SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ticaret

Ekometre - Ticaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hürmüz'ün düğümü çözülür mü? Haber

Hürmüz'ün düğümü çözülür mü?

Gözler arzın kilit noktası Hürmüz Boğazı'na çevrilirken uzmanlar; ateşkes durumunda fiyatların 65 dolara inebileceği, krizin uzaması halinde ise yeniden 100 doları aşabileceği farklı senaryoları değerlendirdi. Küresel emtia piyasaları, ABD-İsrail ve İran ekseninde tırmanan jeopolitik gerilimlerin gölgesinde tarihi günlerden geçiyor. Çatışmaların genişlemesiyle varil başına 100 dolar sınırını aşarak rekor seviyeleri test eden petrol fiyatları, diplomasi ve siyaset cephesinden gelen son haber akışıyla sert bir dalgalanma sürecine girdi. Orta Doğu'daki sıcak çatışmaların küresel petrol arzını sekteye uğratacağı endişesiyle fırlayan fiyatlar, yönünü keskin bir şekilde aşağı çevirdi. Donald Trump’ın, İran ile yaşanan savaş halinin yakında sona erebileceğini belirtmesi ve olası bir yaptırım hafifletme senaryosunu gündeme getirmesi, piyasalardaki ‘savaş risk primini’ hızla sildi. Bu açıklamanın ardından uluslararası piyasalarda Brent ve ham petrol fiyatlarında sert satışlar görüldü. Acil durum petrol rezervlerinin (SPR) piyasaya sürülme ihtimali de fiyatları baskılayan bir diğer unsur olarak öne çıktı. Küresel tüketimin beşte biri Fiyatlardaki anlık düşüşe rağmen enerji tüccarının gözü hâlâ dünyanın en kritik enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nda. Küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin taşındığı bu dar boğaz, İran’ın olası bir abluka tehdidinin merkezinde yer alıyor. Çatışmaların ilk günlerinde fiyatları 100 doların üzerine taşıyan ana korku, bu boğazın transit geçişlere kapatılması ihtimaliydi. Savaşın seyri değişse de Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine dair belirsizlikler, petrol piyasaları üzerinde risk oluşturmaya devam ediyor. Yatırım bankaları ve emtia analistleri, petrolün orta ve uzun vadeli seyrine dair savaşın devam etmesi, genişleyip kara operasyonuna dönmesi, vites düşürerek düşük yoğunluklu olarak devam etmesi ve sonlanması sonrası enerji piyasalarının rahatlaması gibi farklı senaryoları masada tutuyor. Fiyatlar normale döner mi? Enerji piyasalarının şu an en çok sorduğu soru ise ‘normalin ne olduğu’. Operasyonlar dursa bile bölgedeki hasarın boyutu, İran petrolünün küresel piyasalara tekrar ne kadar sürede entegre olacağı ve ABD-İsrail ekseninin bölgedeki yeni güvenlik doktrini belirsizliğini koruyor. Piyasalar şimdi, Washington, Tel Aviv ve Tahran üçgeninden gelecek somut adımları ve küresel stok verilerini yakından izlemeye devam edecek. 2026 için 3 senaryo masada Küresel piyasalardaki dalgalanmayı İstanbul Ticaret'e değerlendiren Marbaş Menkul Değerler Genel Müdür Yardımcısı Soner Kuru, savaşın seyrine ve petrol fiyatlarının olası yönüne ilişkin öngörülerini paylaştı. 100 dolar yeniden test edilebilir Donald Trump’ın açıklamaları, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran cephesinden gelen ‘Vurmazsanız savaşı bitirmeye hazırız’ mesajlarının enerji piyasalarındaki arz endişelerini soğuttuğunu belirten Kuru, bu durumun Brent petrolde hızlı bir geri çekilme yarattığını ifade etti. Ancak Kuru, iyimser beklentilerin sahadan gelecek haberlerle boşa çıkması durumunda, piyasanın ilk şoktaki kadar şiddetli olmasa da yeniden 100 dolar üzerindeki fiyatlamaları test edebileceği uyarısında bulundu. ETKİSİ SINIRLI KALABİLİR Yıl içinde Venezuela operasyonu ve arz fazlasıyla 60 doların altına inen Brent petrolün, jeopolitik tansiyonla beklentileri aştığını hatırlatan Kuru, olası iç piyasa yansımalarına da değindi. Petrol fiyatlarındaki her yüzde 10’luk artışın enflasyon üzerinde 1.1 puanlık yukarı yönlü etki yarattığına dikkat çeken Kuru, yüksek fiyatların cari açık ve maliyet baskısı oluşturabileceğini belirtti. Bu tablonun, faiz indirim patikasında ve enflasyon beklentilerinde revizyon ihtimalini masaya getirse de etkinin görece sınırlı kalmasının beklendiğini vurguladı. Kuru ayrıca, Merkez Bankası’nın 2026 yılı için belirlediği 60.9 dolarlık hedefin mevcut konjonktürde iyimser kaldığının altını çizdi. 