SON DAKİKA
Hava Durumu

#Pandemi

Ekometre - Pandemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Pandemi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Merkel’in anıları Avrupa siyasetinin perde arkasını açıyor Haber

Merkel’in anıları Avrupa siyasetinin perde arkasını açıyor

Avro krizinden göç politikalarına, Avrupa Birliği’nin geleceğinden NATO’ya, Ukrayna’dan Rusya ile ilişkilere uzanan eser; kriz yönetimi, siyasi liderlik ve diplomasi alanlarında birinci elden tanıklıklar sunuyor. Türkiye’nin Avrupa’nın göç politikasındaki rolüne de geniş yer ayıran kitap, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencileri için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Angela Merkel’in Doğu Almanya’da geçen çocukluk yıllarından Berlin Duvarı’nın yıkılışına, bilim insanlığından Almanya’nın ilk kadın şansölyesi oluşuna uzanan yaşamını anlatan Özgürlük: Anılar 1954–2021, Kadim Yayınları etiketiyle Türkçede okurla buluştu. Deniz Weber’in çevirisiyle yayımlanan 720 sayfalık eser, Merkel’in kişisel hikâyesi üzerinden Avrupa’nın geçirdiği dönüşümü ve küresel siyasette değişen güç dengelerini ele alıyor. Liderler arasında kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler, ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları ve kriz dönemlerinde alınan kararlar, dönemin en etkili siyasi aktörlerinden birinin gözünden aktarılıyor. Kriz anlarında masada hangi seçenekler vardı? Angela Merkel’in 2005–2021 yıllarını kapsayan görev dönemi, Avrupa ve dünya siyasetinin en sert sınavlarına sahne oldu. Avro Bölgesi’ni sarsan ekonomik kriz, Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin tartışmalar, artan göç hareketleri, NATO’nun değişen rolü, Ukrayna meselesi, Rusya ile yürütülen ilişkiler, Donald Trump dönemi ve pandemi kitabın başlıca siyasi konularını oluşturuyor. Merkel, yalnızca aldığı kararları değil, bu kararlar öncesinde masada bulunan seçenekleri, karşılaştığı itirazları ve değerlendirdiği riskleri de anlatıyor. Kamuoyuyla paylaşmadığı tereddütlerine de yer veren eski Almanya Şansölyesi, siyasi kararların hangi baskılar, belirsizlikler ve çıkar dengeleri içinde şekillendiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle eser; kriz yönetimi, siyasi liderlik, Avrupa siyaseti, diplomasi ve uluslararası güvenlik alanlarında çalışan öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için birinci elden değerlendirmeler sunan önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Merkel’in anlatımında Türkiye krizin kilit aktörü Kitabın Türkiye’ye ayrılan bölümlerinde, 2015 yılında Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı mülteci krizinin perde arkası dikkat çekiyor. Merkel, Suriye’de başlayan savaşın ardından üç milyondan fazla insanın Türkiye’ye sığındığını hatırlatırken, Avrupa’nın Türkiye’nin üstlendiği ağır sorumluluğu uzun süre yeterince görmediğini ve gerektiği ölçüde takdir etmediğini ifade ediyor. Türkiye’de yaşayan mültecilerin sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşabilmesi, çalışma imkânı bulabilmesi ve kendilerine bir gelecek kurabilmesi için Avrupa Birliği’nin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunan Merkel, Türkiye’nin katkısı olmadan Ege’deki geçişlerin düzenlenmesinin ve insan kaçakçılığıyla etkili biçimde mücadele edilmesinin mümkün olmadığını anlatıyor. Eserde, Merkel ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yürütülen diplomasiye ilişkin ayrıntılara da yer veriliyor. New York ve İstanbul’daki görüşmelerden AB–Türkiye Eylem Planı’na, vize serbestisi tartışmalarından 18 Mart 2016 tarihli AB–Türkiye Mutabakatı’na uzanan süreci aktaran Merkel, hem Avrupa’dan hem de kendi ülkesinden gelen eleştirilere rağmen Türkiye ile iş birliğinde neden ısrar ettiğini açıklıyor. Merkel’in kitapta yer alan, “Bu süreci düzenlemek ve yönetmek ancak Türkiye ile birlikte mümkündü ve bunun ertelenmeye tahammülü yoktu” sözleri, Türkiye işe iş birliğine verdiği önemi açık biçimde ortaya koyuyor. Mutabakatın ardından Balkan güzergâhı üzerinden Kuzey Avrupa’ya ulaşan mülteci sayısının %95 oranında azalması da iş birliğinin somut sonuçlarından biri olarak aktarılıyor. Beyaz Saray’dan Kremlin’e uzanan diplomasi trafiği Kitapta Beyaz Saray’dan Kremlin’e uzanan yoğun diplomasi trafiğine de geniş yer ayrılıyor. Merkel; Vladimir Putin ve Donald Trump başta olmak üzere dünya liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeleri, ortak karar almanın zorlaştığı anları ve devletler arasındaki güç mücadelesini kendi tanıklığıyla anlatıyor. Bu anlatım, uluslararası ilişkiler teorilerinin somut siyasi gelişmeler üzerinden incelenmesine imkân sağlıyor. Diplomatik müzakerelerin nasıl yürütüldüğü, liderlerin devletler arası ilişkilerdeki etkisi ve kriz dönemlerinde verilen kararların uzun vadeli sonuçları somut olaylar üzerinden izlenebiliyor. Tartışılan kararlarını yıllar sonra yeniden değerlendiriyor Özgürlük: Anılar 1954–2021, olayları kronolojik biçimde aktarmakla yetinmiyor. Merkel, iktidarı döneminde aldığı ve uzun süre tartışılan kararları yıllar sonra yeniden değerlendiriyor; hangi seçeneklerle karşı karşıya kaldığını, hangi riskleri gözettiğini ve tercihlerini hangi gerekçelerle yaptığını açıklıyor. Siyasi gücün sınırları, liderlik sorumluluğu, özgürlük anlayışı ve demokratik yönetim gibi kavramlar da Merkel’in kişisel deneyimleri üzerinden ele alınıyor. Hayatının ilk 35 yılını Doğu Almanya’da geçiren Merkel’in özgürlükle kurduğu ilişki, kitabın düşünsel zeminini oluşturuyor. Seyahat etmenin, düşüncelerini açıklamanın ve kendi yaşamı hakkında karar vermenin devlet tarafından sınırlandırıldığı bir sistemde büyüyen Merkel, özgürlüğün kendiliğinden var olmadığını, kazanılması ve korunması gerektiğini vurguluyor. Almanya’nın ilk kadın şansölyesinin yaşamı ve siyasi deneyimleri üzerinden şekillenen eser; siyaset, toplum, birey ve iktidar arasındaki ilişkiye yakından bakma imkânı sunuyor.

