SON DAKİKA
Hava Durumu

#Üretim

Ekometre - Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretim haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı Haber

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı

Diplomatik temsilcileri, üst düzey kamu görevlilerini, yatırımcıları ve iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren buluşmada; Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı yatırımların artırılması ve Türk şirketlerinin Bulgaristan üzerinden Avrupa Birliği pazarına açılma fırsatları ele alındı. “Varna, Türk üreticileri için AB’ye açılan en yakın kapılardan biri” Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Fazlı Kılıç, İSO Yönetim Kurulu Üyesi Cemal Keleş, İOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kazım Özeren, Dilko Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Oğuztürk, Kavram Okulları Kurucusu Bahattin Durmuş,Sampaş,Holding YKB Şekip Karakaya, Dedeman Hotelleri YK Üyeleri Banu Dedeman, Macaristan Cumhuriyeti İstanbul Ticari Konsolosu Miklos Bujaky, iş insanları Hüseyin Öztürk,Özdemir Polat ve Işılay Reis’in de katıldığı etkinlik, Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkanı Mehmet Gözcü’nün açılış konuşmasıyla başladı. Ardından Platform Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan’daki iş ve yatırım ortamına ilişkin kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Özellikle Varna’nın Türk yatırımcılar açısından taşıdığı potansiyele dikkat çeken Gözcü; Avrupa Birliği içindeki stratejik konumu, gelişmiş liman altyapısı ve Türkiye’ye coğrafi yakınlığıyla kentin sanayi, üretim, lojistik ve uluslararası ticaret açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Gözcü, Bulgaristan’ın Türk şirketleri açısından yalnızca komşu bir ülke değil, aynı zamanda yaklaşık 450 milyon tüketicilik Avrupa Birliği pazarına erişim sağlayan stratejik bir yatırım ve üretim üssü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bulgaristan’da yaklaşık 2 bin 500 Türk şirketinin faaliyet gösterdiğini, 70’in üzerinde üretim tesisi bulunduğunu, Türk yatırımlarının yaklaşık 2,5 milyar avroya ulaştığını ve bu yatırımların yaklaşık 15 bin kişiye istihdam sağladığını belirten Gözcü, Varna’nın bu tabloda özel bir yere sahip olduğunu vurguladı. Varna’da özellikle turizm ve otelcilik, konut, endüstri ve üretim, lojistik ve depolama, marina ve denizcilik ile sağlık alanlarında yatırım fırsatları bulunduğunu ifade eden Gözcü, şunları söyledi: “İstanbul’dan karayoluyla yaklaşık beş saatlik mesafede bulunan Varna, Türkiye’deki üretici ve sanayiciler için Avrupa pazarına açılmanın en pratik kapılarından biri. Ancak yatırım kararları mutlaka doğru bilgiye ve ayrıntılı fizibilite çalışmalarına dayanmalı. Yatırım şansa değil; sağlam analize ve planlamaya dayanır. Çünkü güvenin olduğu yerde yatırım gelişir.” Prestige Platformu olarak Bulgaristan’ın farklı bölgelerini ekonomik yapı, hukuki süreçler, lojistik avantajlar, yatırımın geri dönüş potansiyeli ve sürdürülebilirlik açısından incelediklerini belirten Gözcü, amaçlarının Türk yatırımcıların doğru lokasyonda, doğru sektör ve iş modeliyle hareket etmesine katkı sağlamak olduğunu kaydetti. Türk şirketleri Bulgaristan deneyimlerini paylaştı Etkinlik kapsamında, Green Gold Foundation Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Dalga’nın moderatörlüğünde “Bulgaristan’da Yatırım – Türk Şirketlerinin Deneyimleri” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelde Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ve Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan pazarındaki deneyimlerini iş dünyası temsilcileriyle paylaştı. Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, yurt dışı yatırımlarında ülke ve pazar araştırmasının önemine dikkat çekerek, yatırımcıların yalnızca mevcut koşulları değil, küresel ekonomideki ve uluslararası ticaretteki gelişmeleri de yakından takip etmesi gerektiğini vurguladı. Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ise Avrupa Birliği’nin Türk şirketleri açısından son derece büyük ve önemli bir pazar olduğuna işaret etti. Balkanlar’daki gelişen ekonomilerin yeni fırsatlar yarattığını belirten Hinginar, Türkiye’deki üreticilerin bölgeye daha fazla odaklanması gerektiğini ifade etti. Etkinliğin karbon ayak izi sıfırlandı Bulgaria Connect, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından Türkiye ve Bulgaristan iş dünyası temsilcilerini buluşturan networking ve kokteyl programıyla sona erdi. Sürdürülebilirlik yaklaşımı etkinliğin organizasyonuna da yansıdı. Green Gold Foundation, Bulgaria Connect’in oluşturduğu karbon ayak izini ölçerek dengeleme çalışmasını gerçekleştirdi. Böylece iş ve yatırım fırsatlarının konuşulduğu buluşmada, ekonomik büyümenin yanı sıra çevresel sürdürülebilirlik konusunda da somut bir adım atıldı.

