SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ticaret

Ekometre - Ticaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Körfez bölgesinde yatırım fırsatları Haber

Körfez bölgesinde yatırım fırsatları

Körfez bölgesinde bazı şehirlerin yeniden yapılanması, Türk yatırımcılar için yeni fırsatları da beraberinde getiriyor. Yeni şehirleşme tercihleri için Türk yatırımcıların deneyimlerine güvenen Mısır ve Suudi Arabistan Ticaret Ataşeliği’nden temsilciler, hem inşaat hem de çeşitli sektörlerde Türkiye ile yapılacak işbirliklerini, İstanbul Ticaret Odası’nda gerçekleşen bir toplantıyla dile getirdi. Heyeti, İTO Genel Sekreter Yardımcısı Özcan Tokel karşıladı. Alternatif ticaret yolları Toplantının açılışında konuşan Özcan Tokel, Türkiye’nin hem Suudi Arabistan hem de Mısır’la yakın ilişki içinde olduğunu belirterek, “İlişkilerimizi artırmak için çeşitli alanlarda işbirliği fırsatlarımızı güçlendirebiliriz. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ulaşım için bir demiryolu projesine ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Bölgesel çatışmalar bize gösterdi ki, Körfez için daha güvenli ve alternatif ulaşım yollarına ihtiyacımız var” dedi. Türkiye’nin deneyimi Suudi Arabistan Ticaret Ataşesi Khaled Ala Aqell ise “Türkiye ile iletişimi güçlendirirsek daha çok fırsat doğacaktır. Suudi Arabistan’da sanayi bölgelerinde yatırım için çok büyük fırsatlar var. Türkiye bu konuda çok ileri. Beraber çok şey yapabiliriz” dedi. Toplantıda, Suudi Arabistan’da pek çok inşaat projesinin devam ettiği belirtilirken, altyapı çalışmalarında Türkiye’nin deneyimlerinden faydalanılabileceği kaydedildi. Türk ihraç ürünleri sergisi Mısır Başkonsolosluğu Ticaret Ataşeliği Yetkilisi Hoda Dorra da Türkiye ile daha yakın bir temas halinde olmak istediklerini dile getirdi. Dorra, “Mısır’da bir Türk İhraç Ürünleri Sergisi düzenlemeyi çok isteriz. Türkiye’yi bir fuarımızda ‘onur konuğu’ olarak ağırlayabiliriz. İnşaat, elektronik ve ev aletleri gibi sektörlerde işbirliği yapabiliriz” dedi. Sahada direkt temas Toplantı sonrasında Mısır ve Suudi Arabistan yetkilileri ile Türk firmaları arasında B2G etkinliği düzenlendi. Ticaret ataşelikleri ile firmalar arasında nadir olarak düzenlenen bir etkinlik olarak dikkat çeken bu görüşmelerde, Türk firmalar kendilerini doğrudan anlatma fırsatı buldu. Görüşmeye makina, lojistik ve gıda alanında faaliyet gösteren pek çok firma iştirak etti.

Türkiye-Norveç ticaretinde yeni dönem başlıyor Haber

Türkiye-Norveç ticaretinde yeni dönem başlıyor

Türkiye-Norveç Ortak Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) 1. Dönem Toplantısı, Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ile Norveç Ticaret ve Sanayi Bakan Yardımcısı Siri Martinsen eş başkanlıklarında düzenlendi. Ticaret Bakanlığının, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşım yapıldı. Paylaşımda, Türkiye-Norveç JETCO 1. Dönem Toplantısı'nın, Tuzcu ve Martinsen eş başkanlıklarında Bakanlıkta gerçekleştirildiği belirtildi. İki ülkenin bakan yardımcıları arasında yapılan görüşmede, karşılıklı ticaret hacminin ve yatırım ilişkilerinin değerlendirildiği bildirilen paylaşımda, şu ifadeler kullanıldı: "Norveç'in de taraf olduğu Türkiye-Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) Serbest Ticaret Anlaşması'nın sunduğu imkanlar da dikkate alınarak karşılıklı olarak çeşitlendirilmesi ve derinleştirilmesi hususları ele alınmıştır. Ardından gerçekleştirilen JETCO 1. Dönem Toplantısı'nda ülkemiz ile Norveç arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler değerlendirilerek, yatırımlar, enerji, finans, dijital hizmetler, savunma, müteahhitlik ve yeşil dönüşüm konularındaki işbirliği alanları belirlendi. Toplantıda 'Türkiye-Norveç JETCO Kurucu Deklarasyonu' ile 'Türkiye-Norveç JETCO 1. Dönem Protokolü' imzalanmıştır." "Ortak hedeflerimiz doğrultusunda somut adımlar ele alındı" Paylaşımda, iki ülkenin iş dünyası çatı kuruluşlarının katılımıyla bir yuvarlak masa toplantısı yapıldığı da bildirildi. Bu toplantıda ise mevcut işbirliğinin kapsamlı şekilde değerlendirildiği belirtilen paylaşımda, "Ticari ve yatırım ilişkilerimizin çeşitlendirilmesi ve artırılması amacıyla önümüzdeki döneme ilişkin yol haritası belirlenmiştir. Ortak hedeflerimiz doğrultusunda somut adımlar ele alınırken, özel sektörün sürece etkin katılımının taşıdığı kritik önemin altı çizilmiştir." bilgisi verildi.

