SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yeşil Dönüşüm

Ekometre - Yeşil Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor Haber

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), özellikle sanayi malları üzerinden kurgulanarak ikili ticaret hacmini önemli ölçüde büyüttü. Ancak aradan geçen 30 yılda küresel ticaret yapısı kökten değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve kamu alımları gibi yeni alanlar mevcut anlaşmanın yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. İkili ticaret hacminin 8 kat artarak 230 milyar doları aştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100 seviyesine yakın seyrettiği bildirildi. Bu süreçte orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 43.5’e yükselmesi ve Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın iki katına çıkması dikkat çekti. Ancak mevcut yapının artık küresel ekonominin yeni dinamiklerini karşılamakta zorlandığı değerlendirmesi yapılıyor. 3 AŞAMALI SÜREÇ Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelerin resmen başlayabilmesi için ilk adımın AB Komisyonu tarafından atılması gerekiyor. Komisyon, güncelleme için kapsam ve çerçeveyi içeren müzakere taslağını hazırlayarak yetki talebinde bulunuyor. Ancak Komisyon tek başına müzakere başlatamıyor. Resmi yetkilendirme kararı ise üye ülkeleri temsil eden AB Konseyi tarafından alınıyor. Konsey, Komisyon’a müzakere yetkisi verdiği takdirde süreç teknik olarak başlatılmış sayılıyor. Mevcut aşamada beklenen adımın bu yetkilendirme kararı olduğu belirtiliyor. Müzakereler tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak nihai anlaşma metninin yürürlüğe girebilmesi için ise Avrupa Parlamentosu onayı gerekiyor. TÜRKİYE REKABET GÜCÜNÜ KORUMALI Türk özel sektörü, AB üyesi ülkelerin siyasi başlıkları bir yana bırakıp resmi görüşmelerin başlaması için kapıyı açmasını talep ediyor. Çünkü değişen dünya konjonktürüyle birlikte AB’nin tedarik kanallarını Türkiye ile güvenceye alması mümkün. Türkiye ise hem yeni gelişen sektörleri kapsayan hem de üçüncü ülkelerle ticarette yaşanan asimetriyi gideren bir Gümrük Birliği güncellemesi ile rekabet gücünü korumak istiyor. ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLÜ Türk iş dünyasında güncelleme süreci ‘kazan-kazan’ formülü çerçevesinde ele alınarak şu başlıklar öne çıkarılıyor: 1. Hizmetler, tarım ve kamu alımlarının kapsama alınması 2. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında (STA) eş zamanlı ve bağlayıcı katılım sağlanması 3. Ulaştırma kotalarının kaldırılması ve lojistik engellerin azaltılması 4. Yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin finansman ve teknik işbirliğiyle desteklenmesi 5. Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlanması. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin, mevcut ticaret hacmini artırmanın ötesinde, Avrupa değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve küresel rekabette konumun sağlamlaştırılması açısından yapısal bir adım olacağı değerlendiriliyor. STA’LARDA UYUMSUZLUK VAR İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin şu anki halinde yaşanan en büyük sorunlardan birinin iki tarafın bağımsız olarak imzaladığı STA’ların giderek uyumsuzluk yaratması olduğunu söyledi. Zeytinoğlu, “STA konusunda AB ve Türkiye arasında giderek artan bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin 44 STA’sına karşılık AB’nin 80’e yakın ülke ve bölge ile ticaret, ortaklık anlaşmaları bulunuyor. AB ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler Türkiye pazarına da gümrüksüz erişim sağlarken, Türkiye ayrı bir STA’sı olmadığı zaman bu ülkeyle ticaretini serbestleştiremiyor. Yani mütekabiliyet ortadan kalkıyor” diye konuştu. HİNDİSTAN-MERCOSUR FAKTÖRÜ AB, Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Hindistan Anlaşması ile ticari ağlarını 1 milyar 800 milyona yakın bir nüfusu kapsayan coğrafyaya kadar genişletti. AB, bunun yanı sıra Endonezya ile STA müzakerelerini tamamlarken, Meksika ile Global Anlaşması’nı modernize etti. Bu durumun AB’nin Çin ve ABD dışında önemli ticaret oyuncuları ile serbest ticaret ağını giderek