SON DAKİKA
Hava Durumu

#Rekabet Gücü

Ekometre - Rekabet Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Gücü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Şimşek’ten cari açık mesajı Haber

Şimşek’ten cari açık mesajı

Şimşek, küresel ticaretteki belirsizliklere karşı ihracatçıların rekabet gücünü artıracak ve yüksek teknolojili, katma değerli üretimi destekleyecek politikaların sürdürüleceğini bildirdi. Türkiye’nin temmuz ayı ödemeler dengesi verilerinin açıklanmasının ardından ekonomi yönetiminden ihracat ve üretim odaklı mesaj geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, cari açığın görünümünü değerlendirirken Türkiye’nin küresel ticaretteki değişime uyum sağlayabilmesi için üretim ve ihracat kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik politikaların devam edeceğini belirtti. Cari açık 40,7 milyar dolar Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi. Yıllıklandırılmış cari işlemler açığının temmuz itibarıyla 40,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Şimşek, küresel ticarette belirsizliklerin ve maliyet baskılarının arttığı bir döneme dikkat çekti. Bakan Şimşek, Türk ihracatçılarının değişen küresel koşullara uyum sağlamaya devam ettiğini ifade etti. İhracatçının rekabet gücü desteklenecek Şimşek, önümüzdeki dönemde ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik adımların sürdürüleceğini açıkladı. Türkiye’nin ürün ve pazar çeşitliliğinin yanı sıra güçlü üretim altyapısının ihracat performansını desteklediğini belirten Şimşek, firmaların küresel ticaretteki değişimlere hızlı uyum sağlama kapasitesinin önemine işaret etti. Yüksek teknolojili üretim öncelikte Ekonomi yönetiminin mesajında yüksek teknolojili ve katma değerli üretim öne çıktı. Şimşek, “Önümüzdeki dönemde ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak adımlar atmaya, yüksek teknolojili ve katma değerli üretimi güçlendirecek yapısal dönüşüm politikalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bu yaklaşım, cari açığın kalıcı olarak azaltılması açısından yalnızca ihracat hacminin değil, ihracatın teknoloji ve katma değer kompozisyonunun da güçlendirilmesinin hedeflendiğine işaret ediyor. Hizmet ihracatı dış dengeyi destekliyor Şimşek, mal ihracatının yanı sıra hizmet ihracatındaki güçlü görünümün de cari denge açısından destekleyici olduğunu belirtti. Hizmet ihracatındaki dirençli seyrin dış dengedeki görünümü olumlu etkilediğini ifade eden Şimşek, Türkiye’nin cari dengesindeki iyileşmenin sürdürülebilir olması için üretim ve ihracat yapısının güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Tedarik güvenliği de gündemde Küresel ticarette yaşanan dönüşüm ve jeopolitik gelişmelerin yeni riskler ortaya çıkardığına dikkat çeken Şimşek, Türkiye’nin rekabet gücünün yanı sıra tedarik güvenliğinin de artırılmasının hedeflendiğini bildirdi. Yüksek teknoloji ve katma değer odaklı yapısal dönüşümün, Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu güçlendirmesinin yanı sıra dış dengedeki kırılganlıkların azaltılmasına da katkı sağlaması hedefleniyor.

