Türkiye, ekonomi tarihinin en ciddi sermaye piyasası güven sınavlarından birini yaşıyor.
Adına kısaca “fon krizi” deniliyor. Oysa ortada yalnızca birkaç yatırım fonunun ödeme güçlüğüne düşmesinden çok daha büyük bir mesele var.
Yaklaşık 890 milyar liralık fon varlığı, 455 binin üzerinde yatırımcı, tasfiye sürecine giren 131 fon ve borsada trilyonlarla ifade edilen değer kayıpları…
Bu rakamları yan yana koyduğumuzda karşımıza yalnızca bir finans skandalı değil, Türkiye'nin tasarruflarını, sermaye piyasalarını ve yatırımcı güvenini ilgilendiren devasa bir ekonomik sorun çıkıyor.
Kriz, kimin kaç milyar aldığı ve iade edip etmeyeceğine indirgendi!
Asıl mesele ise şu: Türkiye ekonomisi bu krizden ne kadar zarar gördü, kim ne kaybetti ve bunun bedelini kim ödeyecek?
Fon krizi, Türkiye ekonomisinin yüzde 1,4'ü!
Önce rakamların devasa büyüklüğünü kavrayalım. TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı gayrisafi yurt içi hasılası 63,24 trilyon lira.
Krize konu fonların kamuoyuna yansıyan yaklaşık 890 milyar liralık büyüklüğünü bu rakama oranladığımızda Türkiye'nin bir yıllık ekonomik üretiminin yüzde 1,41'ine karşılık gelen bir tutardan söz ediyoruz.
Ancak önemli bir ayrım yapalım: Bu paranın tamamı kaybolmuş değil, çok şükür. Fonların gerçek zararı, tasfiye sonunda yatırımcılara geri ödenecek tutarlar netleştiğinde ortaya çıkacak (ümit ederim)
Yine de böylesine büyük bir tutarın tartışmalı işlemler ve likidite sorunları nedeniyle tasfiyeye konu olması, başlı başına ciddi bir ekonomik alarmdır.
Borsadaki erime, fon büyüklüğünün katbekat üstünde!
Asıl çarpıcı tablo Borsa İstanbul'da ortaya çıktı. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, ağustos sonunda 22,91 trilyon lira olan pay senedi portföy değeri, eylül sonunda 17,58 trilyon liraya geriledi.
Şimdi bu 5,33 trilyon lirayı Türkiye ekonomisinin büyüklüğüyle karşılaştıralım. 2025 yılı millî gelirinin yaklaşık yüzde 8,4'üne denk geliyor!
Bu, Türkiye'nin 2025 yılındaki ortalama ekonomik üretiminin bir ayı, yaklaşık 31 günlük tutarı demek.
Ve daha önemlisi, borsada yaşanan bu değer kaybı yalnızca fon yatırımcılarının değil, doğrudan hisse senedi taşıyan milyonlarca tasarruf sahibinin de servetini etkiliyor.
BIST 100 yüzde 14, halka arz hisseleri yüzde 60 geriledi!
Ekometre'de 15 Ekim'de yayımladığımız haberde, 14 Eylül–14 Ekim dönemindeki tabloyu ortaya koymuştuk.
Rakamların söylediği çok açık:
Büyük şirketlerin ağırlıkta olduğu BIST 30 yüzde 10,8 gerilerken, halka arz hisselerindeki düşüş yüzde 60'ı aştı. Bazı hisselerde değer kaybı yüzde 90'a yaklaştı.
Bunun anlamı ne?
Bir yatırımcı, Halka Arz Endeksi'ne paralel hareket eden bir portföyde bir ay önce 1 milyon liralık varlığa sahip olsaydı, dönem sonunda yaklaşık 399 bin lirası kalacaktı.
Yani 1 milyon liranın 601 bin lirası piyasa değeri olarak erimiş olacaktı.
Üstelik aynı dönemde emeklilik fonları da etkilendi. Hisse senedi emeklilik fonlarında ortalama kayıp yüzde 8,6'ya ulaştı.
