Toplumsal çürümede yeni bir seviye yaşıyoruz, ama görünenden daha büyük görünmeyen bir çürüme var. Birçok haberler düşüyor önümüze, taciz, istismar vb. gibi olaylara maruz kalan kişiler, mahkeme süreçlerinden sonra, suçlunun aldığı cezayı az buluyor ve kendisi de bir suç işleyerek, suçlunun hayatına son veriyor veya vermeyi deniyor.
Hukuk devletinde yaşanmaması gereken bir durum ama birçok sebebi var. En büyüğü, İşlenen cürümle verilen ceza oranlarının örtüşmemesi. Bu tür olaylar sadece ülkemizde yaşanmıyor, başka ülkelerde de var. Fakat ülkemizde, suçun cezası ile cürüm ağırlığının örtüşmediği, aradaki dengesizliğin çok yüksek olduğunu düşündüren daha fazla örnek oluyor. Durumu ifade eden en iyi tanım “kamu vicdanı rahatsızlığı” denilebilir.
En çok karşılaşılan durumlardan birisi de, bir suçtan yakalanan suçlunun, ortada aksi şüphe olmadığı halde adli makamlarca işlem yapılmadan kişilerin serbest bırakılması. Kamu vicdanı rahatsızlığı özellikle sosyal medya aracılığı ile dile gelince, suçlu tekrar yakalanıp bu kez üst limitlerden değerlendirme yapılarak özgürlüğün sınırlandırılması başlatılıyor. Ama bu durum da adalete olan güveni sarsıyor. Adalet, sosyal medyadan bağımsız, kamu vicdanına uyumlanmış bir şekilde çalışmıyor. Suç ve adaletsiz cezalandırma sonrası kendi adaletini sağlayan kişiler, yüzlerce filme ve kitaba da konu olmuştur. Ama kitaplara, filmlere konu olmayan ve toplumu tehdit eden, daha yaygın bazı gizli adaletsizlikler de iş dünyasında yaşanıyor.
Küçük bir otel işletmesi olan bir arkadaşımdan dinledim, elektrik dağıtım şirketi otele verdiği elektrik kalitesinde o kadar büyük sapmalar yaşatmış ki, ilk önce birkaç kliması, buzdolabı bozulmuş. Ardından bunları daha çok yaşamamak için araya kesintisiz güç kaynağı koymuş. Planlı plansız birçok kesinti yaşandığı için de jeneratör yatırımı yapmış ekstra. Bu süreçte CİMER dahil olmak üzere birçok yere şikayetlerde bulunmuş, düzelme olmamış. Dağıtım şirketi, yatırım planına aldığını söylemekle yetiniyormuş. Plansız şehirleşmenin sonucunu yaşayan arkadaşım, aslında işletmesinin olduğu bölgede yeterli ek trafo yatırımı yapılmadığı için bunları yaşıyor. Voltajı çok dalgalanan ve tüm elektrikli aletlerine zarar verebilen bu kalitesiz enerji yüzünden kendi tedbirini almak durumunda kalmış. Yaptığı ek yatırımlar, kesinti zamanları fuel-oil kullanarak ürettiği pahalı elektrik, müşterilerin yaşadığı konfor kaybından dolayı yaşadığı ticari kayıpları da eklediğinde 1 milyon TL’nin üzerine çıkmış.
Bu maliyet, elektrik dağıtım şirketinin verdiği hizmeti, söz verdiği şekilde yapmamasından dolayı oluşmuş. İşletme bu farkı fiyatlarına yansıtsa bile, yatırımının geri dönüşü uzamakta ve gereksiz ek yatırımlar yaparak ticari riski artmakta. İşletme sahibi bunu sadece elektrikte değil, çalıştığı bir çok tedarikçiyle de yaşıyor. Diyor ki;
Ben nasıl bu kaybımı telafi edeceğim? Bu parayı dağıtım şirketi bana ödemez. Hiç planda olmayan bu yatırımların maliyetini elektrik şirketinden, ancak kaçak elektrik kullanarak tahsil edebilirim!
Gayet dürüst bir niyetle işletme açıp girişimciliğe atılmış bir girişimci, kendi adaletini sağlamayı düşünüyor. Milli gelire katkısı yadsınamaz bir iş yapıyor, ama yaşadığı adaletsizlikler yüzünden o da hukuksuz yollara başvurmayı, meşru olur mu diye sorguluyor artık. Umarım bu yola sapmaz, elektrik dağıtım şirketi de kaliteli enerji için gerekli yatırımları yapar.
Bunun yanında, Güneydoğuda başka bir durum yaşanıyor. Orada kültürel olarak bir kaçak elektrik kullanımı söz konusu. Burada bir çok sosyolojik tespit yapılabilir elbette, ama dinlediğimde beni en çok şaşırtan durum tespitlerinden birisi:
“Komşum kaçak elektrik kullanırken, ben niye para vererek kullanayım ki?”
Diyen tüketiciler olmuştu. Yani adalet sağlanmadığı için, kendisini enayi hissetmemek adına hukuksuz yollara sapmayı düşünüyor insanımız.
