SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yeşil Dönüşüm

Ekometre - Yeşil Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri Haber

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri

Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), iş dünyasının rekabet gündemini doğrudan ilgilendiren “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”nu İzQ İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirdi. NETNOCON ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen forum, markalaşmanın yapay zekâ, algoritmalar, dijital topluluklar, veri temelli müşteri içgörüsü ve yeni nesil tüketici davranışları ekseninde yeniden tanımlandığı dönemi İzmir iş dünyasının gündemine taşıdı. Forumun keynote konuşmacısı, netnografi yönteminin kurucusu, dijital pazarlama ve tüketici kültürü alanında dünyanın önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Robert V. Kozinets oldu. Yaklaşık 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de iş dünyasıyla buluşan Kozinets, markalaşmanın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Markalaşmanın Geleceği: Şirketlerin Yol Haritası” başlıklı panelde ise; University of Southern California’dan Dijital Pazarlama ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Robert V. Kozinets, Università Cattolica del Sacro Cuore’dan Marka ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Rossella Gambetti, University of Southern California’dan İletişim ve Turizm Profesörü Prof. Dr. Ulrike Gretzel ve Pacific University’den Pazarlama ve Tüketici Kültürü alanında çalışmalar yürüten Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu yer aldı. Panelin moderasyonunu Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu üstlendi. İzmir’i markalaşan bir şehir olarak konumlandıracağız Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi. EGİAD’ın 18. Dönem vizyonunun merkezinde yer alan “Üçüz Dönüşüm” yaklaşımına dikkat çeken Özhelvacı, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, yapay zekâ çağında şirketlerin değişimi takip eden değil, değişime yön veren aktörler olması gerektiğini vurguladı. “Algoritmalar görünürlüğü belirliyor, içerikler saniyeler içinde üretiliyor, trendler hızla yayılıyor, veri ise müşteri içgörüsünün ana kaynağı haline geliyor. Böyle bir dönemde markalaşma, yalnızca pazarlama departmanlarının görevi olmaktan çıkıyor; yönetim kurullarının, şirket sahiplerinin ve girişimcilerin sahiplenmesi gereken stratejik bir sorumluluğa dönüşüyor” diyen Özhelvacı, Türkiye’nin üretim gücünü küresel marka değerine dönüştürmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Brand Finance Türkiye 2026 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 125 markasının toplam değerinin 19,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özhelvacı, bu artışın değerli olduğunu ancak küresel rekabet ölçeğinde Türkiye’nin markalaşma ajandasını daha stratejik, uzun vadeli ve kararlı biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Özhelvacı, “Üretim gücümüz var. Girişimcilik enerjimiz var. Genç ve dinamik insan kaynağımız var. Sanayi tecrübemiz ve ihracat kapasitemiz var. Ancak bütün bu değerleri küresel ölçekte daha güçlü marka hikâyelerine dönüştürme konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var” dedi. İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” diyen Özhelvacı, genç iş insanlarına bu noktada büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. EGİAD Başkanı Özhelvacı, forumun yalnızca bir bilgi paylaşımı değil, İzmir iş dünyası için yeni sorular üretmesi gereken stratejik bir başlangıç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Markamızı gerçekten tanıyor muyuz? Müşterimizi yeterince dinliyor muyuz? Dijital toplulukların sesini anlayabiliyor muyuz? Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak mı görüyoruz, yoksa daha derin müşteri içgörüsü üretmek için kullanabiliyor muyuz? İzmir’den dünyaya nasıl daha güçlü markalar çıkarabiliriz? Çünkü bazen dönüşüm, tek bir cevaptan değil; doğru zamanda sorulan güçlü bir sorudan başlar.” Perihan İnci: “Geleceğin rekabeti markalar arasında yaşanacak” EGİAD Danışma Kurulu Başkanı Perihan İnci ise markalaşmanın artık yalnızca şirketlerin değil, şehirlerin ve ülkelerin de rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ ve veri ekonomisinin şekillendirdiği yeni dünyada üretmenin tek başına yeterli olmadığını belirten İnci, güçlü markaların güven, sürdürülebilirlik, inovasyon ve değer üretimi üzerine inşa edildiğini ifade etti. İzmir’in üretim gücü, limanı, girişimcilik ekosistemi ve uluslararası vizyonuyla önemli bir marka şehir potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken İnci, şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde hem Türkiye markasını hem de İzmir markasını daha güçlü bir şekilde inşa etmek zorundayız. Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca ekonomiler arasında değil; markalar arasında yaşanacaktır.” Kozinets: “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” Forumun keynote konuşmacısı Prof. Dr. Robert V. Kozinets ise, markalaşmanın yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet sunan yapılar değil, dijital topluluklar içerisinde şekillenen kültürel ekosistemler haline geldiğini söyledi. Günümüz rekabetinde marka değerinin şirketlerin anlattığı hikâyelerden çok, tüketicilerin kendi aralarında kurduğu etkileşimlerden doğduğunu vurgulayan Kozinets, “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” dedi. Dijital çağda müşteri sadakatinin yerini topluluk aidiyetinin aldığını belirten Kozinets, başarılı markaların tüketicileri yalnızca hedef kitle olarak görmeyip onları marka deneyiminin aktif bir parçası haline getiren kurumlar olacağını ifade etti. Yapay zekânın içerik üretimi, veri analizi ve müşteri deneyimi yönetiminde önemli fırsatlar sunduğunu belirten Kozinets, teknolojinin marka yaratmadığını ancak marka deneyimini büyüttüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ marka yaratmaz; marka deneyimini ölçeklendirir. Veri bize ne olduğunu söyler, kültür ise neden olduğunu açıklar.” Yapay zekânın giderek yaygınlaştığı yeni dönemde teknolojinin herkes tarafından erişilebilir hale geleceğini ifade eden Kozinets, sürdürülebilir rekabet avantajının kültürel anlam üretebilen markalar tarafından yaratılacağını belirtti. Tüketici artık hedef kitle değil, marka ortağı Konuşmasında tüketicinin değişen rolüne de dikkat çeken Kozinets, dijital çağın tüketicisini yalnızca satın alma kararı veren bir müşteri olarak değil; içerik üreten, marka hikâyelerini şekillendiren ve kurumların algısını doğrudan etkileyen bir paydaş olarak tanımladı. Markaların tüketicilerle tek yönlü iletişim kurmak yerine ortak değer üretme anlayışıyla hareket etmeleri gerektiğini belirten Kozinets, markalaşmanın geleceğinin katılımcı, topluluk temelli ve insan merkezli modeller üzerinden şekilleneceğini söyledi. Forumda yapılan değerlendirmelerde; yapay zekânın markalar için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, tüketiciyi, toplulukları ve kültürel kodları anlamaya imkân veren stratejik bir içgörü altyapısı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, yapay zekâ destekli markalaşma, dijital topluluklar, tüketici deneyimi, kültürel içgörü ve küresel rekabet başlıklarında geleceğin iş dünyasına ilişkin önemli perspektifler kazandı. Yoğun katılımla gerçekleşen forum, İzmir iş dünyası için markalaşmayı yapay zekâ çağının en kritik rekabet başlıklarından biri olarak yeniden gündeme taşırken; şirketlerin yalnızca üretim, fiyat ve kalite avantajıyla değil, anlam yaratan marka hikâyeleri, güçlü müşteri içgörüleri, dijital topluluklarla kurulan güven ilişkisi ve küresel ölçekte ayırt edici konumlanma ile öne çıkabileceği mesajını verdi.

