SON DAKİKA
Hava Durumu

#Reel Sektör

Ekometre - Reel Sektör haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Reel Sektör haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ekonomik Güven Endeksi Mart ayında yüzde 2,8 düştü Haber

Ekonomik Güven Endeksi Mart ayında yüzde 2,8 düştü

Güvende en sert düşüşler yüzde 3,9’la reel sektör ve inşaatta. Perakende ticarette yüzde 2, tüketicide yüzde 0,8 ve hizmet sektöründe de yüzde 0,5 düşüş var. ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın yarattığı jeopolitik gerilim, başta petrol arzı olmak üzere uluslararası ticarette ortaya çıkan aksama ve ileriye yönelik belirsizlikler, Türkiye’de tüm ekonomik aktörlerin beklentilerine olumsuz yansıdı ve genel güven düzeyinde sert düşüşe yol açtı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Ekonomik Güven Endeksi, martta önceki aya göre yüzde 2,8 düşerek 97,9 oldu. Böylece ülke ekonomisindeki genel güven düzeyini yansıtan endeksin değeri yeniden 100 eşiğinin altına indi. Endeksin bileşenlerini oluşturan ekonomideki tüketici ve üretici tüm kesimlerin güven düzeyi mart ayında aşağı geldi. Alt endekslerdeki düşüşler, savaşın yarattığı dış şokun özellikle üretim ve yatırım tarafında daha güçlü hissedildiğine işaret etti. Tüketici Güven Endeksi, mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet, perakende ticaret, inşaat sektörleri güven endeksleri ile Merkez Bankası tarafından yayımlanan reel kesim (imalat sanayii) güven endeksi alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşturuluyor. Ekonomik güven endeksi 0-200 aralığında değer alabiliyor. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise kötümserliği gösteriyor. Savaşın ilk şoku Dünya'dan Naki Bakır'ın haberine göre, Ekonomik Güven Endeksi verisi, savaşın ilk bir aylık dönemine denk gelen mart ayını temsil ediyor. Ancak, endeksin bileşenleri olan reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endeksleri TÜİK ve Merkez Bankası iş birliği ile her ayın 1-15’i arasında yürütülen İktisadi Eğilim Anketi; tüketici güveni de Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanıyor. Buna göre tüketici, hizmet, perakende, inşaat güven düzeyleri, anketler ayın ilk yarısında yapıldığı için bu dönemdeki algıyı yansıtıyor. Reel kesim güven düzeyi de ilgili anket ayın 15’i civarında tamamlandığı için sanayicilerin ay ortasındaki algı durumunu gösteriyor. Bu durum dikkate alınırsa, sonuçlar aslında savaşla geçen mart ayının ilk yarısındaki şoku ifade ediyor. Martın ikinci yarısında savaş sürecinin aldığı boyuta bağlı olarak güven düzeyinde yaşanan değişim izleyen ay açıklanacak endekslerde görülecek. En sert düşüş reel sektör ve inşaatta Mart ayında güven düzeyinde en belirgin gerileme reel kesim/imalat sanayii ile inşaat sektörlerinde görüldü. Reel Kesim Güven Endeksi önceki aya göre yüzde 3,9 oranında 4,1 puan düşerek eşik değer olan 100’e, başka deyişle güvende iyimser bölgenin sınırına indi. Reel sektördeki düşüş, ihracat pazarlarına ilişkin belirsizlik, enerji fiyatlarında artış riski ve finansman koşullarına yönelik kaygıların arttığını gösteriyor. Marttaki düşüşlerle