Şimşek’ten cari açık mesajı Haber

Şimşek’ten cari açık mesajı

Şimşek, küresel ticaretteki belirsizliklere karşı ihracatçıların rekabet gücünü artıracak ve yüksek teknolojili, katma değerli üretimi destekleyecek politikaların sürdürüleceğini bildirdi. Türkiye’nin temmuz ayı ödemeler dengesi verilerinin açıklanmasının ardından ekonomi yönetiminden ihracat ve üretim odaklı mesaj geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, cari açığın görünümünü değerlendirirken Türkiye’nin küresel ticaretteki değişime uyum sağlayabilmesi için üretim ve ihracat kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik politikaların devam edeceğini belirtti. Cari açık 40,7 milyar dolar Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi. Yıllıklandırılmış cari işlemler açığının temmuz itibarıyla 40,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Şimşek, küresel ticarette belirsizliklerin ve maliyet baskılarının arttığı bir döneme dikkat çekti. Bakan Şimşek, Türk ihracatçılarının değişen küresel koşullara uyum sağlamaya devam ettiğini ifade etti. İhracatçının rekabet gücü desteklenecek Şimşek, önümüzdeki dönemde ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik adımların sürdürüleceğini açıkladı. Türkiye’nin ürün ve pazar çeşitliliğinin yanı sıra güçlü üretim altyapısının ihracat performansını desteklediğini belirten Şimşek, firmaların küresel ticaretteki değişimlere hızlı uyum sağlama kapasitesinin önemine işaret etti. Yüksek teknolojili üretim öncelikte Ekonomi yönetiminin mesajında yüksek teknolojili ve katma değerli üretim öne çıktı. Şimşek, “Önümüzdeki dönemde ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak adımlar atmaya, yüksek teknolojili ve katma değerli üretimi güçlendirecek yapısal dönüşüm politikalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bu yaklaşım, cari açığın kalıcı olarak azaltılması açısından yalnızca ihracat hacminin değil, ihracatın teknoloji ve katma değer kompozisyonunun da güçlendirilmesinin hedeflendiğine işaret ediyor. Hizmet ihracatı dış dengeyi destekliyor Şimşek, mal ihracatının yanı sıra hizmet ihracatındaki güçlü görünümün de cari denge açısından destekleyici olduğunu belirtti. Hizmet ihracatındaki dirençli seyrin dış dengedeki görünümü olumlu etkilediğini ifade eden Şimşek, Türkiye’nin cari dengesindeki iyileşmenin sürdürülebilir olması için üretim ve ihracat yapısının güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Tedarik güvenliği de gündemde Küresel ticarette yaşanan dönüşüm ve jeopolitik gelişmelerin yeni riskler ortaya çıkardığına dikkat çeken Şimşek, Türkiye’nin rekabet gücünün yanı sıra tedarik güvenliğinin de artırılmasının hedeflendiğini bildirdi. Yüksek teknoloji ve katma değer odaklı yapısal dönüşümün, Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu güçlendirmesinin yanı sıra dış dengedeki kırılganlıkların azaltılmasına da katkı sağlaması hedefleniyor.

