SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık

Ekometre - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İstanbul'da enflasyonun ağustos faturası Haber

İstanbul'da enflasyonun ağustos faturası

Giyim ve ayakkabıda ise fiyatlar yüzde 0,08 geriledi. İstanbul'da ağustos ayına ilişkin tüketici fiyatları belli oldu. İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre, perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi, ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,66 arttı. İstanbul'daki tüketici fiyatlarında yıllık artış ise yüzde 34,96 olarak kaydedildi. Böylece İTO 2023=100 bazlı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi'nde yıllık değişim yüzde 34,96 seviyesinde gerçekleşti. Eğitim fiyatlarında dikkat çeken yükseliş Ağustos ayında harcama grupları arasında fiyatların en fazla arttığı alan eğitim oldu. Eğitim harcamalarında aylık fiyat artışı yüzde 17,28 olarak gerçekleşti. Bu grubu yüzde 8,22'lik artışla alkollü içecekler ve tütün harcamaları takip etti. Konut harcamalarında fiyatlar yüzde 2,32 yükselirken, ulaştırma grubundaki artış yüzde 1,43 oldu. Ev eşyası harcamaları da yüzde 1,41 arttı. Çeşitli mal ve hizmetler grubunda aylık fiyat artışı yüzde 1,35 olarak gerçekleşti. Eğlence ve lokanta fiyatları da arttı Ağustos ayında eğlence ve kültür harcamalarında fiyatlar yüzde 1,11 yükseldi. Haberleşme harcamalarında yüzde 0,86, lokanta ve oteller grubunda ise yüzde 0,72 artış kaydedildi. Gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki fiyat artışı yüzde 0,20 ile daha sınırlı kaldı. Giyim ve ayakkabıda fiyatlar geriledi Ağustosta fiyatların gerilediği tek harcama grubu giyim ve ayakkabı oldu. Bu grupta fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 0,08 azaldı. Sağlık harcamalarında ise ağustos ayında herhangi bir fiyat değişimi görülmedi. Eğitim, tütün, konut ve ulaştırma etkili oldu İTO verilerine göre ağustos ayındaki fiyat endeksinin oluşumunda eğitim, alkollü içecekler ve tütün, konut ve ulaştırma harcama gruplarında yer alan bazı ürün ve hizmetlerdeki dönemsel ve kamu kaynaklı fiyat değişimleri etkili oldu. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda mevsimsel etkilere bağlı fiyat değişimleri görülürken, giyim ve ayakkabı grubundaki aşağı yönlü hareket de endeksi etkiledi. İstanbul'da yıllık enflasyon yüzde 34,96 İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi, ağustosta aylık bazda yüzde 1,66 artarken, 2025 yılının ağustos ayına göre yıllık değişim yüzde 34,96 oldu. Harcama grupları bazında ağustos ayının en yüksek aylık artışı yüzde 17,28 ile eğitimde, en yüksek düşüş ise yüzde 0,08 ile giyim ve ayakkabıda gerçekleşti.