Hürmüz Boğazında kripto dönemi Haber

Hürmüz Boğazında kripto dönemi

İran’ın geçişleri izin, rota ve kripto ödemeye bağlaması, Hürmüz’de yeni bir ticaret rejimi yaratıyor. Azalan tanker trafiği ve artan maliyetler, enerji piyasalarında kalıcı riskleri gündeme taşıyor. İran’ın geçişleri izin, rota ve hatta kripto para ödemesine bağlayan yeni yaklaşımı, tanker trafiğini adeta durma noktasına getirdi. Sektör temsilcileri, “ateşkes sonrası normalleşme” beklentisinin yerini kontrollü ve sınırlı geçiş dönemine bıraktığını belirtiyor. Trafik dibe vurdu Normal şartlarda günde yaklaşık 130-140 geminin geçtiği boğazda, geçiş sayısı 10-15 bandına kadar geriledi. Hatta bazı günlerde bu sayı tek hanelere indi. Salı günü 11 olan geçiş sayısının çarşamba günü 4’e indiği rapor ediliyor. Analistlere göre bu düşüşün nedeni çatışmanın sona ermemesi değil, aksine yeni kuralların yarattığı belirsizlik. İran, geçiş için Devrim Muhafızları’ndan onay, rota kontrolü ve ücret şartı getirirken, gemi sahipleri riskleri net görmeden hareket etmek istemiyor. Körfez’de yüzlerce geminin beklemede olduğu, en az 300’ünün bölgeden çıkmak için fırsat kolladığı ifade ediliyor. Sektör kaynakları bu durumu “küresel enerji ticaretinde park alanı” olarak tanımlıyor. Kripto ile geçiş: Yeni sistem nasıl işleyecek? İran’ın en dikkat çekici hamlesi ise geçiş ücretini kripto para ile talep etmesi oldu. Planlanan sistemde tankerlerin önceden bildirim yapması, ardından kendilerine bildirilen ücretin kısa sürede dijital para ile ödenmesi gerekiyor. Bazı değerlendirmelere göre ücretin tanker başına milyon dolar seviyesine çıkabileceği, bazı senaryolarda ise varil başına ek maliyet yaratacağı belirtiliyor. Analistler, bu modelle yaptırımları aşarak gelir yaratma ve Boğaz üzerindeki kontrolü kurumsallaştırma amaçlandığını belirtiyor. Ancak bu sistemin uygulanabilirliği tartışmalı. Zira kripto ödeme talebi, Batılı şirketler açısından yaptırım ihlali riskini gündeme getiriyor. Sigorta ve güvenlik engeli Evrim Küçük'ün haberine göre, geçişin önündeki en kritik sorunlardan biri de sigorta. Boğaz hâlâ “yüksek riskli bölge” olarak sınıflandırılırken, primler savaş öncesine kıyasla katlanmış durumda. Sigortacıların, geçiş için İran’dan resmi onay talep etmesi ancak bu onayın nasıl alınacağının net olmaması, operasyonel tıkanıklığı artırıyor. Denizcilik şirketleri ayrıca mayın riski, askeri müdahale ihtimali ve rota belirsizliği nedeniyle temkinli kalmayı sürdürüyor. Bu nedenle ateşkese rağmen kısa vadede tam normalleşme beklenmiyor. “Serbest geçiş” tartışması büyüyor İran’ın geçişleri ücretlendirme ve kontrol altına alma girişimi, uluslararası alanda ciddi tepkiyle karşılanıyor. Körfez ülkeleri boğazda “engelsiz geçişin” kırmızı çizgi olduğunu vurgularken, ABD tarafı da olası bir anlaşmanın temel şartının serbest dolaşım olacağını belirtiyor. Analistler, böyle bir modelin kabul görmesi halinde küresel enerji ticaretinde güç dengelerini değiştirebileceğini ve üretici ülkeler arasında yeni gerilimler yaratabileceğini ifade ediyor. Askeri olarak boğazın zorla açılmasının ise yüksek maliyetli ve riskli olacağı, bu nedenle diplomatik sürecin belirleyici olacağı değerlendiriliyor. Petrol yeniden 100 doları zorluyor Petrol fiyatlarında ateşkes etkisi dün yerini yeniden yükselişe bıraktı. Bent petrol vadeli işlemleri dün yüzde 4’ten fazla artarak varil başına 99 dolara yaklaştı. Amerikan ham petrolünün fiyatı da yüzde 5.3 artarak 100 dolara dayandı. Bu artış, İsrail'in Lübnan'a yönelik yenilenen saldırılarının, kırılgan Ortadoğu ateşkesinin kalıcılığı konusunda şüpheler uyandırması ve Hürmüz Boğazı'nın büyük ölçüde kapalı kalmasıyla gerçekleşti.