genişletip, konsolide etmesi anlamına geldiğini söyleyen Zeytinoğlu, şu uyarıyı yaptı: “Gümrük Birliği’nin yapısı gereği, ticaretteki değişimlere adapte olacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Türkiye ve AB, masaya oturup giderek büyüyen sorunları çözmek için çaba sarf etmeli.” TARİFELER VE ÇİN Öte yandan, ABD tarifeleri ve Çin’in agresif dış pazar politikası dikkate alındığında AB’nin ticari kayıpları söz konusu. Bu nedenle AB için de Türkiye ile ekonomik ve sınai tamamlayıcılık, ekonominin dirençliliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı açısından güncelleme kaçınılmaz gözüküyor. Zeytinoğlu, bu durumun AB açısından sadece ticaret değil, yatırım açısından da olumsuz bir tabloya neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “AB açısından Türkiye’nin aldığı ticari korunma tedbirleri sebebiyle kayıplar gerçekleşiyor. Örneğin İtalya’dan yapılan ithalatta 2024 ve 2025 arasında yüzde 18’lik bir azalma var. Ayrıca AB tedarik zincirlerini güçlendirme, daha dayanıklı hale getirme ve çeşitlendirme arayışı içinde. Türkiye, bu açıdan sınai kapasitesi ile önemli bir ortak. Ayrıca ticaretin yanı sıra yatırım boyutuyla da düşündüğümüzde Gümrük Birliği ilişkisinin statik kalması ve yıpranması AB açısından da kayıptır.” AB LİDERLERİNE AÇIK MEKTUP DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri tarafından hazırlanan ve Türk iş dünyasının beklentilerini içeren açık mektup, 26 AB üyesi ülkenin iş konseyi başkanının imzasıyla Avrupa Birliği liderlerine gönderildi. MADE IN EUROPE UYARISI Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve çelik kotalarını ‘yeni ticaret duvarları’ olarak tanımlayan DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin Made in Europe yaklaşımıyla üretimi kendi sınırları içine çekme eğilimine dikkat çekti. Türkiye’nin bu çemberin dışında bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Olpak, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. ‘TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAK’ DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise Türkiye-AB ilişkisinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik entegrasyon ve ortak üretim anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, sanayi altyapısı, enerji ve lojistik gücüyle Avrupa’nın stratejik geleceğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Yalçındağ, bu yıl somut sonuçlar alınması çağrısında bulundu. İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: BAKANLIĞIN HASSASİYETLE GEREKENİ YAPACAĞINA İNANIYORUZ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını hızla güncellemesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini söyledi. Avdagiç, “AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması yararlı olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz. Öte yandan, mevcut küresel konjonktürde STA imzaladığımız diğer ülkelerle ithalat-ihracat dengesi göz önüne alınarak STA’ların yeniden müzakere edilmesi ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi. BAKAN BOLAT: GÜNCELLEME AB İÇİN DE ZORUNLULUK Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği yönündeki görüşlerin gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Bolat, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yalnızca Türkiye için değil, AB’nin ekonomik güvenliği açısından da zorunluluk haline geldiğini vurguladı. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetriler ve karar alma süreçlerine Türkiye’nin sınırlı katılımının güncelleme tartışmalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Bolat, taşımacılık kotaları ve iş insanlarının serbest dolaşımının önemine dikkat çekti. Bolat, Avrupa Komisyonu ile ‘Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’ toplantılarının başlatıldığını, Gümrük Birliği kapsamında sorun oluşturan 29 alt başlıktan 15’inin karşılıklı uzlaşıyla çözüldüğünü belirtti. Kalan başlıklar için temasların ve toplantıların sürdüğünü aktardı. Bolat, müzakerelerin resmen başlayabilmesi için AB Konseyi tarafından Komisyonun yetkilendirilmesi gerektiğini, bu süreç beklenirken teknik diyalog kanallarının işletildiğini söyledi.