2026 öngörüsü Savaşın devam etmesinin küresel ve ABD ekonomisine faturasının ağır olacağını, bu nedenle negatif etkilerin yavaşlayarak azalmasını beklediklerini belirten Kuru, 2026 yılı petrol fiyatları için Merkez Bankası hedefine kıyasla üç farklı senaryo çizdi: İyimser senaryo (65-70 dolar): İran savaşının sona ermesi, taraflar arası anlaşma sağlanması ve yıl sonuna kadar bölgedeki tansiyonun zayıflaması. Baz senaryo (70-80 dolar): Savaşın sona ermesi, ancak bölgedeki gerilimlerin zaman zaman kendini göstermeye devam etmesi. Kötümser senaryo (80 dolar ve üzeri): Çatışmaların devam etmesi, tansiyonun yıl boyu sürmesi ve savaşın yakın coğrafyalara da sıçraması. Beklentiler boşa çıkarsa yeniden yükselebilir Petrol piyasalarındaki sert dalgalanmaları değerlendiren İnfo Yatırım Yatırım Danışmanı Tunç Safa Altunsaray, fiyat hareketlerinin arkasındaki temel dinamiklere ve olası senaryolara ilişkin önemli tespitlerde bulundu. Trump'ın açıklaması aşağı çekti Geçen hafta pazartesi günü 97.52 dolardan açılış yapan ve anlık olarak 114 dolar seviyelerini gören Brent petrolün, ABD Başkanı Trump’ın, “Savaş neredeyse tamamlandı. Donanmaları, iletişim hatları ve hava kuvvetleri yok” şeklindeki açıklamalarının ardından 82 dolara kadar gerilediğini hatırlatan Altunsaray, bu sert düşüşü, ‘savaşın bitebileceğine dair beklentilerin fiyatlanması’ olarak yorumladı. Depolama sorunu da etkili Fiyatlardaki asıl yukarı yönlü şokun, günlük küresel petrol ticaretinin yüzde 20'sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durması olduğuna dikkat çeken Altunsaray, Körfez ülkelerinin yetersiz depolama alanları nedeniyle üretimi kısmak zorunda kaldığını aktardı. Savaşın süresi ve beklentilerin önemine vurgu yapan Altunsaray, “Savaş uzar veya beklentiler boşa çıkarsa, boru hatları tam kapasite çalışan ülkelerde de depolama alanları yetersiz kalacak ve üretim azalacaktır. Bu durum petrol arzını düşürerek fiyatları yeniden yukarı yönlü itecektir” uyarısında bulundu. Yükselme ihtimali Savaş bitse dahi sürecek gerginliğin ülkelerin vereceği karşılıklara göre fiyatlanacağını ifade eden Altunsaray, olası bir yeni çatışma durumunda Haziran 2025'te görülen yüzdesel hareketlerin tekrarlanabileceğini belirtti. Yıl sonu için senaryo bazlı tahmin yürüten Altunsaray, şu öngörüleri paylaştı: İyimser senaryo: Savaşın bitmesi, anlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden geçişlere açılması durumunda dünyadaki arz fazlalığıyla fiyatların sert bir geri çekilmeyle 65 doların altına inmesi ve küresel enflasyonda yalnızca geçici bir yükseliş yaşanması. Riskli senaryo: Savaşın devam etmesi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin olmaması ve Körfez ülkelerinin üretimi azaltması. Bu tabloda petrolün 100 doların üzerinde kalıcı olacağı, global enflasyonun artıp büyümenin yavaşlayacağı ve merkez bankalarının yeniden faiz artırımına gitmek zorunda kalacağı belirtiliyor. Fiyatları frenleyecek unsur: Rus petrolü Piyasadaki risklerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı'nın eski işlevine dönmemesi durumunda gözden kaçırılmaması gereken noktanın Rus petrolü olduğunu vurgulayan Altunsaray, “Hindistan’ın Rus petrolü alımına izin verilmesi ve son açıklamalar, Rus petrolünün sisteme yeniden katılma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. Rus petrolünün devreye girmesi, yukarı yönlü hareketleri sınırlayacaktır” dedi. TCMB varsayımları güncellenebilir Yaşanan gelişmelerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) makroekonomik projeksiyonlarına olası etkisine de değinen Altunsaray, fiyatların kalıcılık durumuna bağlı olarak TCMB'nin 2026 yılı Brent petrol varsayımının güncellenme ihtimali bulunduğunu kaydetti.

