SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yatırımlar

Ekometre - Yatırımlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yatırımlar haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

DHL Group yılın ilk çeyreğinde kazanç artışı elde etti Haber

DHL Group yılın ilk çeyreğinde kazanç artışı elde etti

Bu gerilemenin temel nedeni kur etkileri oldu.Faaliyet kârı 1,5 milyar Euro’ya yükseldi. (2025 birinci çeyrek: 1,4 milyar Euro)Kârlılıkta devam eden iyileşme: Faaliyet kârı (EBIT) yüzde 7,3 (2025 birinci çeyrek: yüzde 6,6)Operasyonel performans serbest nakit akışına da yansıdı (birleşme ve satın almalar hariç), 1,2 milyar Euro’ya yükseldi. (2025 birinci çeyrek: 732 milyon Euro)2026 yılına ilişkin öngörüler teyit edildi: 6,2 milyar Euro’nun üzerinde EBIT ve yaklaşık 3 milyar Euro serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) bekleniyor.CEO Tobias Meyer: “Özellikle jeopolitik belirsizliklerin yaşandığı dönemlerde, güçlü küresel ağımızın ve deneyimli yerel yönetim ekiplerimizin avantajları net şekilde ortaya çıkıyor. Deniz yollarının kesintiye uğradığı ve hava sahalarının kısıtlandığı koşullara rağmen yükleri taşımaya ve müşterilerimizin tedarik zincirlerini çalışır durumda tutmaya devam ediyoruz.” 25 05 2026 – DHL Group, jeopolitik dalgalanmalara ve devam eden ticaret gerilimlerine rağmen 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptı. Organik bazda grup geliri yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,0 artış gösterdi. Kur etkilerinin ağırlıklı etkisiyle raporlanan gelir yıllık bazda yüzde 1,9 düşerek 20,4 milyar Euro seviyesinde gerçekleşti. DHL Group, aktif kapasite yönetimi, yapısal maliyet iyileştirmeleri ve gelir verimliliğini artırmaya yönelik uygulamaları sayesinde faaliyet kârını (EBIT) yüzde 8,3 artışla 1,5 milyar Euro’ya yükseltti. EBIT marjı ise yıllık bazda 0,7 puan artarak yüzde 7,3 seviyesine ulaştı. Satın alınan varlıklara yönelik sermaye harcamaları (capex) yıllık bazda 518 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 12,4 artış gösterdi. Artışın büyük bölümü Supply Chain ile Post & Parcel Germany bölümlerindeki yatırımlardan kaynaklandı. Serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) yüzde 65 artışla 1,2 milyar Euro’ya yükseldi. Grup net kârı 812 milyon Euro olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 3,3 artış gösterdi. Hisse başına temel kazanç 0,73 Euro oldu (2025 birinci çeyrek: 0,68 Euro), bu da yüzde 6,6 artışı gösterdi. CEO Tobias Meyer, “Yılın ilk üç ayının ardından yıl sonu hedeflerimize ulaşma yolunda doğru bir çizgide ilerliyoruz. Yıla güçlü başlangıcımız, iş modelimizin dayanıklılığını ve verimlilik önlemlerimizin etkisini ortaya koyuyor. Jeopolitik kesintilere rağmen müşterilerimizin tedarik zincirlerini kesintisiz şekilde desteklemeye devam ediyoruz. Engellenen deniz yollarına ve kapalı hava sahasına rağmen, yük taşımaya ve müşterilerimizin tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesini sağlamaya devam ediyoruz” dedi. Strateji 2030 kapsamında yatırımlar Strateji 2030 doğrultusunda DHL Group, operasyonel verimliliğe ve güçlü müşteri talebinin bulunduğu bölge ve sektörlere yatırım yapmayı sürdürüyor. Grup, hızla büyüyen veri merkezi pazarındaki yetkinliklerini genişletiyor ve Kuzey Amerika’da 2026 sonuna kadar toplam 650.000 metrekareyi aşan kapasiteye sahip ondan fazla yeni depo sahası eklemeyi planlıyor. Yeni tesisler, hızlı büyüyen veri merkezi operatörlerinin yüksek güvenilirlik ve güvenlik gerektiren tedarik zinciri ihtiyaçlarını kar üzere tasarlandı. DHL Group ayrıca Boeing 777 kargo uçak filosunun yenilenmesiyle operasyonel verimliliğini artırmaya devam ediyor. 2019’da başlatılan filo yenileme programı sayesinde grup, dünyanın en yakıt verimli kargo uçağı filosunu işletiyor. Buna ek olarak şirket, paket ve posta altyapısını ve araç filosunu modernize etmeyi sürdürüyor. 2025 sonu itibarıyla Almanya’daki teslim alma ve dağıtım operasyonlarında kullanılan elektrikli araç oranı yaklaşık yüzde 60’a ulaştı. Bu dönüşüm, kaliteyi artırmayı ve azalan mektup posta hizmeti ile büyüyen paket teslimat işini entegre etmeyi amaçlıyor. Öngörüler teyit edildi Grup, 2026 yılı boyunca jeopolitik belirsizliklerin devam etmesini bekliyor. DHL Group, verimlilik artışı ve gelecekteki büyümeye yönelik yatırımlara odaklanmayı sürdürüyor. 2026 mali yılı için, 6,2 milyar Euro’nun üzerinde faaliyet kârı (EBIT) ve yaklaşık 3 milyar Euro serbest nakit akışı (birleşme ve satın almalar hariç) beklentisini koruyor.