Başarının temelinde ortak akıl var Haber

Başarının temelinde ortak akıl var

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) çatısı altındaki 70 meslek komitesini buluşturan Müşterek Meslek Komiteleri Toplantısı ile Mart Ayı Meclis Toplantısı, BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi. Toplantıya BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, yönetim kurulu üyeleri, meclis başkanlık divanı, meclis üyeleri ve komite üyeleri katıldı. Toplantıda sektörel gelişmeler, ekonomideki mevcut durum ve komitelerin çalışmaları ele alınarak değerlendirmelerde bulunuldu. Program kapsamında ayrıca Emekli Diplomat Gülru Gezer, Orta Doğu’da yaşanan savaşın siyasi ve diplomatik etkilerine ilişkin bir sunum gerçekleştirirken, Ekonomist Hakan Kara da küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki yansımalarını değerlendirdi. “Projelerin Temelinde Ortak Akıl Var” BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, BTSO’nun 60 bini aşan üyesiyle Türkiye’nin en büyük ticaret ve sanayi odalarından biri olduğunu söyledi. İsmail Kuş, kurumun büyüklüğünün yalnızca üye sayısından kaynaklanmadığını belirterek, bu gücün Bursa’nın köklü üretim kültürü, tüccarın emeği ve girişimcilerin cesaretiyle şekillendiğini ifade etti. Bursa’nın birlikte üretmeye inanan bir şehir olduğunu vurgulayan Kuş, BTSO’nun da bu kültürün kurumsal temsilcisi olduğunu dile getirdi. BTSO çatısı altında karar alma süreçlerinde “ortak akıl” anlayışının benimsendiğini kaydeden İsmail Kuş, “TEKNOSAB, BUTEKOM, GUHEM ve Bursa Business School gibi dev projelerimizin her birinde, komitelerimizin fikri, emeği ve imzası var. Bu projeler, Bursa iş dünyasının birlikte hayal kurup birlikte başarma azminin birer eseridir.” dedi. “Meslek Komiteleri, Karar Mekanizmalarının Merkezinde Yer Alıyor” BTSO meslek komitelerinin Odanın çalışmalarının omurgasını oluşturduğunu ifade eden İsmail Kuş, “2013 yılında başlattığımız değişimle, komitelerimizi kağıt üzerinde kalan yapılar olmaktan çıkarıp, BTSO’nun en güçlü karar mekanizması haline getirdik. Bugün komite üyelerimiz Ankara’da hangi kapıyı çalarlarsa çalsınlar, karşılarında kendilerini dikkatle dinleyen, çözüm odaklı bir muhatap buluyorlar. Bunun temel sebebi, Bursa’nın Türkiye ekonomisine yön veren, her alanda öncü bir şehir olmasıdır. En önemlisi de Bursa iş dünyasının; ortak hareket kültürüyle tek ses, tek yürek olmayı başarmış olmasıdır. Bizler, bu birliktelikten aldığımız güçle geleceği inşa ediyoruz.” diye konuştu. “Proaktif Bir Yaklaşım Sergiliyoruz” “Bizim yönetim anlayışımız; sadece sorunları konuşmak değil, o sorunların üzerine gitmek ve somut neticeler almaktır.” diyen İsmail Kuş şöyle devam etti: “Sektörlerimizin nabzını tutuyor, tıkanıklıkları yerinde görüyor ve vakit kaybetmeden her mesele için uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyuyoruz. Bunun en çarpıcı örneğini, Orta Doğu’da bir aydır devam eden ve vicdanlarımızı yaralayan savaş sürecinde bir kez daha sergiledik. Dualarımız ve en büyük temennimiz, bu savaşın biran evvel son bulması, bölge halkının huzura kavuşmasıdır. Ancak bu insani hassasiyetimizin yanında, bölgedeki ateşin ekonomimize, tedarik zincirlerimize ve sektörlerimize yansıyan maliyet yüklerini de görmezden gelemezdik. Hızla hareket ettik; sektör paydaşlarımızla bir araya gelerek dar boğazları ve çözüm yollarını tek tek raporladık. Bu kapsamlı dosyayı, çözüm önerilerimizle birlikte ivedilikle ekonomi yönetimimize sunduk. Çünkü biliyoruz ki, belirsizlik dönemlerinde iş dünyasına rehberlik etmek, hem vicdani hem de kurumsal sorumluluğumuzdur.” Beklentimizi Küresel Ekonomik İstikrarın Yeniden Tesis Edilmesi BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin sanayi ve ticaret üzerindeki etkilerinin her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissedildiğini söyledi. Uğur, “İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmalar, bölgesel bir kriz olmanın ötesine geçerek küresel ekonomi üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İş dünyası olarak gelişmeleri dikkatle takip etmek zorundayız. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta Bursa Ticaret ve Sanayi Odamızda meclis üyelerimiz ve konsey başkanlarımızın katılımıyla kapsamlı ve verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantımızda ele alınan konuları detaylı bir şekilde değerlendirerek rapor haline getirdik ve başta TOBB olmak üzere ilgili kurumlarımızla paylaştık. Müşterek Meslek Komiteleri Toplantımızda da kıymetli hocalarımızın çok değerli sunumlarını dinledik. Bu sunumlar, içinde bulunduğumuz süreci daha iyi analiz etmemize ve önümüzdeki döneme dair daha sağlıklı öngörüler geliştirmemize önemli katkılar sağlamıştır. Temennimiz; yaşanan bu sürecin bir an evvel barışla sonuçlanması, bölgesel gerilimlerin sona ermesi ve küresel ekonomik istikrarın yeniden tesis edilmesidir.” şeklinde konuştu. “Belirsizlik Ortamı Öngörülebilirliği Azaltıyor” Prof. Dr. Hakan Kara, küresel ekonomide artan belirsizliklerin ekonomi politikaları açısından en zor