SON DAKİKA
Hava Durumu

#Üretim Kapasitesi

Ekometre - Üretim Kapasitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretim Kapasitesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye ekonomisi küresel yatırımcılara anlatıldı Haber

Türkiye ekonomisi küresel yatırımcılara anlatıldı

Ekonomi yönetimi tarafından yapılan sunumlarda artan rezervler, düşük borçluluk, üretim kapasitesi ve azalan dış kırılganlıklar öne çıkarılırken, yeşil ve dijital dönüşüm ile yüksek katma değerli yatırımların önemi vurgulandı. Küresel koşullara karşı ekonomik dayanıklılık mesajı New York'ta gerçekleştirilen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamında ABD'li doğrudan yatırımcılarla bir araya gelen ekonomi yönetimi, Türkiye'nin makroekonomik görünümünü ve yatırım fırsatlarını değerlendirdi. Toplantılarda, zorlu küresel ekonomik koşullar ve bölgede devam eden çatışmaların yarattığı risklere karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığı ele alındı. Ekonomik görünümü destekleyen unsurlar arasında rezervlerdeki artış, kamu maliyesindeki hareket alanı ve dış kırılganlıklardaki azalma gösterildi. Üç gün sürecek konferans kapsamında yatırımcı buluşmaları ve sektörel oturumlarla Türkiye'nin büyüme potansiyeli ile yatırım ortamının değerlendirilmesi planlandı. Yatırım ve verimlilik büyümenin temel unsurları arasında Toplantılarda Türkiye'de sabit sermaye yatırımlarının kişi başına gelir seviyesine kıyasla yüksek olduğu, son iki yılda verimlilik artışında da ivme yakalandığı belirtildi. Üretim kapasitesini genişleten yatırımlar ve verimlilik kazanımları, orta vadeli büyüme görünümünü destekleyen başlıca unsurlar arasında değerlendirildi. Yüksek teknoloji ve katma değerli yatırımların çekilmesine yönelik teşvikler de yatırım gündeminin önemli başlıkları arasında yer aldı. Borçluluk ve kamu maliyesi öne çıktı Türkiye ekonomisinin toplam borçluluk oranının görece düşük olması, yatırımcı görüşmelerinde öne çıkan konulardan biri oldu. Kamu maliyesindeki hareket alanının ekonomik şoklara karşı tampon oluşturabileceği belirtilirken, dış kırılganlıklardaki gerileme ve finansal göstergelerdeki iyileşmenin ekonomik dayanıklılığa katkı sağladığı ifade edildi. Ekonomi politikalarının temel hedefleri arasında makroekonomik istikrarın güçlendirilmesi ve dış kaynaklı risklere karşı dirençli bir yapı oluşturulması gösterildi. Rezerv artışı ve kur korumalı mevduattan çıkış süreci Uluslararası rezervlerdeki artış ve kur korumalı mevduat sisteminden çıkış süreci de ekonomik görünümün değerlendirildiği başlıklar arasında yer aldı. Bu gelişmelerin dış finansman risklerini azaltması, para politikasının etkinliğini desteklemesi ve ekonomik şoklara karşı dayanıklılığı artırması bekleniyor. Rezervlerin seyri ile finansal istikrar göstergeleri, Türkiye ekonomisinin dış dengesi ve yatırımcı güveni açısından takip edilen unsurlar arasında bulunuyor. Türkiye'nin tedarik zincirlerindeki rolü Türkiye'nin stratejik coğrafi konumu, üretim altyapısı, imalat ve hizmet sektörlerindeki kapasitesi ile nitelikli iş gücü, yatırımcı sunumlarında öne çıkarılan avantajlar arasında yer aldı. Küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm sürecinde Türkiye'nin üretim ve lojistik altyapısı üzerinden yeni yatırım fırsatları sunabileceği belirtildi. Yüksek katma değerli üretimin geliştirilmesi ve küresel şirketlerle iş birliğinin artırılması, yatırım gündeminin temel başlıkları arasında gösterildi. Yeşil ve dijital dönüşüm yatırım gündeminde Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, sanayide dönüşüm ve üretken altyapı yatırımları, Türkiye'nin yatırım çekme stratejisinde öne çıkan alanlar arasında yer aldı. Yatırım teşviklerinin üretim ve ihracat kapasitesini geliştirmeye, teknoloji yoğun yatırımları artırmaya yönelik hedeflerle ilişkilendirildiği belirtildi. Konferansın stratejik yatırım başlıkları arasında yarı iletkenler, mobilite, yeşil enerji, ileri imalat, dijital teknolojiler, iletişim ve uzay sektörleri yer aldı. Bu alanlar, küresel yatırım eğilimleri ve teknolojik dönüşüm çerçevesinde Türkiye'nin yatırım çekme potansiyelinin değerlendirildiği sektörler olarak öne çıktı. Savunma sanayii ve dijital hizmetlerde büyüme potansiyeli Toplantılarda Türkiye'nin farklı sektörlerdeki üretim ve ihracat kapasitesi de ele alındı. Savunma sanayii, turizm, sağlık turizmi, televizyon dizileri, mobil oyunlar ve dijital hizmet ihracatı, büyüme ve uluslararası pazarlara açılım fırsatları açısından öne çıkarılan alanlar arasında yer aldı. Savunma sanayiinin imalat sektöründeki teknolojik dönüşüme katkı sağlayabileceği, dijital hizmetler ve yaratıcı sektörlerin ise ihracat çeşitliliğini artırabileceği değerlendirildi. Para politikası ve dezenflasyon süreci Yatırımcı toplantılarında para politikası ve makroekonomik görünüm de gündeme geldi. Görüşmelerde fiyat istikrarı, dezenflasyon süreci ve para politikasının görünümü ele alınırken, enflasyonla mücadele programının ekonomik istikrar ve yatırım kararları üzerindeki etkileri değerlendirildi. Para politikası uygulamalarının yanı sıra mali disiplin ve büyüme hedefleri, yatırımcıların Türkiye ekonomisine ilişkin beklentilerini şekillendiren temel politika başlıkları arasında bulunuyor. Orta Vadeli Program yatırımcılara anlatıldı Eylül ayının başında açıklanan Orta Vadeli Program'ın üç yıllık yol haritası da görüşmelerin gündeminde yer aldı. Program kapsamında fiyat istikrarı, büyüme hedefleri, mali disiplin ve kamu maliyesinin görünümü değerlendirildi. Ekonomi politikalarının önümüzdeki dönemde yatırım ortamı, finansman koşulları ve büyüme dinamikleri üzerindeki etkileri yatırımcılar açısından önem taşıyor. Yatırım görüşmeleri farklı sektörlere yayılıyor 21-23 Eylül tarihleri arasında New York'ta gerçekleştirilen konferans kapsamında enerji, finans, teknoloji, havacılık, otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde yatırım ve iş birliği fırsatlarının ele alınması planlandı. Programın ilerleyen oturumlarında yüksek teknoloji yatırımları, şirketler arası ortaklıklar ve Türkiye'nin küresel tedarik zincirlerindeki rolünün değerlendirilmesi öngörülüyor. Türkiye'nin yatırım ortamına ilişkin mesajlarda makroekonomik istikrar, üretim kapasitesi ve teknolojik dönüşümün yanı sıra küresel sermaye ile iş birliğinin geliştirilmesi öne çıkıyor.

