SON DAKİKA
Hava Durumu

#Otomasyon

Ekometre - Otomasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Otomasyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bulut ihlalleri artık “makine hızında” gerçekleşiyor Haber

Bulut ihlalleri artık “makine hızında” gerçekleşiyor

Bulut tabanlı ortamlar, yapay zeka girişimleri ve iş süreçlerinin dönüştürülmesi için hayati önem taşıyor. Bu durum onları aynı zamanda yüksek değer hedefi haline getirriyor. Fortinet FortiCNAPP istihbaratı, tehdit aktörlerinin artık savunmasız yapıları tespit etmek, bunlara sızmak ve elde ettikleri erişimi hızla kâra dönüştürmek için otomatik saldırı iş akışları kullandığını gösteriyor. 2026 Bulut Tabanlı Tehdit Görünümü Raporu (2026 Cloud-Native Threat Landscape Report), saldırgan faaliyetlerinin ölçeğini, izledikleri yolları, istismar ettikleri açıkları ve güvenlik liderlerinin bulut direncini güçlendirmenin yanı sıra savunucu hızını artırmak için atması gereken adımları incelemek üzere yalnızca FortiCNAPP istihbaratından yararlanıyor. Elde edilen bulgular, sızma girişimlerinin küresel ölçeğini gözler önüne seriyor: 150 milyon keşif olayı, 2,3 milyar kaba kuvvet denemesi ve 1,7 milyar istismar girişimi. Bu rakamlar, bulut sızmalarının artık münferit çabalar olmadığını gösteriyor. Saldırganlar sürekli olarak ortamların haritasını çıkarıyor, kimlik bilgilerini test ediyor, açıkta kalan hizmetleri istismar ediyor ve hedeflerine doğru hızla ilerliyor. Yapay zeka ve otomasyon bulut saldırı zincirini hızlandırdı Tehdit aktörleri; güvenlik açıklarını tespit etmek, savunmasız hizmetleri istismar etmek ve hedeflerine benzeri görülmemiş bir hız ve ölçekte ulaşmak için yapay zeka ile otomasyondan yararlanıyor. Savunmacılar açısından bunun temel sonucunun, daralan müdahale penceresi olduğu belirtiliyor. İstismar süresi haftalardan saatlere düştü; bu da iş üzerinde maddi bir etki meydana gelmeden önce tespit yapma ve müdahale etme süresini azaltıyor. Bu hız, bulut güvenliği işletim modelini yeniden şekillendiriyor. Periyodik değerlendirmeler ve birbirinden kopuk uyarılar, endüstrileşmiş ve yapay zeka destekli saldırgan iş akışlarıyla rekabet edemiyor. Güvenlik ekiplerinin engellemek, korumak ve makine hızında yanıt vermek amacıyla koddan buluta, kimliklerden iş yüklerine, yapay zeka sistemlerinden verilere, tedarik zincirlerinden çalışma zamanına kadar tüm uygulama yaşam döngüsü boyunca yapay zeka destekli, otomatik iş akışlarını kullanması gerekiyor. Kimlik ihlali artık baskın sızma yolu Rapor bazı bölgesel farklılıklar koysa da bulut sızmalarının büyük ölçüde tutarlı bir küresel modeli takip ettiğini ve kimlik ihlalinin açık ara en baskın sızma vektörü olduğunu ortaya koyuyor. Saldırganlar, meşru erişim yolları üzerinden erişim sağlamak için çalıntı, açıkta kalmış veya kötüye kullanılmış kimlik bilgilerini kullanıyor; bu da faaliyetlerinin normal kullanıcı davranışlarından ayırt edilmesini genellikle zorlaştırıyor. Güvenlik liderlerinin; kimlik riskini, bulut saldırı yüzeyinin çok önemli bir parçası olarak ele alması gerekiyor. Güçlü kimlik doğrulama hayati önemini korusa da bu yalnızca bir katman. Organizasyonların ayrıca etkin izinler, aşırı ayrıcalıklar, kimlikler ile kaynaklar arasındaki riskli ilişkiler ve erişim sağlandıktan sonraki olağandışı davranışlar konusunda sürekli görünürlüğe ihtiyacı var. Geçerli bir kimlik bilgisinin, bir saldırganın hassas verilere, hizmetlere veya idari kontrole engelsiz bir şekilde erişmesine yol vermemesi gerekiyor. Eksik güvenlik kontrolleri saldırganın hızını artırıyor Rapor ayrıca bulut ortamlarında kritik güvenlik kontrollerinin sürekli olarak eksik olduğuna dikkat çekiyor. Uygulamaları ve yapay zeka hizmetlerini hızlı bir şekilde yayınlama baskısı; yanlış yapılandırmalara, aşırı izinlere, dışarıya açık hizmetlere ve görünürlük boşluklarına yol açabiliyor. Her bir açık, saldırganların ilk erişimden etki yaratma aşamasına geçmesi için gereken çalışmayı azaltıyor. Bu bulgular, tüm bulut ortamlarında tutarlı siber hijyenin değerini pekiştiriyor. Güvenlik kontrollerinin, iş yüklerini geliştirmeden dağıtıma ve çalışma zamanına kadar takip etmesi; bu esnada ekipler hangi zayıflıkların açıkta, erişilebilir ve istismar edilebilir olduğunu sürekli olarak değerlendirmesi gerekiyor. Bu bağlam, organizasyonların en büyük risklere odaklanmasına yardımcı oluyor. Bulut hizmetleri para kazanma seçeneklerini genişletiyor Veri sızdırma en önemli hedef olmaya devam ederken, birçok tehdit aktörü doğrudan finansal kazanç elde etmek amacıyla yalnızca bulut kaynaklarını ele geçirmeye odaklanıyor. FortiCNAPP istihbaratı; Amazon Simple Email Service gibi bulut e-posta hizmetlerinin kötüye kullanılmasını, kripto para madenciliğini ve Amazon Bedrock gibi yapay zeka hizmetlerinin yanlış kullanımını içeren tutarlı bir kötüye kullanım modeli göstermektedir. Bunun acil operasyonel ve finansal sonuçları bulunuyor. Bulut, e-posta, bilişim veya yapay zeka hizmet tüketimindeki beklenmedik bir artış, bir maliyet yönetimi sorunundan çok daha fazlası olabiliyor; tehlikeye girmiş bulut ortamlarının sinyalini verebiliyor. Yapay zeka destekli davranışsal anomali tespiti, maliyetler ve maruz kalma süresi artmadan önce ekiplerin kötüye kullanımı erken aşamada tespit edip sınırlamasına yardımcı olmak açısından artık hayati önem taşıyor. Yenilikçi çözümler Bulut saldırı zincirini kırmaya yönelik üç temel öncelik kapsamında Fortinet; koddan çalışma zamanına ve yanıta kadar uçtan uca koruma sağlayan bir dizi yenilikçi çözüm sunuyor. FortiCNAPP, bulut hesaplarından depolama alanlarına ve kimliklere kadar geniş bir yelpazeden gelen sinyalleri birleştirerek en kritik risklerin önceliklendirilmesini ve kod ile çalışma zamanı açıklarının yönetilmesini sağlıyor. FortiGate, FortiAppSec Cloud ve FortiAIGate uyarlamalı çalışma zamanı koruması sunarken; yapay zeka tabanlı otonom Güvenlik Operasyonları Merkezi (SOC) platformu algılama ve müdahale sürelerini hızlandırıyor. Sızma tespitini erken aşamada sıfır yanlış alarm ile gerçekleştirmek için FortiDeceptor devreye girerken; FortiDAST ve FortiAIGate, OWASP LLM Top 10 açıklarını arayarak ve yapay zeka sistemlerine yönelik stres ile sızma testleri (pen testing) yürüterek aktif testler aracılığıyla sistem direncini doğruluyor. İnovasyonu yavaşlatmadan bulut direncinizi güçlendirin 2026 Bulut Tabanlı Tehdit Manzarası Raporu'ndan çıkarılacak en temel ders, saldırganların bulut sızmalarını kesintisiz ve otomatik bir iş akışına dönüştürmüş olması. Kurumların bulut güvenliğinin de aynı şekilde çalışmalısı gerekiyor: Riskin dinamik olarak azaltılması, yetkisiz erişimi kolaylaştıran güvenlik açıklarının kapatılması, kaynak kötüye kullanımının toparlanması ve en önemli tehditlere karşı hızlı bir şekilde harekete geçmek için geniş bağlamdan yararlanılması gerekiyor.

