SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tasarım

Ekometre - Tasarım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tasarım haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk hazır giyim sektörü Paris’te gücünü gösterecek Haber

Türk hazır giyim sektörü Paris’te gücünü gösterecek

Dünya moda endüstrisinin önemli merkezlerinden Paris’te yılda iki kez düzenlenen Premiere Vision Paris; hazır giyimden kumaşa, iplikten deriye, aksesuardan tasarıma kadar moda endüstrisinin tüm bileşenlerini aynı çatı altında buluşturuyor. EHKİB, 19 Türk hazır giyim ihracatçısıyla fuarda yer alarak sektörün üretim kabiliyetini, tasarım gücünü, esnek üretim altyapısını ve sürdürülebilirlik alanındaki dönüşümünü uluslararası alıcılara tanıtacak. Bağcı: “Fransa dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, Avrupa Birliği’nin Türkiye hazır giyim sektörünün en önemli ihracat pazarı olduğunu, Fransa’nın ise sektör açısından stratejik ülkelerin başında geldiğini söyledi. Türkiye’nin Fransa’ya hazır giyim ihracatının 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalarak 468 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini paylaşan Bağcı, şöyle devam etti: “Fransa, Türkiye genelinde en fazla hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı gerçekleştirdiğimiz 6’ncı büyük pazar konumunda. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz açısından ise Fransa 8’inci büyük ihracat pazarımız. Fransa 2025 yılında yaklaşık 30 milyar dolarlık hazır giyim ithalatı gerçekleştirdi. ABD ve Almanya’nın ardından dünyanın en büyük üçüncü giyim ithalatçısı konumunda bulunuyor. Türkiye ise Çin, Bangladeş ve İtalya’nın ardından Fransa’nın dördüncü büyük giyim tedarikçisi. Bu tablo, Fransa pazarının sektörümüz açısından taşıdığı potansiyeli açık şekilde ortaya koyuyor.” “Türkiye fuarın en güçlü katılımcı ülkeleri arasında” Premiere Vision Paris’in Türk moda endüstrisinin Avrupa’daki konumunu güçlendirmesi açısından kritik bir platform olduğunun altını çizen Bağcı, Türkiye’nin fuardaki güçlü varlığının uzun yıllara dayandığını dile getirdi. Bağcı, “Türkiye; yaklaşık 200 kumaş, hazır giyim, deri ve aksesuar üreticisiyle Premiere Vision Paris’e en fazla katılımcı gönderen ülkelerin başında geliyor. Bu güçlü katılım, Türk moda endüstrisinin küresel tedarik zincirindeki öneminin de göstergesi. Türkiye olarak Avrupa’ya coğrafi yakınlığımız, hızlı ve esnek üretim kabiliyetimiz, güçlü tekstil ve hazır giyim altyapımız, tasarım yetkinliğimiz ve sürdürülebilir üretime yönelik yatırımlarımızla rakiplerimizden ayrışıyoruz.” diye konuştu. “Fiyat rekabetinden katma değer rekabetine geçmek zorundayız” Türk hazır giyim sektörünün son yıllarda küresel pazarlarda yoğun bir rekabet ortamıyla karşı karşıya olduğuna işaret eden Bağcı, artan üretim maliyetleri nedeniyle Türkiye’nin özellikle fiyat odaklı siparişlerde Asyalı ve Kuzey Afrikalı rakipleriyle rekabet etmekte zorlandığını vurguladı. Bağcı sözlerini şöyle sürdürdü: “Hazır giyim sektörümüzün küresel rekabette yeniden ivme kazanması için fiyat rekabetinden ziyade tasarım, inovasyon, sürdürülebilirlik, dijitalleşme, hızlı teslimat ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerekiyor. Avrupa’nın yakın coğrafyadan tedarik eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat. Bu avantajı kalıcı hale getirmek için müşterilerimizle doğrudan temasımızı artırmamız ve uluslararası fuarlarda güçlü şekilde yer almamız gerekiyor. Premiere Vision Paris’i bu açıdan yalnızca bir fuar değil, sektörümüzün Avrupa’daki mevcut müşterileriyle ilişkilerini geliştirdiği ve yeni iş bağlantıları kurduğu stratejik bir platform olarak görüyoruz.” Seyfeli: “Fransa pazarındaki payımızı korumak ve büyütmek istiyoruz” Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Dış Pazar Komitesi Başkanı Seray Seyfeli ise Türk hazır giyim sektörünün son dönemde artan üretim maliyetleri nedeniyle geçmiş yıllardaki maliyet avantajını önemli ölçüde kaybettiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Fransa pazarındaki güçlü konumunu korumasının sektör açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Seyfeli, “Fransa pazarında hemen arkamızda Hindistan, Vietnam ve Tunus gibi güçlü ihracatçı ülkeler bulunuyor. Bu ülkelere karşı mevcut konumumuzu korumak ve pazar payımızı artırmak için müşterilerimizle yakın temas halinde olmamız gerekiyor. Premiere Vision Paris gibi sektörün küresel ölçekte referans kabul edilen fuarlarına düzenli katılım sağlamamız bu nedenle çok önemli.” dedi. “Müşteriye yakın olmak her zamankinden daha önemli” Avrupalı markaların tedarik kararlarında fiyatın yanı sıra hız, esneklik, kalite, düşük adetli üretim kabiliyeti, sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik kriterlerinin giderek daha belirleyici hale geldiğine işaret eden Seyfeli, Türkiye’nin bu alanlarda önemli avantajlara sahip olduğunu kaydetti. Seyfeli, “Avrupa pazarına yakınlığımız sektörümüzün en önemli avantajlarından biri. Ancak yalnızca coğrafi yakınlık yeterli değil. Alıcıların değişen beklentilerini yakından takip etmek, sürdürülebilir üretim altyapımızı geliştirmek, tasarım ve koleksiyon gücümüzü artırmak ve müşterilerimizle sürekli iletişim halinde olmak zorundayız. PV Paris bu anlamda sektörümüz için son derece değerli. EHKİB olarak fuara 19 firmamızla katılıyoruz. Firmalarımızın yeni müşterilere ulaşmasını sağlarken mevcut müşterileriyle ticari ilişkilerini güçlendirmelerini hedefliyoruz.” diye konuştu. 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üretici Paris’te buluşacak Küresel moda endüstrisinin önemli buluşma noktalarından Premiere Vision Paris Fuarı, dünyanın dört bir yanından tekstil ve moda profesyonellerini bir araya getirecek. Fuar kapsamında iplik, kumaş, deri, hazır giyim, aksesuar ve tasarım başta olmak üzere moda endüstrisinin farklı alanlarında faaliyet gösteren 40 ülkeden yaklaşık 1.000 üreticinin koleksiyonlarını uluslararası alıcıların beğenisine sunması bekleniyor. Premiere Vision Paris’in Şubat 2026 edisyonunu yaklaşık 20 bin sektör profesyoneli ziyaret etmişti. Eylül buluşmasında da dünyanın önde gelen moda markalarının satın alma ekipleri, tasarımcılar, üreticiler, tedarikçiler ve sektör profesyonellerinin Paris’te bir araya gelmesi bekleniyor. EHKİB’den uluslararası pazarlarda kesintisiz tanıtım Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, Türk hazır giyim sektörünün uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü artırmak, ihracatçıların yeni müşterilere ulaşmasını sağlamak ve mevcut pazarlardaki konumunu güçlendirmek amacıyla Premiere Vision Manufacturing Paris Fuarı’na uzun yıllardır düzenli olarak milli katılım organizasyonu gerçekleştiriyor. EHKİB, 1-3 Eylül 2026 tarihlerindeki organizasyonla Premiere Vision Manufacturing Paris’e 21’inci kez milli katılım gerçekleştirerek Ege Bölgesi’nin tasarım, üretim, kalite ve sürdürülebilirlik kabiliyetini dünyanın önde gelen moda profesyonelleriyle buluşturacak.