Reel Kesim Güven Endeksi bir yıl önceki düzeyinin 3,2 puan altına ve son sekiz ayın dip düzeyine geldi. Uzunca bir dönemdir zaten kötümser bölgede seyreden İnşaat Sektörü Güven Endeksi de martta yüzde 3,9 düşerek 80,6’ya kadar geriledi. İnşaat tarafındaki gerileme ise zaten zayıf seyreden talep ortamının jeopolitik risklerle daha da kırılgan hale geldiği, gelecek döneme ilişkin beklentilerde kötüleşmenin arttığına işaret ediyor. İnşaat Sektörü Güven Endeksi bir yıl önceye göre yüzde 9,3’lük düşüşle Mart 2025 düzeyinin 8,3 puan altına indi. Düşüş perakende de güçlü, hizmette sınırlı İç talebe daha duyarlı sektörlerde düşüş reel sektör ve inşaata göre daha sınırlı kaldı. Ancak perakende ticaret güven endeksi önceki aya göre yine güçlü bir güven kaybı sayılacak yüzde 2 ile görece düşüşle 113,6’ya geriledi. Bu düşüş, savaşın ilk bir aylık döneminde tüketim faaliyetini tamamen bozmadığını, ancak mağazalar, zincir marketler ve giyim, elektronik gibi alanlarda doğrudan tüketiciyle temas eden firmaları kapsayan perakende ticarette risklerin büyüdüğü, gerilimin arttığı, işletmelerin gelecek aylara ilişkin temkinli bir beklentiye geçtiğini gösterdi. Turizm, ulaştırma, konaklama, bilgi-iletişim gibi alt sektörleri kapsayan hizmet sektörü endeksi ise yüzde 0,5’le daha sınırlı bir düşüş kaydederek 113,2’ye geriledi. Sektörde, güven düzeyindeki düşüş sınırlı kalmakla birlikte, gelecek döneme ilişkin talep daralması ve fiyat düzeyinde gerileme beklentilerinin güçlendiği gözlendi. Belirsizlik kanalı çalışıyor Ekonomistler, savaşın Türkiye ekonomisine olumsuz etkisinin ilk etapta başlıca şu üç kanal üzerinden ortaya çıktığını belirtiyor: * Enerji fiyatlarında yükseliş ve bunun de­vam etme riski * Finansal piyasalarda oynaklık ve sermaye çıkışlarında hızlanma * Dış talep ve ticaret beklentilerinde zayıflama. Güven endeksle-rindeki bozulma ekonomideki aktörlerin ilk şokunu yansıtırken, savaşın temel ekonomik göstergelerde yol açtığı somut ektiler ise istatistiki verilere henüz yeterince yansımadı. Ancak izleyen aylarda bunun daha somut olarak görüleceği ve ekonomik aktörlerin üretim, yatırım ve tüketim kararlarının daha temkinli hale gelebileceğine işaret ediliyor. Tüketici güveni daha da dibe indi Zaten uzun süredir iyimserlik eşiği olan 100’ün oldukça altında bulunan Tüketici Güven Endeksi de martta yüzde 0,8 düşüşle 85’e indi. Bu değişim, hane halkının enflasyon, gelir ve gelecek beklentilerinde sınırlı bir kötüleşmeye işaret ediyor. Ancak söz konusu endeks TÜİK ve Merkez Bankası tarafından her ayın 1-15’i arasında yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplandığı için, mart ayı verisi, savaşın süresi ve sonucunun henüz öngörülemediği ilk iki haftadaki durumu yansıtıyor. Hanelerin kendi maddi durumları ve genel ekonomiye ilişkin değerlendirmeleri ile geleceğe ilişkin beklentileri ve harcama eğilimini yansıtan Tüketici Güven Endeksini oluşturan ve çoğu 100 baz değerin altında seyreden alt endekslerde, savaşın henüz yeni olduğu ve ne kadar süreceğinin kestirilemediği ilk iki haftadaki bu düşüşler, beklentilerde genel bir bozulmaya işaret ediyor.

