SON DAKİKA
Hava Durumu

#Psikoloji

Ekometre - Psikoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Belirsizlik arttıkça kaygı kolektif bir duyguya dönüşüyor Haber

Belirsizlik arttıkça kaygı kolektif bir duyguya dönüşüyor

Sürekli değişen gündem, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerin bireylerin kontrol duygusunu zayıflattığını ifade eden Şimşek, “Belirsizlik uzadıkça zihinsel yorgunluk artıyor ve kaygı daha yaygın bir hale geliyor” dedi. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde artan toplumsal kaygının bireysel değil, kolektif bir ruh hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Sürekli değişen gündem, ekonomik dalgalanmalar ve küresel gelişmelerin bireylerin kontrol duygusunu zayıflattığını ifade eden Şimşek, “Belirsizlik uzadıkça zihinsel yorgunluk artıyor ve kaygı daha yaygın bir hale geliyor” dedi. “Kontrol hissinin azalması kaygıyı besliyor” Prof. Dr. Şimşek, insan psikolojisinin öngörülebilirlik ihtiyacına dikkat çekerek, belirsizlik dönemlerinde kaygının doğal bir tepki olduğunu vurguladı. “Geleceğe dair netlik azaldığında, beyin olası tehdit senaryolarını üretmeye başlar. Bu da sürekli tetikte olma hali yaratır. Bilgi bombardımanı ve çelişkili haber akışları ise zihni daha da yorarak kaygıyı artırır,” ifadelerini kullandı. Şimşek’e göre özellikle ekonomik belirsizlikler ve toplumsal olaylar, bireylerin güvenlik algısını etkileyerek kaygının kolektif düzeyde hissedilmesine yol açıyor. “Her stres kaygı bozukluğu değildir” Kaygı bozukluğu ile günlük stresin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Şimşek, bu farkın doğru değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. “Günlük stres genellikle belirli bir duruma bağlıdır ve durum ortadan kalktığında azalır. Kaygı bozukluğu ise daha yaygın, süreklilik gösteren ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkileyen bir tabloya işaret eder. Sürekli endişe hali, çarpıntı, kas gerginliği, uyku sorunları ve kaçınma davranışları kaygının günlük stresin ötesine geçtiğini gösterebilir,” dedi. Şimşek, bireylerin kendi duygusal durumlarını gözlemlemesinin ve belirtilerin süresini değerlendirmesinin önemli olduğunu ifade etti. “Psikolojik dayanıklılık geliştirilebilir” Belirsizlik dönemlerinde ruh sağlığını korumanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şimşek, bireysel baş etme yöntemlerinin önemine dikkat çekti. “Günlük rutinlerin korunması, uyku ve beslenme düzenine dikkat edilmesi, güvenilir bilgi kaynaklarının tercih edilmesi zihinsel dengeyi destekler. Sürekli haber takibi yapmak yerine belirli zaman aralıklarında bilgi almak kaygıyı azaltabilir,” dedi. Duyguların bastırılmak yerine paylaşılmasının önemine değinen Şimşek, sosyal destek ağlarının psikolojik dayanıklılığı artırdığını belirtti. Fiziksel aktivite, nefes egzersizleri ve zihinsel rahatlama tekniklerinin de stres yönetiminde etkili olduğunu ifade etti. “Profesyonel destek güçsüzlük değil, bilinçli bir adımdır” Prof. Dr. Şimşek, kaygının yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürdüğü durumlarda profesyonel destek alınmasının sağlıklı bir baş etme yöntemi olduğunu vurguladı. “Psikolojik destek almak bir zayıflık göstergesi değildir. Tam tersine, ruh sağlığını önemsemenin ve sorumluluk almanın bir göstergesidir. Erken müdahale, kaygının kronikleşmesini önleyebilir,” dedi. Şimşek, belirsizlik dönemlerinde bireysel farkındalığın ve dayanıklılığın artırılmasının, yalnızca kişisel iyilik hali açısından değil, toplumsal ruh sağlığı açısından da kritik önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Gıda israfı enflasyonu tetikliyor Haber