Bolat: GSYİH kişi başına 18 bin dolar olacak Haber

Bolat: GSYİH kişi başına 18 bin dolar olacak

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) bu yıl 1,6 trilyon dolara ulaşacağını belirterek, "Bu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın iktidara geldiği 2002 yılına göre 6 kat daha yüksek. Kişi başına düşen GSYİH ise 18 bin ABD dolarına ulaşacak ki bu da 2002 yılındaki rakamımızın 5,5 katı" dedi. 'Forumu Kafkasya'nın Davos'u olarak adlandırıyorum' Forumun hem hükümet düzeyinde hem de birçok sektördeki iş temsilcileriyle ikili ilişkileri ve etkileşimi artırmak için birçok fırsat sunacağına emin olduğunu kaydeden Bolat, "Bu nedenle bu forumu Kafkasya'nın Davos'u olarak adlandırıyorum" dedi. Bolat, Güney Kafkasya'nın jeostratejik konumu sayesinde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın dünyanın enerji transferi ve lojistik yollarının tam merkezinde yer aldığını vurguladı. Siyasi liderlerin hem ikili hem de üçlü ilişkileri geliştirmeye büyük önem verdiğini ve bu yönde çabaları artırma yönünde talimat verdiğini kaydeden Bolat, Orta Koridor'daki (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru) ülkelerin, uluslararası ticaret, yatırım, enerji, ulaşım hizmetleri, liman işletmeciliği, hava yolu işletmeciliği, bilişim teknolojileri ve yapay zeka alanlarında işbirliğinin artması konusunda büyük umutları olduğunu söyledi. 'Komşu olmaktan daha fazlasıyız' Komşu ülkeler olarak, daha yakın ve daha entegre ekonomiler için daha fazlasını yapmaları gerektiğini vurgulayan Bolat, "Üç ülke olarak, komşu olmaktan daha fazlasıyız. Dostuz, müttefikiz. Ekonomik ortaklarız ve birbirimize bağlıyız" değerlendirmesini yaptı. Ticaret Bakanı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı'nın üç ülkeyi birbirine çok daha yakından bağlayan projeler olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin GSYH'si bu yıl 1,6 trilyon dolara ulaşacak Türkiye'nin ekonomik gelişimi hakkında bilgi veren Bolat, "Bu yıl GSYİH'miz (gayri safi yurtiçi hasıla) 1,6 trilyon dolara ulaşacak. Bu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın iktidara geldiği 2002 yılına göre 6 kat daha yüksek. Kişi başına düşen GSYİH ise 18 bin ABD dolarına ulaşacak ki bu da 2002 yılındaki rakamımızın 5,5 katı" ifadelerini kullandı. Bakan Bolat, böylece Türkiye'nin Avrupa'nın beşinci büyük ekonomisi konumuna yükseleceğini vurguladı. Bakan Bolat, uluslararası ticarette, Türkiye'nin mal ve hizmet ihracatında 400 milyar dolara çok yaklaştığını dile getirerek, "Biz ithalatçı bir ülkeyiz ve ithalatımız mal ve hizmet olarak yaklaşık 420 milyar dolara ulaştı. Bu nedenle yaklaşımımız, çok çalışmak ve kazan-kazan ilkesine dayalı bir yaklaşım izlemektir. Dolayısıyla sadece bencil merkantilist bir yaklaşım sürdürülebilir olmaz. Bu nedenle ticaret yapan ülkeler birbirleriyle daha fazla karşılıklı, ikili işbirliği yapmalıdır" değerlendirmesini yaptı. 'Karşılıklı yabancı doğrudan yatırımları teşvik etmeliyiz' Türkiye ile Gürcistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilere de değinen Bolat, Gürcistan'ın Türkiye ile Orta Asya ve Rusya arasında bir geçiş kapısı olması nedeniyle de Türkiye için çok kritik ve önemli bir ortak olduğunu vurguladı. Bakan Bolat, aynı durumun Azerbaycan için de geçerli olduğunu aktararak, bu üç ülkenin doğu ile batı arasındaki konumda yer almasının ticarette büyük fırsat ve avantaj sağladığını söyledi. Öte yandan ulaşımın da üç ülke için önemli olan bir başka sektör olduğunu belirten Bolat, "Daha vizyoner projeler izlemeliyiz. Ülkelerimize karşılıklı yabancı doğrudan yatırımları teşvik etmeliyiz. Ve enerji üretimi ve ulaşım konusunda daha fazla işbirliği yapmalıyız" ifadelerini kullandı. 'Gürcistan ile ticarette hedefimiz çok yakında 5 milyor dolara ulaşmaktır' Ticaret Bakanı Ömer Bolat, "Gürcistan ile ticarette karşılıklı olarak 3 milyar doları aştık ve siyasi liderlerimizin talimatı doğrultusunda hedefimiz çok yakın vadede 5 milyar dolara ulaşmaktır" dedi. Türk yatırımcıların hava yolu işletmeciliği, liman işletmeciliği, enerji sektörü, imalat sektörü ve ulaştırma sektöründe Gürcistan'a yaklaşık 2,2 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım yaptığını kaydeden Bolat, hedeflerinin bu yatırımları karşılıklı olarak daha da artırmak olduğunu söyledi. Bolat, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaret hacminde geçen yıl 7 milyar doları aştıklarını, Azerbaycan'ın Türkiye'deki yatırımlarının da yaklaşık 21 milyar dolara ulaştığını belirterek, Türkiye'de yaklaşık 3 bin Azerbaycan şirketinin ofisinin bulunduğunu dile getirdi. Bakan Bolat, öte yandan Azerbaycan'da yaklaşık 7 bin Türk yatırımcının bulunduğunu ve yaklaşık 17 milyar dolarlık yabancı yatırım yapıldığını aktardı. İnşaat sektöründe de Gürcistan ve Azerbaycan'ın, Türkiye'nin en büyük ortaklarından ikisi olduğunu kaydeden Bolat, "Türk müteahhitler Gürcistan'da toplam değeri 300 milyar dolar olan yaklaşık 305 projeyi tamamlamıştır. Ayrıca Azerbaycan'da da Türk müteahhitler, özellikle Azerbaycan'ın Karabağ'daki büyük zaferinden sonra, Karabağ'ın yeniden inşası için büyük altyapı ve üstyapı projeleri olmak üzere toplam değeri 18 milyar dolar olan 500'den fazla önemli inşaat projesini tamamlamıştır" değerlendirmesini yaptı.

