SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sosyal Destek

Ekometre - Sosyal Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Destek haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı Haber

Jeotermal sektöründen yasama yılı öncesinde TBMM’ye çağrı

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap: “Türk jeotermal sektörü olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı, 2035 yılında 4 bin 500 megavat jeotermal enerji kurulu güç hedefini başarmaya hazırız.” “Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı.” “Vatandaşımız, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.” Jeotermal Enerji Derneği, sektörünü tek bir noktadan koordine edecek idari yapının kurulmasını, izin süreçlerinin hızlandırılmasını, arama ve sondajda destek mekanizmalarının geliştirilmesini ve Jeotermal Kanunu’nun günün ihtiyaçlarına göre yenilenmesini talep etti. Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, derneğin taleplerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Alparslan Bayraktar ve Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan başta olmak üzere ilgili tüm Bakanlık bürokrasisi ile paylaştıklarını belirtti. Öncelikli talep 2040 takvimi Kındap, sektörün ilk ve en öncelikli gündem maddesinin Yenilenebilir Enerji Kaynakalrı Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki santrallerin işletmeye giriş tarihinin 31 Aralık 2030 tarihinden 2040 yılına uzatılması olduğunu vurguladı. Güneş enerjisi ile hibrit jeotermal santrallerin geliştirilmesi, jeotermalin entegre kullanımının teşvik edilmesi ve tesislerin bulunduğu sahalarda yerele doğrudan pay sağlayacak devlet hakkı uygulamaları önerdiklerini kaydeden Ali Kındap, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’mıza ilettiğimiz öneriler arasında; stratejik mineraller ve Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler konusunda da yeni düzenlemeler, jeotermal enerji santrallerinin ruhsatlandırma, izin, denetim, imar ve taşınmaz temini süreçlerinin tek merkezden koordine edilmesi yer alıyor. Arama ve sondaj yatırımlarında risk paylaşımı ve sigorta modeli dahil olmak üzere, petrol ve doğal gazda olan teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, yatırımcıya uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanması da sektörümüzün altı çizilmesi gereken talepleri arasında bulunuyor.” dedi. 4.500 MW Kurulu güç hedefini başarırız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyaya ilan edilen 2035 yılı Ulusal Enerji Hedefi politika belgesinde, bugün bin 800 Megavat (MW) seviyesinde olan jeotermal enerji kurulu gücünün 9 yıl sonra iki buçuk kat artışla 4 bin 500 MW’a yükselmesinin öngörüldüğünü anımsatan Ali Kındap, Türk jeotermal sektörünün motivasyon, finansal güç ve yetişmiş insan kaynağı başlıklarında bu büyük yatırım ajandasını gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirdi. Mevcut bürokratik yapıda jeotermal yatırımlarının, merkezi ve yerel yönetim kurumlarında farklı uygulamayla karşı karşıya kaldığını belirten Kındap, bu durumun yatırım sürelerini uzattığını, maliyetleri artırdığını ve denetimde ortak kuralların ve standartların uygulamasını zorlaştırdığını söyledi. Bütüncül bir kanun ihtiyacı Yeni yasama yılının jeotermal yatırımlar için bir dönüm noktası olabileceğinin altını çizen JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerimize çağrıda bulunuyoruz. İklim koşullarından bağımsız, yüksek kapasite faktörüyle kesintisiz üretim yapabilen, şebeke dostu, tamamen yerli, temiz ve çok amaçlı olan jeotermal kaynaklarımızın ülkemize çok daha yüksek seviyede değer yaratmasını istiyoruz. Türkiye’nin enerji arz güvenliği, tarımsal üretimi, bölgesel kalkınması ve net sıfır hedefleri açısından jeotermalin taşıdığı değer, yalnızca kurulu güç rakamıyla ölçülemez. