SON DAKİKA
Hava Durumu

#Rekabet Gücü

Ekometre - Rekabet Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Gücü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekâ verimliliği artırıyor çalışan bağlılığı azalıyor  Haber

Yapay Zekâ verimliliği artırıyor çalışan bağlılığı azalıyor 

Araştırmalar, çalışanların yüzde 72'sinin kurumuna eskisi kadar bağlı hissetmediğini ortaya koyarken, uzmanlar dijital dönüşümde insan odaklı liderliğin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekâ, iş dünyasında verimlilik ve hız sağlayan en önemli dönüşüm araçlarından biri haline gelirken, şirketler açısından yeni bir yönetim sorununu da beraberinde getiriyor. Karar alma süreçlerinden insan kaynaklarına, müşteri deneyiminden stratejik planlamaya kadar birçok alanda kullanılan yapay zekâ uygulamaları operasyonel başarıyı artırırken, çalışanların kurumsal aidiyet duygusunda zayıflamaya yol açabiliyor. Microsoft'un Work Trend Index araştırmasına göre yöneticiler yapay zekâyı iş süreçlerine hızla entegre etmeye çalışırken, çalışanlar ise her zamankinden daha fazla insan odaklı liderlik bekliyor. Çalışanların yüzde 72'si kuruma daha az bağlı hissediyor Yönetim ve Teknoloji Stratejisti Cem Tokbay tarafından danışmanlığı yürütülen şirketlerde gerçekleştirilen analizler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre; Çalışanların yüzde 86'sı evden çalışmanın verimliliklerini artırdığını belirtiyor.Buna karşılık yüzde 72'si, kurumuna olan bağlılığının azaldığını ifade ediyor. Uzmanlara göre hibrit ve uzaktan çalışma modelleri üretkenliği artırırken, ekip içi iletişim ve kurumsal aidiyet konusunda yeni yönetim yaklaşımlarını zorunlu hale getiriyor. Küçük dokunuşlar bağlılığı artırıyor Araştırmada dikkat çeken bulgulardan biri de çalışan bağlılığını güçlendiren uygulamalar oldu. Haftalık yalnızca 15 dakikalık "duygusal check-in" toplantılarının ekip içi iletişim kalitesini yüzde 25 artırdığı belirlendi. Ayrıca çalışma saatlerinin çalışanların biyolojik ritmine uygun şekilde esnetildiği uygulamalarda ekip bağlılığının yüzde 27 yükseldiği tespit edildi. "Maestro hâlâ insan" Cem Tokbay, "Yapay Zekâ Çağında Liderlik: Maestro Hâlâ İnsan" adlı kitabında teknolojinin hızla gelişmesine rağmen liderliğin temel unsurunun hâlâ insan olduğunu savunuyor. Kitapta geliştirilen "İnsan-Veri-Değer Üçgeni", "Dijital Vicdan Döngüsü" ve "Sessiz Liderlik" modelleriyle, yapay zekâ çağında karar alma süreçlerinde etik, empati ve sorumluluk kavramlarının önemine dikkat çekiliyor. Tokbay, yöneticilerin teknolojiyi yalnızca verimlilik aracı olarak değil, insan odaklı yönetim anlayışıyla birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirterek, yeni dönemin liderlik yaklaşımını "Düşün – Sorgula – Seç – Sorumluluk Al" ilkesiyle özetliyor. Dijital dönüşümün yeni gündemi: İnsan faktörü Uzmanlara göre yapay zekâ uygulamaları şirketlere hız, maliyet avantajı ve rekabet gücü kazandırırken, kurum kültürü ve çalışan bağlılığı gibi unsurların ihmal edilmesi uzun vadede verimlilik kazanımlarını gölgeleyebilir. Bu nedenle şirketlerin yalnızca teknolojik dönüşüme değil, çalışan deneyimi, liderlik anlayışı ve kurumsal kültüre yönelik yatırımları da eş zamanlı olarak güçlendirmesi gerektiği değerlendiriliyor. Yapay zekânın iş dünyasını dönüştürdüğü yeni dönemde, rekabet avantajını belirleyecek en önemli unsurun teknoloji ile insanı dengeli biçimde bir araya getirebilen kurumlar olacağı ifade ediliyor.