Özel sektörün dış borcu 12 milyar dolar arttı Haber

Özel sektörün dış borcu 12 milyar dolar arttı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcuna ilişkin verileri açıkladı. Buna göre, toplam borç bir önceki çeyreğe kıyasla 12,1 milyar dolar artarak 219,7 milyar dolara yükseldi. Vade yapısına bakıldığında, uzun vadeli kredi borcu 13,1 milyar dolar artışla 210,9 milyar dolara çıktı. Kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç) ise aynı dönemde 1,0 milyar dolar azalarak 8,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Finansal ve finansal olmayan kuruluşların borç yapısı Bir önceki çeyreğe göre finansal kuruluşların toplam yurt dışı kredi borcu 5,6 milyar dolar artarken, finansal olmayan kuruluşların toplam borcunda 6,6 milyar dolar yükseliş kaydedildi. Böylece her iki kesimde de toplam borç stokunda artış gözlendi. Uzun vadeli borçlarda finansal kuruluşların yükümlülükleri 6,4 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların uzun vadeli borçları ise 6,7 milyar dolara yükseldi. Kısa vadeli tarafta ise finansal kuruluşların borçları 0,8 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların borçları 0,2 milyar dolar azaldı. Döviz kompozisyonu ve vade dağılımı Döviz cinsi dağılımında dolar en yüksek payı almaya devam etti. 210,9 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun %58,2’si dolar, %31’i euro, %2,7’si Türk lirası ve %8,1’i diğer döviz cinslerinden oluştu. 8,8 milyar dolar düzeyindeki kısa vadeli kredi borcunda ise kompozisyon farklılaştı; borcun %20,6’sı dolar, %22,5’i euro, %53,5’i Türk lirası ve %3,4’ü diğer döviz cinslerinden meydana geldi. Bir yıl içinde vadesi dolacak borçlar Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, bu kapsamda 64,1 milyar dolar tutarında bir stok bulunduğu görüldü. Bu tutar, kısa ve uzun vadeli borçların önümüzdeki 12 ayda vadesi gelecek kısmını ifade ediyor. Söz konusu 64,1 milyar dolarlık borcun 40 milyar doları bankalara, 18,4 milyar doları finansal olmayan kuruluşlara, 5,7 milyar doları ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara ait olarak kaydedildi.