dönemlerden biri olduğunu belirterek, bu süreçlerin öngörülebilirliği azalttığını söyledi. Ekonomik programların uygulanması sırasında yalnızca doğru politikaların değil, aynı zamanda uygun küresel koşulların da önemli olduğuna dikkat çeken Kara, mevcut planlamaların büyük ölçüde olumlu senaryolara göre yapıldığını ifade etti. Son dönemde yaşanan savaşın ise bu dengeleri zorlaştırdığını vurguladı. Küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini değerlendiren Kara, Türkiye’nin dinamik ve çevik bir özel sektöre sahip olduğunu, bu sayede şoklara uyum sağlama kapasitesinin yüksek olduğunu dile getirdi. Ancak bu tür küresel şokların kaçınılmaz olarak ekonomik etkiler oluşturacağını belirten Kara, büyümede yavaşlama, dış açıkta artış, enflasyon ve işsizlikte yükseliş beklendiğini söyledi. İşletmelere Nakit Akışı Uyarısı Kara, talebin güçlü tutulması yönünde ısrar edilmesinin daha büyük sorunlara yol açabileceğini ifade ederek, gerekli önlemlerin erken alınmasının önemine işaret etti. Bu süreçte dış açığın yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayan Kara, krediye erişimin zorlaştığını ve faizlerin yüksek seyrettiğini, bu nedenle talep ve kredi büyümesinin baskılanacağını belirtti. Hane halkının genel olarak sakin bir tutum sergilediğini ifade eden Kara, dövize yönelik panik hareketlerinin daha çok yabancı yatırımcılardan geldiğini söyledi. Yerleşiklerin panik yapmaması gerektiğini vurgulayan Kara, kurun kontrol altında tutulmaya çalışıldığını ve faizlerin artırıldığını kaydetti. Rezervlerin ise dikkatle takip edilmesi gereken önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Reel sektör için uyarılarda da bulunan Kara, işletmelerin özellikle nakit akışını iyi yönetmesi gerektiğini ifade etti. Artan maliyetlerin aynı oranda fiyatlara yansıtılamayabileceğini ve bu durumun kâr marjlarını daraltabileceğini belirten Kara, döviz açık pozisyonuna karşı da dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Dövizle borçlanmanın cazip görünse de riskli hale geldiğine dikkat çekti. “Küresel İstikrarsızlıkta Trump Etkisi” Emekli Diplomat Gülru Gezer, küresel ölçekte artan istikrarsızlıkların hem siyasi hem ekonomik açıdan yeni riskler doğurduğunu belirterek, sürecin yönünün öngörülemez hale geldiğini söyledi. Jeopolitik risklerin doğası gereği tahmin edilmesi ve yönetilmesinin zor olduğuna dikkat çeken Gezer, bu kırılgan yapının yalnızca bugüne ait olmadığını vurguladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin, yeni bir küresel savaşın önüne geçmek amacıyla inşa edildiğini hatırlatan Gezer, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok küresel ve bölgesel yapının bu süreçte ortaya çıktığını ifade etti. ABD’de Donald Trump etkisinin de mevcut dalgalanmada önemli rol oynadığını belirten Gezer, bu gelişmelerin arkasında stratejik hesapların bulunduğunu dile getirdi. “Türkiye Enerji Hub’ı ve Transit Geçiş Güzergahı Olabilir” Enerji boyutuna da değinen Gezer, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji arzı açısından kritik önemde olduğunu söyledi. Günlük yaklaşık 2 milyon varil petrolün bu hat üzerinden taşındığını ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin buradan geçtiğini belirten Gezer, geçişlerin aksamasının özellikle Asya ülkelerini ve Çin’i doğrudan etkilediğini kaydetti. Bölgede yaşanan gerilimin deniz trafiğini ciddi şekilde yavaşlattığını, bekleyen gemi sayısının 2 bine ulaştığının ifade edildiğini aktaran Gezer, İran’ın askeri kapasitesinin sınırlı olduğunu ancak füze, drone ve boğazı kapatma gibi asimetrik araçlara sahip olduğunu ifade etti. Artan gerilimle birlikte enerji fiyatlarının yükseldiğini ve bunun küresel piyasalara olduğu kadar ABD iç piyasasına da yansıdığını söyledi. Türkiye açısından olası fırsatlara da değinen Gezer, enerji ve ticaret koridorlarının çeşitlendirilmesi arayışının hız kazandığını belirtti. Bu kapsamda Kerkük–Ceyhan hattının yeniden devreye alınmasının ve Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimlerin önemine işaret etti. Türkiye’nin bir enerji merkezi (hub) ve transit geçiş güzergâhı olma potansiyelinin öne çıktığını vurguladı. Siyasi ve Ekonomik İstikrar ile Askeri Caydırıcılık Vurgusu Belirsizlikler karşısında Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarını koruması ile askeri caydırıcılığını güçlendirmesi gerektiğini belirten Gezer, uluslararası sistemin tamamen çökmemesi için orta ölçekli güçlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. Bölgesel ittifakların önemine dikkat çeken Gezer, terörle mücadelede kararlılık ve istikrarsızlığa karşı “sıfır tolerans” yaklaşımının sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Diplomasinin özellikle kriz ve savaş dönemlerinde daha da kritik hale geldiğini vurgulayan Gezer, çatışmaların önlenmesi için erken ve etkin diplomatik girişimlerin şart olduğunu belirtti. Dünyanın artık 1990’ların düzeninden uzaklaştığını ifade eden Gezer, orta ve uzun vadeli stratejiler geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu sözlerine ekledi.