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek Haber

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek

Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemine ilişkin yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program’da makroekonomik istikrarın güçlendirilmesinin yanı sıra verimlilik ve rekabet gücünün artırılması, yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması ile ihracat kapasitesinin geliştirilmesi öncelikli politika alanları arasında yer aldı. Üretim odaklı büyümeye vurgu Orta Vadeli Program’ı değerlendiren Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, fiyat istikrarı ve mali disiplin korunurken büyümenin üretim kapasitesi, verimlilik ve yüksek katma değer temelinde güçlendirilmesini doğru bir yaklaşım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Öztürk, “Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve ihracata verilen önceliği reel sektörümüz açısından önemli buluyoruz. İmalat sanayisinin üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak, işletmelerimizin rekabet gücünü geliştirecek politikalar kalıcı ekonomik istikrarın sağlanmasına katkı sunacaktır. Programda yer alan tedbirlerin belirlenen takvim çerçevesinde kararlılıkla uygulanması ve sağlanacak imkânların işletmelerimize hızlı biçimde yansıması büyük önem taşımaktadır” dedi. OVP’nin reel sektör hedeflerine KTOTEK desteği OVP’de ihracatın geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve işletmelerin rekabet gücünün desteklenmesine verilen öncelik, reel sektörün bu alanlardaki dönüşümünü daha da önemli hâle getiriyor. Konya Ticaret Odası da KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla Konya iş dünyasına bu süreçte destek sağlıyor. Kampüs içerisinde faaliyet gösteren KTO Dış Ticaret Merkezi firmaların yeni pazarlara ulaşmasına, Konya Model Fabrika ise üretim süreçlerini geliştirerek verimliliklerini artırmasına yönelik hizmetler sunuyor. Firmalara yeni pazarlar için yol haritası KTO Dış Ticaret Merkezi, ihracata yeni başlayacak işletmeler ile mevcut ihracatını geliştirmek isteyen firmalara yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. İhracat Koçluğu, Hedef Pazar Analizi ile Hedef Müşteri ve Tedarikçi Araştırmaları kapsamında işletmelerin doğru pazarları belirlemelerine, potansiyel müşterilere ulaşmalarına ve dış ticaret süreçlerini planlamalarına destek veriliyor. İhracatta kalıcı artış için firmaların yeni pazarlara ulaşmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Küresel belirsizliklerin, korumacı politikaların ve zayıflayan dış talebin iş dünyamız üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemden geçiyoruz. Firmalarımızın mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara açılması ve dış ticaret kabiliyetlerini geliştirmesi gerekiyor. KTO Dış Ticaret Merkezimizle üyelerimizin bu süreçlerini destekliyor, ihracat hedeflerine ulaşmaları için ihtiyaç duydukları alanlarda yanlarında oluyoruz” ifadelerini kullandı. Verimlilik odaklı dönüşümde model fabrika desteği OVP’nin temel başlıklarından biri olan verimlilik ve rekabet gücü alanında ise Konya Model Fabrika tarafından sanayi işletmelerine yönelik uygulamalı çalışmalar yürütülüyor. Yalın üretim eğitimleri ile Öğren ve Dönüş Programları sayesinde üretim süreçlerindeki israfların azaltılması, kaynakların daha etkin kullanılması ve işletmelerde verimlilik kültürünün geliştirilmesi amaçlanıyor. Öztürk, “Günümüzde rekabet gücünü korumak yalnızca daha fazla üretmekle mümkün değildir. Kaynakları etkin kullanan, süreçlerini geliştiren ve daha yüksek katma değer oluşturan bir üretim yapısına yönelmek zorundayız. Konya Model Fabrikamızla işletmelerimizin verimlilik odaklı dönüşümüne katkı sağlıyoruz. KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla OVP’de ortaya konulan hedeflerin Konya iş dünyasında karşılık bulmasını ve firmalarımızın yeni döneme hazırlanmasını desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

MPİOSB “Yeşil OSB” adımlarını hızlandırdı Haber

MPİOSB “Yeşil OSB” adımlarını hızlandırdı

MPİOSB Bölge Müdürü Selim Çetinkaya: “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren 373 OSB’mizden sadece 31’i Yeşil OSB Sertifikası’na sahip. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu seçkin bölgeler arasına girmek istiyoruz.” Türkiye’de plastik sektörüne odaklı ilk ve tek ihtisas organize sanayi bölgesi olan Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (MPİOSB), sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri kapsamında “Yeşil OSB” olma yolundaki çalışmalarını hızlandırdı. Bölge’nin kurumsal ve teknik kapasitesinin geliştirilmesi amacıyla kapsamlı bir çalışma sürdüren MPİOSB’de; Su Verimliliği, Çevre Yönetim Sistemi, Kalite Yönetim Sistemi ve Enerji Yönetim Sistemi başlıklarında temel eğitimler tamamlandı. Yeşil OSB hedefi hakkında bilgi veren MPİOSB Bölge Müdürü Selim Çetinkaya, uyguladıkları çalışma takvimi doğrultusunda yönetim sistemlerinin gerektirdiği dokümantasyon ve uygulama altyapısının hazırlanmasına başladıklarını belirtti. Haftada bir gün yeşil dönüşüm mesaisi Haftada en az bir tam gün ayrılan çalışmalar kapsamında; ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi standartlarının gerektirdiği dokümantasyon ve talimatların oluşturulduğunu vurgulayan Çetinkaya, sürdürülebilirliğin sanayi bölgelerinin geleceğinde belirleyici unsurlardan biri haline geldiğine dikkat çekerek, MPİOSB’nin bu dönüşüme güçlü bir kurumsal altyapıyla hazırlanmasını hedeflediklerini söyledi. Selim Çetinkaya, şu değerlendirmeyi yaptı: “Eylül ayı itibarıyla ülkemizde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren 373 OSB’miz bulunuyor ve bu OSB’lerimizden sadece 31’i Yeşil OSB Sertifikası’na sahip. Menemen Plastik İhtisas OSB de bu seçkin bölgeler arasına katılmak amacıyla çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu süreci yalnızca bir belgelendirme çalışması olarak görmemekteyiz. Katılımcılarımıza sunduğumuz hizmetin kalitesini artırmak, yeni imar planımızla birlikte bölgemiz içerisinde oluşacak 220 dönümlük alanımızın nitelikli yatırımlara tahsisini sağlamak için bu sürece kritik önem vermekteyiz. Günümüz dünyasında tüm kurumsal şirketlerin çevreye ve doğaya saygılı üretim gerçekleştiren bölgelerde yatırım kararı aldıklarını görmekteyiz.” // “REKABET GÜCÜ YALNIZCA ÜRETİM KAPASİTESİ DEĞİL” Menemen Plastik İhtisas OSB’nin kaynaklarını daha verimli kullanan, çevresel performansını sürekli geliştiren ve enerji yönetimini sistematik hale getiren bir OSB yapısına kavuşmayı hedeflediğini kaydeden Çetinkaya, bu doğrultuda öncelikle kurumun yönetim sistemleri altyapısını güçlendirdiklerine işaret etti. Su Verimliliği, Çevre, Kalite ve Enerji Yönetim Sistemi temel eğitimlerini tamamladıkları bilgisini veren Selim Çetinkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eylül 2026 itibarıyla bu eğitimlerin uygulama ve dokümantasyon aşamasındayız. Haftada en az bir tam günümüzü bu sürece ayırıyoruz. ISO 9001, ISO 14001 ve ISO 50001 standartları kapsamında ihtiyaç duyulan listelerden formlara, planlardan süreçlere ve uygulama talimatlarına kadar tüm dokümantasyon altyapımızı adım adım oluşturuyoruz. Bu çalışmalarımızın tamamlanmasının ardından, ISO 14064 standardı kapsamında sera gazı emisyonlarının hesaplanması ve raporlanmasına yönelik çalışmalarımıza başlayacağız. Böylece Bölgemizin sera gazı envanterini ortaya koyarak mevcut durumumuzu ölçülebilir veriler üzerinden değerlendirmeyi ve emisyonlarımızın azaltılmasına yönelik çalışmalar için güçlü bir veri altyapısı oluşturmayı hedefliyoruz. Tüm bu hazırlıkların tamamlanmasının ardından ise Yeşil OSB sürecimizi başlatacağız. Buradaki temel amacımız, standartların istediği şartları kâğıt üzerinde karşılamak değil; bunları Bölge Müdürlüğümüzün iş yapış biçiminin bir parçası haline getirmek. Sanayide rekabet gücünün artık yalnızca üretim kapasitesi ve maliyetlerle ölçülmediği bir dönemdeyiz. Enerjiyi, suyu ve diğer kaynakları ne kadar verimli kullandığınız, çevresel etkilerinizi nasıl yönettiğiniz ve sürdürülebilirliği kurumsal yapınıza ne ölçüde entegre ettiğiniz de rekabetçiliğin temel unsurları arasında. Menemen Plastik İhtisas OSB olarak bu dönüşümde katılımcılarımıza örnek ve yol gösterici bir yapı oluşturmak istiyoruz.”