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi Haber

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi

Döviz kredisine erişim neredeyse dururken; TL kredilere yönelen talep, faizlerin yüzde 55 seviyelerine yükselmesine yol açtı. Sektör temsilcileri tahsilatların aksadığı piyasada ‘yaprak dökümü’ uyarısında bulunurken, savaşın 2026’yı da ‘kayıp yıla’ dönüştürmesinden endişeli. ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların gerilimi sürerken, savaşın ateşi iç piyasayı ısıtmaya devam ediyor. Küresel enerji koridorunun merkezi konumundaki Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla petrol kaynaklı hammadde krizi, başta plastik olmak üzere birçok sektörde maliyetleri ve belirsizliği artırırken, reel sektörün daralan finansman kanallarını iyice sıkıştırdı. Savaşın başlamasının hemen ardından Merkez Bankası’nın (TCMB) önlem amacıyla attığı sıkılaştırma adımlarının yanı sıra artan döviz kredilerine erişimin neredeyse durması kredi maliyetlerini fırlattı. Bankalar kredi faiz oranlarını yüzde 45’ler seviyesinden yüzde 55’lere kadar yükseltirken, yüksek maliyetine katlanan firmaların dahi kredi bulmakta zorlandığı iddia ediliyor. Savaşın doğurduğu petrol krizinin enflasyonist etkisinden endişe edinen reel sektör, finansman ve operasyonel maliyetlerde yukarı yönlü hareketin 2026’yı da tıpkı 2025 gibi kayıp yıla çevirmesinden endişe ediyor. FAYAT: TL kredi kıymete bindi Merve Yiğitcan'ın haberine göre, piyasadaki finansal sıkışıklığa ilişkin değerlendirmelerde bulunan TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat, Merkez Bankası’nın politika faizine dokunmadan attığı adımların piyasa faizlerini yukarı çektiğini söyledi. Fayat, “Merkez Bankası, birkaç regülasyonla politika faizini artırmadan gecelik borçlanma maliyetini yaklaşık 300 baz puan yukarı çekmiş oldu. Bu hamle, bankaları döviz kredisi kullandırmama noktasına itti. Şu an hangi bankaya gitseniz ‘döviz yok’ yanıtını alıyorsunuz” dedi. Döviz kanallarının kapanmasıyla TL kredilere yönelik bir talep yığılması olduğunu dile getiren Fayat, “Adeta TL kredi kıymete bindi. Son iki haftada faizlerin yüzde 10 gibi çok yüksek bir oranda yukarı çekildiğini görüyoruz, yüzde 55 oranları konuşulmaya başlandı. Hem bayram öncesi ödemeler hem de çalışan maliyetleri bu talebi artırmış olabilir ancak asıl tetikleyici, döviz verilmemesi sebebiyle TL faizinin tırmanmasıdır” diye konuştu. Sektörün gelecek projeksiyonuna dair endişelerini de dile getiren Fayat, “Avrupa’nın satın alma endeksinin yükselmesiyle yılın ikinci yarısında bir toparlanma bekliyorduk ancak savaş kaynaklı ortaya çıkan bu finansal sıkıntılar ile bir çeyrek daha kaybetmiş olduk. Son çeyreğe kadar önümüzü göremeyeceğimiz bir hasar aldık. Eğer bu durum biraz daha uzarsa, 2025 yılını komple ‘kayıp yıl’ olarak geçirebiliriz. Risk gerçekten çok büyük” uyarısında bulundu. EROĞLU: En ufak sıkıntıda dahi kredi bulmak zorlaşıyor TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, savaşın başlamasıyla kredi maliyetlerinin bir anda yükselmesinin sanayiciyi şaşırtmadığını, ancak zor durumda bıraktığını anlattı. Eroğlu, “Biz sanayiciler olarak şunu hep yaşıyoruz, en ufak bir sıkıntı olduğunda kredi bulmak zorlaşıyor. Bankalar biraz nazlı davranıyor böyle zamanlarda, ilk adım olarak kredileri zorlaştırıyorlar. Zaten bu kadar zorken kredi bulmak, kaynağı elinde bulunduranların bu kadar sıkı davranması ister istemez durumu sanayiciler için daha da güçleştiriyor” şeklinde konuştu. ÖNEL: Kredi bulamayan faktoringe yöneldi İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de, finansman maliyetlerindeki artışın reel sektörü faktoring kıskacına ittiğini belirtirken, bankaların ‘isteksiz’ tavrına dikkat çekti. Önel, piyasadaki son durumu şu sözlerle aktardı: “Bankalar arası para piyasasında maliyetler hızla artarken, reel tarafta borçlanma imkanları neredeyse durdu. Bankalar artık kredi kullandırma taraftarı değil. Hatta maliyetine katlanıp yüksek faizle kredi almak isteyene dahi kaynak yaratılmıyor. Kredi bulamayan işletmeler zorunlu olarak faktoring firmalarına yöneliyor ancak orada da maliyetlerin yüzde 100 sınırını aşması kaçınılmaz hale geldi. Bir taraftan hammadde tedarikinde lojistik sıkıntılar var, diğer taraftan paraya ulaşamıyorsun. Bu tabloda üretimin ve ticaretin sürdürülebilirliği ortadan kalkıyor.” Piyasadaki nakit akışının bozulmasının bir ‘yaprak dökümüne’ dönüşebileceği uyarısında bulunan Önel, tahsilat sürelerinin dramatik şekilde uzamasının büyük bir risk olduğuna işaret etti. Savaşın piyasada güveni zedelediğine dikkat çeken Önel, “Savaş ve bölgesel riskler bahane edilerek tahsilat süreleri çok uzatıldı. Piyasada talep zaten düşük, bir de üzerine tahsilatların durma noktasına gelmesi işletmelerin öz sermayesini tamamen tüketti. İcra ve iflas dosyalarındaki ivmeli artış ile kapanan işletme sayılarındaki yükseliş piyasanın ne kadar sıkıştığını net bir şekilde gösteriyor. Kamunun selektif kredi türleri veya sektörel destek paketleriyle piyasayı rahatlatacak farklı kanallar açması artık bir zorunluluk haline geldi” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası faiz indirimine ara verdi piyasalar temkinli Haber