Matlı: Asırlık mirası geleceğin güçlü Bursa ekonomisine taşıyoruz Haber

Matlı: Asırlık mirası geleceğin güçlü Bursa ekonomisine taşıyoruz

Bursa Zahire Borsası adıyla 11 Eylül 1924 tarihinde Değirmenci Halil Paşa Zade İbrahim Bey ve arkadaşları tarafından kurulan Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kent ve ülke ekonomisinin yapı taşlarından biri olmayı sürdürüyor. Bir asrı aşan kurumsal birikimini bugün de Bursa’nın tarımsal ve ticari geleceğine yön veren çalışmalarla büyüten Bursa Ticaret Borsası; üretici, tüccar, sanayici ve iş dünyasıyla kurduğu güçlü bağ sayesinde geleneksel borsacılık anlayışını modern ticaretin gereklilikleriyle buluşturuyor. Asırlık birikim ekonomik değere dönüşüyor Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Değirmenci Halil Paşa Zade İbrahim Bey ve kurucu üyelerin vizyonuyla yakılan meşalenin, bir asrı aşkın süredir Bursa’nın tarımsal ve ticari kalkınmasına ışık tuttuğunu ifade etti. “Bir asrı aşan birikim, bizim için yalnızca güçlü bir geçmiş değil, aynı zamanda geleceğe karşı önemli bir sorumluluktur” diyen Matlı, Bursa Zahire Borsası adıyla başlayan yolculuğun bugün sürdürülebilirliği ve dijitalleşmeyi odağına alan, küresel pazarlara entegre ve üyelerine katma değer sunan güçlü bir kurumsal yapıya dönüştüğünü söyledi. Bursa TB’nin tescil işlem hacminin 70 milyar TL’yi aşmasının da bu gelişimin somut göstergelerinden biri olduğunu belirten Başkan Matlı, şöyle devam etti: “Bizler ecdadımızın bize bıraktığı bu asırlık mirası yalnızca korumakla kalmıyor, ikinci yüzyılımızda günümüzün hızla değişen ekonomik koşullarına uygun vizyoner hamlelerle tarım ve ticaretin dönüşümüne öncülük ediyoruz. Üyelerimizin rekabet gücünü artıran, üretimi ve ticareti geliştiren, Bursa’nın ekonomik gelişimine katkı sağlayan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “Bursa’nın üretim gücüne katkı sunuyoruz” Bursa’nın güçlü üretim kültürü ve köklü ticaret geleneğiyle Türkiye ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Başkan Özer Matlı, kentin sahip olduğu potansiyelin daha yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapıya dönüştürülmesinin önemine vurgu yaptı. Matlı, “Bursa’nın tarım, gıda, sanayi ve ticaret alanındaki potansiyelini daha yüksek katma değere dönüştürmek, şehrimizin ekonomik gücünü geleceğe taşımak açısından büyük önem taşıyor. Bursa Ticaret Borsası olarak geleneksel borsacılık faaliyetlerimizin yanı sıra tarım ve gıda sektörlerinin gelişimine, ticaretin kolaylaştırılmasına, üretici ve tüccarımızın rekabet gücünün artırılmasına yönelik projeler geliştiriyoruz” dedi. Bu anlayış doğrultusunda birçok önemli çalışmayı hayata geçirdiklerini ifade eden Matlı, şunları söyledi: “Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nden Gıda UR-GE projelerimize, kentimizin değerli ürünlerinin coğrafi işaretlerle tescillenmesinden yerel ürün ve markalarımıza değer katan Off The Record projemize kadar geniş bir alanda çalışmalar yürüttük. Tüm bu projelerle Bursa’nın üretim ve ticaret gücünü daha yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapıya dönüştürmeye, yerel değerlerimizi ulusal ve küresel ölçekte daha güçlü bir konuma taşımaya katkı sunuyoruz.” Asırlık miras geleceğe ışık tutuyor Bursa Ticaret Borsası’nın bugün değişen ekonomik koşullara uyum sağlayan, üyelerinin ihtiyaçlarını merkeze alan ve geleceğin ticaret modellerine hazırlanan güçlü bir kurumsal yapıya sahip olduğunu kaydeden Başkan Özer Matlı, Borsa’nın başarısının temelinde geçmişten bugüne uzanan ortak emeğin bulunduğuna dikkat çekti. Matlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Bursa Zahire Borsası adıyla başlayan yolculuğumuz, bugün bir asrı aşan güçlü bir kurumsal mirasa dönüşmüş durumda. Bu mirasın içerisinde Bursa’nın üreticisinin, tüccarının, sanayicisinin ve iş insanının emeği var. Borsamızın bugünlere gelmesinde katkısı bulunan başta üyelerimiz olmak üzere tüm başkanlarımıza, meclis ve yönetim kurulu üyelerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bursa Ticaret Borsası olarak geçmişten aldığımız güçle, bugünün ihtiyaçlarına cevap veren ve geleceğin ekonomisini şekillendiren bir anlayışla çalışmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle Borsamızın kuruluş yıl dönümünü kutluyor; kuruluşundan bugüne kadar Bursa Ticaret Borsası’na emeği geçen herkesi saygı ve şükranla anıyorum. Aramızdan ayrılan başkanlarımız başta olmak üzere Borsamıza hizmet etmiş tüm büyüklerimize Allah’tan rahmet diliyorum.”

