SON DAKİKA
Hava Durumu

#Otomotiv Sektörü

Ekometre - Otomotiv Sektörü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Otomotiv Sektörü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

AB teşvikinde Türkiye riski Haber

AB teşvikinde Türkiye riski

İngiltere’nin belirli koşullarla kapsama alınmasının önü açılırken Türkiye’nin önerilen özel düzenlemenin dışında kalması endişe yarattı. Sektör temsilcileri, kararın ihracatı ve Avrupa’dan Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımları olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği (AB), küresel rekabette sanayisini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimini artırmak amacıyla yeni bir destek mekanizması hazırlıyor. Çin’in elektrikli araç ve temiz teknolojilerde artan ağırlığı ile ABD’nin sanayi teşviklerine karşı geliştirilen Made in Europe yaklaşımı, kamu alımları ve devlet desteklerinde Avrupa üretimi kriterlerini öne çıkarmayı hedefliyor. İmam Güneş’in haberine göre, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya arasında sağlanan siyasi uzlaşma, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İngiltere’nin belirli koşullarla destek mekanizmalarına dahil edilmesinin önü açılırken Türkiye ve Fas’ın önerilen özel kapsamın dışında kalması, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki konumuna ilişkin soru işaretleri yarattı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen düzenlemenin Türkiye’yi nasıl etkileyeceği, üretim yeri ve Avrupa menşei kriterlerinin nihai biçimine bağlı olacak. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sanayisiyle güçlü üretim bağlarına rağmen yeni desteklerden yararlanamaması, ihracatın yanı sıra gelecekteki fabrika ve model yatırımlarını da etkileyebilir. Türkiye’nin 2025 yılında gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu tablo, düzenlemenin Türk otomotiv sektörü açısından önemini ortaya koyuyor. İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye’nin statüsü tartışmalı Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın temel başlıklarından biri, Avrupa üretimi tanımının hangi ülkeleri kapsayacağı oldu. Fransa, desteklerin AB içinde üretilen araçlara yönlendirilmesini savunurken Almanya, yakın ticaret ortaklarının da kapsama alınmasını istedi. Gündeme gelen yaklaşımda, 1 Ocak 2020 itibarıyla Avrupa Tek Pazarı içinde bulunan ülkelere belirli koşullarla katılım imkânı tanınması öne çıktı. Bu çerçeve İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelere kapı aralarken Türkiye’nin özel kapsam dışında kalması tartışmalara neden oldu. Uzlaşmada, batarya hariç araç bileşenlerinin en az yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olması ve bataryalarda başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği aranması gibi kriterler gündeme geldi. Türkiye’de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşei hesabına dahil edilmesi mümkün olsa da nihai araç montajının AB sınırları içinde yapılmasının zorunlu tutulması, Türkiye’deki fabrikaları dezavantajlı duruma düşürebilir. Teşvikler üretim ve yatırım adreslerini değiştirebilir AB’nin yeni sanayi politikasında kamu alımları, tüketici destekleri ve yatırım teşvikleri, üretimin hangi ülkelerde yapılacağını etkileyen araçlar olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (IAA) teklifi, stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ve düşük karbonlu ürünlerin desteklenmesini öngörüyor. Çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojileri gibi alanları kapsayan yaklaşımın, kamu alımları ve sanayi destekleri üzerinden uygulanması hedefleniyor. Elektrikli araç alım desteklerinde, kamu filolarında ve sanayi teşviklerinde Avrupa üretimi kriterlerinin ağırlık kazanması, AB dışındaki üretim merkezlerinin rekabet koşullarını değiştirebilir. İnovasyon Fonu ve Avrupa Ortak Çıkarına Önemli Projeler (IPCEI) gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve kritik ham madde yatırımlarının desteklenmesi de yeni yatırımların Avrupa ülkelerine yönelmesini teşvik edebilir. Türkiye’ye yönelik yatırımlar da risk altında Türkiye açısından en önemli belirsizlik, Gümrük Birliği ortaklarına hangi hakların tanınacağı ve Avrupa menşei kriterlerinin nasıl uygulanacağı. Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, AB ile serbest ticaret anlaşması veya Gümrük Birliği bulunan ortaklardan gelen ürünlerin belirli koşullarda Avrupa menşeli kabul edilmesine yönelik hükümler gündeme geliyor. Ancak Türk parçalarının Avrupa içeriği hesabına dahil edilmesi ile nihai aracın AB sınırları içinde üretilmesi farklı koşullar anlamına geliyor. Gümrük Birliği’nin kamu alımlarını doğrudan kapsamaması da Türkiye’nin yeni destek mekanizmalarına erişimi konusunda belirsizlik yaratıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye’nin Made with Europe yaklaşımı kapsamında en başından itibaren eşit ortak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75’inin Avrupalı şirketler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bolat, Türkiye’nin dışarıda bırakılmasının Avrupa şirketlerinin yatırımlarını ve tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) de Türkiye ve Fas’ta bulunan Avrupalı üreticilerin yatırımlarının korunmasının önemine dikkat