SON DAKİKA
Hava Durumu

#Türk Şirketleri

Ekometre - Türk Şirketleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Şirketleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Dubai’nin 9,2 milyar dolarlık metro ihalesinde 4 Türk şirketi yarışıyor Haber

Dubai’nin 9,2 milyar dolarlık metro ihalesinde 4 Türk şirketi yarışıyor

Doğuş İnşaat, Limak, MAPA ve IC İçtaş, dev altyapı projesi için farklı uluslararası ortaklıklarla yarışa katıldı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ticaret ve finans merkezlerinden Dubai, yeni metro hattı yatırımıyla uluslararası inşaat sektörünün gündemine geldi. Dubai Yollar ve Ulaştırma Otoritesi (RTA) tarafından yürütülen Altın Hat projesi için altı uluslararası konsorsiyum ön yeterlilik başvurusunda bulundu. MEED’in 13 Ekim 2026 tarihli haberine göre, başvurular 9 Ekim’de sunuldu. Üç ayrı konsorsiyumda yer alan dört Türk şirketi, projeyi üstlenebilmek için uluslararası ortaklarıyla birlikte sürece dahil oldu. Türk şirketleri üç ayrı konsorsiyumda yer aldı İhale sürecinde Türk şirketleri farklı uluslararası gruplar bünyesinde konumlandı. Doğuş İnşaat; Fransız Alstom, Çinli China Railway Engineering Corporation ve BAE merkezli National Projects Construction ile aynı konsorsiyumda yer aldı. Limak ve MAPA ise Çinli demiryolu araçları ve sistemleri üreticisi CRRC ile ortaklık kurdu. Böylece iki Türk şirketi, daha önce Dubai’de birlikte üstlendikleri metro projesinin ardından yeni bir büyük altyapı yatırımına da ortak başvuruda bulundu. IC İçtaş, Mısırlı Hassan Allam ve Alman Siemens ile oluşturulan konsorsiyumda yer aldı. Diğer başvurularda ise Japon Hitachi, Çinli China Harbour Engineering ve China State Construction Engineering Corporation ile Hindistan merkezli Larsen & Toubro ve Çinli PowerChina gibi uluslararası şirketler bulunuyor. Limak ve MAPA’nın Dubai’deki metro deneyimi Limak ve MAPA’nın projedeki ortaklığı, Dubai’de daha önce üstlendikleri Mavi Hat (Blue Line) projesi nedeniyle dikkat çekiyor. Dubai yönetimi, Aralık 2024’te Mavi Hat projesinin yapım sözleşmesini Türk şirketleri MAPA ve Limak ile Çinli CRRC’den oluşan konsorsiyuma verdi. Sözleşmenin toplam değeri 20,5 milyar dirhem, yani yaklaşık 5,6 milyar dolar olarak açıklandı. Toplam 30 kilometre uzunluğunda ve 14 istasyondan oluşacak Mavi Hat’ın, Dubai’nin mevcut metro ağını genişletmesi hedefleniyor. Yeni Altın Hat ihalesinde ise aynı ortaklık, Doğuş İnşaat ve IC İçtaş’ın yer aldığı diğer Türk şirketleriyle farklı konsorsiyumlar üzerinden aynı proje için yarışıyor. Altın Hat 42 kilometre uzunluğunda planlanıyor Dubai’nin ulaşım altyapısını genişletmek amacıyla planlanan Altın Hat’ın yaklaşık 42 kilometre uzunluğunda olması ve 18 istasyondan oluşması öngörülüyor. Hattın tamamen yer altından geçmesi planlanırken, projenin 9 Eylül 2032’de hizmete açılması hedefleniyor. Yaklaşık 9,2 milyar dolarlık büyüklük, projenin öngörülen toplam yatırım değerini ifade ediyor. Bu tutar, konsorsiyumların sunduğu kesin sözleşme bedeli anlamına gelmiyor. İhale süreci devam ediyor Altı konsorsiyumun ön yeterlilik başvurusu sunması, ihale sürecinin henüz tamamlanmadığını gösteriyor. Başvuruların değerlendirilmesi ve sonraki ihale aşamalarının ardından proje için yüklenici seçiminin netleşmesi bekleniyor. Türk şirketlerinin üç ayrı konsorsiyumda yer alması, Türkiye merkezli müteahhitlik şirketlerinin uluslararası altyapı projelerindeki varlığını ortaya koyuyor. Dubai’deki Altın Hat ihalesi, Türk firmalarının hem uluslararası ortaklarla iş birliğini hem de aynı büyük projede farklı gruplar üzerinden rekabetini gündeme taşıyor.

