Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı haziranda yıllık bazda yüzde 76 artarak 1 milyar 25 milyon dolara çıktı
Haber Giriş Tarihi: 28.08.2026 09:46
Haber Güncellenme Tarihi: 28.08.2026 09:55
Kaynak:
Ekometre
İlk 6 ayda 4,52 milyar dolara ulaşan ihracat, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretime geçişinde yeni bir ivmeye işaret ederken, 2030 için belirlenen 30 milyar dolarlık hedef daha kapsamlı bir sanayi dönüşümünü zorunlu kılıyor.
Türkiye’nin ihracat kompozisyonunda yüksek teknolojili ürünlerin ağırlığını artırma çabasında haziran ayında dikkat çekici bir performans ortaya çıktı. Yüksek teknolojili ürün ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76 yükselerek 1 milyar 25 milyon dolara ulaştı.
Bu artışla birlikte yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatındaki payı da bir yılda yüzde 3’ten yüzde 4,4’e çıktı. Aynı dönemde toplam imalat sanayi ihracatı yüzde 20,2 artarak 23 milyar 337 milyon dolar oldu.
Yüksek teknoloji ihracatındaki artışın imalat sanayinin genel ihracat performansının oldukça üzerinde gerçekleşmesi, Türkiye’nin ihracat yapısında teknoloji yoğun ürünlere doğru bir hareket başladığına işaret etti.
Ancak hazirandaki sıçramanın kalıcı hale gelip gelmeyeceği, yılın ikinci yarısındaki performans açısından kritik olacak.
İlk yarıda 4,52 milyar dolarlık ihracat
Yılın ilk 6 ayında yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 3,3 artışla 4 milyar 528 milyon dolar seviyesine yükseldi. Bu dönemde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatındaki payı yüzde 3,5 olarak gerçekleşti.
Haziranda görülen yüzde 4,4’lük pay, böylece yılın ilk yarısındaki ortalamanın üzerine çıktı.
Türkiye açısından temel mesele ise bu yükselişi tek aylık bir performans olmaktan çıkararak sürdürülebilir bir ihracat trendine dönüştürmek.
2030 hedefi 30 milyar doların üzerinde
Türkiye, yüksek teknoloji ihracatında mevcut seviyenin çok üzerinde bir hedef belirliyor. Yıllık yüksek teknolojili ürün ihracatı yaklaşık 9-10 milyar dolar seviyesinde bulunurken, 2030 yılına kadar bu tutarın 30 milyar doların üzerine çıkarılması hedefleniyor.
Bu hedef yalnızca mevcut yüksek teknoloji şirketlerinin ihracatını artırmasını değil, Türkiye’nin geniş sanayi altyapısının teknoloji yoğun üretime yönelmesini gerektiriyor.
Otomotiv, makine, kimya ve elektronik gibi güçlü üretim alanlarında daha yüksek katma değerli ürünlere geçişin yanı sıra yazılım, yapay zeka, biyoteknoloji, batarya ve çip gibi stratejik sektörlerde kapasitenin geliştirilmesi önem kazanıyor.
Savunma sanayisi teknoloji ihracatının lokomotifi
Yüksek katma değerli ihracatta savunma ve havacılık sanayisi öne çıkan sektörlerden biri olmaya devam ediyor.
Sektörün ihracatı yılın ilk 7 ayında 5,8 milyar dolara ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2025'te 10 milyar 50 milyon dolar seviyesinde gerçekleşen savunma sanayisi ihracatının 2026 sonunda 12,5 milyar doları aşmasının beklendiğini açıkladı.
Türkiye'nin küresel sıralamadaki hedefi de yukarı taşınıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, savunma ihracatçısı ülkeler arasında 11'inci sırada bulunan Türkiye'nin yakın gelecekte ilk 10'a girmeyi hedeflediğini bildirdi.
Savunma sanayisinde oluşan mühendislik, yazılım, sensör ve elektronik kabiliyetlerinin sivil sektörlere aktarılması halinde bu alandaki gelişmenin yalnızca savunma ihracatıyla sınırlı kalmaması bekleniyor.
Serbest bölgelerde teknoloji payı yüzde 57,4
Yüksek katma değerli üretimde serbest bölgelerin performansı da dikkat çekiyor.