AB destekli finansmanda yeni dönem  Haber

AB destekli finansmanda yeni dönem 

Kaynak, sürdürülebilir sanayi yatırımları ve ihracatçıların yeşil dönüşüm projelerinde kullanılacak. Türkiye, yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda Avrupa Yatırım Bankası'ndan (AYB) 200 milyon euroluk yeni finansman desteği sağladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan edinilen bilgilere göre, uygun koşullu dış finansman kaynaklarının artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında AYB ile iki ayrı kredi anlaşması imzalandı. Hazine geri ödeme garantisi altında sağlanan finansmanın 100 milyon euroluk bölümü Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) aracılığıyla sürdürülebilir sanayi yatırımlarına aktarılacak. Kalan 100 milyon euroluk kaynak ise Türk Eximbank üzerinden ihracatçıların yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerinin finansmanında kullanılacak. Yeşil büyüme hedeflerine katkı sağlayacak Sağlanan finansmanla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim ve sürdürülebilir sanayi alanlarında gerçekleştirilecek yatırımların desteklenmesi hedefleniyor. Söz konusu kredi anlaşmalarıyla birlikte Türkiye'nin 2026 yılı içerisinde sağladığı uygun koşullu dış finansman tutarı 4,9 milyar dolara ulaştı. Şimşek: Destekler yeniden harekete geçti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin kalkınma öncelikleri açısından önemli katkılar sunduğunu belirtti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin dış finansmana erişimi de desteklediğini ifade eden Şimşek, Avrupa Yatırım Bankası'nın deprem sonrası sağlanan finansman hariç olmak üzere yaklaşık 8 yıl aradan sonra yeniden Türkiye'nin kalkınma projelerine yönelik uygun koşullu kredi imkanlarını devreye aldığını söyledi. Reel sektör ve ihracatçıya destek Yeni finansman paketinin özellikle reel sektörün dönüşüm yatırımları ile ihracatçıların uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum süreçlerine katkı sağlaması bekleniyor. Uzmanlar, yeşil dönüşüm yatırımlarının hız kazanmasının hem ihracat pazarlarında rekabet gücünü artıracağını hem de Türkiye'nin uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerine destek vereceğini değerlendiriyor.