çekti. İş dünyasından eşit rekabet koşulları çağrısı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından önemini anlattıklarını belirtti. Gültepe, Avrupa tarafının düzenlemenin Türkiye’yi hedef almadığını ve kendi sanayisini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiğini aktardı. Ancak otomotiv ihracatının yüzde 70’inden fazlasının AB’ye yapıldığını hatırlatan Gültepe, yeni kriterlerin sektör üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Özellikle kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının Türk üreticilerin ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini belirten Gültepe, ilave maliyetlerin ve vergilerin gündeme gelmesi halinde ihracatın azalabileceği ve yeni yatırımların Avrupa ülkelerine kayabileceği uyarısında bulundu. Gültepe, Avrupa’daki birçok şirketin Türkiye’de yatırımlarının ve ortaklıklarının bulunduğunu vurgulayarak düzenlemenin henüz kesinleşmediğini ve Avrupa Parlamentosunun kararının belirleyici olacağını ifade etti. Türkiye’nin kendi üretimini ve sanayisini güçlendirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. OİB: Türkiye’nin dışlanması iki tarafa da zarar verir Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, Avrupa’nın sanayi rekabetini artırmayı ve yeşil dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan Sanayi Hızlandırma Yasası’nı ilke olarak desteklediklerini belirtti. Bununla birlikte Yazıcı, Türkiye’nin 30 yılı aşkın Gümrük Birliği ilişkisine ve Avrupa otomotiv sektörüyle derin entegrasyonuna rağmen kapsam dışında bırakılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Avrupa için üçüncü bir ülke değil, stratejik ve güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayan Yazıcı, Fransa ile Almanya arasındaki uzlaşmanın mevcut haliyle yasalaşması durumunda hem AB’nin hem de Türk otomotiv sektörünün zarar görebileceğini söyledi. Tedarik zincirlerinin bozulmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, Avrupa’daki istihdamı ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini belirten Yazıcı, Eurostat verilerine dayanan analizlerine göre Türk otomotiv sektörünün AB genelinde 250 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağlanmasını desteklediğini ifade etti. Yazıcı, Türkiye’de üretilen araç ve parçaların Made in Europe kapsamında değerlendirilmesi; montaj, bileşen, teknoloji, teşvik ve kamu alımları bakımından AB ülkeleriyle eşit koşullara tabi olması gerektiğini kaydetti. İKV: Gümrük Birliği hakları korunmalı İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu da Fransa ile Almanya arasında otomotiv sektöründeki Made in Europe yaklaşımına ilişkin sağlanan uzlaşının Türkiye’yi dışarıda bırakmasını eleştirdi. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 73’ünün AB’ye yapıldığını hatırlatan Zeytinoğlu, Avrupa pazarında yeni üretim kriterleriyle karşılaşılmasının ticaret ve ihracat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Birleşik Krallık’ın kapsama alınması için gündeme gelen ortak gümrük tarifeleri ve ticari korunma önlemlerine uyum şartlarının Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi bulunan önemli bir ekonomi olduğuna dikkat çekti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Gümrük Birliği’nin ruhuyla bağdaşmadığını savunarak gerekli görülmesi halinde Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil hukuki yolların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin kamu alımları, dış ticaret politikası ve ticari korunma önlemleri konusunda gerekli adımları atarak AB’den adil muamele talep etmesi gerektiğini de belirtti. Avrupa’nın yeni teşvik sisteminde neler var? AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi kapsamında öne çıkan başlıklar şöyle: Elektrikli araç destekleri: Araç alım primleri ve vergi avantajlarında üretim yeri, Avrupa içeriği ve düşük karbon kriterlerinin ağırlığının artırılması hedefleniyor. Kamu alımları: Kamu filoları ve belirli destek programlarında Avrupa’da üretilen araçlara öncelik verilmesi öngörülüyor. Batarya ve teknoloji yatırımları: İnovasyon Fonu ve IPCEI gibi mekanizmalarla batarya, elektrikli motor, Ar-Ge ve geri dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi planlanıyor. Kritik ham maddeler: Lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin Avrupa’da işlenmesi ve batarya tedarik zincirinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ticari korunma önlemleri: AB, sübvansiyonlu ithalata karşı telafi edici vergiler uygulayabiliyor. Çin menşeli elektrikli araçlara getirilen ek vergiler bu yaklaşımın örnekleri arasında bulunuyor. Nihai düzenleme Türkiye’nin konumunu belirleyecek Made in Europe düzenlemesinin nihai kapsamı, Türk otomotiv sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet koşulları açısından belirleyici olacak. Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların hangi şartlarda Avrupa menşeli kabul edileceği, kamu alımlarına erişim ve yatırım teşviklerinden yararlanma imkanları önümüzdeki dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi ve Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki konumu dikkate alınarak özel bir düzenleme yapılması, sektör temsilcilerinin öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