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj Haber

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj

Türk sanayisinin Gümrük Birliği sayesinde Avrupa değer zincirlerine derin biçimde entegre olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Avrupa’nın maliyetlerini ve küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını güçlendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA), Türkiye açısından kritik bir başlık haline geldi. Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026’da açıklanan yasa teklifi, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki yasama sürecinden geçiyor. Teklifte çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojiler gibi stratejik alanlarda “Made in EU” ve düşük karbon şartlarının kamu alımları ile destek mekanizmalarında kullanılması öngörülüyor. Yasanın nihai kapsamı henüz kesinleşmezken, Türkiye’nin AB’nin yeni sanayi politikasında nasıl konumlandırılacağı Ankara ile Brüksel arasındaki temasların önemli gündem maddelerinden biri oldu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 16-17 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda da Türkiye’nin AB ile 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığının ve mevcut ticari entegrasyonunun dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye üçüncü ülke kategorisinde görülmemeli Türkiye açısından temel argüman, Türk sanayisinin Çin, Hindistan veya diğer üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa sanayi ve tedarik zincirleriyle güçlü biçimde bütünleşmesini sağladı. Bu nedenle “Made in EU” uygulamasının Türkiye’nin mevcut entegrasyon seviyesini göz ardı edecek biçimde uygulanmasının hem Türk üreticiler hem de Avrupa sanayisi açısından sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. AB Komisyonu’nun Nisan 2026’da verdiği bir yanıtta ise IAA teklifinin Gümrük Birliği’ni değiştirmediği, ayrıca Türkiye gibi AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ve ilgili koşulları sağlayan içeriğin, teklif kapsamındaki “Union origin” şartları bakımından Birlik menşeli içerikle eşdeğer kabul edildiği belirtildi. “Made in EU” tartışmasında Türkiye detayı Türk iş dünyasının yakından takip ettiği başlıklardan biri de IAA kapsamındaki menşe ve yerli içerik kriterleri. Yasanın nihai metni üzerindeki görüşmeler devam ederken, “Made in EU” yaklaşımının Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirme amacıyla nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Türkiye açısından kritik nokta ise mevcut Gümrük Birliği entegrasyonunun bu kuralların dışında bırakılıp bırakılmayacağı. AB Konseyi’ndeki değerlendirmelerde de “Made in EU” yaklaşımının ithalata bağımlılığı azaltabileceğini savunan ülkelerin yanı sıra, uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve değer zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin çekinceler dile getiriliyor. Avrupa sanayisi de maliyetle karşılaşabilir Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca Türk üreticiler açısından değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Otomotivden makineye, demir-çelikten kimyaya kadar birçok alanda Avrupalı üreticiler Türkiye’deki tedarikçilerle uzun süredir entegre biçimde çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinden uzaklaştırılması halinde tedarik maliyetlerinin yükselmesi, teslim sürelerinin uzaması ve tedarik güvenliğinin zayıflaması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından yalnızca bir ihracat pazarı değil, üretim ve tedarik zincirinin tamamlayıcı bir parçası olduğu vurgulanıyor. Otomotivde kritik eşik “Made in EU” tartışmasının en kritik alanlarından biri otomotiv sektörü. IAA kapsamında otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde Avrupa üretimini ve yerli içeriği artırmaya yönelik politikalar gündemde bulunuyor. Avrupa otomotiv tedarik sanayisini temsil eden CLEPA da Avrupa’nın rekabet gücünün yalnızca araç montajına değil, parçalar ve kritik teknolojiler dahil olmak üzere tüm değer zincirine bağlı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’nin otomotiv üretimi ve tedarik altyapısı, Avrupa’nın dönüşüm sürecinde önemli bir tamamlayıcı kapasite olarak öne çıkıyor. CLEPA: Rekabet gücünün temeli tedarik zinciri Tartışmalarda öne çıkan çalışmalardan biri, CLEPA tarafından Roland Berger’e hazırlatılan Avrupa otomotiv tedarik zincirinin rekabet gücüne ilişkin analizler oldu. Çalışmalarda Avrupa otomotiv tedarikçilerinin araç değerinin önemli bölümünü oluşturduğu ve küresel rekabet koşullarının Avrupa’daki üretim kapasitesi üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. CLEPA, Avrupa’nın rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca nihai araç üretimine değil, parçalar, elektronik, yazılım ve diğer kritik bileşenlerden oluşan geniş tedarik zincirine odaklanılması gerektiğini savunuyor. CLEPA’nın değerlendirmelerine göre Avrupa’daki otomotiv tedarikçilerinin oluşturduğu değer, sektörün toplam rekabet gücünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “Made in Europe” politikalarının tedarik zincirinin tamamını dikkate alacak biçimde tasarlanması gerektiği ifade ediliyor. Rekabet montajla sınırlı değil Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel başlıklar şöyle sıralanıyor: Araç montajı tek başına yeterli değil: Avrupa’da aracın monte edilmesi kadar kritik parçaların ve teknolojilerin de değer zinciri içinde üretilmesi önem taşıyor.Katma değer tedarik zincirine yayılıyor: Motor, elektronik, güç elektroniği, yazılım ve şasi sistemleri gibi bileşenler rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.Tedarik zinciri korunmalı: Avrupa’nın küresel rekabette güçlü kalabilmesi için yalnızca nihai ürün üretimine değil, üretimin tamamını destekleyen tedarik altyapısına odaklanması gerekiyor.Çin ve ABD rekabeti bütüncül kapasite gerektiriyor: Avrupa’nın küresel rekabette teknoloji, üretim kapasitesi ve tedarik güvenliğini birlikte güçlendirmesi gerekiyor. CLEPA’nın 2026 yılı analizleri de Avrupa otomotiv tedarikçilerinin küresel maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunmasının önemini ortaya koyuyor. “Avrupa duvar örmek yerine zinciri güçlendirmeli” Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu da Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için Türkiye ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da son dönemde öne çıkan “Made in EU” yaklaşımının yerine, Türkiye gibi yakın ve entegre üretim merkezlerini de kapsayan “Made with Europe” anlayışının daha rekabetçi bir model oluşturabileceğini ifade eden Silahtaroğlu, Türkiye’nin Avrupa açısından yalnızca bir tedarikçi değil, stratejik bir üretim ortağı olduğunu söyledi. Silahtaroğlu, Çin’in üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile ABD’nin teknoloji ve sermaye gücü karşısında Avrupa’nın yakın coğrafyadaki güvenilir üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye dışlanırsa tedarik süresi uzayabilir Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin sistem dışına itilmesinin maliyetleri artırabileceği ve tedarik sürelerini uzatabileceği değerlendirmesinde bulundu. Silahtaroğlu, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet gücünü artırmak için yeni ticari duvarlar oluşturmak yerine mevcut ve güvenilir değer zincirlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ürün çeşitliliği avantajı Türk otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, ürün çeşitliliği ve teknik yetkinlikleriyle de Avrupa açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin motor parçaları, fren sistemleri, filtreler, süspansiyon bileşenleri, elektrik-elektronik parçalar ve kablo sistemleri gibi geniş bir ürün grubunda üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Silahtaroğlu, hızlı teslimat kabiliyeti, ürün çeşitliliği ve maliyet avantajının Avrupa satış sonrası pazarında tedarik sürekliliğine katkı sağladığını belirterek, Türkiye ile sanayi entegrasyonunun derinleştirilmesinin Avrupa’nın dönüşüm kapasitesini ve küresel rekabet gücünü destekleyeceğini söyledi.

