İhracatın değil, katma değerin ödüllendirildiği bir model
1 Ekim 2026 itibarıyla değişen kurallar, şirketlerin döviz yönetimini nasıl etkileyecek? Yeni sistem kimlere avantaj sağlayacak, kimleri zorlayacak?
Değişen yalnızca kurallar değil, yaklaşımın kendisi
Türkiye ekonomisinin son yıllardaki önemli gündemlerinden biri, döviz talebinin yönetilmesi, Türk lirasına olan güvenin güçlendirilmesi ve Merkez Bankası rezervlerinin desteklenmesi oldu. Döviz dönüşüm desteği de bu hedeflerin araçlarından biri olarak uygulamaya alındı.
Başlangıçta yüzde 2 olarak uygulanan destek oranı, Mayıs 2025’te geçici olarak yüzde 3’e yükseltildi. Ancak destekten yararlanan şirketlerin belirli bir süre döviz almamayı taahhüt etmeleri gerekiyordu. İthal hammadde kullanan, döviz kredisi ödeyen ve uluslararası ticaret yapan şirketler açısından bu koşul ciddi bir operasyonel kısıttı.
1 Ekim 2026’da başlayan yeni dönem, şirketlerin döviz satın alma davranışını doğrudan sınırlayan yaklaşım yerine, likit döviz varlıkları ve yarattıkları katma değer üzerinden bir değerlendirme getiriyor. Bu değişiklik, düzenlemenin yalnızca teknik değil, stratejik bir yönü olduğunu gösteriyor.
Eski ve yeni sistem: Temel farklar
Konu
Önceki uygulama
1 Ekim 2026 sonrası
Döviz almama
Bir ay döviz almama taahhüdü
Yeni işlemlerde kaldırıldı
Pozisyon kriteri
Taahhüt esaslı
Likit döviz pozisyon oranı en fazla %10
Satış limiti
Yeni katma değer sınırı yoktu
Katma değerle ilişkili
Destek oranı
%3
%3 uygulaması
Yıllık üst sınır
Yeni 100 milyon TL sınırı yoktu
100 milyon TL
2026 son çeyrek
Önceki koşullar
Limitlerde 1/4 katsayısı
Döviz almama taahhüdünün kaldırılması: Sanayici için esneklik
Alüminyum, kimya, otomotiv yan sanayi, makine ve tekstil gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketler ihracat gelirlerini dövizle elde ederken, girdilerinin önemli bir bölümünü de dövizle satın alabiliyor. Tahsilat, ithalat, kredi taksiti ve yatırım harcamalarının vadeleri ise her zaman örtüşmüyor.
Önceki sistemde destekten yararlanmak, bazı şirketler açısından kısa vadeli döviz ihtiyacını ertelemek anlamına gelebiliyordu. Yeni sistem bu katılığı azaltıyor. Bununla birlikte döviz satın alma serbestisinin artması, sınırsız döviz varlığı tutarak destekten yararlanılabileceği anlamına gelmiyor. Yeni eşik, şirketin likit döviz varlıklarının büyüklüğü.
Yüzde 10 döviz pozisyon oranı: Yeni kritik eşik
Yeni uygulamada likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile aktif toplamından yüksek olanına oranının yüzde 10’u aşmaması gerekiyor. Hesaplamada yalnızca banka mevduatları değil, uygulama talimatında tanımlanan diğer likit döviz varlıkları da önem taşıyor.
Döviz pozisyon oranı = Likit döviz varlıkları / max(Net satış hasılatı, Aktif toplamı) × 100
Örnek (milyon TL)
Şirket A
Şirket B
Şirket C
Net satış
2.000
3.000
1.500
Aktif toplamı
1.500
2.200
2.500
Likit döviz varlıkları
120
360
200
Pozisyon oranı
%6
%12
%8
%10 koşulu
Sağlıyor
Sağlamıyor
Sağlıyor
Bu örnekler varsayımsaldır. Şirket B güçlü ihracat performansına rağmen oran koşulunu sağlamıyor. Ancak yüksek döviz bakiyesi her zaman gereksiz birikim anlamına gelmez: Yaklaşan ithalat ödemeleri, yatırım harcamaları ve döviz kredisi taksitleri likiditeyi zorunlu kılabilir. Destek için gerekli döviz tamponunu azaltmak, şirketi daha büyük kur riskine maruz bırakabilir.