Gıda israfı enflasyonu tetikliyor

Türkiye’de gıda israfı artık yalnızca bir tüketim alışkanlığı sorunu değil, talep baskısını artırarak fiyatları yukarı çeken doğrudan bir enflasyon dinamiğine dönüştü. Uzmanlar, belirsizlik, indirim psikolojisi ve plansız alışverişle büyüyen ihtiyaç fazlası satın alma davranışlarının hem hane bütçesini zayıflattığını hem de piyasa üzerinde görünmez bir maliyet oluşturarak enflasyonist baskıyı derinleştirdiğini vurguluyor. Talebi artıran psikolojik faktörler İstanbul Ticaret Üniversitesi İktisat Bölümü’nden Prof. Dr. Elçin Aykaç Alp, tüketicilerin çoğu zaman mevcut ihtiyaçlarına değil, geleceğe dair beklentilerine göre hareket ettiğini söyledi. Fiyat artışı beklentisinin ve kampanyaların yarattığı etkinin, talebin kısa sürede doğal seviyesinin üzerine çıkmasına yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Alp, bu durumun hem ürün bulunurluğunu hem de fiyat dengesini bozarak ek bir enflasyonist baskı yarattığını vurguladı. Prof. Dr. Alp, satın alınan fakat tüketilmeyen gıdanın yalnızca bireysel bir kayıp olmadığını belirterek, “Tarladan sofraya kadar uzanan zincirdeki kayıpların maliyeti tüketiciye geri dönüyor. Tüketici sadece sepete koyduğu ürünü değil, kaybolan kısmın da bedelini ödüyor. Böylece israf, örtük bir maliyet yaratıyor” dedi. Kaygı rasyonellikten uzaklaştırıyor İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Kuş ise özellikle belirsizlik dönemlerinde tüketicilerin kontrol hissini korumak için daha fazla ürün satın aldığını belirtti. Bu davranışın psikolojik bir savunma mekanizması olduğunu ifade eden Kuş, şunları söyledi: “İndirim ve fırsat algısı da rasyonel karar vermeyi zorlaştırıyor. Hedonik yani haz odaklı tüketim motivasyonu yüksek bireyler, çoğu zaman ‘indirim kaçırmama’ duygusuyla gereğinden fazla ürün satın alıyor. Bu durum hem ev içi israfı büyütüyor hem de toplam talebi yapay biçimde artırarak fiyatlar üzerinde baskı oluşturuyor.” ‘İndirim kaçırmama’ güdüsünün tüketicinin karar verme mekanizmasını rasyonel zeminden uzaklaştırdığını belirten Kuş, bunun gıda israfını doğrudan artırdığını söyledi. Bazı bireyler için alışverişin ürünün işlevinden çok haz, heyecan ve fırsat yakalama duygusu etrafında şekillendiğini ifade eden Kuş, bu hedonik tüketim motivasyonunun kişiyi kısa sürede tüketemeyeceği miktarda gıda almaya yönlendirdiğini kaydetti. Araştırmalarında duygusallığı yüksek bireylerde hedonik tüketimin daha güçlü olduğunu gözlemlediklerini dile getiren Kuş, “Bu kişiler kısa vadeli hazza odaklandıkları için uzun vadeli ihtiyaçlarını doğru tahmin edemezler” dedi. Kuş, hedonik motivasyonla yapılan alışverişlerde tüketicilerin ‘indirimli’, ‘fırsat’ ya da ‘evde bulunsun’ gerekçeleriyle gereğinden