Piyasada denetim bilançosu 8 ayda 2,24 milyar TL ceza Haber

Piyasada denetim bilançosu 8 ayda 2,24 milyar TL ceza

Ticaret Bakanlığı, 2026 yılının ağustos ayı itibarıyla piyasa denetimlerine ilişkin sekiz aylık bilançosunu açıkladı. Buna göre yılın ilk sekiz ayında yaklaşık 322 bin firma ve 39 milyon ürün denetlenirken, mevzuata aykırı faaliyetleri tespit edilen işletmelere toplam 2,24 milyar TL idari para cezası uygulandı. Denetimler, Ticaret Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatının yanı sıra Ticaret İl Müdürlükleri ve ilgili genel müdürlükler tarafından farklı alanlarda gerçekleştirildi. 81 ilde 229 bin firma denetlendi 81 ildeki Ticaret İl Müdürlükleri aracılığıyla 2026’nın ilk sekiz ayında 229 bin 643 firma denetlendi. Bu denetimlerde mevzuata aykırılığı tespit edilen 47 bin 474 firmaya toplam 777 milyon 631 bin TL idari para cezası uygulandı. İstanbul, firma denetimlerinde öne çıkan illerden biri oldu. Kentte yılın ilk sekiz ayında 123 bin 759 firma denetlenirken, tespit edilen aykırılıklar nedeniyle 578 milyon 534 bin TL idari para cezası kesildi. Ürün denetimlerinde ise aynı dönemde Ankara’da 14 milyon 514 bin 943, İstanbul’da 5 milyon 151 bin 297, Antalya’da ise 4 milyon 425 bin 23 ürün incelendi. Ağustosta 39 bin firma mercek altında Ticaret Bakanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı tarafından yalnızca ağustos ayında gerçekleştirilen denetimlerde 39 bin 758 firma ve 4 milyon 964 bin 776 ürün incelendi. Bu denetimlerde mevzuata aykırılığı tespit edilen 8 bin 951 işletmeye toplam 366 milyon 584 bin TL idari para cezası uygulandı. Fahiş fiyat ve stokçuluğa yönelik denetimler İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından haksız ticari uygulamalar, stokçuluk ve fahiş fiyat kapsamında 2026 yılında 54 bin 823 firma denetlendi. Denetimler sonucunda 5 bin 574 gerçek ve tüzel kişiye toplam 692 milyon 28 bin TL idari para cezası uygulandı. Bu kapsamda fahiş fiyat uygulamalarına ilişkin cezalar 399 milyon 546 bin TL olurken, otomotiv sektöründe 142 milyon 630 bin TL, emlak sektöründe 39 milyon 28 bin TL, kuyum sektöründe ise 13 milyon 122 bin TL idari para cezası uygulandı. Ticari elektronik ileti, çalışma saatleri ve lisanslı depolara yönelik denetimlerde uygulanan toplam ceza tutarı ise 91 milyon 842 bin TL olarak gerçekleşti. Tüketici denetimlerinde 771 milyon TL ceza Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen denetimlerde de tüketicilerin günlük yaşamda taraf olduğu sözleşmeler, reklamlar ve haksız ticari uygulamalar mercek altına alındı. 2026’nın ilk sekiz ayında bu kapsamda 37 bin 445 gerçek ve tüzel kişi denetlendi. Aykırı eylemlerde bulunduğu belirlenen 1.342 gerçek ve tüzel kişiye toplam 771 milyon 93 bin TL idari para cezası uygulandı. Ceza tutarının 540 milyon 144 bin TL’si ön ödemeli konut satışları, abonelik sözleşmeleri, mesafeli satışlar, taksitli satışlar, paket turlar ve devre tatil gibi tüketici sözleşmelerindeki aykırılıklardan kaynaklandı. Reklam ve haksız ticari uygulamalara yönelik denetimlerde 218 milyon 478 bin TL, piyasa gözetimi ve ürün güvenliği denetimlerinde ise 12 milyon 471 bin TL idari para cezası uygulandı. Rekabet Kurumu’ndan 19,7 milyar TL ceza Rekabet Kurumu da 2026 yılının ilk sekiz ayındaki çalışmalarına ilişkin verileri paylaştı. Kurum, 2025 yılında 227 firmaya 13 milyar 230 milyon 770 bin TL idari para cezası uygularken, 2026’nın ilk sekiz ayında çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 248 firmaya 19,7 milyar TL idari para cezası verdi. Cezaların uygulandığı alanlar arasında başta işgücü piyasaları, bilişim teknolojileri ve platform hizmetleri, otomotiv sektörü ve gıda endüstrisi olmak üzere farklı sektörler yer aldı. Denetimlerde öncelik enflasyon ve fahiş fiyat Ticaret Bakanlığı açıklamasında, öncelikli hedefin enflasyon, fahiş fiyat, stokçuluk ve haksız ticari uygulamalarla mücadele etmek olduğu vurgulandı. İç piyasada dengenin sağlanması ve tüketicilerin huzur ve refahının korunması amacıyla denetim ve çalışmaların titizlikle sürdürüleceği belirtildi.