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek Haber

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek

Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemine ilişkin yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program’da makroekonomik istikrarın güçlendirilmesinin yanı sıra verimlilik ve rekabet gücünün artırılması, yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması ile ihracat kapasitesinin geliştirilmesi öncelikli politika alanları arasında yer aldı. Üretim odaklı büyümeye vurgu Orta Vadeli Program’ı değerlendiren Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, fiyat istikrarı ve mali disiplin korunurken büyümenin üretim kapasitesi, verimlilik ve yüksek katma değer temelinde güçlendirilmesini doğru bir yaklaşım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Öztürk, “Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve ihracata verilen önceliği reel sektörümüz açısından önemli buluyoruz. İmalat sanayisinin üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak, işletmelerimizin rekabet gücünü geliştirecek politikalar kalıcı ekonomik istikrarın sağlanmasına katkı sunacaktır. Programda yer alan tedbirlerin belirlenen takvim çerçevesinde kararlılıkla uygulanması ve sağlanacak imkânların işletmelerimize hızlı biçimde yansıması büyük önem taşımaktadır” dedi. OVP’nin reel sektör hedeflerine KTOTEK desteği OVP’de ihracatın geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve işletmelerin rekabet gücünün desteklenmesine verilen öncelik, reel sektörün bu alanlardaki dönüşümünü daha da önemli hâle getiriyor. Konya Ticaret Odası da KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla Konya iş dünyasına bu süreçte destek sağlıyor. Kampüs içerisinde faaliyet gösteren KTO Dış Ticaret Merkezi firmaların yeni pazarlara ulaşmasına, Konya Model Fabrika ise üretim süreçlerini geliştirerek verimliliklerini artırmasına yönelik hizmetler sunuyor. Firmalara yeni pazarlar için yol haritası KTO Dış Ticaret Merkezi, ihracata yeni başlayacak işletmeler ile mevcut ihracatını geliştirmek isteyen firmalara yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. İhracat Koçluğu, Hedef Pazar Analizi ile Hedef Müşteri ve Tedarikçi Araştırmaları kapsamında işletmelerin doğru pazarları belirlemelerine, potansiyel müşterilere ulaşmalarına ve dış ticaret süreçlerini planlamalarına destek veriliyor. İhracatta kalıcı artış için firmaların yeni pazarlara ulaşmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Küresel belirsizliklerin, korumacı politikaların ve zayıflayan dış talebin iş dünyamız üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemden geçiyoruz. Firmalarımızın mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara açılması ve dış ticaret kabiliyetlerini geliştirmesi gerekiyor. KTO Dış Ticaret Merkezimizle üyelerimizin bu süreçlerini destekliyor, ihracat hedeflerine ulaşmaları için ihtiyaç duydukları alanlarda yanlarında oluyoruz” ifadelerini kullandı. Verimlilik odaklı dönüşümde model fabrika desteği OVP’nin temel başlıklarından biri olan verimlilik ve rekabet gücü alanında ise Konya Model Fabrika tarafından sanayi işletmelerine yönelik uygulamalı çalışmalar yürütülüyor. Yalın üretim eğitimleri ile Öğren ve Dönüş Programları sayesinde üretim süreçlerindeki israfların azaltılması, kaynakların daha etkin kullanılması ve işletmelerde verimlilik kültürünün geliştirilmesi amaçlanıyor. Öztürk, “Günümüzde rekabet gücünü korumak yalnızca daha fazla üretmekle mümkün değildir. Kaynakları etkin kullanan, süreçlerini geliştiren ve daha yüksek katma değer oluşturan bir üretim yapısına yönelmek zorundayız. Konya Model Fabrikamızla işletmelerimizin verimlilik odaklı dönüşümüne katkı sağlıyoruz. KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla OVP’de ortaya konulan hedeflerin Konya iş dünyasında karşılık bulmasını ve firmalarımızın yeni döneme hazırlanmasını desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

EBSO Başkan Adayı’ndan “tek kapı” finans projesi Haber

EBSO Başkan Adayı’ndan “tek kapı” finans projesi

Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkan Adayı Hakan Ürün, sanayicilerin finansmana erişimde yaşadığı sorunlara yönelik “Sanayici Finans Merkezi” projesini gündeme getirdi. Ürün, özellikle uygun destek ve finansman programlarından zamanında haberdar olamayan ya da başvuru süreçlerinin karmaşıklığı nedeniyle bu kaynaklardan yararlanamayan işletmeler için merkezi bir yapı oluşturmayı planladıklarını belirtti. Projeye göre sanayiciler; özel kredi protokolleri, ihracat finansmanı, yatırım teşvikleri ve kamu destekleri konusunda güncel bilgilere tek bir merkez üzerinden ulaşabilecek. Finansman seçenekleri firma bazında değerlendirilecek Hakan Ürün, sanayicilerin temel faaliyetlerinin üretim, ihracat ve istihdam olduğunu belirterek finansmana erişim süreçlerinin işletmeler açısından önemli bir zaman kaybına dönüşmemesi gerektiğini söyledi. Ürün, iyi bir yatırım projesinin yalnızca başvuru sürecindeki eksiklikler nedeniyle finansman imkanından yararlanamamasının hem işletme hem de ekonomi açısından kayıp oluşturduğunu ifade etti. Sanayici Finans Merkezi kapsamında firmaların finansman ihtiyaçlarının ölçek ve sektör özelliklerine göre değerlendirilmesinin planlandığını belirten Ürün, geri ödeme kapasitesini zorlamayacak finansman seçeneklerine erişim için ilgili kurumlarla iş birliklerinin artırılacağını kaydetti. KOBİ’lerin uluslararası fonlara erişimi hedefleniyor Ürün, projenin yalnızca kredi ve kamu destekleriyle sınırlı olmayacağını, KOBİ’lerin ulusal ve uluslararası fonlara erişiminin de destekleneceğini söyledi. Özellikle proje hazırlama, yabancı dil ve uzmanlık eksikliği nedeniyle uluslararası finansman kaynaklarından yararlanamayan KOBİ’lere yönelik destek mekanizması oluşturulacağını belirten Ürün, merkezin fikir aşamasından başvuruya ve yatırım sürecine kadar firmalara rehberlik etmesinin planlandığını ifade etti. Ürün, İzmir’de üretim kapasitesi ve yatırım potansiyeli yüksek çok sayıda KOBİ bulunduğunu belirterek, bu işletmelerin mevcut finansman kaynaklarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Finansman sorunları düzenli olarak izlenecek Sanayicilerin finansman sorunlarının düzenli olarak takip edileceğini belirten Ürün, finans kuruluşlarıyla sanayiciler arasındaki iletişimi güçlendirecek bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Ürün, “Sanayicinin dilini finans kuruluşlarına doğru anlatan güçlü bir yapı kuracağız” diyerek, üretimin sürdürülebilirliği açısından finansmana erişimin stratejik önem taşıdığını vurguladı. Sanayici Finans Merkezi projesiyle sanayicilerin farklı bankalar ve kurumlar arasında finansman arayışı için zaman kaybetmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığını belirtti.