ABD’nin kamu borcu milli gelire yetişti Haber

ABD’nin kamu borcu milli gelire yetişti

Borç yükündeki yükseliş, ABD Hazine tahvilleri başta olmak üzere küresel finans piyasalarının da yakından izlediği riskler arasında yer alıyor. ABD’nin kamu borcundaki yükseliş, ülkenin mali sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB), ABD Hazine Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı Ekonomik Analiz Bürosu (BEA) verileri, kamu borcunun milli gelire oranının tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrettiğini gösteriyor. Kamu borcunun GSYH’ye oranı, İkinci Dünya Savaşı döneminde uygulanan yüksek kamu harcamalarının etkisiyle 1945-1946 yıllarında yüzde 100’ün üzerine çıkmıştı. Savaş sonrasında güçlü ekonomik büyüme ve mali disiplinin etkisiyle gerileyen oran, 1970’lerin ortalarında yüzde 25’in altına kadar indi. Finansal kriz ve pandemi borç yükünü artırdı ABD’nin borçluluk oranı 1970’lerin ortasındaki düşük seviyelerin ardından yeniden yükseliş eğilimine girdi. 2008 küresel finans krizine kadar yüzde 30-40 bandında seyreden kamu borcunun GSYH’ye oranı, kriz sonrasında uygulanan geniş kapsamlı mali teşviklerin etkisiyle hızla arttı. 2020’de COVID-19 salgınının başlamasıyla uygulanan destek paketleri ve genişlemeci maliye politikaları, borç yükündeki artışı daha da hızlandırdı. Kamu borcunun milli gelire oranı yeniden yüzde 100 seviyesine yaklaşırken, 2026’nın ilk çeyreğinde de yüksek seviyesini korudu. Faiz giderleri mali baskıyı artırıyor Borç stokundaki yükselişin yanı sıra yüksek faiz oranları da ABD bütçesi üzerindeki baskıyı artırıyor. Bütçe açıklarının devam etmesi ve uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, ABD hükümetinin borç servis giderlerini artırıyor. Bu durum, yeni borçlanma ihtiyacının yanı sıra kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine ilişkin endişeleri de güçlendiriyor. ABD’nin mali görünümü, yalnızca ülke ekonomisi açısından değil, küresel tahvil ve sermaye piyasaları açısından da önem taşıyor. ABD Hazine tahvillerindeki faiz hareketleri, küresel borçlanma maliyetleri ve yatırımcıların risk iştahı üzerinde etkili olabiliyor. Piyasaların gözü bütçe ve borç tavanında ABD’nin yüksek borçluluk seviyesiyle birlikte bütçe açıklarının seyri ve borç tavanına ilişkin gelişmeler de piyasaların gündeminde bulunuyor. Yatırımcılar, Washington’ın maliye politikasının uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığını ve artan borç servis maliyetlerinin bütçe dengesi üzerindeki etkisini yakından takip ediyor. Not: Kaynak metindeki “kamu borcunun GSYH’ye oranı 2. Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez yüzde 100’ü gördü” ifadesini aynen kullanmadım. ABD’nin hangi borç tanımının (brüt federal borç, kamuya ait borç vb.) esas alındığı bu ifade açısından kritik; yayına girmeden önce rakamın güncel resmi veriyle netleştirilmesi daha doğru olur.

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı Haber

OİB’in yeni dönemdeki başkanı Kemal Yazıcı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda Ecoplas Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak OİB Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. OİB’in 2026-2030 dönemini kapsayacak Kemal Yazıcı Başkanlığında yeni Yönetim Kurulunda; Beyçelik Gestamp, Ford Otomotiv, Martur Sünger ve Koltuk Tesisleri, Bosch Sanayi ve Ticaret, Toyota Otomotiv, Oyak Renault, Tofaş Türk, İnci GS Yuasa Akü, Teknorot Otomotiv ve Valeo Otomotiv, Denetim Kurulu’nda ise TKG Otomotiv, OSKİM Pazarlama ve Canel Otomotiv yer aldı. Çelik: “Sekiz yıla devasa bir dönüşümü sığdırdık” Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