Türkiye’nin yeni üretim yatırımı 3D yazıcı çiftlikleri Haber

Türkiye’nin yeni üretim yatırımı 3D yazıcı çiftlikleri

Endüstriyel üretimde 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olarak kullanıldığı Türkiye’de, profesyonel ölçekte seri üretim yapan 3D Farm sayısının 30 ila 80 arasında olduğu tahmin ediliyor. Küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm, artan işçilik maliyetleri, kişiselleştirilmiş ürünlere yönelik talebin yükselmesi ve düşük adetli üretimin önem kazanması, şirketleri kalıpsız ve dijital üretim modellerine yönlendiriyor. Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri olan 3D yazıcı çiftlikleri (3D Farm), dünya genelinde yeni nesil üretim yatırımlarının önemli unsurlarından biri haline geliyor. Küresel eklemeli imalat pazarının 30,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı, yıllık ortalama yaklaşık yüzde 24 büyüme ivmesiyle 2033 yılında 169 milyar dolara çıkmasının beklendiği belirtiliyor. Türkiye’de ise endüstriyel üretimde kullanılan 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olarak çalıştığı, ticari 3D baskı hizmeti sunan işletme sayısının 700 ila 1.000’in üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Buna karşın, gerçek anlamda seri üretim gerçekleştiren profesyonel 3D yazıcı çiftliklerinin sayısının yaklaşık 30 ila 80 arasında olduğu değerlendiriliyor. Kalıpsız üretim modeli öne çıkıyor Geleneksel üretim yöntemlerinde yeni bir ürünün geliştirilmesi ve seri üretime alınması; yüksek kalıp maliyetleri, uzun hazırlık süreçleri ve yüksek yatırım gereksinimleri nedeniyle özellikle düşük adetli ve kişiselleştirilmiş üretimlerde önemli maliyetler yaratıyor. 3D yazıcı çiftlikleri ise onlarca, hatta yüzlerce yazıcının aynı anda çalıştığı dijital üretim modeliyle bu süreci farklılaştırıyor. Dijital tasarımın sisteme yüklenmesinin ardından üretim kısa sürede başlatılabiliyor. Yeni bir ürün için kalıp hazırlanması ya da üretim hattının yeniden kurulması gerekmiyor. Türkiye’de 3D Farm ekosistemi genişliyor Türkiye’de eklemeli imalat ekosisteminin her geçen yıl büyüdüğünü belirten EXPO3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, Türkiye’de endüstriyel üretimde kullanılan 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olduğunu, ticari olarak 3D baskı hizmeti sunan işletme sayısının ise 700 ila 1.000’in üzerinde olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Sektörün önemli bölümünün halen prototipleme ve düşük adetli üretim gerçekleştiren işletmelerden oluştuğuna dikkat çeken Ünverdi, gerçek anlamda seri üretim yapan ve 10’un üzerinde yazıcıyla faaliyet gösteren profesyonel 3D yazıcı çiftliklerinin sayısının ise yaklaşık 30 ila 80 arasında olduğunu ifade etti. ABD, Çin ve Avrupa’da binlerce profesyonel 3D yazıcı çiftliğinin üretim süreçlerinde aktif olarak kullanıldığını belirten Ünverdi, yapay zekâ destekli üretim yönetimi, otomasyon sistemleri ve yeni nesil malzeme teknolojilerindeki gelişmelerin 3D Farm modelinin kullanım alanını genişlettiğini söyledi. Ünverdi, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve artan teknoloji yatırımları sayesinde bu dönüşümden daha fazla pay alabileceğini belirtti. Otomotivden medikale geniş kullanım alanı Türkiye’nin otomotiv yan sanayisi, savunma sanayii, beyaz eşya, makine ve kalıp üretimindeki deneyiminin eklemeli imalat teknolojilerinin yaygınlaşması açısından önemli avantajlar sunduğunu belirten Ünverdi, Avrupa pazarına yakınlığın da Türkiye’yi bölgesel bir dijital üretim merkezine dönüştürebilecek fırsatlar barındırdığını ifade etti. 3D Farm modelinin yalnızca büyük sanayi kuruluşları için değil, KOBİ’ler ve girişimciler açısından da önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Ünverdi, yüksek kalıp yatırımı gerektirmeden üretime başlanabilmesinin düşük ve orta ölçekli seri üretimi ekonomik hale getirdiğini söyledi. Aynı üretim altyapısıyla farklı tasarımların üretilebilmesi kişiselleştirilmiş üretimi kolaylaştırırken; plastik, reçine, metal, seramik ve kompozit gibi farklı malzemelerin kullanılabilmesi teknolojinin uygulama alanını da genişletiyor. Otomotiv, havacılık, savunma sanayii ve medikal sektörlerinin yanı sıra tasarım ve e-ticaret alanlarında da 3D yazıcı çiftliklerinin kullanımının arttığı belirtiliyor. Düşük adetli ancak yüksek katma değerli ürünlerin ekonomik şekilde üretilebilmesi, Türkiye’nin yüksek teknolojili ve kişiselleştirilmiş ürün ihracatındaki payını artırma potansiyeli taşıyor. Ünverdi, çoklu 3D yazıcı sistemlerinin gelecekte fabrikaların standart üretim altyapısının bir parçası haline gelebileceğine dikkat çekerek, eklemeli imalatın prototiplemenin ötesine geçerek seri üretimde daha fazla kullanılacağını ifade etti. Eklemeli imalat sektörü EXPO3D İstanbul’da buluşacak Eklemeli imalat teknolojilerinin tüm paydaşlarını bir araya getirecek EXPO3D İstanbul – 3D Baskı Teknolojileri ve Katmanlı Üretim Fuarı, 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Türkiye’nin bu alandaki ilk ve tek ihtisas fuarı olarak tanıtılan organizasyon; 3D yazıcı üreticilerinden filament ve metal tozu tedarikçilerine, yazılım geliştiricilerinden otomasyon firmalarına, tarama sistemlerinden son işlem teknolojilerine kadar eklemeli imalat ekosisteminin farklı paydaşlarını bir araya getirecek. Savunma sanayii, otomotiv, havacılık, medikal, kalıp, makine, enerji, eğitim ve tasarım başta olmak üzere birçok sektörden profesyonelin katılması beklenen fuar, üretim süreçlerini dijitalleştirmek isteyen sanayi kuruluşları açısından yeni iş birlikleri, yatırım fırsatları ve teknoloji transferleri için buluşma noktası olmayı hedefliyor.