Aramco CEO’su: Piyasadan 1 milyar varil petrol eksildi Haber

Aramco CEO’su: Piyasadan 1 milyar varil petrol eksildi

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sevkiyat krizinin enerji piyasalarında ciddi baskı oluşturduğunu belirten Nasser, petrol fiyatlarındaki yükselişin sürebileceği uyarısında bulundu. Şirketin 2026 yılı ilk çeyrek finansal sonuçlarının açıklanmasının ardından konuşan Nasser, Saudi Aramco’nun aynı dönemde net kârını yüzde 25 artırdığını söyledi. “Piyasaların kısa sürede normale dönmesi zor” Petrol akışının yeniden başlamasının tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Nasser, enerji piyasalarında oluşan hasarın kısa sürede telafi edilemeyeceğini ifade etti. Nasser, “Amaçlarımız net: Sistem baskı altında olsa bile enerjinin akışını sürdürmek” dedi. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz fiyatları yükseltti Küresel enerji arzının, İran kaynaklı Hürmüz Boğazı gerilimi nedeniyle ciddi şekilde daraldığını belirten Aramco CEO’su, tanker trafiğinde yaşanan aksaklıkların petrol fiyatlarını yukarı çektiğini söyledi. Şirketin, Hürmüz Boğazı’nı bypass etmek amacıyla Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı aktif kullandığı belirtilirken, Nasser bu hattı “küresel arz krizini hafifleten kritik bir can damarı” olarak tanımladı. “Sorun sadece jeopolitik değil” Son iki ayda dünyanın yaklaşık 1 milyar varil petrol kaybettiğini ifade eden Nasser, petrol yollarının yeniden açılmasının piyasaları hemen dengelemeye yetmeyeceğini söyledi. Enerji piyasalarındaki baskının yalnızca jeopolitik gerilimlerden kaynaklanmadığını belirten Nasser, yıllardır süren yetersiz yatırımlar nedeniyle küresel petrol stoklarının zaten düşük seviyelerde bulunduğunu kaydetti.

