SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yenilenebilir Enerji

Ekometre - Yenilenebilir Enerji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yenilenebilir Enerji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı Haber

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap: “Türk jeotermal sektörü olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı, 2035 yılında 4 bin 500 megavat jeotermal enerji kurulu güç hedefini başarmaya hazırız.” “Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı.” “Vatandaşımız, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.” Jeotermal Enerji Derneği, sektörünü tek bir noktadan koordine edecek idari yapının kurulmasını, izin süreçlerinin hızlandırılmasını, arama ve sondajda destek mekanizmalarının geliştirilmesini ve Jeotermal Kanunu’nun günün ihtiyaçlarına göre yenilenmesini talep etti. Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, derneğin taleplerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Alparslan Bayraktar ve Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan başta olmak üzere ilgili tüm Bakanlık bürokrasisi ile paylaştıklarını belirtti. Öncelikli talep 2040 takvimi Kındap, sektörün ilk ve en öncelikli gündem maddesinin Yenilenebilir Enerji Kaynakalrı Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki santrallerin işletmeye giriş tarihinin 31 Aralık 2030 tarihinden 2040 yılına uzatılması olduğunu vurguladı. Güneş enerjisi ile hibrit jeotermal santrallerin geliştirilmesi, jeotermalin entegre kullanımının teşvik edilmesi ve tesislerin bulunduğu sahalarda yerele doğrudan pay sağlayacak devlet hakkı uygulamaları önerdiklerini kaydeden Ali Kındap, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’mıza ilettiğimiz öneriler arasında; stratejik mineraller ve Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler konusunda da yeni düzenlemeler, jeotermal enerji santrallerinin ruhsatlandırma, izin, denetim, imar ve taşınmaz temini süreçlerinin tek merkezden koordine edilmesi yer alıyor. Arama ve sondaj yatırımlarında risk paylaşımı ve sigorta modeli dahil olmak üzere, petrol ve doğal gazda olan teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, yatırımcıya uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanması da sektörümüzün altı çizilmesi gereken talepleri arasında bulunuyor.” dedi. 4.500 MW Kurulu güç hedefini başarırız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyaya ilan edilen 2035 yılı Ulusal Enerji Hedefi politika belgesinde, bugün bin 800 Megavat (MW) seviyesinde olan jeotermal enerji kurulu gücünün 9 yıl sonra iki buçuk kat artışla 4 bin 500 MW’a yükselmesinin öngörüldüğünü anımsatan Ali Kındap, Türk jeotermal sektörünün motivasyon, finansal güç ve yetişmiş insan kaynağı başlıklarında bu büyük yatırım ajandasını gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirdi. Mevcut bürokratik yapıda jeotermal yatırımlarının, merkezi ve yerel yönetim kurumlarında farklı uygulamayla karşı karşıya kaldığını belirten Kındap, bu durumun yatırım sürelerini uzattığını, maliyetleri artırdığını ve denetimde ortak kuralların ve standartların uygulamasını zorlaştırdığını söyledi. Bütüncül bir kanun ihtiyacı Yeni yasama yılının jeotermal yatırımlar için bir dönüm noktası olabileceğinin altını çizen JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerimize çağrıda bulunuyoruz. İklim koşullarından bağımsız, yüksek kapasite faktörüyle kesintisiz üretim yapabilen, şebeke dostu, tamamen yerli, temiz ve çok amaçlı olan jeotermal kaynaklarımızın ülkemize çok daha yüksek seviyede değer yaratmasını istiyoruz. Türkiye’nin enerji arz güvenliği, tarımsal üretimi, bölgesel kalkınması ve net sıfır hedefleri açısından jeotermalin taşıdığı değer, yalnızca kurulu güç rakamıyla ölçülemez. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımıza sunduğumuz önerilerin, yeni yasama yılında TBMM’nin ortak iradesiyle kalıcı düzenlemelere dönüşmesini bekliyoruz. Kamu yararını, çevresel sürdürülebilirliği, yerel kalkınmayı ve yatırım güvenliğini aynı zeminde buluşturan yeni bir dönem başlatabiliriz. Türk jeotermal sektörünün yarım asra yaklaşan birikimini, bugünün enerji güvenliği ve iklim hedefleriyle buluşturacak yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyacımız var. Aramadan üretime, denetimden çevresel izlemeye kadar tüm süreçlerin ortak standartlarla yürütülmesi; yatırımcı, kamu ve bölge halkı açısından güveni güçlendirecektir. Sektörümüzün beklentisi, yeni yasama yılında bütüncül Jeotermal Kanunu’nun Meclis gündemine alınmasıdır.” Türk Jeotermal Sektörü TBMM’den neler bekliyor? Jeotermal kaynaklara ilişkin ruhsatlandırma, sicil, denetim, kaynak koruma, veri yönetimi ve idari yaptırım süreçlerinin uzmanlaşmış güçlü bir yapı tarafından koordine edilmeli. Kesintisiz elektrik üretiminin yanında ısıtma, seracılık, kurutma, termal turizm ve stratejik madencilik uygulamaları ile ekonomiye çok yönlü değer sunan jeotermal kaynakların taşıdığı büyük potansiyel, bütüncül bir kanunla harekete geçirilmeli. Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarındaki süreçleri hızlandırmak amacıyla getirilen “Süper İzin” benzeri kolaylaştırıcı düzenlemeler, jeotermal enerji yatırımlarını da kapsamalı. Lisanslı bir jeotermal santralin alanı, üretim ve reenjeksiyon kuyuları ile akışkan isale hatlarını kapsayan tüm taşınmaz temini işlemleri EPDK tarafından tek elden yürütülmeli. Petrol ve doğal gaz aramalarında uygulanan vergi istisnası ve muafiyetlere benzer destekler; jeotermal arama, sondaj, rezerv geliştirme ve üretim kuyularına da sağlanmalı. Kamu destekli bir “Jeotermal Arama Risk Fonu” ile risk paylaşım ve sigorta mekanizması kurulmalı; arama ve sondaj yatırımlarında KDV, ÖTV, damga vergisi ve harç istisnaları sağlanmalı. Sondaj ekipmanları ile yüksek sıcaklığa dayanıklı ekipman ve ölçüm cihazlarında yerli üretim geliştirilmeli ve yatırımcıların yerli ekipmana erişimi teşvik edilmeli. Jeotermal kaynakların sürdürülebilirliği ve çevrenin korunması bakımından kritik öneme sahip olan reenjeksiyon yatırımları stratejik çevre yatırımı olarak kabul edilmeli. Jeotermal akışkanın içerdiği lityum, bor, potasyum ve diğer ekonomik değere sahip elementlerin geri kazanılmasına ilişkin yasal belirsizlikler giderilmeli. Bu yatırımlar, jeotermal işletme faaliyetinin tamamlayıcı unsuru olarak görülerek; stratejik yatırım, kritik mineral yatırımı veya yüksek teknoloji yatırımı olarak desteklenmeli. Dünyada uygulama alanı hızla artan Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler (Enhanced Geothermal System - EGS), ve “kızgın kuru kayaç” teknolojilerine yönelik ayrı bir mevzuat ve teşvik altyapısı oluşturulmalı. Jeotermal santrallerin iç tüketiminin diğer yenilenebilir enerji tesislerine göre çok daha yüksek olduğu gerçeğinden hareketle, yardımcı kaynağa dayalı hibrit kapasitelerin belirlenmesinde öncelikle tesislerin iç tüketimini karşılayacak asgari kapasite güvence altına alınmalı. Büyük ova kısıtları nedeniyle yardımcı kaynak tesislerinin mutlaka ana santrale bitişik olması koşulunun JES’ler için esnetilerek, ruhsat sahası içinde veya dışında uygun alanlarda kurulumuna izin verilmeli. Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı. Jeotermal kaynakların teknik ve rezerv kapasitesinin uygun olduğu bölgelerde konut ısıtması, sera ve tarımsal üretim için yerel kullanıma pay ayrılması ile jeotermalin sosyal kabulü güçlendirilmeli. Bölge halkı, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı Haber