UTİYAP Sektör raporları Haber

UTİYAP Sektör raporları

İnşaat çalışmalarının Türk ekonomisinde lokomotif yapısıyla sektör olmanın ötesinde birçok alt dalı bulunan dev bir endüstri haline geldiğine vurgu yapan UTİYAP Yönetim Kurulu Üyesi Cemil İleri: “İnşaat endüstrisinin alt dallarından birisi olan alüminyum cephe sektörü, hafiflik, dayanıklılık ve yüksek geri dönüştürülebilirlik özellikleriyle inşaat sektörünün en hızlı gelişen ve ihracat odaklı alanlarından biridir. Özellikle Bursa Nilüfer bölgesi, güçlü sanayi altyapısı ve konum avantajı ile Türkiye'nin cephe sistemleri, üretim ve tasarım merkezlerinden biri konumundadır. 1988 yılından bu yana faaliyet gösterdiğimiz bu alanda bizleri en çok zorlayan konu alüminyum cevherinde gözlemlenen fiyat artışları. İçinde bulunduğumuz 2026 Ocak ayından bu yana alüminyum fiyatlarında yaşanan yüzde 30’a yakın yükseliş ihracatta bizleri zorluyor. Artan enerji fiyatları direkt olarak sektörümüzün ana girdi maliyetini oluşturuyor. Son yıllarda tasarım odaklı proje bazlı üretim sebebiyle bir noktaya kadar maliyetleri sübvanse edebiliyoruz. Beklentimiz, tasarım odaklı kreatif iş üreten sektörlerin ihracatta rekabetçiliğini arttırmaya yönelik kararların alınmasıdır” şeklinde konuştu. Maliyet artışlarını düğün sezonunda yansıtmadık Mobilya sektöründe ham madde artışlarının her türlü izahatı geride bırakan bir noktaya geldiğini kaydeden UTİYAP Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Çakar şunları aktardı: “Geride kalan son 3 ayda sadece süngere yüzde 106 zam geldi. Dolayısıyla bu maliyet artışını fiyatlara yansıtmamak için direnç halindeyiz. Zira yeni evlenen gençlerimizin mobilya ihtiyaçlarının arttığı bir dönemin içindeyiz. Bunun yerine stok eritmeye ve kampanyalarla tüketicilerimizi çekmeye çalışıyoruz. Böylece gelecek döneme stok maliyetinin yıkıcı hale gelen etkisinden en az yara almayı hedefliyoruz. Devletimizin yeni evlenenlere yönelik teşvikleri sektöre ve yeni evleneceklere biraz olsun fayda sağlıyor.” Mobilyada tasarım ve markalaşmaya vurgu Mobilya sektöründe genel itibarı ile üretim kalitesi sorununu aştıklarını kaydeden Çakar şunları aktardı: “Ancak bizlerin dünyada kendimizi ispatlamamız gereken en önemli sınav markalaşma ve tasarımda yenilikçilik. ‘Markalaşma için stabil ve kriz ortamlarından arındırılmış bir ekonomi gerekli’ klişesine UTİYAP olarak katılmıyoruz. Zira ülkemiz mevcut olduğu konum ve tarihi geçmişinden ötürü her zaman sorun yaşayabilecek bir potansiyelde. Ancak mevcut tarihi geçmişimiz kaliteli ürünlerimiz olduğu takdirde bize ihracatta ayrıcalık yaşayacağımız çok geniş bir coğrafya da sunuyor. Bizim gibi iç piyasası canlı olan bir sektörün geleceğe planlı marka odaklı bakması gerekli.” Kurgan eğitimi işletmeler için kritik önemde Kurgan’ın, Vergi Denetim Kurulu (VDK) tarafından devreye alınan yapay zekâ destekli bir risk analiz ve denetim sistemi olduğunu aktaran UTİYAP Yönetim Kurulu Üyesi ve Yatırım Danışmanı Osman Öziş Kurgan’la ilgili şu bilgileri verdi: “Türkiye ekonomisinde 1 Ekim 2025 tarihi, vergi denetimi ve sahte belge ile mücadelede sadece bir takvim yaprağı değişimi değil; topyekûn bir stratejik dönüşümün miladıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu (VDK) tarafından hayata geçirilen yeni nesil denetim modeli, sahte belgeyle mücadeleyi yıllar süren hantal süreçlerden çıkarıp, saniyelerle ölçülen dijital bir takibe dönüştürüyor. İş dünyasını yakından ilgilendiren bu "Dijital Devrim"in merkezinde ise iki devasa sütun yükseliyor: KURGAN sistemi Cezalandıran Değil, Uyaran "Dijital Göz" Kısa adı KURGAN olan Kuruluş Gözetimli Analiz sistemi, sıradan bir risk analiz aracı değil; ticari hayatın "sıfırıncı gününde" devreye giren bir erken uyarı mekanizmasıdır. İşlem Odaklı Takip: Sistem sizi peşinen "riskli" ilan etmez; tarafların verilerini kullanarak her bir ticari işleme risk puanı atar. Sinyalleme Mekanizması: Bir işlem riskli bulunduğunda, Maliye hemen ceza kesmek yerine mükellefe bir "bilgi isteme yazısı" gönderir. Dostane Uyarı: Bu yazılar aslında mükellefe; "İşlemlerinde bir tutarsızlık var, gel incelemeye girmeden bu durumu gözden geçir ve gerekiyorsa düzeltme beyannamesi ver" diyen bir can simididir. Kurgan’la ilgili olarak UTİYAP üyelerimize eğitimlerimizi hız kesmeden devam ettiriyoruz.”