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı Haber

Bulgaristan’ın yatırım potansiyeli İstanbul’da masaya yatırıldı

Diplomatik temsilcileri, üst düzey kamu görevlilerini, yatırımcıları ve iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren buluşmada; Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı yatırımların artırılması ve Türk şirketlerinin Bulgaristan üzerinden Avrupa Birliği pazarına açılma fırsatları ele alındı. “Varna, Türk üreticileri için AB’ye açılan en yakın kapılardan biri” Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Fazlı Kılıç, İSO Yönetim Kurulu Üyesi Cemal Keleş, İOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kazım Özeren, Dilko Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Oğuztürk, Kavram Okulları Kurucusu Bahattin Durmuş,Sampaş,Holding YKB Şekip Karakaya, Dedeman Hotelleri YK Üyeleri Banu Dedeman, Macaristan Cumhuriyeti İstanbul Ticari Konsolosu Miklos Bujaky, iş insanları Hüseyin Öztürk,Özdemir Polat ve Işılay Reis’in de katıldığı etkinlik, Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkanı Mehmet Gözcü’nün açılış konuşmasıyla başladı. Ardından Platform Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan’daki iş ve yatırım ortamına ilişkin kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Özellikle Varna’nın Türk yatırımcılar açısından taşıdığı potansiyele dikkat çeken Gözcü; Avrupa Birliği içindeki stratejik konumu, gelişmiş liman altyapısı ve Türkiye’ye coğrafi yakınlığıyla kentin sanayi, üretim, lojistik ve uluslararası ticaret açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Gözcü, Bulgaristan’ın Türk şirketleri açısından yalnızca komşu bir ülke değil, aynı zamanda yaklaşık 450 milyon tüketicilik Avrupa Birliği pazarına erişim sağlayan stratejik bir yatırım ve üretim üssü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bulgaristan’da yaklaşık 2 bin 500 Türk şirketinin faaliyet gösterdiğini, 70’in üzerinde üretim tesisi bulunduğunu, Türk yatırımlarının yaklaşık 2,5 milyar avroya ulaştığını ve bu yatırımların yaklaşık 15 bin kişiye istihdam sağladığını belirten Gözcü, Varna’nın bu tabloda özel bir yere sahip olduğunu vurguladı. Varna’da özellikle turizm ve otelcilik, konut, endüstri ve üretim, lojistik ve depolama, marina ve denizcilik ile sağlık alanlarında yatırım fırsatları bulunduğunu ifade eden Gözcü, şunları söyledi: “İstanbul’dan karayoluyla yaklaşık beş saatlik mesafede bulunan Varna, Türkiye’deki üretici ve sanayiciler için Avrupa pazarına açılmanın en pratik kapılarından biri. Ancak yatırım kararları mutlaka doğru bilgiye ve ayrıntılı fizibilite çalışmalarına dayanmalı. Yatırım şansa değil; sağlam analize ve planlamaya dayanır. Çünkü güvenin olduğu yerde yatırım gelişir.” Prestige Platformu olarak Bulgaristan’ın farklı bölgelerini ekonomik yapı, hukuki süreçler, lojistik avantajlar, yatırımın geri dönüş potansiyeli ve sürdürülebilirlik açısından incelediklerini belirten Gözcü, amaçlarının Türk yatırımcıların doğru lokasyonda, doğru sektör ve iş modeliyle hareket etmesine katkı sağlamak olduğunu kaydetti. Türk şirketleri Bulgaristan deneyimlerini paylaştı Etkinlik kapsamında, Green Gold Foundation Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Dalga’nın moderatörlüğünde “Bulgaristan’da Yatırım – Türk Şirketlerinin Deneyimleri” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelde Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ve Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu Başkan Vekili Yılmaz Gözcü, Bulgaristan pazarındaki deneyimlerini iş dünyası temsilcileriyle paylaştı. Elopar Group Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, yurt dışı yatırımlarında ülke ve pazar araştırmasının önemine dikkat çekerek, yatırımcıların yalnızca mevcut koşulları değil, küresel ekonomideki ve uluslararası ticaretteki gelişmeleri de yakından takip etmesi gerektiğini vurguladı. Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili F. Fethi Hinginar ise Avrupa Birliği’nin Türk şirketleri açısından son derece büyük ve önemli bir pazar olduğuna işaret etti. Balkanlar’daki gelişen ekonomilerin yeni fırsatlar yarattığını belirten Hinginar, Türkiye’deki üreticilerin bölgeye daha fazla odaklanması gerektiğini ifade etti. Etkinliğin karbon ayak izi sıfırlandı Bulgaria Connect, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından Türkiye ve Bulgaristan iş dünyası temsilcilerini buluşturan networking ve kokteyl programıyla sona erdi. Sürdürülebilirlik yaklaşımı etkinliğin organizasyonuna da yansıdı. Green Gold Foundation, Bulgaria Connect’in oluşturduğu karbon ayak izini ölçerek dengeleme çalışmasını gerçekleştirdi. Böylece iş ve yatırım fırsatlarının konuşulduğu buluşmada, ekonomik büyümenin yanı sıra çevresel sürdürülebilirlik konusunda da somut bir adım atıldı.