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor Haber

Türkiye’nin yapay zekâ planında KOBİ’ler öne çıkıyor

Plan kapsamında 5 milyon vatandaşa yapay zekâ eğitimi verilmesi, 10 bin uzman ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi, veri merkezi kapasitesinin 2030’a kadar 1 gigavata çıkarılması ve yapay zekâ altyapısına en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Türkiye, yapay zekânın ekonomide kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla yeni bir yol haritasını uygulamaya alıyor. 2026-2030 dönemini kapsayan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı; insan kaynağı, veri, hesaplama altyapısı, finansman, girişimcilik ve kamu kullanımını birlikte ele alıyor. Plan, 13 Haziran 2026'da Türkiye Yapay Zekâ Zirvesi'nde kamuoyuna açıklanmıştı. Dört ana eksen üzerine kurulan planın odağında yapay zekânın Türkiye'de geliştirilmesinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal kullanımının yaygınlaştırılması bulunuyor. KOBİ’lere yapay zekâ desteği Eylem Planı'nın ekonomi açısından dikkat çeken başlıklarından biri KOBİ'lerin yapay zekâ kullanımının artırılması. Sağlık, enerji ve akıllı üretim başta olmak üzere öncelikli sektörlerde KOBİ'lerin yapay zekâ çözümlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla yapay zekâ kuponları uygulanması planlanıyor. Ayrıca enerji ve dijital altyapısı hazır Yapay Zekâ Büyüme Bölgeleri kurulması hedefleniyor. Bu yaklaşım, yapay zekâ yatırımlarının yalnızca büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmaması açısından önem taşıyor. Yapay zekânın üretim, lojistik, perakende, ihracat ve hizmet sektörlerindeki işletmeler tarafından kullanılmaya başlaması, teknolojinin ekonomik verimliliğe dönüşmesinde belirleyici olacak. 5 milyon kişiye yapay zekâ eğitimi İnsan kaynağı da planın önemli başlıkları arasında. Türkiye, iki yıl içerisinde 81 ilde 5 milyon vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi vermeyi hedefliyor. Bunun yanında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi planlanıyor. Bu hedefler, yapay zekânın yalnızca yazılım geliştiricilerinin uzmanlık alanı olmaktan çıkarılarak daha geniş bir iş gücüne yayılmasını amaçlıyor. Veri merkezi kapasitesi 1 GW’a çıkarılacak Yapay zekâ yatırımlarının büyümesi, hesaplama kapasitesi ve veri merkezi altyapısına olan ihtiyacı da artırıyor. Eylem Planı kapsamında Türkiye'nin veri merkezi kurulu gücünün 2030'a kadar en az 1 gigavata çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapılarında özel sektör öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor. Bu hedef, yapay zekâ ekonomisinin yalnızca yazılım tarafında değil, enerji, veri merkezi, bulut bilişim ve yüksek başarımlı hesaplama altyapısında da yeni yatırım ihtiyacı oluşturacağını gösteriyor. Kamu, yerli yapay zekâ için ilk müşteri olacak Plan kapsamında kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine en az yüzde 2 pay ayrılması hedefleniyor. Ayrıca kamu kurumlarının başarılı yerli yapay zekâ çözümlerinin ilk kullanıcılarından olması planlanıyor. Böylece kamu alımlarının, yerli yapay zekâ şirketleri için yalnızca gelir kaynağı değil, aynı zamanda referans ve ürün doğrulama mekanizması olarak kullanılması amaçlanıyor. En az 2 bin kamu veri seti erişime açılacak Yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde veri altyapısı da planın temel unsurlarından biri. Sağlık, tarım, savunma ve elektronik ticaret başta olmak üzere en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden erişime açılması planlanıyor. Verilerin güncel, güvenilir, kullanılabilir ve güvenli biçimde erişilebilir olması; kişisel verilerin korunması ve veri güvenliğiyle birlikte ele alınacak. Yapay zekâ yatırımlarında finansman büyüyecek Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini büyütme planında girişim sermayesi ve teknoloji finansmanı da yer alıyor. 2030'a kadar veri merkezi ve yapay zekâ altyapısında 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi hedefleniyor. Bu kaynakların girişimlere, veri merkezlerine ve yüksek teknoloji yatırımlarına ne ölçüde aktarılacağı, planın ekonomik sonuçları açısından önemli olacak. Asıl ölçüm verimlilikte yapılacak Türkiye'nin yapay zekâ politikasında önemli eşik, açıklanan yatırım ve insan kaynağı hedeflerinin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkacak. Çünkü yapay zekâ yatırımlarının ekonomik karşılığı yalnızca kurulan veri merkezi veya geliştirilen model sayısıyla ölçülmeyecek. Üretim maliyetlerinin düşmesi, ihracat kapasitesinin artması, işletmelerin verimliliğinin yükselmesi ve yeni teknoloji şirketlerinin küresel pazarlara açılması daha belirleyici göstergeler olacak. Yapay zekânın gerçek ekonomik değerinin, teknoloji şirketlerinin dışına çıkarak üretim yapan işletmeler ve KOBİ'ler tarafından kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıkması bekleniyor. Türkiye'nin 2026-2030 dönemindeki yapay zekâ politikasının başarısı da bu nedenle “kaç model geliştirildi?” sorusundan çok, “yapay zekâ ekonominin ne kadarına yayıldı?” sorusunun yanıtında ölçülecek.