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek Haber

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek

Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemine ilişkin yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program’da makroekonomik istikrarın güçlendirilmesinin yanı sıra verimlilik ve rekabet gücünün artırılması, yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması ile ihracat kapasitesinin geliştirilmesi öncelikli politika alanları arasında yer aldı. Üretim odaklı büyümeye vurgu Orta Vadeli Program’ı değerlendiren Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, fiyat istikrarı ve mali disiplin korunurken büyümenin üretim kapasitesi, verimlilik ve yüksek katma değer temelinde güçlendirilmesini doğru bir yaklaşım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Öztürk, “Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve ihracata verilen önceliği reel sektörümüz açısından önemli buluyoruz. İmalat sanayisinin üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak, işletmelerimizin rekabet gücünü geliştirecek politikalar kalıcı ekonomik istikrarın sağlanmasına katkı sunacaktır. Programda yer alan tedbirlerin belirlenen takvim çerçevesinde kararlılıkla uygulanması ve sağlanacak imkânların işletmelerimize hızlı biçimde yansıması büyük önem taşımaktadır” dedi. OVP’nin reel sektör hedeflerine KTOTEK desteği OVP’de ihracatın geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve işletmelerin rekabet gücünün desteklenmesine verilen öncelik, reel sektörün bu alanlardaki dönüşümünü daha da önemli hâle getiriyor. Konya Ticaret Odası da KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla Konya iş dünyasına bu süreçte destek sağlıyor. Kampüs içerisinde faaliyet gösteren KTO Dış Ticaret Merkezi firmaların yeni pazarlara ulaşmasına, Konya Model Fabrika ise üretim süreçlerini geliştirerek verimliliklerini artırmasına yönelik hizmetler sunuyor. Firmalara yeni pazarlar için yol haritası KTO Dış Ticaret Merkezi, ihracata yeni başlayacak işletmeler ile mevcut ihracatını geliştirmek isteyen firmalara yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. İhracat Koçluğu, Hedef Pazar Analizi ile Hedef Müşteri ve Tedarikçi Araştırmaları kapsamında işletmelerin doğru pazarları belirlemelerine, potansiyel müşterilere ulaşmalarına ve dış ticaret süreçlerini planlamalarına destek veriliyor. İhracatta kalıcı artış için firmaların yeni pazarlara ulaşmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Küresel belirsizliklerin, korumacı politikaların ve zayıflayan dış talebin iş dünyamız üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemden geçiyoruz. Firmalarımızın mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara açılması ve dış ticaret kabiliyetlerini geliştirmesi gerekiyor. KTO Dış Ticaret Merkezimizle üyelerimizin bu süreçlerini destekliyor, ihracat hedeflerine ulaşmaları için ihtiyaç duydukları alanlarda yanlarında oluyoruz” ifadelerini kullandı. Verimlilik odaklı dönüşümde model fabrika desteği OVP’nin temel başlıklarından biri olan verimlilik ve rekabet gücü alanında ise Konya Model Fabrika tarafından sanayi işletmelerine yönelik uygulamalı çalışmalar yürütülüyor. Yalın üretim eğitimleri ile Öğren ve Dönüş Programları sayesinde üretim süreçlerindeki israfların azaltılması, kaynakların daha etkin kullanılması ve işletmelerde verimlilik kültürünün geliştirilmesi amaçlanıyor. Öztürk, “Günümüzde rekabet gücünü korumak yalnızca daha fazla üretmekle mümkün değildir. Kaynakları etkin kullanan, süreçlerini geliştiren ve daha yüksek katma değer oluşturan bir üretim yapısına yönelmek zorundayız. Konya Model Fabrikamızla işletmelerimizin verimlilik odaklı dönüşümüne katkı sağlıyoruz. KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla OVP’de ortaya konulan hedeflerin Konya iş dünyasında karşılık bulmasını ve firmalarımızın yeni döneme hazırlanmasını desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