Türkiye’nin yeni üretim yatırımı 3D yazıcı çiftlikleri Haber

Türkiye’nin yeni üretim yatırımı 3D yazıcı çiftlikleri

Endüstriyel üretimde 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olarak kullanıldığı Türkiye’de, profesyonel ölçekte seri üretim yapan 3D Farm sayısının 30 ila 80 arasında olduğu tahmin ediliyor. Küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm, artan işçilik maliyetleri, kişiselleştirilmiş ürünlere yönelik talebin yükselmesi ve düşük adetli üretimin önem kazanması, şirketleri kalıpsız ve dijital üretim modellerine yönlendiriyor. Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri olan 3D yazıcı çiftlikleri (3D Farm), dünya genelinde yeni nesil üretim yatırımlarının önemli unsurlarından biri haline geliyor. Küresel eklemeli imalat pazarının 30,5 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığı, yıllık ortalama yaklaşık yüzde 24 büyüme ivmesiyle 2033 yılında 169 milyar dolara çıkmasının beklendiği belirtiliyor. Türkiye’de ise endüstriyel üretimde kullanılan 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olarak çalıştığı, ticari 3D baskı hizmeti sunan işletme sayısının 700 ila 1.000’in üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Buna karşın, gerçek anlamda seri üretim gerçekleştiren profesyonel 3D yazıcı çiftliklerinin sayısının yaklaşık 30 ila 80 arasında olduğu değerlendiriliyor. Kalıpsız üretim modeli öne çıkıyor Geleneksel üretim yöntemlerinde yeni bir ürünün geliştirilmesi ve seri üretime alınması; yüksek kalıp maliyetleri, uzun hazırlık süreçleri ve yüksek yatırım gereksinimleri nedeniyle özellikle düşük adetli ve kişiselleştirilmiş üretimlerde önemli maliyetler yaratıyor. 3D yazıcı çiftlikleri ise onlarca, hatta yüzlerce yazıcının aynı anda çalıştığı dijital üretim modeliyle bu süreci farklılaştırıyor. Dijital tasarımın sisteme yüklenmesinin ardından üretim kısa sürede başlatılabiliyor. Yeni bir ürün için kalıp hazırlanması ya da üretim hattının yeniden kurulması gerekmiyor. Türkiye’de 3D Farm ekosistemi genişliyor Türkiye’de eklemeli imalat ekosisteminin her geçen yıl büyüdüğünü belirten EXPO3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, Türkiye’de endüstriyel üretimde kullanılan 600’ün üzerinde 3D yazıcının aktif olduğunu, ticari olarak 3D baskı hizmeti sunan işletme sayısının ise 700 ila 1.000’in üzerinde olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Sektörün önemli bölümünün halen prototipleme ve düşük adetli üretim gerçekleştiren işletmelerden oluştuğuna dikkat çeken Ünverdi, gerçek anlamda seri üretim yapan ve 10’un üzerinde yazıcıyla faaliyet gösteren profesyonel 3D yazıcı çiftliklerinin sayısının ise yaklaşık 30 ila 80 arasında olduğunu ifade etti. ABD, Çin ve Avrupa’da binlerce profesyonel 3D yazıcı çiftliğinin üretim süreçlerinde aktif olarak kullanıldığını belirten Ünverdi, yapay zekâ destekli üretim yönetimi, otomasyon sistemleri ve yeni nesil malzeme teknolojilerindeki gelişmelerin 3D Farm modelinin kullanım alanını genişlettiğini söyledi. Ünverdi, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve artan teknoloji yatırımları sayesinde bu dönüşümden daha fazla pay alabileceğini belirtti. Otomotivden medikale geniş kullanım alanı Türkiye’nin otomotiv yan sanayisi, savunma sanayii, beyaz eşya, makine ve kalıp üretimindeki deneyiminin eklemeli imalat teknolojilerinin yaygınlaşması açısından önemli avantajlar sunduğunu belirten Ünverdi, Avrupa pazarına yakınlığın da Türkiye’yi bölgesel bir dijital üretim merkezine dönüştürebilecek fırsatlar barındırdığını ifade etti. 3D Farm modelinin yalnızca büyük sanayi kuruluşları için değil, KOBİ’ler ve girişimciler açısından da önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Ünverdi, yüksek kalıp yatırımı gerektirmeden üretime başlanabilmesinin düşük ve orta ölçekli seri üretimi ekonomik hale getirdiğini söyledi. Aynı üretim altyapısıyla farklı tasarımların üretilebilmesi kişiselleştirilmiş üretimi kolaylaştırırken; plastik, reçine, metal, seramik ve kompozit gibi farklı malzemelerin kullanılabilmesi teknolojinin uygulama alanını da genişletiyor. Otomotiv, havacılık, savunma sanayii ve medikal sektörlerinin yanı sıra tasarım ve e-ticaret alanlarında da 3D yazıcı çiftliklerinin kullanımının arttığı belirtiliyor. Düşük adetli ancak yüksek katma değerli ürünlerin ekonomik şekilde üretilebilmesi, Türkiye’nin yüksek teknolojili ve kişiselleştirilmiş ürün ihracatındaki payını artırma potansiyeli taşıyor. Ünverdi, çoklu 3D yazıcı sistemlerinin gelecekte fabrikaların standart üretim altyapısının bir parçası haline gelebileceğine dikkat çekerek, eklemeli imalatın prototiplemenin ötesine geçerek seri üretimde daha fazla kullanılacağını ifade etti. Eklemeli imalat sektörü EXPO3D İstanbul’da buluşacak Eklemeli imalat teknolojilerinin tüm paydaşlarını bir araya getirecek EXPO3D İstanbul – 3D Baskı Teknolojileri ve Katmanlı Üretim Fuarı, 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Türkiye’nin bu alandaki ilk ve tek ihtisas fuarı olarak tanıtılan organizasyon; 3D yazıcı üreticilerinden filament ve metal tozu tedarikçilerine, yazılım geliştiricilerinden otomasyon firmalarına, tarama sistemlerinden son işlem teknolojilerine kadar eklemeli imalat ekosisteminin farklı paydaşlarını bir araya getirecek. Savunma sanayii, otomotiv, havacılık, medikal, kalıp, makine, enerji, eğitim ve tasarım başta olmak üzere birçok sektörden profesyonelin katılması beklenen fuar, üretim süreçlerini dijitalleştirmek isteyen sanayi kuruluşları açısından yeni iş birlikleri, yatırım fırsatları ve teknoloji transferleri için buluşma noktası olmayı hedefliyor.

