SON DAKİKA
Hava Durumu

Toplum Sözleşmesi ve Tuzakçı Devlet

Yazının Giriş Tarihi: 28.09.2026 13:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.09.2026 13:19

Bilmiyorum “Toplum Sözleşmesi” size ne ifade ediyor. Bana göre bu kavram, kanunlarla tanımlanmış bir devlet ve o devletin sınırları içinde yaşayan bireylerin hayatlarını çevreleyen yazılı ve yazılı olmayan kurallar bütününü anlatıyor.

Yapay Zeka’ya sorduğumda ise şu tanımı veriyor:

“Bireylerin bir arada barış içinde yaşamak, haklarını korumak ve bir düzen kurmak için kendi iradeleriyle kuralları kabul edip bir otoriteye yetki vermesini savunan felsefi ve siyasi bir kavramdır.” Diye özetliyor. Bir diğer adıyla “Sosyal Kontrat”. Bu konuyu felsefe tarihinde sistematik biçimde ele alan iki önemli isim var, Thomas Hobbes ve Jean Jacques Rousseau. Benim anladığım ve bugüne kadar gözlemlediğim kadarıyla, bizim toplumun bu kavramlarla olan ilişkisi, Dünya ile Mars arasındaki mesafe kadar uzak görünüyor.

Neden mi?

“Türk Devlet Makinası”, belli kurallar manzumesi (hukuk) ile tanımlanmış bir işleyişle çalışması lazım iken, kendini de bağlayan hukuktan kendini bağımsız görüyor. Yani kendini var eden kuralları tanımıyor. Herkese karşı eşit olması gereken devlet makinasının bir organı, mesela Maliye Bakanlığı, düzgün ve zamanında vergisini ödeyenleri mağdur edecek şekilde, vergisini ödemeyen kişi ve kurumlar için aflar çıkartıyor, eşit davranma sorumluluğunu yerine getirmiyor. Üstüne üstlük bu sorumsuzluğu için dava edilemiyor, suçlanamıyor. Zamanında ödeyenlere bir indirim tanımladılar çok cüzi, ama bir ay bile bir gecikme yaparsan hadi herkesin yanına geç diyorlar. Burada adalet duygusunu zedeleyen şey, cezanın ya da ödülün varlığı değil; oransallığın kaybolmuş olması.

Yıllar önce şirketimizin kullanımı için bir ofis katı satin aldık. Müteahhitin verdiği belgelerden anladığımız kadarı ile dubleks iki daire alıyorduk. Yapı kullanma izni vardı, tapuda sorunsuz işlem yapıldı. Aradan yıllar geçtikten sonra belediye, bu bağımsız bölümlerin projeye uygun olmadığını, dairelerin iki kat değil yaklaşık bir buçuk kat olarak düzenlendiğini ve eski hâline getirilmesi gerektiğini bildirdi.

Burada dikkat çekici olan şu:

İskânı veren kurum belediyeydi. Denetlemesi gereken kurum da belediyeydi. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan sorunun sorumlusu olarak biz gösterildik.

Cezalarla tehdit edildik, çeşitli ödemeler yaptık ve mağduriyet yaşadık.

Daha sonra devlet, geçmişte yeterince denetlenememiş yapılaşmaları kayıt altına almak için “İmar Barışı” uygulamasını çıkardı. Fakat bunun karşılığında yine vatandaşlardan bedel talep etti.

Devletin zamanında yerine getirmediği görev nedeniyle ortaya çıkan bir sorunda, devlet hesap vermedi; aksine bedel ödeyen taraf yine vatandaş oldu.

Üstelik bu düzenleme yalnızca bizim gibi sonradan sorunla karşılaşanları değil, bilinçli olarak kaçak yapı yapanları, ruhsata aykırı kat çıkanları ve çeşitli imar ihlallerinde bulunanları da kapsıyordu.

Sonuç olarak, kurallara uymaya çalışanlarla kuralları bilerek ihlal edenler aynı noktada buluşturuldu.

Alışılmış Çaresizlik

Belki de daha çarpıcı olan şey, toplum olarak buna alışmış olmamızdır. Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna yansıyan bazı dernek yolsuzluğu iddialarında, herkes doğrudan zanlıları konuştu ve suçladı. Oysa akla şu soru da gelmeliydi:

“Bu kurumları yıllarca denetlemekle yükümlü kamu görevlileri neredeydi?”

Eğer ortada sistematik bir usulsüzlük varsa, yalnızca suçu işleyenlerin değil, görevini yapmayanların da hesap vermesi gerekmez mi? Ne yazık ki bu soruyu yeterince sormuyoruz.

Ben bu vesile ile tarihe bu notu düşmek istiyorum.

Sevgili Devlet,

Eğer sana kanunlarla verilmiş görevleri zamanında ve gereği gibi yerine getiremeyeceksen, bunu açıkça söyle. Biz de hukuk düzeninin her durumda işlemeyeceğini bilelim ve tedbirimizi ona göre alalım. Ama eğer “kuralları ben koyacağım, denetimi ben yapacağım ve düzeni ben sağlayacağım” diyorsan, o zaman kendi eksik ve hatalı uygulamalarının da hesabını vermelisin.Vatandaş, yaptığı hata nedeniyle cezalandırılabiliyorsa; görevini yapmayan kamu görevlisi de aynı ciddiyetle sorumluluk taşımalıdır.

Aksi hâlde ortada eşit tarafların imzaladığı bir toplum sözleşmesi değil, kuralları yalnızca vatandaş için bağlayıcı olan tek taraflı bir düzen vardır. Böyle bir düzende, vatandaşın adalet duygusunun zedelenmesi kaçınılmazdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.