Böylece mesele yalnızca günlük alım satım yapan borsa yatırımcısının değil, geleceği için birikim yapan vatandaşın da meselesine dönüştü.
Yaklaşık yarım milyon yatırımcı: Krizin insani bilançosu
Bunu 890 milyar liralık yaklaşık fon büyüklüğüne böldüğümüzde yatırımcı başına 1 milyon 953 bin liralık fon varlığı düşüyor.
Bu elbette herkesin bu kadar parası olduğu anlamına gelmiyor. Büyük yatırımcıların varlıkları ortalamayı yükseltiyor.
Ancak kriz kapsamındaki parasal yoğunluğu anlamak açısından önemli.
Bence Türkiye'nin artık tartışması gereken en önemli konulardan biri de budur:
Asıl soru: Bu kriz önlenebilir miydi?
Madem risk aylar öncesinden biliniyordu, yüz binlerce yatırımcının parasının böylesine büyük bir krizle karşılaşması neden engellenemedi?
Bu sorunun cevabı yalnızca SPK'nın değil, sermaye piyasalarının bütün gözetim ve denetim mekanizmasının sorumluluk alanında aranmalı.
Çünkü yatırımcının güvenini yeniden kazanmanın yolu, yalnızca sorumluları cezalandırmaktan değil, sistemin neden zamanında çalışmadığını ortaya koymaktan geçiyor.
Kaybolan yalnızca para değil, güven!
Türkiye ekonomisinin önünde enflasyon, yüksek finansman maliyetleri, yatırım ihtiyacı ve dış kaynak arayışı gibi önemli sorunlar var.
Şimdi bunların yanına bir de sermaye piyasalarındaki güven erozyonu eklendi.
890 milyar liralık fon büyüklüğü, borsada 5,33 trilyon liralık aylık portföy değeri azalması ve 455 bini aşkın etkilenen yatırımcı…
Bu üç rakamın ifade ettiği ekonomik ve toplumsal ağırlığı küçümseyemeyiz.
Ve son sözüm şu:
Borsada kaybedilen paranın bir bölümü zamanla geri kazanılabilir. Ancak kaybedilen güven geri kazanılamazsa, Türkiye'nin gelecekteki yatırımlarının ve büyümesinin bedeli çok daha ağır olabilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kenan Sertalp
Türkiye'nin serveti nasıl buharlaştı?
Bu rakamları yan yana koyduğumuzda karşımıza yalnızca bir finans skandalı değil, Türkiye'nin tasarruflarını, sermaye piyasalarını ve yatırımcı güvenini ilgilendiren devasa bir ekonomik sorun çıkıyor.
Kriz, kimin kaç milyar aldığı ve iade edip etmeyeceğine indirgendi!
Asıl mesele ise şu: Türkiye ekonomisi bu krizden ne kadar zarar gördü, kim ne kaybetti ve bunun bedelini kim ödeyecek?
Önce rakamların devasa büyüklüğünü kavrayalım. TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı gayrisafi yurt içi hasılası 63,24 trilyon lira.
Krize konu fonların kamuoyuna yansıyan yaklaşık 890 milyar liralık büyüklüğünü bu rakama oranladığımızda Türkiye'nin bir yıllık ekonomik üretiminin yüzde 1,41'ine karşılık gelen bir tutardan söz ediyoruz.
Ancak önemli bir ayrım yapalım: Bu paranın tamamı kaybolmuş değil, çok şükür. Fonların gerçek zararı, tasfiye sonunda yatırımcılara geri ödenecek tutarlar netleştiğinde ortaya çıkacak (ümit ederim)
Yine de böylesine büyük bir tutarın tartışmalı işlemler ve likidite sorunları nedeniyle tasfiyeye konu olması, başlı başına ciddi bir ekonomik alarmdır.
Borsadaki erime, fon büyüklüğünün katbekat üstünde!
Asıl çarpıcı tablo Borsa İstanbul'da ortaya çıktı. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, ağustos sonunda 22,91 trilyon lira olan pay senedi portföy değeri, eylül sonunda 17,58 trilyon liraya geriledi.