Hyundai iF Design 2026’da 21 ödül birden kazandı Haber

Hyundai iF Design 2026’da 21 ödül birden kazandı

IONIQ 6 N ve Concept THREE modelleri ödül kazanan araçlar arasında öne çıkarken, ‘Night Fishing’ kısa filmi ve HMGICS CX Smart Farm gibi yenilikçi projeler de ödüle layık görüldü. Elde edilen bu başarılar, Hyundai’nin geleneksel otomotiv üreticiliğinin ötesine geçerek tasarım odaklı ve yaratıcı bir marka kimliği kazandığını ortaya koyuyor. Hyundai Motor Company, dünyanın en prestijli tasarım yarışmalarından biri olan iF Design Award 2026’da önemli bir başarı elde etti. Hyundai, Otomobil/Araç Tasarımı, Marka & İletişim Tasarımı ve Ürün Tasarımı dahil olmak üzere 8 farklı kategoride toplam 21 ödül kazanarak 2025 yılındaki performansını da geride bıraktı. Hyundai’nin bu geniş kapsamlı başarısı, yalnızca araç tasarımındaki mükemmeliyetini değil, aynı zamanda markanın küresel ölçekte kimliğini yeniden şekillendiren yenilikçi bir yaşam tarzı markasına dönüşümünü de gözler önüne seriyor. Hyundai’ye iF Design Award kazandıran ürün ve projeler Hyundai, Ürün Tasarımı kategorisinde yüksek performanslı tamamen elektrikli sedan modeli IONIQ 6 N, kompakt elektrikli konsept modeli Concept THREE ve çok yönlü robotik mobilite platformu MobED Urban Hopper & Golf ile öne çıktı. Jüri, Hyundai’yi birçok yaratıcı projede ve farklı kategorilerde de ödüllendirdi. Elektrikli araç şarj istasyonunda geçen gerilim dolu kısa film ‘Night Fishing’, Marka & İletişim Tasarımı kategorisinde iki ödül kazandı. Hyundai Motor Group Innovation Center Singapore’da yer alan ve dünyanın ilk etkileşimli robotik tabanlı akıllı tarım uygulaması olan HMGICS CX Smart Farm, insan odaklı teknolojisiyle hem Marka & İletişim Tasarımı hem de Kullanıcı Deneyimi (UX) kategorilerinde iki ödüle layık görüldü. Hyundai Motor Grubu’nun ilk yazılım markası olan Pleos da aynı kategoride ödül kazanarak mobilite inovasyonuna yön veren tasarım yaklaşımını ortaya koydu. Diğer ödül kazanan projeler arasında; ağaçlardan elde edilen ekolojik verileri yapay zekâ ile dile dönüştüren ‘Tree Correspondents’ sosyal sorumluluk kampanyası ve Hyundai Motor Group Innovation Center Singapore bünyesinde yer alan ‘Na Oh’ Kore restoranı ile bu restoranın felsefesini anlatan arşiv kitabı da bulunuyor. Bu başarı Hyundai Motor için ne ifade ediyor? Farklı kategorilerde elde edilen bu başarı, Hyundai’nin tasarım ve yaratıcılık odaklı dönüşümünün güçlü bir göstergesi niteliğinde. Mimari, iletişim ve kullanıcı deneyimi gibi alanlarda kazanılan ödüller, markanın küresel bilinirliğini artırırken, her alanda tasarım mükemmeliyetine verdiği önemi de vurguluyor. Hyundai tasarım yaklaşımını yaşam tarzı ürünlerine nasıl yansıtıyor? Hyundai’nin tasarım kimliği, yenilikçi ürün tasarımlarıyla da ödüllendirildi. Öne çıkan ürünler: Yaşam Tarzı Ürünleri: Ön bagajı günlük kullanım alanına dönüştüren EV Frunk Cooler Bag ve IONIQ serisinin piksel tasarımından ilham alan araç içi koku ürünü Pixel Diffuser Marka Aksesuarları: Kişiselleştirilebilir Hyundai MagSafe ID Kart Kılıfı ve markanın “Progress for Humanity” vizyonunu doğayla buluşturan kompakt H-Gardening Tools seti Hyundai’nin iF Design Award 2026 ödüllü projeleri Ürün Tasarımı – Otomotiv IONIQ 6 N: IONIQ 6 temel alınarak geliştirilen yüksek performanslı tamamen elektrikli model Concept THREE: IONIQ alt markasının ilk kompakt EV konsepti, ‘Art of Steel’ tasarım dilini yansıtıyor. Ürün Tasarımı – Mobilite MobED Urban Hopper & Golf: Şehir içi ve