KOBİ’lere küresel rekabet desteği Haber

KOBİ’lere küresel rekabet desteği

İşletme başına 30 milyon TL ile 75 milyon TL arasında kredi imkânı sunulan programda, 20 puanlık geri ödemesiz finansman desteği ve Kredi Garanti Fonu kefaleti seçeneği bulunuyor. Başvurular 30 Eylül 2026’ya kadar yapılabilecek. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin küresel pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik KOSGEB desteklerinde yeni dönem başladı. Küresel Rekabetçilik Destek Programı’nın 2026 yılı ilk başvuru dönemi 7 Eylül’de açıldı. KOBİ’ler, üretimden ihracata, Ar-Ge’den dijital dönüşüme kadar küresel rekabetçiliklerini güçlendirecek yatırımları için program kapsamında finansman desteğinden yararlanabilecek. Başvuruların 30 Eylül 2026 tarihinde sona ereceği programda işletme başına kredi üst limiti 75 milyon TL olarak uygulanacak. Programın amacı ise yalnızca KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak değil; yenilikçi ürün geliştirme, yüksek katma değerli üretim, verimlilik, tedarik zinciri yönetimi ve uluslararası pazarlara açılma kapasitesini güçlendirmek. Destek kapsamı geniş tutuldu KOSGEB’in program kapsamında desteklediği harcamalar, KOBİ’lerin doğrudan üretim ve rekabetçilik kapasitesini artırmaya yönelik alanlarda yoğunlaşıyor. Destek kapsamında makine, teçhizat ve kalıp yatırımları, küresel rekabetçiliği artırmaya yönelik yatırım harcamaları arasında yer alıyor. Bunun yanında işletmelerin rekabet gücünü destekleyen kurumsal yazılım alımları da finansman kapsamında değerlendiriliyor. Program, nitelikli insan kaynağına yönelik personel giderlerini de kapsıyor. Eğitim, danışmanlık ve yönlendirme, belgelendirme, test ve analiz, pazarlama, tasarım ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin hizmet alımları da desteklenebilecek giderler arasında bulunuyor. Bunlara ek olarak proje kapsamında ihtiyaç duyulan işletme sermayesi giderleri için de finansman imkânı sağlanacak. Bu kapsam, desteğin yalnızca makine yatırımlarına yönelik klasik bir yatırım finansmanı olmaktan çıkarak işletmelerin üretim, teknoloji, insan kaynağı ve pazarlama kapasitesini birlikte geliştirmesini hedeflediğini gösteriyor. 75 milyon TL’ye kadar kredi kullanılabilecek Programda işletme başına 30 milyon TL kredi alt limiti, 75 milyon TL kredi üst limiti uygulanacak. Projelerin süresi 24 ay, kredi vadesi ise 36 ay olarak belirlendi. İşletmelerin finans kuruluşlarından kullanacakları krediler için 20 puanlık geri ödemesiz finansman desteği sağlanacak. KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaleti imkânından yararlanılması da mümkün olacak. Bu yapı, özellikle yüksek yatırım maliyeti gerektiren makine, teknoloji, dijitalleşme ve üretim kapasitesi yatırımlarında KOBİ’lerin kredi maliyetini azaltmayı hedefliyor. Programa her KOBİ başvuramıyor Küresel Rekabetçilik Destek Programı, tüm KOBİ’lere açık genel bir finansman programı niteliğinde değil. Başvuru için işletmelerin öncelikle belirli temel koşulları karşılaması gerekiyor. Başvuracak işletmelerin KOSGEB Veri Tabanı’nda kayıtlı ve aktif olması, güncel İşletme Beyanı’na sahip bulunması ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında tanımlanan gerçek veya tüzel kişi statüsünde faaliyet göstermesi gerekiyor. Bunun yanı sıra işletmelerin belirlenen uygunluk kriterlerinden en az birini karşılaması gerekiyor. İhracatını ve Ar-Ge’sini artıran şirketler öne çıkıyor Program kapsamında hızlı büyüyen işletmeler için ihracat ve teknoloji odaklı kriterler öne çıkıyor. Bu kapsamda hızlı büyüyen işletmelerin orta-yüksek veya yüksek teknoloji düzeyinde faaliyet göstermesi ve son üç yılın her birinde ihracatını bir önceki yıla göre artırmış olması kriterlerden biri olarak belirleniyor. Bir diğer kriter ise hızlı büyüyen işletmelerin son üç yılın her birinde hem ihracatını hem de Ar-Ge harcamalarını artırmış olması. Bunun yanında yüksek teknoloji düzeyinde faaliyet gösteren orta ölçekli işletmeler de programa başvurabilecek. Bu işletmelerin Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında belirlenen öncelikli ürünler listesinde yer alan ürünlere ilişkin faaliyet yürütmesi gerekiyor. Turcorn 100 Programı kapsamına alınan işletmeler de başvuru yapabilecek. 2025’ten bu yana milyarlarca liralık finansman Küresel Rekabetçilik Destek Programı 2025 yılında uygulanmaya başladı. Program kapsamında bugüne kadar 71 KOBİ için toplam 3 milyar TL finansman imkânı sağlandığı belirtildi. Verilen bilgilere göre bu işletmelerden 43 KOBİ toplam 1,3 milyar TL finansmana erişti. Programın temel hedefi, KOBİ’lerin yalnızca mevcut üretim kapasitelerini büyütmesi değil; yüksek katma değerli ürün geliştirmesi, uluslararası pazarlarda daha güçlü rekabet etmesi ve sürdürülebilir büyüme kapasitesi oluşturması. Başvurular 30 Eylül’de sona erecek KOSGEB’in 2026 yılı Küresel Rekabetçilik Destek Programı kapsamında ilk başvuru dönemi 7 Eylül 2026’da başladı. Programa başvurmak isteyen işletmelerin başvurularını 30 Eylül 2026 tarihine kadar tamamlaması gerekiyor. Program özellikle ihracatını büyütmek, üretim kapasitesini artırmak, teknoloji yatırımı yapmak, Ar-Ge faaliyetlerini geliştirmek veya dijital dönüşüm yatırımlarını hızlandırmak isteyen KOBİ’ler açısından önemli bir finansman kanalı oluşturuyor. KOSGEB’in bu programla ortaya koyduğu çerçeve, KOBİ desteklerinde yalnızca işletme sayısını artırmaya değil, yüksek katma değerli üretim ve uluslararası rekabet kapasitesi bulunan işletmelerin ölçeklenmesine odaklanan bir yaklaşımın öne çıktığını gösteriyor.