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız Haber

Avdagiç: Avrupa’nın doğal üretim üssü adayıyız

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Avrupa’nın tedarikini yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)’ riskinden üretim, verimlilik ve ihracat üçgenini uzak tutmalıyız” çağrısı yaptı. Avdagiç, İTO’nun nisan ayı Meclis Toplantısı’nda küresel enerji krizinden Türkiye ekonomisine ve tedarik zinciri kırılmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Büyüme için 3 öneri Küresel ‘savaşflasyon’ riskinin dikkate alınması gereken bir etken olduğunu vurgulayan Avdagiç, Türkiye ekonomisinin iç talep desteğiyle büyümesini sürdürdüğünü, bununla birlikte dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyümenin kompozisyonunu etkileyebileceğini kaydetti. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle büyüyebileceğini belirterek, üç temel öneri sıraladı. Avdagiç, “Bizim kendi gücümüz, kendi çözümlerimizdir. Şöyle ki; yenilenebilir kaynaklarla ve nükleer güçte kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim yapısı ve ihracat kompozisyonuyla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekala gelebiliriz" dedi. Fırsat penceresi konjonktürel değil Türkiye'nin önündeki fırsat penceresinin konjonktürel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını belirten Avdagiç, şöyle devam etti: “Eskiden enflasyon, deflasyon ya da stagflasyonu bilir ve fiyat artışıyla bağlantısını kurardık. Şimdi 'warflation (savaş kaynaklı enflasyon)' diye yeni bir kavram daha üretildi. Bununla da savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgası kastediliyor. Bu yeni rejimde büyüme yavaşlarken fiyatlar yükseliyor. Dünyada savaş kaynaklı, arz yönlü, kalıcı olma riski taşıyan bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hep dikkat çektiğimiz potansiyeli, bugün çok daha yüksek bir gerçekleşme şansına sahip: Avrupa’nın tedarikini daha yakın ve güvenilir coğrafyalara kaydırma eğilimi, Türkiye’yi doğal bir üretim üssü adayı haline getiriyor. Gümrük Birliği entegrasyonu, Türkiye’nin ‘Made in EU’ düzenlemesine dahil edilmesi, gelişmiş sanayi altyapısı ve tedarik avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir üretim ortağı konumuna taşıyor. Büyümenin kalitesinin bozulmaması için gerekli tedbirleri alıp küresel ‘warflation’ riskinden ‘üretim, verimlilik ve ihracat’ üçgenini uzak tutmalıyız.” Temel zorluğumuz fiziksel kıtlık Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının gittikçe zayıfladığına dikkat çeken Avdagiç, “Uzmanlar dünya ekonomisinin yeniden düşük büyüme, yüksek enflasyon patikasına yaklaştığını söylüyorlar” dedi. Şekib Avdagiç, savaş sona erdirilmezse giderek büyüyen ham petrol kıtlığının tarımdan petrokimyasallara, tekstilden sağlık sektörüne kadar birçok üründe darboğaza yol açabileceğini vurgulayarak, “Temel zorluk artık fiyat olmaktan çıktı, temel zorluk dünya çapında fiziksel kıtlığa dönüşmeye başladı. Arz kıtlığı ve artan fiyatların yarattığı etki, tüketici pazarının her köşesine yayılıyor" dedi. Barışla yeni bir dönem bekliyoruz Küresel dönüşümün Türkiye açısından hem riskler hem fırsatlar içerdiğinin altını çizen Avdagiç, “ABD-İran arasındaki kırılgan ateşkesin barışa dönmesiyle dezavantajlarımızın geçici ve yönetilebilir, güçlü avantajlarımızın ise kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Yüzde 7’ye yaklaşan kur-enflasyon makası ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor Başkan Avdagiç, Türkiye’nin dış ticaret hedefleri için enflasyonla kur arasındaki