Merkez Bankası faiz indirimine ara verdi piyasalar temkinli

Enerji fiyatları ve küresel belirsizlikler şirketlerin nakit akışını baskılayabilir Yüksek faiz ortamının bir süre daha devam edecek olması, talepteki zayıflama ile birleştiğinde firmaların nakit akışı yönetimini ve alacak tahsilat süreçlerini daha kritik hale getiriyor. Merkez Bankası yılın ilk faiz kararını ocak ayında açıklamış ve politika faizinde 100 baz puanlık indirime giderek, oranı yüzde 38’den yüzde 37 seviyesine çekmişti. Orta Doğu’daki savaşın piyasalarda yarattığı oynaklığa karşı ilave adımlar atan Merkez Bankası, bir hafta vadeli repo ihalelerine geçici süreyle ara vermiş ve Türk Lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerini devreye alacağını kamuoyuyla paylaşmıştı. Yılın ikinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bırakma kararı veren kurul, ayrıca Merkez Bankası’nın gecelik vadede borç verme faizini yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faizini ise yüzde 35,5 düzeyinde sabit tuttu. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface’ın değerlendirmelerine göre mevcut finansal koşullar, şirketlerin yalnızca yeni finansmana erişimini değil, aynı zamanda mevcut ticari alacakların yönetimini de stratejik bir gündem maddesi haline getiriyor. Özellikle tahsilat sürelerinin uzaması ve ödeme zincirindeki kırılganlıkların artması, risk yönetimi ve alacak sigortası gibi çözümlerin önemini daha da artırıyor. Bu süreçte firmaların nakit akışlarını daha yakından izlemeleri, müşteri risk analizlerini güçlendirmeleri ve alternatif finansman yöntemlerine yönelmeleri kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor. ‘Faiz indirimlerine verilen ara, reel sektörde baskıyı artırabilir.’ Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Coface Ekonomisti Seltem İyigün, mevcut makroekonomik gelişmelerin reel sektör üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çekiyor. Seltem İyigün açıklamasında şu ifadelere yer veriyor: ‘Orta Doğu’da son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin Türkiye ekonomisini ağırlıklı olarak enerji fiyatları üzerinden etkilemesi bekleniyor. Bu durumun da enflasyon ve cari açık üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturma riski bulunuyor. Nitekim gelişmelerin başladığı 28 Şubat’ın hemen ardından Merkez Bankası, olası enflasyonist etkileri sınırlamak amacıyla TL fonlama faizini artırarak likiditeyi sıkılaştırdı. Bu çerçevede son toplantıda da faiz indirimlerine ara verilmesi kararı alındı. Yurt içi belirsizlikler ve zirai don nedeniyle 2025’te ivme kaybeden dezenflasyon sürecinin, 2026 yılı başında gıda ve küresel petrol fiyatlarındaki artışla birlikte daha temkinli ve yavaş bir ilerleme göstermesi bekleniyor. Bununla birlikte, faiz indirimlerine verilen bu ara, halihazırda yüksek faiz ortamı ve zayıflayan talep nedeniyle finansal