SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yerli Üretim

Ekometre - Yerli Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yerli Üretim haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı Haber

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap: “Türk jeotermal sektörü olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı, 2035 yılında 4 bin 500 megavat jeotermal enerji kurulu güç hedefini başarmaya hazırız.” “Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı.” “Vatandaşımız, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.” Jeotermal Enerji Derneği, sektörünü tek bir noktadan koordine edecek idari yapının kurulmasını, izin süreçlerinin hızlandırılmasını, arama ve sondajda destek mekanizmalarının geliştirilmesini ve Jeotermal Kanunu’nun günün ihtiyaçlarına göre yenilenmesini talep etti. Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, derneğin taleplerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Alparslan Bayraktar ve Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan başta olmak üzere ilgili tüm Bakanlık bürokrasisi ile paylaştıklarını belirtti. Öncelikli talep 2040 takvimi Kındap, sektörün ilk ve en öncelikli gündem maddesinin Yenilenebilir Enerji Kaynakalrı Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki santrallerin işletmeye giriş tarihinin 31 Aralık 2030 tarihinden 2040 yılına uzatılması olduğunu vurguladı. Güneş enerjisi ile hibrit jeotermal santrallerin geliştirilmesi, jeotermalin entegre kullanımının teşvik edilmesi ve tesislerin bulunduğu sahalarda yerele doğrudan pay sağlayacak devlet hakkı uygulamaları önerdiklerini kaydeden Ali Kındap, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’mıza ilettiğimiz öneriler arasında; stratejik mineraller ve Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler konusunda da yeni düzenlemeler, jeotermal enerji santrallerinin ruhsatlandırma, izin, denetim, imar ve taşınmaz temini süreçlerinin tek merkezden koordine edilmesi yer alıyor. Arama ve sondaj yatırımlarında risk paylaşımı ve sigorta modeli dahil olmak üzere, petrol ve doğal gazda olan teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, yatırımcıya uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanması da sektörümüzün altı çizilmesi gereken talepleri arasında bulunuyor.” dedi. 4.500 MW Kurulu güç hedefini başarırız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyaya ilan edilen 2035 yılı Ulusal Enerji Hedefi politika belgesinde, bugün bin 800 Megavat (MW) seviyesinde olan jeotermal enerji kurulu gücünün 9 yıl sonra iki buçuk kat artışla 4 bin 500 MW’a yükselmesinin öngörüldüğünü anımsatan Ali Kındap, Türk jeotermal sektörünün motivasyon, finansal güç ve yetişmiş insan kaynağı başlıklarında bu büyük yatırım ajandasını gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirdi. Mevcut bürokratik yapıda jeotermal yatırımlarının, merkezi ve yerel yönetim kurumlarında farklı uygulamayla karşı karşıya kaldığını belirten Kındap, bu durumun yatırım sürelerini uzattığını, maliyetleri artırdığını ve denetimde ortak kuralların ve standartların uygulamasını zorlaştırdığını söyledi. Bütüncül bir kanun ihtiyacı Yeni yasama yılının jeotermal yatırımlar için bir dönüm noktası olabileceğinin altını çizen JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerimize çağrıda bulunuyoruz. İklim koşullarından bağımsız, yüksek kapasite faktörüyle kesintisiz üretim yapabilen, şebeke dostu, tamamen yerli, temiz ve çok amaçlı olan jeotermal kaynaklarımızın ülkemize çok daha yüksek seviyede değer yaratmasını istiyoruz. Türkiye’nin enerji arz güvenliği, tarımsal üretimi, bölgesel kalkınması ve net sıfır hedefleri açısından jeotermalin taşıdığı değer, yalnızca kurulu güç rakamıyla ölçülemez. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımıza sunduğumuz önerilerin, yeni yasama yılında TBMM’nin ortak iradesiyle kalıcı düzenlemelere dönüşmesini bekliyoruz. Kamu yararını, çevresel sürdürülebilirliği, yerel kalkınmayı ve yatırım güvenliğini aynı zeminde buluşturan yeni bir dönem başlatabiliriz. Türk jeotermal sektörünün yarım asra yaklaşan birikimini, bugünün enerji güvenliği ve iklim hedefleriyle buluşturacak yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyacımız var. Aramadan üretime, denetimden çevresel izlemeye kadar tüm süreçlerin ortak standartlarla yürütülmesi; yatırımcı, kamu ve bölge halkı açısından güveni güçlendirecektir. Sektörümüzün beklentisi, yeni yasama yılında bütüncül Jeotermal Kanunu’nun Meclis gündemine alınmasıdır.” Türk Jeotermal Sektörü TBMM’den neler bekliyor? Jeotermal kaynaklara ilişkin ruhsatlandırma, sicil, denetim, kaynak koruma, veri yönetimi ve idari yaptırım süreçlerinin uzmanlaşmış güçlü bir yapı tarafından koordine edilmeli. Kesintisiz elektrik üretiminin yanında ısıtma, seracılık, kurutma, termal turizm ve stratejik madencilik uygulamaları ile ekonomiye çok yönlü değer sunan jeotermal kaynakların taşıdığı büyük potansiyel, bütüncül bir kanunla harekete geçirilmeli. Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarındaki süreçleri hızlandırmak amacıyla getirilen “Süper İzin” benzeri kolaylaştırıcı düzenlemeler, jeotermal enerji yatırımlarını da kapsamalı. Lisanslı bir jeotermal santralin alanı, üretim ve reenjeksiyon kuyuları ile akışkan isale hatlarını kapsayan tüm taşınmaz temini işlemleri EPDK tarafından tek elden yürütülmeli. Petrol ve doğal gaz aramalarında uygulanan vergi istisnası ve muafiyetlere benzer destekler; jeotermal arama, sondaj, rezerv geliştirme ve üretim kuyularına da sağlanmalı. Kamu destekli bir “Jeotermal Arama Risk Fonu” ile risk paylaşım ve sigorta mekanizması kurulmalı; arama ve sondaj yatırımlarında KDV, ÖTV, damga vergisi ve harç istisnaları sağlanmalı. Sondaj ekipmanları ile yüksek sıcaklığa dayanıklı ekipman ve ölçüm cihazlarında yerli üretim geliştirilmeli ve yatırımcıların yerli ekipmana erişimi teşvik edilmeli. Jeotermal kaynakların sürdürülebilirliği ve çevrenin korunması bakımından kritik öneme sahip olan reenjeksiyon yatırımları stratejik çevre yatırımı olarak kabul edilmeli. Jeotermal akışkanın içerdiği lityum, bor, potasyum ve diğer ekonomik değere sahip elementlerin geri kazanılmasına ilişkin yasal belirsizlikler giderilmeli. Bu yatırımlar, jeotermal işletme faaliyetinin tamamlayıcı unsuru olarak görülerek; stratejik yatırım, kritik mineral yatırımı veya yüksek teknoloji yatırımı olarak desteklenmeli. Dünyada uygulama alanı hızla artan Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler (Enhanced Geothermal System - EGS), ve “kızgın kuru kayaç” teknolojilerine yönelik ayrı bir mevzuat ve teşvik altyapısı oluşturulmalı. Jeotermal santrallerin iç tüketiminin diğer yenilenebilir enerji tesislerine göre çok daha yüksek olduğu gerçeğinden hareketle, yardımcı kaynağa dayalı hibrit kapasitelerin belirlenmesinde öncelikle tesislerin iç tüketimini karşılayacak asgari kapasite güvence altına alınmalı. Büyük ova kısıtları nedeniyle yardımcı kaynak tesislerinin mutlaka ana santrale bitişik olması koşulunun JES’ler için esnetilerek, ruhsat sahası içinde veya dışında uygun alanlarda kurulumuna izin verilmeli. Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı. Jeotermal kaynakların teknik ve rezerv kapasitesinin uygun olduğu bölgelerde konut ısıtması, sera ve tarımsal üretim için yerel kullanıma pay ayrılması ile jeotermalin sosyal kabulü güçlendirilmeli. Bölge halkı, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.