BAE zor testi geçti büyüme yoluna devam edecek Haber

BAE zor testi geçti büyüme yoluna devam edecek

Körfez, 2026'nın ilk yarısında uzun yıllardır yaşamadığı ölçekte bir jeopolitik sarsıntıyla karşı karşıya kaldı. Hürmüz Boğazı'ndaki kriz; petrol piyasalarını, deniz taşımacılığını ve bölgedeki yatırım iştahını ciddi biçimde sınadı. Peki Birleşik Arap Emirlikleri bu sınavdan nasıl çıktı ve Türk yatırımcılar hangi dersleri çıkarmalı? Yaklaşık 20 yıldır Dubai'de yaşayan Türk İş Konseyi Başkanı Kanat Kutluk ile bu soruların yanıtlarını konuştuk. 2026'nın ilk yarısındaki çalkantının ardından Dubai ve BAE'yi bugün nasıl okuyorsunuz? “Kısa cevabım şu olur: Bölge, uzun süredir karşılaşmadığı büyüklükte bir stres testinden geçti ve BAE bu testi başarıyla verdi. Şubat sonunda başlayan İran-Hürmüz krizi teorik bir risk değildi; petrol 120 doların, Dubai ham petrolü ise tarihi zirvelerin üzerine çıktı, boğazdaki ticari trafik haftalarca fiilen durdu. Böyle bir şokun ardından ‘her şey yolunda’ demek elbette gerçekçi olmaz. Ama önemli olan sistemin nasıl tepki verdiğidir. BAE ekonomisi çökmedi, panikle sermaye kaçışı yaşamadı, tersine bir güvenli liman gibi davrandı. Bugün büyüme beklentileri hâlâ yüzde 5 civarında; petrol dışı ekonomi millî gelirin dörtte üçünden fazlasını oluşturuyor. Yani ateş yükseldi ama bünye sağlam çıktı. Benim tezim cok net: BAE büyümeye kaldığı yerden devam edecek. Bu durumu doğru değerlendiremeyenler, bu coğrafyadaki onemli fırsatların dışında kalır. Ben meseleye stratejik derinlik ve dayanıklılık penceresinden bakıyorum; bugün önemli olan yatırım hacmi değil, yatırımın arkasındaki süreklilik. Hürmüz'de yaşananların iş dünyası açısından anlamı neydi? Hürmüz, dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte birinin ve küresel LNG'nin önemli bölümünün geçtiği bir kanal. Buradaki birkaç haftalık tıkanma bile küresel enerji arzının 1970'lerden bu yana gördüğü en büyük kesintilerden birine dönüştü; navlun ve savaş-riski primleri fırladı, konteyner devleri seferleri askıya aldı, Körfez'de binlerce denizci ve yüzlerce gemi mahsur kaldı, üreticiler üretimi kıstı. Ama izin verin altını çizeyim: Ben yıllardır kırılgan deniz yollarına alternatif oluşturan kara koridorlarının önemini yazıyorum. Irak üzerinden Türkiye'ye, oradan Avrupa'ya uzanan Kalkınma Yolu ve Körfez-Akdeniz lojistik hattı, yalnızca bir ulaştırma yatırımı değil; tam da bu tür jeopolitik riskleri azaltmayı hedefleyen bir ticaret mimarisidir. Hürmüz krizi, bu tezi acı ama net biçimde doğruladı. Tek boğaza, tek limana, tek rotaya bağımlılığın bir maliyeti var; bunu artık herkes gördü. “Test başarıyla verildi” diyorsunuz. BAE'yi bu dayanıklılığa taşıyan nedir? Üç önemli parametre sayarım. Birincisi çeşitlendirme. BAE artık bir petrol ekonomisi değil; gelirinin büyük kısmı lojistik, finans, turizm, gayrimenkul, ticaret, teknoloji ve yeniden-ihracattan geliyor. Abu Dhabi bile, federasyonda petrol gelirinden en yüksek payı alan emirlik olmasına rağmen, petrol sonrası çeşitlenmeyi en güçlü uygulayan aktör; aktif kalkınma ve altyapı projelerinin toplam değeri 758 milyar doları aşıyor. Petrol fiyatı oynadığında bütçe titremiyor bile. İkincisi kurumsal öngörü. Fujeirah limani gibi boğazın dışına konumlanmış terminaller, stratejik boru hatları ve stok kapasiteleri, “boğaz kapanırsa ne yaparız?” sorusunun yıllar önce sorulup cevaplandığını gösteriyor. Üçüncüsü güven sermayesi. Kriz anında paranın nereye kaçtığına bakın; istikrar arayan sermaye Dubai'ye aktı, kaçmadı. Hukuki güvenlik, mülkiyet hakları, konvertibl para, düşük vergi ve öngörülebilir yönetim bir slogan değil; kriz