rekreasyonel kullanım için geliştirilen robotik mobilite platformu. Ürün Tasarımı – Diğer EV Frunk Cooler Bag Pixel Diffuser H-Gardening Tools Hyundai Customizable MagSafe ID Card Case Konseptler Furnished Lounge / Hyundai Add Gear Marka & İletişim Tasarımı Night Fishing (film) Tree Correspondents (kampanya) Na Oh Restaurant Book (yayın) PixelScape (grafik seri) Hyundai Heritage: 100 Million Vehicles Produced (kampanya) Pleos (yazılım markası) Kullanıcı Deneyimi (UX) HMGICS CX Smart Farm UX Studio Seoul İç Mimari Na Oh Kore Restoranı Vision Contents (endüstriyel robot performans enstalasyonu) Hyundai Motor Hindistan Genel Merkezi

Gürbulak Sınır Kapısı yeniden tasarlandı Haber

Gürbulak Sınır Kapısı yeniden tasarlandı

Özellikle yoğun lojistik akışların yaşandığı kara sınır kapıları, ülkelerin ekonomik ilişkilerinin yanı sıra mimari ve kamusal temsiliyet açısından da önemli bir rol üstleniyor. Türkiye’nin en yoğun kara sınır geçişlerinden biri olan Ağrı Doğubayazıt’taki Gürbulak – İran Sınır Kapısı da bu anlayış doğrultusunda yeniden ele alınarak çağdaş bir sınır kompleksi yaklaşımıyla tasarlandı… Yaklaşık 324 bin metrekarelik alan üzerinde konumlanan ve 80 bin metrekare kapalı alana sahip olan sınır kompleksi, toplam 55 farklı yapıdan oluşan bütüncül bir yerleşim sistemi olarak planlanıyor. Gümrük, lojistik, güvenlik ve idari işlevleri bir araya getiren bu yapılaşma; TIR kontrol yapıları, yolcu yapısı, idari yapılar ve güvenlik birimleriyle yüksek yoğunluklu araç ve yaya akışını kesintisiz biçimde yönetebilecek bir altyapı sunuyor. Proje, master plan ölçeğinden mimari uygulama projelerine kadar BIM tabanlı entegre bir koordinasyon modeli ile geliştirilerek farklı disiplinlerin eş zamanlı ve uyumlu çalışmasını mümkün kılan kapsamlı bir tasarım sürecini ortaya koyuyor. Gürbulak Sınır Kapısı’nda mimari ve lojistik bir araya geliyor Sınır kompleksinin mimari dili, yalnızca işlevsel gereksinimlere yanıt vermekle kalmıyor; aynı zamanda kamusal ve temsili bir kimlik de ortaya koyuyor. Sınır yapıları, devletin fiziksel varlığını temsil eden kamusal altyapılar olarak güçlü bir mekânsal karakter taşıyor. Bu doğrultuda proje, sınır kapısını yalnızca bir kontrol noktası olarak değil; ülkenin mimari temsiliyetini ifade eden bir eşik mekân olarak ele alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul, projeye ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelerde bulundu: “Bugün sınır kapıları yalnızca güvenlik ve kontrol işlevleriyle değil; aynı zamanda ülkelerin mimari kimliğini ve kamusal varlığını temsil eden mekânlar olarak da ele alınmalı. Gürbulak Sınır Kapısı projesinde amacımız, yoğun lojistik ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan güçlü modüler bir altyapı oluştururken aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın ölçeğiyle ve kültürel referanslarıyla ilişki kuran çağdaş bir mimari dil ortaya koymaktı. Çift başlı kartal metaforundan ilham alan karşılama yapıları, sınırın koruyucu karakterini simgesel bir dille ifade ederken, geniş ölçekli peyzajla kurduğu ilişki sayesinde bu projeyi yalnızca bir geçiş noktası olmaktan çıkarıp kamusal bir eşik mekânına dönüştürüyor.” Gürbulak Sınır Kapısı projesi, lojistik altyapı, güvenlik teknolojileri ve mimari kimliği bir araya getiren çağdaş bir sınır mimarisi yaklaşımı sunarak sınır yapılarının yalnızca teknik altyapılar değil; aynı zamanda ülkelerin kimliğini temsil eden kamusal mimari eşikler olarak ele alınabileceğini ortaya koyuyor.