Irak'tan Türk şirketlerine yeni yatırım kapısı Haber

Irak'tan Türk şirketlerine yeni yatırım kapısı

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Türk şirketlerini havaalanları, demir yolu, enerji, metro, tarım ve su projelerinde yatırım yapmaya çağırırken, iki ülke ticaret hacmini orta vadede 30 milyar dolara çıkarma hedefini koruyor. Türkiye ile Irak arasındaki ekonomik ilişkiler, yeni altyapı ve enerji projeleriyle birlikte yeni bir aşamaya giriyor. Irak yönetimi, ülkenin yeniden yapılanma ve kalkınma sürecinde Türk şirketlerinin daha fazla rol üstlenmesini isterken, özellikle ulaştırma ve enerji yatırımları öne çıkıyor. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Türk iş dünyası temsilcileriyle gerçekleştirdiği görüşmede, ülkedeki yatırım fırsatları ve Türk şirketlerinin üstlenebileceği projeler ele alındı. Zeydi, Türk şirketlerini Irak'taki yatırım imkanlarından yararlanmaya davet etti. Öncelik ulaşım ve enerji projelerinde Irak'ın yatırım gündeminde havaalanlarının yapımı ve işletilmesi, Kalkınma Yolu Projesi kapsamındaki demir yolu hatları, Necef-Kerbela arasındaki metro projesi ve enerji yatırımları bulunuyor. Bunun yanında termik ve güneş enerjisi santralleri, barajlar, tarım ve su yönetimi alanlarında da yatırım fırsatları değerlendiriliyor. Kalkınma Yolu, Irak'ın Basra Körfezi'ndeki Faw Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen yaklaşık 1.200 kilometrelik stratejik bir ulaştırma koridoru olarak öne çıkıyor. Projenin ilk aşamasında demir yolu altyapısına öncelik verilmesi planlanıyor. Türkiye-Irak ticaretinde hedef 30 milyar dolar Yatırım çağrısı, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılmasına yönelik hedeflerin de gündemde olduğu bir döneme denk geliyor. Türkiye ve Irak, temmuz ayında gerçekleştirdikleri görüşmelerde orta vadede 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini yeniden teyit etti. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye'nin Irak'a ihracatı 2025'te yaklaşık 12,4 milyar dolar oldu. Irak, Türkiye'nin geçen yıl en fazla ihracat yaptığı beşinci ülke olarak kayıtlara geçti. Bu nedenle yeni yatırım projeleri, yalnızca müteahhitlik faaliyetleri açısından değil; makine, enerji ekipmanları, lojistik, finansman ve hizmet sektörleri açısından da Türk şirketleri için yeni pazar oluşturabilir. Kalkınma Yolu'nda uygulama aşaması hızlanıyor İki ülke arasında temmuz ayında yapılan görüşmelerde Kalkınma Yolu'nun sahadaki uygulamasına başlanması konusunda önemli adımlar atıldı. Irak tarafı projenin demir yolu ve kara yolu bölümlerine ilişkin teknik çalışmalarını ilerletirken, finansman mekanizmasının oluşturulması da gündemin önemli başlıkları arasında bulunuyor. Projenin hayata geçmesi halinde Irak'ın yalnızca petrol ihracatına dayalı ekonomik yapısını çeşitlendirmesi ve bölgesel bir lojistik merkez haline gelmesi hedefleniyor. Türkiye açısından ise Körfez'i Avrupa'ya bağlayan yeni bir ticaret koridorunun ortaya çıkması söz konusu. Enerjide işbirliği de genişliyor Türkiye-Irak ilişkilerinde enerji başlığı da giderek daha fazla önem kazanıyor. İki ülke ağustos ayında Irak petrolünün Türkiye üzerinden Ceyhan'a taşınmasına ilişkin yeni bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma kapsamında Irak petrolünün Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden taşınması için günlük en az 750 bin varillik kapasite öngörülüyor. Taraflar ayrıca petrolün yanı sıra elektrik ve su kaynaklarını da kapsayan daha geniş bir işbirliği çerçevesi üzerinde çalışıyor. Bu gelişmeler, Türk şirketlerinin Irak'taki enerji yatırımlarında daha fazla rol üstlenmesinin önünü açabilecek bir ekonomik çerçeve oluşturuyor. Türk şirketleri için pazar genişliyor Irak'ın yatırım programı yalnızca büyük altyapı projeleriyle sınırlı değil. Tarım, sağlık, enerji, sanayi, lojistik, su yönetimi ve finans gibi farklı sektörlerde de Türk şirketleri için fırsatlar bulunuyor. Temmuz ayında Irak'ta Türk iş dünyası temsilcileriyle yapılan görüşmelerde de inşaat, sağlık, enerji, sanayi, gıda, lojistik, finans ve imalat sektörlerindeki yatırım imkanları ele alınmıştı. Irak yönetiminin Türk yatırımcılara yönelik çağrıları, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yalnızca ihracat-ithalat ekseninden çıkarılarak karşılıklı yatırım ve ortak proje modeline taşınmak istendiğini gösteriyor. Asıl sınav finansman ve uygulamada Irak'ın önündeki en önemli konu ise açıklanan projelerin finansmanı ve sahada uygulanabilir hale getirilmesi olacak. Özellikle Kalkınma Yolu gibi büyük ölçekli projelerde finansman modeli, teknik altyapı, sınır geçişleri ve proje takvimi yatırımcıların kararlarında belirleyici olacak. Türkiye açısından ise Irak'ın kalkınma yatırımları, Türk müteahhitlik ve hizmet şirketleri için yeni bir büyüme alanı yaratabilir. İki ülkenin 30 milyar dolarlık ticaret hedefi ve enerji ile ulaştırma alanındaki yeni anlaşmalar, ekonomik ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha çok yatırım ve ortak proje ekseninde ilerleyebileceğine işaret ediyor. Bu haber için dış görselde yazı kullanmadan; Irak-Türkiye haritası, Faw Limanı, demir yolu hattı, enerji santrali ve Türk-Irak bayraklarını bir araya getiren aydınlık, gerçekçi bir ekonomi haber görseli daha uygun olur.