görünümü zayıflayan reel sektör açısından, finansman maliyetlerinin bir süre daha yüksek seyretmesi anlamına geliyor. Yurt içi satışlardaki yavaşlama ise yurt dışı piyasalardaki belirsizlikler nedeniyle ihracat ile tam olarak telafi edilemiyor. Yüksek borçluluk, düşük karlılık, yüksek finansman maliyetleri ve aylık kredi kısıtlamaları gibi unsurların yanı sıra savaş nedeniyle ham madde tedarikinde yaşanabilecek aksaklıklar ve fiyat artışları da önümüzdeki dönemde reel sektör üzerinde baskı oluşturabilir. Nitekim Hürmüz Boğazı’ndan yapılan hammadde tedariki sadece LNG ve petrol ile sınırlı değil. Türkiye, tüm imalat sanayine girdi teşkil eden kritik petrokimya ve plastik hammadde ürünlerinin büyük bölümünü Orta Doğu’dan ithal ediyor. Bölgedeki tedarik sorunları, daha önceden yaşanan finansman ve ciro sorunlarına ek olarak reel sektör için ciddi bir üretim sorunu yaratıyor. Son dönemde tahsilat ve ödemelerde gözlemlenen gecikmeler de bu genel çerçevede değerlendirilebilir.’

Reel sektörün döviz açığı yüksek seviyede Haber

Reel sektörün döviz açığı yüksek seviyede

TCMB, Finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülüklerinin 2024 Kasım ayındaki gelişmelerini açıkladı. Buna göre Kasım ayında söz konusu firmaların döviz varlıkları 4 milyar 942 milyon dolar azalırken, yükümlülükleri 181 milyon dolar arttı. Şirketlerin net döviz pozisyonu açıkları ise 132 milyar 798 milyon dolar ile bir önceki ayın 5 milyar 123 milyon dolar üzerine çıktı. Varlık dağılımı Kasım 2024 dönemi varlık dağılımı incelendiğinde; bir önceki aya göre yurt içi bankalardaki mevduat, 4 milyar 623 milyon dolar, ihracat alacakları 775 milyon dolar ve ve menkul kıymetler 83 milyon dolar azalırken, yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları 540 milyon dolar artmış ve sonuç olarak varlıklar 4 milyar 942 milyon dolar azaldı. Yükümlülük dağılımında ise; bir önceki aya göre yurt içinden sağlanan nakdi krediler 1.955 milyon dolar artarken, yurt dışından sağlanan nakdi krediler ve ithalat borçları sırasıyla 1.582 milyon dolar ve 192 milyon dolar azaldı ve bunlara bağlı olarak yükümlülükler 181 milyon dolar arttı. Yükümlülüklerin vade yapısı Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında; Kasım 2024 döneminde yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler Ekim 2024 dönemine göre 631 milyon dolar artarken, uzun vadeli olanlar 1.324 milyon dolar artış gösterdi Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli olanlar 1.648 milyon dolar azalırken, uzun vadeli krediler 127 milyon dolar azaldı. Kasım 2024 döneminde kısa vadeli varlıklar 133.756 milyon dolar iken, kısa vadeli yükümlülükler 109.294 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 24 milyar 461 milyon dolar olarak Ekim 2024 dönemine göre 4 milyar 465 milyon dolar azaldı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde oldu.