Alman devlerinden hükümete acil reform çağrısı Haber

Alman devlerinden hükümete acil reform çağrısı

İş dünyası, üretim ve istihdamın Almanya’da korunması için maliyetlerin düşürülmesini ve çalışma hayatında daha fazla esneklik sağlanmasını istiyor. Almanya’da sanayinin önde gelen temsilcileri, hükümete yönelik reform baskısını artırdı. Otomotiv ve sanayi sektörünün büyük şirketleri ile işveren örgütleri, Berlin yönetimine gönderdikleri ortak mesajda, yüksek enerji maliyetleri ve artan iş gücü maliyetlerinin ülkenin küresel rekabet gücünü tehdit ettiğini belirterek yapısal reformların gecikmeden hayata geçirilmesini istedi. Özellikle Bavyera ve Baden-Württemberg'deki iş dünyası temsilcilerinin öncülük ettiği çağrıda, hükümetin koalisyon programında yer alan ekonomi ve çalışma hayatına yönelik reformları hızlandırması talep edildi. İş dünyasına göre Almanya'nın önündeki temel mesele, yalnızca mevcut ekonomik yavaşlamayı aşmak değil; şirketlerin üretim, yatırım ve istihdam için ülkeyi uzun vadede cazip bir merkez olarak görmeye devam etmesini sağlamak. Yüksek maliyetler sanayiyi zorluyor Alman sanayisi son yıllarda enerji fiyatları, küresel rekabetin sertleşmesi ve yüksek maliyetler nedeniyle önemli bir baskı altında bulunuyor. Şirketler, enerji maliyetlerinin kalıcı biçimde daha rekabetçi seviyelere çekilmesini isterken, sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan mali yüklerin de işverenler ve çalışanlar açısından sürdürülebilir hale getirilmesini talep ediyor. Almanya'da 2026 yılı için sosyal güvenlik sistemine ilişkin hesaplama sınırları da ücret gelişimine paralel olarak yeniden artırıldı. Federal Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı, bu düzenlemelerin sosyal güvenlik sisteminin finansman tabanını ve ödeme dengesini korumayı amaçladığını belirtiyor. Ancak iş dünyası, primler ve diğer yan maliyetlerdeki yükselişin toplam iş gücü maliyetini artırarak Almanya'nın uluslararası rekabetçiliğini zayıflattığı görüşünde. İş dünyasının beklentisi: Daha düşük maliyet, daha fazla esneklik Sanayi temsilcilerinin hükümetten beklentileri birkaç ana başlıkta toplanıyor. İlk sırada enerji fiyatlarının düşürülmesi bulunuyor. Özellikle enerji yoğun sektörler açısından yüksek maliyetlerin üretim yatırımları üzerinde baskı oluşturduğu belirtiliyor. İkinci önemli başlık ise sosyal güvenlik yükleri. İş dünyası, artan maliyetlerin hem şirketlerin yatırım kararlarını hem de istihdam kapasitesini olumsuz etkilediğini savunuyor. Reform çağrısında ayrıca: çalışma hayatında daha fazla esneklik sağlanması,bürokratik süreçlerin azaltılması,kamu hizmetlerinde dijitalleşmenin hızlandırılması,yatırım süreçlerinin kolaylaştırılması gibi talepler öne çıkıyor. Berlin reform gündemini hızlandırmak istiyor Federal hükümet de ekonominin yeniden güçlendirilmesini öncelikli başlıklardan biri olarak görüyor. Hükümetin açıkladığı reform programlarında büyümenin desteklenmesi, rekabet gücünün artırılması, bürokrasinin azaltılması, sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sağlanması ve iş gücü piyasasının güçlendirilmesi yer alıyor. Temmuz ayında hükümet, bu alanları kapsayan toplam 34 önlem üzerinde uzlaşıldığını açıklamıştı. Ancak iş dünyasının temel eleştirisi, reform başlıklarının belirlenmesinin tek başına yeterli olmadığı yönünde. Şirketler, özellikle maliyet baskısının devam ettiği mevcut dönemde uygulamaya geçiş sürecinin hızlandırılmasını istiyor. Sanayinin geleceği Almanya'nın gündeminde Almanya'nın güçlü sanayi altyapısı uzun yıllardır Avrupa ekonomisinin temel taşı olarak görülüyor. Ancak enerji maliyetleri, küresel tedarik ve rekabet koşullarındaki değişim, iş gücü açığı ve yüksek üretim maliyetleri bu model üzerinde yeni baskılar oluşturuyor. Hükümet de rekabet gücünü artırmak amacıyla yatırım ve reform odaklı bir politika izliyor. 2026 bütçe ve mali planında büyümeyi destekleyecek yatırımların yanı sıra kamu harcamalarında yapısal düzenlemeler ve sosyal güvenlik reformları öne çıkarılıyor. Alman iş dünyasının son çağrısı ise Berlin'e açık bir mesaj niteliği taşıyor: Reformların etkisini gösterebilmesi için yalnızca planlanması değil, hızla uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Almanya'nın enerji maliyetlerinden sosyal güvenlik sistemine, çalışma hayatından bürokrasiye kadar uzanan reform gündemini ne hızla hayata geçireceği, ülkenin sanayi üretimi ve küresel rekabet gücü açısından belirleyici olacak.