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi Haber

Türkiye ile Tunus ticaretinde yeni iş birliği hamlesi

İstanbul'da düzenlenen Türkiye-Tunus İşbirliği ve Yatırım Geliştirme Forumu'nda konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Türkiye ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirterek, mevcut 1,6 milyar dolarlık ticaret hacminin yeni iş birlikleriyle daha üst seviyelere taşınacağını ifade etti. Tunus Türk Ticaret ve Sanayi Odası (CCITT), Türkiye-Tunus Sanayi ve Ticaret Platformu ile Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu (WCI Forum) iş birliğinde düzenlenen etkinliğe, Türkiye'nin Tunus Büyükelçisi Ahmet Misbah Demircan, Tunus'un Ankara Büyükelçisi Ahmed Ben Sghaier ve iki ülkenin iş dünyası temsilcileri katıldı. "Türkiye stratejik üretim ortağı konumunu güçlendiriyor" Küresel ekonomide tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğine dikkat çeken Gürcan, ülkelerin artık yalnızca ticaret ortağı değil, aynı zamanda stratejik üretim ve yatırım ortağı arayışında olduğunu söyledi. Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen güçlü performans sergilediğini vurgulayan Gürcan, 2026'nın ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 2,5 büyüyerek 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğünü, yıllıklandırılmış GSYH'nin ise 1 trilyon 639 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştığını belirtti. İhracatta güçlü performans Türkiye'nin dış ticarette dayanıklılığını koruduğunu ifade eden Gürcan, 2025 yılında mal ihracatının 273,4 milyar dolar, hizmet ihracatının ise 122,6 milyar dolar olduğunu, toplam mal ve hizmet ihracatının 396 milyar dolara ulaştığını söyledi. Gürcan, Türkiye'nin Tunus'a ihracatının da 2025 yılında yüzde 11,6 artışla 1,2 milyar dolar seviyesine yükseldiğini kaydetti. Hedef karşılıklı ticaret ve ortak üretim İki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmayı amaçladıklarını belirten Gürcan, hedeflerinin yalnızca Türkiye'nin Tunus'a ihracatını artırmak olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: "Amacımız hem Tunus'a mal satmak hem de Tunus'un ürettiği ürünleri ülkemize kazandırmak. Karşılıklı ticaret ve yatırım iş birliklerini daha ileri seviyeye taşımak istiyoruz." Gürcan, ekonomik iş birliğinin güçlenmesinin Türkiye ile Tunus arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını da daha sağlam bir zemine oturtacağını ifade etti. DEİK: Yeni sektörlerde önemli potansiyel var Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Tunus İş Konseyi Başkanı Banu Küçükel de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 2025 itibarıyla 1,6 milyar dolara ulaştığını belirtti. Küçükel, Tunus'un Afrika pazarına açılan önemli bir üretim ve yatırım üssü olduğuna dikkat çekerek; otomotiv, makine, elektrik-elektronik, tekstil, gıda ve tarım sektörlerinin yanı sıra lojistik, yenilenebilir enerji, sağlık, dijital dönüşüm, yaşlı bakımı ve sanayi yatırımlarında da önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu söyledi. Forum kapsamında Türk ve Tunuslu firmalar arasında ikili iş görüşmeleri gerçekleştirilerek yeni ticaret ve yatırım ortaklıklarının temelleri atıldı.

