SON DAKİKA
Hava Durumu

#Petrol

Ekometre - Petrol haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Petrol haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

OPEC+'tan petrol üretiminde yeni artış Haber

OPEC+'tan petrol üretiminde yeni artış

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ile Rusya öncülüğündeki müttefik üreticilerden oluşan OPEC+, çevrim içi toplantıda üretim kotalarını ağustos ayından itibaren günlük 188 bin varil artırma kararı aldı. Böylece haziran ve temmuz aylarında uygulanan üretim artışları yeni bir adımla devam etmiş oldu. Arz endişeleri azalıyor Kararda, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatının yeniden hız kazanması ve küresel arz risklerinin hafiflemesi etkili oldu. Boğazdaki normalleşme, piyasalarda arzın yeniden artacağı beklentisini güçlendirirken petrol fiyatları üzerindeki baskıyı da artırdı. OPEC verilerine göre üretim son aylarda toparlanma sinyalleri verirken, savaş öncesi seviyelere henüz ulaşılamadı. Buna rağmen sevkiyatların yeniden başlaması küresel petrol arzına ilişkin iyimserliği destekliyor. Petrol fiyatları geriledi Brent petrol, jeopolitik risklerin azalması, Çin'in ham petrol talebindeki zayıflık, OPEC dışı üretimin artması ve stratejik petrol stoklarının devreye alınmasının etkisiyle savaş öncesi seviyelere geriledi. Fiyatlar son işlemlerde varil başına yaklaşık 72 dolar seviyesinde dengelendi. Gözler Hürmüz ve Çin'de UBS analisti Giovanni Staunovo, piyasaların kısa vadede Hürmüz Boğazı'ndan geçen tanker trafiği ile Çin'in ham petrol ithalatındaki toparlanmayı yakından izleyeceğini belirtti. Analistler ayrıca Washington ile Tahran arasında sağlanan mutabakatın da arz endişelerini azaltarak petrol piyasasında risk primini düşürdüğüne dikkat çekiyor. Eylül ayında yeni artış gelebilir Reuters'ın hesaplamalarına göre OPEC+, ağustos kararının ardından 2 Ağustos'ta yapılacak toplantıda eylül ayı için de benzer büyüklükte bir üretim artışı kararı alabilir. Böyle bir adım, 2023 yılında uygulamaya alınan gönüllü üretim kesintilerinin büyük ölçüde geri çekilmesi anlamına gelecek.

ABD'den İran petrolüne 60 günlük izin Haber

ABD'den İran petrolüne 60 günlük izin

Karar, İsviçre'de yürütülen ABD-İran görüşmelerinde ilerleme kaydedildiğine yönelik açıklamaların ardından geldi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre'deki müzakerelerin ilk turunu "çok, çok iyi" olarak nitelendirirken, İran'ın uluslararası nükleer denetçilerin yeniden ülkeye girişine izin vermeyi kabul ettiğini öne sürdü. Ancak İranlı yetkililer bu iddiayı reddederek söz konusu açıklamanın gerçeği yansıtmadığını belirtti. Petrol Muafiyeti Memnuniyetle Karşılandı İran yönetimi, yıllardır uygulanan yaptırımların ardından enerji satışlarına imkan tanıyan geçici muafiyeti olumlu karşıladı. Bununla birlikte Tahran, İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarının sürmesi halinde Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik kozlarını kullanabileceği mesajını vermeyi sürdürdü. Trump'tan Dikkat Çeken Açıklama ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada İran'a yönelik petrol satış izniyle ilgili soruları yanıtladı. Trump, İran'ın elde edeceği gelirleri askeri kapasitesini artırmak için değil, halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanması gerektiğini söyledi. "Bu parayı halklarına yiyecek almak için kullanmaları gerekiyor çünkü şu anda halkları çok aç." ifadelerini kullanan Trump, İran'ın petrol gelirlerinin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirdi. Kalıcı Anlaşma İçin Zorlu Süreç Uzmanlar, taraflar arasında varılan mutabakata rağmen nükleer denetimler, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel güvenlik başlıklarında önemli görüş ayrılıklarının sürdüğüne dikkat çekiyor. ABD ve İran heyetlerinin önümüzdeki 60 günlük süreçte kalıcı bir anlaşmanın çerçevesini oluşturmaya çalışacağı belirtiliyor.