Kimya sanayisi kaynak verimliliğine odaklandı

Karbon emisyonlarıyla birlikte su tüketimi, enerji verimliliği, hammadde kullanımı ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması, üretimin çevresel performansını belirleyen temel göstergeler arasında öne çıkıyor. Özellikle kimya sanayisinde bu yaklaşım, kaynak tedarikinden üretim tesislerine ve sanayi bölgelerinin altyapısına kadar uzanan kapsamlı bir kaynak yönetimini beraberinde getiriyor. Sanayide yeşil dönüşümün odağı karbon emisyonlarının ötesine geçerek su, enerji, hammadde ve atık yönetimine genişliyor. Kaynakların daha verimli kullanılması, üretim maliyetlerinin azaltılmasının yanı sıra sanayinin çevresel performansında da belirleyici hale geliyor. Kimya sanayi yaptığı çalışmalarla yeşil dönüşüme öncülük ediyor. Türkiye’nin ilk Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olan GEBKİM OSB, 2025 yılında aldığı Yeşil OSB Sertifikasıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını belgelendirirken, su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sera gazı emisyonlarının takibi ve yenilenebilir enerji kullanımı alanlarında çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Kimya sanayinde suyun tekrar kullanılması öne çıkıyor İklim değişikliği ile beraber su kaynakları üzerindeki baskı, sanayide suyun verimli kullanılmasından geri kazanımına kadar tüm sürecin yeniden ele alınmasını beraberinde getiriyor. Kimya sanayisinde proseslerde kullanılan suyun verimli yönetilmesi ve atıksuyun geri kazanımı, kaynak verimliliğinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB bu alanda 100 bin metreküp hacme sahip GEBKİM Gölet Projesini hayata geçirmek üzere çalışılıyor. Gölet Projesiyle, bölgede yağmur suyu hasadı gerçekleştirilerek bölge katılımcıların alternatif su kaynağı oluşturulacaktır. Su tasarrufuna yönelik uygulamalar da mevcut tesislerde devam ediyor. Atıksu arıtma tesisinde yapılan hat revizyonlarıyla kimyasal hazırlama, çamur susuzlaştırma ünitesi ve insani kullanım gerektirmeyen temizlik işlemlerinde arıtılmış atıksu kullanılmaya başlandı. Bu uygulamayla aylık 1.000 metreküp şebeke suyu kullanımının önüne geçilirken, atıksu ve kuyu suyu arıtma tesislerinde yapılan revizyonlarla yıllık 20 bin metreküp su geri kazanılmaya devam ediyor. “Mavi Damla Projesi” ile su verimliliği analiz edilmekte Sanayide su verimliliğinin bir diğer boyutunu tüketimin ölçülmesi ve verimli kullanım için üretim süreçlerinin analiz edilmesi oluşturuyor. GEBKİM OSB tarafından Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle yürütülen Mavi Damla Su Verimliliği Projesi kapsamında, su kullanımının yüksek olduğu iki pilot tesisin tüketim profilleri analiz edildi. Yapılan ölçüm ve değerlendirmeler doğrultusunda firmaların uygulayabileceği su verimliliği çalışmaları belirlendi. Proje kapsamında GEBKİM OSB Yönetim Merkezi'nde de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Su Verimliliği Yönetmeliği doğrultusunda su verimliliği sistemi oluşturularak dokümante edildi. OSB’ye ait bina ve tesislerde gerekli verimlilik önlemleri alındı. OSB katılımcılarına yönelik su verimliliği eğitimleri de gerçekleştirildi. Yeşil alanlarda ise su tüketimini azaltmaya yönelik damlama sulama sistemleri kullanılıyor. GEBKİM OSB'nin 246 hektarlık alanındaki yeşil alanların 10 bin 880 metrekarelik bölümünde yağmurlama, 176 bin 64 metrekarelik bölümünde ise damlama sulama sistemi uygulanıyor. Enerji tüketimi de ölçülüyor, yenilenebilir kaynaklar artırıyor Kaynak verimliliğinin diğer önemli ayağını enerji yönetimi oluşturuyor. Sanayide enerji tüketiminin ölçülmesi, yüksek tüketim noktalarının belirlenmesi ve verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanılması, yeşil dönüşüm yatırımlarının temel başlıkları arasında yer alıyor. GEBKİM OSB, TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi kapsamında enerji tüketimlerini takip etnekte ve kayıt altına almaktadır. Atıksu arıtma tesisi ve çevre aydınlatması gibi önemli enerji kullanım noktaları analizlerle izlenirken, OSB Yönetim binalarında elektrik tüketimini azaltmak amacıyla LED aydınlatma ve enerji verimli ekipman kullanımına geçildi. OSB içerisindeki belirli alanlarda bulunan Güneş Enerjisi Santrali (GES) panelleri de yenilenebilir enerji üretimine katkı sağlıyor. Sera gazı emisyonları izleniyor Yeşil dönüşümde üretimin çevresel etkisinin ölçülmesi, yatırım kadar önemli hale geliyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB'de sera gazı emisyonlarının hesabı ve takibi OSB Yönetim Merkezi tarafından gerçekleştiriliyor. Doğrudan ve dolaylı emisyonlar izlenirken, sürdürülebilirlik raporlaması yapan ve sera gazı emisyon hesabı gerçekleştiren katılımcı firmaların oranı da takip ediliyor. Mevcut verilere göre, GEBKİM OSB katılımcılarının yüzde 31'i sera gazı hesaplarını tamamlamış durumda. Bu verilerin düzenli olarak takip edilmesi, OSB ölçeğinde çevresel performansın ölçülebilir hale getirilmesine ve gelecekteki iyileştirme çalışmalarının somut göstergeler üzerinden yürütülmesine imkan sağlıyor. Atık yönetiminden dijital dönüşüme Kimya sanayisinde çevresel performansın önemli başlıklarından biri de atıkların kaynağında azaltılması ve uygun şekilde yönetilmesi. GEBKİM OSB, TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kapsamında atıkların uygun bertaraf firmalarına yönlendirilmesini, çalışanların çevre konusunda bilinçlendirilmesini ve su tüketimi, enerji kullanımı ile mevzuata uyum süreçlerinin kayıt altında tutulmasını sağlıyor. Kaynak kullanımının azaltılmasına yönelik uygulamalar yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmıyor. GEBKİM OSB'nin fiziksel arşivinin dijital ortama taşınmasıyla kağıt tüketiminin azaltılması ve buna bağlı atık oluşumunun önlenmesi sağlanmakta. GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı V. İbrahim Aracı, sanayide sürdürülebilirliğin artık üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, “Kaynakların verimli kullanılması, çevresel etkilerin azaltılması ve üretim altyapısının geleceğin ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi sanayinin öncelikli sorumlulukları arasında yer alıyor. GEBKİM olarak su ve enerji verimliliğinden atık yönetimine, sera gazı emisyonlarının azaltılmasından, yenilenebilir enerji kullanımına kadar farklı alanlarda ölçülebilir çalışmalar yürütüyoruz. Yeşil OSB Sertifikamızla da bu çalışmalarımızı belirli kriterler çerçevesinde belgeledik. Önümüzdeki dönemde özellikle suyun geri kazanımı ve kaynak verimliliği alanındaki uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.” dedi.