Sağlık sektörü tanıtımında yeni dönem Haber

Sağlık sektörü tanıtımında yeni dönem

Yapılan değişiklikler ile sağlık hizmetlerinde reklam yasağı korundu, yönetmeliğin kapsamı Uluslararası Sağlık Turizmi Faaliyetleri’ni içerecek şekilde genişletildi. Sağlık Ajans’ın Kurucu Ortağı Onur Aksakaloğlu, yönetmelikte yaşanan değişikliklerin sektöre etkilerini değerlendirdi. ‘Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik’ 2025 yılında yapılan değişiklikler ile yeni bir hal kazandı. Yeni yapılan değişiklikler ile yönetmeliğin kapsamı Uluslararası Sağlık Turizmi Faaliyetleri’ni içerecek şekilde genişletildi. Yeni değişiklikler ile yurt dışına yönelik dijital tanıtım için yabancı dil ve hedefleme esaslı özel bir istisna rejimi getirildi ve görsel materyaller, sponsorlu içerikler ile hasta memnuniyeti ifadelerine ilişkin kurallar daha sıkı ve ayrıntılı biçimde yeniden düzenlendi. Yeni yönetmelik ile içerikler genişletildi 2023 yılında yürürlüğe giren yönetmelikte reklam yasağı genel ve teorik bir çerçevede belirtilirken, 2025’te yapılan değişiklikle “sponsorlu içerik” ve “hedefleme” kavramları somutlaştırılarak dijital mecra uygulamalarına uygun şekilde yeniden tanımlandı; Türkçe içeriklerde ücretli veya sponsorlu tanıtım yapılamayacağı açıkça vurgulanırken, yabancı dilde ve yurt dışına yönelik tanıtımlar yalnızca Uluslararası Sağlık Turizmi kapsamında ve yurt dışı IP’lerine hedeflenmek koşuluyla yapılabilecek. 2023 yönetmeliğinde sağlık meslek mensupları, kamu ve özel sağlık kuruluşları ile sağlık hizmeti sunan gerçek ve tüzel kişiler tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin kapsamı olarak belirtilirken, Uluslararası Sağlık Turizmi ve aracı kuruluşlar ayrı bir teknik rejim olarak detaylı şekilde ayrılmıyordu. 2025’te yapılan değişiklikle kapsam, Uluslararası Sağlık Turizmi Faaliyetlerini de açıkça kapsayacak şekilde genişletildi; bu alanda faaliyet gösteren sağlık tesisleri ve aracı kuruluşlar için ayrı kurallar getirildi, aracı kuruluşların yetki belgesinin site ve sosyal medya hesaplarında görünmesi, URL’de ticari unvan veya işletme adının yer alması ve sağlık tesisi gibi görünmeyip sadece aracılık hizmeti sunma şartı getirildi. Sağlık sektörü dijital pazarlamasında yeni dönem başladı Yönetmelikte meydana gelen değişiklikler ile ilgili görüşlerini aktaran Sağlık Ajans’ın Kurucu Ortağı Onur Aksakaloğlu, “Sağlık hizmetlerinde reklam yasağı devam ederken, özellikle sponsorlu içerikler, hedefleme, görsel kullanımı ve hasta hikayeleri konularında dijital odaklı ve ayrıntılı düzenlemeler getirildi. Türkçe içerik ve yurt içi hedefleme alanı daha da daraltılırken, yabancı dil ve yurt dışı hedeflemeye ise sağlık turizmi çerçevesinde sıkı koşullarla sınırlı bir tanıtım imkanı tanındı. Ayrıca web sitesi ve sosyal medya hesapları, içerik kadar sorumlu kişi, güncellik, kaynak gösterme, link yapısı ve hasta verisi kullanımı gibi teknik zorunluluklara da bağlandı.” dedi.

FMF hastalığına karşı dünyadan ilk klinik ilaç çalışması Haber

FMF hastalığına karşı dünyadan ilk klinik ilaç çalışması

Türkiye Romatoloji Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Gül, FMF’in (Familial Mediterranean Fever) dünyada en çok Türkiye’de görüldüğünü belirterek, kolşisin tedavisine dirençli hastalar için geliştirilen yeni biyolojik ilacın klinik çalışmalarında Türkiye’nin öncü konumda olduğunu söyledi Dünyada en fazla hasta Türkiye’de FMF, özellikle Akdeniz’in doğusunda yaşayan toplumlarda sık görülen, genetik geçişli bir hastalık. Türkiye’de görülme sıklığının 1/1000’den fazla olduğu ve bu nedenle “nadir hastalık” tanımının üzerinde seyrettiği ifade edildi. Bu oranla dünyadaki en fazla FMF hastası Türkiye’de yaşıyor Çocukluk döneminde başlayan, sebebi belirlenemeyen iltihap ataklarıyla seyreden hastalık; karın, göğüs, eklem bölgelerinde ağrıya neden oluyor ve apandisit ya da akciğer enfeksiyonu gibi farklı hastalıkları taklit edebiliyor. Erken tanı ve düzenli tedavi olmazsa, amiloidoz denilen ve böbrek başta olmak üzere organ yetmezliğine yol açan ciddi bir komplikasyon gelişebiliyor Tedavide Kolşisin ve yeni biyolojik ilaçlar FMF tedavisinde ilk seçenek olan kolşisin, atakların önlenmesinde ve amiloidoz riskinin azaltılmasında etkili. Ancak hastaların yaklaşık %5–10’u bu tedaviye yeterince yanıt vermiyor ya da yan etkiler nedeniyle ilacı kullanamıyor. Bu durumda IL-1 inhibitörü biyolojik ilaçlar devreye giriyor Türkiye, Rusya, Gürcistan ve Ermenistan merkezli yürütülen yeni bir ilaç çalışmasında, kolşisine dirençli FMF hastaları için umut verici sonuçlar elde edildi. Faz 2 aşamasında olan bu ilacın erken dönem bulgularının Ekim ayında Amerikan Romatizma Cemiyeti’nin kongresinde açıklanacağı duyuruldu “Hastalar yeni tedavilere erken ulaşabilecek” Prof. Dr. Ahmet Gül, Türkiye’de hasta sayısının fazlalığının klinik araştırmalarda ülkeyi önemli bir merkez haline getirdiğini belirterek şunları söyledi: “Türkiye, FMF hastalığında hem genetik araştırmalar hem de yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik bir ülke. Bu çalışmalar sayesinde hastalarımız yeni ilaçlara çok daha erken ulaşma şansı buluyor. IL-1’i engelleyen yeni tedavilerin artması, hastaların ataksız bir hayat sürmesi ve amiloidoz komplikasyonunun önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.” Uzmanlar, hastaların tedaviye uyumunun artırılması, düzenli ilaç kullanımının teşvik edilmesi ve yeni ilaç seçeneklerinin geliştirilmesiyle FMF’in yol açtığı sağlık yükünün önemli ölçüde azaltılabileceğini vurguluyor.