fazla ürün satın aldığını, fazla alınan ürünlerin evde doğru yönetilemediğinde hızla israfa dönüştüğünü belirtti. Kuş, Türkiye’deki yüksek gıda israfının önemli bir bölümünün arkasında da bu haz odaklı, plansız satın alma davranışının yer aldığını söyledi. İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Eda Nur Çapkan Altun da fazla satın alma davranışının temelinde ‘kaybetme korkusu’ bulunduğuna ve promosyonların beynin ödül sistemini harekete geçirerek anlık haz yarattığına dikkat çekti. Altun, tasarruf amacıyla yapılan stoklamanın, çoğu zaman bozulma kaynaklı israfa dönüştüğünü belirterek, “Nominal kazanç, reel kayba dönüştüğünde fiyatlar üzerindeki baskı daha da güçleniyor” dedi. Buzdolabı envanteri ve küçük ambalajlar Altun, farkındalık sonrasında dürtme temelli ve planlama odaklı adımların devreye girmesi gerektiğini de vurguladı. Süpermarketlerde küçük boy ambalajların göz hizasına yerleştirilmesi, buzdolabında ‘önce bunu tüket’ bölümü oluşturulması, son kullanma tarihi etiketlerinin daha anlaşılır hale getirilmesi, haftalık menü planlaması ve buna bağlı alışveriş listesi oluşturulması gibi uygulamaların etkili olabileceğini söyledi. Dijital araçlarla buzdolabı envanteri takibinin yaygınlaşmasının da yararlı olacağını belirten Altun, “Sosyal norm mesajlarının ve topluluk düzeyinde gıda paylaşım ağlarının hem israfı azaltabileceğini hem de sosyal bağları güçlendirebilir. Kalıcı değişim için tek tek müdahalelerin yeterli olmadığını, görselleştirme, planlama araçları, sosyal normlar ve çevresel düzenlemelerin bir arada kullanılması gerekiyor” dedi. Önce tüket bölümü olmalı Uzmanlara göre gıda israfıyla mücadelede ilk adım farkındalık yaratmak. Buzdolabında ‘önce tüket’ bölümü oluşturulması, küçük ambalajlı ürünlerin göz hizasına yerleştirilmesi, sadeleştirilmiş son kullanma tarihi etiketleri gibi dürtme temelli uygulamalar, tüketim davranışını olumlu yönde etkileyebilir. Dijital buzdolabı envanteri uygulamalarının yaygınlaşması ve mahalle ölçeğinde gıda paylaşım ağlarının güçlendirilmesi, hem israfı hem de ekonomik yükü azaltabilecek stratejiler arasında yer alıyor. Dünyada gıda kaybının boyutu * %13.2: Perakendeye ulaşmadan kaybolan gıda * %19: Hane, restoran ve perakende aşamalarında israf * 1.25 milyar ton: Perakende öncesi kayıp Kaynak: FAO, UNEP Tüketici davranışını tetikleyen unsurlar * Fiyat artışı beklentisi * Kıtlık ve kaybetme korkusu * ‘İndirim kaçırmama’ psikolojisi * Haz odaklı tüketim * Aile içi iletişim eksikliği * Plansız alışveriş Çözüm önerileri * Haftalık menü-alışveriş listesi * ‘Önce tüket’ düzeni * Küçük ambalajların teşviki * Son kullanma tarihi etiketlerinin sadeleştirilmesi * Dijital envanter uygulamaları * Gıda paylaşım ağları

