8 Mayıs 1979, Manchester İngiltere’de gündüz, öğle vakti itfaiyeye bir ihbar gelir. O tarihte Avrupa’daki en büyük Woolworths mağazası yanmaktadır. Yangın söndürüldüğünde, “1 çalışan, 9 müşteri’nin öldüğü” duyurulur. Yangın, elektrik kablolarından çıkmış, kısa sürede büyümüştür. Elbette bu kadar insan kaybı olunca, derin bir soruşturma yapılır. İnsanoğlu her felâketten bir ders çıkarmalıdır, bu yangında iki önemli bulguya ulaşılır. İlki, işyerleri için yangına dayanıklı mobilya ve halı kullanım zorunluluğu olur. Bina çok kolay boşaltılabilecek ve bu kadar kayıp yaşanmayacak iken, mobilyalarda kullanılan, o tarihlerde yaptırımı bulunmayan, “poliüretan” adlı kimyasal malzemelerden üretilen mobilya ve halılar yüzünden içerdeki eşyalar çok hızlı yanmış, çok toksik ve yoğun duman çıkarmıştır. Yoğun duman yüzünden boğulmalar yaşanmış ve “Çıkış” lambalarının görünürlüğü de çok azalmıştır.
Hesabı ödemeden çıkmayalım
Asıl ilginç olan ise, boğularak ölen müşterilerin çoğunluğunun ikinci katta, restoran bölümünde, acil çıkış kapısından birkaç metre ötede ölmüş olmalarıdır. Olay sonrası yapılan incelemeler ve yangından kurtulanlardan edinilen bilgiler, müşterilerin yedikleri yemeklerin parasını ödemek için, başında bir yetkili bile olmayan kasanın önünde sıra beklerken öldüklerini doğrulamaktadır. İnsanlar hesabı ödememe fırsatından yararlanıyor görünmemek için, diğer insanları da bu bağlamın içinde tutmuş ve sıra beklerken dumandan zehirlenip ölmüşlerdir. Alarm sesini duymalarına, yayılan dumanı görmelerine ve hatta bazı çalışanların uyarılarına rağmen ölenlerin ödeme yapmadan çıkmak istemedikleri belirtilmiş. Bu dışsal uyarıları dikkate almamalarının sürü psikolojisi kaynaklı olduğunu düşünmek mümkündür. “Eğer içlerinden bir tanesi cesur olsa, sonra öderiz, sırası mı şimdi, vb. gibi birkaç mantıklı sebepten birini ileri sürüp sıradan çıksa diğerleri de kurtulurdu” yorumu kolaylıkla yapılabilir. Elbette bunu bilimsel metotlar ile test etme imkânı yok, ama davranış bilimi uzmanları bu yorumu yapmışlar olay sonrasında.
Bu olay, küçük bir topluluk içinde bağlamın yaptırım gücünü göstermekte. Bağlamın gücü, küçük bir grubu da büyük bir ülkeyi de kapsayabilir, Woolworths yangınından 10 yıl sonra 1989 yazıydı, Denizli Pamukkale’de travertenlerin olduğu bölge yaya ve araç trafiğine açık olduğu zamanlardı. Yaz tatilinde çalıştığım döner büfesinden şehre dönerken, minibüste ayaktayım, araç turist dolu ve turistlerden bir tanesi elinde yiyip bitirdiği bir bisküvinin paketi ile kıvranmakta, çöpü atacağı bir yer arıyor. Ayakta olduğum için gördüm ve ona yardım etmek için elindeki çöpü istedim, sevinerek verdi. Ben de camı açıp yallah dışarı fırlattım çöpü. Zavallı turist, gözleri yerinden çıkarcasına bana baktı, ben de şaşırdım, adamın çöpü atmasına yardım etmiştim zira. Garibim, yerli biri olarak minibüsteki çöp kutusunu gördüğümü, yerini bildiğimi ya da en kötü ihtimal ile inince ilk çöp kutusuna atma nezaketi için çöpü istediğimi sanmıştı. Ben ise, tüm ülkemiz gibi, o yıllarda hayatımızda olmayan ama şimdi dağlarda koşarken bile çöpünü ceplerinde taşıyan Alim’den çok uzak bir bağlamda yaşamaktaydım.
Bazı bağlamları ise akıl ve bilgi bile değiştiremiyor maalesef, bakın sigara tüketiminin, asitli içeceklerin ne kadar zararlı olduğunu bilmeyen yok, ama aldırmayıp sigara içen, asitli içecekler olmadan yemek yiyemeyen milyonlar var. Bunlar yüzünden dünyaya ve sevdiklerine de erkenden veda etmeye devam ediyorlar. Bu tür bağlam hapishanelerini ancak toplumun saygın liderleri boşaltabilir, fakat onların da sanırım gücü ve enerjisi kalmadığından kimse bu hapishanelere aldırmıyor.