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı Haber

Türkiye’nin dijital egemenlik sınavı

Ekometre Araştırma, Türkiye’nin dijital egemenlik hedefini rakamlar ve politika başlıkları üzerinden inceledi. Dijital teknolojiler artık yalnızca ekonomik büyümenin veya günlük hayatın bir parçası değil. Veri, yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapılar; ülkelerin ekonomik rekabet gücü kadar kamu kapasitesi ve stratejik bağımsızlığı açısından da önem taşıyan alanlara dönüşüyor. Türkiye de yapay zekâ ve dijital dönüşümde yeni dönem hedeflerini ortaya koymuş durumda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 13 Haziran 2026’da açıklanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, insan kaynağından veri altyapısına, yapay zekâ uygulamalarından dijital kapasitenin güçlendirilmesine kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı çalışması ise tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Raporda dijital teknolojilerdeki dış bağımlılığın yalnızca ekonomik bir konu olmadığı; veri egemenliği, kritik altyapılar ve devletlerin bağımsız karar alma kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Dijital güç, yeni rekabet alanı haline geliyor Dijital ekonomide büyük platformların ve teknoloji şirketlerinin etkisi arttıkça, ülkelerin teknolojiye erişimi kadar bu teknolojiler üzerindeki denetim ve yönetişim kapasitesi de önem kazanıyor. TÇE’nin raporunda öne çıkan temel yaklaşım, dijital gücün yalnızca piyasa büyüklüğüyle açıklanamayacağı yönünde. Veri yoğunlaşması, platform ekonomilerinin ağ etkisi ve kritik altyapılardaki bağımlılık, dijitalleşmenin aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede dijital egemenlik tartışmasının merkezinde dört temel soru bulunuyor: Kritik veriler nerede ve hangi kurallar çerçevesinde işleniyor?Dijital altyapılarda tek bir kaynağa aşırı bağımlılık oluşuyor mu?Devletler, kendi pazarlarında faaliyet gösteren büyük dijital platformları ne ölçüde denetleyebiliyor?Kritik teknolojilere erişimde kesinti yaşanması halinde alternatif kapasite bulunuyor mu? Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki teknoloji politikası açısından bu soruların önemi giderek artacak. Türkiye, yapay zekâ için yeni hedeflerini açıkladı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında şekilleniyor. Planın insan kaynağı hedefleri arasında 81 ilde kurulacak yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri aracılığıyla iki yılda 5 milyon vatandaşa eğitim verilmesi bulunuyor. Aynı dönemde 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Bu hedefler, yapay zekâ rekabetinin yalnızca yazılım veya donanım yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Teknolojiyi geliştirecek, uygulayacak ve kamu ile özel sektörde kullanıma dönüştürecek nitelikli insan kaynağı, dijital kapasitenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Veri altyapısı ve hesaplama kapasitesi kritik olacak Yapay zekâ sistemlerinin gelişmesi, büyük miktarda verinin işlenmesini ve güçlü fiziksel altyapıların kurulmasını gerektiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın açıkladığı hedefler arasında, Türkiye'nin veri merkezi kapasitesinin mevcut 250 megavat seviyesinden 1 gigavat düzeyine yükseltilmesi de yer alıyor. Bakanlık, bu amaçla enerji altyapısı güçlü yapay zekâ büyüme bölgeleri oluşturulacağını ve özel sektör yatırımlarının hızlandırılacağını belirtiyor. Bu hedef, dijital egemenlik tartışmasının görünmeyen ancak en kritik boyutlarından birine işaret ediyor: Yapay zekâ yalnızca yazılım değil, aynı zamanda büyük ölçekte enerji, işlem gücü ve veri merkezi altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla ülkelerin yapay zekâ yarışındaki konumu, geliştirdikleri uygulamalar kadar bu uygulamaları destekleyecek fiziksel ve teknik kapasiteyle de belirlenecek. Türkiye büyük bir dijital pazar Türkiye'nin dijitalleşmedeki mevcut ölçeği de dikkat çekici. Digital 2026 Türkiye verilerine göre, 2025 yılı sonunda Türkiye'de 77,5 milyon internet kullanıcısı bulunuyordu. İnternet penetrasyonu ise nüfusun yüzde 88,3'üne ulaştı. Aynı veri setine göre ülkede 62,3 milyon sosyal medya kullanıcı kimliği bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye'yi küresel dijital ekonomi açısından önemli bir pazar haline getiriyor. Ancak büyük bir dijital kullanıcı tabanına sahip olmak ile dijital teknolojilerin kritik katmanlarında güçlü bir üretim ve kontrol kapasitesine sahip olmak aynı anlama gelmiyor. TÇE'nin dijital hegemonya tartışmasının Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: Dijitalleşme büyürken stratejik bağımlılıkların hangi alanlarda yoğunlaştığı ve bu bağımlılıkların nasıl yönetileceği. 