İhracatçıların Merkez Bankasına tepkileri büyüyor Haber

İhracatçıların Merkez Bankasına tepkileri büyüyor

Merkez Bankası’nın makroihtiyati tedbirler kapsamında döviz kredilerinde büyüme sınırını düşürmesi ihracatçılardan tepki çekti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), yabancı para kredilerde büyümeyi yavaşlatmak için 31 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere yeni bir adımı atarak 8 haftalık dönemler için yüzde 1 olan büyüme sınırını yüzde 0,5’e düşürmesi, ihracatçının tepkisini çekti. TCMB’nin bu adımı, döviz kredilerindeki artışı kontrol altında tutmayı, sıkı parasal duruşu ve finansal istikrarı desteklemeyi amaçlayan makroihtiyati tedbirler kapsamında değerlendirilirken, iş dünyası temsilcileri, kararın özellikle ihracatçı firmaların finansmana erişimini daha da zorlaştırabileceğine ve üretimi baskılayacağına işaret ediyor. Dolar ve TL cinsi ticari kredi faizi artışta Ekonomim’e konuşan iş dünyası kaynakları, yeni makroihtiyati önlemin yabancı para kredi kullandırmayı daha kısıtlı ve maliyetli hale getirebileceğini söylerken, söz konusu düzenlemelerin ardından döviz kredilerinde faiz oranlarının artması, bazı bankaların ise limit ve teminat koşullarını daha sıkı uygulamaya başlayabileceği dile getiriliyor. Merkez Bankası verilerine göre 31 Ocak itibariyle devreye giren yabancı para kredilerde 8 haftalık yüzde 0,5 büyüme sınırı sonrasında dolar cinsi ticari kredilerde faiz oranı yüzde 7,02'den yüzde 6,86'ya geriledi, Euro cinsi kredilerde ise 0.44 puan artışla yüzde 5,49'dan yüzde 5,93'e yükseldi. TL cinsi ticari kredi faiz oranları ise son üç haftadır sürekli yükseliş eğiliminde. 16 Ocak haftasında yüzde 40,10 seviyesinde olan TL cinsi ticari kredi faiz oranı 6 Şubat haftasında yüzde 47,13'e çıktı. Haftada 1.1 puana yakın, 3 haftada ise 7.1 puanı aşan yükseliş gerçekleşti. Kısıtların üzerinde artış var, bankaların iştahı kaçtı Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da geçen hafta gerçekleştirdiği yılın ilk Enflasyon Raporu toplantısında yabancı para kredi büyümesinin büyüme kısıtlarının ima ettiği oranların sınırlı bir miktar üzerinde seyrettiğini kur etkisinden arındırılarak hesaplanan 13 haftalık yıllıklandırılmış yabancı para ticari kredi büyümesinin ise 30 Ocak itibarıyla yüzde 13 seviyesinde olduğunu açıkladı. Aynı dönemde TL cinsi ticari kredi büyümesi ise yüzde 41,9 seviyesinde oldu. Başkan Karahan yabancı para cinsi kredilere büyüme sınırını düşürdüklerini de hatırlattı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun haftalık verileri yabancı para kredi bakiyesinin 6 Şubat itibariyle 203.42 milyar dolar seviyesinde olduğunu gösteriyor. 31 Ocak'ta uygulanmaya başlayan yeni sıkılaştırma adımının sonrası ilk haftadan bankacılık sektöründe yabancı para kredilerde bir düşüş yaşandı. 348.3 milyon dolarlık gerileme olurken 8 hafta öncesine göre ise 6 Şubat itibariyle görünen büyüme yüzde 2,5'i aşmış durumda. Bankacılık sektörü kaynakları Merkez Bankası'nın 8 haftalık yüzde 0,5 büyümesinin neredeyse yabancı para kredinin kullandırılmayacağı anlamına geldiğini, yabancı para kredi kullandırma iştahının oldukça azaldığını belirtti. FAYAT: Kredi-Enflasyon yorumu anlamlı değil TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat, 2025 yılında birçok veride, hem istihdamda hem de ihracatda düşüşler yaşandığını; 2026'ya da 2025'ten farklı verilerle girilmediğini kaydetti. Parite katkısına rağmen hazır giyim ihracatının yıla ekside başladığına dikkat çeken Fayat, “Bu durum, her zamankinden daha fazla nakde ihtiyacı olan ve teminat sorunu yaşayan bir sektör bütünü olduğunu gösteriyor” dedi. Merkez Bankası’nın, yabancı para kredi büyümesini kısıtladığını ve zorunluğu karşılıkları artırdığını söyleyen Fayat, “Şimdi bankaların yabancı para kredi verme iştahları da azaldı. Bu durum, firmaların daha kötü batmasına neden olabilir. Bu durum sanayici üzerinden enflasyon ayarlaması yapmaya çalışmak ve arzı bastırmak anlamına geliyor. Ancak ihracatçılar, TL bulamazlarsa yabancı paraya yöneliyorlardı, ancak şimdi orada da kısıtlama var. Bu durumda ne yapacaklar? Yüzde 50 faizle kredi mi çekecekler? Bu gelişme, zaten nakit bulamayan firmaları daha da zor durumda bırakıyor” diye konuştu. Verilen kredilerin enflasyon oluşturmayacağını dile getiren Fayat, “Çünkü artık elektronik ortamda kredinin nereye kullanıldığı görülebiliyor. Bu krediler, maaş veya çek gibi belirli alanlarda kullanılabiliyor, piyasada enflasyon yaratacak alışverişler yapılamıyor. Bu nedenle bu kredilerin neden enflasyon olarak yorumlandığını anlamlandıramıyoruz. Firmalar nasıl büyüyecek, nasıl yatırım yapacak? Bu durum gerçekten büyük bir sıkıntı. Sanayiyi neden sıkıntıya sokuyoruz? Sanayi hala eleman çıkarmaya devam ediyor. Bir yandan 100 milyar lira destek verileceği söylenirken, diğer yandan parası olanın bile ulaşamayacağı regülasyonlar çıkarılıyor” ifadelerini kullandı. DURAN: Şu anda sanayi bankalara çalışıyor Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği (KASAD) Başkanı Alican Duran da, döviz kredilerine gelen kısıtlamaya olumlu bakmadıklarını, krediye erişimde zorlanan ihracatçıya kısıtlayan bu regülasyonun makul olmadığını dile getirdi. İhracatçıların döviz girdileri olduğu için döviz kredisi kullandıklarında risklerini dengelediklerine işaret eden Duran, “Bunu kullanmaktan çekinmiyoruz çünkü TL faizleri çok yüksek. Bugün karlılıklarımız buharlaşmışken, adı yüzde 40 ama gerçeği yüzde 50'nin üzerinde olan TL faizlerini sanayinin karşılaması mümkün değil. Bu durum, sektör bağımsız olarak tüm ihracatçıları etkiliyor” dedi. Bu adımın ihracatçıları TL krediye yönlendirdiğine vurgu yapan Duran, şöyle devam etti: “Zaten minimize olan karlılığı da tamamen yok ediyor. Şu anda sanayi bankaya çalışıyor. Enflasyonla mücadelede de 2025 yılında isteneni alamadık, hedeflerimizden uzak kapattık. İhracatçının öncelikle desteklenmesi gerekiyor, çünkü iki senedir kurdan dolayı TL giderleri çok yüksek gelirken, dövizden gelen kazanç çok daha düşük. Ara makasta yüzde 30-40 bıraktık. Dolayısıyla ihracatçıya gerçekten can suyu lazım. Bant daraltmak yerine bant açmalarını talep ediyoruz.”

