SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tüketici Davranışları

Ekometre - Tüketici Davranışları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tüketici Davranışları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri Haber

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri

Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), iş dünyasının rekabet gündemini doğrudan ilgilendiren “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”nu İzQ İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirdi. NETNOCON ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen forum, markalaşmanın yapay zekâ, algoritmalar, dijital topluluklar, veri temelli müşteri içgörüsü ve yeni nesil tüketici davranışları ekseninde yeniden tanımlandığı dönemi İzmir iş dünyasının gündemine taşıdı. Forumun keynote konuşmacısı, netnografi yönteminin kurucusu, dijital pazarlama ve tüketici kültürü alanında dünyanın önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Robert V. Kozinets oldu. Yaklaşık 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de iş dünyasıyla buluşan Kozinets, markalaşmanın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Markalaşmanın Geleceği: Şirketlerin Yol Haritası” başlıklı panelde ise; University of Southern California’dan Dijital Pazarlama ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Robert V. Kozinets, Università Cattolica del Sacro Cuore’dan Marka ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Rossella Gambetti, University of Southern California’dan İletişim ve Turizm Profesörü Prof. Dr. Ulrike Gretzel ve Pacific University’den Pazarlama ve Tüketici Kültürü alanında çalışmalar yürüten Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu yer aldı. Panelin moderasyonunu Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu üstlendi. İzmir’i markalaşan bir şehir olarak konumlandıracağız Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi. EGİAD’ın 18. Dönem vizyonunun merkezinde yer alan “Üçüz Dönüşüm” yaklaşımına dikkat çeken Özhelvacı, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, yapay zekâ çağında şirketlerin değişimi takip eden değil, değişime yön veren aktörler olması gerektiğini vurguladı. “Algoritmalar görünürlüğü belirliyor, içerikler saniyeler içinde üretiliyor, trendler hızla yayılıyor, veri ise müşteri içgörüsünün ana kaynağı haline geliyor. Böyle bir dönemde markalaşma, yalnızca pazarlama departmanlarının görevi olmaktan çıkıyor; yönetim kurullarının, şirket sahiplerinin ve girişimcilerin sahiplenmesi gereken stratejik bir sorumluluğa dönüşüyor” diyen Özhelvacı, Türkiye’nin üretim gücünü küresel marka değerine dönüştürmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Brand Finance Türkiye 2026 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 125 markasının toplam değerinin 19,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özhelvacı, bu artışın değerli olduğunu ancak küresel rekabet ölçeğinde Türkiye’nin markalaşma ajandasını daha stratejik, uzun vadeli ve kararlı biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Özhelvacı, “Üretim gücümüz var. Girişimcilik enerjimiz var. Genç ve dinamik insan kaynağımız var. Sanayi tecrübemiz ve ihracat kapasitemiz var. Ancak bütün bu değerleri küresel ölçekte daha güçlü marka hikâyelerine dönüştürme konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var” dedi. İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” diyen Özhelvacı, genç iş insanlarına bu noktada büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. EGİAD Başkanı Özhelvacı, forumun yalnızca bir bilgi paylaşımı değil, İzmir iş dünyası için yeni sorular üretmesi gereken stratejik bir başlangıç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Markamızı gerçekten tanıyor muyuz? Müşterimizi yeterince dinliyor muyuz? Dijital toplulukların sesini anlayabiliyor muyuz? Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak mı görüyoruz, yoksa daha derin müşteri içgörüsü üretmek için kullanabiliyor muyuz? İzmir’den dünyaya nasıl daha güçlü markalar çıkarabiliriz? Çünkü bazen dönüşüm, tek bir cevaptan değil; doğru zamanda sorulan güçlü bir sorudan başlar.” Perihan İnci: “Geleceğin rekabeti markalar arasında yaşanacak” EGİAD Danışma Kurulu Başkanı Perihan İnci ise markalaşmanın artık yalnızca şirketlerin değil, şehirlerin ve ülkelerin de rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ ve veri ekonomisinin şekillendirdiği yeni dünyada üretmenin tek başına yeterli olmadığını belirten İnci, güçlü markaların güven, sürdürülebilirlik, inovasyon ve değer üretimi üzerine inşa edildiğini ifade etti. İzmir’in üretim gücü, limanı, girişimcilik ekosistemi ve uluslararası vizyonuyla önemli bir marka şehir potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken İnci, şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde hem Türkiye markasını hem de İzmir markasını daha güçlü bir şekilde inşa etmek zorundayız. Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca ekonomiler arasında değil; markalar arasında yaşanacaktır.” Kozinets: “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” Forumun keynote konuşmacısı Prof. Dr. Robert V. Kozinets ise, markalaşmanın yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet sunan yapılar değil, dijital topluluklar içerisinde şekillenen kültürel ekosistemler haline geldiğini söyledi. Günümüz rekabetinde marka değerinin şirketlerin anlattığı hikâyelerden çok, tüketicilerin kendi aralarında kurduğu etkileşimlerden doğduğunu vurgulayan Kozinets, “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” dedi. Dijital çağda müşteri sadakatinin yerini topluluk aidiyetinin aldığını belirten Kozinets, başarılı markaların tüketicileri yalnızca hedef kitle olarak görmeyip onları marka deneyiminin aktif bir parçası haline getiren kurumlar olacağını ifade etti. Yapay zekânın içerik üretimi, veri analizi ve müşteri deneyimi yönetiminde önemli fırsatlar sunduğunu belirten Kozinets, teknolojinin marka yaratmadığını ancak marka deneyimini büyüttüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ marka yaratmaz; marka deneyimini ölçeklendirir. Veri bize ne olduğunu söyler, kültür ise neden olduğunu açıklar.” Yapay zekânın giderek yaygınlaştığı yeni dönemde teknolojinin herkes tarafından erişilebilir hale geleceğini ifade eden Kozinets, sürdürülebilir rekabet avantajının kültürel anlam üretebilen markalar tarafından yaratılacağını belirtti. Tüketici artık hedef kitle değil, marka ortağı Konuşmasında tüketicinin değişen rolüne de dikkat çeken Kozinets, dijital çağın tüketicisini yalnızca satın alma kararı veren bir müşteri olarak değil; içerik üreten, marka hikâyelerini şekillendiren ve kurumların algısını doğrudan etkileyen bir paydaş olarak tanımladı. Markaların tüketicilerle tek yönlü iletişim kurmak yerine ortak değer üretme anlayışıyla hareket etmeleri gerektiğini belirten Kozinets, markalaşmanın geleceğinin katılımcı, topluluk temelli ve insan merkezli modeller üzerinden şekilleneceğini söyledi. Forumda yapılan değerlendirmelerde; yapay zekânın markalar için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, tüketiciyi, toplulukları ve kültürel kodları anlamaya imkân veren stratejik bir içgörü altyapısı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, yapay zekâ destekli markalaşma, dijital topluluklar, tüketici deneyimi, kültürel içgörü ve küresel rekabet başlıklarında geleceğin iş dünyasına ilişkin önemli perspektifler kazandı. Yoğun katılımla gerçekleşen forum, İzmir iş dünyası için markalaşmayı yapay zekâ çağının en kritik rekabet başlıklarından biri olarak yeniden gündeme taşırken; şirketlerin yalnızca üretim, fiyat ve kalite avantajıyla değil, anlam yaratan marka hikâyeleri, güçlü müşteri içgörüleri, dijital topluluklarla kurulan güven ilişkisi ve küresel ölçekte ayırt edici konumlanma ile öne çıkabileceği mesajını verdi.