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımıza sunduğumuz önerilerin, yeni yasama yılında TBMM’nin ortak iradesiyle kalıcı düzenlemelere dönüşmesini bekliyoruz. Kamu yararını, çevresel sürdürülebilirliği, yerel kalkınmayı ve yatırım güvenliğini aynı zeminde buluşturan yeni bir dönem başlatabiliriz. Türk jeotermal sektörünün yarım asra yaklaşan birikimini, bugünün enerji güvenliği ve iklim hedefleriyle buluşturacak yeni bir hukuki çerçeveye ihtiyacımız var. Aramadan üretime, denetimden çevresel izlemeye kadar tüm süreçlerin ortak standartlarla yürütülmesi; yatırımcı, kamu ve bölge halkı açısından güveni güçlendirecektir. Sektörümüzün beklentisi, yeni yasama yılında bütüncül Jeotermal Kanunu’nun Meclis gündemine alınmasıdır.” Türk Jeotermal Sektörü TBMM’den neler bekliyor? Jeotermal kaynaklara ilişkin ruhsatlandırma, sicil, denetim, kaynak koruma, veri yönetimi ve idari yaptırım süreçlerinin uzmanlaşmış güçlü bir yapı tarafından koordine edilmeli. Kesintisiz elektrik üretiminin yanında ısıtma, seracılık, kurutma, termal turizm ve stratejik madencilik uygulamaları ile ekonomiye çok yönlü değer sunan jeotermal kaynakların taşıdığı büyük potansiyel, bütüncül bir kanunla harekete geçirilmeli. Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarındaki süreçleri hızlandırmak amacıyla getirilen “Süper İzin” benzeri kolaylaştırıcı düzenlemeler, jeotermal enerji yatırımlarını da kapsamalı. Lisanslı bir jeotermal santralin alanı, üretim ve reenjeksiyon kuyuları ile akışkan isale hatlarını kapsayan tüm taşınmaz temini işlemleri EPDK tarafından tek elden yürütülmeli. Petrol ve doğal gaz aramalarında uygulanan vergi istisnası ve muafiyetlere benzer destekler; jeotermal arama, sondaj, rezerv geliştirme ve üretim kuyularına da sağlanmalı. Kamu destekli bir “Jeotermal Arama Risk Fonu” ile risk paylaşım ve sigorta mekanizması kurulmalı; arama ve sondaj yatırımlarında KDV, ÖTV, damga vergisi ve harç istisnaları sağlanmalı. Sondaj ekipmanları ile yüksek sıcaklığa dayanıklı ekipman ve ölçüm cihazlarında yerli üretim geliştirilmeli ve yatırımcıların yerli ekipmana erişimi teşvik edilmeli. Jeotermal kaynakların sürdürülebilirliği ve çevrenin korunması bakımından kritik öneme sahip olan reenjeksiyon yatırımları stratejik çevre yatırımı olarak kabul edilmeli. Jeotermal akışkanın içerdiği lityum, bor, potasyum ve diğer ekonomik değere sahip elementlerin geri kazanılmasına ilişkin yasal belirsizlikler giderilmeli. Bu yatırımlar, jeotermal işletme faaliyetinin tamamlayıcı unsuru olarak görülerek; stratejik yatırım, kritik mineral yatırımı veya yüksek teknoloji yatırımı olarak desteklenmeli. Dünyada uygulama alanı hızla artan Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler (Enhanced Geothermal System - EGS), ve “kızgın kuru kayaç” teknolojilerine yönelik ayrı bir mevzuat ve teşvik altyapısı oluşturulmalı. Jeotermal santrallerin iç tüketiminin diğer yenilenebilir enerji tesislerine göre çok daha yüksek olduğu gerçeğinden hareketle, yardımcı kaynağa dayalı hibrit kapasitelerin belirlenmesinde öncelikle tesislerin iç tüketimini karşılayacak asgari kapasite güvence altına alınmalı. Büyük ova kısıtları nedeniyle yardımcı kaynak tesislerinin mutlaka ana santrale bitişik olması koşulunun JES’ler için esnetilerek, ruhsat sahası içinde veya dışında uygun alanlarda kurulumuna izin verilmeli. Jeotermal faaliyetlerden tahsil edilen devlet payının belirli bir bölümü, kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, çevresel iyileştirme, kırsal kalkınma, mesleki eğitim ve sosyal destek projelerinde kullanılmalı. Jeotermal kaynakların teknik ve rezerv kapasitesinin uygun olduğu bölgelerde konut ısıtması, sera ve tarımsal üretim için yerel kullanıma pay ayrılması ile jeotermalin sosyal kabulü güçlendirilmeli. Bölge halkı, yaşadığı coğrafyanın ürettiği değeri günlük yaşamında doğrudan hissetmeli.