SİKA AKKİM satın alımını tamamladı Haber

SİKA AKKİM satın alımını tamamladı

Bu stratejik yatırım, Sika'nın sızdırmazlık ve yapıştırıcılar segmentindeki konumunu daha da güçlendirirken, genişleyen dağıtım ağı, artan coğrafi erişim ve büyüyen üretim kapasitesi sayesinde önemli büyüme fırsatları sunuyor. Akkim, 2025 yılında yaklaşık 220 milyon İsviçre Frangı net satış geliriyle faaliyet gösterdiği pazarlarda güçlü bir büyüme performansı sergiliyor. Şirket; Doğu Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlarda, yaygın ve güçlü dağıtım ağıyla geniş bir müşteri kitlesine hizmet veriyor. Güçlü Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen yenilikçi ve özgün formülasyonlara dayanan kapsamlı ürün portföyü, inşaat sektöründeki çok çeşitli uygulama ve teknolojilere yönelik çözümler sunuyor. Akkim’in üretim kapasitesi ve ihracat yetkinlikleri, Sika’nın sızdırmazlık ve yapıştırıcılar iş kolunda verimli bir üretim ve tedarik merkezi oluşturmasına katkı sağlarken uzun vadeli büyüme hedeflerini de destekliyor. Satın almanın tamamlanmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Sika EMEA Bölge Müdürü Christoph Ganz, şunları söyledi: “Akkim'in Sika ailesine katılması, sızdırmazlık ve yapıştırıcılar alanındaki büyüme stratejimiz açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Güçlü markalarımızı, birbirini tamamlayan ürün portföylerimizi ve yetenekli ekiplerimizi bir araya getirerek müşterilerimize daha fazla değer sunmayı ve yeni pazarlarda büyüme fırsatlarını değerlendireceğiz. Akkim ekibini Sika ailesinde görmekten büyük mutluluk duyuyor, birlikte güçlü bir gelecek inşa edecek olmanın heyecanını yaşıyoruz.”