Hürmüz'de petrol trafiği yeniden başladı Haber

Hürmüz'de petrol trafiği yeniden başladı

Yaklaşık 5 milyon varil petrol taşıyan üç İran tankeri, aylar sonra ilk kez bölgeden çıkış yaptı. Gemi takip ve veri analitiği şirketi Kpler'in verilerine göre, İran bağlantılı üç petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı aşarak bölgeden ayrıldı. ABD yaptırım listesinde yer alan İran Ulusal Tanker Şirketi'ne ait Diona ve Hero 2 isimli iki süpertanker, toplam 3,8 milyon varil ham petrol taşıyarak Hürmüz Boğazı'ndan çıkış yaptı. İran bağlantılı üçüncü tanker de yaklaşık 1 milyon varil ham petrolle bölgeden ayrıldı. Böylece toplamda yaklaşık 5 milyon varil petrol taşıyan üç tanker, aylar sonra ilk kez Hürmüz Boğazı'ndan geçmeyi başardı. Gözler Cenevre'deki anlaşmada ABD ile İran'ın yaklaşık dört aydır devam eden ve bölgeyi savaşın eşiğine getiren gerilimi sona erdirmek amacıyla hafta başında çevrim içi olarak bir ön barış mutabakatı imzaladığı belirtiliyor. Tarafların nihai anlaşma metnini cuma günü İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalaması bekleniyor. Anlaşmanın detayları henüz kamuoyuyla paylaşılmazken, mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası gemi trafiğine açılması ve İran petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaların gözden geçirilmesinin gündemde olduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, boğazdaki petrol trafiğinin yeniden başlamasının küresel enerji piyasaları açısından önemli bir gelişme olduğunu ve petrol fiyatları üzerindeki arz baskısını azaltabileceğini belirtiyor.

Altında yön yeniden yukarı Haber

Altında yön yeniden yukarı

Altın fiyatları, hafta başında yaşanan sert satışların ardından yeniden yükseliş eğilimine girdi. ABD ile İran arasındaki müzakerelere ilişkin belirsizlikler ve küresel piyasalardaki gelişmeler altın fiyatlarında dalgalanmaya neden olurken, gram altın yeniden 6.600 TL seviyesinin üzerine çıktı. Haftaya 6.700 TL'nin üzerinde başlayan gram altın, geçtiğimiz günlerde 6.530 TL seviyelerine kadar gerilemişti. Ancak petrol ve dolar endeksindeki zayıflamanın etkisiyle birlikte fiyatlarda yukarı yönlü hareket yeniden hız kazandı. Gram altın gün içerisinde 6.628 TL seviyesine kadar yükseldi. Kapalıçarşı'da ise gram altın 6.677 TL'den işlem görürken, çeyrek altın 10.893 TL, tam altın 43.428 TL ve 22 ayar bilezik gramı 6.308 TL seviyesinde alıcı buldu. Altın ve Para Piyasaları Uzmanı, İMKUSAD Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yıldırımtürk, hafta başındaki düşüşün temel nedeninin büyük fonlar ve merkez bankalarının ABD tahvillerini satarak dolara yönelmesi olduğunu söyledi. Yıldırımtürk, bu baskının geçici olduğunu ve merkez bankalarının altın alımlarının devam edeceğini öngördü. Piyasalarda gözler şimdi cuma günü açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisi ile 17 Haziran'daki Fed faiz kararına çevrildi. Uzmanlar, özellikle ABD ekonomisinden gelecek verilerin altının kısa vadeli yönü üzerinde belirleyici olacağını ifade ediyor. Yıldırımtürk'e göre gram altında 6.500 TL seviyesi güçlü destek konumunda bulunuyor. 6.600 TL seviyesinin aşılması halinde ise 6.700 TL ve ardından 7.000 TL seviyelerinin gündeme gelebileceği belirtiliyor. Uzmanlar, orta ve uzun vadede altının güvenli liman özelliğini koruduğunu belirtirken, fiyatlardaki geri çekilmelerin yatırımcılar tarafından alım fırsatı olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor. Ağustos ayından itibaren ise altın piyasasında daha güçlü fiyat hareketlerinin görülebileceği ifade ediliyor.