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj Haber

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj

Türk sanayisinin Gümrük Birliği sayesinde Avrupa değer zincirlerine derin biçimde entegre olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Avrupa’nın maliyetlerini ve küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını güçlendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA), Türkiye açısından kritik bir başlık haline geldi. Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026’da açıklanan yasa teklifi, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki yasama sürecinden geçiyor. Teklifte çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojiler gibi stratejik alanlarda “Made in EU” ve düşük karbon şartlarının kamu alımları ile destek mekanizmalarında kullanılması öngörülüyor. Yasanın nihai kapsamı henüz kesinleşmezken, Türkiye’nin AB’nin yeni sanayi politikasında nasıl konumlandırılacağı Ankara ile Brüksel arasındaki temasların önemli gündem maddelerinden biri oldu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 16-17 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda da Türkiye’nin AB ile 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığının ve mevcut ticari entegrasyonunun dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye üçüncü ülke kategorisinde görülmemeli Türkiye açısından temel argüman, Türk sanayisinin Çin, Hindistan veya diğer üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa sanayi ve tedarik zincirleriyle güçlü biçimde bütünleşmesini sağladı. Bu nedenle “Made in EU” uygulamasının Türkiye’nin mevcut entegrasyon seviyesini göz ardı edecek biçimde uygulanmasının hem Türk üreticiler hem de Avrupa sanayisi açısından sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. AB Komisyonu’nun Nisan 2026’da verdiği bir yanıtta ise IAA teklifinin Gümrük Birliği’ni değiştirmediği, ayrıca Türkiye gibi AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ve ilgili koşulları sağlayan içeriğin, teklif kapsamındaki “Union origin” şartları bakımından Birlik menşeli içerikle eşdeğer kabul edildiği belirtildi. “Made in EU” tartışmasında Türkiye detayı Türk iş dünyasının yakından takip ettiği başlıklardan biri de IAA kapsamındaki menşe ve yerli içerik kriterleri. Yasanın nihai metni üzerindeki görüşmeler devam ederken, “Made in EU” yaklaşımının Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirme amacıyla nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Türkiye açısından kritik nokta ise mevcut Gümrük Birliği entegrasyonunun bu kuralların dışında bırakılıp bırakılmayacağı. AB Konseyi’ndeki değerlendirmelerde de “Made in EU” yaklaşımının ithalata bağımlılığı azaltabileceğini savunan ülkelerin yanı sıra, uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve değer zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin çekinceler dile getiriliyor. Avrupa sanayisi de maliyetle karşılaşabilir Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca Türk üreticiler açısından değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Otomotivden makineye, demir-çelikten kimyaya kadar birçok alanda Avrupalı üreticiler Türkiye’deki tedarikçilerle uzun süredir entegre biçimde çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinden uzaklaştırılması halinde tedarik maliyetlerinin yükselmesi, teslim sürelerinin uzaması ve tedarik güvenliğinin zayıflaması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından yalnızca bir ihracat pazarı değil, üretim ve tedarik zincirinin tamamlayıcı bir parçası olduğu vurgulanıyor. Otomotivde kritik eşik “Made in EU” tartışmasının en kritik alanlarından biri otomotiv sektörü. IAA kapsamında otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde Avrupa üretimini ve yerli içeriği artırmaya yönelik politikalar gündemde bulunuyor. Avrupa otomotiv tedarik sanayisini temsil eden CLEPA da Avrupa’nın rekabet gücünün yalnızca araç montajına değil, parçalar ve kritik teknolojiler dahil olmak üzere tüm değer zincirine bağlı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’nin otomotiv üretimi ve tedarik altyapısı, Avrupa’nın dönüşüm sürecinde önemli bir tamamlayıcı kapasite olarak öne çıkıyor. CLEPA: Rekabet gücünün temeli tedarik zinciri Tartışmalarda öne çıkan çalışmalardan biri, CLEPA tarafından Roland Berger’e hazırlatılan Avrupa otomotiv tedarik zincirinin rekabet gücüne ilişkin analizler oldu. Çalışmalarda Avrupa otomotiv tedarikçilerinin araç değerinin önemli bölümünü oluşturduğu ve küresel rekabet koşullarının Avrupa’daki üretim kapasitesi üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. CLEPA, Avrupa’nın rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca nihai araç üretimine değil, parçalar, elektronik, yazılım ve diğer kritik bileşenlerden oluşan geniş tedarik zincirine odaklanılması gerektiğini savunuyor. CLEPA’nın değerlendirmelerine göre Avrupa’daki otomotiv tedarikçilerinin oluşturduğu değer, sektörün toplam rekabet gücünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “Made in Europe” politikalarının tedarik zincirinin tamamını dikkate alacak biçimde tasarlanması gerektiği ifade ediliyor. Rekabet montajla sınırlı değil Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel başlıklar şöyle sıralanıyor: Araç montajı tek başına yeterli değil: Avrupa’da aracın monte edilmesi kadar kritik parçaların ve teknolojilerin de değer zinciri içinde üretilmesi önem taşıyor.Katma değer tedarik zincirine yayılıyor: Motor, elektronik, güç elektroniği, yazılım ve şasi sistemleri gibi bileşenler rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.Tedarik zinciri korunmalı: Avrupa’nın küresel rekabette güçlü kalabilmesi için yalnızca nihai ürün üretimine değil, üretimin tamamını destekleyen tedarik altyapısına odaklanması gerekiyor.Çin ve ABD rekabeti bütüncül kapasite gerektiriyor: Avrupa’nın küresel rekabette teknoloji, üretim kapasitesi ve tedarik güvenliğini birlikte güçlendirmesi gerekiyor. CLEPA’nın 2026 yılı analizleri de Avrupa otomotiv tedarikçilerinin küresel maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunmasının önemini ortaya koyuyor. “Avrupa duvar örmek yerine zinciri güçlendirmeli” Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu da Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için Türkiye ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da son dönemde öne çıkan “Made in EU” yaklaşımının yerine, Türkiye gibi yakın ve entegre üretim merkezlerini de kapsayan “Made with Europe” anlayışının daha rekabetçi bir model oluşturabileceğini ifade eden Silahtaroğlu, Türkiye’nin Avrupa açısından yalnızca bir tedarikçi değil, stratejik bir üretim ortağı olduğunu söyledi. Silahtaroğlu, Çin’in üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile ABD’nin teknoloji ve sermaye gücü karşısında Avrupa’nın yakın coğrafyadaki güvenilir üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye dışlanırsa tedarik süresi uzayabilir Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin sistem dışına itilmesinin maliyetleri artırabileceği ve tedarik sürelerini uzatabileceği değerlendirmesinde bulundu. Silahtaroğlu, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet gücünü artırmak için yeni ticari duvarlar oluşturmak yerine mevcut ve güvenilir değer zincirlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ürün çeşitliliği avantajı Türk otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, ürün çeşitliliği ve teknik yetkinlikleriyle de Avrupa açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin motor parçaları, fren sistemleri, filtreler, süspansiyon bileşenleri, elektrik-elektronik parçalar ve kablo sistemleri gibi geniş bir ürün grubunda üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Silahtaroğlu, hızlı teslimat kabiliyeti, ürün çeşitliliği ve maliyet avantajının Avrupa satış sonrası pazarında tedarik sürekliliğine katkı sağladığını belirterek, Türkiye ile sanayi entegrasyonunun derinleştirilmesinin Avrupa’nın dönüşüm kapasitesini ve küresel rekabet gücünü destekleyeceğini söyledi.