İlişkilerde kış hüznüne dikkat Haber

İlişkilerde kış hüznüne dikkat

Bu dönem bireysel ruh sağlığı için doğal bir süreç olarak görülse de ilişkiler açısından göz ardı edilmemesi gereken bir risk barındırıyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, kış mevsiminin getirdiği bu içe çekilme halinin, partnerler tarafından doğru okunmadığı takdirde ilişkilerde duygusal mesafe ve kopukluk hissi yaratabildiğini vurguluyor. Kış mevsimi, insanı doğal olarak yavaşlamaya ve kendi iç dünyasına yönelmeye davet ediyor. Bu dönemde kişiler daha dingin, daha içe dönük ve daha sakin bir ruh haline geçerken, bu içe çekilme hali ilişkiler içinde de yeni bir denge ihtiyacını beraberinde getiriyor. Günlük hayatın hızının azalması, kişinin kendi duygularıyla daha fazla temas kurmasına alan açarken, eşlerin bu süreci nasıl karşıladığı, ilişkinin seyrini belirleyen önemli bir faktör haline geliyor. İçe dönme ihtiyacının anlaşılmadığı ilişkilerde, bu süreç zamanla ilgisizlik, uzaklaşma ya da yalnız bırakılma hissi olarak algılanabiliyor. Oysa doğru yönetildiğinde kış ayları, ilişkiler için bir kopuştan ziyade bağların güçlendiği, güvenin ve yakınlığın derinleştiği bir yenilenme dönemine dönüşebiliyor. Kış mevsiminin ilişkilerde yanlış yorumlandığında sessiz bir kopuşa zemin hazırlayabileceğine dikkat çeken Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, bu dönemde çiftlerin farkında olması gereken temel noktaları paylaşıyor. 1. Kış aylarında yavaşlama ve içe dönüş, insanın doğasına uygundur. Soğuyan havalarla birlikte insanlar daha çok evlerinde vakit geçirmeye başlar. Sıcacık çayı ya da kahvesi elinde, battaniyenin altına çekilen kişi ya bir dizi izleyerek ya da kitap okuyarak sakinleşmeye çalışır. Bu süreçte insan daha yavaşlar, daha dinginleşir ve kendi duygularıyla temas kurar. Bu içe dönüş hali, kişinin kendisini dinlemesi ve ruhsal olarak yenilenmesi için önemli bir alan açar. 2. İçe çekilme hali, ilişkide kopuş değil yenilenme fırsatı olabilir. Kışın getirdiği bu yavaşlama, geçen canlı günlerin ardından nadasa çekilmek gibidir. Kişi bu dönemde kendisi ve ilişkisi için bir enerji tazeleme sürecine girer. Ancak partnerlerin bu içe çekilmeyi ilgisizlik ya da geri durma olarak algılaması, ilişkide duygusal mesafe yaratabilir. Oysa doğru anlaşıldığında bu süreç, ilişkinin daha sağlam bir zemine oturmasına katkı sağlar. 3. Yalnız kalma ihtiyacı, eşin şahitliğinde yaşanmak ister. Kış aylarında içe çekilen kişi, tamamen yalnız bırakılmak istemez. Aksine, eşinin yanında olduğunu bilmek, duygusal olarak temas halinde olmak ister. Yalnızlığını, sakinleşme ve içe dönme halini eşinin şahitliğinde yaşamak, kişinin kendisini güvende ve anlaşılmış hissetmesini sağlar. Eşin bu varlığı, yalnız kalma ihtiyacını duygusal bir temas alanına dönüştürür. 4. Yalnız kalma kapasitesi, ilişkide güven ve yakınlığı besler. Yalnız kalma kapasitesi, kişilerin sahip olması gereken önemli bir beceri. Kişi kendi içine dönebildiğinde ve ihtiyaç duyduğunda şefkat almak, teskin olmak ve sevildiğini hissetmek için eşine başvurabildiğinde, ilişkide güven, paylaşım ve sevgi kanalları güçlenir. Bu sayede yalnızlık korkutucu bir hal olmaktan çıkar ve ilişki içinde sağlıklı bir denge kurulabilir.