Şimşek’ten ekonomi mesajları Haber

Şimşek’ten ekonomi mesajları

Toplantıda emeklilerin gelirlerini artırabilecek modeller ile 60 yaş üzerindeki ihtiyaç sahiplerine yönelik konut ve gıda desteği önerisi de gündeme geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, MKYK toplantısında ekonominin mevcut görünümü ve önümüzdeki döneme ilişkin hedefler hakkında kapsamlı bir sunum yaptı. Yaklaşık iki saat süren toplantıda ekonomi programının uygulanması sırasında karşılaşılan sorunlar, enflasyonla mücadelede fiyatlama davranışlarının etkisi ve faiz politikasının geleceği ele alındı. Emeklilere yönelik olası destek modelleri de toplantının dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. Enflasyonla mücadelede geçmiş dönem etkisi Şimşek’in sunumunda enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran unsurlardan biri olarak geçmiş enflasyona dayalı fiyatlama davranışlarına dikkat çekildi. Toplantıda özellikle kira ve diğer mal ve hizmet fiyatlarının belirlenmesinde geçmiş enflasyonun referans alınmasının, enflasyon gerilese bile fiyat artışlarının yüksek seyretmesine yol açabildiği değerlendirmesi yapıldı. Bu durumun dezenflasyon sürecini zorlaştıran ve fiyatlama davranışlarını yeniden besleyen bir döngü oluşturduğu görüşü dile getirildi. Faiz politikasında jeopolitik riskler izleniyor Ekonomi sunumunda faiz politikasının önündeki riskler de değerlendirildi. Devam eden savaşlar ve diğer jeopolitik gelişmelerin döviz kuru üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğine dikkat çekildi. Kurda yaşanabilecek hareketliliğin ise enflasyon görünümünü olumsuz etkileyebileceği belirtildi. Bu nedenle jeopolitik risklerin, faiz politikasında hızlı adımlar atılmasının önündeki önemli unsurlardan biri olduğu ifade edildi. Kur hareketleri ekonomi yönetiminin takibinde Toplantıda jeopolitik gelişmelerin yalnızca döviz kuru üzerindeki etkileri değil, kur üzerinden fiyatlara yansıyabilecek olası sonuçları da ele alındı. Döviz kurunda yaşanabilecek yeni bir hareketliliğin enflasyonist baskıyı artırabileceği ve para politikasının hareket alanını daraltabileceği değerlendirildi. Emekliler için yeni modeller gündemde MKYK toplantısında emeklilerin gelirlerini artırmaya yönelik olası düzenlemeler de gündeme geldi. Emeklilerin ekonomik koşullarını desteklemek amacıyla farklı gelir artırıcı ve sosyal destek modelleri üzerinde çalışma yapılabileceği belirtildi. Ancak toplantıda gündeme gelen seçeneklerin henüz kesinleşmiş bir düzenleme niteliği taşımadığı ve uygulanacak modelin netleşmediği ifade edildi. 60 yaş üzerindeki ihtiyaç sahipleri için destek önerisi Toplantıda dikkat çeken önerilerden biri de 60 yaş üzerindeki ihtiyaç sahibi vatandaşlara yönelik konut ve gıda desteği oldu. Önerinin, özellikle düşük gelirli ve ihtiyaç sahibi kesimlerin yaşam maliyetlerini azaltmaya yönelik bir sosyal destek modeli olarak değerlendirildiği öğrenildi. 2027 ve 2028 için yeni düzenleme sinyali Şimşek’in emeklilere ilişkin değerlendirmelerinde 2027 ve 2028 yılları da gündeme geldi. Bu dönemde emeklilerin gelirlerini artırmaya yönelik bazı düzenlemelerin ele alınabileceği mesajının verildiği öğrenildi. Bununla birlikte söz konusu düzenlemelerin kapsamı, içeriği ve ne şekilde uygulanacağı konusunda şu aşamada kesinleşmiş bir karar bulunmuyor. MKYK toplantısındaki değerlendirmeler, ekonomi programının enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı hedefleri yanında, önümüzdeki yıllarda sosyal destek ve emeklilerin gelir durumuna ilişkin başlıkların da gündemde tutulacağını gösterdi.