EKK yeni programı hızla devreye alacak Haber

EKK yeni programı hızla devreye alacak

Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısının ardından yapılan açıklamada, "Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır." ifadesi kullanıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında EKK toplantısı düzenlendi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci ve Ahmet Baha Öğütken, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı Ümit Önal, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar ve bazı bakan yardımcıları katıldı. Toplantının ardından yapılan yazılı açıklamada, küresel ekonominin, belirsizliklerin ve jeopolitik gerginliklerin arttığı zorlu bir dönemden geçtiğine işaret edilerek, uygulanan program sayesinde makrofinansal istikrarın önemli ölçüde güçlendiği, ekonomideki kırılganlıklar azalırken, şoklara karşı dayanıklılığın arttığı belirtildi. "Bölgemizde yaşanan gelişmelerin ekonomimize olası etkilerini en aza indirmek ve piyasaların sağlıklı işleyişini sürdürmek için gerekli tedbirler alınmaktadır" ifadesine yer verilen açıklamada, artan petrol fiyatlarına yönelik eşel mobil sisteminin geçici olarak uygulamaya alındığı, gübre başta olmak üzere kritik tarımsal girdilere yönelik dış ticaret tedbirlerinin getirildiği ve stratejik stok yönetiminin güçlendirildiği kaydedildi. "Aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir" Açıklamada, turizm sektörüne yönelik destek paketinin devreye alındığı ve ihracatçıların kefalet limitleri artırılarak finansmana erişimlerinin kolaylaştırıldığı hatırlatılarak, "Tedarik zincirlerinde değişimin hız kazandığı, yeşil ve dijital dönüşüm odaklı bir dönemde, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimi güçlendirmek amacıyla aktif sanayi politikalarına öncelik verilmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi ve HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı ile stratejik yatırımlar ve yüksek teknolojili üretimin desteklendiği anımsatılan açıklamada, şunlar paylaşıldı: "KOSGEB aracılığıyla KOBİ'lerimizin finansmana erişimini kolaylaştıran, üretim kapasitesini geliştiren, yeşil ve dijital dönüşümünü hızlandıran, rekabetçiliğini güçlendiren ve inovasyon odaklı üretimlerini destekleyen adımlar atılmaktadır. Ayrıca savunma sanayimizin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesi, ihracat ve yüksek teknoloji üretimi teşvik edilmekte, bu alandaki yatırım ve Ar-Ge çalışmaları desteklenmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' kapsamında atılacak hukuki, idari, mali ve kurumsal adımlarla, ülkemizin bölgesel bir yönetim merkezi haline gelmesi, küresel transit ticaretten daha fazla pay alması, girişimcilik ekosisteminin güçlenmesi ve İstanbul Finans Merkezi'nin önde gelen finans merkezlerinden biri olması hedeflenmektedir. Program çerçevesinde hayata geçirilecek yatırımcı dostu düzenlemeler, vergi teşvikleri, 'Tek Durak Büro' uygulamasıyla sadeleştirilen ve hızlandırılan bürokratik süreçler ile İstanbul Finans Merkezi (İFM) odaklı politikalar sayesinde daha rekabetçi bir yatırım ortamı oluşturulması amaçlanmaktadır." "Türkiye önemli bir potansiyele sahip" EKK toplantısında, imalat sanayisindeki gelişmeler ile KOBİ'lerin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların da değerlendirildiği aktarılan açıklamada, "Sanayi gücümüzün korunması, geliştirilmesi ve ihracata yönlendirilmesi konusunda 'Türkiye Yüzyılında Yatırımlar İçin Güçlü Merkez Programı' başta olmak üzere öngörülen adımların hızla hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır." bilgisi verildi. Toplantıda, son dönemdeki finansal gelişmelerin ele alındığı, ABD/İsrail-İran savaşının finansal piyasalar ve bankacılık sektörü üzerindeki muhtemel etkilerinin Kurul üyeleriyle istişare edildiği belirtilen açıklamada, şunlar dile getirildi: "İFM başta olmak üzere finansal sistemimizin küresel piyasalardan daha fazla pay almasını hedefleyen tedbirler gözden geçirilmiştir. Kamu bankalarının yurt dışında şube açmalarına ilişkin yürütülen çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve jeostratejik konumuyla önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin küresel transit ticaretteki konumunu güçlendirecek, ülkemizi enerji ve ticarette işlevsel bir koridora dönüştürecek politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz."

