Çünkü bankalar için belirleyici soru artık “firma geri öder mi?” değil,
“Bu krediyi verirsem büyüme rasyomu aşar mıyım?”
Sonuçta kredi var ama akmıyor.
Yüksek faizle birlikte kredinin de kapalı olması, şirketleri şu noktaya itiyor:
Borçlanarak büyümek yerine, küçülerek hayatta kalmak.
Piyasa neden yeterince beslenemiyor?
Kredi kanalı yeterince çalışmadığında:
Üretim yavaşlıyor, Tedarik zinciri zayıflıyor, Kapasite kullanımı düşüyor, Konkordato riski artıyor.
Bugün yaşadığımız tablo tam olarak bu.
Para var, sistem var, bankalar ayakta…
Ama piyasa yeterince beslenmiyor.
2026’ya nasıl giriyoruz?
Mevcut eğilim devam ederse 2026’ya:
Daha temkinli, Daha az yatırım yapan, Riskten kaçınan, Kapasitesini bilinçli olarak sınırlayan
bir reel sektörle gireceğiz.
Bu bir çöküş senaryosu değil.
Bu, sessiz bir yavaşlama.
Asıl soru
Şirketler küçülerek bir süre ayakta kalabilir.
Ama bir ekonomi, uzun süre küçülerek büyüyemez.
Bugün ekonomi konuşurken, yüksek sesli tartışmalardan çok, bu sessizliğe kulak vermek gerekiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sinem Toplan
2026’ya giderken şirketler neden sessizce küçülüyor?
Kaç firma, kaç esnaf, kaç ekonomik aktör var?
Ekonomiyi doğru okumak için önce fotoğrafı doğru çekmek gerekiyor.
Türkiye’de:
Yaklaşık 2,4 milyon ticaret siciline kayıtlı şirket bulunuyor. Buna ek olarak 2,2–2,3 milyon civarında esnaf ve sanatkâr var.
Yani Türkiye ekonomisi, şirketler ve esnaf birlikte değerlendirildiğinde 4,5 milyonun üzerinde aktif ticari aktör tarafından ayakta tutuluyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü ekonomik sıkışma önce esnafta başlıyor, ardından KOBİ’lere, en son da büyük firmalara yayılıyor.
İstihdam var ama nefes yok
2024 yıl sonu itibarıyla Türkiye’de toplam istihdam yaklaşık 32,5 milyon kişi seviyesindeydi.
2025’te bu rakam büyük ölçüde korunuyor gibi görünse de, tablo sanıldığı kadar güçlü değil.
Çünkü istihdam artışı ağırlıklı olarak:
Hizmet sektörü, Geçici ve düşük katma değerli işler üzerinden geliyor.
Sanayi ve imalat istihdamı ise zayıflıyor.
Şirketler personel çıkarmamaya çalışıyor, ancak yeni alım yapmıyor.
Yani bugünü kurtarıyorlar, yarını erteliyorlar.
Kapasite Kullanımı: Sessiz küçülmenin en net göstergesi
Bu temkinli duruşun en net yansıması, imalat sanayindeki kapasite kullanım oranlarında görülüyor.
Kapasite kullanım oranları, 2024’e kıyasla daha düşük bir bantta seyrediyor.
Bu da şunu gösteriyor:
Fabrikalar çalışıyor ama tam kapasiteyle değil, Sipariş var ama süreklilik zayıf, Üretim var ama yatırım iştahı yok.
Bu bir kriz refleksi değil; bilinçli bir frene basma hali.
Konkordato: Sayıdan Çok Ölçek Önemli
Konkordato tartışmalarında en sık yapılan hata, sadece dosya sayısına odaklanmak.
Evet, konkordato başvuruları artıyor.
Ama asıl kritik soru şu:
Bu konkordatolar hangi büyüklükte firmalara ait?
Bugün konkordato alan firmaların içinde:
Yüzlerce kişiyi istihdam eden, Ana sanayiye üretim yapan, Tedarik zincirinde kilit rol üstlenen
şirketler de var.
Bir küçük işletmenin konkordatosu ile,
Bir sanayi firmasının konkordatosu aynı ekonomik etkiyi yaratmaz.
Bu nedenle konkordato dalgası, sadece “kaç firma” sorusuyla değil; kaç kişiyi, kaç tedarikçiyi, kaç sektörü etkilediğiyle okunmalı.
Faiz Yüksek, kredi kapalı: Asıl kilit bankaların büyüme rasyosu
Bugün piyasada yaşanan sıkışıklığın nedeni yalnızca yüksek faiz değil.
Asıl sorun, bankaların kredi büyüme rasyolarıyla sınırlandırılması.
Bankalar kredi verebiliyor gibi görünse de pratikte:
Limitler kısıtlı, Vade kısa, Teminat talebi yüksek.
Çünkü bankalar için belirleyici soru artık “firma geri öder mi?” değil,
“Bu krediyi verirsem büyüme rasyomu aşar mıyım?”
Sonuçta kredi var ama akmıyor.
Yüksek faizle birlikte kredinin de kapalı olması, şirketleri şu noktaya itiyor:
Borçlanarak büyümek yerine, küçülerek hayatta kalmak.
Piyasa neden yeterince beslenemiyor?
Kredi kanalı yeterince çalışmadığında:
Üretim yavaşlıyor, Tedarik zinciri zayıflıyor, Kapasite kullanımı düşüyor, Konkordato riski artıyor.
Bugün yaşadığımız tablo tam olarak bu.
Para var, sistem var, bankalar ayakta…
Ama piyasa yeterince beslenmiyor.
2026’ya nasıl giriyoruz?
Mevcut eğilim devam ederse 2026’ya:
Daha temkinli, Daha az yatırım yapan, Riskten kaçınan, Kapasitesini bilinçli olarak sınırlayan
bir reel sektörle gireceğiz.
Bu bir çöküş senaryosu değil.
Bu, sessiz bir yavaşlama.
Asıl soru
Şirketler küçülerek bir süre ayakta kalabilir.
Ama bir ekonomi, uzun süre küçülerek büyüyemez.
Bugün ekonomi konuşurken, yüksek sesli tartışmalardan çok, bu sessizliğe kulak vermek gerekiyor.