Alman devlerinden hükümete acil reform çağrısı Haber

Alman devlerinden hükümete acil reform çağrısı

İş dünyası, üretim ve istihdamın Almanya’da korunması için maliyetlerin düşürülmesini ve çalışma hayatında daha fazla esneklik sağlanmasını istiyor. Almanya’da sanayinin önde gelen temsilcileri, hükümete yönelik reform baskısını artırdı. Otomotiv ve sanayi sektörünün büyük şirketleri ile işveren örgütleri, Berlin yönetimine gönderdikleri ortak mesajda, yüksek enerji maliyetleri ve artan iş gücü maliyetlerinin ülkenin küresel rekabet gücünü tehdit ettiğini belirterek yapısal reformların gecikmeden hayata geçirilmesini istedi. Özellikle Bavyera ve Baden-Württemberg'deki iş dünyası temsilcilerinin öncülük ettiği çağrıda, hükümetin koalisyon programında yer alan ekonomi ve çalışma hayatına yönelik reformları hızlandırması talep edildi. İş dünyasına göre Almanya'nın önündeki temel mesele, yalnızca mevcut ekonomik yavaşlamayı aşmak değil; şirketlerin üretim, yatırım ve istihdam için ülkeyi uzun vadede cazip bir merkez olarak görmeye devam etmesini sağlamak. Yüksek maliyetler sanayiyi zorluyor Alman sanayisi son yıllarda enerji fiyatları, küresel rekabetin sertleşmesi ve yüksek maliyetler nedeniyle önemli bir baskı altında bulunuyor. Şirketler, enerji maliyetlerinin kalıcı biçimde daha rekabetçi seviyelere çekilmesini isterken, sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan mali yüklerin de işverenler ve çalışanlar açısından sürdürülebilir hale getirilmesini talep ediyor. Almanya'da 2026 yılı için sosyal güvenlik sistemine ilişkin hesaplama sınırları da ücret gelişimine paralel olarak yeniden artırıldı. Federal Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı, bu düzenlemelerin sosyal güvenlik sisteminin finansman tabanını ve ödeme dengesini korumayı amaçladığını belirtiyor. Ancak iş dünyası, primler ve diğer yan maliyetlerdeki yükselişin toplam iş gücü maliyetini artırarak Almanya'nın uluslararası rekabetçiliğini zayıflattığı görüşünde. İş dünyasının beklentisi: Daha düşük maliyet, daha fazla esneklik Sanayi temsilcilerinin hükümetten beklentileri birkaç ana başlıkta toplanıyor. İlk sırada enerji fiyatlarının düşürülmesi bulunuyor. Özellikle enerji yoğun sektörler açısından yüksek maliyetlerin üretim yatırımları üzerinde baskı oluşturduğu belirtiliyor. İkinci önemli başlık ise sosyal güvenlik yükleri. İş dünyası, artan maliyetlerin hem şirketlerin yatırım kararlarını hem de istihdam kapasitesini olumsuz etkilediğini savunuyor. Reform çağrısında ayrıca: çalışma hayatında daha fazla esneklik sağlanması,bürokratik süreçlerin azaltılması,kamu hizmetlerinde dijitalleşmenin hızlandırılması,yatırım süreçlerinin kolaylaştırılması gibi talepler öne çıkıyor. Berlin reform gündemini hızlandırmak istiyor Federal hükümet de ekonominin yeniden güçlendirilmesini öncelikli başlıklardan biri olarak görüyor. Hükümetin açıkladığı reform programlarında büyümenin desteklenmesi, rekabet gücünün artırılması, bürokrasinin azaltılması, sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sağlanması ve iş gücü piyasasının güçlendirilmesi yer alıyor. Temmuz ayında hükümet, bu alanları kapsayan toplam 34 önlem üzerinde uzlaşıldığını açıklamıştı. Ancak iş dünyasının temel eleştirisi, reform başlıklarının belirlenmesinin tek başına yeterli olmadığı yönünde. Şirketler, özellikle maliyet baskısının devam ettiği mevcut dönemde uygulamaya geçiş sürecinin hızlandırılmasını istiyor. Sanayinin geleceği Almanya'nın gündeminde Almanya'nın güçlü sanayi altyapısı uzun yıllardır Avrupa ekonomisinin temel taşı olarak görülüyor. Ancak enerji maliyetleri, küresel tedarik ve rekabet koşullarındaki değişim, iş gücü açığı ve yüksek üretim maliyetleri bu model üzerinde yeni baskılar oluşturuyor. Hükümet de rekabet gücünü artırmak amacıyla yatırım ve reform odaklı bir politika izliyor. 2026 bütçe ve mali planında büyümeyi destekleyecek yatırımların yanı sıra kamu harcamalarında yapısal düzenlemeler ve sosyal güvenlik reformları öne çıkarılıyor. Alman iş dünyasının son çağrısı ise Berlin'e açık bir mesaj niteliği taşıyor: Reformların etkisini gösterebilmesi için yalnızca planlanması değil, hızla uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Almanya'nın enerji maliyetlerinden sosyal güvenlik sistemine, çalışma hayatından bürokrasiye kadar uzanan reform gündemini ne hızla hayata geçireceği, ülkenin sanayi üretimi ve küresel rekabet gücü açısından belirleyici olacak.