Platform günleri 2026 İstanbul’da başladı Haber

Platform günleri 2026 İstanbul’da başladı

17–19 Eylül tarihlerinde Tuzla Autodrom’da gerçekleştirilecek organizasyon; üreticilerden kiralama şirketlerine, distribütörlerden teknik hizmet ve ekipman tedarikçilerine kadar tüm sektörü aynı sahada bir araya getiriyor. Yerli ve Uluslararası sektör temsilcileri tuzla’da buluştu PLATFORMDER’in ana desteği ve Uluslararası Yükseltici Platform Federasyonu’nun (IPAF) resmî partnerliğiyle gerçekleştirilen Platform Günleri 2026; yeni nesil personel yükseltici platformlar, vinç ve forkliftlerin yanı sıra güvenlik teknolojileri ve dijital filo yönetimi çözümleriyle de sektör profesyonellerini buluşturdu. Bu yıl beşincisi düzenlenen Platform Günlerinde üç gün boyunca 1.500–2.000 profesyonel ziyaretçinin ağırlanması hedefleniyor. Organizasyonun uluslararası ayağında Çin, ABD, Fransa, Almanya ve İtalya merkezli markalar yer alırken; yerli üreticiler de Türkiye’nin gelişen mühendislik ve üretim kapasitesini sergiliyor. Platform Günleri; yeni satış ve kiralama bağlantılarının yanı sıra distribütörlük, yatırım ve uluslararası iş birliklerine zemin oluşturacak. 35 bin platformdan 30 bini kiralık platform kiralama pazarı 600 milyon tl Personel yükseltici platformların kullanımı inşaatın yanı sıra sanayi tesisleri, depolar, enerji tesisleri, belediye hizmetleri, bakım-onarım, perakende ve açık hava reklamcılığı gibi farklı alanlarda bir iş güvenliği önlemi olarak yaygınlaşıyor. Türkiye’de aktif personel yükseltici platform sayısı yaklaşık 35 bine, kiralama filolarındaki makine sayısı ise yaklaşık 30 bine ulaşmış durumda. Sektörün son sekiz yıldaki büyüme oranı yüzde 114 olarak gerçekleşti. Platform kiralama sektörünün cirosu ise 2018’den bu yana yüzde 684 artışla 600 milyon TL’ye yükseldi. Sektörün önümüzdeki beş yıllık hedefi ise Türkiye’deki platform parkını 50 bin adede çıkarmak. Günaydın: "Platformda yerli üretim artıyor" Tuzla Autodrom’da gerçekleştirilen Platform Günleri’nin açılış töreninde konuşan Platformder Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Günaydın, "Platform Günleri, sektörel kalkınmanın ve birlikte büyümenin yoludur." sözleriyle konuşmasına başladı. Günaydın, sektörün büyümesinin yalnızca makine parkındaki artışla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek Platform Günleri’nin üretim, yatırım ve ticari ilişkiler açısından taşıdığı önemi vurguladı: "Türkiye’de sektörümüz büyürken yerli üretim kapasitemiz de güçleniyor. Türkiye’nin üretim kabiliyetine ve girişimcilerimizin cesaretine güveniyoruz. Yerli üreticilerimizin gelişmesini, firmalarımızın dünya pazarlarında daha güçlü yer almasını istiyoruz. Platform Günleri’nde üreticiyi, kiralama şirketini, distribütörü, kullanıcıyı ve uluslararası markaları aynı sahada buluşturuyoruz. Burada yapılan bir görüşmenin yeni bir iş ortaklığına, sahada gerçekleştirilen bir demonstrasyonun ise doğru bir yatırım kararına dönüşebilmesi bizim için önemli. Hedefimiz, burada kurulan bağlantıların organizasyon sonrasında da kalıcı ticaret üretmesidir." Platform Günleri’nin uluslararası sektörle ilişkilerin geliştirilmesinde de önemli bir rol üstlendiğini belirten Günaydın, Türkiye’nin üretim ve hizmet kabiliyetinin yeni pazarlara taşınmasını hedeflediklerini ifade etti. Ana gündem iş güvenliği Platform Günleri’nin öne çıkan başlıklarından birini de yüksekte güvenli çalışma oluşturuyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın SGK bildirimleri üzerinden yaptığı analize göre, 2013–2023 döneminde inşaat sektöründeki ölümlü iş kazalarının ortalama yüzde 40,7’si yüksekten düşme nedeniyle meydana geldi. Korkuluk sistemiyle çalışanı sürekli koruma altında tutan yükseltici platformlar ile iş kazalarının yüzde 80'i önlenebiliyor. Bu nedenle inşaatlar, depolama alanları ve AVM gibi ortamlarda platformlar kiralanarak iş güvenliği için kullanılıyor. Platformder; doğru ekipman kullanımı, eğitimli operatör ve güvenlik kültürünün birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Platformder Başkanı Günaydın, "Bütün bu hedeflerin merkezinde ise insan var. En önemli başarı ölçümüz, çalışanlarımızın günün sonunda evlerine sağ salim dönmesidir. Güvenli çalışma kültürü, verdiğimiz her kararın ve yaptığımız her işin ayrılmaz parçası olmalıdır." sözleriyle iş güvenliğinin önemine vurgu yaptı. Personel yükseltici platform sektörü büyüyor Açılış töreninde konuşan Hybrid İletişim Genel Müdürü Gökhan Kuyumcu ise Platform Günlerinin bu yıl resmi fuar statüsüyle yapıldığına vurgu yaptı: "Beş yıldır büyük bir heyecan ve özveriyle düzenlediğimiz Platform Günleri’nin her geçen yıl güçlenerek büyüdüğünü görmek bizim için büyük bir mutluluk. Sektörün desteği ve artan katılımla bugün geldiğimiz noktada organizasyonumuzun Türkiye Fuar Takvimi’nde yer alan resmi bir fuar hüviyeti kazanmış olmasını da bu gelişimin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz." Geleceğin ustaları sektörle buluşuyor Organizasyonun bu yılki sosyal ve sektörel başlıklarından biri de "Geleceğin Ustaları Atölyesi". Haydarpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde hayata geçirilen proje ile sektörün nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sağlanması ve mesleki eğitim ile istihdam arasında doğrudan bir köprü kurulması hedefleniyor. Proje kapsamında öğrencilerin üzerinde çalışarak revize ettiği personel yükseltici platformlar da etkinlikte sergileniyor. Öğrenciler öğretmenleriyle birlikte sektör profesyonelleriyle buluşarak çalışmalarını tanıtma fırsatı yakalıyor. Platformder, projeyi gençlerin teknik becerilerinin geliştirilmesi ve sektörün gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor.