Eğitim ve sanayiyi buluşturan GEBKİM Modeli tanıtıldı Haber

Eğitim ve sanayiyi buluşturan GEBKİM Modeli tanıtıldı

GEBKİM OSB ve GEBKİM Vakfı tarafından geliştirilen model; eğitim, üretim ve istihdam süreçlerini aynı çatı altında buluşturarak öğrencilerin daha mezun olmadan sektörle buluşmasını sağlıyor. Programda ayrıca GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin dönüşüm hikâyesi, istihdam odaklı uygulamaları ve geleceğe yönelik projeleri de katılımcılarla paylaşıldı. Türkiye'nin ilk kimya ihtisas OSB'si olma unvanını taşıyan GEBKİM-Kocaeli Gebze V (Kimya) İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve GEBKİM Vakfı tarafından hayata geçirilen GEBKİM Modeli, 23 Haziran 2026 Salı günü Golden Tulip GEBKİM Otel’de düzenlenen özel programla tanıtıldı. Sanayi, eğitim ve vakıf iş birliğini aynı vizyonda buluşturan modelde GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin dönüşüm hikâyesi, öğrencilerin sahaya hazır yetiştirilmesi, istihdam odaklı projeler ve Türkiye’ye örnek olacak eğitim-sanayi entegrasyonu başlıklarıyla ele alındı. Gerçekleştirilen tanıtım programına, Kocaeli Vali Yardımcısı Ertuğrul Şevket Aksoy, Dilovası Kaymakamı Metin Kubilay, Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, Dilovası İlçe Milli Eğitim Müdürü Vedat Çetin, GEBKİM MTAL Müdürü İlknur Bolu, GEBKİM Vakfı yönetim kurulu üyeleri, eğitimciler, sanayiciler ve öğrenciler katıldı. Aracı, "Burada Yaptığımız En Değerli İş Eğitim Oldu" Programın açılış konuşmasını yapan GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, yıllar önce sanayi bölgesinin içerisinde başlayan eğitim yolculuğunun bugün Türkiye'ye örnek gösterilen bir modele dönüştüğünü söyledi. Aracı, "Burası taşlık, dağlık bir yerdi. Fabrikaları kurduk, altyapılarımızı oluşturduk. Ama bence burada yaptığımız en değerli iş eğitime verdiğimiz katkı oldu. İyi ki bu okulu yapmışız. Bu okuldan mezun olup bugün organize sanayi bölgemizde çalışan, üretime katkı sunan gençlerimizi görmek bize gurur veriyor" dedi. Eğitime yapılan yatırımların sadece bugünü değil geleceği şekillendirdiğini vurgulayan Aracı, GEBKİM Modeli'nin sürdürülebilir şekilde büyümeye devam edeceğini ifade etti. Meslek Liselerine yönelik algı değişmeli Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın ise mesleki eğitimin Türkiye'nin kalkınma hedefleri açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Meslek liselerine yönelik önyargıların kırılması gerektiğini ifade eden Aydın, "Meslek liselerine kalbur altı öğrenciler geliyor algısını değiştirmeliyiz. İnsanları zorlayarak değil, ilgi ve yeteneklerine göre mesleklerle buluşturmalıyız. Mesleki eğitimde bir öncülük olacaksa bunun liderliğini Kocaeli yapmalıdır" diye konuştu. Aydın ayrıca Türkiye'de mesleki eğitim oranının yüzde 36 seviyesinde olduğunu, bu oranın Kocaeli'de yüzde 47'ye, Dilovası'nda ise yüzde 67'ye ulaştığını belirterek ilçenin bu alanda önemli bir başarı ortaya koyduğunu söyledi. İstihdam demek huzur ve güç demektir Programda konuşan Kocaeli Vali Yardımcısı Ertuğrul Şevket Aksoy ise GEBKİM Modeli'nin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması gereken bir örnek olduğunu vurgulayarak, "İstihdam demek iş demek, aş demek, gelir