Otomotiv ihracatı beş ayda 17 milyar dolara ulaştı Haber

Otomotiv ihracatı beş ayda 17 milyar dolara ulaştı

Türkiye ihracatında birinci sıradaki yerini koruyan endüstrinin toplam ihracattan aldığı pay ise yüzde 16,8 olarak gerçekleşti. Yılın ilk beş ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 2,6 artarak 17 milyar dolar barajına ulaştı. OİB Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı, sektörel liderliğin sürdüğüne dikkat çekerek “Mayıs ayında işgünü sayısının geçen yıla göre az olması ihracatımıza olumsuz yansıdı. İlk 10 pazarın 9’unda yaşanan düşüşlere karşı Fransa pazarındaki yüzde 18’lik büyüme ve ABD ile Norveç gibi stratejik pazarlardaki ürün bazlı yüksek oranlı artışlarımız önem taşıyor” dedi. Tedarik Endüstrisi ihracatı 1 milyar 215 milyon dolar Mayıs ayında en büyük ürün grubu olan Tedarik Endüstrisi ihracatı yüzde 14 azalış ile 1 milyar 215 milyon dolar olarak gerçekleşti ve otomotiv ihracatında en büyük payı almaya devam etti. Binek Otomobiller ihracatı yüzde 23 azalarak 1 milyar 13 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 27 düşüşle 543 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı yüzde 2,5 düşüşle 269 milyon dolar oldu. Buna karşılık Çekiciler ihracatı yüzde 13 artışla 168 milyon dolara yükseldi. Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye ihracat yüzde 11 azaldı. Önemli pazarlardan Fransa’ya yüzde 13, ABD’ye yüzde 18, Romanya’ya yüzde 28, Polonya’ya yüzde 19, İspanya’ya yüzde 14, Belçika’ya yüzde 17 ihracat düşüşü yaşandı. Binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya ihracat yüzde 48 artış gösterdi. Önemli pazarlardan İsveç’e yüzde 122, Yunanistan’a yüzde 42 ihracat artışı yaşanırken; İspanya’ya yüzde 27, İtalya’ya yüzde 38, Almanya’ya yüzde 36, Slovenya’ya yüzde 33, Birleşik Krallık’a yüzde 57, Polonya’ya yüzde 41, Belçika’ya yüzde 43 ihracat düşüşü görüldü. Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda Fransa’ya yüzde 40 ihracat artışı yaşanırken; Birleşik Krallık’a yüzde 59, Almanya’ya yüzde 29, İspanya’ya yüzde 31, İtalya’ya yüzde 14, Slovenya’ya yüzde 30, Belçika’ya yüzde 35 ihracat düşüşü kaydedildi. Otobüs-Minibüs-Midibüs ürün grubunda ABD'ye yüzde 582, İtalya'ya yüzde 129, Romanya'ya yüzde 56 ihracat artışı yaşanırken; Fransa'ya yüzde 28, Birleşik Krallık'a yüzde 55 düşüş oldu. Çekicilerde ise Norveç’e yüzde 257, Almanya’ya yüzde 50, Slovenya’ya yüzde 42 ihracat artışı sağlandı. Almanya liderliğini korudu, Fransa yükselişini sürdürdü Mayıs ayında otomotiv sektörü ihracatında yer alan ilk 10 ülkeden Fransa dışındaki 9’unda düşüş kaydedildi. Almanya, 526 milyon dolarlık ihracat rakamı ile en fazla ihracat yapılan ülke konumunu sürdürürken, bu ülkeye yönelik ihracat yüzde 16 azaldı. Fransa, 452 milyon dolarlık ihracat ile ikinci büyük pazar olurken, bu ülkeye yönelik otomotiv ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18 artış gösterdi. Üçüncü büyük pazar İtalya’ya yönelik ihracat ise yüzde 8 azalışla 294 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mayıs ayında diğer önemli pazarlardan Hollanda’ya yüzde 15, İsveç’e yüzde 33, Mısır’a yüzde 37 ihracat artışı yaşandı. Buna karşılık Birleşik Krallık’a yüzde 49, İspanya’ya yüzde 27, Slovenya’ya yüzde 26, Belçika’ya yüzde 33, Polonya’ya yüzde 27, Romanya’ya yüzde 29 ihracat düşüşü gerçekleşti. AB Ülkelerinin payı yüzde 75 Mayıs ayında Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 75 pay ve 2 milyar 453 milyon dolar ile ülke grubu bazında ihracatta ilk sıradaki ağırlığını korudu. AB ülkelerine yönelik ihracat bu dönemde yüzde 13 azaldı. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 9,5 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, mayıs ayında Diğer Avrupa Ülkelerine yüzde 42, Orta Doğu Ülkeleri’ne ise yüzde 26 ihracat düşüşü yaşandı.