Peugeot Rifter, Made in Türkiye etiketiyle Bursa’da üretilecek Haber

Peugeot Rifter, Made in Türkiye etiketiyle Bursa’da üretilecek

PEUGEOT Rifter’ın 2026 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren Bursa’daki Tofaş Fabrikası’nda üretimine başlanacağını söyleyen PEUGEOT Marka Direktörü Gupse Kaplan, “Bu gelişme, PEUGEOT’nun Türkiye pazarına ve ülkemizin güçlü otomotiv üretim altyapısına duyduğu güvenin de önemli bir göstergesi. Türkiye, markamız için yalnızca güçlü bir pazar değil, aynı zamanda giderek daha stratejik bir üretim merkezi konumuna geliyor. Expert Van ve Expert Traveller’ın ardından Rifter’ın da yerli üretim ürün gamımıza katılmasıyla Türkiye’deki hafif ticari araç operasyonlarımızı yeni bir seviyeye taşıyoruz. Yerli üretimin gücüyle segmentlerimizde daha iddialı bir konuma ulaşmayı ve PEUGEOT’nun hafif ticari araç pazarındaki payını sürdürülebilir biçimde büyütmeyi hedefliyoruz” dedi. Avrupa hafif ticari araç pazarının önemli oyuncularından PEUGEOT, profesyonellerin ve ailelerin uzun yıllardır tercih ettiği Rifter modelini Türkiye’de üretmeye hazırlanıyor. PEUGEOT’nun C segmentindeki 30 yıllık deneyimini temsil eden Rifter, 2026 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren Bursa’daki Tofaş Fabrikası’nda “Made in Türkiye” etiketiyle üretilecek. Böylece PEUGEOT, hâlihazırda Bursa’da üretilen Expert Van ve Expert Traveller modellerinin ardından Rifter’ı da yerli üretim ürün gamına ekleyecek. Yerli üretim avantajı ile pazarda güçleneceğiz! İlk kez 1996 yılında Partner adıyla yollara çıkan Rifter, yerli üretimin sağlayacağı güçle Türkiye pazarındaki konumunu daha da ileri taşımaya hazırlanıyor. Rifter’ın Türkiye’de üretilecek olmasının marka açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten PEUGEOT Marka Direktörü Gupse Kaplan, “PEUGEOT’nun hafif ticari araç alanındaki 30 yıllık deneyimini temsil eden Rifter modelimizin Bursa’daki Tofaş fabrikamızda üretilecek olması bizim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Bu gelişme, PEUGEOT’nun Türkiye pazarına ve ülkemizin güçlü otomotiv üretim altyapısına duyduğu güvenin de önemli bir göstergesi. Türkiye, markamız için yalnızca güçlü bir pazar değil, aynı zamanda giderek daha stratejik bir üretim merkezi konumuna geliyor. Expert Van ve Expert Traveller ile başladığımız yerli üretim hamlemizi Rifter ile daha da ileri taşıyoruz. Tasarımından sürüş keyfine kadar SUV kodlarını barındıran, kısa sürede sınıfının referans modeli haline gelen PEUGEOT Rifter, artık yerli üretimin avantajıyla yollara çıkmaya hazırlanıyor. Yerli üretimin sağlayacağı lojistik ve tedarik avantajlarıyla hafif ticari araç pazarındaki konumumuzu güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi. Expert ailesiyle başlayan yerli üretim hamlesi büyüyor! PEUGEOT, Bursa’daki Tofaş Fabrikası’nda Expert Van’ın ardından 8+1 kişilik Expert Traveller modelinin de üretimine başlamıştı. Rifter’ın üretim programına dahil edilmesiyle birlikte marka, Türkiye’deki yerli hafif ticari araç ürün gamını daha da genişletecek. Tofaş Fabrikası’nın üretim kalitesi, verimliliği, araştırma-geliştirme alanındaki bilgi birikimi ve araç geliştirme yetkinliği, PEUGEOT’nun Türkiye’deki üretim operasyonlarının büyümesinde önemli rol oynuyor. Expert Van ve Expert Traveller ile D segmentinde güçlenen PEUGEOT, Rifter’ın da devreye alınmasıyla C segmenti hafif ticari araç segmentindeki iddiasını yerli üretimle destekleyecek. Yerli üretimin, Türkiye’de hafif ticari araçların gücüne güç katan en önemli unsurlardan biri olduğuna dikkat çeken Gupse Kaplan, “Expert Van ve Expert Traveller modellerimizle yakaladığımız ivmeyi, Rifter’ın yerli üretimiyle daha da güçlendireceğiz. Böylece hem profesyonel müşterilerimize hem de çok yönlü bir araç arayan ailelere daha etkin bir ürün gamıyla ulaşacağız” açıklamasında bulundu. 