Reel sektör yeni yıla yüksek kur riski ile giriyor Haber

Reel sektör yeni yıla yüksek kur riski ile giriyor

Merkez Bankası’nın son açıkladığı eylül ayı verileri, fi­nans kesimi dışındaki firma­ların (reel sektör), bu yıl ilk dokuz ayda döviz varlıklarını azalıp döviz yükümlülüklerini artırarak açıklarını büyütme şeklinde bir döviz pozisyonu yönetimi uyguladıklarını orta­ya koydu. Buna göre ocak-ey­lül döneminde reel sektör fir­malarının toplam döviz var­lıkları 15 milyar 853,5 milyon dolarlık erime ile 162 milyar 302 milyon dolara gerilerken, döviz yükümlülükleri 37 mil­yar 178 milyon dolar artarak 298 milyar 93 milyon dolara yükseldi. Böylece reel sektö­rün net döviz pozisyonu açığı dokuz ayda yüzde 64,1 oranın­da 53 milyar 31,5 milyon do­lar büyüyerek 135 milyar 790,9 milyon dolara ulaştı. Reel sek­törün döviz varlıklarının 2023 sonu itibarıyla yüzde 68,3 olan döviz yükümlülüklerini karşı­lama oranı, bu yıl eylül sonun­da yüzde 54,4’e düştü. Döviz borçları hızla büyüdü Reel sektörün döviz varlıkla­rındaki erime, tamamen yurt içi ve yurt dışı bankalardaki döviz mevduatlarındaki çözülmeden kaynaklandı. Söz konusu mev­duatların 2023 sonunda 108 milyar 440,5 milyon dolar olan bakiyesi, bu yıl ilk dokuz ayda yüzde 21,2 oranında net 22 mil­yar 973,1 milyon dolar azalarak 85 milyar 467,4 milyon dolara geriledi. Buna karşılık ihracat alacakları yüzde 6,5 artarak 46 milyar 302 milyon dolara, yurt dışı doğrudan sermaye yatırım­ları yüzde 15,3 artışla 28 milyar 375 milyon dolara, portföylerin­deki döviz cinsi menkul kıymet­ler de yüzde 32 artarak 2 milyar 157,6 milyon dolara yükseldi. Naki Bakır'ın haberine göre, Reel sektörün döviz yüküm­lülüklerindeki artış ise kullan­dıkları yabancı para cinsi nakdi kredi borçlarındaki hızlı artış­tan kaynaklandı. Döviz üzerin­den nakdi kredilerin 2023 so­nunda 214 milyar 652 milyon dolar olan bakiyesi, yüzde 18,4 artışla bu yıl eylül sonunda 254 milyar 169 milyon dolara yük­seldi. Buna göre reel sektörün yabancı para kredi hacmi do­kuz ayda net 39 milyar 517 mil­yon büyüdü. Eylül sonu itibarıyla reel sek­törün nakdi kredi borçlarının 145 milyar 282 milyon dola­rını yurt içi bankalar ile diğer finans kuruluşlarından, 108 milyar 887 milyon dolarını ise yurt dışı bankalardan kullan­dıkları döviz kredileri oluş­turuyor. Nakdi kredi borçla­rında dokuz ayda yaşanan net artışın 39 milyar 517 milyar dolarlık kısmı yurt içi, 4 milyar 565 milyon doları ise yabancı bankalardan kullanılan kredi­lerden kaynaklandı. Kredilerdeki artışın aksine reel sektör firmalarının itha­lat borçları ise dokuz ayda 2 milyar 339 milyon dolar aza­larak 43 milyar 924 milyon dolara geriledi. 