Psikoloji 2024’ün en çok randevu alınan branşı oldu Haber

Psikoloji 2024’ün en çok randevu alınan branşı oldu

Sisteminde 200 binden fazla hekim ve uzman profili bulunan DoktorTakvimi üzerinden, 2024’te en çok doktor randevusu alınan ilk üç şehir Eskişehir, Kocaeli ve Denizli oldu. Platform üzerinden  en çok randevu alınan üç branş ise Psikoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Sağlığı olarak sıralandı. DocPlanner’ın Türkiye iştiraki olan; hastalar, hasta yakınları ve sağlık araştırması yapan kullanıcılar ile sağlık profesyonellerini  bir araya getiren, Türkiye'nin en çok kullanılan özel sağlık randevu alma platformu DoktorTakvimi, 2024 yılına ait verilerini paylaştı. Ziyaretçi sayısı 80 milyona yükseldi Verilere göre, sisteminde 200 binden fazla hekim ve uzman profili bulunan DoktorTakvimi üzerinden 2024 yılında 408 bin randevu alındı; ortalama günlük randevu sayısı 1.200 oldu. 2023 yılında 73 milyon olan ziyaretçi sayısı ise 80 milyona yükseldi. Polonya merkezli Docplanner Grubu, dünya çapında sağlık sektöründe doktor ve hastalar için dijital asistanlık hizmeti sunuyor. Grup bünyesindeki platformalar İtalya, İspanya, Polonya, Almanya, Brezilya, Meksika, Türkiye, Çekya, Portekiz, Kolombiya, Peru, Şili ve Arjantin gibi ülkelerde faaliyet gösteriyor. 2024 yılında tüm Docplanner ülkelerinde 17 milyon hekim ve uzman randevusu alındı. En çok randevu alan ülkeler Polonya, İtalya ve Meksika olarak sıralandı. En fazla randevu alınan şehir Eskişehir En çok randevu alınan bölgeler yüzde 40 ile Marmara, yüzde 21 ile İç Anadolu, yüzde 15 ile Ege ve yüzde 10 ile Akdeniz olurken; nüfusa oranla en fazla randevu alınan şehirler sırasıyla Eskişehir, Kocaeli, Denizli, Konya ve Bursa oldu.  Psikoloji branşı 2024’te de zirvede DoktorTakvimi üzerinden en çok randevu alınan branşlar ise Psikoloji (%20), Kadın Hastalıkları ve Doğum (%12), Çocuk Sağlığı (%8), Psikiyatri (%7) ve Diş hekimliği (%5) olarak sıralandı. 2023 yılında ise sıralama Psikoloji (%24), Psikiyatr (%12), Kadın Hastalıkları (%12), Pediatri (%8) ve Diş Hekimliği (%6) şeklindeydi. Türkiye’de sayfa görüntülenme sayısı 65 milyon Verilere göre, tüm DocPlanner ülkelerinin sayfa görüntülenme sayısı ise 582 milyon oldu. Türkiye’de bu rakam 65 milyona ulaştı; toplam sayfa görüntülenmesinin yüzde 11’inin DoktorTakvimi’ne ait olduğu ortaya kondu. En fazla sayfa görüntülenmesi olan ülkeler ise sırasıyla Polonya, Brezilya ve İtalya. “Ziyaretçi sayımız 80 milyona yükseldi” Konuyla ilgili açıklama yapan DoktorTakvimi Türkiye Ülke Müdürü Hakan Türkoğlu, “Günümüzde dijitalleşme her sektörde büyük bir değişimi getiriyor. Hedefimiz her zaman sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük etmek. Hekim, uzman, klinik, hastalık veya bir hizmetle ilgili bilgi arayan kullanıcılar web sitemize girerek araştırma yapabiliyor ve isterlerse online olarak veya çağrı merkezimiz aracılığıyla randevularını oluşturabiliyorlar. Hekim ve uzmanlar ise online randevu takvimi, 7 gün 24 saat çağrı merkezi desteği, hasta ve danışanlara randevu hatırlatma ve web sitesi desteği gibi hizmetlere sahip oluyor. Biz kendimizi SaaS (Software as a Service) olarak konumlandırıyoruz ve her zaman sağlık sektöründe dijital dönüşümde en üst sırada yer alıyoruz. Online randevu özelliğini ilk kullanan marka olmanın yanı sıra uzaktan sağlık hizmetinde bir ilke imza attık. Mobil uygulama geliştirmeleri yaparak ve gelişen teknolojiyi yakından takip ederek hastaların ve uzmanların hayatını kolaylaştıracak çözüm önerilerimizi artırmayı ve daha kaliteli hale getirmeyi hedefliyoruz. Hastaların ve danışanların ilk aklına gelen sağlık uygulaması olarak kalmayı amaçlıyoruz” dedi. 2024 yılı verilerini değerlendiren Hakan Türkoğlu, şunları söyledi: “Verilere baktığımız zaman 2024 yılında en çok randevu alınan branşın 2023 yılında olduğu gibi psikoloji olduğunu görüyoruz. Bu durum, ülkemizin stres ve sıkıntılı sürecinin devam ettiğini ve toplumun bu süreçle başa çıkma ihtiyacını bir kez daha gösteriyor.  Öte yandan geçtiğimiz yıl ilk beşte yer almayan çocuk sağlığı üçüncü sıradan listeye girdi. Bu da 2024 yılında çocuk hastalıklarındaki artışla bağlantılı. Öte yandan DoktorTakvimi olarak 2023 yılında 73 milyon olan ziyaretçi sayımız, 80 milyona yükseldi. Bu artış, Türkiye’nin en büyük online sağlık platformu olarak işimizi başarıyla yapıyor olmamızın en büyük göstergesi. 2025 yılında da danışanlar ile hekim ve uzmanları buluşturmaya devam edeceğiz.”  

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.