Vergi incelemelerinde yeni dönem Haber

Vergi incelemelerinde yeni dönem

Yeni sistem sayesinde mükellefler, inceleme başlamadan önce kendilerinden istenecek bilgi ve belgeleri elektronik ortamda görebilecek ve eksiklerini tamamlama fırsatı bulacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesindeki Vergi Denetim Kurulu tarafından geliştirilen uygulama, vergi incelemelerinde dijital altyapıyı güçlendirmeyi, hazırlık süreçlerini kolaylaştırmayı ve denetimlerin daha kısa sürede tamamlanmasını hedefliyor. Bilgi ve belgeler önceden görülebilecek Yeni uygulamayla birlikte vergi incelemelerinde talep edilen bilgi ve belgeler standart hale getirilecek. Mükellefler, inceleme başlamadan önce elektronik ortam üzerinden hangi bilgi ve belgeleri hazırlamaları gerektiğini görebilecek. Böylece hazırlıklarını önceden tamamlayarak inceleme sürecine daha etkin şekilde katılabilecek. Hazırlanan bilgi ve belgeler standart elektronik formatlarda Vergi Denetim Kurulu'na iletilecek. Bu sayede farklı formatlarda belge hazırlama zorunluluğu ortadan kalkacak, veri paylaşımı daha hızlı ve düzenli gerçekleştirilecek. OECD standartlarına uygun geliştirildi İncelemeye Hazırlık Dosyası uygulaması, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) geliştirdiği Vergi İçin Standart Denetim Dosyası metodolojisi esas alınarak Türkiye'nin denetim ihtiyaçlarına uygun şekilde hazırlandı. Standart veri yapısı sayesinde bilgisayar destekli analizler ve otomasyon sistemleri daha etkin kullanılabilecek. Böylece hem denetim süreçleri hızlanacak hem de idari iş yükü azalacak. KDV iade incelemeleri hızlanacak Uygulamanın özellikle KDV iade incelemelerinde önemli kolaylık sağlaması bekleniyor. İade süreçlerinde talep edilen bilgi ve belgelerin önceden eksiksiz ve standart formatta hazırlanması sayesinde eksik belge nedeniyle yaşanan yazışmalar ile tekrar eden bilgi taleplerinin azalması öngörülüyor. Yeni sistem ayrıca, vergi müfettişlerinin incelemeye başlamasından önce mükelleflere eksik veya hatalı bilgilerini düzeltme imkânı da tanıyacak. Rehberlik platformu da olacak İncelemeye Hazırlık Dosyası uygulaması yalnızca belge yükleme sistemi olarak değil, kapsamlı bir mükellef rehberliği platformu olarak da hizmet verecek. Dilekçe ve Bilgi Verme Sistemi üzerinden kullanılacak platformda kullanıcı dostu ekranlar, adım adım yönlendiren sihirbazlar, açıklama kutuları, uygulama kılavuzları, yükleme rehberleri ve eğitim videoları yer alacak. Böylece mükelleflerin hazırlık dosyalarını ilave desteğe ihtiyaç duymadan doğru ve eksiksiz şekilde oluşturabilmesi amaçlanıyor. Bakan Şimşek: "Vergi incelemelerinde devrim niteliğinde adım" Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uygulamanın elektronik denetim altyapısını güçlendireceğini ve gönüllü vergi uyumunu artıracağını belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Bu uygulamayla OECD'nin denetim standartlarını hızla uygulamaya koyarken vergi inceleme süreçlerinde devrim niteliğinde bir adım atıyoruz. Amacımız ceza kesmeden önce mükelleflerimizin vergiye gönüllü uyumunu artırmak ve işini kolaylaştırmak." Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise yeni sistem sayesinde mükelleflerin vergi incelemesi başlamadan önce eksiklerini görebileceğini ve gerekli düzeltmeleri yapabileceğini belirterek, dijitalleşme adımlarının kayıt dışılıkla mücadeleyi güçlendireceğini ve Türkiye'nin vergi sistemini uluslararası standartlarla daha uyumlu hale getireceğini ifade etti.