2025’te kur riskini artıran faktörler Merkez Bankası politika faizi, yeni ekonomi yönetimin iş ba­şına geldiği Haziran 2023’ten itibaren kademeli artışlarla yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye ka­dar yükseltildi ve sekiz aydır bu düzeyde. Bu dönemde aşırı yüksek TL faizin etkisiy­le piyasadaki fonlar ağırlıkla bu alana kayarken, dövize azalan talep kur artışlarını yavaş­lattı, nominal ar­tışı enflasyonun çok altında kalan dövizle borçlan­mak cazip hale geldi. TL faizlerin ulaştığı rekor düzeyin, eko­nomideki diğer aktörler gibi re­el sektörün varlık-yükümlülük yönetiminde de köklü değişime yol açtığı görülüyor. Reel sek­törün döviz varlıklarının en bü­yük bölümünü oluşturan döviz mevduatlarındaki kayda değer çözülme, yüksek faizin cazibesi ile TL enstrümanlara yönelişe işaret ediyor. Reel olarak gerile­yen kurların da bu kesimi, mali­yeti düşene dövizle borçlanma­ya teşvik ettiği dikkati çekiyor. Ancak parasal sıkılaştırmanın da etkisiyle üretimde fren ve büyümede özellikle son iki çey­rekte ortaya çıkan yavaşlama, faiz indirimi taleplerini artırdı. İndirim sürecinin önümüzdeki dönemde başlama olasılığı da arttı. Beklenen faiz indirimleri sürecinde dövize talepte artış olasılığı bulunuyor ve bunun da kurları yükselteceği be­lirtiliyor. Bu da yüksek döviz pozisyon açığı dolayısıyla reel sektör için ciddi boyutta kur riski anlamına geliyor. Kur riski nedir? Kur riski, döviz kurunda meydana gelen değişmelere bağlı olarak bankalar, diğer finans kurumları ya da finans dışı kişi ve kuruluşların yabancı para varlık ve yükümlülüklerinin ulusal para cinsinden değerinde yaşanacak ani artışlar nedeniyle uğrayabilecekleri zararı ifade ediyor. Yükümlülükleri varlıklarından fazla olan kuruluşlar, döviz pozisyonu açığı veriyor. Normal dönemlerde taşınabilir hacimdeki döviz pozisyon açıkları, döviz kurunda yüksek oranlı artış dönemlerinde, yüklediği ilave maliyetle taşınamaz hale geliyor.Yüksek kur artışları, döviz açığı fazla olan firmaların bilançolarını bozuyor; kredi bulmalarını zorlaştırıyor, borçlanma maliyetlerini büyütüyor, mali yapılarını sarsıyor. Kurlarda yukarı yönlü hareket riski olan dönemlere girilirken, ihtiyatlı döviz pozisyon yönetimi uygulamak ve risk yaratan döviz pozisyonu açıklarını kapamak önem kazanıyor. Söz konusu riskler, ekonomideki aktörlere zincirleme yansıyor; ortaya çıkan ilave kur riski maliyeti yüzünden mali yapısı bozulan firmalardan döviz alacağı bulunanlar (örneğin bankalar, ihracatçılar) da tahsil sıkıntısı nedeniyle zarara uğraşabiliyor.