Ekonomide yeni nesil yeteneklere ihtiyaç artıyor Haber

Ekonomide yeni nesil yeteneklere ihtiyaç artıyor

TÜİK verileri, önümüzdeki yıllarda bu oranın daha da gerileyeceğine işaret ediyor. Uzmanlara göre eğitim, teknoloji, girişimcilik ve iş dünyasıyla gençler arasındaki bağın güçlendirilmesi ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor. Türkiye’nin genç nüfusu önemli bir ekonomik potansiyel oluşturmaya devam ederken, demografik değişim bu avantajın gelecekte aynı ölçüde korunamayabileceğini gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 708 bin 348 kişi oldu. Gençlerin toplam nüfus içindeki payı ise yüzde 14,8 olarak gerçekleşti. TÜİK’in nüfus projeksiyonları da genç nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının önümüzdeki yıllarda azalabileceğine işaret ediyor. Ana senaryoya göre genç nüfus oranının 2040’ta yüzde 12,2’ye, 2060’ta yüzde 10,3’e ve 2080’de yüzde 8,8’e gerilemesi bekleniyor. Gençlerin işgücüne katılımı yüzde 47,6 Demografik değişimin yanı sıra gençlerin eğitim ve istihdam süreçlerine katılımı da Türkiye ekonomisinin geleceği açısından kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. TÜİK verilerine göre gençlerde işgücüne katılma oranı 2025 yılında yüzde 47,6 oldu. Bu oran genç erkeklerde yüzde 60,1, genç kadınlarda ise yüzde 34,3 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 23,3 seviyesinde bulundu. Bu tablo, genç nüfusun yalnızca sayısal büyüklüğüyle değil, sahip olduğu becerilerin ekonomiye ne ölçüde aktarılabildiğiyle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Teknoloji ve girişimcilik öne çıkıyor Ekonomide yaşanan dijital dönüşüm, gençlerin sahip olması gereken yetkinliklerin de değişmesine neden oluyor. Yazılım, yabancı dil, finansal okuryazarlık, dijital pazarlama ve girişimcilik gibi alanlarda kazanılan beceriler, gençlerin hem geleneksel iş piyasasında hem de yeni nesil çalışma modellerinde daha güçlü bir konuma gelmesini sağlayabiliyor. Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve NEFA Gençlik ve Ticaret Platformu Kurucusu Mehmet Konuralp Yılmaz da genç nüfusun üretim ve girişimcilik süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yılmaz, ülkelerin rekabet gücünün yalnızca doğal kaynaklarla değil, nitelikli insan kaynağıyla da belirlendiğini belirterek, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelinin doğru eğitim ve fırsatlarla desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. “Gençlerin üretime katılımı güçlendirilmeli” Yılmaz’a göre gençlerin yalnızca kamu istihdamına odaklanmak yerine üretim, girişimcilik ve yatırım alanlarında da aktif rol üstlenmesi gerekiyor. Özel sektörün gençlere daha fazla sorumluluk vermesi ve onların kendilerini geliştirebilecekleri çalışma ortamları oluşturması gerektiğini belirten Yılmaz, gençlere yönelik yatırımların uzun vadeli ekonomik getirisine dikkat çekiyor. Yılmaz’ın değerlendirmeleri, Türkiye’de genç nüfusun gelecekteki büyüklüğünden çok, mevcut genç nüfusun eğitim, istihdam, girişimcilik ve teknoloji alanlarında ne ölçüde ekonomiye kazandırılabildiği tartışmasını öne çıkarıyor. Demografik avantaj için zaman daralıyor Türkiye halen 12,7 milyonluk 15-24 yaş grubu nüfusuyla önemli bir genç insan kaynağına sahip. Ancak TÜİK projeksiyonları, bu avantajın önümüzdeki on yıllarda kademeli olarak azalabileceğini gösteriyor. Bu nedenle gençlere yönelik eğitim ve istihdam politikalarının yanı sıra girişimcilik, teknoloji ve mesleki yetkinlik yatırımlarının da uzun vadeli ekonomik planlamanın bir parçası olması bekleniyor. Türkiye’nin genç nüfus avantajını sürdürülebilir ekonomik güce dönüştürmesinde belirleyici unsur ise yalnızca gençlerin sayısı değil; ne kadarının eğitim aldığı, istihdama katıldığı, girişim kurduğu ve katma değer üreten alanlarda çalıştığı olacak.