anında test edilen ve işleyen özelliklerdir. Şu an icin yaşananlardan sonra bile BAE’nin tek alternatifi yine kendisi. Gerçekçi olmak adına sorayım: Kriz tam olarak bitti mi, riskler masada değil mi? Dürüst olalım bitmedi, normalleşiyor. Ağustos itibarıyla Umman arabuluculuğunda yürüyen müzakereler son aşamada ama süreç kırılgan; trafik ve fiyatlar hâlâ haber akışına göre iniyor çıkıyor, Brent zirvesinden geriledi ama kriz öncesinin üzerinde. Yaklaşık 20 yıldır Dubai'de yaşayan biri olarak şunu defalarca gördüm: Körfez, sabit dengelerin değil, hızla değişen önceliklerin coğrafyasıdır. Bugün stratejik görünen ittifaklar, yarın farklı bir konjonktürde yeniden tanımlanabiliyor. Dolayısıyla ben size “risk sıfırlandı” demiyorum; “risk yönetilebilir hale geldi ve yapısal dayanıklılık kendini kanıtladı” diyorum. Stratejik derinlik tam da budur: Riski inkâr etmek değil, fiyatını ve yönetim yolunu doğru okumak. Bu bölgede kalıcı olacak yatırımcı, jeopolitiği bir sürpriz olarak değil, bir parametre olarak modelleyen yatırımcıdır. Türk firmaları bu tablodan hangi yatırım kararlarını çıkarmalı? En temel mesajım: Kısa vadeli manşetlere bakıp uzun vadeli konumlanmayı ıskalamayın. Kriz dönemleri, zayıf oyuncuların sahayı boşalttığı, hazırlıklı oyuncuların ise pazar payı ve varlık kaptığı dönemlerdir. BAE'nin cazibesi krizle azalmadı; dayanıklılığını ispat ederek arttı. Somut olarak BAE'yi bir “pazar” değil bir “üs” olarak düşünün, nakit ve tedarik zinciri dayanıklılığına yatırım yapın ve bölgenin yapısal büyüme alanlarına yaslanın. Hangi sektörlerde fırsat var? Öncelikli fırsat gördüğüm sektörleri şu sekilde sayarım: Gıda ve gıda güvenliği BAE ve Orta Doğu'da Türk ürünlerine talep hızla artıyor, örneğin taze yumurta ihracatımız bir yılda sıçrayarak 200 milyon doları aştı; lojistik ve liman işletmeciliği; inşaat, altyapı ve mega projeler; turizm, sağlık ve medikal turizm ki Türk hastanelerinin arayışını sürdürdüğünü duyuyoruz; finans ve fintech; yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik dünyanın en büyük solar alan güneş projesi Mohammed Bin Rashid Al Maktoum Güneş Parkı Dubai'de; teknoloji, yapay zekâ ve siber güvenlik; ve belki de en dikkat çekeni, siyasi ilişkilerin düzelmesiyle âdeta altın çağını yaşayan havacılık ve savunma sanayii. Türk şirketleri artık Körfez'de yalnızca yüklenici değil; ortak, yatırımcı ve karar verici olarak konumlanmalı. Sürekli “coğrafya” vurgusu yapıyorsunuz. BAE'nin hitap ettiği potansiyeli açar mısınız? Bu en çok gözden kaçan nokta. BAE'nin gerçek değeri sınırlarının içinde değil, bir kavşak olmasında. Dubai, beş saatlik bir uçuş mesafesinde yaklaşık 3,5 milyar insana ve 35 trilyon dolarlık bir ekonomiye temas ediyor; bu yarıçapta Körfez'in yüksek gelirli pazarları, Suudi Arabistan'ın devasa dönüşümü, Doğu Afrika'nın büyüyen tüketici tabanı, Güney Asya'nın milyarlık nüfusu ve Orta Asya-Kafkasya hattı var. BAE bu coğrafyanın finans, lojistik, ticaret ve tahkim merkezi olarak çalışıyor; Dubai'deki ticari varlığınız bölgedeki diğer ülkelere açılmanızı kolaylaştırıyor. Sunu da ekleyeyim: İki ülke arasındaki ticaret 2023'te 20,1 milyar dolara ulaştı ve imzalanan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması bu hacmi beş yılda 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Yani BAE'ye yatırım yaparken aslında milyarlarca insanlık bir erişim alanına ve hızla büyüyen bir ticaret hattına bilet almış olursunuz. Meseleyi “Dubai'de daire almak” düzeyinde okuyanlar tabloyu küçük görüyor; asıl fırsat, bu kavşağı bir büyüme platformu olarak kullanmakta. Türk müteahhitlik ve mühendislik tarafında somut fırsat nerede? Tam