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi Haber

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi

TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevine seçildi. Konukoğlu, sektörün yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ortak akıl ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) T. Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi Toplantısı’nda gerçekleştirilen seçim sonucunda TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi’nin Başkanı oldu. Seçimin ardından değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, “TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sektörümüz, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten uluslararası rekabete kadar birçok başlıkta önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Meclisimiz çatısı altında tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek sektörümüzün rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunacak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Toplantıda sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, enerji maliyetleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemelerinin üretim modellerini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türk çimento sektörünün bu dönüşüm sürecine güçlü yatırımlarla hazırlandığını ifade etti. TÜRKÇİMENTO verilerine göre 2025 yılında sektörün toplam çimento üretiminin 97,8 milyon tona ulaştığını belirten Konukoğlu, iç satışların 82,2 milyon ton, ihracatın ise 15,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara ihraç edildiğini vurgulayan Konukoğlu, sektörün üretim kapasitesi, ihracat gücü ve iç pazar dinamizmi açısından güçlü performansını sürdürdüğünü kaydetti. “Üçüz dönüşüm sektörümüzün yol haritasını oluşturuyor” Çimento sektörünün tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade eden Konukoğlu, sektörün odağında yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insan odaklı dönüşüm olmak üzere üç temel başlığın yer aldığını belirtti. Bu süreci “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Konukoğlu, dijitalleşme, veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka uygulamaları ve ileri üretim teknolojilerinin enerji verimliliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda dönüşümün temel unsurları haline geldiğini söyledi. Türk çimento sektörünün sürdürülebilirlik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, bugün 17 fabrikada, 27 hatta kurulu atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde toplam 164,5 megawatt enerji üretimi gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu yatırımlar sayesinde yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik tüketimine denk bir enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını belirten Konukoğlu, sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unun da atık ısı geri kazanımı, güneş ve rüzgar gibi sürdürülebilir kaynaklardan karşılandığını kaydetti. Yeşil çimento hedefleri öne çıkıyor Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda alternatif yakıt kullanım oranlarının artırılması, klinker oranının düşürülmesi ve düşük karbonlu yeni nesil üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Konukoğlu, yeşil çimento kullanımının sektörün dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Kamu projelerinde yeşil çimento kullanımının teşvik edilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Konukoğlu, önümüzdeki 10 yıllık dönemde yaklaşık 11 milyon ton karbon emisyonu azaltımının hedeflendiğini belirtti. Uluslararası iş birlikleri güçleniyor Konuşmasında Çin Çimento Birliği ile geliştirilen stratejik iş birliğine de değinen Konukoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Çin’in dijitalleşme, otomasyon ve yapay zeka alanlarındaki deneyiminin birleşmesinin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Konukoğlu, önümüzdeki dönemde teknoloji paylaşımı, pilot projeler, ortak eğitim programları ve uzman değişimleri gibi alanlarda iş birliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirterek, bu çalışmaların Emisyon Ticaret Sistemi ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi küresel mekanizmalara uyum sürecine de katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.