Yapay zekayla dertleşmenin gizli tehlikeleri Haber

Yapay zekayla dertleşmenin gizli tehlikeleri

Akıllı algoritmalar, sohbet robotları, hatta terapist görevini üstlenen yapay zeka destekli uygulamalar insan zihniyle karmaşık bir dansa tutuşmuş durumda.. Günümüzde yapay zeka ile dertleşenlerin sayısının hızla arttığını, oysa bu dertleşmenin gizli tehlikeler içerebildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Uzman Psikolog Meysenaz Koser “Sosyal medya algoritmalarının bizim ne istediğimizi bizden önce bilmesi, duygularımıza cevap veren sanal asistanlar ve ‘terapi botları’ günümüzde sıradanlaştı. Bazı kullanıcılar, yapay zeka ile kurdukları etkileşimi bir ‘dijital dostluk’ olarak tanımlıyor. Hatta yalnızlık hissini azalttığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak bu durum iki ucu keskin bir bıçak. Zamanla yalnızlaşmadan depresyona dek bir çok tehlikeye neden olabilir” diyor. Uzman Psikolog Meysenaz Koser, yapay zekayla dertleşirken dikkat edilmesi gereken 7 uyarısını sıraladı, ‘dijital dost’unuzla duygusal dertleşmelerinizde gizli tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Yüzeysel yanıtlar verdiğini bilin Yapay zekanın yanıtları derin psikolojik destek yerine geçmez. Terapi veya psikolojik yardım sadece insanla yapılır. Zeka modelinin tavsiyeleri yüzeysel ya da genelleyici olabilir. Yapay zeka sorularınıza istediğiniz uzunlukta ve ayrıntılarla yanıt verse de sizin yaşadığınız deneyimin anlamını tam olarak kavrayamaz. Duygularınızı hissettiğini sanmayın Her bireyin ruhsal deneyimi eşsiz ve derinliklidir, bu derinliğin tamamı algoritmalarla kapsanamaz. Yapay zeka duyguları anlayabilir ama hissetmez, gerçek empati kuramaz. Sizi destekleyici görünse de, bu bir programlanmış yanıttır, içtenlik değil. Unutmayın, duygularınız ‘analiz edilecek veri’ değil, sizin yaşanmışlıklarınız ve ruhunuzun derinliklerinde hissettiklerinizdir. Gerçek ilişkilerin yerini tutmaz Uzman Psikolog Meysenaz Koser “İnsan ruhu canlı ilişkilerle iyileşir; yüz yüze temas, jest, ses tonu, göz teması gibi. Yapay zeka ile kurulan bağlar tek taraflı ve yapaydır. Kişi, yapay zekayla geçirdiği zamanın tatmin edici olduğunu düşünerek gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşabilir. Sosyal bağlar zayıflayıp, aile, arkadaş ya da iş çevresindeki etkileşimlerde azalma yaşanabilir” diyor. Alışkanlık haline getirmeyin Sadece yapay zekaya dert anlatmak, alışkanlık haline gelirse sosyal kaçınmayı ve yalnızlığı artırabilir. Oysa insanlarla bağ kurmak hala ruh sağlığının temelidir. Üstelik yapay zeka ile kurulan ilişkide geri bildirimlerin her zaman olumlu ve kabul edici olması, kişiyi gerçek dünyadaki normal çatışmalara karşı savunmasız bırakabilir. Gerçek hayattaki reddedilmeler daha ağır hissedilebilir. Geçici bir rahatlama sağlayabilir ama! Yapay zekaya anlattıklarınızla geçici bir rahatlama hissedebilirsiniz. Ama asıl ihtiyaç duyduğunuz şey, karşılıklı, anlayan bir bilinçtir. Unutmayalım; yapay zeka bir araçtır. İnsan olmak, duyguları hissetmek ve paylaşmakla ilgilidir. Gizliliğe ve zaman kaybına dair bilinçli olun ‘Dijital dost’unuzla kendi duygularınızı paylaşırken kişisel veri güvenliğine dikkat edin. Anlattığınız her şey gelecekte işlenebilecek bir veridir. Öte yandan, yapay zeka ile geçirilen aşırı süre, kişinin kariyeri, eğitimi ya da kişisel gelişimi için ayırabileceği zamanı azaltabilir. Bağımlı hale gelmeyin Uzman Psikolog Meysenaz Koser ”Kişi zamanla yapay zekaya duygusal olarak bağımlı hale gelebilir. Bu da teknolojiden kopamama ve yalnız kaldığında aşırı stres hissetme gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca zamanla ortaya çıkabilen ‘beni anlayan tek şey bir makine’ düşüncesi, kişiyi yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir” diyor.

