SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ölçümleme

Ekometre - Ölçümleme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ölçümleme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâ pazarlamada yanlış hedefi büyütüyor Haber

Yapay zekâ pazarlamada yanlış hedefi büyütüyor

Uzman yaklaşımlara göre yalnızca indirme, tıklama veya kayıt sayısını artırmaya odaklanan algoritmalar, yüksek hacimli ancak düşük kaliteli kullanıcılar getirerek pazarlama bütçelerinin verimsiz kullanılmasına yol açabiliyor. Yapay zekânın mobil pazarlama süreçlerinde daha fazla kullanılması, şirketlere kampanya optimizasyonu, kullanıcı edinimi ve bütçe yönetiminde önemli avantajlar sağlıyor. Ancak algoritmaların performansı yalnızca kullandıkları teknolojiyle değil, kendilerine verilen hedeflerle de doğrudan bağlantılı. Örneğin bir e-ticaret uygulamasında yapay zekâya yalnızca “olabildiğince fazla uygulama indirmesi getir” hedefi verilmesi, kısa sürede indirme sayısında büyük bir artış sağlayabilir. Ancak bu kullanıcıların önemli bölümü uygulamayı hemen silebilir veya sahte trafik kaynaklarından gelebilir. Böyle bir durumda algoritma teknik olarak kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirirken şirket açısından gerçek bir değer üretmeyebilir. Buradaki temel sorun yapay zekânın yetersizliği değil, yanlış başarı kriterinin son derece verimli biçimde optimize edilmesi olarak öne çıkıyor. Rekabet artık yapay zekayı kullanmakla sınırlı değil Mobil pazarlamada aynı reklam teknolojilerine ve büyük platformların yapay zekâ destekli altyapılarına erişebilen çok sayıda şirket bulunuyor. Bu nedenle rekabet giderek “hangi yapay zekâ kullanılıyor?” sorusundan, “yapay zekâya başarı olarak ne öğretiliyor?” sorusuna kayıyor. Bir oyun uygulamasında yalnızca yeni kayıt sayısını artırmayı hedefleyen algoritma, daha fazla kullanıcı kaydı sağlayabilir. Ancak bu kullanıcıların önemli bölümü oyunun ilk aşamalarında uygulamayı terk ediyorsa yüksek kayıt sayısı şirket açısından sürdürülebilir bir başarı anlamına gelmiyor. Buna karşılık hedefin uygulamayı indiren kullanıcı sayısından çıkarılıp ilk birkaç gün içerisinde belirli seviyeye ulaşan, uygulamayı tekrar ziyaret eden veya alışveriş davranışı gösteren kullanıcıların bulunmasına yöneltilmesi, algoritmaya daha değerli bir öğrenme sinyali sağlayabiliyor. Pazarlamada yeni değer ölçüsü: Öğrenme sinyali Pazarlama dünyasında uzun süredir büyük miktarda veri toplanıyor. Tıklamalar, oturumlar, indirmeler ve kullanıcı hareketleri milyonlarca veri noktası oluşturuyor. Ancak yüksek veri hacmi tek başına doğru kararlar alınmasını sağlamıyor. Yapay zekâ destekli pazarlamada asıl önem taşıyan unsur, algoritmanın doğru davranışı öğrenmesini sağlayan kaliteli sinyaller haline geliyor. Bir kullanıcının yalnızca uygulamayı indirmesi sınırlı bir bilgi sunarken, aynı kullanıcının uygulamaya düzenli olarak geri dönmesi, ürünleri incelemesi ve alışveriş sürecine ilerlemesi daha güçlü bir müşteri kalitesi göstergesi oluşturuyor. Bu nedenle yalnızca düşük edinme maliyetini hedefleyen kampanyalar yüksek kullanıcı hacmi yaratabilirken, kullanıcıların uzun vadeli değerini dikkate alan modeller daha nitelikli müşteri kazanımına odaklanabiliyor. Başarı göstergesi ile finansal sonuç aynı hizaya gelmeli Mobil pazarlamada kullanılan KPI'ların raporlanabilir olması, bunların mutlaka yapay zekâya hedef olarak verilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Yalnızca düşük maliyetli indirmeleri optimize eden bir sistem, kısa vadede başarılı görünen ancak uzun vadede şirkete gelir yaratmayan kullanıcılar getirebilir. Buna karşılık kullanıcıların yaşam boyu değerini, tekrar kullanımını ve gerçek müşteri davranışlarını dikkate alan sinyaller, algoritmanın şirketin finansal hedefleriyle daha uyumlu çalışmasını sağlayabilir. Bu