Türkiye-Norveç ticaretinde yeni dönem başlıyor Haber

Türkiye-Norveç ticaretinde yeni dönem başlıyor

Türkiye-Norveç Ortak Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) 1. Dönem Toplantısı, Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ile Norveç Ticaret ve Sanayi Bakan Yardımcısı Siri Martinsen eş başkanlıklarında düzenlendi. Ticaret Bakanlığının, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşım yapıldı. Paylaşımda, Türkiye-Norveç JETCO 1. Dönem Toplantısı'nın, Tuzcu ve Martinsen eş başkanlıklarında Bakanlıkta gerçekleştirildiği belirtildi. İki ülkenin bakan yardımcıları arasında yapılan görüşmede, karşılıklı ticaret hacminin ve yatırım ilişkilerinin değerlendirildiği bildirilen paylaşımda, şu ifadeler kullanıldı: "Norveç'in de taraf olduğu Türkiye-Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) Serbest Ticaret Anlaşması'nın sunduğu imkanlar da dikkate alınarak karşılıklı olarak çeşitlendirilmesi ve derinleştirilmesi hususları ele alınmıştır. Ardından gerçekleştirilen JETCO 1. Dönem Toplantısı'nda ülkemiz ile Norveç arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler değerlendirilerek, yatırımlar, enerji, finans, dijital hizmetler, savunma, müteahhitlik ve yeşil dönüşüm konularındaki işbirliği alanları belirlendi. Toplantıda 'Türkiye-Norveç JETCO Kurucu Deklarasyonu' ile 'Türkiye-Norveç JETCO 1. Dönem Protokolü' imzalanmıştır." "Ortak hedeflerimiz doğrultusunda somut adımlar ele alındı" Paylaşımda, iki ülkenin iş dünyası çatı kuruluşlarının katılımıyla bir yuvarlak masa toplantısı yapıldığı da bildirildi. Bu toplantıda ise mevcut işbirliğinin kapsamlı şekilde değerlendirildiği belirtilen paylaşımda, "Ticari ve yatırım ilişkilerimizin çeşitlendirilmesi ve artırılması amacıyla önümüzdeki döneme ilişkin yol haritası belirlenmiştir. Ortak hedeflerimiz doğrultusunda somut adımlar ele alınırken, özel sektörün sürece etkin katılımının taşıdığı kritik önemin altı çizilmiştir." bilgisi verildi.

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı Haber

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda Ecoplas Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak OİB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. OİB’in 2026-2030 dönemini kapsayacak Kemal Yazıcı Başkanlığında yeni Yönetim Kurulunda; Beyçelik Gestamp, Ford Otomotiv, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri, Bosch Sanayi ve Ticaret, Toyota Otomotiv, Oyak Renault, Tofaş Türk, İnci GS Yuasa Akü, Teknorot Otomotiv ve Valeo Otomotiv, Denetim Kurulu’nda ise TKG Otomotiv, OSKİM Pazarlama ve Canel Otomotiv yer aldı. Çelik: “Sekiz yıla devasa bir dönüşümü sığdırdık” Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor Haber