Otomotivde üretim geriledi ihracat geliri arttı Haber

Otomotivde üretim geriledi ihracat geliri arttı

Toplam üretim yüzde 8 azalarak 767 bin 216 adede gerilerken, otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 14 düştü. Buna karşılık toplam otomotiv ihracatı dolar bazında yüzde 2 artarak 23,9 milyar dolara ulaştı. Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) 2026 yılı ocak-temmuz dönemine ilişkin verileri, sektörün üretim ve iç pazarda daralma yaşamasına rağmen ihracat gelirlerini koruduğunu ortaya koydu. Özellikle ticari araç üretimindeki artış ve otomotivin Türkiye'nin toplam ihracatındaki lider konumunu sürdürmesi dikkat çekti. Üretimde yüzde 8 düşüş Yılın ilk yedi ayında toplam otomotiv üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 azalarak 767 bin 216 adet oldu. Otomobil üretimindeki gerileme ise yüzde 19'a ulaştı ve üretim 424 bin 667 adet seviyesinde gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim 779 bin 338 adede ulaştı. Üretimde değişim Üretim grubu 2026 Ocak-Temmuz Yıllık değişim Toplam otomotiv 767.216 adet ???? -%8 Otomobil 424.667 adet ???? -%19 Ticari araç — ???? +%9 Hafif ticari — ???? +%10 Ağır ticari — ???? +%4 Traktör 12.122 adet ???? -%35 OSD verilerine göre ticari araç grubunda üretim yüzde 9 arttı. Hafif ticari araç üretimindeki artış yüzde 10, ağır ticari araç üretimindeki artış ise yüzde 4 oldu. Ürün grupları içerisinde kamyonet üretimi yüzde 15, midibüs yüzde 16, otobüs yüzde 8 ve kamyon üretimi yüzde 1 yükseldi. Minibüs üretimi ise yüzde 9 geriledi. Kapasite kullanım oranı yüzde 62 Otomotiv sanayisinin toplam kapasite kullanım oranı ilk yedi ayda yüzde 62 oldu. Araç grubu Kapasite kullanım oranı Hafif araçlar %63 Kamyon %57 Otobüs-midibüs %69 Traktör %28 Toplam otomotiv %62 İhracatta adet düştü, dolar bazında yükseldi İhracatta dikkat çeken tablo, adet bazındaki gerileme ile dolar bazındaki artışın aynı anda gerçekleşmesi oldu. İlk yedi ayda toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 14 azalarak 542 bin 401 adet oldu. Otomobil ihracatı yüzde 29 gerilerken, ticari araç ihracatı yüzde 8 arttı. Traktör ihracatı ise yüzde 20 yükselerek 7 bin 792 adet seviyesine çıktı. İhracatta değişim İhracat grubu 2026 Ocak-Temmuz Yıllık değişim Toplam otomotiv 542.401 adet ???? -%14 Otomobil 255.679 adet ???? -%29 Ticari araç — ???? +%8 Traktör 7.792 adet ???? +%20 Dolar bazında ise toplam otomotiv ihracatı yüzde 2 artarak 23,9 milyar dolara yükseldi. Otomobil ihracatı yüzde 9 düşüşle 6,3 milyar dolar olurken, ana sanayi ihracatı yüzde 0,1, tedarik sanayi ihracatı ise yüzde 4,5 arttı. İhracat gelirlerinin görünümü İhracat kalemi 2026 Ocak-Temmuz Değişim Toplam otomotiv ihracatı 23,9 milyar $ ???? +%2 Otomobil ihracatı 6,3 milyar $ ???? -%9 Ana sanayi — ???? +%0,1 Tedarik sanayi — ???? +%4,5 Otomotiv ihracatın liderliğini korudu Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre otomotiv sanayisi, ilk yedi ayda Türkiye'nin toplam ihracatından yüzde 17 pay alarak sektörel ihracat sıralamasındaki liderliğini korudu. Bu sonuç, otomotivde adet bazında ihracat gerilemesine rağmen sektörün ihracat değerini koruduğunu gösterdi. İç pazar yüzde 11 daraldı Üretimdeki düşüşe iç pazardaki daralma da eşlik etti. 2026'nın ilk yedi ayında toplam otomotiv pazarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 küçülerek 661 bin 249 adet oldu. Otomobil pazarı ise yüzde 12 gerileyerek 502 bin 712 adet seviyesinde gerçekleşti. İç pazardaki değişim Pazar 2026 Ocak-Temmuz Yıllık değişim Toplam pazar 661.249 adet ???? -%11 Otomobil pazarı 502.712 adet ???? -%12 Ticari araç pazarı — ???? -%5 Hafif ticari araç pazarı — ???? -%5 Ağır ticari araç pazarı 22.284 adet ???? -%8 Buna karşılık pazarın uzun dönemli görünümü daha güçlü. Toplam pazar, son 10 yıllık ortalamanın yüzde 31,3, otomobil pazarı yüzde 32, hafif ticari araç pazarı yüzde 30,4 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 22,2 üzerinde gerçekleşti. Yerli araçların payı arttı Pazardaki daralmaya rağmen yerli araçların payında artış görüldü. Otomobil satışlarında yerli araçların payı 5 puan artarak yüzde 35'e, hafif ticari araçlarda ise 3 puan artarak yüzde 23'e yükseldi. Otomobil pazarında ithalatın payı yüzde 65 olurken, ithal otomobil satışları yüzde 19 azaldı. Yerli otomobil satışları ise yüzde 4 arttı. Otomotivde üç farklı tablo ortaya çıktı OSD'nin ilk yedi aylık verileri sektörde üç farklı eğilimi aynı anda ortaya koydu: Üretim geriledi, iç pazar küçüldü ancak ihracat geliri arttı. Otomobil üretimindeki yüzde 19'luk düşüşe karşın ticari araç üretimindeki artış dikkat çekti. İhracatta araç sayısı yüzde 14 azalırken dolar bazındaki ihracat yüzde 2 yükseldi. Türkiye'nin toplam ihracatında yüzde 17 payla liderliğini koruyan otomotiv sanayisi, iç pazardaki daralmaya rağmen dış pazardaki güçlü konumunu sürdürdü.