İhracatçının dijital yol arkadaşı EiBoT ödül getirdi Haber

İhracatçının dijital yol arkadaşı EiBoT ödül getirdi

450'den fazla projenin değerlendirildiği yarışmada, 10 farklı kategoride belirlenen toplam 72 finalist arasında yer alan EİB, dijitalleşme alanında ihracatçılara sunduğu yenilikçi hizmetlerle önemli bir başarıya imza attı. Dereceye giren projelerin açıklandığı 11. Verimlilik Proje Ödülleri Töreni, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın teşrifleriyle Ankara'da gerçekleştirildi. Törene Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz ile proje sorumlusu Birlik personeli katıldı. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, EİB'nin tüm çalışmalarını dijitalleşme perspektifi doğrultusunda şekillendirdiğini ifade ederek şunları söyledi; "Ege İhracatçı Birlikleri olarak ihracatçılarımıza daha hızlı, daha erişilebilir ve daha etkin hizmet sunabilmek amacıyla dijitalleşmeyi önceliklerimiz arasına aldık. EiBoT'un Verimlilik Proje Ödülleri'nde finale kalması da bu vizyonumuzun önemli bir göstergesidir. Birliğimizin geliştirdiği EiBoT, ihracatçıların mevzuat, devlet destekleri, hedef pazarlar, üyelik işlemleri, eğitim ve etkinlikler ile ihracat süreçlerine ilişkin sorularına web sitesi ve WhatsApp üzerinden 7 gün 24 saat hızlı ve doğru yanıt veriyor. Yapay zekâ destekli dijital asistanımız, ihracatçıların bilgiye erişimini kolaylaştırırken kurumsal verimliliğin artırılmasına ve üye memnuniyetinin güçlendirilmesine katkı sağlıyor. Yapay zekâ, e-ihracat, veri analitiği ve dijital dönüşüm başlıklarını tüm eğitim ve gelişim programlarımızın merkezine yerleştiriyoruz. UR-GE projelerimizde de dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamalarına öncelik veriyoruz. Üyelerimizin dijital yetkinliklerini artıracak projeler üretmeye devam edeceğiz.” EiBoT ile bilgiye erişim saniyeler içinde gerçekleşiyor Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz ise EiBoT'un ihracatçılara sunduğu katkıya dikkat çekerek, dijital hizmet altyapısını sürekli geliştirdiklerini söyleyerek, "EiBoT sayesinde firmalarımız mevzuat, devlet destekleri, hedef pazarlar ve ihracat süreçlerine ilişkin ihtiyaç duydukları bilgilere günün her saatinde hızlı ve güvenilir şekilde ulaşabiliyor. Web sitemiz ve WhatsApp entegrasyonu sayesinde üyelerimizin bilgiye erişim süresi önemli ölçüde kısalırken, başvuru, bilgilendirme ve takip süreçleri de daha verimli hale geldi." dedi. EİB yapay zeka destekli çözümlerle ihracatçının yanında İşbırakmaz, EİB'nin dijital dönüşüm çalışmalarının yalnızca yapay zekâ uygulamalarıyla sınırlı olmadığını belirterek şunları kaydetti: "2025 yılı boyunca EİB Kolay uygulamamız üzerinden 5 bin 250 firmamıza dijital destek sağladık. Evrak otomasyon sistemlerimiz, ERP altyapımız, mobil uygulamalarımız ve yeni nesil dijital hizmetlerimizle üyelerimize tek noktadan hızlı ve kolay erişim sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde tüm sistemlerimizi daha entegre, daha kullanıcı dostu ve veriye dayalı bir yapıya dönüştürerek dijital dönüşüm yolculuğumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz." Dijital hizmet ekosistemi EİB ile büyüyor Ege İhracatçı Birlikleri, hazırladığı dijital dönüşüm stratejisi kapsamında; kurumsal dijital altyapının güçlendirilmesi, üye odaklı dijital hizmetlerin yaygınlaştırılması, veri analitiği ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesi, dijital yetkinliklerin artırılması ve uluslararası dijital ticaret platformlarıyla entegrasyon başlıklarında çalışmalarını sürdürüyor. EİB, dijital dönüşüm vizyonu doğrultusunda geliştirdiği yenilikçi uygulamalarla ihracatçıların rekabet gücünü artırmayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi ve Türkiye'nin ihracat hedeflerine teknoloji odaklı çözümlerle katkı sunmayı hedefliyor.