Türkiye'deki 19 serbest bölgenin ihracatı yılın ilk 7 ayında yüzde 6,9 artarak 7,7 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Bu bölgelerin ihracatında orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 57,4 oldu.
Söz konusu oran, serbest bölgelerin teknoloji yoğun üretim ve ihracat açısından giderek daha önemli bir merkez haline geldiğini gösteriyor.
Savunmadan sivil sanayiye teknoloji köprüsü
İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cihat Köksal'a göre hazirandaki yüzde 76'lık artışta savunma-havacılık, ilaç-biyoteknoloji ve elektronik-optik sektörlerindeki ihracat yükselişi etkili oldu.
Köksal, söz konusu ivmenin kalıcı olabilmesi için Türkiye'nin mevcut sanayi altyapısının teknoloji yoğun üretime yönlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Otomotiv, makine, kimya ve tekstil gibi Türkiye'nin güçlü olduğu sektörlerde ürünlerin teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesinin kritik olduğunu vurgulayan Köksal, savunma sanayisindeki teknolojik kazanımların sivil sanayiye aktarılmasının önemli bir fırsat yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Köksal, savunma anlaşmalarının yalnızca nihai ürün satışını artırmadığını, NATO standartlarında sertifikasyon ile radar, sensör ve yazılım gibi teknolojilerin sivil sanayiye taşınmasının da önünü açabileceğini ifade ediyor.
Bu aktarımın otomotiv, elektronik, makine ve yazılım sektörlerine yayılması, savunma sanayisinde oluşan mühendislik birikiminin ihracat üzerindeki çarpan etkisini artırabilir.
Yüksek teknoloji ihracatında ürün yelpazesi genişlemeli
İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ayfer Genç Yılmaz ise yüksek teknoloji ihracatındaki yükselişin kalıcı hale gelmesinde ürün çeşitliliğinin belirleyici olacağını ifade ediyor.
Savunma ihracatında İHA ve SİHA'ların ötesine geçilmesi gerektiğini belirten Yılmaz; elektro-optik sensörler, haberleşme sistemleri ve ileri havacılık teknolojilerinin ihracattaki payının artırılabileceğini söylüyor.
Sağlık teknolojilerinde de önemli bir potansiyel bulunduğuna dikkat çeken Yılmaz, tıbbi görüntüleme sistemleri, optik ürünler ve biyoteknolojik ürünlerin ihracatın kilogram başına değerini yükseltebilecek alanlar arasında bulunduğunu belirtiyor.
Siber güvenlik çözümleri ve yapay zeka destekli yazılımların ise mal ihracatının yanında yeni bir teknoloji ihracatı kanalı oluşturabileceğine işaret ediyor.
Türkiye'nin sanayi birikimi avantaja çevrilebilir
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Dr. Bilal Bağış, Türkiye'nin yüksek teknoloji yarışında önemli bir avantajının bulunduğunu belirtiyor: hazır sanayi altyapısı ve yetişmiş insan kaynağı.
Son 30 yılda oluşan üretim kapasitesinin teknoloji yoğun sektörlere yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bağış; savunma sanayisi, ilaç, enerji, elektrikli araçlar, batarya, çip, yapay zeka ve biyoteknolojiyi öne çıkan alanlar arasında sıralıyor.
Özellikle otomotiv sektöründeki geniş tedarikçi ağının dönüşüm için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Bağış, üreticilerin geleneksel parça üretiminin yanı sıra yazılım ve ileri teknoloji ara malı geliştirmeye yönelmesinin sanayinin teknoloji seviyesini yükseltebileceğini ifade ediyor.
30 milyar dolarlık hedef için 6 kritik adım
1. Stratejik sektörlere kaynak aktarılmalı
Çip, batarya ve yapay zeka gibi stratejik alanlara hedef odaklı teşvikler sağlanması gerekiyor.
2. KOBİ'ler yüksek teknoloji tedarik zincirine dahil edilmeli
KOBİ'lerin büyük üreticilerin tedarik ağlarına girebilmesi için kümelenme modelleri, dijitalleşme hibeleri ve uzun vadeli uygun finansman imkanları güçlendirilmeli.
