ve hâlâ tüm deniz araçlarının “lüks yat” olduğunu ve teknelerde kullanılan mazotun ÖTV’siz ve KDV’siz olduğunu düşünenlerdenseniz, kesinlikle, bu konulardaki gerçekler hakkında biraz bilgiliyseniz ve arzu ederseniz, yazının devamını okumalısınız.
Geçen ay da belirtmiştim, ama bu ay daha net yazacağım. Şişme botunuz olsun, mesela 2,75 boylu. Arkasında bayrağınız, baş tarafında iki yanda teknenin ismi, arkada teknenin ismi ve bağlama kütüğü kayıt numarası ile bağlı bulunduğu liman okunur şekilde yazılacak. O kadar yer mi yok? Alonj (ekleme) yapın. Yoksa ceza yiyeceksiniz. Şişme botunuzda ayrıca;
Bulunan kişi sayısı kadar can yeleği, Bir adet yuvarlak ya da at nalı şeklinde can simidi, Simit ve yelekler IMO, TSE veya dümen işaretli olacak. Botun bir yerine can yelekleri ve simitlerin nerede bulunduklarına dair işaret yapıştırılacak. (Burası çok önemli) Manyetik pusula, önde yeşil ve kırmızı renkli seyir fenerleri, iki mil mesafeden 360 derece görünecek şekilde (pupa ve silyon feneri niyetine) bir ışık bulunacak. Direk lazım bunun için ama siz kafanıza takın. Bir adet siyah küreniz ve gerekli işaret techizatı (ne olduğunu öğrenmek gerek) bulunacak GPS bildiren (aslında konum bildiren denmek istenmiş, zira GPS ile ilgili sistemi ifade ediyor) bir cihaz veya uygulama gerekli. Cep telefonları bunun için yeterli. Şişme botunuzda dürbün, termometre ve barometre bulundurmak zorundasınız. Aynayı da unutmayın. Düdük veya kampananız olacak, yoksa farklı bir ses çıkarıcı alet olacak. Kendi sesiniz olmaz. Havalı korna olabilir. Şişme botunuz kürekle hareket ediyorsa 2 litrelik bir adet yeter, ama eğer motorunuz varsa bir de 6 litrelik yangın söndürme tüpünüz olmalı. Hepsi sertifikalı olacak. Orada ahşap ve fiber tekne yazmasına rağmen, mantıken plastik tekne de radarda görünmeyeceği için radar reflektörünüz olmalı. Tehlike bayrağını ve el fenerini de unutmayın. Sadece gündüz seyir yapsanız da bunlar zorunlu. Aman yangın baltasını ve bir adet yangın battaniyesini botun bir yerlerine iliştirmeyi ihmal etmeyin. İlk yardım seti zaten olmalı.
Bunlardan birisi eksik olursa, metre başına 1.000 lira ceza ödersiniz ve denize çıkamazsınız. Eğer bunları tamamlar ve botta yer bulup denize çıkabilirseniz, iyi eğlenceler. Aman botunuzu başkasının kullanımına vermeyin. Verecekseniz de liman başkanlığından onaylı yetki belgesi ile verin. Bunun harcı şimdilik 1.000 TL, ama olmazsa cezası metre başına 2.500 lira. Yani sizin botunuz için 5.000 lira.
10-12 metrelik teknelerin sahipleri için de ilave bazı beklentiler var. Örneğin, eşinizle birlikte deniz karavanı gibi araba fiyatına tekne almış emekliler iseniz, şunları da bulundurmanız mecburi.
Birisi en az 20 metre salvolu iki adet can simidi olacak. Bizde at nalı şeklinde bir tane vardı. 10 küsur senedir bir kez bile kullanmadık. Teknenin bizden önceki sahipleri de 20 yıl kullanmamışlardı. Şimdi milletçe tasarruf yapıp onu atacağız ve simitleri alacağız. Da hep soruyorum, ikimiz de denize düşersek simitleri bize kim atacak? Teorik olarak boynumuzda can yeleği, arkada da kocaman bot var, ama kural böyle. “Teknede hiçbir şey koyacak yer yok, bu iki can simidini nereye koyacağız?” diye düşünen kaptanlarımıza bir faydam olsun. Ben de çok düşündün aynı şeyi. Klozet kapağını çıkartıp simidi oraya koymayı düşünüyorum. Zaten başka işe yaramayacak, en azından ikincisi. Teknenizde hep iki kişi oluyorsanız eşinize denize çöp atmanın yasak olduğunu bildireceğiniz bir yazıyı görünür şekilde bir yere asmalısınız. Belki denize çöp atmaması gerektiğinin farkında değildir. Bir de yazıyı görsün. “Denizde Canlı Kalma El Kitabı” bulunacak deniyor, ama benzer isimlerde kitaplar var, tam olarak bu isimde kitap yok. Yüz küsur bin özel teknede kimin yazdığı kitabın satın alınarak bulundurulması gerektiği net değil. Amatör Denizci El Kitabı (yazar adları belirtilmeli) ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu bulunacak. Bu işaret tabloları araştırıldığında da karşımıza pek çok farklı formatta çıkıyorlar. Kime para verilip hangi formattakinin alınması gerektiği de yazılmalıydı. Bayrak işaretleri mi, el kol işaretleri mi, düdük mü, vs… Ya “o değil bu olacaktı” derlerse. Gitti 10-15 bin lira. GPS navigasyon haritalarımızın yanında eski deniz haritalarından da satın alıp, genellikle nasıl kullanılacağını bilmeden pergel, paralel cetvel, kurşun kalem ve silgi vasıtasıyla (özellikle kurşun kalem ve silgi meselesi çok önemli, onlardan birisini de gösteremezseniz, tekne boyu çarpı bin lira ceza var) GPS’i doğrulamamız gerekiyor. En azından onları satın alarak bir kenara koymamız gerekiyor. İnşallah akrabalardan birileri haritaların basım ve ithal izinlerini almıştır. Eskiden denizde çatışmayı önleme tüzüğünü bulundurma şartı da vardı, ama bakmışlar ki (keşke denizde neler olup bittiğine bakmış olabilselerdi) kimse kurallara uymuyor, o belgeyi kaldırmışlar.