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), özellikle sanayi malları üzerinden kurgulanarak ikili ticaret hacmini önemli ölçüde büyüttü. Ancak aradan geçen 30 yılda küresel ticaret yapısı kökten değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve kamu alımları gibi yeni alanlar mevcut anlaşmanın yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. İkili ticaret hacminin 8 kat artarak 230 milyar doları aştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100 seviyesine yakın seyrettiği bildirildi. Bu süreçte orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 43.5’e yükselmesi ve Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın iki katına çıkması dikkat çekti. Ancak mevcut yapının artık küresel ekonominin yeni dinamiklerini karşılamakta zorlandığı değerlendirmesi yapılıyor. 3 AŞAMALI SÜREÇ Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelerin resmen başlayabilmesi için ilk adımın AB Komisyonu tarafından atılması gerekiyor. Komisyon, güncelleme için kapsam ve çerçeveyi içeren müzakere taslağını hazırlayarak yetki talebinde bulunuyor. Ancak Komisyon tek başına müzakere başlatamıyor. Resmi yetkilendirme kararı ise üye ülkeleri temsil eden AB Konseyi tarafından alınıyor. Konsey, Komisyon’a müzakere yetkisi verdiği takdirde süreç teknik olarak başlatılmış sayılıyor. Mevcut aşamada beklenen adımın bu yetkilendirme kararı olduğu belirtiliyor. Müzakereler tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak nihai anlaşma metninin yürürlüğe girebilmesi için ise Avrupa Parlamentosu onayı gerekiyor. TÜRKİYE REKABET GÜCÜNÜ KORUMALI Türk özel sektörü, AB üyesi ülkelerin siyasi başlıkları bir yana bırakıp resmi görüşmelerin başlaması için kapıyı açmasını talep ediyor. Çünkü değişen dünya konjonktürüyle birlikte AB’nin tedarik kanallarını Türkiye ile güvenceye alması mümkün. Türkiye ise hem yeni gelişen sektörleri kapsayan hem de üçüncü ülkelerle ticarette yaşanan asimetriyi gideren bir Gümrük Birliği güncellemesi ile rekabet gücünü korumak istiyor. ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLÜ Türk iş dünyasında güncelleme süreci ‘kazan-kazan’ formülü çerçevesinde ele alınarak şu başlıklar öne çıkarılıyor: 1. Hizmetler, tarım ve kamu alımlarının kapsama alınması 2. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında (STA) eş zamanlı ve bağlayıcı katılım sağlanması 3. Ulaştırma kotalarının kaldırılması ve lojistik engellerin azaltılması 4. Yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin finansman ve teknik işbirliğiyle desteklenmesi 5. Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlanması. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin, mevcut ticaret hacmini artırmanın ötesinde, Avrupa değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve küresel rekabette konumun sağlamlaştırılması açısından yapısal bir adım olacağı değerlendiriliyor. STA’LARDA UYUMSUZLUK VAR İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin şu anki halinde yaşanan en büyük sorunlardan birinin iki tarafın bağımsız olarak imzaladığı STA’ların giderek uyumsuzluk yaratması olduğunu söyledi. Zeytinoğlu, “STA konusunda AB ve Türkiye arasında giderek artan bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin 44 STA’sına karşılık AB’nin 80’e yakın ülke ve bölge ile ticaret, ortaklık anlaşmaları bulunuyor. AB ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler Türkiye pazarına da gümrüksüz erişim sağlarken, Türkiye ayrı bir STA’sı olmadığı zaman bu ülkeyle ticaretini serbestleştiremiyor. Yani mütekabiliyet ortadan kalkıyor” diye konuştu. HİNDİSTAN-MERCOSUR FAKTÖRÜ AB, Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Hindistan Anlaşması ile ticari ağlarını 1 milyar 800 milyona yakın bir nüfusu kapsayan coğrafyaya kadar genişletti. AB, bunun yanı sıra Endonezya ile STA müzakerelerini tamamlarken, Meksika ile Global Anlaşması’nı modernize etti. Bu durumun AB’nin Çin ve ABD dışında önemli ticaret oyuncuları ile serbest ticaret ağını giderek genişletip, konsolide etmesi anlamına geldiğini söyleyen Zeytinoğlu, şu uyarıyı yaptı: “Gümrük Birliği’nin yapısı gereği, ticaretteki değişimlere adapte olacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Türkiye ve AB, masaya oturup giderek büyüyen sorunları çözmek için çaba sarf etmeli.” TARİFELER VE ÇİN Öte yandan, ABD tarifeleri ve Çin’in agresif dış pazar politikası dikkate alındığında AB’nin ticari kayıpları söz konusu. Bu nedenle AB için de Türkiye ile ekonomik ve sınai tamamlayıcılık, ekonominin dirençliliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı açısından güncelleme kaçınılmaz gözüküyor. Zeytinoğlu, bu durumun AB açısından sadece ticaret değil, yatırım açısından da olumsuz bir tabloya neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “AB açısından Türkiye’nin aldığı ticari korunma tedbirleri sebebiyle kayıplar gerçekleşiyor. Örneğin İtalya’dan yapılan ithalatta 2024 ve 2025 arasında yüzde 18’lik bir azalma var. Ayrıca AB tedarik zincirlerini güçlendirme, daha dayanıklı hale getirme ve çeşitlendirme arayışı içinde. Türkiye, bu açıdan sınai kapasitesi ile önemli bir ortak. Ayrıca ticaretin yanı sıra yatırım boyutuyla da düşündüğümüzde Gümrük Birliği ilişkisinin statik kalması ve yıpranması AB açısından da kayıptır.” AB LİDERLERİNE AÇIK MEKTUP DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri tarafından hazırlanan ve Türk iş dünyasının beklentilerini içeren açık mektup, 26 AB üyesi ülkenin iş konseyi başkanının imzasıyla Avrupa Birliği liderlerine gönderildi. MADE IN EUROPE UYARISI Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve çelik kotalarını ‘yeni ticaret duvarları’ olarak tanımlayan DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin Made in Europe yaklaşımıyla üretimi kendi sınırları içine çekme eğilimine dikkat çekti. Türkiye’nin bu çemberin dışında bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Olpak, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. ‘TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAK’ DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise Türkiye-AB ilişkisinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik entegrasyon ve ortak üretim anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, sanayi altyapısı, enerji ve lojistik gücüyle Avrupa’nın stratejik geleceğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Yalçındağ, bu yıl somut sonuçlar alınması çağrısında bulundu. İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: BAKANLIĞIN HASSASİYETLE GEREKENİ YAPACAĞINA İNANIYORUZ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını hızla güncellemesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini söyledi. Avdagiç, “AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması yararlı olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz. Öte yandan, mevcut küresel konjonktürde STA imzaladığımız diğer ülkelerle ithalat-ihracat dengesi göz önüne alınarak STA’ların yeniden müzakere edilmesi ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi. BAKAN BOLAT: GÜNCELLEME AB İÇİN DE ZORUNLULUK Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği yönündeki görüşlerin gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Bolat, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yalnızca Türkiye için değil, AB’nin ekonomik güvenliği açısından da zorunluluk haline geldiğini vurguladı. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetriler ve karar alma süreçlerine Türkiye’nin sınırlı katılımının güncelleme tartışmalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Bolat, taşımacılık kotaları ve iş insanlarının serbest dolaşımının önemine dikkat çekti. Bolat, Avrupa Komisyonu ile ‘Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’ toplantılarının başlatıldığını, Gümrük Birliği kapsamında sorun oluşturan 29 alt başlıktan 15’inin karşılıklı uzlaşıyla çözüldüğünü belirtti. Kalan başlıklar için temasların ve toplantıların sürdüğünü aktardı. Bolat, müzakerelerin resmen başlayabilmesi için AB Konseyi tarafından Komisyonun yetkilendirilmesi gerektiğini, bu süreç beklenirken teknik diyalog kanallarının işletildiğini söyledi.