Pirge ihracat vizyonunu Ambiente Fuarı ile dünyaya taşıdı Haber

Pirge ihracat vizyonunu Ambiente Fuarı ile dünyaya taşıdı

6-10 Şubat tarihleri arasında Almanya Frankfurt’ta düzenlenen fuarda Pirge, ev kullanıcıları ve profesyonel mutfaklara yönelik geliştirdiği farklı seri ve ürün gruplarını tanıttı. Birçok iş birliği görüşmesi de gerçekleştiren Pirge, ihracat vizyonunu Ambiente ile dünyaya taşıdı. Pirge, tüketim ürünleri, ev ve mutfak gereçleri, sofra ürünleri, tasarım ve yaşam stili alanlarında dünyanın en prestijli uluslararası ticaret fuarlarından biri olan Ambiente fuarına bu yıl da katıldı. Her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce marka, tasarımcı, satın almacı ve sektör profesyonelini bir araya getiren, global ölçekte güçlü iş birliklerine zemin hazırlayan fuarda Pirge, keskinlik, paslanmazlık ve tasarım mükemmelliğiyle öne çıkan bıçaklarını tanıttı. Pirge standında; kusursuz tasarım ve el işçiliğini buluşturan, sınırlı sayıda üretilen Handmade serisinin yeni nesil renkli sap tasarımları büyük ilgi gördü. Seride yer alan; dizayn odaklı renkli sap seçeneklerinin yanı sıra 135 katmanlı Damascus çeliği ve 1500 yıllık meşe fosili sap gibi nadir materyallerle hayat bulan özel bıçaklar; estetik, tasarım ve keskinliği bir araya getirerek dünya mutfak trendlerine güçlü bir yansıma sundu. Ziyaretçiler, profesyonel ve ev kullanımına yönelik Pirge serilerini yakından keşfederek ürünleri deneyimledi. “İhracat hedeflerimizi keskinleştiriyoruz” Pirge Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Pirge, “Pirge olarak bu yıl da Ambiente’deki yerimizi alarak köklü üretim mirasımızı ve mutfaklardaki uzmanlığımızı uluslararası ziyaretçilerle buluşturduk. Hem ev kullanıcılarına hem de profesyonel mutfaklara yönelik geliştirdiğimiz farklı seri ve ürün gruplarımızı sektör profesyonelleriyle buluşturduk. Standımız bıçaklarımızın yanı sıra ülkemizin kültürel bıçak mirasını yansıtmamız açısından da oldukça yoğun talep aldı. Birçok sektör profesyoneli ile tanışarak, iş birliği görüşmeleri gerçekleştirdik. Yaptığımız iş birliği görüşmelerini Pirge’nin yurt dışı pazarlardaki varlığı ve ihracatı açısından oldukça önemsiyoruz. 2025 yılı küresel belirsizliklere rağmen üretim gücümüzü ve ihracat performansımızı koruduğumuz, kontrollü ve istikrarlı ilerlediğimiz bir yıl oldu. Bu başarımızın altında köklü geçmişimiz olduğu kadar katıldığımız fuarlar, sektör profesyonelleriyle bir araya geldiğimiz etkinlikler ve gerçekleştirdiğimiz görüşmeler de yatıyor. 2025’i istikrarlı bir ihracatla kapatmışken, Ambiente ve diğer uluslararası fuarlarla ihracat hedeflerimizi keskinleştiriyoruz. Önümüzdeki 5 yılda ihracattın toplam ciromuz içindeki payını artırmayı hedefliyoruz. Özellikle Amerika, Uzak Doğu ve İngiltere yeni hedef pazarlarımız arasında yer alıyor. Ambiente’nin de bu pazarlara girişimizde katkılarının büyük olacağını düşünüyoruz. Yine Pirge’yi bu pazarlarda sadece bir üretici değil; köklü bir marka ve güvenilir bir iş ortağı olarak konumlandırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.