3. Fason üretimden patentli ürüne geçilmeli
İhracatta kilogram başına değeri artırmak için fason üretim yerine patentli ve tescilli ürünlerin geliştirilmesi gerekiyor. Uluslararası Ar-Ge yatırımlarının Türkiye'ye çekilmesi de küresel değer zincirlerinde daha kritik bir konuma geçilmesini sağlayabilir.
4. Yeni teknoloji pazarlarına açılım hızlandırılmalı
Körfez'de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar; Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika'da otomasyon ve tıbbi cihazlar; Asya ve Latin Amerika'da ise yazılım ve veri teknolojileri Türkiye açısından yeni fırsatlar sunuyor.
5. Finansman ihracat performansına bağlanmalı
Kalkınma bankacılığının güçlendirilmesi, uzun vadeli yatırım kredileri, ihracat kredi garantileri ve Eximbank kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması gerekiyor. Teknoloji girişimlerine yatırım yapan risk sermayesi fonlarının kamu kaynaklarıyla desteklenmesi de öneriler arasında.
6. Vergi teşvikleri nitelikli üretime yönelmeli
Patent ve fikri mülkiyet geliştiren şirketlere yönelik gelir ve kurumlar vergisi avantajlarının yanı sıra nitelikli mühendis ve araştırmacıların Türkiye'de tutulmasını sağlayacak teşviklerin geliştirilmesi öneriliyor.
Asıl sınav sürdürülebilirlik
Haziranda 1 milyar dolarlık eşeğin aşılması, Türkiye'nin yüksek teknoloji ihracatı açısından önemli bir gösterge. Ancak tek aylık sıçramanın kalıcı bir yapısal dönüşüme dönüşmesi, 2030'da 30 milyar doların üzerinde ihracat hedefinin gerçekleşmesi açısından belirleyici olacak.
Türkiye'nin önündeki temel mesele artık yalnızca daha fazla ihracat yapmak değil; daha fazla teknoloji, daha yüksek patent değeri ve daha yüksek kilogram başına ihracat geliri üreten bir sanayi yapısı oluşturmak.
Haziran verileri bu dönüşümün mümkün olduğunu gösterirken, önümüzdeki dönemde kritik soru aynı performansın ne ölçüde sürdürülebileceği olacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksek teknoloji ihracatında kritik eşik aşıldı
Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı haziranda yıllık bazda yüzde 76 artarak 1 milyar 25 milyon dolara çıktı
İlk 6 ayda 4,52 milyar dolara ulaşan ihracat, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretime geçişinde yeni bir ivmeye işaret ederken, 2030 için belirlenen 30 milyar dolarlık hedef daha kapsamlı bir sanayi dönüşümünü zorunlu kılıyor.
Türkiye’nin ihracat kompozisyonunda yüksek teknolojili ürünlerin ağırlığını artırma çabasında haziran ayında dikkat çekici bir performans ortaya çıktı. Yüksek teknolojili ürün ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76 yükselerek 1 milyar 25 milyon dolara ulaştı.
Bu artışla birlikte yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatındaki payı da bir yılda yüzde 3’ten yüzde 4,4’e çıktı. Aynı dönemde toplam imalat sanayi ihracatı yüzde 20,2 artarak 23 milyar 337 milyon dolar oldu.
Yüksek teknoloji ihracatındaki artışın imalat sanayinin genel ihracat performansının oldukça üzerinde gerçekleşmesi, Türkiye’nin ihracat yapısında teknoloji yoğun ürünlere doğru bir hareket başladığına işaret etti.
Ancak hazirandaki sıçramanın kalıcı hale gelip gelmeyeceği, yılın ikinci yarısındaki performans açısından kritik olacak.
İlk yarıda 4,52 milyar dolarlık ihracat
Yılın ilk 6 ayında yüksek teknolojili ürün ihracatı yüzde 3,3 artışla 4 milyar 528 milyon dolar seviyesine yükseldi. Bu dönemde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatındaki payı yüzde 3,5 olarak gerçekleşti.
Haziranda görülen yüzde 4,4’lük pay, böylece yılın ilk yarısındaki ortalamanın üzerine çıktı.
Türkiye açısından temel mesele ise bu yükselişi tek aylık bir performans olmaktan çıkararak sürdürülebilir bir ihracat trendine dönüştürmek.