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir Haber

Jeotermale ‘Hayır’ demek, ithâl kaynaklara ‘Evet’ demektir

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Anadolu ve Trakya coğrafyasında bin 500’ün üzerinde doğal jeotermal çıkış noktası olduğunu hatırlatarak, başta enerji olmak üzere yatırımların Ege’den ülke geneline doğru yayılması için seferberlik ilân edilmesi gerektiğini vurguladı. DOĞU ANADOLU JEOTERMAL ZENGİNİ Ağrı, Muş, Bingöl, Elazığ ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu illerinin tektonik yapıları gereği çok zengin jeotermal kaynaklara sahip olduğu bilgisini veren Kındap, “Jeotermal tamamen bizim olan, kullanırken kimseden izin istemediğimiz, kimseye bir para ödemeyeceğimiz; 7 gün 24 saat kesintisiz üretim yaptığımız; temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir kaynak. Doğu Anadolu Bölgemizdeki illerimizde, jeotermalin tüm kullanım alanlarında ülke ekonomisinin kalkınmasına hizmet edecek projeler geliştiriliyor. Pek çok kentimizde yurttaşlarımızın yatırımları desteklediğini görmek bizlere de mutluluk veriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki tamamen bizim olan jeotermal enerjiye ‘hayır’ demek, kıt olan dövizimizi harcayarak ithal ettiğimiz enerji kaynaklarına ‘evet’ demek anlamına geliyor.” dedi. “Bilgi eksikliğini gidermek görevimiz” Muş ve Bingöl’de bazı vatandaşların bilgi eksikliğinden kaynaklı sebeplerle jeotermale karşı çıkabildiğini söyleyen Kındap, bu yöndeki eksikliğin giderilmesi ve karşı çıkışların siyasi istismar konusu olmaması için JED ve benzeri sivil toplum örgütlerine görev düştüğünü hatırlattı. “Türkiye’de halen enerji üreten ya da inşa halinde olan jeotermal santrallerin, dünyanın kabul ettiği en yüksek çevre standartlarına sahip olduklarına işaret eden JED Başkanı Ali Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı: “Varto ve Karlıova başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirilecek jeotermal yatırımların, başta istihdam olmak üzere bölge ekonomisine çok farklı alanlarda katkı sağlamasını bekliyoruz. Bugün Ağrı’nın Diyadin ilçesi nasıl jeotermal seracılıkta bir Türkiye markası olduysa; Varto ve Karlıova gibi pek çok ilçemiz enerji üretiminde, termal turizmde, sebze ve meyve kurutma yatırımlarında, jeotermal madencilik uygulamalarında birer marka şehir olabilir. Gerek inşaat gerekse işletme süreçlerinde yaratılacak doğrudan ve dolaylı iş imkanları, bu ilçelerimizde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaratacak. Kaynaklarımızın verimliliği ile paralel olarak tarımsal üretimde artış, yılın 12 ayı kesintisiz üretim yapılabilen modern seracılık uygulamaları yaygınlaşacak. Sektör temsilcileri olarak bizler, yurttaşlarımızın doğru bilgilenmesine büyük önem vermekteyiz. Bir ilimizde jeotermal yatırımlar alkışlarla karşılanırken, birkaç yüz kilometre uzaklıktaki bir başka şehrimizde eleştiri konusu oluyorsa, bizlerin de sorumluluk alması gereken bir bilgi eksikliği var demektir.” “Türkiye jeotermali elinin tersi ile itemez” Rusya – Ukrayna ve ABD-İran savaşlarının Türkiye için enerji arz güvenliğinin taşıdığı stratejik önemi gösteren örnekler olduğuna dikkat çeken Kındap, gelişmişlik seviyesi ne olursa olsun tüm ülkelerin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına çok daha fazla önem verdiklerini belirtti. Dünyada dördüncü, Avrupa’nın lider jeotermal zengini ülkesi olan Türkiye’nin, bu dev enerji kaynağını elinin tersi ile itemeyeceğini kaydeden Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemiz doğalgaz ve petrol zengini bir ülke değil. Enerjide bağımsız olmamız için bu kaynaklara sahip olmamız da gerekmiyor. Tüm yenilenebilir kaynaklarımızdan etkin şekilde ve sonuna kadar yararlanmalı, 85 milyonluk ülkemizin enerjisini bu kaynaklarla karşılamalıyız. Bu açıdan baktığımızda Doğu Anadolu’daki jeotermal yatırımlarımız ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji bağımsızlığı hedeflerimizin tam kesişim noktasında yer alıyor. Bu yatırımların ülkemizin temiz enerji yolculuğunda güçlü birer adım olduğuna inanıyoruz. Nasıl ki rüzgâr enerjisi yatırımlarımız son yıllarda batıdan doğuya doğru hızlı bir ivme ile yayılıyorsa, jeotermal enerjide de aynı rotayı izlemeliyiz.” Rakamlarla jeotermal sektörü Jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde 1758 MW kurulu güç seviyesine ulaşan Türkiye; potansiyelinin çok altında kalan bu seviye ile dünyanın dördüncü, Avrupa’nın lider ülkesi konumunda. Türkiye, enerji üretiminin yanı sıra konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm, jeotermal balıkçılık ve sebze meyve kurutma alanlarında 7 bin MW’ın biraz üzerinde jeotermal kullanıma sahip. Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA) Türkiye’nin keşfi tamamlanan jeotermal potansiyelini 62 bin MW/termal olarak açıklarken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye üçte birinden azına karşılık gelen 19 bin 836 MW/termal kullanıma sahip. 150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye, halen 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Türkiye, potansiyelinin % 5’i seviyesinde olan bu kapasite ile dünyada 7'inci, Avrupa'da ise 1'inci sırada yer alıyor.