Geleceğin meslekleri artık 3d üretim etrafında şekilleniyor Haber

Geleceğin meslekleri artık 3d üretim etrafında şekilleniyor

Savunma ve havacılıktan otomotive, sağlıktan medikale, enerjiden kalıpçılığa kadar birçok sektörde hızla yaygınlaşan bu teknoloji, üniversite adayları ve kariyerini yüksek teknoloji odaklı alanlarda şekillendirmek isteyen gençler için önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye'de bu dönüşüme dikkat çekmek amacıyla 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek 3D Baskı Teknolojileri ve Katmanlı Üretim Fuarı (Expo3D İstanbul), sektör profesyonellerini, yatırımcıları, akademisyenleri ve gençleri aynı çatı altında buluşturmaya hazırlanıyor. Eklemeli imalat teknolojilerinin yalnızca üretim anlayışını değil, kariyer planlamasını da değiştirdiğini belirten Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, "Dünyada üretim anlayışı yapay zekâ, otomasyon ve dijital üretim teknolojileriyle yeniden şekillenirken, gelecekte yalnızca mühendislere değil; 3D tasarım, dijital üretim, ileri malzeme teknolojileri, tersine mühendislik, kalite yönetimi, medikal üretim ve sürdürülebilir üretim gibi alanlarda uzmanlaşmış nitelikli insan kaynağına olan ihtiyaç da hızla artacak. Üniversite tercihinde bulunacak gençlerin yalnızca bugünün popüler mesleklerine değil, önümüzdeki 10-20 yılın üretim teknolojilerine odaklanmaları gerekiyor. Eklemeli imalat; mühendislikten tasarıma, sağlık teknolojilerinden savunma sanayiine kadar çok geniş bir alanda yeni kariyer fırsatları sunuyor. Dijital üretim çağında rekabet avantajı elde etmek isteyen hem bireylerin hem de kurumların bu dönüşüme bugünden hazırlanması büyük önem taşıyor” dedi. 3D Teknolojileriyle yapılabilecek 10 yeni iş alanı Ünverdi, geleceğin öne çıkacak 3D mesleklerini; dijital tasarım süreçlerini yöneten 3D Tasarım Uzmanı, üretim süreçlerini yöneten 3D Yazıcı Operatörü, katmanlı üretim teknolojileri geliştiren Eklemeli İmalat Mühendisi, kişiye özel protez ve implant üretimi yapan Medikal 3D Baskı Uzmanı, üç boyutlu proje ve maketler hazırlayan Mimari Görselleştirme ve Maket Tasarımcısı, kişiselleştirilmiş moda ve takı ürünleri geliştiren 3D Moda ve Takı Tasarımcısı, 3D tabanlı eğitim materyalleri geliştiren Eğitim Teknolojileri Uzmanı, şirketlerin dijital üretim dönüşümüne rehberlik eden 3D Baskı Danışmanı, çevre dostu malzeme ve üretim süreçleri geliştiren Geri Dönüşüm ve Sürdürülebilir Üretim Uzmanı ile 3D teknolojilerine yönelik eğitim ve dijital içerikler hazırlayan 3D İçerik Üreticisi ve Eğitmeni olarak sıraladı. Türkiye’nin eklemeli imalat, tasarım ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ve tek ihtisas fuarı EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Fuarda 100’ün üzerinde katılımcı firma, 120’den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin buluşması hedefleniyor. Yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmine katkı sağlaması amaçlanan organizasyon, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı ile akademik bilgi birikimini sanayinin üretim gücüyle bir araya getirecek.

Arçelik 25 ülkeden distribütörlerini  Manisa’da ağırladı Haber

Arçelik 25 ülkeden distribütörlerini Manisa’da ağırladı

Şirketin küresel büyüme stratejisi, yenilikçi ürün ve üretim yatırımlarına olan kararlılığı ile uzun vadeli ortaklık vizyonunu paylaştığı etkinlikte distribütörler tüketicilere sundukları ürünlerin ar-ge ve tasarım süreçleri ile üretim teknolojilerini yerinde inceleme fırsatı buldu. Arçelik CEO’su Can Dinçer, “57 ülkede 120 iştirakimiz ve 22 markamızla faaliyet gösteriyor, dünyanın dört bir yanındaki ar-ge merkezlerimizde farklı pazarların ihtiyaçları doğrultusunda ürünler geliştiriyoruz. Bu küresel yapının gücünü sahaya taşıyan, teknolojilerimizi daha geniş kitlelere ulaştıran global distribütör ağımız, büyüme stratejimizin çok kıymetli bir parçasını oluşturuyor. Distribütörlerimizin tüketicilerle buluşturdukları ürünlerin arkasında nasıl bir ar-ge birikimi, üretim teknolojisi ve mühendislik yetkinliği yattığını bizzat deneyimlemelerini istedik. Bu anlamda %80 otomasyon seviyesi, her 6 saniyede 1 ürün üretimi ve 99 ülkeye ihracatıyla şirketimizin üretim altyapısının en güçlü örneklerinden biri olan Manisa İşletmemizde bir araya geldik. Şirketimizin dünyanın dört bir yanındaki küresel varlığının ve etki alanının güzel bir yansıması olan bu etkinlikte, 25 ülkeden partnerlerimizi işletmemizde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk. Önümüzdeki dönemde iş birliklerimizi daha da derinleştirerek daha fazla evde katma değer yaratmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketi Arçelik, Azerbaycan, Balkanlаr, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Doğu Avrupa, Kanada, Kıbrıs, Kuzey Afrika ve Orta Doğu distribütörlerinin temsilcilerini bir araya getirdiği Global Distribütörler Toplantısı’nı Manisa’da düzenledi. Arçelik CEO’su Can Dinçer ve Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural’ın ev sahipliğinde dijitalleşme, yapay zekâ ve ileri otomasyon da dahil sürdürülebilir üretim ve Endüstri 4.0 uygulamalarıyla Türkiye'nin en ileri üretim tesislerinden biri olan Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi'nde gerçekleştirilen etkinlikte, 100’e yakın distribütör; sattıkları ürünlerin tasarımından üretime uzanan süreçleri bizzat yerinde inceledi. Toplantıda şirketin büyüme stratejisi, rekabet avantajı, çok markalı yönetim anlayışı, kusursuz üretim yaklaşımı, ar-ge ve inovasyon platformu, müşteri hizmetleri, sürdürülebilirlik, yapay zekâ odaklı değer yaratma ve EMENA stratejisi başlıkları ele alınırken, uzun vadeli ve karşılıklı fayda sağlayan ortaklık vizyonu distribütörlerle paylaşıldı. Arçelik CEO’su Can Dinçer: “Distribütör ağımız büyüme stratejimiz için çok kıymetli” Konuyla ilgili açıklamada bulunan Arçelik CEO’su Can Dinçer, “57 ülkede 120 iştirakimiz ve 22 markamızla faaliyet gösteriyor, dünyanın dört bir yanındaki ar-ge merkezlerimizde farklı pazarların ihtiyaçları doğrultusunda ürünler geliştiriyoruz. Kalite, inovasyon, sürdürülebilirlik odağında ürün ve üretim yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyor, teknoloji altyapımızı güçlendiriyor ve tüketicilerin hayatına gerçek anlamda değer katan yenilikçi ürünler geliştirmeye devam ediyoruz. Bu küresel yapının gücünü sahaya taşıyan, teknolojilerimizi daha geniş kitlelere ulaştıran distribütör ağımız büyüme stratejimizin çok kıymetli bir parçasını oluşturuyor. Distribütörlerimizin tüketicilerle buluşturdukları ürünlerin arkasında nasıl bir ar-ge birikimi, üretim teknolojisi ve mühendislik yetkinliği yattığını bizzat deneyimlemelerini istedik. Bu anlamda %80 otomasyon seviyesi, her 6 saniyede 1 ürün üretimi ve 99 ülkeye ihracatıyla şirketimizin üretim altyapısının en güçlü örneklerinden biri olan Manisa İşletmemizde bir araya geldik. Şirketimizin dünyanın dört bir yanındaki küresel varlığının ve etki alanının güzel bir yansıması olan bu etkinlikte, 25 ülkeden partnerlerimizi işletmemizde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk. Önümüzdeki dönemde iş birliklerimizi daha da derinleştirerek daha fazla evde katma değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi. Arçelik, 22 markasının sahip olduğu mağazaları, bayi ağı ve distribütörlerini kapsayan geniş satış kanalları üzerinden bugün 150’den fazla ülkede tüketicilere ulaşıyor. Şirket, bu güçlü küresel yapıyı yenilikçi ürün yatırımları ve derinleşen ortaklıklarla daha da ileriye taşıyor. 100’E yakın ülkeye çamaşır makinesi ihracatı Arçelik’in global distribütörlerini ağırladığı Manisa Çamaşır Makinesi İşletmesi, yapay zekâ destekli üretim sistemleri, veri odaklı yönetim anlayışı ve ileri otomasyon da dahil sürdürülebilir üretim ve Endüstri 4.0 uygulamalarıyla ülkenin en teknolojik üretim tesislerinden biri konumunda yer alıyor. 92 bin m2’lik alana kurulu tesis, 4 milyona yakın çamaşır makinesi üretim kapasitesiyle yılda ortalama 1900 kişiye istihdam sağlarken, işletmede üretilen ürünler 99 ülkeye ihraç ediliyor. Otomatik Yönlendirmeli Araçlar (AGV), Raylı Güdümlü Araçlar (RGV) ve Otomatik Depolama Sistemleri (SLS) teknolojileriyle donatılan tesis, üretim hatlarında %80 otomasyon seviyesine ulaşırken, sürdürülebilirlik performansıyla da sektörde fark yaratıyor. Tesisin çatısına kurulu 10 MW’lık güneş enerji sistemiyle yılın üç ayı enerjisinin tamamı güneşten karşılanırken, yağmur suyu depolama sistemiyle su tüketimi de önemli ölçüde azaltılıyor.