253,6 milyar TL’lik pazarda dijitalin ağırlığı arttı Dijitalleşmenin ekonomik boyutu, Türkiye'deki medya ve reklam yatırımlarında da açık biçimde görülüyor. Reklamverenler Derneği verilerine göre Türkiye'de toplam medya ve reklam yatırımları 2024 yılında yüzde 78,9 artarak 253,6 milyar TL'ye ulaştı. Medya yatırımları içinde en büyük pay ise yüzde 74,2 ile dijital mecralara ayrıldı. Dijital yatırımların tutarı 158 milyar TL'yi aştı. Bu tablo, ekonomik faaliyetlerin giderek daha büyük bölümünün dijital platformlar ve dijital iletişim kanalları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Dijital platformların ekonomik etkisi ise yalnızca reklam gelirleriyle sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin işlenmesi, içeriklerin algoritmalar aracılığıyla sıralanması ve dijital görünürlüğün platform kurallarıyla şekillenmesi, dijital piyasalardaki gücün çok boyutlu hale geldiğini gösteriyor. Asıl mesele dış bağımlılığı sıfırlamak değil Dijital egemenlik tartışmasında en kritik noktalardan biri, kavramın yanlış biçimde “bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek” şeklinde yorumlanması. Bugünün teknoloji değer zinciri küresel ölçekte birbirine bağlı durumda. Yarı iletkenlerden bulut sistemlerine, telekomünikasyon altyapısından yapay zekâ modellerine kadar birçok kritik alanda üretim farklı ülkeler ve şirketler arasında dağılmış bulunuyor. Bu nedenle daha gerçekçi yaklaşım, tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmaya çalışmak değil; kritik bağımlılıkları belirlemek, riskleri ölçmek ve stratejik alanlarda alternatif kapasite oluşturmaktır. TÇE'nin raporunda da dijital egemenlik, Türkiye'nin tüm teknoloji katmanlarında tek başına yeterli hale gelmesi hedefinden ziyade, stratejik risk yaratabilecek bağımlılıkların yönetilmesi çerçevesinde ele alınıyor. Türkiye için asıl rekabet: Kullanmak mı, üretmek ve yönetmek mi? Türkiye'nin yapay zekâ alanında açıkladığı yeni hedefler, dijital ekonomide daha güçlü bir kapasite oluşturma isteğini ortaya koyuyor. Beş milyon kişiye eğitim verilmesi, on bin ileri düzey uzman ve yüz bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi ile veri merkezi kapasitesinin 1 gigavata çıkarılması hedefi; insan kaynağı ve altyapının birlikte geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşımı işaret ediyor. Ancak Ekometre Araştırma'nın değerlendirmesine göre, önümüzdeki dönemde başarı yalnızca bu hedeflere ulaşılmasıyla ölçülmeyecek. Asıl belirleyici olan, Türkiye'nin kritik dijital altyapılardaki kapasitesini ne ölçüde artırdığı,veri ve yapay zekâ alanında yerli üretim gücünü ne kadar geliştirdiği,tek bir teknoloji veya tedarikçiye aşırı bağımlılık riskini ne ölçüde yönettiği,büyük dijital platformlar karşısında etkili bir düzenleme ve denetim kapasitesi oluşturup oluşturamadığı olacak. Ekometre Araştırma'nın sonucu Dijital çağda güçlü olmak, yalnızca en fazla teknolojiyi kullanan ülkeler arasında yer almak anlamına gelmiyor. Asıl güç; kritik teknolojileri anlayabilmek, stratejik bağımlılıkları yönetebilmek, gerekli altyapıyı kurabilmek, insan kaynağını yetiştirebilmek ve dijital alanın kurallarında söz sahibi olabilmekten geçiyor. Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı bu hedef doğrultusunda önemli bir yol haritası ortaya koyuyor. Bundan sonraki kritik aşama ise açıklanan hedeflerin uygulanması ve Türkiye'nin büyük bir dijital tüketici pazarının ötesine geçerek teknoloji üretimi, altyapı kapasitesi ve dijital yönetişimde daha güçlü bir konuma ulaşıp ulaşamayacağı olacak. Özetle Türkiye'nin dijital egemenlik tartışmasındaki temel soru şu: Teknolojinin yalnızca büyüyen pazarlarından biri mi olacak, yoksa teknolojiyi üreten, yöneten ve kurallarının şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasına mı girecek?