demek, mutluluk demektir. Bir toplumun istihdam düzeyi arttıkça huzuru ve refahı da artar. Kocaeli'de bugün iş arayan 63 bin kişi bulunurken, sanayimizin 33 bin kişilik personel ihtiyacı var. Bu tablo bize eğitim ile istihdam arasındaki bağın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor" dedi. Sanayinin artık daha nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyduğunu belirten Aksoy, "Kaliteli ve verimli üretim yapamazsanız küresel rekabette geri kalırsınız. Bunun yolu da eğitim ile sanayiyi aynı hedefte buluşturmaktan geçiyor" ifadelerini kullandı. Dilovası eğitimde büyük dönüşüm yaşadı Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu da ilçenin eğitim alanında geçirdiği dönüşüme dikkat çekerek, "Bir dönem Dilovası'nda birkaç okul vardı. Bugün ise 45 okula ulaştık. Bu gelişimde sanayicilerimizin eğitime verdiği desteklerin çok önemli payı bulunuyor. Dünümüzü unutmadan geleceğe daha güçlü yürümek zorundayız" dedi. Dilovası Kaymakamı Metin Kubilay ise GEBKİM'in eğitim yatırımlarının ilçeye önemli katkılar sunduğunu belirterek, "Anaokulundan liseye kadar eğitim alanında yapılan yatırımlar Dilovası'nın geleceğine yapılan yatırımlardır. Bu destekler için GEBKİM ailesine teşekkür ediyorum" diye konuştu. En dezavantajlı okuldan türkiye'ye örnek model doğdu Dilovası İlçe Milli Eğitim Müdürü Vedat Çetin, GEBKİM Modeli'nin temelinde güçlü bir dönüşüm hikâyesi bulunduğunu belirterek, "2017 yılında yapılan değerlendirmelerde o dönemki adıyla Şehit Can Duyar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ilimizin en dezavantajlı meslek liselerinden biri olarak karşımıza çıktı. Yaklaşık 129 öğrencisi bulunan okulda kayıt ve devamlılık sorunları yaşanıyordu. GEBKİM OSB ile yapılan iş birliği protokolünün ardından okulun fiziki altyapısı yenilendi, yeni laboratuvarlar ve üretim alanları kuruldu. Bir dönem öğrenci bulmakta zorlanan okul bugün 500 öğrencisiyle Türkiye'nin örnek mesleki eğitim kurumlarından biri haline geldi" dedi. GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü İlknur Bolu ise, "Öğrencilerimizi yalnızca mezun etmiyor, üretime ve istihdama hazır bireyler olarak yetiştiriyoruz. Erasmus+, LCAMP, ELMAS ve TÜBİTAK projeleriyle gençlerimizi geleceğin mesleklerine hazırlıyoruz" ifadelerini kullandı. Gebkim Modeli'nin merkezinde istihdam var Programda yapılan sunumlarda GEBKİM Modeli'nin yalnızca okul başarısına değil, doğrudan istihdama odaklanan bir sistem olduğu vurgulandı. Öğrenciler son sınıfta haftanın üç günü organize sanayi bölgesindeki firmalarda uzun dönem staj yaparken, mezuniyet öncesinde üretim süreçlerini, laboratuvar çalışmalarını, iş güvenliği kültürünü ve sanayi disiplinini sahada öğreniyor. GEBKİM tarafından geliştirilen GEB-LINK sistemi sayesinde mezunlar ile firmalar dijital platformda buluşturulurken, insan kaynakları süreçlerinin daha etkin yönetilmesi hedefleniyor. Türkiye'ye örnek gösterilen model GEBKİM MTAL'nin Erasmus+, LCAMP ve ELMAS Programı gibi ulusal ve uluslararası projelerde elde ettiği başarılar da programda paylaşıldı. Eğitim, sanayi ve sosyal destek mekanizmalarını aynı yapıda buluşturan GEBKİM Modeli'nin, mesleki eğitimde Türkiye'nin örnek uygulamalarından biri olarak gösterildiği belirtildi.