Borsa Ortadoğu'da barış bekliyor Haber

Borsa Ortadoğu'da barış bekliyor

Yıla oldukça güçlü bir başlangıç yapan ve şubat ayında 14 bin 532 puanla tüm zamanların rekorunu test eden Borsa İstanbul (BIST 100) endeksi, ABD, İsrail ve İran hattında patlak veren çatışmalardan etkilendi. Bölgede jeopolitik gerilimlerin hızla tırmanması küresel risk iştahını baskılarken, tedarik zinciri endişeleri ve petrol fiyatlarındaki sert yükseliş enflasyonist korkuları yeniden alevlendirdi. Yatırımcıların riskli varlıklardan kaçarak güvenli liman arayışına girdiği bu zorlu süreçte, BıST 100 endeksi 13 bin puanın altını görerek satış dalgalarına maruz kalsa da savaşın yarattığı küresel sarsıntıya rağmen Borsa İstanbul’un gelişmekte olan diğer piyasalarla (EM) kıyaslandığında bu şoku nispeten daha az hasarla atlatması dikkat çeken bir diğer unsur oldu. Ekonomi yönetiminin savaşın olası etkilerini sınırlamak adına esnek ve proaktif bir yaklaşım benimsemesi, uygulanan güçlü rezerv yönetimi ve Türkiye’nin süreçteki arabuluculuk adımları, yurt içi piyasaların direncini önemli ölçüde artırdı. Gelişmekte olan birçok ülke borsası artan enerji maliyetleri ve enflasyon baskılarıyla daha derin sarsıntılar yaşarken; Borsa İstanbul, güven veren yatırım ortamı ve alınan önlemlerin katkısıyla süreci rakiplerine kıyasla daha sınırlı kayıplarla ve pozitif bir ayrışmayla yönetmeyi başardı. Borsada yeni rota ne olacak? Piyasalardaki bu tablo, tarafların müzakere masasına oturması ve bölgede kalıcı bir barışın sağlanabileceğine yönelik güçlü sinyallerin gelmesiyle yerini temkinli bir iyimserliğe bırakmaya hazırlanıyor. Diplomatik uzlaşı ile jeopolitik tansiyonun düşmesi durumunda; enerji maliyetleri üzerindeki baskının hafiflemesi, küresel piyasalarda risk iştahının yeniden canlanması ve yabancı fonların Borsa İstanbul gibi gelişmekte olan piyasalara geri dönmesi bekleniyor. Uzmanlar, savaş fiyatlamasının devreden çıkmasıyla birlikte çatışma öncesi seviyelerine doğru kayıplarını telafi eden BıST 100 endeksinin önümüzdeki süreçteki olası yükseliş senaryolarını ve yeni dönemde hangi sektörlerin öne çıkabileceğini İstanbul Ticaret için değerlendirdi. Fiyatlamada ana beklenti petrol Geçtiğimiz 28 Şubat’tan bu yana jeopolitik gelişmelerin piyasalar üzerinde belirleyici bir rol üstlendiğini belirten Gedik Yatırım-Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onurcan Bal, haber akışlarına bağlı oynaklığın ciddi şekilde arttığına dikkat çekti. aBD ve İran arasında gündeme gelen ateşkes ihtimalinin piyasalara nefes aldırdığını hatırlatan Bal, BıST 100 endeksinde 14 bin puanın üzerine doğru yaşanan toparlanmanın da bu haberlerle desteklendiğini ifade etti. Bu süreçte takip ettikleri en önemli göstergenin petrol fiyatları olduğunun altını çizen uzman isim, enerji maliyetlerindeki artışın küresel enflasyonist baskı yaratarak merkez bankalarını daha sıkı bir duruşa zorladığını belirtti. Bal, bu durumun zayıflayan