2003’ten bugüne 213 bin 921 adetlik başarı! PEUGEOT’nun Türkiye’deki C segmenti hafif ticari araç yolculuğu, Partner ile başladı. Marka, 2019 yılında Rifter’ın pazara sunulmasına kadar bu segmentte Partner adıyla yer aldı. PEUGEOT, 2003 yılından bugüne Partner, Partner Tepee, Rifter ve Partner Van modellerinden oluşan C segmentinde toplam 213 bin 921 adetlik satış gerçekleştirdi. Bu satışların 174 bin 756 adedini kombi van modelleri oluştururken, panel van modellerinin toplam satışı 39 bin 165 adede ulaştı. 2019 yılında Rifter ve Partner Van adıyla Türkiye’de satışa sunulan modeller ise bugüne kadar toplam 84 bin 556 kullanıcıyla buluştu. Bu dönemde 67 bin 404 adet Rifter ve 17 bin 152 adet Partner Van satışı gerçekleştirildi. Rifter, PEUGEOT’nun hafif ticari araç satışlarının yüzde 72’sini oluşturuyor! PEUGEOT toplam hafif ticari araç satışları ile, 2026 yılının ilk 6 ayında Türkiye hafif ticari araç pazarında 11 bin 527 adetlik satış ve yüzde 9,8 pazar payı elde etti. Marka, 2025 yılını hafif ticari araç satışlarında toplam 26 bin 661 adetlik satış ve yüzde 9,4’lük pazar payı ile tamamlamıştı. Buna göre marka, 2025 sonuna kıyasla pazar payını 0,4 puan artırmış oldu. PEUGEOT Rifter, 2025 yılını 18 bin 154 adetlik satış ile, segmentinin en çok tercih edilen ikinci modeli olarak tamamlamıştı. 2026 yılının ilk 6 aylık döneminde 8 bin 350 adetlik satışla segmentindeki yerini korumaya devam etti ve PEUGEOT toplam hafif ticari araç satışlarının yüzde 72’sini oluşturdu. Rifter ve Partner Van’dan oluşan C segmenti modellerinin, markanın toplam hafif ticari araç satışları içerisindeki payı ise yüzde 82’ye ulaştı. Rifter’ın Türkiye’de profesyonel kullanıcıların yanı sıra geniş iç hacim, yüksek konfor ve çok yönlülük arayan aileler tarafından da güçlü biçimde tercih edildiğini vurgulayan Gupse Kaplan, şöyle devam etti: “Rifter ile haziran ayında 2 bin 278 adetlik satışa ulaşarak segmentin lideri olduk. Yılın ilk 6 ayında ise 8 bin 350 adetlik satış ile segmentte 2’nci sırada yer aldık. Rifter satışlarımızı geçen yılın aynı dönemine göre artırmayı başardık. Modelimizin PEUGEOT’nun toplam hafif ticari araç satışları içerisindeki yüzde 72’lik payı, Türkiye pazarındaki gücünü açıkça ortaya koyuyor. Yerli üretimin devreye girmesiyle bu güçlü performansı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.” PEUGEOT’nun hafif ticari araçlardaki iddiası yerli üretimle güçleniyor! Rifter’ın Bursa’da üretilecek olması, PEUGEOT’nun Türkiye’deki hafif ticari araç operasyonları açısından yeni bir dönemin başlangıcını oluşturuyor. Yerli üretimin sağlayacağı tedarik ve lojistik avantajlarıyla marka hem profesyonel müşteriler hem de geniş aileler için sunduğu ürün gamını daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor. PEUGEOT Marka Direktörü Gupse Kaplan, “30 yıllık hafif ticari araç deneyimimiz, Rifter’ın güçlü pazar performansı ve Türkiye’nin otomotiv üretimindeki yetkinliği bir araya geldiğinde çok önemli bir büyüme potansiyeli ortaya çıkıyor. Expert Van ve Expert Traveller’ın ardından Rifter’ın da yerli üretim ürün gamımıza katılmasıyla Türkiye’deki hafif ticari araç operasyonlarımızı yeni bir seviyeye taşıyoruz. Yerli üretimin gücüyle segmentlerimizde daha iddialı bir konuma ulaşmayı ve PEUGEOT’nun hafif ticari araç pazarındaki payını sürdürülebilir biçimde büyütmeyi hedefliyoruz” dedi.