Kül yağışı sağlığı tehdit ediyor Haber

Kül yağışı sağlığı tehdit ediyor

“Orman yangınları yalnızca doğayı ve ekosistemi değil, soluduğumuz havayı da ciddi şekilde tehdit ediyor” diyen Uzm. Dr. Banu Özdemir Genç, özellikle küçük çocuklar, yaşlı bireyler, kronik solunum hastalığı olanlar ve hamile kadınların kül ve duman nedeniyle ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Banu Özdemir Genç, özellikle küçük çocuklar, yaşlı bireyler, kronik solunum hastalığı olanlar ve hamile kadınların kül ve duman nedeniyle ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekti. Genç, “Yangınlar, ormanları ve hayvanları yok ettiği gibi havayı da oldukça olumsuz etkiliyor. Yangın dumanındaki küçük ya da büyük partiküller havaya karışıyor. Özellikle küçük çocuklar, yaşlılar, astım, KOAH ve kalp hastaları yangın dumanından ve küllerinden en çok etkilenen gruptur” dedi. “Kül yağışı sonrası solunum sistemi zarar görebilir” Uzm. Dr. Banu Özdemir Genç, “Kül yağışı sonrası solunum yolları çeşitli şekillerde olumsuz etkilenebilir. Özellikle volkanik patlamalar, orman yangınları veya endüstriyel kazalar sonrası havaya karışan ince kül parçacıkları, solunum sistemi üzerinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Orman yangını dumanından yayılan parçacıklar farklı boyutlarda olsa da yaklaşık %90’ı, saç telinin otuzda biri kadar küçük olan ince parçacıklardan (PM2.5 yani 2.5 mikron çapında veya daha küçük parçacıklar) oluşur” ifadelerine yer verdi. “Duman ve partiküller solunum ve kalp sağlığını etkiliyor” Genç, “Bu ince partiküllerin (PM2.5, PM10) solunması, burun, boğaz ve akciğerlere kadar ulaşabilir. Akciğer hastalığı olan kişiler her zamanki kadar rahat nefes alamayabilir; öksürük, balgam, göğüste rahatsızlık, hırıltı ve nefes darlığı gibi yakınmalar yaşayabilir. Kalp hastalığı olan kişilerde ise göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı veya yorgunluk görülebilir. Uzun süreli maruziyet, kronik solunum hastalıklarının kötüleşmesine neden olabilir” dedi. “Alerjik reaksiyonlar şiddetlenebilir” Genç, “Bazı kişilerde kül, alerjik semptomları artırabilir. Hapşırık, burun akıntısı ve gözlerde yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Özellikle hassas bireylerde solunum kapasitesinde geçici ya da kalıcı azalma görülebilir” dedi. “Kül ve dumanın en çok etkilediği gruplar” “Kül ve dumanın etkilediği risk grubunda kronik solunum hastalığı olanlar (astım, KOAH), yaşlı bireyler, çocuklar ve bebekler, hamile kadınlar ile kalp-damar hastaları yer alır” diyen Uzm. Dr. Banu Özdemir Genç, “Yaşlı bireylerde solunum sistemi daha zayıf olduğundan etkilenme riski yüksektir. Çocukların ve bebeklerin akciğerleri hâlâ gelişme aşamasında olduğu için kül parçacıklarına karşı daha hassastırlar. Hamile kadınlarda ise solunan zararlı partiküller hem anne sağlığını hem de bebeğin gelişimini etkileyebilir. Kül partikülleri, sadece solunum sistemini değil, dolaylı olarak kardiyovasküler sistemi de olumsuz etkileyebilir” dedi. “Kendinizi ve sevdiklerinizi korumak için alınması gereken önlemler” “Bu nedenle korunma oldukça önemlidir” diyen Genç, “Özellikle risk grubundakiler dışarı çıkmaktan kaçınmalıdır. Maske takılmalı, tercihen N95 veya FFP2 tipi maskeler tercih edilmelidir. Cam ve kapılar kapalı tutulmalı, iç ortamda hava temizleyicileri kullanılmalıdır. Araç kullanılıyorsa iç hava sirkülasyonu moduna alınmalıdır. İç ortam hava kalitesinin düşük olduğu, yangından etkilenmiş yapılar veya yakınlarında duman ve kül kalıntısı olan yerlerde temizlik yapılırken, külü ve kalıntıları dağıtıp tekrar havaya karıştıracak eylemlerden uzak durulmalı; yeterli havalandırma ve diğer koruyucu önlemler alınmalıdır” açıklamalarında bulundu.