Belirsizlik arttıkça kaygı kolektif bir duyguya dönüşüyor Haber

Belirsizlik arttıkça kaygı kolektif bir duyguya dönüşüyor

Sürekli değişen gündem, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerin bireylerin kontrol duygusunu zayıflattığını ifade eden Şimşek, “Belirsizlik uzadıkça zihinsel yorgunluk artıyor ve kaygı daha yaygın bir hale geliyor” dedi. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde artan toplumsal kaygının bireysel değil, kolektif bir ruh hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Sürekli değişen gündem, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerin bireylerin kontrol duygusunu zayıflattığını ifade eden Şimşek, “Belirsizlik uzadıkça zihinsel yorgunluk artıyor ve kaygı daha yaygın bir hale geliyor” dedi. “Kontrol hissinin azalması kaygıyı besliyor” Prof. Dr. Şimşek, insan psikolojisinin öngörülebilirlik ihtiyacına dikkat çekerek, belirsizlik dönemlerinde kaygının doğal bir tepki olduğunu vurguladı. “Geleceğe dair netlik azaldığında, beyin olası tehdit senaryolarını üretmeye başlar. Bu da sürekli tetikte olma hali yaratır. Bilgi bombardımanı ve çelişkili haber akışları ise zihni daha da yorarak kaygıyı artırır,” ifadelerini kullandı. Şimşek’e göre özellikle ekonomik belirsizlikler ve toplumsal olaylar, bireylerin güvenlik algısını etkileyerek kaygının kolektif düzeyde hissedilmesine yol açıyor. “Her stres kaygı bozukluğu değildir” Kaygı bozukluğu ile günlük stresin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Şimşek, bu farkın doğru değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. “Günlük stres genellikle belirli bir duruma bağlıdır ve durum ortadan kalktığında azalır. Kaygı bozukluğu ise daha yaygın, süreklilik gösteren ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkileyen bir tabloya işaret eder. Sürekli endişe hali, çarpıntı, kas gerginliği, uyku sorunları ve kaçınma davranışları kaygının günlük stresin ötesine geçtiğini gösterebilir,” dedi. Şimşek, bireylerin kendi duygusal durumlarını gözlemlemesinin ve belirtilerin süresini değerlendirmesinin önemli olduğunu ifade etti. “Psikolojik dayanıklılık geliştirilebilir” Belirsizlik dönemlerinde ruh sağlığını korumanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şimşek, bireysel baş etme yöntemlerinin önemine dikkat çekti. “Günlük rutinlerin korunması, uyku ve beslenme düzenine dikkat edilmesi, güvenilir bilgi kaynaklarının tercih edilmesi zihinsel dengeyi destekler. Sürekli haber takibi yapmak yerine belirli zaman aralıklarında bilgi almak kaygıyı azaltabilir,” dedi. Duyguların bastırılmak yerine paylaşılmasının önemine değinen Şimşek, sosyal destek ağlarının psikolojik dayanıklılığı artırdığını belirtti. Fiziksel aktivite, nefes egzersizleri ve zihinsel rahatlama tekniklerinin de stres yönetiminde etkili olduğunu ifade etti. “Profesyonel destek güçsüzlük değil, bilinçli bir adımdır” Prof. Dr. Şimşek, kaygının yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürdüğü durumlarda profesyonel destek alınmasının sağlıklı bir baş etme yöntemi olduğunu vurguladı. “Psikolojik destek almak bir zayıflık göstergesi değildir. Tam tersine, ruh sağlığını önemsemenin ve sorumluluk almanın bir göstergesidir. Erken müdahale, kaygının kronikleşmesini önleyebilir,” dedi. Şimşek, belirsizlik dönemlerinde bireysel farkındalığın ve dayanıklılığın artırılmasının, yalnızca kişisel iyilik hali açısından değil, toplumsal ruh sağlığı açısından da kritik önem taşıdığını sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.