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir Haber

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Anadolu ve Trakya coğrafyasında bin 500’ün üzerinde doğal jeotermal çıkış noktası olduğunu hatırlatarak, başta enerji olmak üzere yatırımların Ege’den ülke geneline doğru yayılması için seferberlik ilân edilmesi gerektiğini vurguladı. DOĞU ANADOLU JEOTERMAL ZENGİNİ Ağrı, Muş, Bingöl, Elazığ ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu illerinin tektonik yapıları gereği çok zengin jeotermal kaynaklara sahip olduğu bilgisini veren Kındap, “Jeotermal tamamen bizim olan, kullanırken kimseden izin istemediğimiz, kimseye bir para ödemeyeceğimiz; 7 gün 24 saat kesintisiz üretim yaptığımız; temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir kaynak. Doğu Anadolu Bölgemizdeki illerimizde, jeotermalin tüm kullanım alanlarında ülke ekonomisinin kalkınmasına hizmet edecek projeler geliştiriliyor. Pek çok kentimizde yurttaşlarımızın yatırımları desteklediğini görmek bizlere de mutluluk veriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki tamamen bizim olan jeotermal enerjiye ‘hayır’ demek, kıt olan dövizimizi harcayarak ithal ettiğimiz enerji kaynaklarına ‘evet’ demek anlamına geliyor.” dedi. “Bilgi eksikliğini gidermek görevimiz” Muş ve Bingöl’de bazı vatandaşların bilgi eksikliğinden kaynaklı sebeplerle jeotermale karşı çıkabildiğini söyleyen Kındap, bu yöndeki eksikliğin giderilmesi ve karşı çıkışların siyasi istismar konusu olmaması için JED ve benzeri sivil toplum örgütlerine görev düştüğünü hatırlattı. “Türkiye’de halen enerji üreten ya da inşa halinde olan jeotermal santrallerin, dünyanın kabul ettiği en yüksek çevre standartlarına sahip olduklarına işaret eden JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “Varto ve Karlıova başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirilecek jeotermal yatırımların, başta istihdam olmak üzere bölge ekonomisine çok farklı alanlarda katkı sağlamasını bekliyoruz. Bugün Ağrı’nın Diyadin ilçesi nasıl jeotermal seracılıkta bir Türkiye markası olduysa; Varto ve Karlıova gibi pek çok ilçemiz enerji üretiminde, termal turizmde, sebze ve meyve kurutma yatırımlarında, jeotermal madencilik uygulamalarında birer marka şehir olabilir. Gerek inşaat gerekse işletme süreçlerinde yaratılacak doğrudan ve dolaylı iş imkanları, bu ilçelerimizde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaratacak. Kaynaklarımızın verimliliği ile paralel olarak tarımsal üretimde artış, yılın 12 ayı kesintisiz üretim yapılabilen modern seracılık uygulamaları yaygınlaşacak. Sektör temsilcileri olarak bizler, yurttaşlarımızın doğru bilgilenmesine büyük önem vermekteyiz. Bir ilimizde jeotermal yatırımlar alkışlarla karşılanırken, birkaç yüz kilometre uzaklıktaki bir başka şehrimizde eleştiri konusu oluyorsa, bizlerin de sorumluluk alması gereken bir bilgi eksikliği var demektir.” “Türkiye jeotermali elinin tersi ile itemez” Rusya – Ukrayna ve ABD-İran savaşlarının Türkiye için enerji arz güvenliğinin taşıdığı stratejik önemi gösteren örnekler olduğuna dikkat çeken Kındap, gelişmişlik seviyesi ne olursa olsun tüm ülkelerin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına çok daha fazla önem verdiklerini belirtti. Dünyada dördüncü, Avrupa’nın lider jeotermal zengini ülkesi olan Türkiye’nin, bu dev enerji kaynağını elinin tersi ile itemeyeceğini kaydeden Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemiz doğalgaz ve petrol zengini bir ülke değil. Enerjide bağımsız olmamız için bu kaynaklara sahip olmamız da gerekmiyor. Tüm yenilenebilir kaynaklarımızdan etkin şekilde ve sonuna kadar yararlanmalı, 85 milyonluk ülkemizin enerjisini bu kaynaklarla karşılamalıyız. Bu açıdan baktığımızda Doğu Anadolu’daki jeotermal yatırımlarımız ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji bağımsızlığı hedeflerimizin tam kesişim noktasında yer alıyor. Bu yatırımların ülkemizin temiz enerji yolculuğunda güçlü birer adım olduğuna inanıyoruz. Nasıl ki rüzgâr enerjisi yatırımlarımız son yıllarda batıdan doğuya doğru hızlı bir ivme ile yayılıyorsa, jeotermal enerjide de aynı rotayı izlemeliyiz.” Rakamlarla jeotermal sektörü Jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde 1758 MW kurulu güç seviyesine ulaşan Türkiye; potansiyelinin çok altında kalan bu seviye ile dünyanın dördüncü, Avrupa’nın lider ülkesi konumunda. Türkiye, enerji üretiminin yanı sıra konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm, jeotermal balıkçılık ve sebze meyve kurutma alanlarında 7 bin MW’ın biraz üzerinde jeotermal kullanıma sahip. Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA) Türkiye’nin keşfi tamamlanan jeotermal potansiyelini 62 bin MW/termal olarak açıklarken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye üçte birinden azına karşılık gelen 19 bin 836 MW/termal kullanıma sahip. 150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye, halen 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Türkiye, potansiyelinin % 5’i seviyesinde olan bu kapasite ile dünyada 7'inci, Avrupa'da ise 1'inci sırada yer alıyor.