Şişecam verimlilik, maliyet ve finansman yönetimine odaklandı Haber

Şişecam verimlilik, maliyet ve finansman yönetimine odaklandı

2026 yılının ilk altı ayında 122 milyar TL net satış elde eden şirketin uluslararası satışlarının toplam satışlar içindeki payı yüzde 61 seviyesinde gerçekleşirken, yatırımları 12 milyar TL'ye, ihracatı ise 464 milyon dolara ulaştı. İlk yarıda Türkiye ve Avrupa’da yeni kaplamalı cam hatlarını devreye alan Şişecam, Avrupa'da ayrıca ilk cam ambalaj tesisi yatırımı olan Macaristan'da önemli bir eşiği geride bıraktı. Cam ve kimyasallar sektörlerinin küresel oyuncusu Şişecam, 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarını açıkladı. Şirket, yılın ilk altı ayında 122 milyar TL net satış gerçekleştirirken, toplam satışları içinde uluslararası satışların payı yüzde 61 oldu. Aynı dönemde 12 milyar TL yatırım yapan Şişecam'ın ihracatı 464 milyon dolar olarak gerçekleşti. Şirket ilk altı ayda 2,8 milyon ton cam, 2,2 milyon ton soda külü ve 2 milyon ton endüstriyel hammadde üretti. Can Yücel: "Önceliğimiz verimlilik, maliyet ve finansman yönetimi ile operasyonel çeviklik oldu" Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, yılın ilk yarısını değerlendirirken şunları söyledi: "Küresel ekonomideki belirsizliklerin, enerji ve lojistik maliyetlerindeki dalgalanmaların devam ettiği bir dönemi geride bıraktık. Bu süreçte küresel üretim ağımız, güçlü müşteri portföyümüz ve çevik yönetim anlayışımız sayesinde operasyonel ve finansal performansımızı korurken yeni fırsatları değerlendirmeye de devam ettik. İlk yarıdaki önceliğimiz verimlilik artışı, maliyet ve finansman yönetimi ile operasyonel çeviklik oldu. Güçlü bilanço ve sağlıklı nakit akışı hedefimiz doğrultusunda nakit yaratımı ve likidite yönetimine öncelik verdik. İşletme sermayesi yönetiminde disiplinli yaklaşımımızı ve sadeleşme çalışmalarımızı sürdürdük. Fon kaynaklarımızı ve nakit varlıklarımızı en verimli şekilde yönetmeye odaklandık. Yılın ilk çeyreğinde yatırımcıların yoğun ilgisiyle tamamlanan Eurobond ihracımız ve uluslararası finans kuruluşlarıyla geliştirdiğimiz iş birlikleri; kısa-orta vadeli likidite yönetimimizi ve uzun vadeli hedeflerimizi desteklememize katkı sağladı." Tarsus yatırımıyla kaplamalı cam kapasitesi yüzde 17 arttı Şişecam, yılın ilk çeyreğinde Bulgaristan ve İtalya'daki düz cam tesislerinde devreye aldığı iki yeni kaplamalı cam hattı ile Avrupa'daki kaplama kapasitesini yaklaşık iki katına çıkararak katma değerli ürün portföyünü genişletti.​ Yılın ikinci çeyreğinde ise Tarsus’taki yeni kaplamalı cam hattını tamamlayan Şişecam; yıllık 7 milyon metrekare kapasiteli bu yeni yatırımla, toplam kaplamalı cam kapasitesini yüzde 17 artırarak yıllık 48,1 milyon metrekareye ulaştırdı. Şirket, yıl sonuna kadar Hindistan'da devreye alacağı yıllık 4,5 milyon metrekare kapasiteli yeni hattıyla bu alandaki küresel varlığını daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Dünyanın en büyük düz cam üretim komplekslerinden birini devreye aldı Şişecam, Tarsus'ta ilk çeyrekte devreye aldığı yeşil saha düz cam yatırımındaki TR9 hattını tamamlayarak, yıllık 432 bin ton brüt üretim kapasitesine ulaştı. Bu stratejik adımla Tarsus düz cam tesisi, dünyanın en büyük düz cam üretim komplekslerinden biri haline geldi. Ayrıca, Kuzey İtalya düz cam fabrikasında planlanan periyodik bakım ve soğuk tamir çalışmaları başarıyla tamamlandı ve üretim yeniden başladı. Şişecam, bu planlı duruş yönetimi sayesinde Avrupa’daki diğer üretim tesislerinin kapasite kullanım oranlarını dengeli bir şekilde optimize etmeyi başardı. Avrupa'daki ilk cam ambalaj tesisi Macaristan'da üretime hazırlanıyor Şişecam, Avrupa'daki ilk cam ambalaj üretim tesisi olan Macaristan yatırımında önemli bir aşamayı tamamladı. Şirket, yıllık brüt 198 bin ton kapasiteli ilk fırınını test üretimlerine başlamak üzere ateşledi. Tesisin tam kapasiteyle devreye alınmasıyla birlikte Avrupa pazarındaki operasyonel gücün ve tedarik kabiliyetinin daha da artırılması hedefleniyor. ABD'deki büyüme planlarında