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor Haber

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), özellikle sanayi malları üzerinden kurgulanarak ikili ticaret hacmini önemli ölçüde büyüttü. Ancak aradan geçen 30 yılda küresel ticaret yapısı kökten değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve kamu alımları gibi yeni alanlar mevcut anlaşmanın yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. İkili ticaret hacminin 8 kat artarak 230 milyar doları aştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100 seviyesine yakın seyrettiği bildirildi. Bu süreçte orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 43.5’e yükselmesi ve Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın iki katına çıkması dikkat çekti. Ancak mevcut yapının artık küresel ekonominin yeni dinamiklerini karşılamakta zorlandığı değerlendirmesi yapılıyor. 3 AŞAMALI SÜREÇ Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelerin resmen başlayabilmesi için ilk adımın AB Komisyonu tarafından atılması gerekiyor. Komisyon, güncelleme için kapsam ve çerçeveyi içeren müzakere taslağını hazırlayarak yetki talebinde bulunuyor. Ancak Komisyon tek başına müzakere başlatamıyor. Resmi yetkilendirme kararı ise üye ülkeleri temsil eden AB Konseyi tarafından alınıyor. Konsey, Komisyon’a müzakere yetkisi verdiği takdirde süreç teknik olarak başlatılmış sayılıyor. Mevcut aşamada beklenen adımın bu yetkilendirme kararı olduğu belirtiliyor. Müzakereler tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak nihai anlaşma metninin yürürlüğe girebilmesi için ise Avrupa Parlamentosu onayı gerekiyor. TÜRKİYE REKABET GÜCÜNÜ KORUMALI Türk özel sektörü, AB üyesi ülkelerin siyasi başlıkları bir yana bırakıp resmi görüşmelerin başlaması için kapıyı açmasını talep ediyor. Çünkü değişen dünya konjonktürüyle birlikte AB’nin tedarik kanallarını Türkiye ile güvenceye alması mümkün. Türkiye ise hem yeni gelişen sektörleri kapsayan hem de üçüncü ülkelerle ticarette yaşanan asimetriyi gideren bir Gümrük Birliği güncellemesi ile rekabet gücünü korumak istiyor. ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLÜ Türk iş dünyasında güncelleme süreci ‘kazan-kazan’ formülü çerçevesinde ele alınarak şu başlıklar öne çıkarılıyor: 1. Hizmetler, tarım ve kamu alımlarının kapsama alınması 2. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında (STA) eş zamanlı ve bağlayıcı katılım sağlanması 3. Ulaştırma kotalarının kaldırılması ve lojistik engellerin azaltılması 4. Yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin finansman ve teknik işbirliğiyle desteklenmesi 5. Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlanması. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin, mevcut ticaret hacmini artırmanın ötesinde, Avrupa değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve küresel rekabette konumun sağlamlaştırılması açısından yapısal bir adım olacağı değerlendiriliyor. STA’LARDA UYUMSUZLUK VAR İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin şu anki halinde yaşanan en büyük sorunlardan birinin iki tarafın bağımsız olarak imzaladığı STA’ların giderek uyumsuzluk yaratması olduğunu söyledi. Zeytinoğlu, “STA konusunda AB ve Türkiye arasında giderek artan bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin 44 STA’sına karşılık AB’nin 80’e yakın ülke ve bölge ile ticaret, ortaklık anlaşmaları bulunuyor. AB ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler Türkiye pazarına da gümrüksüz erişim sağlarken, Türkiye ayrı bir STA’sı olmadığı zaman bu ülkeyle ticaretini serbestleştiremiyor. Yani mütekabiliyet ortadan kalkıyor” diye konuştu. HİNDİSTAN-MERCOSUR FAKTÖRÜ AB, Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Hindistan Anlaşması ile ticari ağlarını 1 milyar 800 milyona yakın bir nüfusu kapsayan coğrafyaya kadar genişletti. AB, bunun yanı sıra Endonezya ile STA müzakerelerini tamamlarken, Meksika ile Global Anlaşması’nı modernize etti. Bu durumun AB’nin Çin ve ABD dışında önemli ticaret oyuncuları ile serbest ticaret ağını giderek genişletip, konsolide etmesi anlamına geldiğini söyleyen Zeytinoğlu, şu uyarıyı yaptı: “Gümrük Birliği’nin yapısı gereği, ticaretteki değişimlere adapte olacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Türkiye ve AB, masaya oturup giderek büyüyen sorunları çözmek için çaba sarf etmeli.” TARİFELER VE ÇİN Öte yandan, ABD tarifeleri ve Çin’in agresif dış pazar politikası dikkate alındığında AB’nin ticari kayıpları söz konusu. Bu nedenle AB için de Türkiye ile ekonomik ve sınai tamamlayıcılık, ekonominin dirençliliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı açısından güncelleme kaçınılmaz gözüküyor. Zeytinoğlu, bu durumun AB açısından sadece ticaret değil, yatırım açısından da olumsuz bir tabloya neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “AB açısından Türkiye’nin aldığı ticari korunma tedbirleri sebebiyle kayıplar gerçekleşiyor. Örneğin İtalya’dan yapılan ithalatta 2024 ve 2025 arasında yüzde 18’lik bir azalma var. Ayrıca AB tedarik zincirlerini güçlendirme, daha dayanıklı hale getirme ve çeşitlendirme arayışı içinde. Türkiye, bu açıdan sınai kapasitesi ile önemli bir ortak. Ayrıca ticaretin yanı sıra yatırım boyutuyla da düşündüğümüzde Gümrük Birliği ilişkisinin statik kalması ve yıpranması AB açısından da kayıptır.” AB LİDERLERİNE AÇIK MEKTUP DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri tarafından hazırlanan ve Türk iş dünyasının beklentilerini içeren açık mektup, 26 AB üyesi ülkenin iş konseyi başkanının imzasıyla Avrupa Birliği liderlerine gönderildi. MADE IN EUROPE UYARISI Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve çelik kotalarını ‘yeni ticaret duvarları’ olarak tanımlayan DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin Made in Europe yaklaşımıyla üretimi kendi sınırları içine çekme eğilimine dikkat çekti. Türkiye’nin bu çemberin dışında bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Olpak, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. ‘TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAK’ DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise Türkiye-AB ilişkisinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik entegrasyon ve ortak üretim anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, sanayi altyapısı, enerji ve lojistik gücüyle Avrupa’nın stratejik geleceğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Yalçındağ, bu yıl somut sonuçlar alınması çağrısında bulundu. İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: BAKANLIĞIN HASSASİYETLE GEREKENİ YAPACAĞINA İNANIYORUZ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını hızla güncellemesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini söyledi. Avdagiç, “AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması yararlı olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz. Öte yandan, mevcut küresel konjonktürde STA imzaladığımız diğer ülkelerle ithalat-ihracat dengesi göz önüne alınarak STA’ların yeniden müzakere edilmesi ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi. BAKAN BOLAT: GÜNCELLEME AB İÇİN DE ZORUNLULUK Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği yönündeki görüşlerin gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Bolat, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yalnızca Türkiye için değil, AB’nin ekonomik güvenliği açısından da zorunluluk haline geldiğini vurguladı. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetriler ve karar alma süreçlerine Türkiye’nin sınırlı katılımının güncelleme tartışmalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Bolat, taşımacılık kotaları ve iş insanlarının serbest dolaşımının önemine dikkat çekti. Bolat, Avrupa Komisyonu ile ‘Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’ toplantılarının başlatıldığını, Gümrük Birliği kapsamında sorun oluşturan 29 alt başlıktan 15’inin karşılıklı uzlaşıyla çözüldüğünü belirtti. Kalan başlıklar için temasların ve toplantıların sürdüğünü aktardı. Bolat, müzakerelerin resmen başlayabilmesi için AB Konseyi tarafından Komisyonun yetkilendirilmesi gerektiğini, bu süreç beklenirken teknik diyalog kanallarının işletildiğini söyledi.