Şirketlerin odağında verimlilik var Haber

Şirketlerin odağında verimlilik var

İşletmeler, yeni yatırımlarda seçici davranırken mevcut kaynaklardan daha yüksek verim elde etmeye odaklanıyor. Yüksek faiz ve finansman maliyetleri, şirketlerin yalnızca yeni yatırım kararlarını değil, mevcut kaynaklarını kullanım biçimlerini de yeniden değerlendirmesine neden oluyor. Bu dönemde maliyet yönetiminin yanı sıra üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması, işletmeler açısından stratejik bir öncelik haline geliyor. Uzmanlara göre verimlilik artık yalnızca maliyetleri azaltmaya yönelik bir araç olarak değil, şirketlerin rekabet gücünü ve yatırım kapasitesini doğrudan destekleyen önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Küçük kayıplar büyük maliyetlere dönüşüyor Üretim süreçlerinde ortaya çıkan zaman, iş gücü, enerji, hammadde ve kapasite kayıpları, tek tek bakıldığında küçük görünse de toplamda işletmeler için önemli maliyetler oluşturabiliyor. Bu nedenle şirketlerin öncelikle mevcut üretim süreçlerini ölçmesi, verimlilik kayıplarının hangi noktalarda ortaya çıktığını belirlemesi ve darboğazları tespit etmesi önem taşıyor. Süreçlerin ölçülmesi ve doğru analiz edilmesi, işletmelerin mevcut kapasitesinden daha fazla çıktı elde etmesine imkan sağlarken, kaynak kullanımındaki iyileşmeler de maliyet baskısının azaltılmasına katkı sunuyor. Faiz tek başına rekabet gücünü belirlemiyor Faiz oranları şirketlerin yatırım kararlarında önemli bir parametre olmayı sürdürürken, işletmelerin kendi süreçlerinde yaratabilecekleri verimlilik artışlarının da rekabet gücü açısından kritik olduğu belirtiliyor. Şirketlerin finansman koşullarının iyileşmesini beklemek yerine, kontrol edebildikleri alanlarda verimlilik çalışmalarına yönelmesi önem kazanıyor. Özellikle sanayi işletmelerinde süreçlerin yeniden değerlendirilmesi, kapasite kullanımının artırılması ve kaynak israfının azaltılması öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Teknoloji yatırımı tek başına yeterli değil Sanayide dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0 uygulamalarının yalnızca yeni makine veya otomasyon yatırımı olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Verimlilik artışı için teknolojik altyapının yanı sıra süreç yönetimi, insan kaynağı ve operasyonel performansın da birlikte ele alınması gerekiyor. Doğru teknolojinin doğru üretim sürecine entegre edilmesi, yatırımların geri dönüşünü artırırken işletmelerin mevcut kapasitesini daha etkin kullanmasına da imkan sağlayabiliyor. Daha az kaynakla daha fazla üretim hedefi Yüksek finansman maliyetlerinin şirketler üzerindeki baskısının devam ettiği ortamda, daha az kaynak kullanarak daha fazla çıktı üretebilmek rekabet avantajının önemli unsurlarından biri haline geliyor. Şirketlerin bugün gerçekleştireceği süreç iyileştirmeleri ve verimlilik yatırımları, yalnızca mevcut maliyet baskısının yönetilmesine değil, gelecekteki yatırım kapasitesinin güçlendirilmesine de katkı sağlayabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde işletmeler açısından “daha fazla yatırım” kadar “mevcut kaynaklarla daha fazla üretim” yaklaşımının da öne çıkması bekleniyor.