Katma değer kriteri: Ciro mu, üretim kapasitesi mi?
Yeni sistemin uzun vadeli etkisi, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarının şirketin katma değeriyle ilişkilendirilmesidir. Hesaplamada yıllık faaliyet kârı ve çalışanlara ilişkin 12 aylık işgücü maliyetleri esas alınır; negatif faaliyet kârı sıfır kabul edilir.
Böylece yüksek cirolu ancak düşük katma değerli ticaret faaliyetleri ile daha düşük ihracat hacmine rağmen istihdam ve faaliyet kârlılığı yaratan sanayi işletmeleri arasında ayrışma oluşabilir. İhracatın büyüklüğü kadar yurt içinde yaratılan ekonomik değer de önem kazanmaktadır.
Bununla birlikte sermaye yoğun, yeni yatırım gerçekleştiren veya geçici olarak düşük kârlılıkla çalışan şirketlerin katkısı bu ölçütle tam olarak yansımayabilir. Bu nedenle sektörler arasında uygulamanın sonuçlarını izlemek önemlidir.
Destek limitleri ve 2026 son çeyreği
Yeni sistemde yıllık destek üst sınırı 100 milyon TL. 2026’nın son çeyreğinde firma satış limitine ve destek üst sınırına 0,25 katsayısı uygulanıyor; böylece çeyreklik azami destek 25 milyon TL oluyor. Destek oranının yüzde 3 olması, ihracat gelirinin tamamının otomatik olarak destek kapsamına gireceği anlamına gelmiyor.
Varsayımsal hesaplama
Tutar
Yıllık faaliyet kârı
120 milyon TL
12 aylık işgücü maliyeti
280 milyon TL
Hesaplanan katma değer
400 milyon TL
1/4 katsayılı çeyrek tutarı
100 milyon TL
%3 ile teorik destek
3 milyon TL
Örnek yalnızca hesaplama mantığını açıklamaktadır. Fiilî hak ediş, TCMB uygulama talimatındaki satış limiti, kur, belge ve diğer uygunluk hükümlerine tabidir.
Hangi şirket nasıl etkilenebilir?
Şirket profili
Olası sonuç
İthal girdisi yüksek ihracatçı
Döviz almama koşulunun kalkmasıyla esneklik
Yüksek katma değerli üretici
Katma değer esaslı limitte avantaj potansiyeli
Yüksek likit döviz varlığı tutan
%10 sınırı nedeniyle uygunluk riski
Düşük marjlı ticaret şirketi
Daha sınırlı destek kapasitesi
Yeni yatırım yapan sermaye yoğun şirket
Geçici düşük kârlılık nedeniyle karma etki
CFO’lar açısından: Teşvik yönetimi artık döviz yönetiminin parçası
Şirketin döviz pozisyon oranını etkileyen kararlar günlük nakit yönetiminden kredi takvimine, ithalat ödemelerinden grup içi finansmana kadar geniş bir alana yayılıyor. Finans yöneticileri destek kapasitesini bütçe ve nakit akışı projeksiyonlarına dahil etmeli; ancak bunu kur riski ve likidite güvenliğinden bağımsız değerlendirmemelidir.
SMMM veya YMM tarafından düzenlenen döviz pozisyonu bildirim formu, belgelendirme ve işlem zamanlaması bakımından önem taşır. Aracı bankanın alabileceği komisyon da net destek hesabında dikkate alınmalıdır. Geçmiş dönemde verilen taahhütler için geçiş hükümlerinin devam ettiği unutulmamalıdır.