Otomotiv sektörünün 2025'ten umudu yok Haber

Otomotiv sektörünün 2025'ten umudu yok

Otomotiv Sanayii Derneği Başkanı Cengiz Eroldu, Çin menşeli elektrikli araçların, Avrupa pazarında hakimiyeti ele geçirdiğine dikkat çekerek, bunun küresel düzeyde otomotiv sektörü ile birlikte Türkiye'de de otomobil sanayisini etkilediğini dile getirdi. Eroldu, "2024 yılında enflasyon etkisi ile öngörülenin gerisinde kalan Avrupa pazarı, Çin'in hem iç hem de ihraç pazarlarında artırdığı rekabet gücü, Avrupa'da elektrikli araç (EV) talebinin öngörülerin gerisinde seyretmesi, yüksek teknolojiye yatırım ihtiyacı ve düşük EV marjı, karlılıklarda gerileme ve tedarik zincirindeki artan kırılganlık tüm Avrupalı üreticileri ciddi şekilde zorlamaya başladı. Küresel otomotiv ekosisteminde yaşanan gelişmeler doğal olarak sanayimizi de etkiledi." ifadelerini kullandı. Yılın 11 aylık sonuçlarına atıfta bulunan Eroldu, şunları kaydetti: "Baktığımızda otomotiv üretiminde yüzde 8 ve adet bazında ihracatında yüzde 1'lik bir daralma gerçekleşti. Değer bazında yüzde 3 artış sağlayan ihracatımız 33 milyar dolar seviyesine ulaşarak, sektörel ihracat sıralamasındaki lider konumunu korudu. İç pazar ise kasım sonu itibarıyla 1,1 milyonun üzerinde gerçekleşti. İhracatımızın sürekliliğini sağlamak ve rekabetçiliğimizi korumak için Avrupa Birliği'nin düzenlemelerine uyum sağlamak zorunda olan sanayimiz gerek ürünleri gerekse operasyonel süreçleri ve tedarik zinciri yönetimi ile ciddi bir uyumlanma süreci yaşıyor. 2024'te ana ve tedarik sanayi yatırım sürecine devam ederken, regülatif zorunluluklara uyumlanmak için ciddi bir efor sarf ettiler. Bu süreçte OSD de Yeşil Mutabakat hedefleri çerçevesinde çalışmalarını artırarak, IPA III kapsamında döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği ve sürdürülebilir üretim alanlarında farkındalığı artırmak üzere hibe desteği almaya hak kazandı. OSD, sanayi ekosisteminde çevresel bilinci artırmayı ve tüm paydaşlarla işbirliğini güçlendirmeyi hedefleyen eğitim, farkındalık ve kapasite artırma projelerine devam etti." "2025'e yaklaşırken, küresel otomotiv sektörü belirsizliklerle dolu bir döneme doğru ilerliyor" OSD Başkanı Eroldu, 2025'e yaklaşırken, küresel otomotiv sektörünün belirsizliklerle dolu bir döneme doğru ilerlediğini belirterek, Avrupa'da ana ve tedarik sanayi üreticilerinden gelen fabrika kapanmaları, istihdam azaltımı gibi haberlerin sayısının her geçen gün artmaya başladığını aktardı. Küresel otomotiv sektörünün gelecek yıl finans, istihdam ve büyüme açısından ciddi zorluklarla mücadelesinin devam edeceğinin net olarak göründüğüne işaret eden Eroldu, şu bilgileri verdi: "Avrupa'nın en önemli ihracat pazarımız olduğu düşünüldüğünde, Avrupa'daki potansiyel pazar daralması sebebiyle oluşabilecek araç fazlasının Türkiye pazarına kaydırılma olasılığını ciddi bir risk olarak görüyoruz. Öte yandan, Avrupa pazarlarındaki daralma ve atıl üretim kapasitesi, Türk otomotiv sanayisinin ihracatında düşüşe neden olarak üretimimizi olumsuz etkileyebilir. "Avrupa'nın ihracatımızdaki payı yüzde 70" Avrupa'nın, ihracatımızdaki yüzde 70'lik payı dikkate alındığında, bu risklere karşı proaktif önlemler almak büyük önem taşıyor. İhraç pazarlarında yaşanan bu dalgalanmaların etkisini azaltmak için iç pazarda yerli araçların payını artırmamız gerekiyor. Türkiye'nin aşınan üretim rekabetçiliğini güçlendirmek için politika geliştirilmesini