SON DAKİKA
Hava Durumu

İran Savaşı’nın kazananı-kaybedeni ve ateşkes sonrası durum analizi

Yazının Giriş Tarihi: 17.04.2026 18:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.04.2026 18:31

Umman ve Cenevre görüşmeleri sürerken ve Viyana’da nihai teknik görüşmelerle nihai bir anlaşmaya varılacağı düşünülen bir dönemde 28 Şubat tarihinde İsrail saldırısıyla bir savaşın fitili ateşlendi. Uzun dönem içinde İran ve civarına yapılan yığınak, nihayet İsrail-ABD ittifakının kırk gün süren saldırılarına temel teşkil etti.

Ne var ki, on iki gün siren haziran savaşından gerekli dersleri çıkaran İran, bu defa farklı bir yörünge izleyerek karşısında gücü aciz bırakmayı ve mukavemetini tahkim etmeyi başardı. Öncelikle ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ve Arap ülkelerinin stratejik tesislerini vuran İran, hızlı bir biçimde Hürmüz Boğazını kapatmayı da başardı.

CIA ve Pentagon yerine Mossad’dan brifing almayı tercih eden ve dini rehberle birlikte rejimin önde gelenlerini etkisiz hale getirdikten sonra İran halkını rejime karşı kolayca ayaklandırabileceğini ve Tahran’ı kontrol altına alarak kendi devşirdiği birini birkaç gün içerisinde devletin başına oturtabileceğini düşünen Trump, şaşkınlık ve dehşet içine düştü.

Gelinen nokta, ABD-İsrail ittifakı için tam anlamıyla hezimet oldu. 28 Aralık 2025 itibarıyla Avrupa ambargolarından kaynaklı ekonomik darboğaz gerekçesiyle protesto eylemlerini başlatan İran halkı, “bayrak etrafında toplanma” refleksi göstererek devletine sahip çıktı. Dış müdahale olmasa yıkılması mukadder olan ve yaklaşık on bin vatandaşını sırf protestolara katıldığı gerekçesiyle katleden gaddar molla rejimi, ömrünü en az on sene daha uzattı.

Kara operasyonu için destek beklediği başta yedi NATO üyesi olmak üzere hiçbir ülke ABD-İsrail ittifakının yardım davetine icabet etmedi. Gene aynı amaçla örgütleyip silah verdiği Irak ve Suriye’deki PKK ve türevi terör örgütleri İran’daki PJAK ve PAK’la birlikte hareket etmeyi reddetti.

Öte yandan kendilerini korumaları için yüzlerce milyar dolar ödeyen Körfez ülkeleri, ABD’nin İran füzelerini durdurmaması karşısında farklı arayışlara yönelerek bölgesel ittifaklar kurma çabasına giriştiler. Özellikle Pakistan-Suudi Arabistan ittifakı yeni paktların oluşmasına yol açmaktaydı.

ABD tarafından bir kara operasyonunda kullanılmak istenen Azerbaycan ve Türkiye, tüm provokasyonlara ve topraklarına atılan füze ve dronlara rağmen İran’a saldırmadı. Katil başbakanları Netanyahu’nun soykırımcı ve yayılmacı siyasetine sonsuz destek veren İsrail toplumu, kendi başlarına düşen füzelerden dolayı bu defa Bay Güvenlik diye tanımladıkları aynı ismi topa tutmaya başladılar.

Kırk günü dolduran ve karşılıklı hava saldırılarıyla cereyan eden savaşın neticesinde İran, Hürmüz Boğazı’nın ne denli stratejik önem taşıdığını keşfetti. Savaş öncesinde uluslararası geçişlere açık transit bir boğaz olan Hürmüz’ü kendi tekeline alarak millîleştirmeye çalışan İran, rejimi değiştirmek ve İran’ı parçalamak amacıyla yola çıkan ABD’yi Hürmüz etrafında kilitlemeyi başardı. Nitekim istediği ülkelere geçiş imkânı verdiği ve istemediklerinin geçişine mani olduğu “akıllı kapatma” yöntemiyle körfez ülkelerinin petrol ve doğalgazının hem üretilmesine ve hem de taşınmasına ket vuran İran, küresel bir ekonomik krizin önünü açtı.

Sadece enerji ve hammaddenin değil, aynı zamanda gıda, gübre ve kimyasalların geçişinin de sekteye uğraması petrolün varil fiyatını yüz doların üzerine çıkarırken dünya tedarik zincirini bozacak kadar büyük bir olumsuz tesir yarattı. Neredeyse tüm ülkeler enflasyon, stagflasyon ve cari açık tehdidiyle karşı karşıya kalmaya başladılar. Bu durum ABD-İsrail ittifakını bir ateşkes anlaşmasına mecbur etti.