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı Haber

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı

Avdagiç, yeni OVP için finansman, kur, vergi ve sosyal güvenlik yükleri ile ithalat politikalarını kapsayan 5 maddelik öneri sundu. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, İTO’nun ağustos ayı Meclis Toplantısı’nda Türkiye ekonomisinin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını belirten Avdagiç, yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin özellikle üretici firmalar ve KOBİ’ler üzerindeki baskısına dikkat çekti. Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP’de para politikasının yanında, dezenflasyon sürecine zarar vermeyecek şekilde “hedefli bir üretim koruma politikası” geliştirilmesini önerdi. “Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz” diyen Avdagiç, üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici ve hedefli finansman mekanizmalarına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Üretim ve ihracata yönelik 5 maddelik öneri Avdagiç, yeni OVP kapsamında reel sektörün finansmana erişimini güçlendirmek amacıyla beş başlıkta politika önerisi sundu. 1. Uzun vadeli finansman güçlendirilmeli İhracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticilere de açılmasını istedi. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ve ihracat performansının dikkate alınması gerektiğini kaydetti. 2. Yatırım ve işletme kredileri ayrıştırılmalı Avdagiç, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulmasını önerdi. 3. Kur ve ihracatçı arasındaki maliyet dengesi korunmalı İhracatçıların artan maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığını belirten Avdagiç, kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayabilecek şekilde dengelenmesine yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılarak daha etkin hale getirilmesini isteyen Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki baskıyı artırmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. 4. Üretim ve istihdama yönelik seçici destek sağlanmalı Üretim yapan ve istihdam sağlayan firmaların vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda seçici düzenlemelerin gündeme alınmasını isteyen Avdagiç, özellikle yüksek istihdam ve ihracat sağlayan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmesini önleyecek mekanizmalar geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. 5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı Avdagiç, ithalat politikasının yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri düşürecek bir gümrük rejiminin uygulanması, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini belirtti. “Üretim tabanının korunması gerekiyor” Sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli olduğunu ancak bunun üretim tarafındaki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğini belirten Avdagiç, yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim sorunlarının sürdüğünü söyledi. Avdagiç, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Üretim tabanının korunması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, ihracatın sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, Türkiye’deki üretim kapasitesine ve bu kapasitenin maliyet ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu ifade etti. “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemeli” Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetçiliğini zorladığını belirten Avdagiç, bu alanlarda kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi. Avdagiç, kısa vadede dezenflasyonun korunmasının, orta ve uzun vadede ise üretim kapasitesi ile ihracat rekabetçiliğinin sürdürülebilmesinin birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti. “Türkiye bunu başarabilecek güce sahip” Türkiye’nin enflasyonla mücadele ile üretimin korunması arasında bir tercih yapmak zorunda olmadığını belirten Avdagiç, seçici, hedefli ve etkili politika araçları geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ekonomik birikimi ve kapasitesiyle kendi çıkış yolunu oluşturabileceğini söyleyen Avdagiç, iş dünyası olarak hükümetin beklentileri karşılayacak adımları hızlandıracağına inandıklarını belirtti. Avdagiç’ten “Terörsüz Türkiye” mesajı İTO Başkanı Avdagiç, konuşmasında “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin siyasi partilerin geniş mutabakatıyla yasalaşmasını değerlendiren Avdagiç, sürecin Türkiye için yeni bir dönemin kapılarını araladığını söyledi. Avdagiç, iş dünyası olarak sürecin milli birlik ve ekonomik kalkınmaya olumlu katkı sağlamasını temenni ettiklerini belirterek, yasada af düzenlemesine yer verilmemesini ve eli kana bulaşmış kişilerin kapsam dışında tutulmasını önemsediklerini ifade etti. Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir terörle mücadele ettiğini belirten Avdagiç, bundan sonraki dönemde ülkenin üretim ve kalkınma gündeminin daha güçlü şekilde öne çıkacağına inandıklarını söyledi. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde veri bilimi bölümü açıldı Avdagiç ayrıca İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Veri Bilimi ve Analitiği Bölümünün açıldığını duyurdu. İş dünyasının dijital dönüşüm ve veri odaklı karar alma süreçlerine uyum sağlaması için çalışmalar yürüttüklerini belirten Avdagiç, üniversitenin dijital dönüşüm alanındaki insan kaynağı ihtiyacına yönelik olarak 2026-2027 akademik yılında Veri Bilimi ve Analitiği Bölümü’ne ilk kez öğrenci kabul edeceğini açıkladı.