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor Haber

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor

Bu yıl beşincisi düzenlenen foruma, uluslararası kurumlardan üst düzey konuşmacılar katıldı. Konuşmalarda; ESG koordinasyonunun yönetim, finans ve üretim alanlarında sağlandığı ölçüde, kurumların verimli ve sürdürülebilir sonuçlar elde edebileceği vurgulandı. Katılımcılar, ESG kapsamındaki kazanımlar ve karşılaşılan zorluklar doğrultusunda kurumların daha sorumlu ve sürdürülebilir uygulamalara yönelmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca en güncel trendler ve fırsatlar hakkında içgörüler ve deneyimler paylaşıldı. Forum kapsamında; sürdürülebilir finans, havacılık sektöründe yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, ESG girişimlerinde yapay zeka uygulamaları gibi konular ele alındı. Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğunun ESG kriterlerine hızla adapte olduğu ifade edilirken, uzun vadede sürdürülebilirliğe ne ölçüde uyum sağlanacağı zamanla görülecek. Küresel Ticaretin Yeni Anahtarı: Yeşil ve Sürdürülebilir Stratejiler BCCT Başkanı Chris Gaunt, OBE, etkinliğin açılış konuşmasında şunları söyledi: “Beş yıldır bu forumu düzenleyerek iş dünyasında ESG ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz. ESG, geleceğimizin teminatı olan küresel sürdürülebilirlik için, bireylerden kurumlara kadar tüm paydaşlar için kritik bir platform sunuyor. Türkiye’deki şirketlerin 2030 yılına kadar karbon azaltımına dayalı yeşil stratejiler geliştirmesi hedefleniyor. Yakın gelecekte uluslararası ticaret yapan büyük ve orta ölçekli şirketler ile onların tedarik zincirleri, bu stratejilerle uyumlu değilse Avrupa ve ABD’ye ihracat koşulları zorlaşacak. Karbon ayak izini azaltmaya yönelik programları uygulamayan şirketlerin ise finansmana erişimi giderek daha da kısıtlanacak.” Uzman konuşmacılar, sürdürülebilirliğin 2025 ve sonrasında geleceğe hazırlıklı şirketler için kurumsal stratejilerin merkezinde yer alacağını vurguladı. Çevre odaklı hedefler, toplumsal etki, tedarik zinciri dönüşümü, ESG ile yapay zekâ entegrasyonu gibi gelişmekte olan trendlerin yanı sıra, şirket yönetimlerinin ESG’yi dönüşüm süreçlerinin kalbine yerleştirmesi gerektiğinin altı çizildi. Etkinlik konuşmacılarından BCCT üyesi ve Tloec’in sahibi Matthew Warner, sürdürülebilirlik konusunda hassasiyet duyan herkesin bu bilinci yayma sorumluluğu taşıdığını belirtti. “Yeşil strateji” kavramının sosyal medyada yükselen bir trend hâline geldiğine dikkat çekti. İstanbul Büyükada’da, sebze ihtiyacının doğrudan yerinde üretildiği yeni bir lüks yaşam projesine atıfta bulunarak, sürdürülebilirlik konusunda fark yaratmak isteyen vizyoner geliştiricilerin sektörde sınırları zorladığını ifade etti. Ancak, konut geliştirme alanında gerçek bir dönüşümün sağlanabilmesi için devlet, özel geliştiriciler, danışmanlar ve alıcıların yaşam tarzlarına dair değer değişimlerinin uyum içinde gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı. “ESG ve Sürdürülebilir Yatırım Forumu-Türkiye 2025” etkinliğinin gerçekleşmesine katkıda bulunan kurumlar; Limak Yenilenebilir Enerji, Pekin& Pekin, ACCA Turkey, TLOEC