Reel sektörün dayanıklılığı için  destek şart Haber

Reel sektörün dayanıklılığı için destek şart

2024 yılının Ocak-Ağustos döneminde ise sektörün toplam ihracatı 2 milyar 652 milyon dolara yükselirken, sektörünün en fazla ihracat gerçekleştirdiği ilk üç ülke ise sırayla; Almanya, Rusya ve Irak olarak gerçekleşti. Sektörün ağustos ayında ihracat birim fiyatı yüzde 3,6 artarak 6,35 dolara yükseldi.  Yaşanan ekonomik zorluklara karşı sektörün daha fazla destek beklediğini kaydeden ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Küresel pazardaki yavaşlama önemli bir etken olsa da sanayicinin finansmana erişimde yaşadığı güçlük, yüksek enflasyon, üretim ve girdi maliyetlerindeki artış, özellikle düşük kur politikası sektörümüzü zorluyor," ifadelerini kullandı. Türkiye’nin armatür, valf, vana, musluk ve sıhhi tesisat ekipmanları sektörü, 2024 yılı ağustos ayı ihracat verilerini açıkladı. Sektör, ağustos ayında miktar bazında yüzde 3,6’lık bir düşüş yaşamış olmasına rağmen değer bazında bir önceki yıla paralel bir seviyede 339 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. 2024 yılının Ocak-Ağustos döneminde ise sektörün toplam ihracatı 2 milyar 652 milyon dolara ulaştı. Yılın ilk 8 ayında yüzde 70 kapasite kullanım oranı ile çalışan sektör, ihracat birim fiyatlarında geçen seneye kıyasla yüzde 3,6 artış sağlayarak 6,35 dolar/kg seviyesine yükseldi. “Yatırımlara ihtiyaç var” Dernekten yapılan açıklamada; 2023 yılında 4 milyar dolarlık ihracat değerine ulaşan sektör, son yıllarda hızla çeşitlenmekte ve büyümektedir. Uluslararası pazarlarda armatür, valf, vana, musluk ve sıhhi tesisat ekipmanları üreticilerinin rekabet gücünü artırmak amacıyla yapılan çalışmaların, sektörü daha da ileriye taşımayı hedeflediği belirtildi. Sektörde ihracatçılar; Asya pazarlarında kalite ve standartlar, Avrupa pazarlarında ise rekabetçi fiyatlar ile öne çıkarken, otomasyon, AR-GE, ÜR-GE, e-ihracat, marka ve belgelendirme gibi alanlarda yatırımlara ihtiyaç duyarken, KDV destekleri ve kamu alımlarındaki yerlileşme eğilimleri ise avantajları arasında yer alıyor. Sektörün ihracat pazarında; yerli ham madde üretimi, satış artışı, finansman ve teknoloji alanlarında desteklerin beklendiği vurgulandı. İhracatta zirve almanya’nın Armatür sektörünün ağustos ayında 40,1 milyon dolarla en çok ihracatı Almanya'ya gerçekleştirdiğini kaydeden ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, Rusya'nın 19,9 milyon dolarla ikinci sırada ve Irak'ın 15,5 milyon dolar ihracatla üçüncü sırada yer aldığını duyurdu. Turhan, geçtiğimiz yılın aynı ayına göre Suudi Arabistan’a gerçekleştirilen ihracatın ise yüzde 126,8 artışla 7,2 milyon dolar olarak ciddi bir artış sağladığını kaydetti. "Reel sektörün ihtiyaçları göz ardı edilmemeli” ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, sektörün ihracatını artırmak ve global pazarda daha güçlü bir konuma gelmeyi hedeflediklerini belirterek, "Ancak ekonomide uygulanan sıkılaştırma politikalarını son aylarda ihracatçı sanayiciler olarak daha fazla hissetmeye başladık." dedi. Turhan, "TÜİK verilerine de bu daralmanın yansıdığını görüyoruz. Yılın ikinci çeyreğinde yıllık büyüme yüzde 2,5 seviyesinde olsa da sanayi sektöründe yüzde 1,8 oranında daralma yaşandı. Küresel pazardaki yavaşlama önemli bir etken olsa da sanayicinin finansmana erişimde yaşadığı güçlük, yüksek enflasyon, üretim ve girdi maliyetlerindeki artış ve özellikle düşük kur politikası sektörümüzü zorluyor." ifadelerini kullandı. Turhan, mevcut ekonomik koşullarda firmaların rekabetçiliğini koruyabilmesi için reel sektörün ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek, "İstihdam kayıpları yaşamaya başladık, kapasite kullanım oranları da düşmeye devam ediyor. İhracatçı firmalarımızı kaybetmemek adına, ekonomi politikasında bütüncül bir yaklaşımla uygulanacak önlemler kritik öneme sahip. Firmaların bu zorlu dönemi atlatabilmesi için daha fazla destek gerekiyor." diye ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.