Sağlıkta sistem değişiyor Haber

Sağlıkta sistem değişiyor

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan yasa değişikliği teklifi ile sağlıkta yeni bir dönemin kapıları aralanacak. İnşallah, çok kısa bir süre içinde yeni bir dönem başlayacak. Sağlık sistemimizi ileri taşıyacak bir dizi köklü değişiklik hayata geçirilecek." ifadesini kullandı. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından, TBMM Başkanlığı'na sunulan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'yle Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nda yapılacak düzenlemeye ilişkin açıklama yaptı. Bugünün tarihi bir gün olduğunu belirten Memişoğlu, "Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan yasa değişikliği teklifiyle sağlıkta yeni bir dönemin kapıları aralanacak. İnşallah çok kısa bir süre içinde yeni bir dönem başlayacak. Sağlık sistemimizi ileri taşıyacak bir dizi köklü değişiklik hayata geçirilecek. Organ bağışında dijital başvuru imkanının sunulduğu ve bağışçı kararının esas alındığı yeni bir yapıya kavuşulacak." değerlendirmesinde bulundu. Bakan Memişoğlu, söz konusu değişikliğinin olması durumunda, özel hastane kadrosunda çalışan hekimlerin 2 sağlık kuruluşunda hizmet sunabilmesinin mümkün olacağını, kazançlarının hem kıdem tazminatlarına hem de emeklilik kazanımlarına yansıyacağını bildirdi. "Tıbbi işlem ve uygulamalar için onay dijital ortamda alınabilecek" Değişikliğin içeriğine ilişkin bilgi veren Memişoğlu, sağlık hizmetlerinin yeni sağlık meslek tanımlarıyla güçlendirileceğine ve optisyenlerin meslek örgütlerinin aktif hale getirileceğine işaret etti. Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Tıbbi işlem ve uygulamalar için hasta ve hasta yakınlarının onayı artık dijital ortamda alınabilecek. Onay süreçleri daha pratik biçimde tamamlanarak acil vakalarda ve uzaktan sağlık hizmeti sunumunda kolaylık sağlanacak. İlaç tedarik zinciri ve tıbbi cihaz alanlarında denetimler artırılarak bir dizi yeni güvenlik adımı hayata geçirilecek. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarının tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri daha sıkı biçimde takip edilecek." Aldatıcı ve yanıltıcı tanıtım ve reklam faaliyetlerinde bulunarak ticari kazanç elde etmek isteyenlere geçit verilmeyeceğinin altını çizen Memişoğlu, sürdürülebilir ve kontrollü üretim modeliyle tıbbi kenevirden elde edilen ilaçların, özel tıbbi amaçlı gıdaların ve kişisel bakım ürünlerinin üretimi ve satışının daha sıkı kurallara bağlanacağını, ruhsatlandırma ve takip işlemlerinin yalnızca Bakanlık tarafından yürütüleceğini bildirdi. Memişoğlu, şunları kaydetti: "Bugün geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz bilgi birikimi, teknik kapasite ve nitelikli insan gücüyle çok daha ötesini hedeflediğimizi açıkça ifade etmek istiyorum. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı ve Küresel Sağlıkta Lider Türkiye vizyonumuza emin adımlarla ilerlediğimizin bir kez daha altını çiziyorum. Yasa değişikliği teklifinin hazırlanmasında emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyor, ülkemiz, milletimiz ve büyük sağlık ailemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.