ilerleme Şişecam, ABD'deki doğal soda külü faaliyetlerini sürdürürken, aynı bölgede geliştirdiği Pasifik Soda yatırımında ise izin süreçlerinde son aşamaya geldi. Şirket, değişen piyasa koşullarını dikkate alarak yatırımın en uygun şartlarda ilerletilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yenilenebilir enerji kapasitesi yıl sonunda 106 MW'a ulaşacak Karbonsuz üretim hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarına devam eden Şişecam, daha önce devreye aldığı 25 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrallerine Manisa'da kurulan 20 MW'lık yeni tesisi ekledi. Böylece şirketin toplam GES kurulu gücü 45 MW'a ulaştı. Yıl sonuna kadar Kars'ta devreye alınması planlanan 61 MW kapasiteli yeni yatırımla toplam kapasitenin 106 MW'a yükselmesi hedefleniyor. İhracat liderliği ve uluslararası başarılar Şişecam, 2025 yılında gerçekleştirdiği 938 milyon dolarlık ihracat performansıyla Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından bir kez daha sektörünün ihracat lideri seçildi. Şirket ayrıca, dünyada ilk kez dijital müzakere edilebilir enstrüman olarak yapılandırılan Working Capital Note işlemiyle GTR Awards 2025 kapsamında "En İyi İşlem" ödülüne layık görüldü. Kurumsal yönetim uygulamalarıyla World Finance tarafından Türkiye'nin en iyisi seçilen Şişecam, TSRS uyumlu sürdürülebilirlik raporunu bağımsız güvence sürecinden geçirerek yayımladı. "Uzun vadeli rekabet gücümüzü artıracak alanlara odaklanıyoruz" Yılın geri kalanına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Can Yücel şunları söyledi: "Değişen piyasa koşullarına uyum sağlamayı sürdürürken, uzun vadeli rekabet gücümüzü artıracak alanlara odaklanacağız. Verimlilik programlarımızı yaygınlaştıracak, katma değerli ürünlerin portföyümüzdeki payını artıracak, yeni pazarlardaki etkinliğimizi geliştirecek ve sürdürülebilirlik çalışmalarımızı ileri taşıyacağız. Aynı zamanda bilanço yapımızı daha da güçlendirmeye ve finansal dayanıklılığımızı korumaya devam edeceğiz."

Türkiye'nin elektrik kurulu gücü 126 bin megavatı aştı Haber

Türkiye'nin elektrik kurulu gücü 126 bin megavatı aştı

Türkiye'nin elektrik kurulu gücü haziran sonu itibarıyla 126 bin 113 megavata yükseldi. Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 62,7'ye ulaşırken, yerli kaynakların payı ise yüzde 71,9 olarak gerçekleşti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, toplam 126 bin 113 megavatlık kurulu gücün 79 bin 62 megavatını yenilenebilir enerji kaynakları oluşturdu. Güneş ve rüzgarın payı arttı Haziran sonu itibarıyla güneş enerjisi kurulu gücü 27 bin 210 megavata ulaşarak toplam kurulu gücün yüzde 21,6'sını oluşturdu. Rüzgar enerjisi kurulu gücü ise 15 bin 281 megavat ile yüzde 12,1 pay aldı. Böylece güneş ve rüzgar santrallerinin toplam kurulu gücü 42 bin 491 megavata yükselirken, toplam elektrik kurulu gücü içindeki payı yüzde 33,7'ye çıktı. Hidroelektrik ilk sırada Kaynak bazında dağılım incelendiğinde hidroelektrik santralleri 32 bin 344 megavatlık kurulu güç ve yüzde 25,6 pay ile ilk sırada yer aldı. Doğal gaz santrallerinin kurulu gücü 25 bin 21 megavat (yüzde 19,9), yerli kömür santrallerinin kurulu gücü 11 bin 565 megavat (yüzde 9,2), ithal kömür santrallerinin kurulu gücü ise 10 bin 466 megavat (yüzde 8,3) olarak kaydedildi. Biyokütle kaynaklı kurulu güç 2 bin 428 megavatla yüzde 1,9, jeotermal enerji ise 1.798 megavatla yüzde 1,4 paya ulaştı. Bayraktar: Enerjide dönüşüm hız kazanıyor Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, özellikle güneş ve rüzgar enerjisindeki büyümenin Türkiye'nin enerji dönüşümünün en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirtti. Bayraktar, elektrik kurulu gücünün 126 bin megavat eşiğini aşmasının önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: "Kurulu gücümüzü daha da yukarılara taşıyarak 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdüreceğiz. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisinde yakaladığımız ivme, ülkemizin enerji mimarisindeki büyük dönüşümün en net göstergesidir."