da mega projelerde. Abu Dhabi hükümeti çatısı altında 600'ü aşkın proje, çok sektörlü büyük bir bütçeyle yürüyor; finans merkezi genişlemesi gibi tek başlıklar bile 16 milyar doları aşan yatırım planlarıyla gündemde. Bu ölçek, uluslararası müteahhitlik ve danışmanlık için güçlü bir çekim alanı ve Türk firmalarının küresel referansları bu çağrıya doğrudan yanıt verebilecek kapasitede. Nurol, Rönesans, Tekfen, Limak, TAV gibi firmalarımız sahada ciddi referans portföyleri oluşturdu; özellikle kamu-özel ortaklığı (PPP), karma kullanım ve ileri mühendislik işlerinde rekabet gücümüz belli. Ama iş almak başlangıçtır; asıl başarı sahadaki performansı sürdürülebilir kılmaktır. Kısaca başarının sırları: yerel iş yapış kültürünü ve güven ilişkisini anlamak, doğru yerel ortaklıklar kurmak, finansman ve risk planlamasını sağlam yapmak, Türk ve yerel iş gücünü karma yönetmek, mevzuata uyum ve zamanında teslim. Sahaya ilk kez gelecek bir firmaya pratik olarak ne söylersiniz? Körfez'de iş yalnızca sözleşmeyle yürümez. Buradaki iş insanları çok sıkı pazarlık yapar, anlaşmayı gerçekçi koşul ve rakamlar çerçevesinde kurar. Türkiye'den gelmeden önce seyahatinizi iyi bir ekran çalışmasıyla hazırlayın; ilgili Türk ve yabancı firmalarla çok önceden randevu alın, gideceğiniz tarihteki bayram, millî gün ve fuar takvimini hesaba katın. “Arap dünyası” diye tek bir blok yok; Körfez ülkelerinin bile her birinin insanı ve iş yapış biçimi farklı buna göre yaklaşım geliştirin. Şirket kuruluşu ve ortaklıklarda güvenilir firma seçimine baştan azami hassasiyet gösterin; her yeni ülkede olduğu gibi burada da ilk doğru adım iyi bir avukat ve muhasebeciyle çalışmaktır. BAE hızlı büyürken yasalarını da hızla değiştiriyor: Dün belli stratejik sektörler dışında yerel ortak şartı vardı, bugün kalktı; birkaç yıl öncesine kadar KDV ve kurumlar vergisi yokken artık çeşitli vergiler tanımlandı. İşte tam bu noktalarda doğru yönlendirmeyi yapacak ilk iletişim noktası olmak istiyoruz. Bu noktada Türk İş Konseyi'nin rolü nedir? Yatırımcılar size nasıl ulaşabilir? Dubai ve Kuzey Emirlikleri Türk İş Konseyi, 2004 yılında Dubai Ticaret Odası'na bağlı olarak kuruldu; 2024'te 20. yılımızı kutladık, bugün 22 yılı geride bırakmış köklü bir kurumuz. Abu Dhabi dışındaki altı emirlik etki ve sorumluluk alanımızda. 300'e yakını kurumsal olmak üzere 900'ü aşkın, bine yakın üyemiz var; aralarında Doğuş, Zorlu, Çalık, TAV, Beko, Aksa, Emirates ve Türk Hava Yolları gibi isimler bulunuyor. Şu an başkanlığını yürütmekten onur duydugum kurumumuz Büyükelçiliğimiz ve Başkonsolosluğumuzla oldugu gibi tum BAE kamu kuruluşlarıyla da oldukca yakın koordinasyon içinde çalışıyor; klasik temsil ve networking anlayışının ötesine geçerek Türk şirketlerinin Körfez'de yüklenici değil ortak ve karar verici olarak konumlanmasına katkı sağlıyoruz. Firmalarımız Konsey aracılığıyla zamandan, paradan ve enerjiden tasarruf ederek doğru iş odaklarına ulaşıyor. Yatırım kararı almadan önce bizimle konuşmak isteyen tüm iş insanlarımız business@tbcdubai.org adresinden bize ulaşabilir. Kapımız, tecrübemiz ve ağımız üyelerimize ve bölgeye ilgi duyan tüm Türk firmalarına açık. Son olarak, tek cümlelik bir kapanış istesek? BAE zor bir testi başarıyla verdi ve büyümeye kaldığı yerden devam edecek; bu gerçeği zamanında ve doğru okuyanlar önümüzdeki dönemin kazananları olacak, erteleyenler ise sadece bir yatırımı değil bir coğrafyayı kaçıracak. Unutmayalım: Bugün diplomasi artık yalnızca başkentlerde değil; limanlarda, serbest bölgelerde, lojistik merkezlerinde ve iş konseylerinin masalarında şekilleniyor. Röportaj: Kenan SERTALP / Dubai