Ekonomik Güven Endeksi Mart ayında yüzde 2,8 düştü Haber

Ekonomik Güven Endeksi Mart ayında yüzde 2,8 düştü

Güvende en sert düşüşler yüzde 3,9’la reel sektör ve inşaatta. Perakende ticarette yüzde 2, tüketicide yüzde 0,8 ve hizmet sektöründe de yüzde 0,5 düşüş var. ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın yarattığı jeopolitik gerilim, başta petrol arzı olmak üzere uluslararası ticarette ortaya çıkan aksama ve ileriye yönelik belirsizlikler, Türkiye’de tüm ekonomik aktörlerin beklentilerine olumsuz yansıdı ve genel güven düzeyinde sert düşüşe yol açtı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Ekonomik Güven Endeksi, martta önceki aya göre yüzde 2,8 düşerek 97,9 oldu. Böylece ülke ekonomisindeki genel güven düzeyini yansıtan endeksin değeri yeniden 100 eşiğinin altına indi. Endeksin bileşenlerini oluşturan ekonomideki tüketici ve üretici tüm kesimlerin güven düzeyi mart ayında aşağı geldi. Alt endekslerdeki düşüşler, savaşın yarattığı dış şokun özellikle üretim ve yatırım tarafında daha güçlü hissedildiğine işaret etti. Tüketici Güven Endeksi, mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet, perakende ticaret, inşaat sektörleri güven endeksleri ile Merkez Bankası tarafından yayımlanan reel kesim (imalat sanayii) güven endeksi alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşturuluyor. Ekonomik güven endeksi 0-200 aralığında değer alabiliyor. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise kötümserliği gösteriyor. Savaşın ilk şoku Dünya'dan Naki Bakır'ın haberine göre, Ekonomik Güven Endeksi verisi, savaşın ilk bir aylık dönemine denk gelen mart ayını temsil ediyor. Ancak, endeksin bileşenleri olan reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endeksleri TÜİK ve Merkez Bankası iş birliği ile her ayın 1-15’i arasında yürütülen İktisadi Eğilim Anketi; tüketici güveni de Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanıyor. Buna göre tüketici, hizmet, perakende, inşaat güven düzeyleri, anketler ayın ilk yarısında yapıldığı için bu dönemdeki algıyı yansıtıyor. Reel kesim güven düzeyi de ilgili anket ayın 15’i civarında tamamlandığı için sanayicilerin ay ortasındaki algı durumunu gösteriyor. Bu durum dikkate alınırsa, sonuçlar aslında savaşla geçen mart ayının ilk yarısındaki şoku ifade ediyor. Martın ikinci yarısında savaş sürecinin aldığı boyuta bağlı olarak güven düzeyinde yaşanan değişim izleyen ay açıklanacak endekslerde görülecek. En sert düşüş reel sektör ve inşaatta Mart ayında güven düzeyinde en belirgin gerileme reel kesim/imalat sanayii ile inşaat sektörlerinde görüldü. Reel Kesim Güven Endeksi önceki aya göre yüzde 3,9 oranında 4,1 puan düşerek eşik değer olan 100’e, başka deyişle güvende iyimser bölgenin sınırına indi. Reel sektördeki düşüş, ihracat pazarlarına ilişkin belirsizlik, enerji fiyatlarında artış riski ve finansman koşullarına yönelik kaygıların arttığını gösteriyor. Marttaki düşüşlerle Reel Kesim Güven Endeksi bir yıl önceki düzeyinin 3,2 puan altına ve son sekiz ayın dip düzeyine geldi. Uzunca bir dönemdir zaten kötümser bölgede seyreden İnşaat Sektörü Güven Endeksi de martta yüzde 3,9 düşerek 80,6’ya kadar geriledi. İnşaat tarafındaki gerileme ise zaten zayıf seyreden talep ortamının jeopolitik risklerle daha da kırılgan hale geldiği, gelecek döneme ilişkin beklentilerde kötüleşmenin arttığına işaret ediyor. İnşaat Sektörü Güven Endeksi bir yıl önceye göre yüzde 9,3’lük düşüşle Mart 2025 düzeyinin 8,3 puan altına indi. Düşüş perakende de güçlü, hizmette sınırlı İç talebe daha duyarlı sektörlerde düşüş reel sektör ve inşaata göre daha sınırlı kaldı. Ancak perakende ticaret güven endeksi önceki aya göre yine güçlü bir güven kaybı sayılacak yüzde 2 ile görece düşüşle 113,6’ya geriledi. Bu düşüş, savaşın ilk bir aylık döneminde tüketim faaliyetini tamamen bozmadığını, ancak mağazalar, zincir marketler ve giyim, elektronik gibi alanlarda doğrudan tüketiciyle temas eden firmaları kapsayan perakende ticarette risklerin büyüdüğü, gerilimin arttığı, işletmelerin gelecek aylara ilişkin temkinli bir beklentiye geçtiğini gösterdi. Turizm, ulaştırma, konaklama, bilgi-iletişim gibi alt sektörleri kapsayan hizmet sektörü endeksi ise yüzde 0,5’le daha sınırlı bir düşüş kaydederek 113,2’ye geriledi. Sektörde, güven düzeyindeki düşüş sınırlı kalmakla birlikte, gelecek döneme ilişkin talep daralması ve fiyat düzeyinde gerileme beklentilerinin güçlendiği gözlendi. Belirsizlik kanalı çalışıyor Ekonomistler, savaşın Türkiye ekonomisine olumsuz etkisinin ilk etapta başlıca şu üç kanal üzerinden ortaya çıktığını belirtiyor: * Enerji fiyatlarında yükseliş ve bunun de­vam etme riski * Finansal piyasalarda oynaklık ve sermaye çıkışlarında hızlanma * Dış talep ve ticaret beklentilerinde zayıflama. Güven endeksle-rindeki bozulma ekonomideki aktörlerin ilk şokunu yansıtırken, savaşın temel ekonomik göstergelerde yol açtığı somut ektiler ise istatistiki verilere henüz yeterince yansımadı. Ancak izleyen aylarda bunun daha somut olarak görüleceği ve ekonomik aktörlerin üretim, yatırım ve tüketim kararlarının daha temkinli hale gelebileceğine işaret ediliyor. Tüketici güveni daha da dibe indi Zaten uzun süredir iyimserlik eşiği olan 100’ün oldukça altında bulunan Tüketici Güven Endeksi de martta yüzde 0,8 düşüşle 85’e indi. Bu değişim, hane halkının enflasyon, gelir ve gelecek beklentilerinde sınırlı bir kötüleşmeye işaret ediyor. Ancak söz konusu endeks TÜİK ve Merkez Bankası tarafından her ayın 1-15’i arasında yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplandığı için, mart ayı verisi, savaşın süresi ve sonucunun henüz öngörülemediği ilk iki haftadaki durumu yansıtıyor. Hanelerin kendi maddi durumları ve genel ekonomiye ilişkin değerlendirmeleri ile geleceğe ilişkin beklentileri ve harcama eğilimini yansıtan Tüketici Güven Endeksini oluşturan ve çoğu 100 baz değerin altında seyreden alt endekslerde, savaşın henüz yeni olduğu ve ne kadar süreceğinin kestirilemediği ilk iki haftadaki bu düşüşler, beklentilerde genel bir bozulmaya işaret ediyor.