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı Haber

Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılarından finansman çağrısı

"Üretim Takvimine Uygun Destek Şart"EZZİB'in düzenlediği finansman toplantısında sektörün krediye erişim sorunları masaya yatırıldı. İhracatçılar, reeskont kredilerinde mevsimsel limit artışı, döviz dönüşüm desteğinde kademeli teşvik ve yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için pozitif ayrımcılık talep etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerinin katıldığı toplantıda, mevcut finansman destekleri anlatılırken sektörün talepleri de doğrudan ilgili kurumlara iletildi. Ege İhracatçı Birlikleri hizmet binasında gerçekleştirilen toplantıda konuşan EZZİB Başkanı M. Emre Uygun, zeytin ve zeytinyağı sektörünün tamamen yerli girdilerle üretim yaptığını belirterek, finansman politikalarının sektörün üretim takvimine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. "Ham madde alım döneminde finansman ihtiyacı zirveye çıkıyor" Sektörün en yoğun finansman ihtiyacının eylül-ocak döneminde yaşandığını ifade eden Uygun, üreticilere peşin ve Türk lirası üzerinden ödeme yapıldığını hatırlattı. Bu nedenle özellikle ham madde alım sezonunda reeskont kredi limitlerinin artırılması ve kredi tahsis süreçlerinin hızlandırılmasının sektörün rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağını dile getirdi. Döviz dönüşüm desteğinde yeni model önerisi Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de ihracat gelirlerinin Türk lirasına dönüştürülmesini teşvik eden döviz dönüşüm desteği oldu. EZZİB, mevcut destek sisteminin geliştirilmesini isteyerek, yüzde 100 yerli üretim yapan sektörler için destek oranının yüzde 7'ye çıkarılmasını önerdi. Başkan Uygun ayrıca, ihracat gelirinin daha büyük bölümünü Türk lirasına çeviren firmalara daha yüksek destek verilmesini sağlayacak kademeli teşvik modeli önerisinde bulundu. Bu modelin hem Merkez Bankası rezervlerine katkıyı artıracağını hem de ihracatçıyı daha fazla döviz bozdurmaya teşvik edeceğini ifade etti. TCMB: Katma değeri esas alan model üzerinde çalışılıyor TCMB Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Mert Angılı, sektör bazlı farklı destek oranlarının uygulanmasının kamu politikaları açısından çeşitli zorluklar içerdiğini söyledi. Bununla birlikte, katma değer ve verimliliği esas alan daha adil bir destek mekanizması üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirtti. Reeskont kredilerinde yeni limitler açıklandı Toplantıda ihracatçılarla reeskont kredilerine ilişkin güncel bilgiler de paylaşıldı. Buna göre; Günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL'ye çıkarıldı.Firma başına günlük kullanım limiti 60 milyon TL olarak uygulanıyor.KOBİ dışındaki firmalar için toplam üst limit en az 2,5 milyar TL seviyesinde bulunuyor.Reeskont kredilerinde uygulanan yüzde 19,32 faiz oranının mevcut piyasa koşullarına göre avantajlı olduğu ifade edildi. Ayrıca Türk lirası reeskont kredisi kullanan firmalara yönelik döviz alım kısıtlamalarında da belirli esneklikler sağlandığı aktarıldı. Eximbank'tan yeni sigorta ve teminat modeli Toplantıda Türk Eximbank yetkilileri de ihracatçılara yönelik yeni uygulamaları paylaştı. Buna göre; Yurt dışı iştirakler,Depolar,Üçüncü ülkeler üzerinden yapılan transit ticaret işlemleri, belirli şartlar altında alacak sigortası kapsamına alınabilecek. Ayrıca sigortalı alacakların doğrudan kredi teminatı olarak kullanılmasına imkân sağlayacak yeni sistem üzerinde çalışıldığı açıklandı. Bu uygulamanın devreye girmesiyle ihracatçıların teminat mektubu maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor. Yeşil yatırımlara 8,5 yıla varan finansman Toplantıda Dünya Bankası kaynaklı Yeşil İhracat Kredisi hakkında da bilgi verildi. Programa göre gıda ile zeytin ve zeytinyağı sektörü de; güneş enerjisi,rüzgâr enerjisi,elektrikli araç,elektrikli forklift,enerji verimliliği,su tasarrufu yatırımları için 8,5 yıla varan vadelerle finansman kullanabilecek. Kasım 2023 sonrasında gerçekleştirilen uygun yatırımlar için geriye dönük finansman imkânı da bulunduğu belirtildi. Sektörün beklentisi: Finansmanda pozitif ayrışma Toplantının sonunda ihracatçılar, finansmana erişimde yaşadıkları sorunları TCMB, Türk Eximbank ve Türk Ticaret Bankası temsilcilerine doğrudan iletti. Sektör temsilcileri, tamamen yerli üretim yapan zeytin ve zeytinyağı sektörünün ihracattaki stratejik konumu dikkate alınarak finansman politikalarında mevsimsellik, üretim takvimi ve katma değer odaklı yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