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor Haber

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor

Bu yıl beşincisi düzenlenen foruma, uluslararası kurumlardan üst düzey konuşmacılar katıldı. Konuşmalarda; ESG koordinasyonunun yönetim, finans ve üretim alanlarında sağlandığı ölçüde, kurumların verimli ve sürdürülebilir sonuçlar elde edebileceği vurgulandı. Katılımcılar, ESG kapsamındaki kazanımlar ve karşılaşılan zorluklar doğrultusunda kurumların daha sorumlu ve sürdürülebilir uygulamalara yönelmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca en güncel trendler ve fırsatlar hakkında içgörüler ve deneyimler paylaşıldı. Forum kapsamında; sürdürülebilir finans, havacılık sektöründe yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, ESG girişimlerinde yapay zeka uygulamaları gibi konular ele alındı. Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğunun ESG kriterlerine hızla adapte olduğu ifade edilirken, uzun vadede sürdürülebilirliğe ne ölçüde uyum sağlanacağı zamanla görülecek. Küresel Ticaretin Yeni Anahtarı: Yeşil ve Sürdürülebilir Stratejiler BCCT Başkanı Chris Gaunt, OBE, etkinliğin açılış konuşmasında şunları söyledi: “Beş yıldır bu forumu düzenleyerek iş dünyasında ESG ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz. ESG, geleceğimizin teminatı olan küresel sürdürülebilirlik için, bireylerden kurumlara kadar tüm paydaşlar için kritik bir platform sunuyor. Türkiye’deki şirketlerin 2030 yılına kadar karbon azaltımına dayalı yeşil stratejiler geliştirmesi hedefleniyor. Yakın gelecekte uluslararası ticaret yapan büyük ve orta ölçekli şirketler ile onların tedarik zincirleri, bu stratejilerle uyumlu değilse Avrupa ve ABD’ye ihracat koşulları zorlaşacak. Karbon ayak izini azaltmaya yönelik programları uygulamayan şirketlerin ise finansmana erişimi giderek daha da kısıtlanacak.” Uzman konuşmacılar, sürdürülebilirliğin 2025 ve sonrasında geleceğe hazırlıklı şirketler için kurumsal stratejilerin merkezinde yer alacağını vurguladı. Çevre odaklı hedefler, toplumsal etki, tedarik zinciri dönüşümü, ESG ile yapay zekâ entegrasyonu gibi gelişmekte olan trendlerin yanı sıra, şirket yönetimlerinin ESG’yi dönüşüm süreçlerinin kalbine yerleştirmesi gerektiğinin altı çizildi. Etkinlik konuşmacılarından BCCT üyesi ve Tloec’in sahibi Matthew Warner, sürdürülebilirlik konusunda hassasiyet duyan herkesin bu bilinci yayma sorumluluğu taşıdığını belirtti. “Yeşil strateji” kavramının sosyal medyada yükselen bir trend hâline geldiğine dikkat çekti. İstanbul Büyükada’da, sebze ihtiyacının doğrudan yerinde üretildiği yeni bir lüks yaşam projesine atıfta bulunarak, sürdürülebilirlik konusunda fark yaratmak isteyen vizyoner geliştiricilerin sektörde sınırları zorladığını ifade etti. Ancak, konut geliştirme alanında gerçek bir dönüşümün sağlanabilmesi için devlet, özel geliştiriciler, danışmanlar ve alıcıların yaşam tarzlarına dair değer değişimlerinin uyum içinde gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı. “ESG ve Sürdürülebilir Yatırım Forumu-Türkiye 2025” etkinliğinin gerçekleşmesine katkıda bulunan kurumlar; Limak Yenilenebilir Enerji, Pekin& Pekin, ACCA Turkey, TLOEC