Bu gereklilikleri içeren yönetmelikte çok büyük bir hukuk faciası daha var. Şu anda 24 metrelik tekne kullanacak yeterlilikte kişiler, birkaç yıl içerisinde gerekli paraları ödemezlerse bütün bildiklerini unutmuş sayılacaklar ve daha önce süresiz verilmiş ehliyetlerinden doğan müktesep haklarını kaybedecekler. Bunun bir adım ötesi, örneğin, emeklilere “iki yıl içerisinde şu parayı ödemezseniz emekli maaşınızı keseceğiz” demek. Ama biz her türlü faciaya alıştık. Fıtrat meselesi…
Bunları yazıyoruz, gülümsüyoruz ve 2800 büyük gemiye bakıp özel teknelerin donatımı ile ilgili yönetmeliği düzenleyenlerin bu konudaki bilgilerini yargılıyoruz. “Keşke gerçek ortamı bilerek yazsalardı” diyoruz. Çünkü durum biraz kamyon ve şehirlerarası otobüs taşımacılığından anlayan kişilerin karavanlar ile ilgili kural yazması gibi.
Pek çoğu verimsiz ve lüzumsuz da olsa, bunları temin eder, dar alanda bir yerlere koyar amatör denizciler. Mesele orada değil. Mesele bu konuların denetimi. Kurallar net ve belli bir mantıkla yazılmadığı için denizcilerin anlayamadığı şeyler olduğu gibi, denetimcilerin de karıştırdığı konular oluyor. Amatör denizcilerden pek çok enteresan olay bildiriliyor. Benim de başıma geldi bazıları.
Mesela, bir keresinde bir koyda, kimseyi engellemeyen pozisyonda teknemiz demirli iken, alışverişe çıkmıştık. Teknede kimse kalmamıştı, zaten iki kişiyiz. “Demir nöbetçisi yok” diye işlem yapmak istedi arkadaşlar. Var böyle bir kural ama 150 gros ton üzeri gemiler için. Küçük tekneleri kapsamıyor ki. Bu konuda görevli arkadaşlarla bir görüşmemizde cezayı 4922 sayılı Kanuna göre kestiklerini söylemişlerdi. Ama ceza orada yazılı, esas dayanak Limanlar Yönetmeliği ve orada 150 gros tondan büyük gemiler için olduğu yazılı.
Bilmediğini bilmemek kötü bir şey. Bir amatör denizci kendisini ilgilendiren mevzuatı bilmek zorunda teorik olarak. Bildiğinde de denetim elemanları tarafından ukalalık yapıyor gibi değerlendiriliyor. Ama tereddüt yaşandığında olayın sonu hep şöyle bitiyor: “Bu seferlik bir şey yapmıyorum, ama bir daha olmasın”. Korkarım hiçbir denetim elemanı da “Bunu ben yanlış biliyor olabilirim, gerçeğini araştırayım” diyemiyor. Yazdığın kuralın mantığını, özünü bil, ben de bileyim, denetimci de bilsin, bak bakalım hayat ne kadar güzel oluyor.
Bir başka özel tekne sahibinden seyir izin belgesi istenmiş. Türk bayraklı özel tekne. Turizm Bakanlığı’nın bazı ticari teknelerde zorunlu tuttuğu bir belge. Özel tekne ile alakası yok.