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi Haber

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi

İstanbul'da düzenlenen Türkiye-Tunus İşbirliği ve Yatırım Geliştirme Forumu'nda konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Türkiye ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirterek, mevcut 1,6 milyar dolarlık ticaret hacminin yeni iş birlikleriyle daha üst seviyelere taşınacağını ifade etti. Tunus Türk Ticaret ve Sanayi Odası (CCITT), Türkiye-Tunus Sanayi ve Ticaret Platformu ile Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu (WCI Forum) iş birliğinde düzenlenen etkinliğe, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Ahmet Misbah Demircan, Tunus'un Ankara Büyükelçisi Ahmed Ben Sghaier ve iki ülkenin iş dünyası temsilcileri katıldı. "Türkiye stratejik üretim ortağı konumunu güçlendiriyor" Küresel ekonomide tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğine dikkat çeken Gürcan, ülkelerin artık yalnızca ticaret ortağı değil, aynı zamanda stratejik üretim ve yatırım ortağı arayışında olduğunu söyledi. Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen güçlü performans sergilediğini vurgulayan Gürcan, 2026'nın ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 2,5 büyüyerek 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğünü, yıllıklandırılmış GSYH'nin ise 1 trilyon 639 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştığını belirtti. İhracatta güçlü performans Türkiye'nin dış ticarette dayanıklılığını koruduğunu ifade eden Gürcan, 2025 yılında mal ihracatının 273,4 milyar dolar, hizmet ihracatının ise 122,6 milyar dolar olduğunu, toplam mal ve hizmet ihracatının 396 milyar dolara ulaştığını söyledi. Gürcan, Türkiye'nin Tunus'a ihracatının da 2025 yılında yüzde 11,6 artışla 1,2 milyar dolar seviyesine yükseldiğini kaydetti. Hedef karşılıklı ticaret ve ortak üretim İki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmayı amaçladıklarını belirten Gürcan, hedeflerinin yalnızca Türkiye'nin Tunus'a ihracatını artırmak olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: "Amacımız hem Tunus'a mal satmak hem de Tunus'un ürettiği ürünleri ülkemize kazandırmak. Karşılıklı ticaret ve yatırım iş birliklerini daha ileri seviyeye taşımak istiyoruz." Gürcan, ekonomik iş birliğinin güçlenmesinin Türkiye ile Tunus arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını da daha sağlam bir zemine oturtacağını ifade etti. DEİK: Yeni sektörlerde önemli potansiyel var Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Tunus İş Konseyi Başkanı Banu Küçükel de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2025 itibarıyla 1,6 milyar dolara ulaştığını belirtti. Küçükel, Tunus'un Afrika pazarına açılan önemli bir üretim ve yatırım üssü olduğuna dikkat çekerek; otomotiv, makine, elektrik-elektronik, tekstil, gıda ve tarım sektörlerinin yanı sıra lojistik, yenilenebilir enerji, sağlık, dijital dönüşüm, yaşlı bakımı ve sanayi yatırımlarında da önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu söyledi. Forum kapsamında Türk ve Tunuslu firmalar arasında ikili iş görüşmeleri gerçekleştirilerek yeni ticaret ve yatırım ortaklıklarının temelleri atıldı.