2026'da tüketici davranışları nasıl şekillenecek? Haber

2026'da tüketici davranışları nasıl şekillenecek?

Artık tüketim kararları yalnızca ihtiyaç, fiyat ya da alışkanlıklar üzerinden şekillenmiyor; güven, değer uyumu, deneyim ve anlam gibi çok katmanlı faktörler belirleyici oluyor. 2026’ya yaklaşırken markalar için en kritik gündem maddesi ise değişen bu yeni tüketici profilini doğru okumak ve iletişim stratejilerini buna göre yeniden kurgulamak. ME Consultancy Kurucusu Murat Erdör, 2026 yılında tüketici davranışlarını şekillendirecek ana dinamikleri değerlendirirken, markaların yalnızca trendleri takip eden değil, bu dönüşümü stratejik bir avantaja dönüştüren bir bakış açısı geliştirmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Erdör’e göre, önümüzdeki dönemde tüketiciyle kurulan ilişki; satış odaklı bir etkileşimden, uzun vadeli bir güven ve deneyim ortaklığına evrilecek. Daha bilinçli, daha seçici bir tüketici profili 2026’nın tüketicisi, geçmiş dönemlere kıyasla çok daha bilinçli, sorgulayıcı ve seçici bir yapıya sahip olacak. Dijital platformlar sayesinde bilgiye hızlı erişim, kullanıcı yorumları, karşılaştırma siteleri ve sosyal medya geri bildirimleri, satın alma kararlarını doğrudan etkiliyor. Tüketici artık markaların ne söylediğinden çok, ne yaptığına ve bu söylemlerin ne kadar tutarlı olduğuna bakıyor. Erdör, bu dönüşümü şu sözlerle özetliyor: “Tüketici artık ikna edilmeyi beklemiyor; ikna olmaya değip değmediğine kendisi karar veriyor.” Bu durum, markalar açısından daha şeffaf, net ve gerçekçi bir iletişim dilini zorunlu kılıyor. Abartılı vaatler, eksik bilgiler ya da tutarsız mesajlar, 2026 tüketicisi için hızla güven kaybına dönüşebiliyor. Hız ve kolaylık standart haline geliyor Dijital deneyimlerde hız ve kolaylık, 2026 itibarıyla rekabet avantajı olmaktan çıkıp temel bir beklentiye dönüşüyor. Kullanıcılar; alışveriş süreçlerinde, müşteri hizmetlerinde ve dijital temas noktalarının tamamında zahmetsiz, akıcı ve kesintisiz bir deneyim talep ediyor. Birkaç saniyelik gecikmeler, karmaşık formlar ya da yetersiz destek mekanizmaları, tüketicinin markadan hızla uzaklaşmasına neden olabiliyor. Kişiselleştirme artık bir lüks değil 2026’da kişiselleştirme, “fark yaratan” bir özellik olmaktan çıkıp, tüketicinin markalardan doğal olarak beklediği bir standart haline geliyor. Ancak bu kişiselleştirme yalnızca demografik verilere dayalı önerilerle sınırlı kalmıyor. Kullanıcının davranışları, bağlamı, ihtiyaç anı ve önceki deneyimleri doğrultusunda şekillenen daha derin bir anlayış gerektiriyor. Güven, sadakatin önüne geçiyor Yeni dönemde tüketici sadakati, otomatik olarak kazanılan bir sonuç olmaktan çıkıyor. Güven; veri kullanımı, şeffaflık, etik duruş ve kriz anlarındaki iletişim biçimiyle sürekli olarak yeniden inşa edilmesi gereken bir değer haline geliyor. Özellikle kişisel verilerin kullanımı ve dijital gizlilik konuları, tüketicinin marka tercihlerini doğrudan etkiliyor. Erdör, 2026 tüketicisinin bu konudaki hassasiyetini şu sözlerle ifade ediyor: “Tüketici artık markaya değil, markanın kendisine nasıl davrandığına sadık.” Güvenin zedelendiği durumlarda, geçmişte güçlü olan marka algısı dahi tüketiciyi elde tutmaya yetmeyebiliyor. Duygusal bağ ve anlam arayışı güçleniyor Ekonomik dalgalanmalar, toplumsal dönüşümler ve küresel belirsizlikler, tüketicinin markalardan beklentisini yalnızca işlevsel faydanın ötesine taşıyor. 2026’da tüketici; kendisiyle aynı değerleri paylaşan, toplumsal konularda samimi bir duruş sergileyen ve söylemleriyle eylemleri örtüşen markalara daha fazla yakınlık duyuyor. Murat Erdör’e göre bu dönemde “mış gibi” yapılan iletişimlerin karşılığı kalmıyor: “Tüketici samimiyetsizliği çok hızlı fark ediyor. Sosyal fayda ve sürdürülebilirlik söylemleri, ancak gerçek aksiyonlarla desteklendiğinde anlam kazanıyor.” Bu da markalar için daha uzun vadeli, tutarlı ve sorumluluk odaklı bir iletişim anlayışını zorunlu kılıyor. Markalar için yeni dönemin anahtarı: uyum ve empati 2026’da öne çıkacak markalar; teknolojiyi merkeze alan değil, insanı merkeze alarak teknolojiyi konumlandıran markalar olacak. Tüketici davranışları değişmiyor; dönüşüyor ve derinleşiyor. Bu dönüşümü doğru okuyan markalar için ise yeni dönem önemli fırsatlar barındırıyor. Erdör, markalar için bu süreci şöyle özetliyor: “Tüketiciyi yakalamaya çalışmak yerine onu anlamaya odaklanan markalar, 2026’nın kazananları olacak.” Empati, veri ve tutarlılığı aynı potada eriten markalar, yalnızca satış değil; uzun vadeli güven ve itibar da inşa edecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.