Bir kaptanımızın teknesinde at nalı şeklinde simit ve iki de ayrıca yuvarlak simit var. Marinada bir denetim personeli “Bunun üzerinde tekne adı yazılı olacak” diyor. “Simitlerde var” diyor kaptanımız, böyle bir kural olmadığı halde. Hakikaten isim mecburiyeti yok. Hatta simit zorunluluğu da Temmuz’da başlayacak. “Bunda da olacak” diyor memur. “O zaman kaldırırım, görmezsiniz,” diyor kaptanımız. “Yok diye ceza yazarım o zaman” diyor memur. Belki büyük ticari teknelerde zorunludur simitlerin üzerine isim yazmak, ama özel teknelerde böyle bir şey yok. Keşke özel tekne ile ticari tekneyi karıştırmasalardı ceza yazma yetkilileri. Aslında sanırım denizde yaşayanların en önemli sorunu bu denetimcilerin özel teknelerle ticari tekneleri ve büyük gemileri birbirine karıştırmaları. Trafik polislerinin kamyonlarda ve şehirlerarası otobüslerde uygulanan kurallara özel araçların uymasını beklemesini ve bu çerçevede sürekli ceza yazmasını düşünebiliyor musunuz?
Bu arada yeni yönetmelikte bir de alkol meselesi çıktı. Bu aslında her taşıt aracında olması gereken Türk Ceza Kanunu’ndaki bir kuralın özel teknelere de yansıtılması. Ama, demirde duran tekneyi seyirde sayıp, evinde (teknesinde) içkisini içen kişilere ceza yazmaya kalkıldı. “Ya birden fırtına çıkar da tekneyi kullanmak zorunda kalırsan” diye. Potansiyel, sanal suça peşin ceza… Hatta genelde başka düşmana ihtiyaç duymayan amatör denizciler arasından bu hukukla alakası olmayan durumu video ile savunanlar bile çıktı. Yepyeni bir anlayış…
“Adama yan baktın, seni öldürmeye teşebbüsten tutukluyoruz. Çünkü, belli mi olur, daha da sinirlenip saldırabilir ve adamı öldürebilirsin.” Bunun bir adım ötesi demirdeki teknede herkes uyurken gelip ceza yazmak. “Seyirde kaptan uyumaz.” Seyir aslında sevk ve idare etmek demek ise de bazı akıllılar ticari gemilerin seyrüseferi (yani iki liman arasındaki seferi) ile karıştırıyor.
Komik tabi, içki meselesi kadar komik. Kaptan alkollü olarak tekneyi sevk ve idare ederse, tabii ki başka. Ama hava durumuna bakılmış, her şey sakin, tekne hareket etmiyor, adam da evinde, belki doktor tavsiyesiyle, belki keyif için şarap içmiş, kimi ne ilgilendirir. Henüz demokrasimiz, insanların evlerinde ne yapacaklarına karışacak kadar ilerlemedi. Ayrıca alkol ve sigara tamamen yasaklansa devlet o kadar vergiyi nereden alacak?
Atık kontrolü amatör denizcilerin en büyük kabuslarından. Atık vermekten yana bir sorun olduğundan değil. Atık verecek yer olmamasından, atık alanların fahiş fiyatlar uygulamasından vs. Bu arada pek çok amatör denizci, boş deposuna deniz suyu çekip atık veriyormuş gibi yaparak atık transfer belgesi alıyor ve denize çıkıyor, denize çıktıktan sonra 15 günü olduğu halde. “Ya işi bilmeyen bir memura denk gelir ve ceza yersek,” diye düşünerek… Ceza 420.000 lira civarında özel çevre koruma bölgelerinde. Ve sorulduğunda “Evet, öyle yapmanız gerek” diyen bilgisiz denetimciler de var, yanlış da olsa.
Hani eski Türkiye’de yolda çevirme olduğunda muhakkak bir şey bulunuyordu ya ceza için, “Acaba bu sene denize hiç çıkmasak mı?” dedirten uygulamalar oluyor. Bu nedenle de gidebilen herkes dış denizlere çıkıyor, eskiden gelen hiçbir yabancı da Türk denizlerine gelmiyor. Her şeyi bilen ve bu sayede yönetmelik hazırlayan kişilerin 137.271 özel tekne sahibini ilgilendiren değişiklikleri yapmadan önce hiç değilse küçük bir araştırma yapmaları ve düzenlemeleri ona göre oluşturmaları daha iyi olurmuş. Elbette denetçilerin de belli ki daha bilgili hale getirilmeleri gerekiyor.
Tabii ki “kendi mevzuatını bilmek için hiçbir çaba sarfetmeyen ve gerektiğinde haklarını savunacak bilgiye sahip olmayan aslında teknesine de zaman zaman uğrayan amatör denizcilere bunlar müstahak, çarçur ettikleri paraların bir kısmını da devlete versinler” diyenler de çıkabilir.
Ama zaten dünyanın neredeyse en yüksek marina kiraları nedeniyle koyacak yer bulamayınca, teknesini kışın batma tehlikesiyle açıkta bırakmak zorunda kalan çok daha düşük gelirli, bütün yazı teknesinde geçiren, gerçek deniz aşıkları da kurunun yanında yanıyor ve her gün biraz daha azalıyor. (Bu arada, bu teknelere de “tekneniz marinada veya barınakta olmak zorunda” diye cezalar yazıldığını da belirtelim.)
Keşke her işin başında o işin gerçek uzmanları olabilse…
Yani devenin boynu biraz eğri.