Bağlam, dumandan göz gözü görmezken hesap ödemeyi bekleterek öldürür, herkes içiyor nasılsa diyerek, sigara ve veya zararlı içecekleri içirerek öldürür.
Bağlam öldürür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Alim Küçükpehlivan
Bağlam öldürür mü?
Hesabı ödemeden çıkmayalım
Asıl ilginç olan ise, boğularak ölen müşterilerin çoğunluğunun ikinci katta, restoran bölümünde, acil çıkış kapısından birkaç metre ötede ölmüş olmalarıdır. Olay sonrası yapılan incelemeler ve yangından kurtulanlardan edinilen bilgiler, müşterilerin yedikleri yemeklerin parasını ödemek için, başında bir yetkili bile olmayan kasanın önünde sıra beklerken öldüklerini doğrulamaktadır. İnsanlar hesabı ödememe fırsatından yararlanıyor görünmemek için, diğer insanları da bu bağlamın içinde tutmuş ve sıra beklerken dumandan zehirlenip ölmüşlerdir. Alarm sesini duymalarına, yayılan dumanı görmelerine ve hatta bazı çalışanların uyarılarına rağmen ölenlerin ödeme yapmadan çıkmak istemedikleri belirtilmiş. Bu dışsal uyarıları dikkate almamalarının sürü psikolojisi kaynaklı olduğunu düşünmek mümkündür. “Eğer içlerinden bir tanesi cesur olsa, sonra öderiz, sırası mı şimdi, vb. gibi birkaç mantıklı sebepten birini ileri sürüp sıradan çıksa diğerleri de kurtulurdu” yorumu kolaylıkla yapılabilir. Elbette bunu bilimsel metotlar ile test etme imkânı yok, ama davranış bilimi uzmanları bu yorumu yapmışlar olay sonrasında.
https://en.wikipedia.org/wiki/Woolworths_Manchester_fire#cite_note-10
Ve on yıl sonra Pamukkale
Bu olay, küçük bir topluluk içinde bağlamın yaptırım gücünü göstermekte. Bağlamın gücü, küçük bir grubu da büyük bir ülkeyi de kapsayabilir, Woolworths yangınından 10 yıl sonra 1989 yazıydı, Denizli Pamukkale’de travertenlerin olduğu bölge yaya ve araç trafiğine açık olduğu zamanlardı. Yaz tatilinde çalıştığım döner büfesinden şehre dönerken, minibüste ayaktayım, araç turist dolu ve turistlerden bir tanesi elinde yiyip bitirdiği bir bisküvinin paketi ile kıvranmakta, çöpü atacağı bir yer arıyor. Ayakta olduğum için gördüm ve ona yardım etmek için elindeki çöpü istedim, sevinerek verdi. Ben de camı açıp yallah dışarı fırlattım çöpü. Zavallı turist, gözleri yerinden çıkarcasına bana baktı, ben de şaşırdım, adamın çöpü atmasına yardım etmiştim zira. Garibim, yerli biri olarak minibüsteki çöp kutusunu gördüğümü, yerini bildiğimi ya da en kötü ihtimal ile inince ilk çöp kutusuna atma nezaketi için çöpü istediğimi sanmıştı. Ben ise, tüm ülkemiz gibi, o yıllarda hayatımızda olmayan ama şimdi dağlarda koşarken bile çöpünü ceplerinde taşıyan Alim’den çok uzak bir bağlamda yaşamaktaydım.
Bazı bağlamları ise akıl ve bilgi bile değiştiremiyor maalesef, bakın sigara tüketiminin, asitli içeceklerin ne kadar zararlı olduğunu bilmeyen yok, ama aldırmayıp sigara içen, asitli içecekler olmadan yemek yiyemeyen milyonlar var. Bunlar yüzünden dünyaya ve sevdiklerine de erkenden veda etmeye devam ediyorlar. Bu tür bağlam hapishanelerini ancak toplumun saygın liderleri boşaltabilir, fakat onların da sanırım gücü ve enerjisi kalmadığından kimse bu hapishanelere aldırmıyor.
Bağlam, dumandan göz gözü görmezken hesap ödemeyi bekleterek öldürür, herkes içiyor nasılsa diyerek, sigara ve veya zararlı içecekleri içirerek öldürür.
Bağlam öldürür.