Dünya değişiyor; Kendinizi yenileyin Haber

Dünya değişiyor; Kendinizi yenileyin

Başta yapay zekâ olmak üzere dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalınmaması gerektiğini belirten Başkan Öztürk, “Kendinizi yenileyin, geliştirin” çağrısı yaptı. Konya Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Konya İl Genç Girişimciler Kurulu, TOBB Konya Kadın Girişimciler Kurulu ve KTO Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi İşbirliğinde, KTO’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Bir Fikirle Başlar” programında genç girişimcilerle bir araya geldi. TOBB Konya İl Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Erhan Öncan ve TOBB Konya Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Meryem Betül Özkardeş’in moderatörlüğünü yaptığı programda Başkan Öztürk, gençlere tavsiyelerde bulunurken, güncel ekonomik konularla ilgili sorulara da yanıt verdi. KTO önemli çalışmalar yürütüyor TOBB Konya İl Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Erhan Öncan, Kurul olarak genç girişimcilerin önünü açıcı çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Gerçekleştirilen toplantının genç girişimcilere yol göstermesi adına önemli olduğunu belirten Öncan, Başkan Öztürk’e katılımlarından dolayı teşekkür etti. TOBB Konya Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Meryem Betül Özkardeş de Konya Ticaret Odası’nın ve iştiraklerinin Konya ve ülkeye dair önemli çalışmalar yürüttüğünün altını çizerek, Başkan Öztürk’e programa katılımından dolayı teşekkür etti. Yeni dünya düzenini iyi kavramak gerekiyor Programda gençlere seslenen KTO Başkanı Selçuk Öztürk, girişimcilikte başarılı olabilmek için günümüz dünyasındaki gelişmeleri iyi anlamak gerektiğini vurguladı. Son dönemde dünyada sıra dışı gelişmeler yaşandığına dikkat çeken Başkan Öztürk; “Dünya uzun yıllardır güçlünün haklı olduğu bir düzeni yaşıyor. Ancak artık bu durumu gizlemeden açık açık uyguluyorlar. Bu anlamda dünyada artık yeni bir düzen hâkim olmaya başladı. Olağanüstü bir gelişme olmazsa, daha kuralsız bir dünya ekonomik sisteminde devam edeceğiz. Artık küreselleşme kavramı bitmeye başladı. Devletlerin ekonomik güç olarak daha fazla yer aldığı bir döneme doğru gidiyoruz. Yeni gelecekte bunları bilmemiz gerekiyor ki yeni girişimlerimizi buna göre şekillendirelim. Yeni dünyadaki siyasi ve ekonomik düzeni iyi kavramamız gerekiyor” dedi. Enflasyonla mücadele hepimizin sorumluluğunda Türkiye’nin dünyadaki yeni konjonktürü erken koklayabilen ülkelerden biri olduğunu ve bu durumun büyük avantaj getirdiğini belirten Başkan Öztürk, şöyle devam etti; “Yakın çevremizde yaşanan hadiseler sanırım ülkemizin gelişmelere adapte olmasını zorunlu kıldı. Elbette enflasyonla mücadele ettiğimiz zorlu bir dönemden geçiyoruz. Ancak gelecekten umutluyuz. Enflasyonda düşüş devam ediyor. Bu yılın ikinci yarısından itibaren ekonomideki iyileşme daha görünür hale gelecek. Enflasyonla mücadele önemli bir konu. Bu mücadele hepimizin sorumluluğundadır.” Konya; Daha fazlasını yapabilir Başkan Öztürk, Konya ekonomisi üzerine yaptığı açıklamada, Konya’nın son yıllardaki başarılarına dikkat çekti. Son 25 yılda Konya’nın Türkiye ortalamasının üzerinde bir grafik ortaya koyduğunu dile getiren Başkan Öztürk; “Konya ihracatta, üretimde, istihdamda kısaca ekonomideki hemen her parametrede Türkiye ortalamasının üzerinde bir gelişme gösteriyor. Ancak Konya’nın çok daha fazlasını yapabilecek potansiyeli var. Bunu da biliyoruz. Özellikle geçtiğimiz günlerde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan yeni Sanayi Alanları Master Planı’yla sanayi üretiminin Anadolu’ya yayılması gündeme alındı. Bu da gösteriyor ki Konya ve bölgesinin geleceği daha umut verici” ifadelerine yer verdi. Kendinizi geliştirin ve değiştirin Başkan Öztürk genç girişimcilere önemli tavsiyelerde de bulundu. Özellikle Çin’in dünya ekonomisindeki konumuna dikkat etmek gerektiğinin altını çizen Başkan Öztürk, şunları kaydetti; “Bir üretim yapacaksanız, yeni bir yatırım yapacaksanız Çin’in o sektördeki durumunu analiz ederek yapın. Çünkü karşınızda orantısız bir güç var. Ucuz iş gücü üzerinden rekabet edebileceğinizi düşünerek iş yapmayın. Türkiye’de işçilik maliyetlerini hepimiz biliyoruz. Önümüzün çok açık olduğu sektörler var. Özellikle hizmetler sektörünü mutlaka gündeme alın. Türkiye hizmetler sektöründe çok başarılı. Avrupa da bu konuda Türkiye’ye olumlu bakıyor. Bir de son dönemde hepimizin takip ettiği üzere yapay zekâ diye bir olgu ortaya çıktı. Bu anlamda, yapacağınız işlerde yapay zekânın o sektöre etkilerini göz ardı etmeyin. Bunu olumsuzluk anlamında söylemiyorum. Yapay zekâ ile bazı sektörler ölecek diye bir durum söz konusu değil. Yapay zekâdaki gelişmelere göre kendinizi geliştirin ve değiştirin. Değişime karşı inat ederek başarı elde edemezsiniz. Yapay zekâ diye bir sel geliyor önümüze, bu sele karşı durmayın. Rekabetler sertleşecek. Buna göre planlamalar yapın. Özellikle verimlilik gibi konular gündeminizde olsun.” Finansal okur yazarlığın önemine de değinen Başkan Öztürk, bir firmanın sürdürülebilirliğinin finansal okur yazarlılıkla doğrudan ilgili olduğuna dikkat çekerek, iş insanlarının mutlaka bu konuda eğitim alması gerektiğini söyledi. KTO genç girişimcinin yanında KTO olarak genç girişimcilere destek olmak için büyük gayret gösterdiklerini de belirten Başkan Öztürk; “KTO Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi kurduk. Burada genç arkadaşlarımızın iş fikirleriyle gelmesini, KTO’nun bu fikirleri süzgeçten geçirdikten sonra bu fikirlerin yatırıma dönüşmesine katkı sunmak istiyoruz. Türkiye’nin her şeyi yapabilecek beşeri sermayesi var. Bu avantajımızı değerlendirmeliyiz” dedi. Programda Başkan Öztürk genç girişimcilerin sorularını yanıtladı, önerilerini dinledi.