NATO Zirvesi savunma sanayisine güç katacak Haber

NATO Zirvesi savunma sanayisine güç katacak

Zirve kapsamında yapılacak Savunma Sanayisi Forumu'nda milyarlarca dolarlık iş birlikleri ve yeni tedarik anlaşmalarının hayata geçirilmesi bekleniyor. Savunma sanayisindeki yerli üretim ve ihracat başarısıyla dikkat çeken Türkiye, NATO Zirvesi kapsamında düzenlenecek Savunma Sanayisi Forumu'nda uluslararası iş birliklerini genişletmeye hazırlanıyor. Diplomatik ve askeri başlıkların yanı sıra ekonomik boyutuyla da öne çıkan zirvenin, Türk savunma sanayisi için yeni ihracat kapıları açması bekleniyor. Milyarlarca dolarlık anlaşmalar masada NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara Zirvesi'nin en önemli gündemlerinden birinin savunma sanayisi olacağını belirterek, zirvenin ilk gününde ittifak tarihinin en kapsamlı savunma sanayisi etkinliğinin gerçekleştirileceğini açıkladı. Forum kapsamında çok sayıda savunma sözleşmesi, mutabakat zaptı, niyet mektubu ve ortak üretim projelerinin duyurulması bekleniyor. Rutte, NATO ekosisteminde faaliyet gösteren yaklaşık 3 bin Türk savunma sanayisi şirketinin zirvede önemli bir vitrine çıkacağını ifade ederek, transatlantik savunma sanayisi iş birliğinin daha da güçleneceğini söyledi. Erdoğan: Ticaretin önündeki engeller kaldırılmalı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da savunma sanayi ticaretinin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirterek, müttefikler arasında adil yük paylaşımının önemine dikkat çekti. Erdoğan, Türkiye'nin savunma harcamalarını artırmaya devam ettiğini ve NATO operasyonlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer aldığını vurguladı. İTO: Zirve ekonomik açıdan da kritik İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, zirveye katılacak ülkelerin toplam ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 70 trilyon dolara ulaştığını belirterek, organizasyonun Türkiye'nin savunma sanayisindeki son 20 yıllık başarısını dünyaya göstereceğini ifade etti. Avdagiç, Teknopark İstanbul'un da ileri teknoloji üretiminde önemli rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisi ekonomiye güç katıyor Prof. Dr. Kerem Alkin, savunma sanayisinin yüksek katma değerli ihracat sayesinde dış ticaret ve cari açığın azaltılmasına önemli katkı sağladığını belirtti. Savunma ihracatının yalnızca gelir üretmediğini, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası stratejik ortaklıklarını da güçlendirdiğini ifade eden Alkin, zirvenin yeni iş birliklerine zemin hazırlayacağını söyledi. Ortak üretim dönemi öne çıkıyor SETA Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan ise küresel savunma sanayisinde artık hazır alım yerine ortak üretim modelinin öne çıktığını belirtti. Türk savunma sanayisinin esnek üretim kabiliyeti, rekabetçi maliyetleri ve yüksek teknoloji kapasitesiyle önemli avantaj sağladığını ifade eden Aslan, NATO Zirvesi'nin Avrupa başta olmak üzere yeni pazarlarda Türk firmaları için önemli fırsatlar oluşturacağını söyledi. Uzmanlara göre zirvede imzalanacak olası anlaşmalar yalnızca ihracat gelirlerini artırmayacak; teknoloji transferi, ortak üretim ve uzun vadeli sanayi iş birlikleri açısından da Türkiye'nin küresel konumunu güçlendirecek.

Küresel eklemeli imalat pazarı 2033'te 169 milyar dolara ulaşacak Haber

Küresel eklemeli imalat pazarı 2033'te 169 milyar dolara ulaşacak

Eklemeli imalat teknolojilerinde küresel büyüme hız kazanıyor. 2025'te 30,5 milyar dolar büyüklüğe ulaşan pazarın, 2033 yılına kadar 169 milyar dolara çıkması beklenirken, Türkiye de bu alanda bölgesel üretim ve teknoloji merkezi olma yolunda önemli bir ivme yakalıyor. Araştırmalara göre 2025 yılında yaklaşık 30,5 milyar dolar büyüklüğe ulaşan küresel pazarın, 2033 yılına kadar 169 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Sektörün 2026-2033 döneminde yıllık ortalama yüzde 23,9 büyümesi öngörülüyor. Eklemeli imalat teknolojileri artık yalnızca prototip üretiminde değil; nihai parça üretimi, bakım ve onarım, kalıpçılık, hafif komponent geliştirme ve dijital tedarik zinciri yönetiminde de stratejik bir üretim modeli olarak öne çıkıyor. Savunma sanayii, havacılık, otomotiv, medikal teknolojiler, enerji ve makine sektörlerinde kullanım alanı hızla genişliyor. Türkiye'nin potansiyeli büyüyor Gelişmiş sanayi altyapısı, mühendislik kapasitesi ve yüksek katma değerli sektörlerden gelen talep, Türkiye'nin eklemeli imalat alanındaki konumunu güçlendiriyor. Endüstriyel 3D yazıcılar, ileri malzemeler, tasarım yazılımları ve üretim hizmetlerinden oluşan ekosistemin büyümesiyle birlikte yerli üretim kapasitesinin artması ve dışa bağımlılığın azalması hedefleniyor. Özellikle savunma sanayii, havacılık, otomotiv ve medikal sektörlerinde hafif, karmaşık ve yüksek performanslı parçalara yönelik artan ihtiyaç, eklemeli imalat yatırımlarını hızlandırıyor. EXPO3D İstanbul sektörü buluşturacak Türkiye'nin eklemeli imalat ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ihtisas fuarı olan EXPO3D İstanbul, 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenecek. Fuarda 100'ün üzerinde katılımcı firma, 120'den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin bir araya gelmesi bekleniyor. Organizasyonun yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmi oluşturması hedeflenirken, Yıldız Teknik Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı da akademi ile sanayiyi buluşturacak. "Üretimde paradigma değişimi yaşanıyor" EXPO3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, eklemeli imalatın artık yalnızca yeni bir üretim yöntemi olmadığını belirterek, tasarımdan nihai ürüne, bakım süreçlerinden tedarik zinciri yönetimine kadar sanayinin tüm üretim anlayışını değiştiren stratejik bir teknoloji haline geldiğini söyledi. Türkiye'nin genç mühendis nüfusu, gelişmiş üretim altyapısı ve stratejik coğrafi konumuyla bölgesel bir üretim ve inovasyon merkezi olma yolunda önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Ünverdi, önümüzdeki yıllarda eklemeli imalat teknolojilerinin yüksek katma değerli üretim ve ihracatta kritik rol oynayacağını ifade etti.

