Peki bu iki tablo arasındaki mesafeyi kapatması gereken mekanizma gerçekten çalışıyor mu?
Vergi Avantajı Var — Ama Nakit Nerede?
Sanayi sicil belgeli ve fiilen üretim yapan firmalara kurumlar vergisinde indirim sağlandı.
Şimdi TBMM gündemindeki yeni düzenlemeyle imalatçı-ihracatçılar için kurumlar vergisinin %25’ten %9’a, salt ihracatçılar için ise %14’e düşürülmesi konuşuluyor.
Gerçekleşirse son yılların en büyük vergi hamlelerinden biri olacak.
Ama burada kritik bir sorun var:
Sanayicinin bugünkü problemi vergi oranı değil, nakit akışı.
Çünkü vergi avantajı bugün kasaya giren bir kaynak oluşturmuyor.
Geçici vergi döneminde veya yıl sonu beyannamesinde mahsup ediliyor.
Yani destek bugün açıklanıyor, etkisi aylar sonra hissediliyor.
Üstelik daha temel bir kırılma var:
Kâr yoksa vergi indiriminin de anlamı kalmıyor.
Bugün birçok üretici artık şu cümleyi kuruyor:
“Keşke ödenecek kadar vergim olsa…”
Asıl sorun yeni vergi değil, geçmişin birikmiş yükü
Bugün birçok işletmenin temel problemi yeni doğacak vergiler değil, geçmişten biriken vergi ve SGK borçları.
Ve asıl kritik soru şu:
Anaparayı kazanıp ödeyememiş bir işletme, gecikme zammı ve faizlerle büyüyen bu yükü nasıl taşıyacak?
Çünkü sistem artık sadece ana parayı tahsil etmiyor; borcun zaman maliyetini de işletmenin üzerine ekliyor.
Devletin alacağı büyürken, mükellefin ödeme kapasitesi küçülüyorsa, önemli bir sorun başlamıştır.
KOSGEB Desteği
Kağıt üzerinde güçlü, faiz desteği kıymetli ama piyasa faizi o kadar yüksek ki geçmiş ile mukayese edildiğinde maliyet etkisi halen güçlü.
KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı şubat ayında açılmıştı. Şimdi mayıs-haziran döneminde yeniden açılması bekleniyor.
Ancak mevcut faiz ortamında eski şartlarla devam etmesi sanayici açısından ciddi endişe yaratıyor.
Programın temel yapısı:
20 milyon TL kredi,
36 ay vade,
20 puan faiz desteği.
İlk bakışta güçlü görünüyor.
Ancak piyasa faizi %47 seviyesine çıktığında tablo değişiyor.
20 milyon TL’lik kredide toplam faiz yükü yaklaşık 17,6 milyon TL’ye ulaşıyor.
KOSGEB’in 20 puanlık desteği sonrası bile firmanın faiz yükü yaklaşık 9,4 milyon TL seviyesinde kalıyor.
Ve sanayici geçmişle bugünü kıyaslıyor.
Çünkü çok uzun olmayan bir süre önce firmalar %13 seviyelerinde ticari kredi kullanabiliyordu.
Hem de herhangi bir KOSGEB desteğine ihtiyaç duymadan.
Aynı 20 milyon TL’lik kredinin 36 ay vadede toplam faiz yükü o dönem yaklaşık 4,3 milyon TL idi.
Yani bugün destekli krediyle oluşan faiz yükü bile, geçmişteki desteksiz kredi maliyetinden yaklaşık 5 milyon TL daha pahalı hale gelmiş durumda.
Bu nedenle mesele artık sadece “destek var mı?” sorusu değil. Destek sonrası kalan maliyetin bile üretilebilir olup olmadığı tartışılıyor.
Bir başka kırılma noktası daha var:
Banka limitleri.
Destek çıkıyor.
Protokol tamam.
Evrak hazır.
Ama firma bankada limit bulamıyor.
Destek var.
Erişim yok.
Bankalar Enflasyonla Mücadelede Hangi Tarafta?
Resmî söylemde yüksek faiz, enflasyonla mücadelenin aracı.
Ancak tüketici tarafında aylık %7’leri aşan kredi faizleri, ekonominin genel finansman maliyet algısını yukarı taşıyor.
Üretici ise bu yüksek maliyet ortamında sadece ürün maliyetiyle değil, finansmana erişim baskısıyla da mücadele ediyor.
Bugün fabrikalarda konuşulan soru artık teorik değil:
“Enflasyonu düşürmeye çalışan faiz sistemi, üretim maliyetlerini yeniden büyütüyor olabilir mi?”
Kilit nerede açılacak?
Destek var.
Vergi indirimi var.
Kredi desteği var.
Kefalet mekanizması var.
Ama sanayicinin kasası hâlâ sıkışık.
Çünkü sistem destek açıklıyor, ama finansmana erişim aynı hızda açılmıyor.
Sanayici desteklere kilitlendi.