noktada kritik mesele, algoritmik hedeflerle işletmenin gerçek finansal hedeflerinin aynı doğrultuda olması. Mobil ölçümleme yapay zekânın yönünü belirliyor Atıf ve ölçümleme sistemlerinin rolü de bu dönüşümle birlikte değişiyor. Geleneksel pazarlama anlayışında ölçümleme çoğunlukla kampanya sonrasında hangi kullanıcının hangi kanaldan geldiğini belirlemek ve bütçeyi buna göre dağıtmak için kullanılıyordu. Yapay zekâ destekli pazarlamada ise ölçümleme yalnızca geçmiş performansı raporlayan bir mekanizma olmaktan çıkıp algoritmanın gelecekteki kararlarını etkileyen bir veri katmanına dönüşüyor. Ölçümleme altyapısının kullanıcı kalitesi, uygulamayı terk etme riski ve sahte trafik gibi unsurları zamanında tespit ederek algoritmaya aktarabilmesi önem kazanıyor. Örneğin belirli bir kanal yüksek sayıda kullanıcı getiriyor ancak bu kullanıcıların büyük bölümü birkaç gün içinde uygulamayı terk ediyorsa, bu bilginin sisteme aktarılmaması bütçenin aynı kanala yönelmeye devam etmesine neden olabilir. Pazarlamacının rolü değişiyor Yapay zekâ ve otomasyonun yaygınlaşması, pazarlamacının rolünün ortadan kalkmasından çok değişmesine yol açıyor. Geçmişte ağırlıklı olarak medya satın alma ve kampanya yönetimi öne çıkarken, bugün ölçümleme ve veri analizi daha fazla önem taşıyor. Gelecekte ise pazarlamacının temel görevlerinden biri, makinenin hangi veriyi başarı sinyali olarak kabul edeceğini belirlemek olacak. Bu dönüşümde pazarlamacı yalnızca kampanya yöneten kişi olmaktan çıkarak işletmenin hedefleriyle algoritmanın öğrenme mekanizması arasında bağlantı kuran stratejik bir role geçiyor. Asıl soru: Yapay zekâ ne kadar akıllı değil, neyi öğreniyor? Pazarlama teknolojilerinde kullanılan yapay zekâ modelleri birbirine yaklaştıkça rekabet avantajını yalnızca teknoloji üzerinden yaratmak zorlaşıyor. Bu noktada yanlış tanımlanan bir başarı kriteri, şirketin bütçesini yüksek hızda tüketirken düşük kaliteli sonuçları da aynı hızla büyütebilir. Doğru tanımlanan kriterler ise yapay zekânın şirketin gerçek büyüme ve gelir hedefleri doğrultusunda çalışmasını sağlayabilir. Bu nedenle mobil pazarlamada önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca “Yapay zekâmız ne kadar akıllı?” olmayacak. Asıl soru, “Yapay zekâya doğru şeyi öğretiyor muyuz?” olacak.

Uygulama ekonomisinin yeni güç merkezi: Short Dramalar Haber

Uygulama ekonomisinin yeni güç merkezi: Short Dramalar

Mobil uygulama ekosisteminde uzun zamandır yeni bir “büyük kategori” arıyorduk. Oyun tarafında rekabet sertleşti, sosyal medya devleri dikkat süresini domine etti, streaming platformları ise büyüme maliyetleriyle boğuşmaya başladı. Tam bu noktada, ilk bakışta niş gibi görünen ama veriye baktığınızda hiç de küçük olmayan bir format hızla öne çıktı: short drama uygulamaları. Bugün short dramalar yalnızca kısa, dikey, hızlı tüketilen video içerikler değil. Aslında uygulama ekonomisinin yeni büyüme laboratuvarlarından biri. Kullanıcı edinimi, kreatif testleri, lokalizasyon, bölüm bazlı monetizasyon, LTV optimizasyonu ve yapay zekâ destekli pazarlama otomasyonu gibi birçok başlık bu kategoride çok daha görünür hale geliyor. 60 ila 90 saniyelik bölümler, yüksek tempolu hikâyeler, dramatik cliffhanger’lar ve mobil öncelikli dikey format… Bu yapı ilk olarak Çin’de büyük ölçekte karşılık buldu. Çin’de “duanju” olarak bilinen kısa dramalar, dijital roman kültürü, sosyal video tüketimi ve mobil ödeme alışkanlıklarının birleşimiyle çok hızlı büyüdü. Ancak bugün artık bu hikâye sadece Çin’in hikâyesi değil. ReelShort, DramaBox, GoodShort ve DramaWave gibi uygulamalar ABD’den Latin Amerika’ya, Güneydoğu Asya’dan Avrupa’ya kadar farklı pazarlarda ciddi kullanıcı ilgisi yaratıyor. Hatta artık Hollywood da bu formatı kenardan izlemiyor. Büyük stüdyolar, streaming platformları, TikTok