2030 hedefi 30 milyar doların üzerinde
Türkiye, yüksek teknoloji ihracatında mevcut seviyenin çok üzerinde bir hedef belirliyor. Yıllık yüksek teknolojili ürün ihracatı yaklaşık 9-10 milyar dolar seviyesinde bulunurken, 2030 yılına kadar bu tutarın 30 milyar doların üzerine çıkarılması hedefleniyor.
Bu hedef yalnızca mevcut yüksek teknoloji şirketlerinin ihracatını artırmasını değil, Türkiye’nin geniş sanayi altyapısının teknoloji yoğun üretime yönelmesini gerektiriyor.
Otomotiv, makine, kimya ve elektronik gibi güçlü üretim alanlarında daha yüksek katma değerli ürünlere geçişin yanı sıra yazılım, yapay zeka, biyoteknoloji, batarya ve çip gibi stratejik sektörlerde kapasitenin geliştirilmesi önem kazanıyor.
Savunma sanayisi teknoloji ihracatının lokomotifi
Yüksek katma değerli ihracatta savunma ve havacılık sanayisi öne çıkan sektörlerden biri olmaya devam ediyor.
Sektörün ihracatı yılın ilk 7 ayında 5,8 milyar dolara ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2025'te 10 milyar 50 milyon dolar seviyesinde gerçekleşen savunma sanayisi ihracatının 2026 sonunda 12,5 milyar doları aşmasının beklendiğini açıkladı.
Türkiye'nin küresel sıralamadaki hedefi de yukarı taşınıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, savunma ihracatçısı ülkeler arasında 11'inci sırada bulunan Türkiye'nin yakın gelecekte ilk 10'a girmeyi hedeflediğini bildirdi.
Savunma sanayisinde oluşan mühendislik, yazılım, sensör ve elektronik kabiliyetlerinin sivil sektörlere aktarılması halinde bu alandaki gelişmenin yalnızca savunma ihracatıyla sınırlı kalmaması bekleniyor.
Serbest bölgelerde teknoloji payı yüzde 57,4
Yüksek katma değerli üretimde serbest bölgelerin performansı da dikkat çekiyor.
Türkiye'deki 19 serbest bölgenin ihracatı yılın ilk 7 ayında yüzde 6,9 artarak 7,7 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Bu bölgelerin ihracatında orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 57,4 oldu.
Söz konusu oran, serbest bölgelerin teknoloji yoğun üretim ve ihracat açısından giderek daha önemli bir merkez haline geldiğini gösteriyor.
Savunmadan sivil sanayiye teknoloji köprüsü
İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cihat Köksal'a göre hazirandaki yüzde 76'lık artışta savunma-havacılık, ilaç-biyoteknoloji ve elektronik-optik sektörlerindeki ihracat yükselişi etkili oldu.
Köksal, söz konusu ivmenin kalıcı olabilmesi için Türkiye'nin mevcut sanayi altyapısının teknoloji yoğun üretime yönlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Otomotiv, makine, kimya ve tekstil gibi Türkiye'nin güçlü olduğu sektörlerde ürünlerin teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesinin kritik olduğunu vurgulayan Köksal, savunma sanayisindeki teknolojik kazanımların sivil sanayiye aktarılmasının önemli bir fırsat yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Köksal, savunma anlaşmalarının yalnızca nihai ürün satışını artırmadığını, NATO standartlarında sertifikasyon ile radar, sensör ve yazılım gibi teknolojilerin sivil sanayiye taşınmasının da önünü açabileceğini ifade ediyor.
Bu aktarımın otomotiv, elektronik, makine ve yazılım sektörlerine yayılması, savunma sanayisinde oluşan mühendislik birikiminin ihracat üzerindeki çarpan etkisini artırabilir.
Yüksek teknoloji ihracatında ürün yelpazesi genişlemeli
İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ayfer Genç Yılmaz ise yüksek teknoloji ihracatındaki yükselişin kalıcı hale gelmesinde ürün çeşitliliğinin belirleyici olacağını ifade ediyor.
Savunma ihracatında İHA ve SİHA'ların ötesine geçilmesi gerektiğini belirten Yılmaz; elektro-optik sensörler, haberleşme sistemleri ve ileri havacılık teknolojilerinin ihracattaki payının artırılabileceğini söylüyor.