Yeşil dönüşümün faturası hane halklarına yansıyor Haber

Yeşil dönüşümün faturası hane halklarına yansıyor

Sempozyuma katılan uzmanlar, Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamaların, uluslararası ticarette yeni bir rekabet ortamı oluşturduğunu ve özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde büyük bir baskı yarattığını vurguladı. Vergi Hukuku Uzmanı Prof. Dr Funda Başaran Yavaşlar ve Dr. Emre Akın öncülüğünde "Hukuki ve Ticari Açıdan Yeşil Vergiler ve Vergi Teşvikleri" başlıklı uluslararası bir sempozyum düzenlendi. TOBB İstanbul-Levent Hizmet Binası'nda gerçekleşen sempozyuma, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Konseyi Başkanı Osman Dinçbaş, TOBB Vergi Danışma Kurulu Başkanı Fatih Dural, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Kamu Özel Daire Başkanı Sedef Yavuz Noyan ve Trasta Grubu CEO’su Bülent Görer açılış konuşması ve oturum başkanlıklarıyla katılım gösterdi. Sempozyumda, Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar, Prof. Dr. Reuven Avi-Yonah, Prof. Dr. Joachim Englisch, Prof. Dr. Feng Long, Dr. Rainald Vobbe, Dr. Emre Akın, Dr. Ali Osman Özdilek, Eray Akdağ, Özgün Çınar, Nadir Gülhan ve Yılmaz Şahin gibi alanında uzman isimler yeşil dönüşüm çerçevesinde ortaya çıkan mali yükler, ülkelerindeki sistem, bunların uluslararası ticaret ile kendi sektörlerine etkileri konusunda fikirlerini açıkladılar. Çevre dostu üretim ve tüketim hane halklarının mali yükünü artıyor. Sempozyumda, çevre dostu üretim ve tüketimin küresel bir zorunluluk haline geldiği ve bu durumun işletmeler ve hane halkları üzerindeki mali yükler konusuna dikkat çekildi. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Vergi Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Funda Başaran Yavaşlar, çevre dostu üretim ve tüketimin artık küresel bir zorunluluk olduğunu ancak Net Sıfır hedefine ulaşmak için getirilen ve getirilmesi planlanan uygulamaların işletmeler ve hane halkları üzerinde ciddi mali yükler oluşturduğu söyledi. Yavaşlar ‘’ Uluslararası ticareti ve böylece tüketimi daha maliyetli hale getiren mali yüklerin, haklı rekabete ve insanların ihtiyaçlarını karşılaması gerekliliğine en az zarar verecek şekilde biçimlendirilmesi ve gerekli noktalarda işletme ve hanelere destek olunması gerekiyor. Dolayısıyla, çevre dostu üretim ve tüketim, çok katmanlı; insan hayatı, üretim, ticaret ve tüketim beşgeni içinde hassas dengelerin kurulması ve korunması gereken bir konudur.’’ diye konuştu. Avrupa Birliği’nin, Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması üzerinden üçüncü ülkelerdeki işletmeleri de yeşil dönüşüme zorladığını ifade eden Yavaşlar ‘’Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika buna karşılar ve bu sorunu Kasım ayı içinde Bakü’de gerçekleştiren 29. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın gündemine sokmak istediler, ama başarılı olamadılar. Şimdi, 2025’de Brezilya’da gerçekleştirilecek 30. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda tartışmak istiyorlar. Küresel iklim değişikliğinin ana sorumluları gelişmiş ülkeler olmasına rağmen, bu sorunun çözümünde gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelere bilgi, teknoloji ve mali destek konularında geri durdukları görülüyor. Oysa bu, küresel işbirliğini gerektiren bir sorun. Diğer yandan, 21. Yüzyılda küresel sağlığa yönelik en büyük tehdit olan iklim değişikliğini, çevre dostu üretim ve tüketim ile engelleyebilmek mümkün. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 9 Nisan 2024 tarihinde verdiği Verein KlimaSeniorinnen Schweiz ve Diğerleri İsviçre’ye Karşı davasında Devletlerin, iklim değişikliğinin zararlı etkileri ve risklerinden kaynaklanan yaşam, sağlık, refah ve yaşam kalitesine yönelik ciddi olumsuz etkilerden bireyleri etkin bir şekilde korumak zorunda olduklarını kabul etti. Ancak, bu amaçla alınacak önlemler, işletmeler ve hane halkları üzerinde ciddi mali yükler oluşturmakta. Bu mali yüklerden biri de vergi. Yeşil dönüşüm kaçınılmaz bir süreç olsa da, bu sürecin yönetimi konusunda dikkatli olunması gerekmekte. Yeşil mali yüklerin işletmeler ve hane halkları üzerindeki etkilerini minimize etmek ve adil bir geçiş süreci sağlamak için, hükümetlerin vergi teşvik ve sübvansiyonlar yoluyla işletme ve hane halklarını koruması şart. Bunun için ise, Anayasa’da yapılacak bir değişiklikle, iklim değişikliği, deprem gibi hayati çok az sayıda konu için özel vergi yolu açılmalı, Anayasal sınırlar ve denetim konusunda zayıf kalan fon mali yükümlülüğünden kaçınılmalı‘’ dedi.