Destek geliri, kur riskini ortadan kaldırmaz
Örneğin 1 milyon doların 45 TL varsayımsal kurla dönüştürülmesi 45 milyon TL karşılık ve yüzde 3 oranıyla 1,35 milyon TL destek oluşturabilir. Ancak şirketin aynı dövizi daha sonra yüzde 4 yüksek kurdan geri almak zorunda kalması halinde ilave kur maliyeti 1,8 milyon TL olur. Basitleştirilmiş net fark eksi 450 bin TL’dir. Faiz getirisi, komisyonlar ve diğer etkiler bu örneğe dahil değildir. Burada önemli olan, dönüşüm kararını destek tutarına bakarak değil, şirketin bütün döviz nakit akışına göre almaktır.
Makroekonomik hedef: Daha kalıcı rezerv katkısı
Yeni model, dönüşüm işlemini tek başına ödüllendirmek yerine net döviz satış eğilimi daha güçlü, likit döviz pozisyonu görece düşük ve katma değer üreten işletmelere yönelmeyi amaçlıyor. Bunun rezervlere daha kalıcı katkı sağlayıp sağlamadığı ise uygulama sonrasındaki verilerle görülebilecek. Destekten yararlanan firma sayısı, net döviz satışları ve sektörler arasındaki dağılım birlikte izlenmelidir.
Sonuç: Dövizi kazandıran şirket de güçlü kalmalı
1 Ekim 2026 değişiklikleri, döviz dönüşüm desteğinin önemli bir yapısal dönüşümüdür. Döviz almama taahhüdünün kaldırılması özellikle üretim şirketleri için esneklik sağlarken, yüzde 10 pozisyon sınırı ve katma değer esaslı limitler destekten yararlanma koşullarını yeniden tanımlıyor.
İhracatı artırmak kadar yüksek katma değerli üretimi teşvik etmek de önemlidir. Ancak teşviklerin başarılı olması için şirketlerin gerçek döviz ihtiyacı, kur riski ve uluslararası rekabet koşulları gözetilmelidir. Finansal teşvik, işletmenin faaliyetlerini güçlendirdiği ölçüde değer yaratır.
Çünkü güçlü bir ekonomi için dövizin Türk lirasına dönüşmesi kadar, o dövizi kazandıran şirketlerin güçlü kalması da önemlidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yılmaz Velioğlu
Döviz Dönüşüm Desteği’nde yeni dönem
Değişen yalnızca kurallar değil, yaklaşımın kendisi
Türkiye ekonomisinin son yıllardaki önemli gündemlerinden biri, döviz talebinin yönetilmesi, Türk lirasına olan güvenin güçlendirilmesi ve Merkez Bankası rezervlerinin desteklenmesi oldu. Döviz dönüşüm desteği de bu hedeflerin araçlarından biri olarak uygulamaya alındı.
Başlangıçta yüzde 2 olarak uygulanan destek oranı, Mayıs 2025’te geçici olarak yüzde 3’e yükseltildi. Ancak destekten yararlanan şirketlerin belirli bir süre döviz almamayı taahhüt etmeleri gerekiyordu. İthal hammadde kullanan, döviz kredisi ödeyen ve uluslararası ticaret yapan şirketler açısından bu koşul ciddi bir operasyonel kısıttı.
1 Ekim 2026’da başlayan yeni dönem, şirketlerin döviz satın alma davranışını doğrudan sınırlayan yaklaşım yerine, likit döviz varlıkları ve yarattıkları katma değer üzerinden bir değerlendirme getiriyor. Bu değişiklik, düzenlemenin yalnızca teknik değil, stratejik bir yönü olduğunu gösteriyor.
Eski ve yeni sistem: Temel farklar
Konu
Önceki uygulama
1 Ekim 2026 sonrası
Döviz almama
Bir ay döviz almama taahhüdü
Yeni işlemlerde kaldırıldı
Pozisyon kriteri
Taahhüt esaslı
Likit döviz pozisyon oranı en fazla %10
Satış limiti
Yeni katma değer sınırı yoktu
Katma değerle ilişkili
Destek oranı
%3
%3 uygulaması
Yıllık üst sınır
Yeni 100 milyon TL sınırı yoktu
100 milyon TL
2026 son çeyrek
Önceki koşullar
Limitlerde 1/4 katsayısı
Döviz almama taahhüdünün kaldırılması: Sanayici için esneklik
Alüminyum, kimya, otomotiv yan sanayi, makine ve tekstil gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketler ihracat gelirlerini dövizle elde ederken, girdilerinin önemli bir bölümünü de dövizle satın alabiliyor. Tahsilat, ithalat, kredi taksiti ve yatırım harcamalarının vadeleri ise her zaman örtüşmüyor.