Kale Grubu'ndan geleceğe yatırım Haber

Kale Grubu'ndan geleceğe yatırım

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın’ın da katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, Seramik Teknolojileri Öncül Ar-Ge Merkezi ile Kalesinterflex 2. Hat Tevsi Yatırımı'nın açılışı gerçekleştirildi. Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay, teknoloji ve Ar-Ge yatırımlarıyla geleceğin rekabetine bugünden hazırlandıklarını vurgulayarak, teknoloji üretme kapasitesinin temelinde bilgi üretme kültürü ile insana yapılan uzun soluklu yatırımın yer aldığını belirtti. Kale Grubu, 69. kuruluş yıldönümünü Çan'daki Kaleseramik tesislerinde düzenlenen Geleneksel Seramik Bayramı'nda çalışanları, iş ortakları ve paydaşlarıyla birlikte kutladı. Çan’daki Kaleseramik tesislerinde düzenlenen törene, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın, Çanakkale kent protokolü, kamu ve özel sektör temsilcileri de katıldı. Törende Seramik Teknolojileri Öncül Ar-Ge Merkezi ile Kalesinterflex 2. Hat Tevsi Yatırımı hizmete alınırken, grubun teknoloji, Ar-Ge, yüksek katma değerli üretim ve insan odaklı gelişim vizyonu paylaşıldı. Zeynep Bodur Okyay: “69 yıldır bilgiye, Ar-Ge'ye ve insana yatırım” Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay, Kale'nin teknoloji üretme kapasitesinin temelinde yalnızca yatırımların değil, bilgi üretme kültürü ile insan kaynağına yapılan uzun soluklu yatırımın bulunduğunu söyledi. Ar-Ge'yi hiçbir zaman yalnızca bir bölüm olarak görmediklerini belirten Okyay, şöyle konuştu: "Teknolojiyi satın alabilirsiniz. Makineyi satın alabilirsiniz. Ama bilgi üretme kabiliyetini satın alamazsınız. Bilgi ancak öğrenilerek üretilir, denenerek geliştirilir, sabırla korunur ve zamanla kurumsal bir hafızaya dönüşür. İşte bu nedenle Ar-Ge'yi hiçbir zaman yalnızca bir bölüm olarak görmedik. Ar-Ge, Kale'nin düşünme biçimidir." dedi. Kalesinterflex'te yüksek katma değerli üretim kapasitesi arttı Kale Grubu'nun yüksek katma değerli ürün segmentindeki rekabetçiliğini artıracak önemli adımlardan biri olan Kalesinterflex 2. Hat Tevsi Yatırımı Seramik Bayramı kapsamında devreye alındı. Bu yeni üretim hattı sayesinde, Kaleseramik'in 3mm inceliğindeki büyük ebatlı porselen plaka üretim kapasitesi yüzde 44 artarak 2,4 milyon metrekareye ulaşacak. Bu yatırımla birlikte Kalebodur'un toplam porselen plaka üretim kapasitesi 5,6 milyon metrekarenin üzerine çıkarken, şirket, 100x300 cm'den 162x323 cm'ye uzanan büyük ebat seçenekleri ve 2 ila 20 mm arasındaki kalınlık alternatifleriyle farklı kullanım alanlarına yönelik geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. Seramik Teknolojileri Öncül Ar-Ge Merkezi açıldı Törende, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın’ın katılımıyla, açılışı yapılan bir diğer yatırım ise Seramik Teknolojileri Öncül Ar-Ge Merkezi oldu. Kale'nin Ar-Ge alanındaki 50 yılı aşkın birikimi üzerine inşa edilen ve TÜBİTAK 1515 Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı kapsamında beş yıl boyunca yaklaşık 125 milyon TL destek almaya hak kazanan merkez, Türkiye'de seramik teknolojileri alanında lazer, mikrodalga ve fonksiyonel dijital mürekkep geliştirme konularında ilk ve öncü laboratuvar olma özelliğini taşıyor. Merkezde dijital baskı teknolojileri, yeni nesil fonksiyonel yüzeyler, çevreci üretim yöntemleri ve ileri proses teknolojileri üzerine çalışmalar yürütülecek. 2030 yılına kadar altı patente ulaşmayı hedefleyen merkezin açılışında konuşan Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Bu merkezin gerçek başarısının yetiştireceği araştırmacılarla, mühendislerle ve bilim insanlarıyla ölçüleceğine inanıyoruz. Bu anlayışla oluşturacağımız araştırma ekibinde kadın istihdamını önceliklendiriyor, merkezimizde yüzde 60 kadın istihdam oranını hedefliyoruz” dedi. TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın “TÜBİTAK olarak, ülkemizin bilim, teknoloji ve yenilik ekosistemini güçlendirecek stratejik programlar yürütüyoruz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz 1515 Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı ile sanayi, üniversite ve kamu arasında bütüncül bir araştırma ağı kurarak ülkemizi küresel bir çekim merkezi haline getirmeyi hedefliyoruz. Dünyanın önde gelen seramik üreticileri arasında yer alan Kaleseramik’in kurduğu bu Öncül Ar-Ge Laboratuvarı, seramikte ileri malzeme ve yenilikçi imalat teknolojilerine odaklanarak sektörün yeşil dönüşümüne ve dışa bağımlılığın azaltılmasına önemli katkılar sunacaktır. Enerji ve su verimliliğinden nitelikli insan kaynağına, patentlerden uluslararası iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede değer üretecek bu laboratuvarın, Türkiye’nin küresel bilim ve teknoloji arenasındaki konumunu daha da güçlendireceğine yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı. Savunma ve havacılıkta teknoloji odaklı büyüme sürüyor Kale Grubu, Yapı Grubu şirketlerinde gerçekleştirdiği teknoloji ve Ar-Ge odaklı dönüşümü, savunma ve havacılık alanındaki faaliyetleriyle desteklemeye devam ediyor. Grup, geliştirdiği yerli turbojet motorlarıyla Türkiye'nin savunma sanayiindeki teknoloji yetkinliğini güçlendirirken, jet motoru ihracatına yönelik 10'dan fazla ülkeyle görüşmelerini sürdürüyor. Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda iki yeni jet motorunun geliştirme çalışmaları devam ederken, yakın zamanda bünyesine kattığı Kale ANDAR ile elektromekanik sistemler alanındaki yetkinliklerini de güçlendirerek Türkiye'nin kritik sistemleri geliştirme kabiliyetine katkı sunuyor. Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Okyay, savunma ve havacılık faaliyetlerinin Grubun dönüşüm vizyonunun önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Savunma ve havacılık bizim için yeni bir alan değil; yaklaşık kırk yıllık mühendislik birikimimizin ileri teknolojilere taşınmasıdır. Türkiye'nin ilk yerli jet motorunu geliştiren, bu ürünle ilk ihracatı gerçekleştiren savunma şirketi olmak bizim için hiçbir rakamla ölçülemeyecek bir gurur. Savunma ve havacılıkta gerçek başarı, kısa vadeli kazanımlarla değil; yıllar içinde inşa edilen teknoloji yetkinliği ve sürdürülebilir mühendislik kabiliyetiyle mümkün oluyor." dedi Seramik Bayramı geleneği devam ediyor Kale kültürünün en önemli buluşmalarından biri olan Seramik Bayramı kapsamında bu yıl da çalışanlar, aileleri, emekliler, bayiler ve iş ortakları bir araya geldi. Program kapsamında spor ödülleri, kıdem törenleri ve geleneksel sünnet organizasyonu gerçekleştirilirken, Kale Grubu'nun 69 yıllık kurum kültürü ve birliktelik anlayışı bir kez daha vurgulandı. Bu yıl altı branşta 435 çalışan spor organizasyonlarına katılırken, 102 çocuk için geleneksel sünnet töreni düzenlendi. Ayrıca Kale Grubunda 5, 10, 15, 20, 25, 30, 35 ve 40 yıl çalışanlara kıdem ödülleri takdim edildi.