faiz indirimi beklentileriyle birleştiğinde gelişmekte olan piyasalardan çıkış eğilimini hızlandırdığını vurguladı. Endekste 15 bin puan hedefi Olası bir diplomatik anlaşma durumunda petrol fiyatlarının nerede dengeleneceğinin kritik bir eşik olacağını ifade eden Onurcan Bal, savaşın sona ermesinin enerji fiyatlarını hemen eski seviyelerine düşürmeyeceğini tahmin ettiğini belirtti. Bölgedeki enerji altyapılarında oluşan hasarın boyutu tam bilinmediği için düşüşün zaman alabileceğini söyleyen Bal, petrolün kademeli de olsa düşüş eğilimine girdiği senaryoda Borsa İstanbul için yeni hedeflerin gündeme geleceğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “Böyle bir senaryoda Borsa İstanbul’da özellikle 14 bin 530 civarında bulunan zirve seviyesi aşılabilirse, kısa vadede 14 bin 750-15 bin bölgesine doğru teknik bir hareket söz konusu olabilir.” Ralli için gözler enflasyonda Savaş riskinin ortadan kalkmasının borsada ilk etapta bir toparlanma yaratacağını, ancak soluksuz bir ralliden ziyade kontrollü bir seyir beklediğini belirten Onurcan Bal, savaşın Türkiye’nin dezenflasyon sürecine kaçınılmaz etkileri olduğunu hatırlattı. Merkez Bankası’nın enflasyondaki yüksek seyir nedeniyle mart ayını pas geçtiğini ve bu ay da yüzde 2.5 civarında bir aylık enflasyon beklediklerini söyleyen Bal, yabancı çıkışları ve carry trade pozisyonlarının terse dönmesi ve rezervlerde yaşanan düşüşe de dikkat çekti. Kısa vadede bir faiz indirimi beklemediklerini dile getiren Bal, “Piyasada bu savaşın bitmesiyle ilk fiyatlamalarda bir yükseliş görürüz ama bu yükselişin devamlılığı, tekrar faiz indirim beklentilerinin güçlenmesine bağlı” diye konuştu. Bankacılık ve havacılık öne çıkabilir Jeopolitik gerilimin kalıcı olarak azalmasıyla birlikte Borsa İstanbul’da sektörel rotasyon yaşanacağına işaret eden Onurcan Bal, çatışmaların başlamasıyla en büyük tahribatı faiz indirimlerinin zora girmesi nedeniyle bankacılık, gayrimenkul yatırım ortaklığı (GYO) ve havacılık sektörlerinin aldığını belirtti. artan ülke risk priminin (CDS) bankacılığı ekstra baskıladığını söyleyen Bal, barış ihtimalinde yaşanacak değişimi şu sözlerle özetledi: “Riskler yatışırsa bankalar, GYO’lar, havacılık ve holdingler toparlanma anlamında biraz daha öne çıkabilir. Bu süreçte daha kuvvetli kalan savunma ve petrokimya sektöründe ise bu sefer tersi fiyatlamalar görebiliriz.” Bal ayrıca, işlerin iyiye gittiği bir senaryoda telekomünikasyon sektörünün de takip edilebileceğini ekledi. Yabancı için ‘ucuzluk’ fırsatı Bölgede suların durulması ve gıda/enerji kaynaklı risklerin geride kalmasıyla birlikte yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye piyasalarına yönelmesini bekleyen Onurcan Bal, yabancı fonların da enflasyon görünümünü ve faiz indirim takvimini yakından izleyeceğini vurguladı. Borsa İstanbul’un son yıllarda dolar bazında sergilediği zayıf performansın yarattığı ucuzluk algısına dikkat çeken