UHKİB' de yeni dönem başladı Haber

UHKİB' de yeni dönem başladı

Tek liste girilen seçimlerin sonucunda ise Öz Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı katılan üyelerinin tamamının oylarını alarak UHKİB Başkanlığına seçildi. 2026-2030 dönemini kapsayacak yeni yönetimde Özkarakaşlı’nın yönetiminde; Akbaşlar Tekstil Enerji, Alle Dış Ticaret, Almaxtex Tekstil, Bebetto Tekstil, Dress All Tekstil Konfeksiyon, Mass Konfeksiyon, Miya Konfeksiyon, Safran Tekstil Konfeksiyon, Timhan Klima Soğutma Tekstil, Yeşim Satış Mağazaları ve Tekstil Fabrikaları yer aldı. Hazır giyimcinin ‘kur’ sorunu Başkanlık dönemi sona eren Nüvit Gündemir toplantının açılışında yaptığı konuşmada hazır giyim konfeksiyon ihracatının yaşanan konjonktürel gelişmelerden olumsuz etkilendiğini söyledi. 2022’de 1 milyar 98 milyon dolar seviyesine çıkan yıllık hazır giyim konfeksiyon ihracatının 847 milyon dolarlar düzeyine gerilediğini belirten Gündemir, “Pandemi sonrası sektörümüzde dünya ölçeğinde yüzde 6’lık daralma yaşandı. 2024 ile başlayan ve 2025 yılında devam eden büyüme yüzde 6 olarak gerçekleşti. Hâlbuki aynı dönemde Türkiye’nin ihracatı önce yüzde 9 küçüldü, sonrasında yüzde 6 daralmayla devam etti. Bu veriler, sektörümüzün mevcut sorunlarına acil çözüm bulunması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor” diye konuştu. Kurun enflasyonla paralel seyretmemesi nedeniyle, fiyat avantajlarını kaybettiklerini dile getiren Gündemir, önceki dönemde Merkez Bankası’na ilettikleri taleplerde, döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını, grup şirketleri sınırlamasının kaldırılmasını ve hazır giyim gibi emek yoğun sektörlere özel, farklılaştırılmış destekler uygulanmasını istediklerini ifade etti. Sekiz yıl boyunca sürdürdüğü Birlik Başkanlığı görevi süresince sektörü güçlendiren, değer oluşturan pek çok kalıcı çalışmayı el birliğiyle tamamladıklarını vurgulayan Gündemir, Haluk Özkarakaşlı ve yeni yönetime başarılar diliyorum. İnanıyorum ki devraldıkları bu emaneti daha vizyoner noktalara taşıyacak ve sektörümüzün başarılarının devam etmesini sağlayacaklardır.” Gündemir’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Devraldığımız bayrağı daha yukarılara çıkarmaya çalışacağız. Seçimin ardından bir konuşma yapan UHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özkarakaşlı, “Bugün burada, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün Bursa’daki kalbi UHKİB’de, şahsıma ve yönetim kuruluma gösterdiğiniz güven için hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum. Bu bir bayrak yarışıdır; amacımız devraldığımız bu kıymetli mirası, küresel rekabetin yeni kurallarına göre daha ileriye taşımaktır” dedi. "Zorlukları, Fırsata Çevirecek Güce Sahibiz" Sektör olarak sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda tasarımın, sürdürülebilirliğin ve dijital dönüşümün öncüsü olmak zorunda olduklarını kaydeden Özkarakaşlı, şöyle konuştu: Yeni dönemde önceliğimiz, eski yönetimin başarı ile gerçekleştirdiği projeleri geliştirerek sürdürmek olacak Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere, çevreci üretim standartlarını bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüp üyelerimize bu yolda rehberlik edeceğiz. Hızlı modadan akıllı modaya geçiş yaparak, kilogram başına düşen ihracat değerimizi artıracak tasarım odaklı projelere ağırlık vereceğiz ve üretim süreçlerimizden pazarlamaya kadar dijitalleşmeyi tüm katmanlara yayarak verimliliğimizi maksimize edeceğiz.”