Apple’dan sürpriz hamle Haber

Apple’dan sürpriz hamle

Intel yeniden tedarik zincirine giriyor Sektör verilerine göre Apple, iPhone ve MacBook serilerinde kullanılacak yeni nesil işlemcilerin üretimi için Intel Foundry ile ön anlaşma imzaladı. Böylece şirket, 2023 yılında tamamen uzaklaştığı Intel ile yeniden masaya dönmüş oldu. Kararın arkasında, TSMC tarafında oluşan üretim yoğunluğu bulunuyor. Özellikle yapay zeka çiplerine yönelik talebin hızla artması, TSMC’nin üretim hatlarında kapasite baskısını artırdı. Nvidia ve AMD gibi şirketlerden gelen büyük ölçekli siparişlerin ardından Apple’ın üretim planlarında gecikme ve maliyet riski oluştuğu belirtiliyor. Apple’ın bu hamlesi aynı zamanda ABD’nin yerli üretim politikalarıyla da örtüşüyor. Donald Trump yönetiminin “Made in USA” yaklaşımı kapsamında Amerikan merkezli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hedeflenirken, Intel Foundry seçeneği Apple açısından stratejik bir alternatif haline geldi. Sektör kaynaklarına göre Apple, Intel’in gelişmiş üretim teknolojileriyle iki yeni nesil işlemci üretmeyi planlıyor: MacBook serisi için geliştirilen M7 çipiiPhone modellerinde kullanılacak A21 işlemcisi M7’nin Intel’in 18A-P üretim süreciyle 2027 sonunda, A21’in ise 14A teknolojisiyle 2028’e doğru seri üretime geçmesi bekleniyor. Uzmanlara göre anlaşma, teknoloji sektöründe rekabet ve iş birliğinin aynı anda yürüdüğü en dikkat çekici örneklerden biri olarak görülüyor. Apple tedarik güvenliğini artırmayı hedeflerken, Intel ise dökümhane tarafında küresel güven kazanmayı amaçlıyor.

BOWAX yerli üretimle küresel bakım trendine yön veriyor  Haber

BOWAX yerli üretimle küresel bakım trendine yön veriyor 

Türkiye’de ise 25 milyonu aşkın araç trafiğe kayıtlı ve bu araçların periyodik temizlik, bakım ve koruma ihtiyacı her geçen gün artıyor. Bu dev pazarın güven, kalite ve sürdürülebilir hizmet arayışına yanıt veren yerli start-up markası Bowax, geliştirdiği garantili hizmet modeliyle kısa sürede sektörde fark yaratan bir marka hâline geldi… Araç sahiplerini günlük kullanımda çiziklerden, taş darbelerinden ve güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korumanın en etkili yollarından biri PPF (Paint Protection Film) kaplamadır. Son yıllarda araç sahipleri arasında popülaritesi artan bu yöntem, hem estetik hem de ekonomik anlamda önemli avantajlar sunuyor. Paint Protection Film (PPF), aracın boyasını dış etkenlere karşı korumak için uygulanan şeffaf bir poliüretan film. Genellikle ön kaput, tampon, yan aynalar, farlar gibi darbeye en çok maruz kalan bölgelere uygulanıyor. Gelişmiş PPF türleri, kendini iyileştirme özelliği ile küçük çiziklerin zamanla yok olmasını da sağlıyor. Araçlar için çok önemli olan bu uygulama kapsamında kurulan yerli ve milli start-up markası Bowax, PPF uygulamalarını yalnızca koruma değil, garantiyle güçlendirilmiş bir güven sistemi haline getirdi. Türkiye’de araç bakım sektörü 7.5 milyar tl’ye ulaştı Ölçeklenebilir start-up modelini Türkiye’de başarıyla uygulayan örneklerden biri olduklarını belirten Bowax CEO’su Lokman İn, “Türkiye’de araç sayısı 25 milyonu aşıyor ve her yıl binlerce yeni araç trafiğe çıkıyor. Bu dev pazarın temizlik, bakım ve koruma ihtiyacı büyük; öyle ki araç bakım sektörü Türkiye’de yıllık yaklaşık 7,5 milyar TL’lik bir pazar büyüklüğüne sahip. Ancak sektörün önemli bir kısmı hâlâ denetimsiz, standartlardan uzak ve kurumsallıktan yoksun. Örneğin yanlış yapılan bir kaplama, belki milyonluk bir arabanın değerini kat ve kat düşürebilir. İşte bu eksikliği gördük ve Bowax’ı kurduk; elde ettiğimiz başarının anahtarı da bu oldu. İnsanlar artık merdiven altı ustalara gitmek istemiyor, güvenilir ve sistemli hizmet arıyor. Müşterilerimiz bir hizmeti satın alırken, arkasında sistem, garanti ve yerli bir marka olduğunu biliyor. Bowax olarak kullandığımız ürünlerden yazılım altyapısına kadar her adımda yerli üretim gücü ve teknolojik inovasyonu bir araya getiriyoruz” açıklamasında bulundu. Bowax, bu ihtiyaç ve eksiklikleri karşılamak için merkezi sistemini ve franchise modelini hayata geçirdi. Kurulan merkezi sistem, hizmet kalitesini kontrol altında tutarken, tüm franchise şubelerde tek standartta, garantiyle sürdürülen bir hizmet yapısı oluşturuyor. Bu model sayesinde marka, 2025 yılı başında başlattığı franchise sistemiyle sadece 8 ayda 8 yeni şube açarak hızlı bir büyüme kaydetti. Sistem; garantili gelir, bölgesel koruma, merkezden yönlendirilen müşteri trafiği ve operasyonel destek gibi unsurlarla girişimcilere düşük riskli yatırım modeli sunuyor. Bowax, sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da araç bakımında güvenin ve sistemli eğitimin merkezi olma hedefiyle ilerliyor.