Yeşil dönüşümün faturası hane halklarına yansıyor Haber

Yeşil dönüşümün faturası hane halklarına yansıyor

Sempozyuma katılan uzmanlar, Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamaların, uluslararası ticarette yeni bir rekabet ortamı oluşturduğunu ve özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde büyük bir baskı yarattığını vurguladı. Vergi Hukuku Uzmanı Prof. Dr Funda Başaran Yavaşlar ve Dr. Emre Akın öncülüğünde "Hukuki ve Ticari Açıdan Yeşil Vergiler ve Vergi Teşvikleri" başlıklı uluslararası bir sempozyum düzenlendi. TOBB İstanbul-Levent Hizmet Binası'nda gerçekleşen sempozyuma, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Konseyi Başkanı Osman Dinçbaş, TOBB Vergi Danışma Kurulu Başkanı Fatih Dural, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Kamu Özel Daire Başkanı Sedef Yavuz Noyan ve Trasta Grubu CEO’su Bülent Görer açılış konuşması ve oturum başkanlıklarıyla katılım gösterdi. Sempozyumda, Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar, Prof. Dr. Reuven Avi-Yonah, Prof. Dr. Joachim Englisch, Prof. Dr. Feng Long, Dr. Rainald Vobbe, Dr. Emre Akın, Dr. Ali Osman Özdilek, Eray Akdağ, Özgün Çınar, Nadir Gülhan ve Yılmaz Şahin gibi alanında uzman isimler yeşil dönüşüm çerçevesinde ortaya çıkan mali yükler, ülkelerindeki sistem, bunların uluslararası ticaret ile kendi sektörlerine etkileri konusunda fikirlerini açıkladılar. Çevre dostu üretim ve tüketim hane halklarının mali yükünü artıyor. Sempozyumda, çevre dostu üretim ve tüketimin küresel bir zorunluluk haline geldiği ve bu durumun işletmeler ve hane halkları üzerindeki mali yükler konusuna dikkat çekildi. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Vergi Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar, çevre dostu üretim ve tüketimin artık küresel bir zorunluluk olduğunu ancak Net Sıfır hedefine ulaşmak için getirilen ve getirilmesi planlanan uygulamaların işletmeler ve hane halkları üzerinde ciddi mali yükler oluşturduğu söyledi. Yavaşlar ‘’ Uluslararası ticareti ve böylece tüketimi daha maliyetli hale getiren mali yüklerin, haklı rekabete ve insanların ihtiyaçlarını karşılaması gerekliliğine en az zarar verecek şekilde biçimlendirilmesi ve gerekli noktalarda işletme ve hanelere destek olunması gerekiyor. Dolayısıyla, çevre dostu üretim ve tüketim, çok katmanlı; insan hayatı, üretim, ticaret ve tüketim beşgeni içinde hassas dengelerin kurulması ve korunması gereken bir konudur.’’ diye konuştu. Avrupa Birliği’nin, Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması üzerinden üçüncü ülkelerdeki işletmeleri de yeşil dönüşüme zorladığını ifade eden Yavaşlar ‘’Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika buna karşılar ve bu sorunu Kasım ayı içinde Bakü’de gerçekleştiren 29. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın gündemine sokmak istediler, ama başarılı olamadılar. Şimdi, 2025’de Brezilya’da gerçekleştirilecek 30. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda tartışmak istiyorlar. Küresel iklim değişikliğinin ana sorumluları gelişmiş ülkeler olmasına rağmen, bu sorunun çözümünde gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelere bilgi, teknoloji ve mali destek konularında geri durdukları görülüyor. Oysa bu, küresel işbirliğini gerektiren bir sorun. Diğer yandan, 21. Yüzyılda küresel sağlığa yönelik en büyük tehdit olan iklim değişikliğini, çevre dostu üretim ve tüketim ile engelleyebilmek mümkün. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 9 Nisan 2024 tarihinde verdiği Verein KlimaSeniorinnen Schweiz ve Diğerleri İsviçre’ye Karşı davasında Devletlerin, iklim değişikliğinin zararlı etkileri ve risklerinden kaynaklanan yaşam, sağlık, refah ve yaşam kalitesine yönelik ciddi olumsuz etkilerden bireyleri etkin bir şekilde korumak zorunda olduklarını kabul etti. Ancak, bu amaçla alınacak önlemler, işletmeler ve hane halkları üzerinde ciddi mali yükler oluşturmakta. Bu mali yüklerden biri de vergi. Yeşil dönüşüm kaçınılmaz bir süreç olsa da, bu sürecin yönetimi konusunda dikkatli olunması gerekmekte. Yeşil mali yüklerin işletmeler ve hane halkları üzerindeki etkilerini minimize etmek ve adil bir geçiş süreci sağlamak için, hükümetlerin vergi teşvik ve sübvansiyonlar yoluyla işletme ve hane halklarını koruması şart. Bunun için ise, Anayasa’da yapılacak bir değişiklikle, iklim değişikliği, deprem gibi hayati çok az sayıda konu için özel vergi yolu açılmalı, Anayasal sınırlar ve denetim konusunda zayıf kalan fon mali yükümlülüğünden kaçınılmalı‘’ dedi.