Irak'tan Türk şirketlerine yeni yatırım kapısı Haber

Irak'tan Türk şirketlerine yeni yatırım kapısı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Türk şirketlerini havaalanları, demir yolu, enerji, metro, tarım ve su projelerinde yatırım yapmaya çağırırken, iki ülke ticaret hacmini orta vadede 30 milyar dolara çıkarma hedefini koruyor. Türkiye ile Irak arasındaki ekonomik ilişkiler, yeni altyapı ve enerji projeleriyle birlikte yeni bir aşamaya giriyor. Irak yönetimi, ülkenin yeniden yapılanma ve kalkınma sürecinde Türk şirketlerinin daha fazla rol üstlenmesini isterken, özellikle ulaştırma ve enerji yatırımları öne çıkıyor. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Türk iş dünyası temsilcileriyle gerçekleştirdiği görüşmede, ülkedeki yatırım fırsatları ve Türk şirketlerinin üstlenebileceği projeler ele alındı. Zeydi, Türk şirketlerini Irak'taki yatırım imkanlarından yararlanmaya davet etti. Öncelik ulaşım ve enerji projelerinde Irak'ın yatırım gündeminde havaalanlarının yapımı ve işletilmesi, Kalkınma Yolu Projesi kapsamındaki demir yolu hatları, Necef-Kerbela arasındaki metro projesi ve enerji yatırımları bulunuyor. Bunun yanında termik ve güneş enerjisi santralleri, barajlar, tarım ve su yönetimi alanlarında da yatırım fırsatları değerlendiriliyor. Kalkınma Yolu, Irak'ın Basra Körfezi'ndeki Faw Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen yaklaşık 1.200 kilometrelik stratejik bir ulaştırma koridoru olarak öne çıkıyor. Projenin ilk aşamasında demir yolu altyapısına öncelik verilmesi planlanıyor. Türkiye-Irak ticaretinde hedef 30 milyar dolar Yatırım çağrısı, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılmasına yönelik hedeflerin de gündemde olduğu bir döneme denk geliyor. Türkiye ve Irak, temmuz ayında gerçekleştirdikleri görüşmelerde orta vadede 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini yeniden teyit etti. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye'nin Irak'a ihracatı 2025'te yaklaşık 12,4 milyar dolar oldu. Irak, Türkiye'nin geçen yıl en fazla ihracat yaptığı beşinci ülke olarak kayıtlara geçti. Bu nedenle yeni yatırım projeleri, yalnızca müteahhitlik faaliyetleri açısından değil; makine, enerji ekipmanları, lojistik, finansman ve hizmet sektörleri açısından da Türk şirketleri için yeni pazar oluşturabilir. Kalkınma Yolu'nda uygulama aşaması hızlanıyor İki ülke arasında temmuz ayında yapılan görüşmelerde Kalkınma Yolu'nun sahadaki uygulamasına başlanması konusunda önemli adımlar atıldı. Irak tarafı projenin demir yolu ve kara yolu bölümlerine ilişkin teknik çalışmalarını ilerletirken, finansman mekanizmasının oluşturulması da gündemin önemli başlıkları arasında bulunuyor. Projenin hayata geçmesi halinde Irak'ın yalnızca petrol ihracatına dayalı ekonomik yapısını çeşitlendirmesi ve bölgesel bir lojistik merkez haline gelmesi hedefleniyor. Türkiye açısından ise Körfez'i Avrupa'ya bağlayan yeni bir ticaret koridorunun ortaya çıkması söz konusu. Enerjide işbirliği de genişliyor Türkiye-Irak ilişkilerinde enerji başlığı da giderek daha fazla önem kazanıyor. İki ülke ağustos ayında Irak petrolünün Türkiye üzerinden Ceyhan'a taşınmasına ilişkin yeni bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma kapsamında Irak petrolünün Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden taşınması için günlük en az 750 bin varillik kapasite öngörülüyor. Taraflar ayrıca petrolün yanı sıra elektrik ve su kaynaklarını da kapsayan daha geniş bir işbirliği çerçevesi üzerinde çalışıyor. Bu gelişmeler, Türk şirketlerinin Irak'taki enerji yatırımlarında daha fazla rol üstlenmesinin önünü açabilecek bir ekonomik çerçeve oluşturuyor. Türk şirketleri için pazar genişliyor Irak'ın yatırım programı yalnızca büyük altyapı projeleriyle sınırlı değil. Tarım, sağlık, enerji, sanayi, lojistik, su yönetimi ve finans gibi farklı sektörlerde de Türk şirketleri için fırsatlar bulunuyor. Temmuz ayında Irak'ta Türk iş dünyası temsilcileriyle yapılan görüşmelerde de inşaat, sağlık, enerji, sanayi, gıda, lojistik, finans ve imalat sektörlerindeki yatırım imkanları ele alınmıştı. Irak yönetiminin Türk yatırımcılara yönelik çağrıları, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yalnızca ihracat-ithalat ekseninden çıkarılarak karşılıklı yatırım ve ortak proje modeline taşınmak istendiğini gösteriyor. Asıl sınav finansman ve uygulamada Irak'ın önündeki en önemli konu ise açıklanan projelerin finansmanı ve sahada uygulanabilir hale getirilmesi olacak. Özellikle Kalkınma Yolu gibi büyük ölçekli projelerde finansman modeli, teknik altyapı, sınır geçişleri ve proje takvimi yatırımcıların kararlarında belirleyici olacak. Türkiye açısından ise Irak'ın kalkınma yatırımları, Türk müteahhitlik ve hizmet şirketleri için yeni bir büyüme alanı yaratabilir. İki ülkenin 30 milyar dolarlık ticaret hedefi ve enerji ile ulaştırma alanındaki yeni anlaşmalar, ekonomik ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha çok yatırım ve ortak proje ekseninde ilerleyebileceğine işaret ediyor. Bu haber için dış görselde yazı kullanmadan; Irak-Türkiye haritası, Faw Limanı, demir yolu hattı, enerji santrali ve Türk-Irak bayraklarını bir araya getiren aydınlık, gerçekçi bir ekonomi haber görseli daha uygun olur.