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi Haber

TOBB Çimento meclisi başkanlığına Adil Sani Konukoğlu seçildi

TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevine seçildi. Konukoğlu, sektörün yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda ortak akıl ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) T. Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi Toplantısı’nda gerçekleştirilen seçim sonucunda TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclisi’nin Başkanı oldu. Seçimin ardından değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, “TOBB Çimento ve Çimento Ürünleri Meclis Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sektörümüz, yeşil dönüşümden dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten uluslararası rekabete kadar birçok başlıkta önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Meclisimiz çatısı altında tüm paydaşlarımızla birlikte hareket ederek sektörümüzün rekabet gücünü artıracak, sürdürülebilir büyümesini destekleyecek ve ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunacak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Toplantıda sektörün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konukoğlu, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, enerji maliyetleri, iklim politikaları ve ticaret düzenlemelerinin üretim modellerini yeniden şekillendirdiğini belirterek, Türk çimento sektörünün bu dönüşüm sürecine güçlü yatırımlarla hazırlandığını ifade etti. TÜRKÇİMENTO verilerine göre 2025 yılında sektörün toplam çimento üretiminin 97,8 milyon tona ulaştığını belirten Konukoğlu, iç satışların 82,2 milyon ton, ihracatın ise 15,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Üretilen çimentonun yaklaşık yüzde 16’sının dış pazarlara ihraç edildiğini vurgulayan Konukoğlu, sektörün üretim kapasitesi, ihracat gücü ve iç pazar dinamizmi açısından güçlü performansını sürdürdüğünü kaydetti. “Üçüz dönüşüm sektörümüzün yol haritasını oluşturuyor” Çimento sektörünün tarihinin en kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade eden Konukoğlu, sektörün odağında yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insan odaklı dönüşüm olmak üzere üç temel başlığın yer aldığını belirtti. Bu süreci “üçüz dönüşüm” olarak tanımlayan Konukoğlu, dijitalleşme, veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka uygulamaları ve ileri üretim teknolojilerinin enerji verimliliğinden karbon emisyonlarının azaltılmasına kadar birçok alanda dönüşümün temel unsurları haline geldiğini söyledi. Türk çimento sektörünün sürdürülebilirlik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Konukoğlu, bugün 17 fabrikada, 27 hatta kurulu atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde toplam 164,5 megawatt enerji üretimi gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu yatırımlar sayesinde yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik tüketimine denk bir enerji üretim kapasitesine ulaşıldığını belirten Konukoğlu, sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’unun da atık ısı geri kazanımı, güneş ve rüzgar gibi sürdürülebilir kaynaklardan karşılandığını kaydetti. Yeşil çimento hedefleri öne çıkıyor Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda alternatif yakıt kullanım oranlarının artırılması, klinker oranının düşürülmesi ve düşük karbonlu yeni nesil üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Konukoğlu, yeşil çimento kullanımının sektörün dönüşümünde kritik rol oynadığını söyledi. Kamu projelerinde yeşil çimento kullanımının teşvik edilmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Konukoğlu, önümüzdeki 10 yıllık dönemde yaklaşık 11 milyon ton karbon emisyonu azaltımının hedeflendiğini belirtti. Uluslararası iş birlikleri güçleniyor Konuşmasında Çin Çimento Birliği ile geliştirilen stratejik iş birliğine de değinen Konukoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Çin’in dijitalleşme, otomasyon ve yapay zeka alanlarındaki deneyiminin birleşmesinin sektör açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Konukoğlu, önümüzdeki dönemde teknoloji paylaşımı, pilot projeler, ortak eğitim programları ve uzman değişimleri gibi alanlarda iş birliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirterek, bu çalışmaların Emisyon Ticaret Sistemi ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi küresel mekanizmalara uyum sürecine de katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi Haber