Bal, “Dezenflasyon süreci devam ettiği ve Merkez Bankası kademeli faiz indirimlerini sürdürdüğü müddetçe Türk varlıklarına yönelik ilgi korunur” diyerek, barış senaryosunda tahvil ve hisse senedi piyasalarında yabancı girişinin yeniden canlanacağını öngördü. Barış haberiyle yukarı yönlü hareketler hızlanır İran odaklı jeopolitik risklerin son bulmasının Borsa İstanbul’a olumlu yansıyacağını belirten İnfo Yatırım Yatırım Danışmanı Tunç Safa Altunsaray, piyasanın yakın zamanda bu senaryoyu test ettiğini vurguladı. Altunsaray, “Aslında bunun ön gösterimini 6-10 Nisan tarihleri arasında Borsa İstanbul tarafında gördük. Ateşkes haberinin gelmesi ve görüşmelerin başlayacağı haberi piyasaya gelince Borsa İstanbul’un hızlı bir şekilde 14 bin puanı geçmesi, jeopolitik risklerin bitmesi ihtimalinde olacak hareketi gösterdi” dedi. Bu süreçte kritik olan noktanın resmi bir barış anlaşmasının imzalanması olduğunun altını çizen uzman isim, “Yeni bir yukarı yönlü ralli hareketinin barış haberi ile gelme ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. Veriler yükselişi sınırlayarabilir Beklenen barış anlaşması güçlü bir katalizör olsa da Altunsaray, savaşın geride bıraktığı ekonomik tahribatın göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda yatırımcıları uyardı. Çatışmaların küresel piyasalardaki yansımalarını değerlendiren Altunsaray, “Atlanmaması gereken nokta; savaş sebebiyle tedarik zincirleri bozuldu, enerji maliyetleri çok arttı ve bunların da enflasyona bir etkisi olacaktır. Bu sebeple de yükselişin ekonomik veriler gelmeye başladıkça sınırlı kalacağını düşünebiliriz” diye konuştu. Piyasalar için ana odak noktasının zamanla değişeceğini belirten Altunsaray, “Asıl hikayenin bu etkilerin azalmaya başladığı zamanda ortaya çıkacağını düşünüyorum” dedi. İki farklı senaryo Jeopolitik tansiyonun düşmesiyle birlikte Borsa İstanbul’da öne çıkacak sektörleri analiz eden Altunsaray, piyasadaki olası sektörel rotasyonu şu sözlerle özetledi: “Tabii ki burada öne çıkacak sektörler aslında savaşla hızı düşen sektörler olacaktır. Örnek olarak bankacılık, ulaştırma ve holdingleri sayabiliriz. Fakat ekonomik veriler geldikçe bu sektörlerde geri çekilmeler görebiliriz.” Açıklanacak enflasyon verilerinin yaratacağı fırsatlara da dikkat çeken Altunsaray, “Küresel enflasyon riskinden özellikle olumlu etkilenebilecek sektörler olarak telekomünikasyon, perakende ve gıda tarafının ön plana çıkmasını bekleyebiliriz. Bu çerçevede doğru risk yönetimi ile bu sektörlere dikkat edilebilir” şeklinde konuştu. Yabancı ilgisinin güçlü bir şekilde artması için küresel çapta likidite oluşumunun şart olduğunu vurgulayan Altunsaray, “Bunun için de gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının tekrar faiz indirimlerini konuşması veya gevşek politikalar uygulaması kritik olacaktır. Ancak son yaşanan küresel enflasyon riski altında bu ihtimalin daha zamanı olduğunu düşünen taraftayım” dedi.