Türk şirketleri küp uydu üretecek Haber

Türk şirketleri küp uydu üretecek

Ana amacı küp uydu ve küçük uydu üretmek olan grubun ilk paydaşları başta organizasyonu gerçekleştiren Hedef Elektronik olmak üzere, Skytech, Neta, Profen ve Kanada’nın en önemli uydu üreticilerinden QSTC’den oluşuyor. Beş şirket imzaladıkları iş birliği protokolünün ardından 2024’ün ilk yarısında ürettikleri uyduyu uzaya göndereceklerini açıkladı. Cubesat Vision yeni bir girişim doğurdu BTK Konferans Salonu’nda 14 Aralık’ta yapılan “Cubesat Vision Uluslararası Yakın Yörünge Küp Uydu ve Küçük Uydu Konferansı”nda ulusal ve uluslararası toplam 25 konuşmacı ile bine yakın ziyaretçi yer aldı. Konferansla eşzamanlı olarak kurulum teknisyenlerine uydu teknolojileri ve uydu terminalleri konularında eğitim verildi. Konferansa duyulan bu ilgi ve uluslararası konuşmacıların çeşitliliği konferansta memnuniyetle karşılandı. TUYAD ve Hedef Elektronik Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Özaydın; “Bu konferansın en önemli amacı yakın yörünge uydu üretimi faaliyetinde bulunmak isteyen potansiyel yerli yatırımcılarımızın ilgisini bu alana çekerek yakın yörünge küp uydu üreten dünyanın önde gelen yatırımcıları ile Türk mühendislerimizi tanıştırmak” dedi. Bunu da başardıklarını ifade ederek, “Bu konferans UYDU TEKNOLOJİLERİ GİRİŞİM GRUBU (UTGG) olarak yeni bir birlikteliğin doğmasına vesile olmuştur. Bugün attığımız bu adımı duyurmaktan mutluluk duyuyorum” dedi. İş Birliği Protokolü İmzalandı Etkinliğin en heyecan verici kısmı ise Uydu Teknolojileri Girişim Grubu’nun kurularak firmalar arasında bir iş birliği protokolü imzalanması oldu. Dünyanın önde gelen uydu üreticilerinden Kanadalı QSTC başta olmak üzere Hedef Elektronik, Skytech, Neta ve Profen firmaları, bu oluşumdaki ilk çekirdek birlikteliklerini duyurdu. Şirketlerini temsilen toplantıda hazır bulunan Hayrettin Özaydın (Hedef Elektronik), Gurvinder Chohan (QSTC), Derviş Gedikoğlu (Neta), Uğur Ünsal (Skytech) ve A.Gürkan Sencar (Profen) en az beş yatırımcının daha grup içinde değerlendirilmesine devam ettiğini ifade etti. Özaydın: “Uzay Savunma Bakanlığı kurulmalı!” Küçük ve küp uyduların birçok kullanım alanı olduğuna dikkat çeken Özaydın, “Gün geçtikçe tüm yörüngelerde yer alan uydu sayısı hızla artacak. Bu durumun neler getireceğini elbette zaman gösterecek ancak Rusya ardından da ABD ve Çin Uzay Savaş Komutanlıkları kurarak bu alanda da etkin bir güç olma hedefleri olduğunu ortaya koydular. Bizim de ülke olarak bu mücadelenin gerisinde kalmamalı ve Uzay Savunma Bakanlığı kurarak bu alandaki varlığımızı meşrulaştırmalıyız.” dedi. İlk Uydu 2024’ün İlk Yarısında Fırlatılacak Özaydın, “UTGG, tüm paydaşları ile birlikte Türkiye’de küp uydu araştırma, geliştirme ve seri üretim amacıyla böyle bir grup kurduk. En geç bir ay içinde Küpsat A.Ş. adı ile yeni bir şirket kurarak faaliyete başlayacağız. Hedefimiz 2024’ün ilk altı ayı içinde ilk uydumuzu fırlatmak.” diye konuştu. Seri üretime geçildiğinde Türkiye dışında hedef pazarların MENA; Orta Asya ve Kuzey Afrika ülkeleri olduğunu da ayrıca belirtti. Kanada QSTC Yönetim Kurulu Başkanı Gurvinder Chohan ise Türkiye ve yakın bölgede iş imkanlarını geliştirmek istediklerini, üretimin lokal olarak yapılmasında ve ürünlerin geliştirilmesinde rol almaktan mutluluk duyduklarını ifade etti. Ayrıca Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu da hatırlatan Chohan, yakın yörüngeye atılan küp uydular ile deprem başta olmak üzere doğal afetler için erken uyarı sisteminin sağlanabildiğini dile getirdi. İTÜ’den Destek Alınacak Toplantıda söz alan Neta Satış Müdürü Derviş Gedikoğlu, Küpsat A.Ş.’nin İTÜ Teknopark’ta kurulacağını belirterek, İTÜ’nün de laboratuvarları ile projeye destek olacağını söyledi. Yerli üretimin ekonomimiz için ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Gedikoğlu, “Bu girişimin çok başarılı olup büyüyeceğine yürekten inanıyorum, ülkemize hayırlı olsun” dedi. Ankara’da Fabrika Kurulacak Yönetim merkezinin İTÜ Teknopark olmasına rağmen üretimlerin Ankara’da inşa edilecek fabrikada yapılacağını söyleyen Skytech CEO’su Uğur Ünsal, “Ankara Elmadağ’da 25 dönüm alana sahip bir fabrika inşa edilecek. Fabrikayı seri üretim için en kısa sürede hazır hale getirmek istiyoruz.” diye konuştu. Yeni Paydaşları Bekliyoruz! Bugüne kadar telekomünikasyon alanında birçok girişimi bulunan Profen Uydu Hizmetleri Genel Müdürü A.Gürkan Sencar UTGG’nin tüm ülkemize hayırlı olmasını dileyerek “Girişim için yeni paydaşların katılımını değerlendirme aşamasındayız. Gruba yeni eklenenlerle daha güçlü olacağız ve daha iyi işler ortaya çıkaracağız.” dedi. Cubesat Vision’24 Eylül’de TUYAD ve Hedef Elektronik Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Özaydın, Küçük ve Küp Uydu Ekosisteminin oluşturulması çalışmalarını yakından takip edeceklerini ve sektörün gelişmesine katkı sağlamak amacıyla ellerinden gelen her türlü desteği sunacaklarını belirtti. Danışmanlık, proje ve regülasyon çalışmalarında sürekli olarak aktif bir rol üstleneceklerini ifade eden Özaydın, bu bağlamda uluslararası yakın yörünge küçük uydu ve küpsat konferansının Cubesat Vision ana teması çerçevesinde, Eylül 2024’te İstanbul'da daha büyük bir katılım ile tekrar düzenleneceğini müjdeledi.