Dünya Bankası, 155 milyon dolarlık krediye onay verdi Haber

Dünya Bankası, 155 milyon dolarlık krediye onay verdi

Kredi, Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak amacıyla değerlendirilecek. Kredi tutarları, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası aracılığıyla kullandırılacak. Bankadan yapılan açıklamaya göre, Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, sermaye finansmanı sağlanması ve özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi yoluyla Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak için 155 milyon dolarlık krediyi onayladı. Kredi tutarları Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) aracılığıyla kullandırılacak ve TSKB de bu fonları Türkiye Yeşil Fonu'nun kısmi sermayelendirmesi için kullanacak. Türkiye Yeşil Fonu, yeşil şirketler ile yeşil dönüşüm sürecindeki şirketlere sermaye finansmanı sağlayacak. Fon, Türkiye'nin en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ (Maxis) ile proje kapsamındaki uygulayıcı kuruluş tarafından yönetilecek. Proje büyüklüğü 405 milyon dolara ulaşacak Projenin toplam büyüklüğünün, Dünya Bankası kredisine ek olarak fon ve yatırım yapılan şirket düzeyinde toplam 250 milyon dolarlık özel sermayenin harekete geçirilmesiyle 405 milyon dolara ulaşması bekleniyor. Proje, şirketlerin karbondan arınma uygulamalarını ve yeşil teknolojilere yaptıkları yatırımları, Yeşil Fon yoluyla özel sermaye sektörünün geliştirilmesini, finansal sektörün çeşitlendirilmesini, şirketlerin çeşitlendirilmiş uzun vadeli finansmana erişimlerinin geliştirilmesini, yüksek şirket kaldıraç oranlarının düşürülmesini, yeşil dönüşüme ve geliştirilmiş iklim eylemine yönelik finansmanın hızlandırılmasını destekleyecek. Yeşil dönüşüm şirketler için önem taşıyor Dünya Bankasının 2022 yılında yayımladığı Ülke İklim ve Kalkınma Raporu'na göre Türkiye'deki şirketleri karbondan arındırmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak, ülkenin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmak, büyüme potansiyellerini artırmak ve istihdam yaratmak için yeşil teknolojilere yatırımda bulunması gerekiyor. Enerji sektörü en büyük karbondioksit emisyon kaynağı olarak belirlenirken bu sektörü imalat sanayisi ve tarım sektörleri izliyor. Türkiye'nin belirlediği yeşil hedeflere ulaşabilmesi için şirketlerin karbondan arınmaları gerekiyor. Aynı zamanda, özellikle AB Yeşil Mutabakatı'nın ardından, şirketlerin büyüme potansiyellerini korumaları için karbondan arınmaları önem taşıyor. Şirketler, yeşil dönüşüme yönelik yatırım ihtiyaçları göz önüne alındığında, bilgi transferiyle birlikte uzun vadeli finansmana da ihtiyaç duyacak. Kobi'lere öncelik verilecek Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Türkiye Yeşil Fonu'nun, özellikle KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketler başta olmak üzere yeşil veya yeşil dönüşüm sürecindeki yenilikçi şirketlere yapılan yatırımlara öncelik vereceğini belirterek, şunları kaydetti: "Proje aynı zamanda yatırım potansiyeli olan kadınları kapsayıcı şirketleri belirleyerek eşitlikçi yatırımları da geliştirecektir. Bu proje sayesinde, Türkiye'nin finans sistemi özel sermayeyi çekerken özel sermaye sektörü derinleşecek ve fonlardan faydalanacak. TSKB sermaye piyasası faaliyetleri yoluyla yeşil finansmana öncülük etme kapasitesini artıracak. Şirketler, karbonsuzlaşma süreçleri ve yeşil teknoloji yatırımları için uzun vadeli finansmana erişebilecek. Maxis, yeşil yatırım alanındaki fon yönetimi uzmanlık birikimini derinleştirecek."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.