korelasyonun giderek açıldığını belirtti. Avdagiç, “Sadece yılın ilk çeyreğinde dahi kur ile enflasyon arasındaki makasın yüzde 7’ye yaklaşması, ihracatçımızın rekabet gücünü aşındırıyor. Türkiye’nin dış ticaret hedefleri açısından enflasyon ile kur arasındaki korelasyonun giderek zayıfladığına dikkat çekiyoruz. Yılın ilk üç ayında kümülatif enflasyon yüzde 10’a ulaşırken, kur artışı yüzde 3 seviyesinde kaldı. Son iki yıllık döneme baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tüketici ve üretici enflasyonunun ortalaması yüzde 70’e ulaşırken, kurdaki artış yüzde 42 seviyesinde gerçekleşti. Böylece iki yılda kur ile enflasyon arasındaki fark 28 puan oldu. Kurun enflasyona paralel hareket etmemesi, zamanla yapısal bir rekabet gücü kaybına dönüşme riski taşıyor. Bu sürecin önüne geçmek zorundayız” dedi. Bu tablonun yansımasının dış ticaret verilerimizde de görüldüğüne dikkati çeken Avdagiç, 2026'nın ilk çeyreğinde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.1 azaldığını, ithalatımızın ise yüzde 4.7 arttığını kaydetti. Şekib Avdagiç, şöyle devam etti: “Bundan sonraki süreçte enflasyonla kur arasındaki korelasyonun paralel gitmesi, hatta bir miktar kur lehine bir sürecin devreye girmesinin, Türkiye'nin rekabetçiliği açısından elzem hale geldiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir bir ihracat büyümesi için enflasyonun kalıcı olarak dizginlenmesinin yanında Türk Lirasının gerçekçi bir seviyede seyretmesi son derece önemli. Katma değerli ürünlere geçişin hız kazanması adına da bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.” Merkez Bankası'nın üretimi de gözeten politika duruşu istikrarın sigortası olacaktır İTO Başkanı Avdagiç, TCMB’nin para politikası beklentilerine ilişkin ise şunları söyledi: “Savaş öncesinde oluşan faiz indirimi beklentilerinin, artan enflasyon riski ve küresel sıkılaşma koşulları nedeniyle belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Piyasa beklentileri, kısa vadede faiz indirimlerinin ötelenebileceği ve para politikasında daha uzun süre sıkı duruşun korunacağı yönünde şekillenmeye başladı. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrarın korunmasına yönelik üretimi de gözeten hassas kurgulanmış politika duruşu, bir bütün olarak ekonomik istikrarın sigortası olacaktır.” SOFTITO’da yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz 2026 yılının İTO ve üyeleri için dijital dönüşümün bir ileri safhaya taşındığı yapay zeka dönemi olacağını, bu yönde projelere ve faaliyetlere ağırlık vereceklerini hatırlatan Şekib Avdagiç, “Artık üretimden eğitime, gündelik hayattan kültüre kadar her safhada yapay zeka, odak noktamızda yer alıyor. Bizler de ya kendimizi dönüştüreceğiz ya da başkalarının dönüştüreceği bir varlık haline geleceğiz. Üretimimizi, sanayimizi yapay zeka ile yeniden tasarlamamız gerekiyor” dedi. Yapay zekanın, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için de stratejik bir teknoloji olduğunun altını çizen Avdagiç, bu yöndeki faaliyetleri ve projeleriyle İTO Teknoloji Ekosistemi oluşturduklarını, SoftITo, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ve Teknopark İstanbul ile birbirini tamamlayan üç kritik yapı kurduklarını anımsattı. Avdagiç, Meclis üyelerine de şu çağrıda bulundu: “Sizlere bir duyurum var: Şimdi bu yapının önemli bir ayağı olan SoftITo’da 4. Dönemi başlatıyoruz. Yetenekli gençlerimize dijital bilezik kazandırıyoruz. 320 saatlik eğitim sonucunda bu alanda aranan vasıflarla donatıyoruz. Müracaatları 19 Nisan 2026 tarihine kadar alıyoruz.”