Bankaların %11’i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi

Bankacılıkta güven bir tercih değil, temel bir gerekliliktir. Ancak bankalar yapay zeka yatırımlarını diğer sektörlere kıyasla daha hızlı artırıyor. Buna rağmen çoğu kurum, bu teknolojiyi güven oluşturacak yönetişim, gözetim ve altyapıdan yoksun şekilde hayata geçiriyor. IDC’nin araştırma verilerine dayanan SAS Veri ve Yapay Zeka Etki Raporu: Güven Esası (The Trust Imperative), sektördeki bu temel çelişkiye dikkat çekiyor. Araştırmada, incelenen dört sektör arasında bankacılık; hem yapay zeka harcamalarında hem de güvenilir yapay zeka uygulamalarının benimsenmesinde kamu, sigorta ve yaşam bilimleri sektörlerini geride bırakıyor. Nitekim bankaların yaklaşık dörtte biri (%23), IDC’nin Güvenilir Yapay Zeka Endeksi’nde en yüksek seviyede yer alıyor. Ancak bu avantajlara rağmen, kurumların büyük çoğunluğu raporun "ideal durum" olarak tanımladığı "yüksek iç güven ve kanıtlanmış güvenilirlik" kombinasyonunun çok uzağında kalıyor. Rapora göre: Bankaların yalnızca %11’i hem kurum içi yapay zekâ güvenini yüksek seviyede tesis edebilmiş hem de somut olarak güvenilirliği kanıtlanmış yapay zekâ sistemlerine sahip. Bankaların yaklaşık yarısı (%47) IDC’nin “güven ikilemi” olarak tanımladığı noktada konumlanıyor. Bu kurumlar ya güven eksikliği nedeniyle güvenilir yapay zekayı yeterince kullanamıyor ya da doğrulanmamış sistemlere aşırı bağımlı hale geliyor. SAS Risk, Dolandırıcılık ve Uyum Çözümlerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Stu Bradley, konuya ilişkin şunları söyledi: “Güvenilir yapay zeka söz konusu olduğunda bankacılık, bu çalışmadaki tüm sektörlerin önünde yer alıyor. Buna rağmen çoğu bankanın temel hazırlık seviyesi olması gereken noktanın oldukça gerisinde kalıyor. Yaklaşık 10 bankadan 9'u henüz güven algısını somut kanıtlarla hizalayamadı ve her beş bankadan biri hâlâ izole edilmiş (silo) veri yapılarıyla çalışıyor. Yapay zeka hedefleri ile hazırlık seviyesi arasındaki bu boşluğu kapatmak, tüm bankalar için yönetim katında bir öncelik olmalıdır.” Yatırımlar artıyor, ancak temeller hâlâ kırılgan Dünya genelinde 2.375 BT ve iş dünyası liderinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor: Yapay zeka yetkinliklerine yapılan yatırımlar; bu teknolojiyi güvenilir kılan "sorumlu inovasyon" ilkeleri ile yapılan yatırımlarla eşleşmiyor. Tek bir model hatasının bile ağır düzenleyici cezalara yol açabileceği veya müşteri güvenini bir gecede yerle bir edebileceği bu sektörde, söz konusu kopukluk ciddi bir risk arz ediyor. Sorun yatırım eksikliği değil: Bankaların yapay zeka harcama grafiği, araştırmadaki diğer tüm sektörlerin üzerinde seyrediyor. Bankaların %60’ı bu alanda %4 ile %20 arasında bir büyüme beklerken, %12’lik bir kesim çok daha keskin artışlar öngörüyor. Bu ivmeye rağmen, çalışmada şu kritik temel yapısal zayıflıklara dikkat çekiyor: Veri siloları: Bankaların %19’u hâlâ silo veri altyapısıyla faaliyet gösteriyor; bu oran araştırmadaki en yüksek seviye. Yetersiz veri temelleri: Bankaların önemli bir bölümü etkin veri yönetişimi (%45) ve/veya merkezi ya da optimize edilmiş veri altyapısından (%41) yoksun. Yetenek açığı: Kurumların %42’si uzmanlaşmış yapay zekâ yetkinliklerinde eksiklik yaşıyor. Bu sorunları aşmak için bankaların %52’si yapay zekâ mimarisini genişletmeyi, %43’ü ise özel yapay zekâ ekipleri kurmayı veya büyütmeyi planlıyor. Ancak yalnızca %31’i doğrudan yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine odaklanmayı hedefliyor. Bu da karşı karşıya olunan engellerin teorik değil, doğrudan yapısal olduğunu ortaya koyuyor. IDC Yapay Zeka ve Otomasyon Bölümü Araştırma Direktörü Kathy Lange, “Bankacılık sektörü yapay zekanın potansiyelini açıkça anlıyor, ancak anlamak ile uygulamak aynı şey değil. Güçlü veri mimarileri, yönetişim çerçeveleri ve yetkin insan kaynağı olmadan bankalar, yatırım getirisi (ROI) sağlayamayan projelere kaynak ayırma riskiyle karşı karşıya kalır. Daha da önemlisi, bu durum güven temelini zedeleyebilir.” uyarısında bulundu. Yapay zekada gerçek değer: maliyet değil, inovasyon Rapor, yapay zekânın bankacılıktaki temel değerinin maliyet azaltımı olduğu yönündeki yaygın varsayımı da sorguluyor. Buna karşılık bankacılık sektörü, yapay zekâdan elde edilen değerin ana kaynağı olarak süreç verimliliği yerine ürün ve hizmet inovasyonunu önceliklendiren tek sektör olarak öne çıkıyor. Sektörler arası yatırım getirisi (ROI) verileri de bu yaklaşımı destekliyor. Yapay zekayı müşteri deneyimini iyileştirmek için kullanan kurumlar, yapılan her 1 dolarlık yatırım karşılığında 1,83 dolar ile en yüksek getiriyi elde ediyor. Pazar payını artırmaya odaklananlar 1,74 dolar ile ikinci sırada yer alırken, maliyet tasarrufuna odaklananların getirisi 1,54 dolar ile en düşük seviyede kalıyor. Ayrıca güvenilir yapay zekâyı önceliklendiren kurumların, yapay zekâ yatırımlarından elde ettikleri toplam getiriyi iki katına çıkarma olasılığı %60 daha yüksek. Bankalar aynı zamanda agentic AI (ajan tabanlı yapay zeka) konusunda diğer sektörlere göre daha kararlı adımlar atıyor. Kurumların yaklaşık üçte biri, daha otonom sistemleri desteklemek için güvenilir yapay zeka yatırımlarını artırmayı planlıyor. Ancak yapay zeka sistemleri daha fazla karar verme yetkisi kazandıkça, zayıf yönetişimin doğuracağı sonuçlar da bir o kadar ağırlaşıyor. SAS Global Finansal Hizmetler Direktörü Alex Kwiatkowski ise şunları söyledi: “Düzenleyici kurumlar ve müşteriler süreci yakından takip ediyor. Şu anda bankaların neredeyse yarısı ya doğrulanmamış yapay zekalar kullanıyor ya da onayladıkları teknolojileri hayata geçirmekte tereddüt ediyor,” diyerek ekledi: “Hiçbir banka bu rekabetçi rekabette geri planda kalan oyuncu olmak istemez ancak maliyet tasarrufu tek başına onları yarışta tutmaya yetmeyecektir. Kazananlar; yönetişim, açıklanabilirlik, şeffaflık ve güçlü veri temellerine işi ölçeklendirmeden önce, yani henüz bir şeyler bozulmadan yatırım yapan bankalar olacak.” dedi.