Önceki sistemde destekten yararlanmak, bazı şirketler açısından kısa vadeli döviz ihtiyacını ertelemek anlamına gelebiliyordu. Yeni sistem bu katılığı azaltıyor. Bununla birlikte döviz satın alma serbestisinin artması, sınırsız döviz varlığı tutarak destekten yararlanılabileceği anlamına gelmiyor. Yeni eşik, şirketin likit döviz varlıklarının büyüklüğü.
Yüzde 10 döviz pozisyon oranı: Yeni kritik eşik
Yeni uygulamada likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile aktif toplamından yüksek olanına oranının yüzde 10’u aşmaması gerekiyor. Hesaplamada yalnızca banka mevduatları değil, uygulama talimatında tanımlanan diğer likit döviz varlıkları da önem taşıyor.
Döviz pozisyon oranı = Likit döviz varlıkları / max(Net satış hasılatı, Aktif toplamı) × 100
Örnek (milyon TL)
Şirket A
Şirket B
Şirket C
Net satış
2.000
3.000
1.500
Aktif toplamı
1.500
2.200
2.500
Likit döviz varlıkları
120
360
200
Pozisyon oranı
%6
%12
%8
%10 koşulu
Sağlıyor
Sağlamıyor
Sağlıyor
Bu örnekler varsayımsaldır. Şirket B güçlü ihracat performansına rağmen oran koşulunu sağlamıyor. Ancak yüksek döviz bakiyesi her zaman gereksiz birikim anlamına gelmez: Yaklaşan ithalat ödemeleri, yatırım harcamaları ve döviz kredisi taksitleri likiditeyi zorunlu kılabilir. Destek için gerekli döviz tamponunu azaltmak, şirketi daha büyük kur riskine maruz bırakabilir.
Katma değer kriteri: Ciro mu, üretim kapasitesi mi?
Yeni sistemin uzun vadeli etkisi, destek kapsamında satılabilecek döviz tutarının şirketin katma değeriyle ilişkilendirilmesidir. Hesaplamada yıllık faaliyet kârı ve çalışanlara ilişkin 12 aylık işgücü maliyetleri esas alınır; negatif faaliyet kârı sıfır kabul edilir.
Böylece yüksek cirolu ancak düşük katma değerli ticaret faaliyetleri ile daha düşük ihracat hacmine rağmen istihdam ve faaliyet kârlılığı yaratan sanayi işletmeleri arasında ayrışma oluşabilir. İhracatın büyüklüğü kadar yurt içinde yaratılan ekonomik değer de önem kazanmaktadır.
Bununla birlikte sermaye yoğun, yeni yatırım gerçekleştiren veya geçici olarak düşük kârlılıkla çalışan şirketlerin katkısı bu ölçütle tam olarak yansımayabilir. Bu nedenle sektörler arasında uygulamanın sonuçlarını izlemek önemlidir.
Destek limitleri ve 2026 son çeyreği
Yeni sistemde yıllık destek üst sınırı 100 milyon TL. 2026’nın son çeyreğinde firma satış limitine ve destek üst sınırına 0,25 katsayısı uygulanıyor; böylece çeyreklik azami destek 25 milyon TL oluyor. Destek oranının yüzde 3 olması, ihracat gelirinin tamamının otomatik olarak destek kapsamına gireceği anlamına gelmiyor.