Portföy değerindeki azalma 5,33 trilyon TL, oransal gerileme %23,3
Şimdi bu 5,33 trilyon lirayı Türkiye ekonomisinin büyüklüğüyle karşılaştıralım. 2025 yılı millî gelirinin yaklaşık yüzde 8,4'üne denk geliyor!
Bu, Türkiye'nin 2025 yılındaki ortalama ekonomik üretiminin bir ayı, yaklaşık 31 günlük tutarı demek.
Ve daha önemlisi, borsada yaşanan bu değer kaybı yalnızca fon yatırımcılarının değil, doğrudan hisse senedi taşıyan milyonlarca tasarruf sahibinin de servetini etkiliyor.
BIST 100 yüzde 14, halka arz hisseleri yüzde 60 geriledi!
Ekometre'de 15 Ekim'de yayımladığımız haberde, 14 Eylül–14 Ekim dönemindeki tabloyu ortaya koymuştuk.
Rakamların söylediği çok açık:
Büyük şirketlerin ağırlıkta olduğu BIST 30 yüzde 10,8 gerilerken, halka arz hisselerindeki düşüş yüzde 60'ı aştı. Bazı hisselerde değer kaybı yüzde 90'a yaklaştı.
Bunun anlamı ne?
Bir yatırımcı, Halka Arz Endeksi'ne paralel hareket eden bir portföyde bir ay önce 1 milyon liralık varlığa sahip olsaydı, dönem sonunda yaklaşık 399 bin lirası kalacaktı.
Yani 1 milyon liranın 601 bin lirası piyasa değeri olarak erimiş olacaktı.
Üstelik aynı dönemde emeklilik fonları da etkilendi. Hisse senedi emeklilik fonlarında ortalama kayıp yüzde 8,6'ya ulaştı.
Böylece mesele yalnızca günlük alım satım yapan borsa yatırımcısının değil, geleceği için birikim yapan vatandaşın da meselesine dönüştü.
Yaklaşık yarım milyon yatırımcı: Krizin insani bilançosu
Tasfiye kapsamındaki fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bunu 890 milyar liralık yaklaşık fon büyüklüğüne böldüğümüzde yatırımcı başına 1 milyon 953 bin liralık fon varlığı düşüyor.
Bu elbette herkesin bu kadar parası olduğu anlamına gelmiyor. Büyük yatırımcıların varlıkları ortalamayı yükseltiyor.
Ancak kriz kapsamındaki parasal yoğunluğu anlamak açısından önemli.
Bence Türkiye'nin artık tartışması gereken en önemli konulardan biri de budur:
Asıl soru: Bu kriz önlenebilir miydi?
Madem risk aylar öncesinden biliniyordu, yüz binlerce yatırımcının parasının böylesine büyük bir krizle karşılaşması neden engellenemedi?
Bu sorunun cevabı yalnızca SPK'nın değil, sermaye piyasalarının bütün gözetim ve denetim mekanizmasının sorumluluk alanında aranmalı.
Çünkü yatırımcının güvenini yeniden kazanmanın yolu, yalnızca sorumluları cezalandırmaktan değil, sistemin neden zamanında çalışmadığını ortaya koymaktan geçiyor.
Kaybolan yalnızca para değil, güven!
Türkiye ekonomisinin önünde enflasyon, yüksek finansman maliyetleri, yatırım ihtiyacı ve dış kaynak arayışı gibi önemli sorunlar var.
Şimdi bunların yanına bir de sermaye piyasalarındaki güven erozyonu eklendi.
890 milyar liralık fon büyüklüğü, borsada 5,33 trilyon liralık aylık portföy değeri azalması ve 455 bini aşkın etkilenen yatırımcı…
Bu üç rakamın ifade ettiği ekonomik ve toplumsal ağırlığı küçümseyemeyiz.
Ve son sözüm şu:
Borsada kaybedilen paranın bir bölümü zamanla geri kazanılabilir. Ancak kaybedilen güven geri kazanılamazsa, Türkiye'nin gelecekteki yatırımlarının ve büyümesinin bedeli çok daha ağır olabilir.