Türkiye'nin petrol ürünleri ithalatı şubatta düştü Haber

Türkiye'nin petrol ürünleri ithalatı şubatta düştü

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) şubat ayına ilişkin "Petrol Piyasası Sektör Raporu"na göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 14,08 artarak 2 milyon 559 bin 916 ton olarak gerçekleşti. Bu dönemde motorin türleri ithalatı ise yüzde 30,93 azalarak 702 bin 189 ton oldu. İthalatın kalan kısmını, benzin ve fuel-oil türleri, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu. Böylece toplam ithalat, şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,84 azalarak 3 milyon 512 bin 919 ton olarak kayıtlara geçti. En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 508 bin 282 tonla Rusya’dan yapılırken, bu ülkeyi 645 bin 346 tonla Irak ve 550 bin 184 tonla Kazakistan izledi. Yurt içi benzin satışları şubatta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 17,73 artarak 417 bin 803 ton oldu. Petrol ürünleri satışları yüzde 3,71 artarak 2 milyon 378 bin 526 ton, motorin satışları yüzde 1,11 artarak 1 milyon 834 bin 490 ton olarak gerçekleşti. Petrol piyasasında ihracat yüzde 18,62 azaldı Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 18,62 düşüşle 910 bin 559 ton oldu. Türkiye'nin havacılık yakıtları ihracatı yüzde 30,07 artarak 401 bin 899 ton olurken, motorin türleri ihracatı yüzde 83,43 azalarak 86 bin 439 ton olarak kayıtlara geçti. Denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 29,96 azalarak 52 bin 538 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 36,90 artarak 7 bin 224 ton oldu Rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 2,80 arttı Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 2,80 artışla 2 milyon 972 bin 124 ton olarak gerçekleşti. Havacılık yakıtları üretimi şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,55 artarak 488 bin 28 ton, benzin türleri üretimi yüzde 9,57 artarak 398 bin 990 ton oldu. Motorin türleri üretimi ise yüzde 9,72 azalarak 1 milyon 203 bin 133 ton olarak kaydedildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.