önemli görüyoruz, elimizdeki mevcut tesisleri korumak, bu süreçte daha da önemli hale geldi." Eroldu, Türk otomotiv sanayisi olarak temel önceliklerinin, AB'nin sıkılaşan hedeflerine uyum sağlamak ve 2025'in öngörülmesi zor ve aynı zamanda zorlu küresel ekonomik ortamını göz önünde bulundurarak esnek ve yenilikçi stratejiler geliştirmek olduğunu vurguladı. Mevcut tesislerini korumayı, tüm paydaşlarla işbirliğini artırmayı ve sektörde sürdürülebilir bir büyüme yakalamayı hedeflediklerine dikkati çeken Eroldu, "Bu kapsamda, değişen piyasa dinamiklerine uyum sağlamak, operasyonel verimliliğimizi artırmak, dönüşüm yatırımlarımızı hızlandırmak ve maliyet optimizasyonu çalışmalarımıza devam etmek stratejik önceliklerimiz arasında. Sektörü destekleyecek uzun vadeli politikalar oluşturmak ve nitelikli insan kaynağı yetiştirmeye devam etmek de sürdürülebilir büyümeye katkı sağlama hedefimizin önemli unsurları arasında yer alıyor." değerlendirmesini yaptı.

Otomotiv sektörünün ihracatı arttı Haber

Otomotiv sektörünün ihracatı arttı

Türkiye otomotiv endüstrisi, Ekim ayında ihracatta önemli bir başarıya imza attı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, sektörün Ekim ayı ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre ,4 artış göstererek 3 milyar 582 milyon dolara ulaştı.  OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, Ekim ayı verilerinin bugüne kadar aylık bazda ulaşılan en yüksek ihracat rakamı olduğuna dikkat çekerek, binek otomobillerde %31, tedarik sanayisinde ise oranında büyüme kaydedildiğini bildirdi. Özellikle Fransa’ya yapılan ihracatın %27 artması dikkat çekti. Fransa'yı Almanya ve Birleşik Krallık izlerken, Slovenya, Romanya ve İspanya gibi ülkelere de yüksek oranlarda ihracat artışları sağlandı. Tedarik endüstrisi ve binek otomobillerde güçlü büyüme Otomotiv sektöründe Ekim ayının en büyük ürün grubunu Tedarik Endüstrisi oluşturdu. Bu alanda ihracatta artışla 1 milyar 395 milyon dolara ulaşıldı. Binek otomobiller ihracatı ise %31 artarak 1 milyar 313 milyon dolar seviyesine çıktı. Ancak, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatında 'lik bir düşüş yaşanarak 387 milyon dolar seviyesine geriledi. Otobüs, Minibüs ve Midibüs ihracatı ise %5 artışla 224 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ülke bazında en dikkat çekici artışlar Almanya ve Fransa’ya tedarik endüstrisi üzerinden sağlandı. Fransa’ya %38, Romanya’ya %71, İspanya’ya ise %72 ihracat artışı görüldü. Binek otomobillerde Slovenya’ya ihracat 7 oranında artış göstererek dikkat çekti. Eşya Taşımaya Mahsus Taşıtlarda ise Birleşik Krallık ve İtalya gibi önemli pazarlarda ihracat düşüşleri kaydedildi. Avrupa Birliği ülkelerine ihracatta artış Ekim ayında otomotiv sektörünün Avrupa Birliği ülkelerine yaptığı ihracatta artış yaşandı. Bu dönemde AB ülkelerine yapılan ihracat, toplamda 2 milyar 512 milyon dolara ulaştı ve sektör ihracatındaki payı %71 olarak kaydedildi. Diğer Avrupa ülkeleri ihracattan ,5 pay aldı ve bu ülke grubuna yapılan ihracat arttı. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi'ne olan ihracat artarken, birçok Afrika ülkesine de oranında ihracat artışı sağlandı. Öte yandan, Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracatta ’luk bir düşüş gözlendi. Otomotiv sektörünün küresel pazarlardaki geniş ihracat faaliyetleri, sektördeki dinamikliği ve rekabetçiliği göstermeye devam ediyor.