Vestel zarar üstüne zarar ediyor Haber

Vestel zarar üstüne zarar ediyor

Şirketin zararı geçen yılın aynı dönemindeki 4 milyar TL’ye göre arttı, ancak ikinci çeyrekteki 7,8 milyar TL’lik kaybın altında kaldı. Yılın ilk dokuz ayındaki toplam net zarar 18 milyar tl'ye ulaştı Yılın ilk dokuz ayında toplam net zarar 18 milyar TL’ye ulaşarak yıllık bazda yüzde 218 artış gösterdi. Zayıf operasyonel performans, TOGG başta olmak üzere iştiraklerden gelen zararlar ve artan finansal giderler, şirketin kârlılığını olumsuz etkiledi. 2024'ün son çeyreğinden bu yana aralıksız zarar açıklıyor Vestel’in 2025 üçüncü çeyrek bilançosu, aslında birkaç çeyrektir devam eden olumsuz seyrin yeni bir halkası. Şirket, 2024’ün son çeyreğinden bu yana aralıksız zarar açıklıyor. Zararın nedenleri 2023’te başlayan Avrupa talep daralması, 2024 boyunca süren yüksek enflasyon ve faiz ortamıyla birleşince beyaz eşya ve televizyon ihracatında keskin düşüş yarattı. Aynı dönemde Togg’un üretim sürecindeki yatırım maliyetleri, Vestel’in konsolide sonuçlarına ek yük getirdi. Enerji, lojistik ve işçilik maliyetlerindeki artış, kur farkı zararlarıyla birleşince şirketin kârlılığı neredeyse tamamen eridi. 2025 yılı itibarıyla Vestel’in brüt marjı son beş yılın en düşük seviyesine, borçluluk oranı ise tarihi zirvesine çıktı. Bu tablo, kısa vadeli piyasa dalgalanmalarının ötesinde, Vestel’in rekabet gücü ve yatırım stratejisi açısından yapısal bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Gelirler yıllık yüzde 23 düştü Gelirler, yıllık yüzde 23 düşüşle 35 milyar TL’ye gerilerken, bu rakam piyasa beklentilerine paralel gerçekleşti. Beyaz eşya ihracatındaki zayıflama ve televizyon talebindeki düşüş nedeniyle hem yurt içi hem de yurt dışı gelirlerde daralma yaşandı. FAVÖK, bir önceki yıla göre yüzde 80 düşüşle 788 milyon TL seviyesinde gerçekleşti. Döviz paritelerindeki artışın sınırlı olumlu etkisine rağmen, lojistik ve işçilik maliyetleri kâr marjlarını aşağı çekti. Net borcu 82 milyar TL'ye yükseldi Şirketin net borcu 82 milyar TL’ye yükselirken, net borç/FAVÖK oranı 451 seviyesine çıktı. Uzmanlara göre bu tablo, Vestel için önümüzdeki dönemde finansal risklerin artabileceğine işaret ediyor Sonuçlar VESTEL için negatif olarak değerlendiriliyor. Zayıf operasyonel performans ve yüksek finansal giderlerin önümüzdeki dönemde kârlılık üzerinde baskı yaratmaya devam etmesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.