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi Haber

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi

TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevine seçildi. Konukoğlu, sektörün yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ortak akıl ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) T. Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi Toplantısı’nda gerçekleştirilen seçim sonucunda TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi’nin Başkanı oldu. Seçimin ardından değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, “TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sektörümüz, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten uluslararası rekabete kadar birçok başlıkta önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Meclisimiz çatısı altında tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek sektörümüzün rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunacak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Toplantıda sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, enerji maliyetleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemelerinin üretim modellerini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türk çimento sektörünün bu dönüşüm sürecine güçlü yatırımlarla hazırlandığını ifade etti. TÜRKÇİMENTO verilerine göre 2025 yılında sektörün toplam çimento üretiminin 97,8 milyon tona ulaştığını belirten Konukoğlu, iç satışların 82,2 milyon ton, ihracatın ise 15,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara ihraç edildiğini vurgulayan Konukoğlu, sektörün üretim kapasitesi, ihracat gücü ve iç pazar dinamizmi açısından güçlü performansını sürdürdüğünü kaydetti. “Üçüz dönüşüm sektörümüzün yol haritasını oluşturuyor” Çimento sektörünün tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade eden Konukoğlu, sektörün odağında yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insan odaklı dönüşüm olmak üzere üç temel başlığın yer aldığını belirtti. Bu süreci “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Konukoğlu, dijitalleşme, veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka uygulamaları ve ileri üretim teknolojilerinin enerji verimliliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda dönüşümün temel unsurları haline geldiğini söyledi. Türk çimento sektörünün sürdürülebilirlik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, bugün 17 fabrikada, 27 hatta kurulu atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde toplam 164,5 megawatt enerji üretimi gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu yatırımlar sayesinde yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik tüketimine denk bir enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını belirten Konukoğlu, sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unun da atık ısı geri kazanımı, güneş ve rüzgar gibi sürdürülebilir kaynaklardan karşılandığını kaydetti. Yeşil çimento hedefleri öne çıkıyor Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda alternatif yakıt kullanım oranlarının artırılması, klinker oranının düşürülmesi ve düşük karbonlu yeni nesil üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Konukoğlu, yeşil çimento kullanımının sektörün dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Kamu projelerinde yeşil çimento kullanımının teşvik edilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Konukoğlu, önümüzdeki 10 yıllık dönemde yaklaşık 11 milyon ton karbon emisyonu azaltımının hedeflendiğini belirtti. Uluslararası iş birlikleri güçleniyor Konuşmasında Çin Çimento Birliği ile geliştirilen stratejik iş birliğine de değinen Konukoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Çin’in dijitalleşme, otomasyon ve yapay zeka alanlarındaki deneyiminin birleşmesinin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Konukoğlu, önümüzdeki dönemde teknoloji paylaşımı, pilot projeler, ortak eğitim programları ve uzman değişimleri gibi alanlarda iş birliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirterek, bu çalışmaların Emisyon Ticaret Sistemi ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi küresel mekanizmalara uyum sürecine de katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.

Şimşek: Türkiye güçlü bir üretim üssü Haber

Şimşek: Türkiye güçlü bir üretim üssü

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin güçlü üretim kapasitesi, stratejik konumu ve mali disiplini sayesinde yatırımcılar için önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Şimşek, bütçe açığı ve kamu borcu göstergelerinde kaydedilen iyileşmeye dikkat çekerek Türkiye ekonomisinin temellerinin güçlü olduğunu vurguladı. Küresel Kadınlar Zirvesi 2026 kapsamında düzenlenen "Türkiye'de Ticaret Yapmak" oturumunda konuşan Şimşek, jeopolitik gerilimler, ticarette artan korumacılık ve yüksek küresel borçluluğun dünya ekonomisi üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti. Türkiye'nin 1,6 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olduğunu belirten Şimşek, satın alma gücü paritesine göre bu rakamın 4 trilyon doların üzerine çıktığını söyledi. Son 23 yılda ekonominin yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüdüğünü hatırlatan Şimşek, Türkiye'nin stratejik projelerle bölgesel önemini artırmaya devam ettiğini kaydetti. Türkiye'nin sanayi alanında güçlü bir üretim üssü olduğunu vurgulayan Şimşek, orta gelir tuzağını aşmak için yüksek teknolojili üretime geçişi desteklediklerini ifade etti. Savunma sanayisinde elde edilen teknolojik kazanımların sağlık, tarım ve biyoteknoloji gibi alanlara da aktarılacağını belirten Şimşek, yapay zeka destekli teknolojilerin ekonomik dönüşümde önemli rol oynayacağını söyledi. Sanayi ve tarım sektörlerine yönelik desteklerin sürdüğünü belirten Şimşek, üretim yapan şirketler için kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5'e düşürüldüğünü hatırlattı. Hizmet ihracatı gerçekleştiren firmalara da önemli vergi avantajları sağlandığını ifade etti. Makroekonomik programın temel hedefinin kalıcı fiyat istikrarı olduğunu vurgulayan Şimşek, enflasyondaki düşüş sürecinin devam ettiğini belirterek yıl sonunda enflasyonun yüzde 20'li seviyelerde gerçekleşmesini beklediklerini söyledi. Bütçe performansına da değinen Şimşek, deprem harcamalarına rağmen bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 5'ten yüzde 2,9'a gerilediğini açıkladı. Kamu borcunun milli gelire oranının yaklaşık yüzde 24 seviyesinde bulunduğunu belirten Şimşek, bu oranın küresel ortalama olan yüzde 74'ün oldukça altında olduğuna dikkat çekti. Dış dengedeki gelişmelerin yönetilebilir seviyede olduğunu ifade eden Şimşek, hükümetin yatırım ortamını iyileştirmeye ve Türkiye'de iş yapmayı kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.