5G kurumsal yazılımların rolünü yeniden tanımlıyor Haber

5G kurumsal yazılımların rolünü yeniden tanımlıyor

IAS CTO’su Bahtiyar Tan, bu yeni dönemde asıl farkın yalnızca bağlantı hızında değil, artan veri akışını kesintisiz ve doğru biçimde işleyebilen dağıtık yazılım mimarilerinde ortaya çıkacağını söylüyor. Önceki nesillere kıyasla daha düşük gecikme süreleri ve daha yüksek veri transfer kapasitesi sunan 5G, aynı anda çok daha fazla cihazın ağlar üzerinden iletişim kurmasına imkan tanıyor. Bu kabiliyet, satış ekiplerinden teknik servis çalışanlarına, lojistik operasyonlarından üretim sahalarına kadar birçok alanda kurumsal sistemlere erişimi hızlandırarak iş süreçlerinin daha akıcı ve daha düşük hata payıyla yönetilmesine katkı sağlayacak. Aynı zamanda IoT tabanlı cihaz ve sistemlerin kurumsal yazılımlarla daha entegre çalışmasının da önünü açacak. Kurumsal kaynak planlama (ERP) pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS) CTO’su Bahtiyar Tan’a göre, 5G’nin kurumsal yazılımlar üzerindeki etkisi özellikle sahadan merkeze aktarılan verinin hızında ve sürekliliğinde daha görünür hale gelecek. Bu sayede işletmeler operasyonel veriyi daha güncel biçimde izleyebilecek, süreçlerini daha yüksek doğrulukla yönetebilecek. Artan bağlantı kapasitesi ve veri sürekliliği, bazı operasyonlarda insan müdahalesini azaltırken otomasyon seviyesini de yukarı taşıyacak. Hız kadar onu işleyebilen mimari de kritik 5G yalnızca veri akışını hızlandırmakla kalmayacak; sahadaki cihazlarla merkezi sistemler arasındaki iletişim de daha yoğun ve sürekli bir yapıya kavuşacak. Böylece veri yalnızca sahadan merkeze değil, merkezden sahaya da daha hızlı ve kesintisiz aktarılabilecek. Ancak 5G’nin sunacağı artan anlık veri akışını gerçek bir iş zekâsına dönüştürmek, kurumsal yazılımların mimarisinde de önemli bir evrimi gerekli kılıyor. Bu da yüksek performans için bağlantı kalitesinin yanı sıra veriyi gerçek zamanlı işleyebilen esnek, ölçeklenebilir ve dağıtık yazılım altyapılarını öne çıkarıyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Bahtiyar Tan, “5G ile birlikte sahadan merkezi sistemlere veri akışı hızlanırken, merkezi sistemlerden sahadaki cihazlara iletilen veriler de daha hızlı ve kesintisiz hale gelecek. Bu tablo, verinin tamamını tek merkezde işleyen klasik mimarilerin sınırlarını daha görünür kılacak; verinin bir kısmının kaynağa yakın işlendiği daha dağıtık yapıları öne çıkaracak. Böylece daha esnek, ölçeklenebilir ve gerçek zamanlı çalışan sistemler kurmak mümkün olacak” dedi. Kurumsal yazılımların rolü yeniden tanımlanıyor Verinin kaynağa yakın noktalarda işlenebilmesi, kullanıcı deneyimi tarafında da daha hızlı geri bildirim, daha şeffaf süreçler ve daha yüksek kişiselleştirme imkanı anlamına geliyor. Aynı zamanda sistemlerin saha koşullarına daha hızlı yanıt verebilmesi, operasyonel güvenilirliği de güçlendiriyor. Özellikle sahada anlık karar alma ihtiyacının yüksek olduğu operasyonlarda bu yapı, işletmelere daha çevik ve daha proaktif bir yönetim zemini sunuyor. Tan, sözlerini şöyle tamamladı: “5G’nin kurumsal yazılımlar üzerindeki etkisi, yalnızca hız artışıyla sınırlı kalmayacak. Yazılımlar giderek daha fazla gerçek zamanlı veriyi yöneten ve karar süreçlerini besleyen platformlara dönüşecek. Yapay zeka ve büyük veri gibi teknolojilerle birlikte düşünüldüğünde, işletmeler daha güncel verileri daha hızlı işleyebilecek; bu da operasyonel verimlilikten karar kalitesine kadar birçok alanda önemli katkı sağlayacak.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.