ABD tarifeleri Türk ihracatçısını zorluyor Haber

ABD tarifeleri Türk ihracatçısını zorluyor

Zeytinyağı ve zeytin ihracatında yaşanan gerilemenin ardından sektör temsilcileri, rakip ülkelere sağlanan tarife avantajlarının Türk ürünleri açısından haksız rekabet oluşturduğunu belirterek hükümete diplomasi ve destek çağrısında bulundu. ABD’nin yeni gümrük tarifeleri, Türk ihracatçılar açısından rekabet koşullarını yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’ye uygulanan yüzde 12,5’lik ilave gümrük vergisinin, bazı rakip ülkeler için daha düşük oranların uygulanmasıyla birlikte özellikle zeytinyağı, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde maliyet baskısını artıracağı belirtiliyor. Sektör temsilcileri, ABD pazarında yıllar içinde elde edilen konumun korunabilmesi için tarife farkının giderilmesini, diplomatik girişimlerin hızlandırılmasını ve ihracatçıya yönelik desteklerin sürdürülmesini istiyor. ABD’ye zeytinyağı ihracatında sert düşüş Cumhuriyet’ten Ece İçmez’in haberine göre, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emre Uygun, 2026’nın ilk yedi ayında Türkiye’nin ABD’ye gerçekleştirdiği zeytinyağı ihracatında önemli bir gerileme yaşandığını açıkladı. Bu dönemde zeytinyağı ihracatı miktar bazında yüzde 57 azalarak 4 bin 974 tona gerilerken, ihracat geliri de yüzde 54 düşüşle 21,8 milyon dolar oldu. Prina yağı ihracatında da benzer bir tablo ortaya çıktı. İhracat miktarı yüzde 56 azalarak 2 bin 194 tona inerken, değer bazındaki düşüş yüzde 60’a ulaştı ve ihracat geliri 4,74 milyon dolara geriledi. Sofralık zeytin ihracatında ise miktar bazında yüzde 31, değer bazında yüzde 17 düşüş kaydedildi. Uygun, ihracattaki gerilemede iklim krizinin üretim üzerindeki etkisinin yanı sıra artan iç maliyetler, geçmiş dönemlerde uygulanan ihracat kısıtlamaları ve küresel talepteki zayıflamanın etkili olduğunu ifade etti. Buna rağmen ABD’nin, yüzde 39,3’lük payla Türkiye’nin zeytinyağı ihracatındaki en büyük pazar olmayı sürdürdüğüne dikkat çekildi. Tarife farkı rekabeti zorluyor Yeni gümrük tarifelerinin mevcut sorunlara ek bir yük getirdiğini belirten Uygun, Türkiye’ye uygulanan yüzde 12,5’lik oranın rakip ülkeler karşısında maliyet dezavantajı yarattığını söyledi. İtalya ve İspanya gibi Avrupa Birliği ülkelerine uygulanan yüzde 10’luk oranın taban vergiyi de kapsadığını, Tunus’un ise ek vergiden muaf tutulduğunu hatırlatan Uygun, bu durumun Türk zeytinyağı ürünleri açısından ciddi bir rekabet eşitsizliği oluşturduğunu vurguladı. ABD pazarında markalı ve ambalajlı ürünlerle uzun yıllar içinde güçlü bir yer edinildiğini belirten Uygun, mevcut tarife farkının devam etmesi halinde Türkiye’nin elde ettiği pazar payını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Sektör temsilcileri, Ticaret Bakanlığı’nın ABD makamlarıyla diplomatik ve ticari temasları artırmasını isterken, döviz dönüşüm desteği gibi finansman mekanizmalarının sürdürülmesini ve ambalajlı ürün ihracatına yönelik teşviklerin yeniden devreye alınmasını talep etti. “İhracat daha da zorlaşacak” TARİŞ Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Akova da ek gümrük vergisinin ihracatçılar üzerindeki baskıyı artıracağını belirtti. Zaten yüksek maliyetlerle mücadele eden sektörün, yeni vergi uygulamasıyla ABD pazarında daha da zorlanacağını ifade eden Akova, Türk ürünlerinin rekabet gücünde zayıflama yaşanabileceğini söyledi. ABD pazarında oluşabilecek kayıplara karşı alternatif ihracat pazarları üzerinde çalışıldığını belirten Akova, tarife uygulamasının etkilerinin yalnızca ihracatçıyla sınırlı kalmayabileceğine dikkat çekti. Artan işçilik, gübre, mazot, sulama ve enerji maliyetlerinin üretici üzerindeki yükünü artırdığını belirten Akova, zeytin üreticisinin korunması amacıyla kilogram başına 50 liralık zeytinyağı desteği talep ettiklerini açıkladı. Yeni tarife düzenlemesinin özellikle Türkiye’nin ABD’deki rekabet gücü açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten sektör temsilcileri, pazar kaybının kalıcı hale gelmemesi için hem diplomatik girişimlerin hem de ihracatçıya yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesini istiyor.