Varsayımsal hesaplama
Tutar
Yıllık faaliyet kârı
120 milyon TL
12 aylık işgücü maliyeti
280 milyon TL
Hesaplanan katma değer
400 milyon TL
1/4 katsayılı çeyrek tutarı
100 milyon TL
%3 ile teorik destek
3 milyon TL
Örnek yalnızca hesaplama mantığını açıklamaktadır. Fiilî hak ediş, TCMB uygulama talimatındaki satış limiti, kur, belge ve diğer uygunluk hükümlerine tabidir.
Hangi şirket nasıl etkilenebilir?
Şirket profili
Olası sonuç
İthal girdisi yüksek ihracatçı
Döviz almama koşulunun kalkmasıyla esneklik
Yüksek katma değerli üretici
Katma değer esaslı limitte avantaj potansiyeli
Yüksek likit döviz varlığı tutan
%10 sınırı nedeniyle uygunluk riski
Düşük marjlı ticaret şirketi
Daha sınırlı destek kapasitesi
Yeni yatırım yapan sermaye yoğun şirket
Geçici düşük kârlılık nedeniyle karma etki
CFO’lar açısından: Teşvik yönetimi artık döviz yönetiminin parçası
Şirketin döviz pozisyon oranını etkileyen kararlar günlük nakit yönetiminden kredi takvimine, ithalat ödemelerinden grup içi finansmana kadar geniş bir alana yayılıyor. Finans yöneticileri destek kapasitesini bütçe ve nakit akışı projeksiyonlarına dahil etmeli; ancak bunu kur riski ve likidite güvenliğinden bağımsız değerlendirmemelidir.
SMMM veya YMM tarafından düzenlenen döviz pozisyonu bildirim formu, belgelendirme ve işlem zamanlaması bakımından önem taşır. Aracı bankanın alabileceği komisyon da net destek hesabında dikkate alınmalıdır. Geçmiş dönemde verilen taahhütler için geçiş hükümlerinin devam ettiği unutulmamalıdır.
Destek geliri, kur riskini ortadan kaldırmaz
Örneğin 1 milyon doların 45 TL varsayımsal kurla dönüştürülmesi 45 milyon TL karşılık ve yüzde 3 oranıyla 1,35 milyon TL destek oluşturabilir. Ancak şirketin aynı dövizi daha sonra yüzde 4 yüksek kurdan geri almak zorunda kalması halinde ilave kur maliyeti 1,8 milyon TL olur. Basitleştirilmiş net fark eksi 450 bin TL’dir. Faiz getirisi, komisyonlar ve diğer etkiler bu örneğe dahil değildir. Burada önemli olan, dönüşüm kararını destek tutarına bakarak değil, şirketin bütün döviz nakit akışına göre almaktır.
Makroekonomik hedef: Daha kalıcı rezerv katkısı
Yeni model, dönüşüm işlemini tek başına ödüllendirmek yerine net döviz satış eğilimi daha güçlü, likit döviz pozisyonu görece düşük ve katma değer üreten işletmelere yönelmeyi amaçlıyor. Bunun rezervlere daha kalıcı katkı sağlayıp sağlamadığı ise uygulama sonrasındaki verilerle görülebilecek. Destekten yararlanan firma sayısı, net döviz satışları ve sektörler arasındaki dağılım birlikte izlenmelidir.
Sonuç: Dövizi kazandıran şirket de güçlü kalmalı
1 Ekim 2026 değişiklikleri, döviz dönüşüm desteğinin önemli bir yapısal dönüşümüdür. Döviz almama taahhüdünün kaldırılması özellikle üretim şirketleri için esneklik sağlarken, yüzde 10 pozisyon sınırı ve katma değer esaslı limitler destekten yararlanma koşullarını yeniden tanımlıyor.
İhracatı artırmak kadar yüksek katma değerli üretimi teşvik etmek de önemlidir. Ancak teşviklerin başarılı olması için şirketlerin gerçek döviz ihtiyacı, kur riski ve uluslararası rekabet koşulları gözetilmelidir. Finansal teşvik, işletmenin faaliyetlerini güçlendirdiği ölçüde değer yaratır.
Çünkü güçlü bir ekonomi için dövizin Türk lirasına dönüşmesi kadar, o dövizi kazandıran şirketlerin güçlü kalması da önemlidir.