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü Haber

Çin ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüdü

Çin Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) yayımladığı verilere göre, Çin'in Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) Ocak-Mart 2026 döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 arttı. Birinci çeyrekte büyüme, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin mart ayı verilerine olumsuz yansımasına rağmen, hükümetin bu yıl için "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlediği hedef doğrultusunda gelişim gösterdi. GSYH, ilk çeyrekte geçen yılın 4. çeyreğine kıyasla yüzde 1,3 artış kaydetti. Çin ekonomisi 2025'in 4. çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,5, yıl genelinde ise yüzde 5 büyüme kaydetmişti. Hükümet, büyümedeki ivme kaybı karşısında önceki 3 yılda "yüzde 5 civarında" belirlediği yıllık büyüme hedefini "yüzde 4,5 ila 5" olarak belirlemişti. UİB Direktör Yardımcısı Mao Şıngyong, Çin ekonomisinin ilk çeyrekte yıla güçlü bir başlangıç yaptığını, ancak giderek karmaşık ve kırılgan hale gelen dış koşullar ve içeride güçlü arz ile zayıf talep arasındaki dengesizliğin sürmesi nedeniyle ekonomik büyümenin temelinin daha fazla güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Üretim ve tüketimde ivme yavaşladı UİB'nin yayımladığı mart ayı ekonomik verilerine göre, savaşın etkilerinin hissedildiği ayda ülkede üretim ve tüketimdeki artış, ocak ve şubat aylarına kıyasla yavaşladı, yatırımlar ise geriledi. Yıllık cirosu 20 milyon yuanın (yaklaşık 2,9 milyon dolar) üzerindeki sanayi işletmelerinin üretim çıktılarının hesaplandığı sanayi üretimi, martta yıllık bazda yüzde 5,7 artarken ocak ve şubat aylarındaki yüzde 6,3 artışın altında kaldı. Tüketimin ölçüsü olarak kabul edilen perakende satışlar ise martta, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,7 artarken ilk iki aydaki yüzde 2,8'lik artışın gerisine düştü. Çin'de yatırımların seyri Altyapı, taşınmazlar, makine ve donanım harcamalarını içeren sabit sermaye yatırımları yılın ilk 3 ayında yüzde 1,7 artarken ilk 2 aydaki yüzde 1,8'lik artışa kıyasla geriledi. Son 3 yıldaki gerilemesiyle sabit sermaye yatırımlarını olumsuz etkileyen gayrimenkul sektöründe düşüş, bu yılın ilk çeyreğinde de devam etti. Gayrimenkul yatırımları, ilk 3 ayda, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 azaldı. Yatırımcı güveninin göstergesi olarak görülen özel sektör yatırımları da ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 2,2 düşüş kaydetti. Ülkede Şubat 2025 sonunda yüzde 5,3 olan kentlerdeki genel işsizlik oranı, mart ayı sonunda 0,1 puan artışla yüzde 5,4 oldu. IMF'nin büyüme tahmini Uluslararası Para Fonu (IMF), 14 Nisan'da Çin'in 2026 büyüme tahminini, zayıf iç ekonomik etkinlik ve İran savaşının etkilerini gerekçe göstererek yüzde 4,5'ten yüzde 4,4'e düşürdüğünü bildirmişti. Orta Doğu'da savaşın enerji fiyatlarındaki yol açtığı artışın hammadde maliyetlerinden enflasyon beklentilerine kadar tüm ülkeleri olumsuz etkileyeceğine işaret eden IMF, ABD, Avro bölgesi ve diğer majör ekonomiler için de büyüme tahminlerini düşürmüştü. ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri ile Basra Körfezi'nde tırmanan çatışma nedeniyle, küresel mal ve enerji ticareti açısından kritik bir geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği büyük ölçüde kesilmişti. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Irak ve İran'ın hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarlarına bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25'inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin ve gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun ana güzergahı konumunda bulunuyor. Çin'in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 45'i, sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30'u Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ülkeye ulaşıyor. Boğazdaki tanker trafiğindeki kesintiler küresel petrol tedarikinde aksamalara, petrol fiyatlarında artışa yol açmış durumda.