Sağlık teknolojilerinde de önemli bir potansiyel bulunduğuna dikkat çeken Yılmaz, tıbbi görüntüleme sistemleri, optik ürünler ve biyoteknolojik ürünlerin ihracatın kilogram başına değerini yükseltebilecek alanlar arasında bulunduğunu belirtiyor.
Siber güvenlik çözümleri ve yapay zeka destekli yazılımların ise mal ihracatının yanında yeni bir teknoloji ihracatı kanalı oluşturabileceğine işaret ediyor.
Türkiye'nin sanayi birikimi avantaja çevrilebilir
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Dr. Bilal Bağış, Türkiye'nin yüksek teknoloji yarışında önemli bir avantajının bulunduğunu belirtiyor: hazır sanayi altyapısı ve yetişmiş insan kaynağı.
Son 30 yılda oluşan üretim kapasitesinin teknoloji yoğun sektörlere yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bağış; savunma sanayisi, ilaç, enerji, elektrikli araçlar, batarya, çip, yapay zeka ve biyoteknolojiyi öne çıkan alanlar arasında sıralıyor.
Özellikle otomotiv sektöründeki geniş tedarikçi ağının dönüşüm için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Bağış, üreticilerin geleneksel parça üretiminin yanı sıra yazılım ve ileri teknoloji ara malı geliştirmeye yönelmesinin sanayinin teknoloji seviyesini yükseltebileceğini ifade ediyor.
30 milyar dolarlık hedef için 6 kritik adım
1. Stratejik sektörlere kaynak aktarılmalı
Çip, batarya ve yapay zeka gibi stratejik alanlara hedef odaklı teşvikler sağlanması gerekiyor.
2. KOBİ'ler yüksek teknoloji tedarik zincirine dahil edilmeli
KOBİ'lerin büyük üreticilerin tedarik ağlarına girebilmesi için kümelenme modelleri, dijitalleşme hibeleri ve uzun vadeli uygun finansman imkanları güçlendirilmeli.
3. Fason üretimden patentli ürüne geçilmeli
İhracatta kilogram başına değeri artırmak için fason üretim yerine patentli ve tescilli ürünlerin geliştirilmesi gerekiyor. Uluslararası Ar-Ge yatırımlarının Türkiye'ye çekilmesi de küresel değer zincirlerinde daha kritik bir konuma geçilmesini sağlayabilir.
4. Yeni teknoloji pazarlarına açılım hızlandırılmalı
Körfez'de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar; Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika'da otomasyon ve tıbbi cihazlar; Asya ve Latin Amerika'da ise yazılım ve veri teknolojileri Türkiye açısından yeni fırsatlar sunuyor.
5. Finansman ihracat performansına bağlanmalı
Kalkınma bankacılığının güçlendirilmesi, uzun vadeli yatırım kredileri, ihracat kredi garantileri ve Eximbank kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması gerekiyor. Teknoloji girişimlerine yatırım yapan risk sermayesi fonlarının kamu kaynaklarıyla desteklenmesi de öneriler arasında.
6. Vergi teşvikleri nitelikli üretime yönelmeli
Patent ve fikri mülkiyet geliştiren şirketlere yönelik gelir ve kurumlar vergisi avantajlarının yanı sıra nitelikli mühendis ve araştırmacıların Türkiye'de tutulmasını sağlayacak teşviklerin geliştirilmesi öneriliyor.
Asıl sınav sürdürülebilirlik
Haziranda 1 milyar dolarlık eşeğin aşılması, Türkiye'nin yüksek teknoloji ihracatı açısından önemli bir gösterge. Ancak tek aylık sıçramanın kalıcı bir yapısal dönüşüme dönüşmesi, 2030'da 30 milyar doların üzerinde ihracat hedefinin gerçekleşmesi açısından belirleyici olacak.
Türkiye'nin önündeki temel mesele artık yalnızca daha fazla ihracat yapmak değil; daha fazla teknoloji, daha yüksek patent değeri ve daha yüksek kilogram başına ihracat geliri üreten bir sanayi yapısı oluşturmak.
Haziran verileri bu dönüşümün mümkün olduğunu gösterirken, önümüzdeki dönemde kritik soru aynı performansın ne ölçüde sürdürülebileceği olacak.
Kaynak: Ekometre
En Çok Okunan Haberler