Jeotermal sektöründe “ayrımcılık” rahatsızlığı Haber

Jeotermal sektöründe “ayrımcılık” rahatsızlığı

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, 24 Temmuz tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğin, lisanslı yatırımların imar ve ruhsat süreçlerindeki bürokratik mekanizmaları sadeleştirdiğine dikkat çekerek, “Yönetmeliğin hazırlık safhasında jeotermal yatırımlarının da kapsama dâhil edilmesi yönündeki düşüncelerimizi başta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olmak üzere kamu otoritelerimiz ve kamuoyumuzla şeffaf şekilde paylaşmıştık. Ülkemizin kapasite faktörü en yüksek ve baz yük olma özelliği taşıyan tek yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermalin düzenlemenin dışında tutulmasını ayrımcılık olarak görmekteyiz.” dedi. 2035’E kadar 10 milyar dolar yatırım Jeotermal kaynaklı elektrik enerjisi kurulu gücünde 1.800 Megavat (MW) seviyesine ulaşan Türkiye’nin, 2035 enerji hedefleri çerçevesinde, gelecek on yılda kurulu gücünü iki buçuk kat artırarak 4.500 MW seviyesine çıkaracağını anımsatan Kındap, yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırıma karşılık gelen projelerin çevresel standartları en yüksek seviyede karşılar nitelikte olduğunu belirtti. Türkiye’nin son yirmi yılda yenilenebilir enerjide tüm dünyanın dikkatini çeken bir başarı öyküsü yazdığını kaydeden Ali Kındap, bu başarıda jeotermal enerjinin çok önemli payı olduğunu, küresel jeotermal literatürüne “Türk Mucizesi” olarak geçen bu başarı sonucunda kurulu gücün son on beş yılda 15 Megavat (MW)’tan 1.800 MW’a yükseldiğini hatırlattı. “Üvey kardeş değil öz kardeş” JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “Türk jeotermal sektörü olarak, dünyanın en çevreci santrallerine, küresel ölçekte başarılar kazanan sondaj teknolojilerine ve insan kaynağına sahibiz. Ülkemizin temiz enerji yolculuğunda tamamlayıcı değil, baz yük işlevi yüklenen temel enerji kaynağını değere dönüştürüyoruz. Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları için gerçekleştirilen düzenlemeyi isabetli ve gerçekçi buluyoruz. Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki ülkemizin yenilenebilir enerji ve Net Sıfır hedeflerine ulaşabilmesi için yatırım süreçlerinin hızlanması gerekiyor. Aynı hedefe hizmet eden jeotermal yatırımların bu düzenlemenin dışında kalmasını anlamakta güçlük çekmekteyiz. Bir yenilenebilir enerji kaynağının yatırım süreçlerini hızlandırırken, dünyada dördüncü ve Avrupa’da birinci olduğumuz bir başka yenilenebilir enerji kaynağını mevcut bürokratik süreçlerle baş başa bırakmanın hakkaniyetle bağdaşmadığını ifade ediyoruz. İmar ve ruhsat süreçlerinin sadeleştirilmesi ve yatırımcı açısından öngörülebilir hâle getirilmesi vizyonu, tüm enerji yatırımları için geçerli olmalı. Bu düşüncemizi kamu otoritelerimiz ve kanun yapıcılarla şeffaf şekilde paylaşarak raporladık. Türk jeotermal sektörü olarak ayrımcılık değil eşitlik, üvey kardeş olmak değil öz kardeş olmak istiyoruz.” Öngörülebilir yatırım ortamı talebi Jeotermal enerji yatırımlarında kaynak arama çalışmalarının taşıdığı riskin tamamıyla yatırımcıya ait olduğuna ve bu durumun yatırımların başlangıç aşamasında yüksek maliyetli arama ve sondaj çalışmaları gerektirdiğine dikkat çeken Kındap, izin ve ruhsat süreçlerindeki zaman kaybının jeotermal yatırımlar açısından rüzgâr ve güneş enerjisine kıyasla çok daha kritik sonuçlar doğurduğunu kaydetti. Sektörün talep ajandasının hiçbir zaman çevre mevzuatının, teknik denetimlerin ya da kamu yararını güvence altına alan süreçlerin ortadan kaldırılması veya zayıflatılması olmadığının altını çizen JED Başkanı Kındap; kuralları açık, denetimi güçlü ve süresi öngörülebilir bir yatırım ortamı talep ettiklerini sözlerine ekledi. JED olarak uzun süredir lisans, izin, ruhsat, arazi, imar, ÇED ve sondaj süreçlerinde mükerrer işlemlerin kaldırılması ve birbirinden bağımsız yürüyebilecek süreçlerin eş zamanlı başlatılması gerektiğini dile getirdiklerini anımsatan Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: “2035’te 4.500 mw kurulu güce rahatlıkla ulaşırız” “Aynı belgenin farklı kurumlar tarafından tekrar tekrar istenmediği, birbirini beklemek zorunda olmayan izinlerin eş zamanlı yürütülebildiği bir modelden söz ediyoruz. Rüzgâr ve güneş için ortaya konulan iradenin jeotermal enerji için de gösterilmesini bekliyoruz. Bu bir ayrıcalık talebi değil, yenilenebilir enerji kaynakları arasında eşit bir yatırım ortamı talebidir. Türkiye’nin enerji dönüşümünde temiz enerji kaynaklarını birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan stratejik unsurlar olarak görmemiz gerekiyor. Ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak ve yerli, yenilenebilir kaynaklarımızdan azami ölçüde yararlanmak istiyorsak bütün yenilenebilir enerji kaynaklarına aynı kararlılıkla yol açmalıyız. Jeotermalde bugün ulaştığımız başarı seviyesine tesadüfen gelmedik. İlmek ilmek örülen bir yatırım, mühendislik bilgisi, insan kaynağı ve sektör tecrübesi oluşturduk. Şimdi önümüzde bu birikimi çok daha ileriye taşıma fırsatı bulunuyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın 2035 yılı için belirlediği 4.500 MW jeotermal kurulu güç hedefine rahatlıkla ulaşabileceğimizi tüm kamuoyumuzla paylaşmak istiyoruz. Küresel ölçekte jeotermal enerjiye ilgi yeniden hızla artarken, Türkiye’nin yatırım süreçlerindeki bürokratik yük nedeniyle sahip olduğu avantajı kaybetmesine izin vermemeliyiz.”