Çin’den Avrupa’ya karşı otomotivde Türkiye ittifakı Haber

Çin’den Avrupa’ya karşı otomotivde Türkiye ittifakı

Türkiye elektrikli araç ekosistemini geliştirmek adına birçok araştırma gerçekleştiren sarjagel.com, Çinli otomobil markalarının ülkemize yatırım yapmasının ardındaki motivasyonu irdeleyerek, Çin’in ülkemizdeki gelecek hedeflerine dikkat çeken öngörülerde bulundu. Genel Müdür Selçuk Nazik, “Hassas bir dengeyle ülkemizin yürüttüğü başarılı strateji devam ettiği takdirde Türkiye birkaç sene içinde elektrikli araç üretim üssüne dönüşebilir ve 1 milyar dolarlık yatırımın ardından, Çin’den gelecek 5-6 kat büyüklüğünde yeni yatırımlarla ülkemizde istihdam patlaması ve ekonomik gelişime sahne olabiliriz. Ülkemiz, Çinli elektrikli otomobillerin Avrupa’ya girişinde adeta bir kilit noktasında ve stratejik bir ittifak kuruyorlar. Çinli otomobil ve batarya üreticileri, ABD ve AB karşısında yatırım anlamında her geçen gün daha zorlu ve belirsiz bir ortamla karşı karşıya kaldığı için, Türkiye çok önemli bir konumda.” açıklamasını yaptı. 2023 yılında 4 milyondan fazla otomobil ihraç ederek, Dünya’nın en büyük otomobil ihracatçısı konumuna ulaşan Çin, aynı zamanda 1,2 milyon elektrikli araç ihraç ederek birçok pazarı domine etti. Diğer yandan Avrupa’daki yatırımları her geçen yıl artan Çin’in, Macaristan’da 4, Almanya’da 3, İspanya ve Polonya’da ise 1’er adet fabrikası bulunuyor.  Çin elektrikli araçların artık Dünya çapında benimsendiğini gördü ve fabrika yatırımlarının Çin’deki iç pazarın doygunluğa ulaşıp yavaşlaması karşısında yüksek katma değer ve imkân yaratan dış pazarlara kayacağını belirtiyor. Sarjagel.com Genel Müdürü Selçuk Nazik, Çinli EV üreticilerinin, batarya üretiminden çok daha fazla EV araç üretimine kayacağı sinyallerini de gördüklerini ifade ederken “Aynı zamanda Çinli elektrikli araç üreticileri, küresel çapta elektrikli araçların iyiden iyiye benimsendiğini gördü ve buna göre yeni bir strateji çizmeye başladı.” diyor.  Macaristan’ın ardından Çin’in Avrupa’ya karşı yeni müttefiki Türkiye Geçtiğimiz yıl ve 2022 yılında Avrupa’ya yapılan Çinli EV yatırımlarının yüzde 53’ünü alan Macaristan’a karşı, büyük otomobil üreticileri Almanya ve Fransa’nın rahatsızlık duyduğunu, Türkiye’nin ise Avrupa’ya girişte önemli bir rolü olduğunu aktaran Nazik “Hassas bir dengeyle ülkemizin yürüttüğü başarılı strateji devam ettiği takdirde Türkiye birkaç sene içinde elektrikli araç üretim üssüne dönüşebilir ve 1 milyar dolarlık yatırımın ardından, Çin’den gelecek 5-6 kat büyüklüğünde yeni yatırımlarla ülkemizde istihdam patlaması ve ekonomik gelişime sahne olabiliriz. Ülkemiz, Çinli elektrikli otomobillerin Avrupa’ya girişinde adeta bir kilit noktasında ve stratejik bir ittifak kuruyorlar. Çinli otomobil ve batarya üreticileri, ABD ve AB karşısında yatırım anlamında her geçen gün daha zorlu ve belirsiz bir ortamla karşı karşıya kaldığı için, Türkiye çok önemli bir konumda. Çinli otomobil üreticileri, bu atmosferde rekabet gücünü korumak adına Türkiye ile yaratıcı çözümler ve yeni iş birlikleri geliştirmeye devam edecekler.” şeklinde konuştu.  

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.