destekli projeler ve ünlü yapımcılar microdrama formatını test etmeye başladı. Yani short dramalar, “ucuz üretilen basit içerik” algısından çıkıp mobil entertainment tarafında yeni bir kategori standardına dönüşüyor. İndirme rakamları yeni bir kategorinin doğduğunu gösteriyor 2025 yılında short drama uygulamaları dünya genelinde 2,3 milyar indirmeye ulaştı. Yılın son çeyreğinde indirmeler, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 186 arttı. Bu rakamlar, mobil pazarlamada kullanıcı ediniminin her geçen yıl daha pahalı ve daha karmaşık hale geldiği bir dönemde oldukça dikkat çekici. Bugün birçok olgun uygulama kategorisinde büyüme daha fazla bütçe, daha ince segmentasyon ve daha agresif kampanya optimizasyonu gerektiriyor. Short drama tarafında ise hâlâ güçlü bir organik merak, yüksek kreatif çeşitliliği ve hızlı ölçeklenme potansiyeli görüyoruz. Burada ilginç olan şu: Kullanıcılar yalnızca uygulamayı indirip çıkmıyor. Format, izleme alışkanlığını uygulamanın içine taşıyor. Bir bölüm bitiyor, bir sonraki bölüm merak ediliyor. Kullanıcı, klasik streaming mantığındaki uzun karar sürecine girmeden, birkaç saniye içinde hikâyenin içine çekiliyor. Bu da short dramaları yalnızca “yüksek indirme alan” bir kategori olmaktan çıkarıyor. Asıl değer, kullanıcıların geri dönme motivasyonunda ve bu motivasyonun gelir modeline bağlanmasında yatıyor. Kullanıcılar sadece indirmiyor, geri geliyor Mobil uygulama dünyasında indirme tek başına hiçbir zaman yeterli olmadı. Asıl mesele, kullanıcının uygulamayla ilişki kurması, geri dönmesi ve zaman içinde değer üretmesi. Short drama uygulamalarında 2025’in son çeyreğinde geçirilen sürenin yıllık bazda yüzde 311 artması bu yüzden önemli. Bu veri bize çok net bir şey söylüyor: Kullanıcılar bu uygulamaları yalnızca meraktan açmıyor, günlük medya tüketim alışkanlıklarının içine yerleştiriyor. Bu formatın gücü biraz da tanıdık olmasından geliyor. Aslında short dramalar yeni bir insan davranışı yaratmıyor; var olan bir davranışı mobil ortama çok iyi adapte ediyor. İnsanlar her zaman hikâye, entrika, aşk, intikam, statü değişimi, aile çatışması ve beklenmedik dönüşler izledi. Bugün değişen şey, bu anlatıların 45 dakikalık televizyon bölümlerinden 60 saniyelik mobil bölümlere taşınması. Latin Amerika örneği bu açıdan çok anlamlı. Telenovela kültürünün güçlü olduğu pazarlarda short dramalar hızlı karşılık buluyor. Çünkü kullanıcıya yabancı bir anlatı dili sunmuyor; zaten sevilen melodramatik yapıyı daha hızlı, daha kişisel ve daha mobil hale getiriyor. ABD’de ise ReelShort ve DramaBox gibi platformların yükselişi, bu formatın yalnızca “Doğu’dan gelen geçici bir trend” olmadığını gösteriyor. Lokal oyuncular, yerel oyuncularla çekilen içerikler, farklı kültürlere uyarlanmış senaryolar ve pazara özel kreatifler artık büyümenin merkezinde. Bu, uygulama geliştiricileri için çok kritik bir ders: Global büyüme artık sadece çeviriyle olmuyor. Lokalizasyon, hikâyenin ritmini, karakter tiplerini, görsel dili ve pazarlama mesajını da kapsıyor. Gelir modeli çalışıyor çünkü psikoloji basit Short drama kategorisini ilginç yapan şeylerden biri de gelir modelinin kullanıcı davranışıyla çok doğrudan bağlantılı olması. Kullanıcı bir hikâyeye başlıyor, birkaç bölümü izliyor, sonra kritik bir anda yeni bölüm kilitleniyor. Burada monetizasyon, reklam ya da abonelikten ibaret değil; merakın ürün deneyiminin içine yerleştirilmesiyle oluşuyor. Bölüm bazlı kilit açma, coin paketleri, premium erişim, abonelik ve reklam destekli modeller birlikte çalışabiliyor. Bu yapı oyun ekonomisine oldukça yakın. Kullanıcı bir sonraki seviyeye geçmek ister gibi bir sonraki bölümü açmak istiyor. Bu yüzden short drama uygulamalarını yalnızca “video uygulaması” olarak okumak bence eksik kalır. Burada oyunlardan bildiğimiz ilerleme, ödül, bekleme, ödeme ve tekrar etkileşim döngülerinin içerik dünyasına taşındığını görüyoruz. 