2026 Türkiye Ekonomisi paneli Haber

2026 Türkiye Ekonomisi paneli

Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katıldığı panelde artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomiye yansımaları değerlendirildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi ile Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLGİ CEFIS) Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmelerin ve 2026 yılına ilişkin görünümün ele alındığı bir panel düzenledi. Panelde 2025 yılında uygulanan dezenflasyon ve dengelenme politikalarının sonuçları değerlendirilirken, 2026 yılına girerken artan gıda enflasyonu, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri çok boyutlu olarak ele alındı. Kur dinamikleri, cari denge ve para politikasının karşı karşıya olduğu yeni kısıtlar panelin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serda Selin Öztürk moderatörlüğünde düzenlenen panelde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. M. Ege Yazgan, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Serda Selin Öztürk, açılış konuşmasında 2025 yılının dezenflasyon süreci ile 2026 yılında öne çıkan yeni risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Panelde İran-İsrail gerilimiyle petrol fiyatlarında oluşan yukarı yönlü baskının enflasyon, üretim maliyetleri, kârlılıklar, cari açık ve döviz talebi üzerindeki etkileri ele alındı. Ayrıca gıda fiyatları ve arz yönlü gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisi ile enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine yansımaları değerlendirildi. ‘Enflasyon iyileşirken başka dengesizlikler birikiyor’ 2025 yılı Türkiye ekonomisini değerlendiren Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, enflasyonda yaşanan kısmi iyileşmeye rağmen ekonomide farklı alanlarda dengesizliklerin biriktiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Akat, “2025 yılında yüzde 3.6 büyümeye rağmen istihdamda bir artış yaşanmadığını görüyoruz. Yumuşak bir dezenflasyon olsa da verimlilik, rekabet gücü, talebin yapısı ve yatırımlar açısından ciddi sorunlarımız var ve bu sorunlar birikiyor. Bu tabloda enflasyon yükselmiyor, ancak düşmüyor da. Bu durum enflasyonun giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor. Böylesine tekrar eden, kronik bir hastalığa dönüşmüş enflasyon klasik mücadele yöntemleriyle çözülemez, daha köklü müdahaleler gerektiren bir operasyon işidir” dedi. ‘Fiyatlama davranışında belirgin bir kırılma yaşıyoruz’ Enflasyonla mücadelede politika alanının sınırlı olduğunu ve çözümün fiyatlama davranışının düzelmesi ile güvenin yeniden inşa edilmesine bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “2022’den itibaren Türkiye’de hizmetler sektöründe fiyatlama davranışında çok belirgin bir kırılma yaşıyoruz. Fiyatların değişme sıklığı artarken bu güncellemeler çok daha yüksek oranlarda yapılıyor. Hizmetler sektörü döviz kuru şoklarına cevabını fiyat hareketlerini yukarıya doğru çekerek veriyor. Bu ortamda yeni bir döviz kuru hareketi de benzer şekilde etki edecektir. Krediyi artırırsanız bu sadece fiyatlara yansır. Bu nedenle mevcut koşullarda politika alanı oldukça sınırlı” diye konuştu. Mevcut ekonomik durumu iyileştirmek için üretimin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “Üretimi artırıcı yatırımları, gerekirse teşviklerle desteklemek gerekiyor. Kısa sürede sonuç alınabilecek alanlardan biri ise tarım. Arz tarafının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” dedi. ‘Tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşanıyor’ Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise artan gıda enflasyonunun arkasındaki yapısal sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin nüfus dinamikleri, göç ve turizm hareketliliği nedeniyle güçlü bir talep yapısına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aslanoğlu, buna karşın tarımsal arz ve verimlilikte gerileme yaşandığını ifade etti. Prof. Dr. Aslanoğlu, “Planlama eksikliği ve günlük politikaların etkisiyle tarımla uğraşanların sayısı azalırken üretim verimliliği düşüyor. Bu durum temel bir yapısal sorun yaratıyor. Türkiye’nin arz kapasitesini artırmadan ve uzun vadeli, kapsamlı bir planlama yapmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değil” dedi. ‘Jeopolitik gelişmeler ekonomi politikalarının yönünü belirleyebilir’ Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını ve önümüzdeki döneme ilişkin temel riskleri değerlendiren Prof. Dr. Aslanoğlu, jeopolitik gelişmelerin belirleyici rolüne dikkat çekti: “Bugün en büyük belirsizlik, bölgedeki gerilimlerin ne kadar süreceğidir. Sürecin kısa sürmesi halinde tablo yönetilebilir; ancak uzaması durumunda ekonomi politikası hedeflerinin ve çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu süreçte büyümeden sert şekilde vazgeçmek ya da kurda ani ve sert hareketlere izin vermek ekonomiye zarar verir. Önümüzdeki dönemde iç talebin desteklendiği bir yapı sürerken enflasyonun görece yüksek seyretmesi olasıdır. Uzun vadede ise temel ihtiyaç, doğru fiyatların oluştuğu, beklentilerin çıpalandığı ve dış talebe dayalı büyüme ile desteklenen güçlü bir ekonomik çerçevedir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.