Tekstil sektöründe oyunun kuralları çok hızlı değişiyor Haber

Tekstil sektöründe oyunun kuralları çok hızlı değişiyor

TİM Başkanı Gültepe, hazır giyimin Türkiye’de bitmediğini ve bitmeyeceğini ifade ederek, fiyat odaklı rekabet şansının azaldığını, Bangladeş’le, Hindistan’la, Vietnam’la fiyat rekabeti yapamayacaklarını ancak moda endüstrisinin yıllarca ihracata liderlik ettiğini, Türkiye'de cari açığın azalmasına en büyük katkıyı veren, küresel oyuncu olduklarından bahsederek bu sektörü kaybetmeye niyetli olmadıklarından bahsetti. Mustafa Gültepe, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli hedeflerine ulaşabilmesi için 27 sektörün hepsinden katkı almak durumunda olduğunu ifade ederek, emek yoğun sektörlerini oyuna dahil etmek için acil destek gerektiğini vurguladı. Yaptıkları girişimler sonucunda 2025'te başlatılan istihdam desteğinin önemli bir adım olduğunu ancak mevcut koşullarda 3 bin 500 liralık desteğin yetmediğini söyleyen Gültepe, "İstihdam desteğinin 6 bin liraya, asgari ücret desteğinin 2 bin 500 liraya çıkarılması, döviz dönüşüm desteğinin daha etkin ve verimli bir şekilde uygulanması, ihracatçımızın uzun vadeli ve düşük faizli finansmana erişimini sağlayacak politikaların devreye alınması gerekiyor. Dört başlık altında topladığımız taleplerimizi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a bizzat arz ettim." diye konuştu. Gültepe, hazır giyimin Türkiye’de bitmediğini ve bitmeyeceğini ifade ederek, fiyat odaklı rekabet şansının azaldığını, Bangladeş’le, Hindistan’la, Vietnam’la fiyat rekabeti yapamayacaklarını ancak moda endüstrisinin yıllarca ihracata liderlik ettiğini, Türkiye'de cari açığın azalmasına en büyük katkıyı veren, küresel oyuncu olduklarından bahsederek bu sektörü kaybetmeye niyetli olmadıklarından bahsetti. Moda endüstrisinin global marka çıkarma aşamasına geldiğini belirten Gültepe, "Bu sektörde oyunun kuralları çok hızlı değişiyor. Yazılımcı diliyle konuşmak gerekirse her üç beş yılda, bir üst sürüme geçmemiz gerekiyor. Dolayısıyla yüksek teknolojiyi, AR-GE’yi, inovasyonu, tasarımı, markalaşmayı daha çok işin içine katacağız. Daha fazla katma değerli üretime odaklanacağız. Dijital ve yeşil dönüşümü daha da hızlandıracağız." açıklamasında bulundu. Gültepe 8 yıllık başkanlık döneminin sonuna yaklaştığını hatırlatarak, hiçbir zaman bireysel ikbal peşinde olmadığını her zaman sektörün çıkarlarını savunduğunu söyledi. İHKİB'den yapılan açıklamaya göre, birlik tarafından düzenlenen ve Trendyol işbirliği ile gerçekleştirilen ödül töreninde 42’si platin, 53’ü altın, 143’ü gümüş, 179’u bronz ve 768’i başarı ödülü olmak üzere toplam bin 185 firmaya plaket ve sertifika verildi. "Başarının izinde ihracatın peşinde" sloganı ile düzenlenen ödül töreninde konuşan Gültepe, hazır giyim sektörünün katma değerli üretimi, istihdamı ve ihracatı ile ülke ekonomisi için stratejik önemini sürdürdüğünü vurgulayarak, sektörün global marka çıkarma aşamasına geldiğini ve üç yıldır zorluklar yaşandığını söyledi. Sektörün daralma yaşadığını belirten Gültepe, "Cari açığın kapatılmasına 12 milyar dolardan fazla katkı sağlayan moda endüstrisini feda etmeyeceğiz. Hazır giyim gibi ilklere imza atan bir sektörde 20 milyar doların altına düşmeyi istemezdik. Ancak maliyetlerle kur arasında denge bozuldu. Ocak 2022’den Ocak 2026’ya kadar dört yılda; asgari ücret yüzde 560, enflasyon yüzde 367, dolar kuru yüzde 217, avro kuru ise yüzde 228 arttı. Enflasyonla kur arasında 150 puanlık fark oluştu. Bu fark nedeniyle tekstilden mobilyaya, makineden deriye, birçok sektörümüzün rekabet gücü zayıfladı." dedi. Bu tür görevlerin fedakarlık ve sorumluluk istediğini aktaran Gültepe, "8 yıllık başkanlık görevim boyunca bu sorumluluğu tüm benliğimde hissettim. Bana duyduğunuz güven için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Nisan ayında yapılacak genel kurulda aynı güveni Mustafa Paşahan kardeşimize de göstereceğinize inanıyorum." ifadelerini kullandı. "Markaların ülkesi bir türkiye hayal ediyoruz" İHKİB Başkan Yardımcısı Mustafa Paşahan da küresel modaya yön veren, markaların ülkesi bir Türkiye hayal ettiklerini söyleyerek, bir yandan sektörün güncel sorunlarına çözüm üretirken diğer taraftan moda endüstrisinin geleceğini kurguladıklarını vurguladı. Sektörde iddialı olabilmek için ikiz dönüşümü hızla tamamlamak durumunda olduklarını belirten Paşahan, "İHKİB olarak bu bilinçle yıllardır ikiz dönüşüm üzerinde çalışıyoruz. Bugüne kadar tasarımı ve ikiz dönüşümü odağına alan 12 projeyi tamamladık. Geçen yıl üç yeni projeyi başlattık." ifadelerini kullandı. Paşahan, hayata geçirdikleri projeler için Avrupa Birliği’nden (AB), ulusal ve uluslararası kuruluşlardan hibe destekleri sağladıklarını dile getirerek, sağlanan desteklerle sektöre kalıcı kurumlar kazandırdıkların ve Ekoteks’i bu desteklerle dünyanın sayılı laboratuvarlarından biri haline getirdiklerini kaydetti. KOBİ’lere hizmet veren Dijital Dönüşüm Merkezi’ni bu desteklerle kurduklarına dikkati çeken Paşahan şunları kaydetti: "Bu desteklerle kurduğumuz İstanbul Moda Akademisi’nde (İMA) moda endüstrimiz için tasarımcı ve donanımlı insan kaynağı yetiştiriyoruz. İMA, EKOTEKS ve Dijital Dönüşüm Merkezinin her biri alanında marka iştirakler. Üçü de moda endüstrimiz için değer yaratıyor, markalı ihracat için kaldıraç görevi üstleniyor. Şimdi bu üç kurumu tek çatı altında topluyoruz. 14 bin metrekare kapalı alana sahip Tasarım ve Eğitim Merkezimizin inşaatı tamamlandı. Taşınma sürecimizi de başlattık. Sektörümüze şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Biz birilerinin hayal bile edemediği projelerle sektörü geleceğe hazırlıyoruz. Birilerinin vaat olarak sunduklarını zaten sektöre kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz."