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı Haber

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı

Avdagiç, yeni OVP için finansman, kur, vergi ve sosyal güvenlik yükleri ile ithalat politikalarını kapsayan 5 maddelik öneri sundu. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, İTO’nun ağustos ayı Meclis Toplantısı’nda Türkiye ekonomisinin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını belirten Avdagiç, yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin özellikle üretici firmalar ve KOBİ’ler üzerindeki baskısına dikkat çekti. Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP’de para politikasının yanında, dezenflasyon sürecine zarar vermeyecek şekilde “hedefli bir üretim koruma politikası” geliştirilmesini önerdi. “Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz” diyen Avdagiç, üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici ve hedefli finansman mekanizmalarına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Üretim ve ihracata yönelik 5 maddelik öneri Avdagiç, yeni OVP kapsamında reel sektörün finansmana erişimini güçlendirmek amacıyla beş başlıkta politika önerisi sundu. 1. Uzun vadeli finansman güçlendirilmeli İhracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticilere de açılmasını istedi. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ve ihracat performansının dikkate alınması gerektiğini kaydetti. 2. Yatırım ve işletme kredileri ayrıştırılmalı Avdagiç, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulmasını önerdi. 3. Kur ve ihracatçı arasındaki maliyet dengesi korunmalı İhracatçıların artan maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığını belirten Avdagiç, kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayabilecek şekilde dengelenmesine yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılarak daha etkin hale getirilmesini isteyen Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki baskıyı artırmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. 4. Üretim ve istihdama yönelik seçici destek sağlanmalı Üretim yapan ve istihdam sağlayan firmaların vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda seçici düzenlemelerin gündeme alınmasını isteyen Avdagiç, özellikle yüksek istihdam ve ihracat sağlayan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmesini önleyecek mekanizmalar geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. 5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı Avdagiç, ithalat politikasının yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri düşürecek bir gümrük rejiminin uygulanması, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini belirtti. “Üretim tabanının korunması gerekiyor” Sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli olduğunu ancak bunun üretim tarafındaki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğini belirten Avdagiç, yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim sorunlarının sürdüğünü söyledi. Avdagiç, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Üretim tabanının korunması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, ihracatın sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, Türkiye’deki üretim kapasitesine ve bu kapasitenin maliyet ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu ifade etti. “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemeli” Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetçiliğini zorladığını belirten Avdagiç, bu alanlarda kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi. Avdagiç, kısa vadede dezenflasyonun korunmasının, orta ve uzun vadede ise üretim kapasitesi ile ihracat rekabetçiliğinin sürdürülebilmesinin birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti. “Türkiye bunu başarabilecek güce sahip” Türkiye’nin enflasyonla mücadele ile üretimin korunması arasında bir tercih yapmak zorunda olmadığını belirten Avdagiç, seçici, hedefli ve etkili politika araçları geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ekonomik birikimi ve kapasitesiyle kendi çıkış yolunu oluşturabileceğini söyleyen Avdagiç, iş dünyası olarak hükümetin beklentileri karşılayacak adımları hızlandıracağına inandıklarını belirtti. Avdagiç’ten “Terörsüz Türkiye” mesajı İTO Başkanı Avdagiç, konuşmasında “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin siyasi partilerin geniş mutabakatıyla yasalaşmasını değerlendiren Avdagiç, sürecin Türkiye için yeni bir dönemin kapılarını araladığını söyledi. Avdagiç, iş dünyası olarak sürecin milli birlik ve ekonomik kalkınmaya olumlu katkı sağlamasını temenni ettiklerini belirterek, yasada af düzenlemesine yer verilmemesini ve eli kana bulaşmış kişilerin kapsam dışında tutulmasını önemsediklerini ifade etti. Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir terörle mücadele ettiğini belirten Avdagiç, bundan sonraki dönemde ülkenin üretim ve kalkınma gündeminin daha güçlü şekilde öne çıkacağına inandıklarını söyledi. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde veri bilimi bölümü açıldı Avdagiç ayrıca İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Veri Bilimi ve Analitiği Bölümünün açıldığını duyurdu. İş dünyasının dijital dönüşüm ve veri odaklı karar alma süreçlerine uyum sağlaması için çalışmalar yürüttüklerini belirten Avdagiç, üniversitenin dijital dönüşüm alanındaki insan kaynağı ihtiyacına yönelik olarak 2026-2027 akademik yılında Veri Bilimi ve Analitiği Bölümü’ne ilk kez öğrenci kabul edeceğini açıkladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.