SON DAKİKA
Hava Durumu

Bi' ortak bulsak…

Yazının Giriş Tarihi: 22.07.2026 20:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 20:32

Son dönemde reel sektörde en sık konuşulan konu “Bir ortak bulsak…”

Kredi musluğu kısıldıkça, firmalar başka bir kapı çalmaya başladı: ortaklık.

Kredi vadelerindeki daralma, enflasyon ve faiz yükü firmaları yeni ortaklıklarla yollarına devam etmeye zorluyor.

Ortağı nereden bulacağız, kime ortaklık teklif edeceğiz?

Nakdi bol ama girişimci olmayan birini ikna etmek kolay mı?

Yüksek faizli bir kredi, şirketin geleceğine dair bir bahis gibidir: proje tutarsa borç kolay ödenir, tutmazsa aynı borç şirketi boğar. Ortaklıkta bu risk paylaşılır. Yatırımcı kâr da alır, zararı da görür. Şirket ise sabit bir taksitin altında ezilme korkusu taşımaz.

Bu yüzden bugün birçok girişimci “kredi bulsam” değil, “ortak bulsam” diyor.

Türkiye'de bankacılık sektörünün kredi hacmi 26,8 trilyon TL'yi, mevduat hacmi ise 30 trilyon TL'yi aştı. Yani krediden çok mevduat var — parası bol olan birileri var.

Kredi/mevduat oranı ise yüzde 89 seviyesinde. Bir zamanlar yüzde 120'lere ulaşan kredi genişlemesi artık yerini temkinli bankacılığa bırakmış durumda. Bu oran bankaların risk iştahının azaldığını ve kaynaklarını krediye dönüştürmek yerine temkinli likidite araçlarında tuttuklarını gösteriyor.

Para bankalarda. Ama bankalardaki para kimin?

Bugün 1 milyon TL'nin üzerinde mevduatı bulunan yaklaşık 2,9 milyon kişi, toplam mevduatın yüzde 83'ünü elinde tutuyor. Reel sektör ise “aynı kişilerin” kapısını çalıyor.

Bir tarafta nakit varlıklar var.

Diğer tarafta büyümek isteyen binlerce şirket…

Ama ikisini buluşturacak güçlü bir sistem yok.

Ve burada çarpıcı bir karşılaştırma var: bankalardaki toplam mevduat 30 trilyon TL'yi bulurken, yerli yatırımcıların Borsa İstanbul'daki pay senedi portföyü 6,4 trilyon TL civarında kalıyor — yani mevduatın beşte biri kadar. Türkiye'de tasarrufların ezici çoğunluğu hâlâ mevduatta duruyor, sermaye piyasalarına değil. Bu da şirketlerin öz kaynakla değil, hâlâ ağırlıklı olarak banka kredisiyle büyümeye çalıştığı bir sistem yaratıyor — halka arz, sermaye artırımı gibi ortaklık yolları henüz istenen ölçekte kullanılmıyor.

Türkiye'de kredi piyasasını yıllardır konuştuk.

Belki artık ortaklık piyasasını konuşmanın zamanı geldi.

Şirketlerin kredi notu var. Peki neden yatırım yapılabilirlik notu olmasın?

Neden yatırımcı ile şirketi buluşturan, finansal tabloları analiz eden, risk puanı veren dijital platformlar kurulmasın?

Aslında Türkiye'de bu tür platformlar yok değil. SPK lisanslı kitle fonlama platformları üzerinden girişimler yıllardır yatırımcı buluyor. Ama bu sistem büyük ölçüde erken aşama girişimlerle sınırlı kalıyor — oturmuş, büyümek isteyen reel sektör şirketleri için değil. Üstelik platformların yatırımcıya risk puanı verme, finansal tabloyu analiz edip yorumlama gibi bir yetkisi de yok; SPK bunu düzenlemeyle engellemiş durumda.

Belki de Türkiye'nin yeni ihtiyacı daha fazla kredi değil…

Daha fazla güven.

Gayrimenkulde Kilitli Sermaye

Türkiye'de kaç kişinin birden fazla konutu olduğuna dair resmî, kişi bazlı bir istatistik yok. Tapu kayıtları bunu içeriyor ama kamuya bu şekilde açıklanmıyor. Ama tablo biliniyor: milyonlarca konutluk bir stokun büyük kısmı tek ev sahibinde, geri kalanı ise yatırım amaçlı ikinci, üçüncü konutlarda toplanıyor.

Bu kişiler gayrimenkulünü satıp bir şirkete ortak olur mu?

Teoride evet. Pratikte hayır — çünkü gayrimenkul hâlâ en güvenilir liman. Kira geliri düzenli akıyor, şirket ortaklığı ise risk, şeffaflık ve sabır istiyor. Türkiye'de insanlar “taşınmaz”ı, “hisse”den daha güvenli buluyor.

Peki bu tabloyu kim değiştirecek?

Belki de yeni ortağımızı kendiliğinden bulmayı beklemek yerine, bulmaya zorlamak gerekiyor.

Örneğin: belirli sayının üzerinde konuta sahip yatırımcılar için, portföylerinin bir kısmını üretken sermayeye — yani şirketlere — yönlendirme teşviği getirilse ne olur? Bu hem reel sektöre taze kaynak açar hem de bugüne kadar hiç var olmayan bir şeyi yaratır: gayrimenkul yatırımcısı için bir çıkış yolu. Çünkü şu an o üçüncü, dördüncü evi elden çıkarmanın “nereye koyacağım” sorusundan başka bir cevabı yok. Şirket ortaklığı bu boşluğu doldurabilir.

Bu tabii ki tartışmalı bir öneri. Mülkiyet hakkına müdahale midir, yoksa atıl sermayeyi ekonomiye kazandıran bir teşvik midir — bu sorunun cevabı kimin bakış açısından sorulduğuna göre değişir. Ama tartışmanın kendisi bile Türkiye'nin önündeki büyük ikilemi gösteriyor: trilyonlarca liralık servet taşınmazda kilitliyken, üreten şirketler sermaye arıyor.

Ve belki de önümüzdeki dönemin en çok duyacağımız cümlesi şu olacak:

“Bize kredi değil, doğru ortak lazım.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.