Bewen Enerji sermaye piyasalarına adım atıyor Haber

Bewen Enerji sermaye piyasalarına adım atıyor

Talep toplama ise 29-30-31 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşecek. Bewen Enerji Genel Müdürü Zafer İğdeli: “Halka arzdan elde edeceğimiz net gelirin yüzde 55’ini mevcut santrallerimizdeki kapasite artışlarına ve inorganik büyüme fırsatlarına ayıracağız.” Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümünde etkin rol üstlenen Bewen Enerji A.Ş., Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onayının ardından halka arz sürecindeki detayları ve gelecek vizyonunu düzenlediği basın lansmanıyla paylaştı. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş. (TSKB) konsorsiyum liderliğinde ve Yatırım Finansman Menkul Değerler A.Ş. konsorsiyum eş liderliğinde yürütülen süreçte, Bewen Enerji’nin toplam 80.000.000 adet payı, 48,10 TL sabit fiyatla yatırımcılara sunulacak. Halka arz sonrasında şirketin halka açıklık oranının yüzde 25,24, halka arz büyüklüğünün ise 3 milyar 848 milyon TL seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Yatırımcılar için talep toplama ise 29-30-31 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. İki dev kurumsal gücün sinerjisi Türk sanayisinin lokomotif gruplarından Beyçelik Holding ile küresel finans devi Japon ORIX Corporation iştiraki olan İspanyol Elawan Energy ortaklığında faaliyetlerini sürdüren Bewen Enerji, yarım asırlık yerli sanayi tecrübesiyle küresel yenilenebilir enerji birikimini aynı çatıda buluşturuyor. Bewen Enerji Genel Müdürü Zafer İğdeli, basın toplantısında yaptığı konuşmada şirketin kurumsal gücüne dikkat çekerek “Portföyümüzün yüzde 100’ü sıfır karbonlu yeşil enerjiden oluşuyor. Genlerimizde fosil yakıt veya karbon bazlı tek bir yatırım dahi bulunmuyor. Bugün itibarıyla Kayseri Yahyalı’da, Aydın Çine’de ve İzmir Selçuk’taki rüzgar enerji santrallerimiz (RES) ve Kayseri Yahyalı RES’e yardımcı kaynak güneş enerjisi santralimiz (GES) ile toplam 208,9 MW mekanik kurulu güce sahibiz. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği Ocak 2026 İstatistik Raporuna göre işletmedeki RES’ler bazında Türkiye’nin en büyük 33. yatırımcısı, MW100 araştırmasına göre ise kurulu güç bakımından ülkemizin 76. büyük elektrik üreticisiyiz” dedi. Gelirin yüzde 55’i büyüme ve yeni yatırımlara ayrılacak Halka arzdan elde edilecek kaynağın kullanım stratejisini paylaşan Zafer İğdeli, önceliğin büyüme olduğunun altını çizdi: “Net halka arz gelirimizin yüzde 55’lik en büyük kısmını mevcut üç rüzgar santralimizdeki 53,35 MW elektriksel kapasite artışlarında ve inorganik büyüme fırsatlarında değerlendireceğiz. Yaklaşık 55-60 milyon dolarlık bu yatırım süreciyle üretim gücümüzü artıracağız. Gelirimizin yüzde 40’lık stratejik kısmıyla finansal maliyetlerimizi düşürerek bilançomuzu daha da sağlamlaştıracak; kalan yüzde 5’lik bölümü ise işletme sermayemizi güçlendirmek için kullanacağız. Yatırımcılarımıza geleceğin sektörü yenilenebilir enerjide uzun vadeli bir değer ortaklığı sunuyoruz.” Talep toplama 29, 30 ve 31 Temmuz tarihlerinde Toplantıda ayrıca Elawan Energy CEO’su Dionisio Fernandez Auray, Beyçelik Holding CFO’su Merve Gökdemir ve TSKB Proje Lideri Uğur Aydın Ünüvar da birer konuşma yaparak ortaklık yapısının küresel vizyonuna ve halka arzın finansal boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sermaye artırımı ve ortak satışı yöntemiyle gerçekleştirilecek halka arzda; payların yüzde 50’si Yurt İçi Bireysel Yatırımcılara, yüzde 40’ı Yurt İçi Kurumsal Yatırımcılara ve yüzde 10’u Yüksek Talepte Bulunacak Yatırımcılara tahsis edildi. Bireysel yatırımcılar için eşit dağıtım yöntemi uygulanacak. Yatırımcılar, 29, 30 ve 31 Temmuz 2026 tarihlerinde taleplerini iletebilecek. Halka Arzın Öne Çıkan Detayları: Halka Arz Fiyatı: 48,10 TL (Sabit Fiyat)Toplam Pay Adedi: 80.000.000 Lot (56.000.000 Lot Sermaye Artırımı, 24.000.000 Lot Ortak Satışı)Halka Arz Büyüklüğü: 3.848.000.000 TLHalka Açıklık Oranı: Yüzde 25,24Dağıtım Yöntemi: Bireysel Yatırımcılara Eşit DağıtımKonsorsiyum Liderleri: TSKB (Lider), Yatırım Finansman (Eş Lider)Talep Toplama Tarihleri: 29-30-31 Temmuz 2026

Elektrik ve elektronik ihracatında tarihi rekor Haber

Elektrik ve elektronik ihracatında tarihi rekor

Türkiye'nin elektrik ve elektronik sektörü, 2026 yılının ilk altı ayında ihracatta tarihi bir başarıya imza attı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre sektörün ihracatı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9,8 artarak 9,1 milyar dolara yükseldi. Böylece sektör, tüm zamanların en yüksek ilk yarı ihracatına ulaştı. Bu performansla elektrik ve elektronik sektörü, Türkiye'nin en fazla ihracat gerçekleştiren sektörleri arasında üçüncü sıraya yerleşti. Haziran ayında ise ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,6 artışla 1 milyar 664,6 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yılın ilk yarısında en fazla ihracat 901,3 milyon dolarla Birleşik Krallık'a yapıldı. Bu ülkeyi Almanya (686,9 milyon dolar), ABD (679,2 milyon dolar), Polonya (394,6 milyon dolar) ve Ukrayna (364,1 milyon dolar) takip etti. Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, elde edilen sonucun sektör açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji yatırımları, elektrik şebekelerinin modernizasyonu ve veri merkezlerine yönelik küresel yatırımların ihracatı desteklediğini ifade etti. Kavaklıoğlu, Türkiye'nin teknik standartlara uyum kabiliyeti, esnek üretim yapısı ve Avrupa başta olmak üzere ana pazarlara yakınlığının firmalara önemli rekabet avantajı sağladığını vurguladı. Sektörün büyümesinde özellikle elektrik üretim ve dağıtım ekipmanları ile kablo ürünleri öne çıkarken, ABD pazarındaki talep artışının da dikkat çekici olduğu belirtildi. Kavaklıoğlu, ABD'nin sektör için geçici değil, uzun vadeli ve stratejik bir büyüme pazarı olarak görüldüğünü ifade etti. Elektrik ve elektronik sektörünün yaklaşık 300 bin kişiye doğrudan istihdam sağladığını belirten Kavaklıoğlu, güç elektroniği, enerji depolama sistemleri, elektrikli araç şarj ekipmanları ve akıllı şebeke teknolojilerinin önümüzdeki dönemde ihracatın lokomotifi olacağını söyledi. Görsel önerim: Bu haber için; modern bir elektronik üretim tesisinde çalışan mühendisler, ön planda yüksek gerilim kabloları ve elektrik ekipmanları, arka planda konteyner gemisi ve ihracatı simgeleyen liman vinçleri. Aydınlık, dinamik, mavi-beyaz tonların hâkim olduğu, temiz ve yazısız güçlü bir editoryal kompozisyon. Bu haberin ana mesajı "yüksek teknoloji ve ihracat başarısı" olmalı.