2026 Türkiye Ekonomisi paneli Haber

2026 Türkiye Ekonomisi paneli

Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katıldığı panelde artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiye yansımaları değerlendirildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ile Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS) Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Panelde 2025 yılında uygulanan dezenflasyon ve dengelenme politikalarının sonuçları değerlendirilirken, 2026 yılına girerken artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri çok boyutlu olarak ele alındı. Kur dinamikleri, cari denge ve para politikasının karşı karşıya olduğu yeni kısıtlar panelin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen panelde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, açılış konuşmasında 2025 yılının dezenflasyon süreci ile 2026 yılında öne çıkan yeni risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Panelde İran-İsrail gerilimiyle petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi. ‘Enflasyon iyileşirken başka dengesizlikler birikiyor’ 2025 yılı Türkiye ekonomisini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyonda yaşanan kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide farklı alanlarda dengesizliklerin biriktiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Akat, “2025 yılında yüzde 3.6 büyümeye rağmen istihdamda bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Yumuşak bir dezenflasyon olsa da verimlilik, rekabet gücü, talebin yapısı ve yatırımlar açısından ciddi sorunlarımız var ve bu sorunlar birikiyor. Bu tabloda enflasyon yükselmiyor, ancak düşmüyor da. Bu durum enflasyonun giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Böylesine tekrar eden, kronik bir hastalığa dönüşmüş enflasyon klasik mücadele yöntemleriyle çözülemez, daha köklü müdahaleler gerektiren bir operasyon işidir” dedi. ‘Fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşıyoruz’ Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu ve çözümün fiyatlama davranışının düzelmesi ile güvenin yeniden inşa edilmesine bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “2022’den itibaren Türkiye’de hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında çok belirgin bir kırılma yaşıyoruz. Fiyatların değişme sıklığı artarken bu güncellemeler çok daha yüksek oranlarda yapılıyor. Hizmetler sektörü döviz kuru şoklarına cevabını fiyat hareketlerini yukarıya doğru çekerek veriyor. Bu ortamda yeni bir döviz kuru hareketi de benzer şekilde etki edecektir. Krediyi artırırsanız bu sadece fiyatlara yansır. Bu nedenle mevcut koşullarda politika alanı oldukça sınırlı” diye konuştu. Mevcut ekonomik durumu iyileştirmek için üretimin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “Üretimi artırıcı yatırımları, gerekirse teşviklerle desteklemek gerekiyor. Kısa sürede sonuç alınabilecek alanlardan biri ise tarım. Arz tarafının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. ‘Tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşanıyor’ Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise artan gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin nüfus dinamikleri, göç ve turizm hareketliliği nedeniyle güçlü bir talep yapısına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, buna karşın tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşandığını ifade etti. Prof. Dr. Aslanoğlu, “Planlama eksikliği ve günlük politikaların etkisiyle tarımla uğraşanların sayısı azalırken üretim verimliliği düşüyor. Bu durum temel bir yapısal sorun yaratıyor. Türkiye’nin arz kapasitesini artırmadan ve uzun vadeli, kapsamlı bir planlama yapmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değil” dedi. ‘Jeopolitik gelişmeler ekonomi politikalarının yönünü belirleyebilir’ Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını ve önümüzdeki döneme ilişkin temel riskleri değerlendiren Prof. Dr. Aslanoğlu, jeopolitik gelişmelerin belirleyici rolüne dikkat çekti: “Bugün en büyük belirsizlik, bölgedeki gerilimlerin ne kadar süreceğidir. Sürecin kısa sürmesi halinde tablo yönetilebilir; ancak uzaması durumunda ekonomi politikası hedeflerinin ve çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu süreçte büyümeden sert şekilde vazgeçmek ya da kurda ani ve sert hareketlere izin vermek ekonomiye zarar verir. Önümüzdeki dönemde iç talebin desteklendiği bir yapı sürerken enflasyonun görece yüksek seyretmesi olasıdır. Uzun vadede ise temel ihtiyaç, doğru fiyatların oluştuğu, beklentilerin çıpalandığı ve dış talebe dayalı büyüme ile desteklenen güçlü bir ekonomik çerçevedir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.