Orta Doğu gerilimiyle küresel enerji güvenlik ağı çöküyor Haber

Orta Doğu gerilimiyle küresel enerji güvenlik ağı çöküyor

ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri ile İran savaşı, enerjiyi ve sıvılaştırılmış doğalgaz tedarik zincirinin her noktasını etkiledi. WSJ'daki habere göre Hürmüz Boğazı'nın da kapanmasıyla oluşan petroldeki arz krizinin yaratacağı tahribat öngörülemiyor. LNG, savaş alanının ta kendisi haline gelirken, dünya da bu konuda zorlu bir sınava giriyor Wall Street Journal'daki habere göre İran'daki savaş, bölgesel LNG tedarik zincirinin her noktasını parçaladı. Dünyanın en büyük LNG üreticilerinden biri olan Katar'a İran'ın düzenlediği misilleme saldırıları, Ras Laffan tesisine zarar vererek kapasitesinin yaklaşık yüzde 17'sini beş yıla kadar devre dışı bıraktı ve ülkenin devasa genişleme planlarını geciktirdi. Salı günü ise QatarEnergy; Çin, Güney Kore, İtalya ve Belçika'daki müşterileri de dahil olmak üzere bazı LNG tedarik sözleşmelerinde mücbir sebep ilan etti. "LNG, savaş alanının ta kendisi oldu" Yani on yıllar boyunca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), enerji krizleri sırasında küresel ekonominin güvenilir bir çıkış noktası görevi görülürken, şimdi savaş alanının ta kendisi haline geldi. Tüm bunlarla beraber küresel LNG'nin yaklaşık beşte birini taşıyan Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi trafiği de felç olmuş durumda. Körfez'den gelen arz konusunda alıcı güveni de sarsılmış durumda. Uzmanlar, Trump yönetimi ve İran kısa süre içinde savaşı sona erdirmek konusunda anlaşsalar bile, LNG piyasası üzerindeki sonuçların uzun süreli ve petrol piyasasına göre daha da derin olacağını söylüyor. Ham petrolün aksine, dünyada acil durumlarda kullanılabilecek büyük bir stratejik doğalgaz rezervi bulunmamakta. Ortadoğu petrolünün bir kısmı karayolu boru hatlarıyla Hürmüz Boğazı'nı atlayarak Katar'a taşınabilirken, Katar LNG'sinin alternatif çıkış yolları yok. Öte yandan, sıvılaştırma tesisleri, inşası yıllar süren ve geleneksel petrol sahalarına göre onarımı çok daha uzun süren son derece uzmanlaşmış mühendislik mega projeler olarak biliniyor. "Savaş bir gecede bitse bile, doğalgaz piyasasının normale dönmesi çok uzun sürecek" WSJ'a konuşan Oxford Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve eski enerji ticaret yöneticisi Adi Imsirovic "Savaş bir gecede bitse bile, doğalgaz piyasasının normale dönmesi petrol piyasasına göre çok daha uzun sürecektir. Sistemdeki açığın büyük bir kısmı eskiden LNG tarafından karşılanıyordu, bu nedenle zincirleme etkiler çok büyük" dedi. LNG krizi, zengin ülkeleri uzun süreli enerji kaynaklı enflasyon dalgasıyla tehdit ederken, aynı zamanda kırılgan gelişmekte olan ekonomileri yakıtı kısıtlamaya ve fabrika üretim hatlarını kapatmaya zorluyor. Ayrıca küresel mahsul verimini de tehlikeye atıyor. Uzmanlara göre bu yeni gerçeklik, LNG'nin jeopolitik bir güvenlik ağı olarak uzun süredir sahip olduğu itibarını da zedeliyor. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya saldırısının ardından Avrupa'nın doğalgaz boru hattı tedarikini kesmesiyle, deniz yoluyla taşınan LNG sevkiyatları bu boşluğu hızla doldurmaya yardımcı oldu. 2011'deki Fukuşima felaketinin ardından, LNG sevkiyatları Japonya'nın nükleer reaktörlerini kapatmasının şokunu absorbe etti ve elektrik şebekesinin çalışmasını sağladı. Rystad Energy danışmanlık firmasının kıdemli analisti Jan-Eric Fähnrich "Bu, doğalgaz piyasası için yönsel bir değişim: zaman içinde daha fazla arz esnekliği beklemekten, daha sıkı dengeler ve daha büyük altyapı riskiyle karşı karşıya kalmaya doğru bir geçiş. Şimdi önemli olan sadece kaybedilen hacim değil, aynı zamanda oluşturulan emsaldir. Körfez'deki kritik enerji altyapısının savunmasız olduğu görüldüğünde, alıcılar bu riski ilk kesintiden daha uzun süre fiyatlandıracaklardır." değerlendirmesinde bulundu. "Savaş özellikle asya'yı orantısız şekilde etkiliyor" Katar ve BAE ihracatının durmasıyla birlikte, Avrupa ve Asya, ABD ve Avustralya'dan gelen boş kapasite için agresif bir şekilde rekabet etmek zorunda kalıyor. Veri sağlayıcısı Kpler'e göre, Avrupa'ya gitmesi planlanan yaklaşık 11 LNG tankeri 3 Mart'tan bu yana Asya'ya yönlendirildi. Geçtiğimiz hafta, Louisiana'daki Plaquemines LNG terminalinde yüklediği kargoyu taşıyan ve yaklaşık üç futbol sahası uzunluğundaki La Seine adlı tanker, yolculuğunun ortasında rotasını değiştirdi. Kpler verilerine göre, tanker batı Fransa'daki bir ithalat terminali yerine Asya'da daha yüksek fiyat veren bir alıcıya yöneldi. Rystad'a göre, İran savaşının sonuçları Asya'yı orantısız bir şekilde etkiliyor. Çin, Katar LNG'sinin en büyük ithalatçısı olup ihracatının yaklaşık dörtte birini satın alırken, Hindistan yaklaşık yüzde 10'unu ithal ediyor. LNG'lerinin çoğunu Körfez'den alan Asya'daki gelişmekte olan ülkeler, fiyatların yüksekliği nedeniyle özellikle zor durumda kalıyorlar. Planlar teker teker erteleniyor Saldırılardan önce, Katar'ın devasa Kuzey Sahası genişletme projesinin bu yılın sonlarından itibaren piyasayı yeni LNG ile doldurması bekleniyordu. Körfez'deki altyapı hasarı ve lojistik felci, bu planları erteleyecek gibi görünüyor. Rystad, genişlemede bir yıla kadar gecikmeler olabileceğini, Ras Laffan'ın yeniden inşasının ise beş yıl sürebileceğini tahmin ediyor. Danışmanlık firması Eurasia Group, müşterilerine gönderdiği bir raporda, "Aşırı arz beklenirken, küresel doğalgaz piyasası artık yetersiz arz (ve pahalılık) durumuna düşecek" diye yazdı. En büyük LNG ihracatçısı olan ABD, kıtlık döneminde büyük bir kazanç elde edecek olsa da, yeni ihracat kapasitesi eklemek yıllar alacak. Yine de yöneticiler, fiyatların hızla yükselmesinin talep düşüşüne ve ekonomik yavaşlamaya yol açabileceği konusunda uyarıyor. Shell, küresel LNG talebinin 2040 yılına kadar yüzde 68'e kadar artacağını öngörüyor. Ancak LNG'nin taşınabilirliğini sağlayan mühendislik, altyapısını benzersiz derecede kırılgan hale getiriyor. Uzmanlara göre savaş devam ettiği sürece kırılganlıklar ve belirsizlikler dünyayı ve enerji piyasalarını sarsmaya devam edecek gibi görünüyor...