CW Enerji Plus bayi ağına İstanbul'u da ekledi Haber

CW Enerji Plus bayi ağına İstanbul'u da ekledi

Yenilenebilir enerji alanında kalite, güven ve teknolojiyle özdeşleşen marka, yeni nesil bayilik yapılanması olan CW Enerji Plus Bayileri ile hizmet ağını genişleterek büyüme yolculuğunda yeni adımlar atıyor. İş ortaklarına daha güçlü ve verimli bir altyapı sunmak, müşteri memnuniyetini en üst düzeye taşımak ve sürdürülebilir enerji çözümlerini ülke geneline yaymak amacıyla hayata geçirilen bu model kapsamında, CW Enerji Plus'ın İstanbul'daki yeni şubesi hizmete açıldı. Yerli ve milli üretim gücüyle geliştirilen entegre enerji çözümlerinin tek noktadan deneyimlenebileceği Plus bayi, güneş enerjisi teknolojilerini İstanbul'un dinamik yapısıyla buluşturarak bireysel kullanıcıların, ticari işletmelerin ve yatırımcıların enerji dönüşümüne daha kolay, hızlı ve güvenilir şekilde erişmesini sağlayacak. Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biri olan CW Enerji, iş ortaklarına daha güçlü ve verimli bir iş modeli sunmak, yurt içindeki müşteri ağı ile operasyonel gücünü artırmak amacıyla hayata geçirdiği CW Enerji Plus Bayi yapılanmasını genişletmeye devam ediyor. Bu doğrultuda Türkiye'nin ekonomi ve ticari merkezi konumundaki İstanbul'da yeni CW Enerji Plus bayisi hizmete açıldı. Güneş panellerinden enerji depolama sistemlerine, elektrikli araç şarj çözümlerinden beyaz eşya entegrasyonlu solar akıllı ev sistemlerine kadar geniş ürün yelpazesinin sergilendiği İstanbul Plus bayi, ziyaretçilere entegre enerji teknolojilerini yakından deneyimleme imkanı sunuyor. CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, Türkiye genelinde büyüyen CW Enerji Plus Bayi ağıyla yenilenebilir enerji çözümlerini daha fazla kullanıcıyla buluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Sarvan, “CW Enerji olarak sürdürülebilir enerji teknolojilerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla güçlü ve kapsamlı bir bayi yapılanması geliştiriyoruz. CW Enerji Plus modeli kapsamında iş ortaklarımıza teknik bilgi, operasyonel süreçler, satış ve pazarlama alanlarında çok yönlü destek sağlıyoruz. İstanbul’da hizmete açılan yeni bayimizle birlikte bölgedeki varlığımızı güçlendirirken, güneş enerjisi yatırımlarının artmasına ve temiz enerji dönüşümünün hız kazanmasına katkı sunmaktan memnuniyet duyuyoruz” dedi. İstanbul stratejik bir konuma sahip İstanbul'un Türkiye'nin en önemli ticaret, yatırım ve teknoloji merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Sarvan, bu nedenle CW Enerji Plus Bayi yapılanmasında İstanbul'un stratejik bir konuma sahip olduğunu kaydetti. Sarvan, sürdürülebilir enerji dönüşümünün her geçen gün hız kazandığını dile getirerek, “İstanbul sanayisi, ticaret hacmi, konut projeleri ve milyonlarca nüfusuyla yenilenebilir enerji yatırımları açısından da çok büyük bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli yerli ve milli üretim gücümüzle desteklemek amacıyla CW Enerji İstanbul Plus Bayimizi hizmete açmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Burada yalnızca ürün sergilemiyor, ziyaretçilerimize geleceğin enerji teknolojilerini birebir deneyimleyebilecekleri kapsamlı bir çözüm merkezi sunuyoruz” diye konuştu. Yerli ve milli üretim gücü tek çatı altında CW Enerji'nin Türkiye'deki üretim yatırımlarıyla güneş enerjisi sektörüne değer katmaya devam ettiğini vurgulayan Sarvan, şirketin tam entegre üretim yapısıyla fark oluşturduğunu dile getirdi. Sarvan, “Bugün ulaştığımız noktada, yerli ve milli üretim gücümüzü yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir kapasite olarak değil, Türkiye’nin enerji teknolojilerindeki geleceğini şekillendiren stratejik bir yapı olarak görüyoruz. Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren güneş hücresi fabrikamız, güneş paneli ve alüminyum üretim tesislerimiz ile EVA, EPE ve POE film üretim altyapımız sayesinde değer zincirinin kritik halkalarını kendi bünyemizde bir araya getiriyoruz. Bu entegre üretim modeliyle kalite, verimlilik, tedarik güvenliği ve sürdürülebilirlik alanlarında güçlü bir yapı oluştururken, dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlıyoruz. Üretim gücümüzü enerji depolama sistemleri, elektrikli araç şarj çözümleri, inverter teknolojileri ve akıllı enerji yönetim sistemleriyle destekleyerek müşterilerimize tek noktadan, uçtan uca enerji çözümleri sunuyoruz. Böylece yalnızca enerji üreten değil; enerjiyi depolayan, yöneten ve farklı yaşam alanlarına entegre eden bütüncül bir ekosistem oluşturuyoruz. CW Enerji Plus konsepti de bu vizyonun en güçlü yansımalarından biridir. İstanbul’da hayata geçireceğimiz CW Enerji Plus deneyim merkezimizde; güneş panellerinden enerji depolama sistemlerine, elektrikli araç şarj istasyonlarından beyaz eşya entegrasyonlu solar akıllı ev çözümlerine kadar uzanan geniş ürün ve teknoloji portföyümüzü kullanıcılarla buluşturacağız.” dedi. Tarık Sarvan: Enerji dönüşümünü ülkemizin her noktasına taşıyoruz CW Enerji İstanbul Plus Bayisi'nin yalnızca bir satış noktası olmadığını ifade eden Sarvan, merkezin aynı zamanda yenilenebilir enerji teknolojilerinin deneyimlenebileceği, doğru ürün seçimi konusunda profesyonel danışmanlık alınabileceği ve enerji dönüşümünün tüm aşamalarının planlanabileceği bir merkez olarak hizmet vereceğini belirtti. Sarvan, amaçlarının yalnızca ürün sunmak değil, enerji verimliliğini artıran, sürdürülebilir yaşamı destekleyen ve kullanıcıların geleceğe güvenle yatırım yapmasını sağlayan bütüncül çözümler geliştirmek olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Türkiye genelinde CW Enerji Plus yapılanmasını güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Yenilenebilir enerjiyi Türkiye'nin dört bir yanında daha ulaşılabilir hale getirmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. CW Enerji Plus yapılanmamız sayesinde yerli ve milli üretim gücümüzü daha fazla kullanıcıyla buluşturuyor, enerji dönüşümünü ülkemizin her noktasına taşıyoruz. İstanbul'da attığımız bu yeni adımın hem sektörümüz hem de ülkemizin sürdürülebilir enerji hedefleri açısından önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.