Bir çok sanayici yeni yıla Kobi sınıfında girdi Haber

Bir çok sanayici yeni yıla Kobi sınıfında girdi

2019’da istihdamın yüzde 72,4’ünü KOBİ’ler oluştururken, bu oran 2023’te yüzde 70,5’e geriledi. 2019’da yarıdan fazla olan toplam ciro içinde KOBİ’lerin payı yüzde 47,4’e indi. Yaratılan katma değerde de KOBİ’lerin payı 5 yılda 3 puan eridi. Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,7’sini temsil eden KOBİ’ler, pandemi sonrası finansmana erişim ile iç ve dış pazarlarda yaşanan talep sorunlarının etkisiyle yaklaşık 3 yıldır faaliyetlerini yavaşlatırken, bu durum istatistiklere de yansımaya başladı. TÜİK’in 2019’dan itibaren yayınladığı Küçük ve Orta Büyüklükteki Girişim İstatistikleri, KOBİ’lerin 5 yılda ciro ve istihdam gibi temel göstergelerde geriye gittiğini ortaya koydu. Son açıklanan 2023 yılı veri setine göre geçen yıl sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren 3 milyon 713 bin girişim KOBİ sınıfında yer aldı. 2023 yılında toplam girişim sayısının yüzde 99,7’sini oluşturan KOBİ’ler; istihdamın yüzde 70,5’ini, personel maliyetinin yüzde 47,9’unu, cironun yüzde 47,4’ünü, üretim değerinin yüzde 41,6’sını ve faktör maliyetiyle katma değerin yüzde 40,1’ini sağladı. Oysa 2019 bu tablo daha pozitif bir görünüm sunuyordu. Buna göre, 5 yıl önce yaklaşık 3 milyon 221 bin girişim KOBİ sınıfına girerken, KOBİ’ler toplam girişimlerin yüzde 99,8’ini oluşturuyordu. 2019 yılında KOBİ’ler istihdamın yüzde 72,4’ünü, personel maliyetinin yüzde 51,8’ini, cironun yüzde 50,4’ünü, üretim değerinin yüzde 44,1’ini ve faktör maliyetiyle katma değerin yüzde 44’ünü oluşturuyordu. Bu haliyle bakıldığında KOBİ’lerin istihdamdaki payının 2,4 puan azaldığı görülüyor. Toplam ciroda KOBİ payının da bu süreçte 3 puan azalması dikkat çekerken, faktör maliyetiyle katma değerde KOBİ payının 4 puana yakın gerilemesi endişe yaratıyor. Katma değerde ortalamanın altında Son dönemde sanayicilerin, özellikle de ihracatçıların kur/katma değer tartışmaları arasında sıkışıp kaldığı dikkate alındığında yaratılan katma değere ilişkin veriler daha da ilgi çekici oluyor. TÜİK verilerine göre 2019 yılında çalışan başına katma değerde Türkiye ortalaması 88 bin 519 TL iken, KOBİ’lerde bu tutar 53 bin 791 TL, büyük girişimlerde ise 179 bin 439 TL seviyesindeydi. Yani KOBİ’lerde çalışan başına katma değer Türkiye ortalamasının yüzde 60,8’ine denk gelirken, büyük girişimlerde bu oran Türkiye ortalamasının 2 katından fazlaydı. 2023 yılına gelindiğinde ise, çalışan başına katma değerde Türkiye ortalaması 520 bin 526 TL olurken, KOBİ’lerde bu tutar 296 bin 9 TL ile ortalamanın yüzde 56,9’una geriledi. Çalışan başına katma değer büyük işletmelerde ise 1 milyon 55 bin 852 TL’ye yükseldi. İhracattaki payı da geriledi Ekonomim'den Merve Yiğitcan'ın haberine göre, veriler, KOBİ’lerin ihracat performansında da kısmen düşüş olduğuna işaret ediyor. Buna göre, 2023 yılına ilişkin toplam ihracatın yüzde 35’ini KOBİ’ler gerçekleştirirken, bu oran 2019 yılında yüzde 36,6 idi. Yanı sıra KOBİ’lerin ihracatının bölgelere göre dağılımına bakıldığında 5 yılda Avrupa ülkelerinin payının arttığı görülüyor. Buna göre, 2019 yılında KOBİ’ler tarafından yapılan ihracatın yüzde 46,1’i Avrupa ülkelerine gerçekleşirken, bu oran 2023 yılına gelindiğinde yüzde 49,3’ü yükseldi. Kobi’lerin yarıdan fazlası düşük teknoloji kullanıyor Veri setinde işletmelerin teknoloji seviyelerine göre sınıflandırılmasına da yer veriliyor. Buna göre, 2019 yılında imalat sanayiindeki KOBİ’lerin yüzde 56,9’u düşük teknoloji ile çalışırken, büyük ölçekli girişimlerde bu oran yüzde 49’du. 2023 yılına gelindiğinde ise imalat sanayindeki KOBİ’lerin yüzde 55,6’sı düşük teknoloji sınıfında üretim yaparken, büyük ölçekli girişimlerde bu oran yüzde 43,6 oldu. Yani KOBİ’lerin yarıdan fazlası halen düşük teknoloji ile üretim yapıyor. Diğer teknoloji sınıflarına bakıldığında da 2019’da KOBİ’lerin yüzde 0,5’i yüksek teknolojili üretim yaparken, bu oran 2023’te yüzde 0,8 oldu. 2019’da KOBİ’lerin yüzde 10,6’sı orta-yüksek teknoloji sınıfındayken, bu oran 2023’te yüzde 11,9’a yükseldi. Orta-düşük teknoloji seviyesinde ise 2019’da KOBİ’lerin yüzde 32’si bu sınıfa girerken, geçen yıl bu teknoloji seviyesini kullanan KOBİ’lerin oranı yüzde 31,7’ye indi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.