Hürmüz'ün düğümü çözülür mü? Haber

Hürmüz'ün düğümü çözülür mü?

Gözler arzın kilit noktası Hürmüz Boğazı'na çevrilirken uzmanlar; ateşkes durumunda fiyatların 65 dolara inebileceği, krizin uzaması halinde ise yeniden 100 doları aşabileceği farklı senaryoları değerlendirdi. Küresel emtia piyasaları, ABD-İsrail ve İran ekseninde tırmanan jeopolitik gerilimlerin gölgesinde tarihi günlerden geçiyor. Çatışmaların genişlemesiyle varil başına 100 dolar sınırını aşarak rekor seviyeleri test eden petrol fiyatları, diplomasi ve siyaset cephesinden gelen son haber akışıyla sert bir dalgalanma sürecine girdi. Orta Doğu'daki sıcak çatışmaların küresel petrol arzını sekteye uğratacağı endişesiyle fırlayan fiyatlar, yönünü keskin bir şekilde aşağı çevirdi. Donald Trump’ın, İran ile yaşanan savaş halinin yakında sona erebileceğini belirtmesi ve olası bir yaptırım hafifletme senaryosunu gündeme getirmesi, piyasalardaki ‘savaş risk primini’ hızla sildi. Bu açıklamanın ardından uluslararası piyasalarda Brent ve ham petrol fiyatlarında sert satışlar görüldü. Acil durum petrol rezervlerinin (SPR) piyasaya sürülme ihtimali de fiyatları baskılayan bir diğer unsur olarak öne çıktı. Küresel tüketimin beşte biri Fiyatlardaki anlık düşüşe rağmen enerji tüccarının gözü hâlâ dünyanın en kritik enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nda. Küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin taşındığı bu dar boğaz, İran’ın olası bir abluka tehdidinin merkezinde yer alıyor. Çatışmaların ilk günlerinde fiyatları 100 doların üzerine taşıyan ana korku, bu boğazın transit geçişlere kapatılması ihtimaliydi. Savaşın seyri değişse de Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine dair belirsizlikler, petrol piyasaları üzerinde risk oluşturmaya devam ediyor. Yatırım bankaları ve emtia analistleri, petrolün orta ve uzun vadeli seyrine dair savaşın devam etmesi, genişleyip kara operasyonuna dönmesi, vites düşürerek düşük yoğunluklu olarak devam etmesi ve sonlanması sonrası enerji piyasalarının rahatlaması gibi farklı senaryoları masada tutuyor. Fiyatlar normale döner mi? Enerji piyasalarının şu an en çok sorduğu soru ise ‘normalin ne olduğu’. Operasyonlar dursa bile bölgedeki hasarın boyutu, İran petrolünün küresel piyasalara tekrar ne kadar sürede entegre olacağı ve ABD-İsrail ekseninin bölgedeki yeni güvenlik doktrini belirsizliğini koruyor. Piyasalar şimdi, Washington, Tel Aviv ve Tahran üçgeninden gelecek somut adımları ve küresel stok verilerini yakından izlemeye devam edecek. 2026 için 3 senaryo masada Küresel piyasalardaki dalgalanmayı İstanbul Ticaret'e değerlendiren Marbaş Menkul Değerler Genel Müdür Yardımcısı Soner Kuru, savaşın seyrine ve petrol fiyatlarının olası yönüne ilişkin öngörülerini paylaştı. 100 dolar yeniden test edilebilir Donald Trump’ın açıklamaları, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran cephesinden gelen ‘Vurmazsanız savaşı bitirmeye hazırız’ mesajlarının enerji piyasalarındaki arz endişelerini soğuttuğunu belirten Kuru, bu durumun Brent petrolde hızlı bir geri çekilme yarattığını ifade etti. Ancak Kuru, iyimser beklentilerin sahadan gelecek haberlerle boşa çıkması durumunda, piyasanın ilk şoktaki kadar şiddetli olmasa da yeniden 100 dolar üzerindeki fiyatlamaları test edebileceği uyarısında bulundu. ETKİSİ SINIRLI KALABİLİR Yıl içinde Venezuela operasyonu ve arz fazlasıyla 60 doların altına inen Brent petrolün, jeopolitik tansiyonla beklentileri aştığını hatırlatan Kuru, olası iç piyasa yansımalarına da değindi. Petrol fiyatlarındaki her yüzde 10’luk artışın enflasyon üzerinde 1.1 puanlık yukarı yönlü etki yarattığına dikkat çeken Kuru, yüksek fiyatların cari açık ve maliyet baskısı oluşturabileceğini belirtti. Bu tablonun, faiz indirim patikasında ve enflasyon beklentilerinde revizyon ihtimalini masaya getirse de etkinin görece sınırlı kalmasının beklendiğini vurguladı. Kuru ayrıca, Merkez Bankası’nın 2026 yılı için belirlediği 60.9 dolarlık hedefin mevcut konjonktürde iyimser kaldığının altını çizdi. 2026 öngörüsü Savaşın devam etmesinin küresel ve ABD ekonomisine faturasının ağır olacağını, bu nedenle negatif etkilerin yavaşlayarak azalmasını beklediklerini belirten Kuru, 2026 yılı petrol fiyatları için Merkez Bankası hedefine kıyasla üç farklı senaryo çizdi: İyimser senaryo (65-70 dolar): İran savaşının sona ermesi, taraflar arası anlaşma sağlanması ve yıl sonuna kadar bölgedeki tansiyonun zayıflaması. Baz senaryo (70-80 dolar): Savaşın sona ermesi, ancak bölgedeki gerilimlerin zaman zaman kendini göstermeye devam etmesi. Kötümser senaryo (80 dolar ve üzeri): Çatışmaların devam etmesi, tansiyonun yıl boyu sürmesi ve savaşın yakın coğrafyalara da sıçraması. Beklentiler boşa çıkarsa yeniden yükselebilir Petrol piyasalarındaki sert dalgalanmaları değerlendiren İnfo Yatırım Yatırım Danışmanı Tunç Safa Altunsaray, fiyat hareketlerinin arkasındaki temel dinamiklere ve olası senaryolara ilişkin önemli tespitlerde bulundu. Trump'ın açıklaması aşağı çekti Geçen hafta pazartesi günü 97.52 dolardan açılış yapan ve anlık olarak 114 dolar seviyelerini gören Brent petrolün, ABD Başkanı Trump’ın, “Savaş neredeyse tamamlandı. Donanmaları, iletişim hatları ve hava kuvvetleri yok” şeklindeki açıklamalarının ardından 82 dolara kadar gerilediğini hatırlatan Altunsaray, bu sert düşüşü, ‘savaşın bitebileceğine dair beklentilerin fiyatlanması’ olarak yorumladı. Depolama sorunu da etkili Fiyatlardaki asıl yukarı yönlü şokun, günlük küresel petrol ticaretinin yüzde 20'sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durması olduğuna dikkat çeken Altunsaray, Körfez ülkelerinin yetersiz depolama alanları nedeniyle üretimi kısmak zorunda kaldığını aktardı. Savaşın süresi ve beklentilerin önemine vurgu yapan Altunsaray, “Savaş uzar veya beklentiler boşa çıkarsa, boru hatları tam kapasite çalışan ülkelerde de depolama alanları yetersiz kalacak ve üretim azalacaktır. Bu durum petrol arzını düşürerek fiyatları yeniden yukarı yönlü itecektir” uyarısında bulundu. Yükselme ihtimali Savaş bitse dahi sürecek gerginliğin ülkelerin vereceği karşılıklara göre fiyatlanacağını ifade eden Altunsaray, olası bir yeni çatışma durumunda Haziran 2025'te görülen yüzdesel hareketlerin tekrarlanabileceğini belirtti. Yıl sonu için senaryo bazlı tahmin yürüten Altunsaray, şu öngörüleri paylaştı: İyimser senaryo: Savaşın bitmesi, anlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden geçişlere açılması durumunda dünyadaki arz fazlalığıyla fiyatların sert bir geri çekilmeyle 65 doların altına inmesi ve küresel enflasyonda yalnızca geçici bir yükseliş yaşanması. Riskli senaryo: Savaşın devam etmesi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin olmaması ve Körfez ülkelerinin üretimi azaltması. Bu tabloda petrolün 100 doların üzerinde kalıcı olacağı, global enflasyonun artıp büyümenin yavaşlayacağı ve merkez bankalarının yeniden faiz artırımına gitmek zorunda kalacağı belirtiliyor. Fiyatları frenleyecek unsur: Rus petrolü Piyasadaki risklerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı'nın eski işlevine dönmemesi durumunda gözden kaçırılmaması gereken noktanın Rus petrolü olduğunu vurgulayan Altunsaray, “Hindistan’ın Rus petrolü alımına izin verilmesi ve son açıklamalar, Rus petrolünün sisteme yeniden katılma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Rus petrolünün devreye girmesi, yukarı yönlü hareketleri sınırlayacaktır” dedi. TCMB varsayımları güncellenebilir Yaşanan gelişmelerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) makroekonomik projeksiyonlarına olası etkisine de değinen Altunsaray, fiyatların kalıcılık durumuna bağlı olarak TCMB'nin 2026 yılı Brent petrol varsayımının güncellenme ihtimali bulunduğunu kaydetti.