Anahtar ise hâlâ masaya bırakılmış değil
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sinem Toplan
Sanayici desteklere kilitlendi — Anahtar Nerede?
Vergi Avantajı Var — Ama Nakit Nerede?
Sanayi sicil belgeli ve fiilen üretim yapan firmalara kurumlar vergisinde indirim sağlandı.
Şimdi TBMM gündemindeki yeni düzenlemeyle imalatçı-ihracatçılar için kurumlar vergisinin %25’ten %9’a, salt ihracatçılar için ise %14’e düşürülmesi konuşuluyor.
Gerçekleşirse son yılların en büyük vergi hamlelerinden biri olacak.
Ama burada kritik bir sorun var:
Sanayicinin bugünkü problemi vergi oranı değil, nakit akışı.
Çünkü vergi avantajı bugün kasaya giren bir kaynak oluşturmuyor.
Geçici vergi döneminde veya yıl sonu beyannamesinde mahsup ediliyor.
Yani destek bugün açıklanıyor, etkisi aylar sonra hissediliyor.
Üstelik daha temel bir kırılma var:
Kâr yoksa vergi indiriminin de anlamı kalmıyor.
Bugün birçok üretici artık şu cümleyi kuruyor:
“Keşke ödenecek kadar vergim olsa…”
Asıl sorun yeni vergi değil, geçmişin birikmiş yükü
Bugün birçok işletmenin temel problemi yeni doğacak vergiler değil, geçmişten biriken vergi ve SGK borçları.
Ve asıl kritik soru şu:
Anaparayı kazanıp ödeyememiş bir işletme, gecikme zammı ve faizlerle büyüyen bu yükü nasıl taşıyacak?
Çünkü sistem artık sadece ana parayı tahsil etmiyor; borcun zaman maliyetini de işletmenin üzerine ekliyor.
Devletin alacağı büyürken, mükellefin ödeme kapasitesi küçülüyorsa, önemli bir sorun başlamıştır.
KOSGEB Desteği
Kağıt üzerinde güçlü, faiz desteği kıymetli ama piyasa faizi o kadar yüksek ki geçmiş ile mukayese edildiğinde maliyet etkisi halen güçlü.
KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı şubat ayında açılmıştı. Şimdi mayıs-haziran döneminde yeniden açılması bekleniyor.
Ancak mevcut faiz ortamında eski şartlarla devam etmesi sanayici açısından ciddi endişe yaratıyor.
Programın temel yapısı:
20 milyon TL kredi,
36 ay vade,
20 puan faiz desteği.
İlk bakışta güçlü görünüyor.
Ancak piyasa faizi %47 seviyesine çıktığında tablo değişiyor.
20 milyon TL’lik kredide toplam faiz yükü yaklaşık 17,6 milyon TL’ye ulaşıyor.
KOSGEB’in 20 puanlık desteği sonrası bile firmanın faiz yükü yaklaşık 9,4 milyon TL seviyesinde kalıyor.
Ve sanayici geçmişle bugünü kıyaslıyor.
Çünkü çok uzun olmayan bir süre önce firmalar %13 seviyelerinde ticari kredi kullanabiliyordu.
Hem de herhangi bir KOSGEB desteğine ihtiyaç duymadan.
Aynı 20 milyon TL’lik kredinin 36 ay vadede toplam faiz yükü o dönem yaklaşık 4,3 milyon TL idi.
Yani bugün destekli krediyle oluşan faiz yükü bile, geçmişteki desteksiz kredi maliyetinden yaklaşık 5 milyon TL daha pahalı hale gelmiş durumda.
Bu nedenle mesele artık sadece “destek var mı?” sorusu değil. Destek sonrası kalan maliyetin bile üretilebilir olup olmadığı tartışılıyor.
Bir başka kırılma noktası daha var:
Banka limitleri.
Destek çıkıyor.
Protokol tamam.
Evrak hazır.
Ama firma bankada limit bulamıyor.
Destek var.
Erişim yok.
Bankalar Enflasyonla Mücadelede Hangi Tarafta?
Resmî söylemde yüksek faiz, enflasyonla mücadelenin aracı.
Ancak tüketici tarafında aylık %7’leri aşan kredi faizleri, ekonominin genel finansman maliyet algısını yukarı taşıyor.
Üretici ise bu yüksek maliyet ortamında sadece ürün maliyetiyle değil, finansmana erişim baskısıyla da mücadele ediyor.
Bugün fabrikalarda konuşulan soru artık teorik değil:
“Enflasyonu düşürmeye çalışan faiz sistemi, üretim maliyetlerini yeniden büyütüyor olabilir mi?”
Kilit nerede açılacak?
Destek var.
Vergi indirimi var.
Kredi desteği var.
Kefalet mekanizması var.
Ama sanayicinin kasası hâlâ sıkışık.
Çünkü sistem destek açıklıyor, ama finansmana erişim aynı hızda açılmıyor.
Sanayici desteklere kilitlendi.
Anahtar ise hâlâ masaya bırakılmış değil