DeepL Pro: Türk işletmelerinin kapısını dünyaya açıyor Haber

DeepL Pro: Türk işletmelerinin kapısını dünyaya açıyor

İstanbul, Türkiye, 22 Kasım 2023- Küresel yapay zeka iletişim şirketi DeepL, yapay zeka iletişim araçları paketi aracılığıyla işletmelerin iletişim kurma biçimini dönüştürüyor. Markanın temel ürünü olan DeepL Translator, işletmelere girişimlerini küresel ölçekte genişletme gücü veriyor. Şirket, bugün gerçekleştirdiği bir lansmanla DeepL Pro aboneliklerinin Türkiye'de resmi olarak başlatılacağı tarihi duyurdu. Aralık ayında hizmete başlayacak olan DeepL Pro, işletmelere küresel ölçekte büyümeleri için gelişmiş çeviri seçenekleri sunacak. Uygulamanın Türkiye lansmanı zamanlaması, ülkedeki yapay zeka hizmetine yönelik artan talep doğrultusunda planlandı. DeepL Pro, yeni pazarlara ve müşterilere ulaşmak isteyen her işletme için önemli ve gerekli Yapay zeka, özellikle iletişim süreçlerinde iş dünyasını yeniden şekillendiriyor ve DeepL'in yapay zeka çözümleri, Türk işletmelerinin üretkenliklerini ve verimliliklerini artırııyor. Bu da şirketlerin küresel varlıklarını genişletmeleri ve yeni pazarlara erişmeleri için önemli fırsatlar sunuyor. DeepL'in CRO'su David Parry-Jones DeepL Pro’nun Türk şirketlerine getireceği faydaları "DeepL, müşteri hizmetleri taleplerinin otomatikleştirilmesinden web sitelerinin ve pazarlama materyallerinin çeşitli dillere çevrilmesine kadar süreç otomasyonunda yapay zekanın önemli bir rol oynayacağını öngörüyor. DeepL Pro, çeviri kalitesini artırmak, coğrafyalar arasında iletişimi standartlaştırmak, yeni pazarlara ve müşterilere ulaşmak isteyen her işletme için çok önemli ve gerekli." sözleriyle aktardı. DeepL Pro’nun sahip olduğu önemli temel özellikler aşağıdaki gibidir:        Maksimum veri güvenliği: Çeviriler tamamlandıktan sonra tüm metinler DeepL sunucularından silinir, hiçbir müşteri metni üçüncü taraflara aktarılmaz veya yapay zeka eğitim verisi olarak kullanılmaz. DeepL en yüksek AB güvenlik yönetmeliğine uygundur.       Sınırsız metin çevirisi: Şirketlerin ihtiyaç duyduğu yüksek miktarda karakter çevirisi, DeepL Pro sınırsız metin çevirisi sayesinde karşılanır.       Belge çevirileri için daha yüksek kapasite: Belgelerin orijinal biçimlendirilmesi korunarak  büyük dosya boyutları ve daha fazla belge çevirilmesine olanak sağlar.       Daha fazla özelleştirme: Pro version, sahip olduğu daha fazla çeviri özelleştirme seçeneği sayesinde metinlerdeki tutarlılık korunur ve iç ve dış mesajlar standartlaştırılır.       API entegrasyonu: DeepL API, Pro aboneliğiyle birlikte işletmeler web sitelerini, uygulamalarını ve tüm araç ve ürünlerini çevirebilirler. Parry-Jones sözlerine şöyle devam etti: "DeepL Pro'nun gelişmiş yapay zeka çeviri yeteneklerinden yararlanan Türk şirketleri yeni pazarlara kolay bir şekilde girebilir ve verimliliklerini artırabilir. Çevirilerimizin doğruluğu sayesinde, uluslararası ortaklarıyla bağlantı kurabilir ve müşteri ilişkilerini daha anlamlı hale getirebilirler.’’   DeepL Pro, her büyüklükteki ve sektördeki kuruluşun iş için özel olarak tasarlanmış yapay zeka çevirileri sayesinde küresel olarak büyümesine yardımcı oluyor. İşletmeler ve profesyoneller www.deepl.com adresinden daha fazla bilgi edinebilir. Abonelikler Aralık ayı itibarıyla satın alınabilecek. DeepL hakkında DeepL, yapay zekâ aracılığıyla dil bariyerinin üstesinden gelmeyi hedefleyen Alman bir yapay zekâ şirketidir. 2017'den bu yana yapılan kör testlere göre DeepL Translator, dünyanın en iyi çeviri kalitesine sahip çeviri aracı olarak konumlanıyor. DeepL’in bu ürünü şirketler, kuruluşlar ve çevirmenlere de profesyonel anlamda hizmetler sunuyor. DeepL'in makine çevirisi hizmetlerindeki elde ettiği bu olağanüstü kalitenin sırrı ise sinir ağı matematiği ve metodolojisindeki tescilli gelişmelere dayanıyor. Jaroslaw Kutylowski tarafında kurulan DeepL ve IVP, Benchmark ve btov gibi dünyaca ünlü yatırımcılar tarafından destekleniyor.   DeepL´in vizyonu ve hikayesi DeepL 2017 yılında mühendisler ve dil uzmanlarından oluşan tutkulu bir ekip tarafından hayata geçirildi. O dönemde sinir ağı teknolojisi alanında büyük gelişmeler yaşanıyordu. Şirket, mümkün olan en incelikli ve bağlamsal yapay zeka çevirilerini oluşturmak amacıyla makine çevirisindeki en son gelişmeleri denedi. Şirketin bu kadar yıl sonra amacı hala aynı; insanları doğru bir iletişimle bir araya getirmek ve kuruluşların önlerindeki İletişim engellerini yok ederek dünya çapındaki müşterilerine ulaşmalarına yardımcı olmak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.