Bolat: GSYİH kişi başına 18 bin dolar olacak Haber

Bolat: GSYİH kişi başına 18 bin dolar olacak

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) bu yıl 1,6 trilyon dolara ulaşacağını belirterek, "Bu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın iktidara geldiği 2002 yılına göre 6 kat daha yüksek. Kişi başına düşen GSYİH ise 18 bin ABD dolarına ulaşacak ki bu da 2002 yılındaki rakamımızın 5,5 katı" dedi. 'Forumu Kafkasya'nın Davos'u olarak adlandırıyorum' Forumun hem hükümet düzeyinde hem de birçok sektördeki iş temsilcileriyle ikili ilişkileri ve etkileşimi artırmak için birçok fırsat sunacağına emin olduğunu kaydeden Bolat, "Bu nedenle bu forumu Kafkasya'nın Davos'u olarak adlandırıyorum" dedi. Bolat, Güney Kafkasya'nın jeostratejik konumu sayesinde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın dünyanın enerji transferi ve lojistik yollarının tam merkezinde yer aldığını vurguladı. Siyasi liderlerin hem ikili hem de üçlü ilişkileri geliştirmeye büyük önem verdiğini ve bu yönde çabaları artırma yönünde talimat verdiğini kaydeden Bolat, Orta Koridor'daki (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru) ülkelerin, uluslararası ticaret, yatırım, enerji, ulaşım hizmetleri, liman işletmeciliği, hava yolu işletmeciliği, bilişim teknolojileri ve yapay zeka alanlarında işbirliğinin artması konusunda büyük umutları olduğunu söyledi. 'Komşu olmaktan daha fazlasıyız' Komşu ülkeler olarak, daha yakın ve daha entegre ekonomiler için daha fazlasını yapmaları gerektiğini vurgulayan Bolat, "Üç ülke olarak, komşu olmaktan daha fazlasıyız. Dostuz, müttefikiz. Ekonomik ortaklarız ve birbirimize bağlıyız" değerlendirmesini yaptı. Ticaret Bakanı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı'nın üç ülkeyi birbirine çok daha yakından bağlayan projeler olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin GSYH'si bu yıl 1,6 trilyon dolara ulaşacak Türkiye'nin ekonomik gelişimi hakkında bilgi veren Bolat, "Bu yıl GSYİH'miz (gayri safi yurtiçi hasıla) 1,6 trilyon dolara ulaşacak. Bu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın iktidara geldiği 2002 yılına göre 6 kat daha yüksek. Kişi başına düşen GSYİH ise 18 bin ABD dolarına ulaşacak ki bu da 2002 yılındaki rakamımızın 5,5 katı" ifadelerini kullandı. Bakan Bolat, böylece Türkiye'nin Avrupa'nın beşinci büyük ekonomisi konumuna yükseleceğini vurguladı. Bakan Bolat, uluslararası ticarette, Türkiye'nin mal ve hizmet ihracatında 400 milyar dolara çok yaklaştığını dile getirerek, "Biz ithalatçı bir ülkeyiz ve ithalatımız mal ve hizmet olarak yaklaşık 420 milyar dolara ulaştı. Bu nedenle yaklaşımımız, çok çalışmak ve kazan-kazan ilkesine dayalı bir yaklaşım izlemektir. Dolayısıyla sadece bencil merkantilist bir yaklaşım sürdürülebilir olmaz. Bu nedenle ticaret yapan ülkeler birbirleriyle daha fazla karşılıklı, ikili işbirliği yapmalıdır" değerlendirmesini yaptı. 'Karşılıklı yabancı doğrudan yatırımları teşvik etmeliyiz' Türkiye ile Gürcistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilere de değinen Bolat, Gürcistan'ın Türkiye ile Orta Asya ve Rusya arasında bir geçiş kapısı olması nedeniyle de Türkiye için çok kritik ve önemli bir ortak olduğunu vurguladı. Bakan Bolat, aynı durumun Azerbaycan için de geçerli olduğunu aktararak, bu üç ülkenin doğu ile batı arasındaki konumda yer almasının ticarette büyük fırsat ve avantaj sağladığını söyledi. Öte yandan ulaşımın da üç ülke için önemli olan bir başka sektör olduğunu belirten Bolat, "Daha vizyoner projeler izlemeliyiz. Ülkelerimize karşılıklı yabancı doğrudan yatırımları teşvik etmeliyiz. Ve enerji üretimi ve ulaşım konusunda daha fazla işbirliği yapmalıyız" ifadelerini kullandı. 'Gürcistan ile ticarette hedefimiz çok yakında 5 milyor dolara ulaşmaktır' Ticaret Bakanı Ömer Bolat, "Gürcistan ile ticarette karşılıklı olarak 3 milyar doları aştık ve siyasi liderlerimizin talimatı doğrultusunda hedefimiz çok yakın vadede 5 milyar dolara ulaşmaktır" dedi. Türk yatırımcıların hava yolu işletmeciliği, liman işletmeciliği, enerji sektörü, imalat sektörü ve ulaştırma sektöründe Gürcistan'a yaklaşık 2,2 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım yaptığını kaydeden Bolat, hedeflerinin bu yatırımları karşılıklı olarak daha da artırmak olduğunu söyledi. Bolat, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacminde geçen yıl 7 milyar doları aştıklarını, Azerbaycan'ın Türkiye'deki yatırımlarının da yaklaşık 21 milyar dolara ulaştığını belirterek, Türkiye'de yaklaşık 3 bin Azerbaycan şirketinin ofisinin bulunduğunu dile getirdi. Bakan Bolat, öte yandan Azerbaycan'da yaklaşık 7 bin Türk yatırımcının bulunduğunu ve yaklaşık 17 milyar dolarlık yabancı yatırım yapıldığını aktardı. İnşaat sektöründe de Gürcistan ve Azerbaycan'ın, Türkiye'nin en büyük ortaklarından ikisi olduğunu kaydeden Bolat, "Türk müteahhitler Gürcistan'da toplam değeri 300 milyar dolar olan yaklaşık 305 projeyi tamamlamıştır. Ayrıca Azerbaycan'da da Türk müteahhitler, özellikle Azerbaycan'ın Karabağ'daki büyük zaferinden sonra, Karabağ'ın yeniden inşası için büyük altyapı ve üstyapı projeleri olmak üzere toplam değeri 18 milyar dolar olan 500'den fazla önemli inşaat projesini tamamlamıştır" değerlendirmesini yaptı.

Özel sektörün dış borcu 12 milyar dolar arttı Haber

Özel sektörün dış borcu 12 milyar dolar arttı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcuna ilişkin verileri açıkladı. Buna göre, toplam borç bir önceki çeyreğe kıyasla 12,1 milyar dolar artarak 219,7 milyar dolara yükseldi. Vade yapısına bakıldığında, uzun vadeli kredi borcu 13,1 milyar dolar artışla 210,9 milyar dolara çıktı. Kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç) ise aynı dönemde 1,0 milyar dolar azalarak 8,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Finansal ve finansal olmayan kuruluşların borç yapısı Bir önceki çeyreğe göre finansal kuruluşların toplam yurt dışı kredi borcu 5,6 milyar dolar artarken, finansal olmayan kuruluşların toplam borcunda 6,6 milyar dolar yükseliş kaydedildi. Böylece her iki kesimde de toplam borç stokunda artış gözlendi. Uzun vadeli borçlarda finansal kuruluşların yükümlülükleri 6,4 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların uzun vadeli borçları ise 6,7 milyar dolara yükseldi. Kısa vadeli tarafta ise finansal kuruluşların borçları 0,8 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların borçları 0,2 milyar dolar azaldı. Döviz kompozisyonu ve vade dağılımı Döviz cinsi dağılımında dolar en yüksek payı almaya devam etti. 210,9 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun %58,2’si dolar, %31’i euro, %2,7’si Türk lirası ve %8,1’i diğer döviz cinslerinden oluştu. 8,8 milyar dolar düzeyindeki kısa vadeli kredi borcunda ise kompozisyon farklılaştı; borcun %20,6’sı dolar, %22,5’i euro, %53,5’i Türk lirası ve %3,4’ü diğer döviz cinslerinden meydana geldi. Bir yıl içinde vadesi dolacak borçlar Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, bu kapsamda 64,1 milyar dolar tutarında bir stok bulunduğu görüldü. Bu tutar, kısa ve uzun vadeli borçların önümüzdeki 12 ayda vadesi gelecek kısmını ifade ediyor. Söz konusu 64,1 milyar dolarlık borcun 40 milyar doları bankalara, 18,4 milyar doları finansal olmayan kuruluşlara, 5,7 milyar doları ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara ait olarak kaydedildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.