Endüstriyel şirketlerin yarısı her ay ağ sorunları yaşıyor Haber

Endüstriyel şirketlerin yarısı her ay ağ sorunları yaşıyor

Bu ve daha fazlası, Kaspersky'nin coğrafi olarak dağıtılmış şirketlerin karşılaştığı ağ ve bilgi güvenliği zorluklarını araştırdığı raporunda yer alıyor. Endüstriyel şirketler genellikle farklı yerlerde bulunan fabrikalar, şubeler ve diğer kritik tesislerle coğrafi olarak dağıtılmış bir altyapı üzerinden faaliyet gösteriyorlar. Bu durum lojistik sorunlar, iletişim engelleri, operasyonların koordine edilmesindeki zorluklar, tutarlı kalite standartlarının sürdürülmesi ve yerel düzenlemelere uyumun sağlanması gibi bir dizi soruna yol açabiliyor. Yukarıda belirtilen zorluklara ek olarak, birden fazla lokasyona sahip endüstriyel işletmeler düzenli olarak BT altyapısı ve bilgi güvenliği sorunlarıyla karşılaşıyor. Kaspersky'nin 'Coğrafi olarak dağınık işletmeleri yönetmek: zorluklar ve çözümler' (Managing geographically distributed businesses: challenges and solutions) başlıklı raporuna göre, üretim şirketlerinin %49'u siber güvenlik olaylarının etkili bir şekilde tespit edilmesi ve çözülmesinin en zorlu görev olduğunu düşünüyor. Ayrıca güvenlik önlemlerinin uygulanmasının izlenmesi (%46) ve uyumlu bir güvenlik politikası oluşturulması (%42) da önemli zorluklar olarak öne çıkıyor . Katılımcıların neredeyse %30'u ağ arızaları veya kesintileri, hizmet ve uygulamaların düşük performansı ve yetersiz bağlantı kapasitesi gibi ağ sorunlarını düzenli olarak yaşadıklarını belirtiyor. Katılımcıların %38'i bu tür sorunlarla ayda bir ila üç kez karşılaşırken, %28'i birkaç ayda bir, %7'si ise her hafta karşılaştığını söylüyor. Bir arıza veya kesinti sonrasında ağı eski haline getirmek için gereken süreye ilişkin olarak, katılımcıların çoğunluğu (%74) genellikle 1 ila 5 saate ihtiyaç duyduklarını belirtirken, 'i 1 saatten daha az zaman harcadıklarını ve 'u bir tam iş gününe kadar zamana ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Bu gibi kesinti süreleri önemli mali ve itibar kaybına yol açıyor ve dakika başına binlerce dolara, saat başına çok daha fazlasına mal olabiliyor. Bu nedenle, şirketlerin olası ağ kesintilerini önlemeleri ve ortaya çıkmaları halinde bunları hızla onarabilecek kapasitede olmaları önem taşıyor. Kaspersky Güvenli Erişim Hizmeti Edge İş Geliştirme Müdürü Maxim Kaminsky, şunları söylüyor: "Endüstriyel işletmelerdeki ağ sorunları genellikle gecikmelere, üretim seviyelerinde düşüşe, mali kayıplara ve itibar risklerine neden olur. Bir ağ çöktüğünde iletişim ve iş süreçleri kesintiye uğrar, çalışanlar önemli bilgilere erişimlerini kaybeder. Tüm bunlar üretkenlikte düşüşe yol açar ve hatta müşteri güvenine zarar verir. Bu nedenle şirketler iş sürekliliğini sağlamak için operasyonlarını koruma altına almalıdır. Ağ sorunlarının potansiyel nedenlerini anlayarak ve zamanında stratejik önlemler alarak şirketler bu zorluklarla mücadele edebilirler ve tüm süreçleri koruyabilirler." Kaspersky, ağ sorunları olasılığını en aza indirmek ve endüstriyel şirketlerdeki tüm varlıklar ve süreçler için güvenilir kapsamlı koruma altına almak için şunları öneriyor: •    Kaspersky Industrial CyberSecurity (KICS) gibi merkezi varlık ve risk yönetimini, güvenlik ve uyumluluk denetimini benzersiz ölçeklenebilirlik eşliğinde sunan, endüstriyel ağlara ve otomasyon sistemlerine güvenilir koruma sağlayan OT XDR platformlarını kullanın. Platform son güncelleme ile artık 100 izleme noktasının desteklenmesini sağlıyor ve şirket şubeleri arasında yeni yazılım tanımlı ağ oluşturmak için sınırsız seçenek sunuyor. •    Kurumsal ağı tek bir konsoldan yönetmek için kuruluşlar Kaspersky SD-WAN gibi özel bir çözüm kullanabilirler. Bu ürün, şirketler arasında ayrı iletişim kanallarını ve ağ işlevlerini entegre eder ve uygulama performansını artırarak güvenilir ağların oluşturulmasını ve coğrafi olarak dağıtılmış işletmelerin sürdürülmesini kolaylaştırır. •    Şirketler gelişmiş korumaya ihtiyaç duyduklarında her iki çözümü de birleştirebilirler. Kaspersky SD-WAN ve Kaspersky Industrial CyberSecurity for Networks entegrasyonu, şirketlerin merkezi izleme ve koruma sistemi kurabilmeleri için endüstriyel ağ trafiğinin bir kopyasını aktarmalarını sağlar. İki ürünün sinerjisi, dağıtılmış altyapıları ölçeklenebilir hale getirerek yüksek kaliteli ağ hizmeti sağlar ve ICS/SCADA trafiğine öncelik verir.  

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.