Dünya Bankası, 155 milyon dolarlık krediye onay verdi Haber

Dünya Bankası, 155 milyon dolarlık krediye onay verdi

Kredi, Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak amacıyla değerlendirilecek. Kredi tutarları, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası aracılığıyla kullandırılacak. Bankadan yapılan açıklamaya göre, Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, sermaye finansmanı sağlanması ve özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi yoluyla Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak için 155 milyon dolarlık krediyi onayladı. Kredi tutarları Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) aracılığıyla kullandırılacak ve TSKB de bu fonları Türkiye Yeşil Fonu'nun kısmi sermayelendirmesi için kullanacak. Türkiye Yeşil Fonu, yeşil şirketler ile yeşil dönüşüm sürecindeki şirketlere sermaye finansmanı sağlayacak. Fon, Türkiye'nin en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ (Maxis) ile proje kapsamındaki uygulayıcı kuruluş tarafından yönetilecek. Proje büyüklüğü 405 milyon dolara ulaşacak Projenin toplam büyüklüğünün, Dünya Bankası kredisine ek olarak fon ve yatırım yapılan şirket düzeyinde toplam 250 milyon dolarlık özel sermayenin harekete geçirilmesiyle 405 milyon dolara ulaşması bekleniyor. Proje, şirketlerin karbondan arınma uygulamalarını ve yeşil teknolojilere yaptıkları yatırımları, Yeşil Fon yoluyla özel sermaye sektörünün geliştirilmesini, finansal sektörün çeşitlendirilmesini, şirketlerin çeşitlendirilmiş uzun vadeli finansmana erişimlerinin geliştirilmesini, yüksek şirket kaldıraç oranlarının düşürülmesini, yeşil dönüşüme ve geliştirilmiş iklim eylemine yönelik finansmanın hızlandırılmasını destekleyecek. Yeşil dönüşüm şirketler için önem taşıyor Dünya Bankasının 2022 yılında yayımladığı Ülke İklim ve Kalkınma Raporu'na göre Türkiye'deki şirketleri karbondan arındırmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak, ülkenin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmak, büyüme potansiyellerini artırmak ve istihdam yaratmak için yeşil teknolojilere yatırımda bulunması gerekiyor. Enerji sektörü en büyük karbondioksit emisyon kaynağı olarak belirlenirken bu sektörü imalat sanayisi ve tarım sektörleri izliyor. Türkiye'nin belirlediği yeşil hedeflere ulaşabilmesi için şirketlerin karbondan arınmaları gerekiyor. Aynı zamanda, özellikle AB Yeşil Mutabakatı'nın ardından, şirketlerin büyüme potansiyellerini korumaları için karbondan arınmaları önem taşıyor. Şirketler, yeşil dönüşüme yönelik yatırım ihtiyaçları göz önüne alındığında, bilgi transferiyle birlikte uzun vadeli finansmana da ihtiyaç duyacak. Kobi'lere öncelik verilecek Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Türkiye Yeşil Fonu'nun, özellikle KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketler başta olmak üzere yeşil veya yeşil dönüşüm sürecindeki yenilikçi şirketlere yapılan yatırımlara öncelik vereceğini belirterek, şunları kaydetti: "Proje aynı zamanda yatırım potansiyeli olan kadınları kapsayıcı şirketleri belirleyerek eşitlikçi yatırımları da geliştirecektir. Bu proje sayesinde, Türkiye'nin finans sistemi özel sermayeyi çekerken özel sermaye sektörü derinleşecek ve fonlardan faydalanacak. TSKB sermaye piyasası faaliyetleri yoluyla yeşil finansmana öncülük etme kapasitesini artıracak. Şirketler, karbonsuzlaşma süreçleri ve yeşil teknoloji yatırımları için uzun vadeli finansmana erişebilecek. Maxis, yeşil yatırım alanındaki fon yönetimi uzmanlık birikimini derinleştirecek."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.