Göründüğü gibi, adalet ve eşitlik, sadece mahkemede aranmıyor. Hayatımızın her alanında arıyoruz. Umarım bu seviyelerden daha kötü günlere ulaşmayız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Alim Küçükpehlivan
Kendi adaletini sağlamak
Hukuk devletinde yaşanmaması gereken bir durum ama birçok sebebi var. En büyüğü, İşlenen cürümle verilen ceza oranlarının örtüşmemesi. Bu tür olaylar sadece ülkemizde yaşanmıyor, başka ülkelerde de var. Fakat ülkemizde, suçun cezası ile cürüm ağırlığının örtüşmediği, aradaki dengesizliğin çok yüksek olduğunu düşündüren daha fazla örnek oluyor. Durumu ifade eden en iyi tanım “kamu vicdanı rahatsızlığı” denilebilir.
En çok karşılaşılan durumlardan birisi de, bir suçtan yakalanan suçlunun, ortada aksi şüphe olmadığı halde adli makamlarca işlem yapılmadan kişilerin serbest bırakılması. Kamu vicdanı rahatsızlığı özellikle sosyal medya aracılığı ile dile gelince, suçlu tekrar yakalanıp bu kez üst limitlerden değerlendirme yapılarak özgürlüğün sınırlandırılması başlatılıyor. Ama bu durum da adalete olan güveni sarsıyor. Adalet, sosyal medyadan bağımsız, kamu vicdanına uyumlanmış bir şekilde çalışmıyor. Suç ve adaletsiz cezalandırma sonrası kendi adaletini sağlayan kişiler, yüzlerce filme ve kitaba da konu olmuştur. Ama kitaplara, filmlere konu olmayan ve toplumu tehdit eden, daha yaygın bazı gizli adaletsizlikler de iş dünyasında yaşanıyor.
Küçük bir otel işletmesi olan bir arkadaşımdan dinledim, elektrik dağıtım şirketi otele verdiği elektrik kalitesinde o kadar büyük sapmalar yaşatmış ki, ilk önce birkaç kliması, buzdolabı bozulmuş. Ardından bunları daha çok yaşamamak için araya kesintisiz güç kaynağı koymuş. Planlı plansız birçok kesinti yaşandığı için de jeneratör yatırımı yapmış ekstra. Bu süreçte CİMER dahil olmak üzere birçok yere şikayetlerde bulunmuş, düzelme olmamış. Dağıtım şirketi, yatırım planına aldığını söylemekle yetiniyormuş. Plansız şehirleşmenin sonucunu yaşayan arkadaşım, aslında işletmesinin olduğu bölgede yeterli ek trafo yatırımı yapılmadığı için bunları yaşıyor. Voltajı çok dalgalanan ve tüm elektrikli aletlerine zarar verebilen bu kalitesiz enerji yüzünden kendi tedbirini almak durumunda kalmış. Yaptığı ek yatırımlar, kesinti zamanları fuel-oil kullanarak ürettiği pahalı elektrik, müşterilerin yaşadığı konfor kaybından dolayı yaşadığı ticari kayıpları da eklediğinde 1 milyon TL’nin üzerine çıkmış.
Bu maliyet, elektrik dağıtım şirketinin verdiği hizmeti, söz verdiği şekilde yapmamasından dolayı oluşmuş. İşletme bu farkı fiyatlarına yansıtsa bile, yatırımının geri dönüşü uzamakta ve gereksiz ek yatırımlar yaparak ticari riski artmakta. İşletme sahibi bunu sadece elektrikte değil, çalıştığı bir çok tedarikçiyle de yaşıyor. Diyor ki;
Ben nasıl bu kaybımı telafi edeceğim? Bu parayı dağıtım şirketi bana ödemez. Hiç planda olmayan bu yatırımların maliyetini elektrik şirketinden, ancak kaçak elektrik kullanarak tahsil edebilirim!
Gayet dürüst bir niyetle işletme açıp girişimciliğe atılmış bir girişimci, kendi adaletini sağlamayı düşünüyor. Milli gelire katkısı yadsınamaz bir iş yapıyor, ama yaşadığı adaletsizlikler yüzünden o da hukuksuz yollara başvurmayı, meşru olur mu diye sorguluyor artık. Umarım bu yola sapmaz, elektrik dağıtım şirketi de kaliteli enerji için gerekli yatırımları yapar.
Bunun yanında, Güneydoğuda başka bir durum yaşanıyor. Orada kültürel olarak bir kaçak elektrik kullanımı söz konusu. Burada bir çok sosyolojik tespit yapılabilir elbette, ama dinlediğimde beni en çok şaşırtan durum tespitlerinden birisi:
“Komşum kaçak elektrik kullanırken, ben niye para vererek kullanayım ki?”
Diyen tüketiciler olmuştu. Yani adalet sağlanmadığı için, kendisini enayi hissetmemek adına hukuksuz yollara sapmayı düşünüyor insanımız.
Göründüğü gibi, adalet ve eşitlik, sadece mahkemede aranmıyor. Hayatımızın her alanında arıyoruz. Umarım bu seviyelerden daha kötü günlere ulaşmayız.