Bu bağlamda İslamabad’da İran ve ABD arasında yirmi bir saat süren tarihinde ilk defa doğrudan görüşmeler gerçekleştirildi. On beş günlük ateşkes sürecinde kalıcı bir barışı tesis etmek için bir araya gelen tarafların şartları arasında bir uçurum mevcuttu.

Bir yanda Hürmüz Boğazı’nı açmak, İran’ın dört yüz kırk kiloyu bulan zenginleştirilmiş uranyumunu üçüncü bir ülkeye taşımak, nükleer üretimini sıfırlamak, füze üretimini azaltarak menzilini kısaltmak ve en önemlisi rejimi değiştirerek ekonomisini ve dış politikasını uluslararası sisteme açmış bir yönetimi iş başına getirmek isteyen bir ABD-İsrail ittifakı mevcuttu.

Diğer yanda ise, kırk yedi yıldır maruz kaldığı ekonomik ve siyasi ambargolardan kurtulmak, dondurulmuş mal varlılarına kavuşmak, istediği gibi füze ve nükleer silah üretmek ve Haşdi Şabi, Hizbullah ve Ensarullah gibi vekil güç olarak tanımladığı terör örgütlerine sonsuz destek vermek isteyen bir İran mevcuttu.

Taraflar bu kabil birbiriyle çatışan taleplerle yola çıkmışken ABD’den beklenmeyen bir hamle geldi. Hürmüz boğazının kapatılmasından şikâyet eden ABD, bu defa Umman denizi üzerinden daha geniş bir abluka uygulayarak Hürmüz’ü tamamen gemi ve tanker geçişlerine kapatmayı tercih etti. Haddi zatında bu adım, ABD’nin en büyük rakibi olan Çin’i savaşa ve bölgeye dâhil etmek için atılmış bir adımdı. Bununla birlikte birbiriyle savaşmama konusunda anlaşmış oldukları anlaşılan taraflar, birkaç gün içinde yeniden İslamabad’da bir araya geleceklerini bu yazının kaleme alındığı on beş Nisan tarihinde deklare ettiler.

Mühimmatının yüzde yetmişini harcayan, çarpan etkisiyle birlikte savaşın başından beri yaklaşık iki yüz elli milyar dolar para kaybeden ABD, bu eksiklerini tamamlayamadığı gibi, kara ya da deniz operasyonu yapma istikametinde bir iradeyi sahaya yansıtamadı. İran ise ablukayı delmek adına şu ana kadar hiçbir saldırı gerçekleştirmedi.

Geldiğimiz noktada Hürmüz Boğazını açamayan, körfezdeki müttefiklerini koruyamayan ve garnizon ya da vassal olarak kullandığı İsrail’in peşine takılan ABD, gösterdiği acziyet ve basiretsiz tasarrufları nedeniyle sadece itibarını değil, aynı zamanda küresel hegemon kimlik olma iddiasını da kaybetti. Kasımda yapılacak ara seçimlerde Senato ve Temsilciler Meclisinde azınlık durumuna düşmesi muhtemel olan Trump’ın siyasi hayatı bir azil süreciyle her an sona erebilir. Zira Amerikan halkının sadece yüzde yirmi biri savaş destek vermekte ve başkanı onaylayanların oranı yüzde otuz beşle sınırlı kalmaktadır. Amerikan halkı niçin İran’a saldırıldığını bilmediği gibi günün sonunda ne elde edeceğinden de bihaberdir. Üstüne üstlük galonunu üç dolardan aldığı benzini niçin beş dolara almak durumunda kaldığının hesabını Trump yönetimine sormak konusunda sabırsızlıkla beklemektedir.

Son olarak İran, her ne kadar yüz milyarlarca dolara mal olacak bir yıkım ve iki bin civarında can kaybı yaşamış olsa da, kendinden beklenmeyen bir performans sergileyerek ortaya koyduğu direnci bir zafer olarak nitelendirmektedir. Ne de olsa İran halkın yaşadığı kayıplar, seçimle başa gelmeyen ve halkın iradesiyle asla gönderilemeyen molla rejiminin umurunda bile değildir. İsrail ise bu hengâmede Batı Şeria ve Güney Lübnan’ı ele geçirip Gazze’de izlediği soykırım siyasetini serbestçe yapabildiğinden ötürü durumundan oldukça memnun görünmektedir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.