Yapay Zekâ verimliliği artırıyor çalışan bağlılığı azalıyor  Haber

Yapay Zekâ verimliliği artırıyor çalışan bağlılığı azalıyor 

Araştırmalar, çalışanların yüzde 72'sinin kurumuna eskisi kadar bağlı hissetmediğini ortaya koyarken, uzmanlar dijital dönüşümde insan odaklı liderliğin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekâ, iş dünyasında verimlilik ve hız sağlayan en önemli dönüşüm araçlarından biri haline gelirken, şirketler açısından yeni bir yönetim sorununu da beraberinde getiriyor. Karar alma süreçlerinden insan kaynaklarına, müşteri deneyiminden stratejik planlamaya kadar birçok alanda kullanılan yapay zekâ uygulamaları operasyonel başarıyı artırırken, çalışanların kurumsal aidiyet duygusunda zayıflamaya yol açabiliyor. Microsoft'un Work Trend Index araştırmasına göre yöneticiler yapay zekâyı iş süreçlerine hızla entegre etmeye çalışırken, çalışanlar ise her zamankinden daha fazla insan odaklı liderlik bekliyor. Çalışanların yüzde 72'si kuruma daha az bağlı hissediyor Yönetim ve Teknoloji Stratejisti Cem Tokbay tarafından danışmanlığı yürütülen şirketlerde gerçekleştirilen analizler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre; Çalışanların yüzde 86'sı evden çalışmanın verimliliklerini artırdığını belirtiyor.Buna karşılık yüzde 72'si, kurumuna olan bağlılığının azaldığını ifade ediyor. Uzmanlara göre hibrit ve uzaktan çalışma modelleri üretkenliği artırırken, ekip içi iletişim ve kurumsal aidiyet konusunda yeni yönetim yaklaşımlarını zorunlu hale getiriyor. Küçük dokunuşlar bağlılığı artırıyor Araştırmada dikkat çeken bulgulardan biri de çalışan bağlılığını güçlendiren uygulamalar oldu. Haftalık yalnızca 15 dakikalık "duygusal check-in" toplantılarının ekip içi iletişim kalitesini yüzde 25 artırdığı belirlendi. Ayrıca çalışma saatlerinin çalışanların biyolojik ritmine uygun şekilde esnetildiği uygulamalarda ekip bağlılığının yüzde 27 yükseldiği tespit edildi. "Maestro hâlâ insan" Cem Tokbay, "Yapay Zekâ Çağında Liderlik: Maestro Hâlâ İnsan" adlı kitabında teknolojinin hızla gelişmesine rağmen liderliğin temel unsurunun hâlâ insan olduğunu savunuyor. Kitapta geliştirilen "İnsan-Veri-Değer Üçgeni", "Dijital Vicdan Döngüsü" ve "Sessiz Liderlik" modelleriyle, yapay zekâ çağında karar alma süreçlerinde etik, empati ve sorumluluk kavramlarının önemine dikkat çekiliyor. Tokbay, yöneticilerin teknolojiyi yalnızca verimlilik aracı olarak değil, insan odaklı yönetim anlayışıyla birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirterek, yeni dönemin liderlik yaklaşımını "Düşün – Sorgula – Seç – Sorumluluk Al" ilkesiyle özetliyor. Dijital dönüşümün yeni gündemi: İnsan faktörü Uzmanlara göre yapay zekâ uygulamaları şirketlere hız, maliyet avantajı ve rekabet gücü kazandırırken, kurum kültürü ve çalışan bağlılığı gibi unsurların ihmal edilmesi uzun vadede verimlilik kazanımlarını gölgeleyebilir. Bu nedenle şirketlerin yalnızca teknolojik dönüşüme değil, çalışan deneyimi, liderlik anlayışı ve kurumsal kültüre yönelik yatırımları da eş zamanlı olarak güçlendirmesi gerektiği değerlendiriliyor. Yapay zekânın iş dünyasını dönüştürdüğü yeni dönemde, rekabet avantajını belirleyecek en önemli unsurun teknoloji ile insanı dengeli biçimde bir araya getirebilen kurumlar olacağı ifade ediliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.