Migros’tan yerli susam için yerli üretim hamlesi Haber

Migros’tan yerli susam için yerli üretim hamlesi

Migros, Pol’s iş birliğiyle, Çukurova bölgesindeki yüzde 90’ı kadın üreticileri kapsayan ‘Yerli Susam, Yerli Üretim’ projesini hayata geçirdi.  Migros, Türkiye'nin yerli susam üretiminde artış sağlamak ve yerel tarımı desteklemek için önemli bir adım daha atarak Pol’s iş birliğiyle ‘Yerli Susam, Yerli Üretim’ projesini başlattı.  Proje sayesinde, son yıllarda ağırlıklı olarak ithal edilen susam ürünün yerel üretimi desteklenerek sürdürülebilir bir tedarik zinciri oluşturulması amaçlanıyor. Yerli susamın yanı sıra yerli susamla üretilen tahin ve helva ürünleri, Migros mağazalarında Pol’s markası altında satışa sunuldu. “Susam, sözleşmeli tarım modeliyle, yüzde 90’ı kadın üreticilere ürettirildi” Zengin lif içeriğine sahip ve aynı zamanda yüksek oranda kalsiyum, demir ve magnezyum içeren yerli susam üretimini desteklemek üzere, projenin ilk aşamasında Adana Çukurova bölgesinde, sözleşmeli tarım modeliyle, yüzde 90’ı kadın üreticiler olmak üzere 390 dekarlık alanda susam ekimi gerçekleştirildi. Migros’un alım garantisiyle güç bularak, yeniden üretime geçen çiftçiler, ürünün dikim öncesi, hasat ve kurutma süreçlerinde, ziraat mühendislerinden oluşan Pol’s Tarım Koordinasyon ekibinden zirai eğitim ve teknik destek aldılar. Tamamen geleneksel yöntemle yapılan hasat, getirisiyle de üreticisini memnun etti. Üretilen yerli susamlar, Pol’s fabrikasına gönderilerek şeker pancarı ile tatlandırılmış tahin, çifte kavrulmuş tahin helvası ve Ermenek bölgesine özgü üzüm pekmezi ile tatlandırılmış Ermenek helvası üretildi. Ürünler Pol’s markası ile Migros mağazalarında satışa sunuldu. Projenin genişleme aşamalarında ise daha önce hiç susam ekilmemiş farklı bölgelerde de yerli susam ekiminin yaygınlaştırılması ve daha fazla çiftçiye ulaşılması hedefleniyor. “İthalatı yüksek olan susamı yerelleştirmeyi hedefliyoruz” Yerli üretimi teşvik edecek iş birlikleri gerçekleştirdiklerini belirten Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur, “Yerli üretimle birlikte, yerel kalkınmanın önemi çok büyük. Kendi kendine yeter olmak için Türkiye’nin her bölgesinde yerel üretimin devamlılığını sağlamaya yönelik çalışmalar yapıyoruz. Bir taraftan sürdürülebilir tarıma yatırım yaparken, bir taraftan da kadın üreticilerin güçlenmesine yönelik çalışmalarımıza her yıl yenilerini ekliyoruz. ‘Pol’s iş birliği ile ‘Yerli Susam, Yerli Üretim’ projesini bu kapsamda hayata geçirdik. Projenin genişlemesiyle beraber susam ekim alanlarını, çalıştığımız çiftçi sayısını ve tonajı artıracağız. Ayrıca mevcut potansiyel alanlarda da verimi artırmayı hedefliyoruz” dedi. Pols şirketi CEO’su Ali Polat ise “Migros’un talebi ile başlayan projede, ilk etapta 120 ton yerli susam için sözleşme yaptık. Migros’un alım garantisi, üreticilerimiz için çok büyük teşvik oldu. Yerli susamın hasat süresi 120 gün. Çukurova bölgesinde yapılan Mısır ekiminin ardından boş kalan arazilerin etkin kullanımı için susam üretimini teşvik ettik. Böylece yıl boyunca sürekli bir üretim döngüsü oluşturarak yerli tarımın sürdürülebilirliğini sağlıyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.