2025 yılında short drama uygulamalarının uygulama içi satın alma gelirlerinin yaklaşık 3 milyar dolar seviyesine ulaşması da bu yüzden şaşırtıcı değil. Kategori artık sadece izlenme üzerinden değil, kullanıcı başına gelir üretme kapasitesiyle de dikkat çekiyor. Bu noktada ABD pazarı özellikle öne çıkıyor. ReelShort ve DramaBox gibi uygulamalar, hem yüksek kullanıcı harcaması hem de agresif pazarlama stratejileriyle kategorinin ticari potansiyelini görünür hale getirdi. DramaBox’ın yatırım arayışları, Disney bağlantısı ve ABD’deki büyüme hedefleri de bu pazarın artık yalnızca bağımsız mobil uygulama oyuncularının değil, medya ve eğlence devlerinin de radarında olduğunu gösteriyor. Rekabet içerikte değil, kullanıcı kazanımında sertleşiyor Short drama pazarında dışarıdan bakınca herkes içeriği konuşuyor. Hangi hikâye daha iyi, hangi oyuncu daha çok izleniyor, hangi senaryo daha viral oluyor… Ama uygulama ekonomisi açısından baktığımızda asıl rekabet başka yerde: kullanıcı edinimi, kreatif üretimi, ölçümleme, kampanya optimizasyonu ve LTV yönetimi. 2025 sonunda dünya genelinde 700’ün üzerinde şirketin her ay short drama uygulamaları için aktif reklam kampanyaları yürütmesi bunu net şekilde gösteriyor. Bu, artık küçük bir içerik trendinden değil, performans pazarlamasıyla büyüyen ciddi bir uygulama kategorisinden bahsettiğimiz anlamına geliyor. Bu pazarda başarılı olmak için iyi içerik tek başına yeterli değil. Doğru kullanıcıyı bulmak, o kullanıcıya doğru kreatifi göstermek, hangi hikâye açısının hangi pazarda çalıştığını anlamak, kampanyaları gerçek zamanlı optimize etmek ve kullanıcı yaşam boyu değerini doğru ölçmek gerekiyor. Bir kreatifte “yasak aşk” çalışırken, başka bir pazarda “intikam” hikâyesi daha iyi performans gösterebiliyor. Bazı pazarlarda oyuncu seçimi belirleyici olurken, bazı pazarlarda ilk üç saniyedeki çatışma sahnesi kampanyanın kaderini değiştirebiliyor. Bu yüzden short drama pazarlaması, klasik entertainment pazarlamasından daha hızlı, daha test odaklı ve daha veriye bağlı ilerliyor. Biz Adjust’ta bu dönüşümü çok yakından görüyoruz. Short drama gibi hızlı büyüyen kategorilerde pazarlama ekiplerinin en büyük ihtiyacı artık yalnızca kampanya raporlamak değil. Hangi kanalın kaliteli kullanıcı getirdiğini, hangi kreatifin daha yüksek LTV yarattığını, hangi pazarda hangi monetizasyon yapısının daha iyi çalıştığını ve bütçenin nereye kaydırılması gerektiğini net şekilde görebilmek gerekiyor. Yapay zekâ destekli analiz ve otomasyon çözümleri de burada devreye giriyor. Çünkü bu ölçekte manuel optimizasyon yapmak gerçekçi değil. Kullanıcı davranışını anlamak, anomaliyi erken yakalamak, kampanya performansını gerçek zamanlı takip etmek ve büyüme kararlarını daha hızlı almak, bu kategoride rekabet avantajının temel parçası haline geliyor. Dünya bu formatı farklı şekillerde sahipleniyor Short drama kategorisinin en ilginç taraflarından biri, her pazarın formatı kendi kültürel kodlarıyla yeniden yorumlaması. Çin bu kategorinin çıkış noktası oldu. Çok hızlı prodüksiyon döngüleri, dijital romanlardan gelen hikâye havuzu, mobil ödeme alışkanlığı ve agresif platform ekonomisi short dramaların burada çok hızlı büyümesini sağladı. ABD’de format daha çok “mobile-first soap opera” gibi konumlanıyor. ReelShort ve DramaBox gibi uygulamalar, romantik drama, milyarder hikâyeleri, kurt adam evrenleri, aile sırları ve intikam temalarıyla geniş kitlelere ulaşıyor. Aynı zamanda Hollywood’un ilgisi, bu formatın profesyonel prodüksiyon tarafında da ciddiye alınmaya başladığını gösteriyor. Latin Amerika’da short drama, telenovela geleneğinin doğal bir uzantısı gibi çalışıyor. Melodram, güçlü duygular, hızlı çatışma ve bölüm sonu merakı zaten bu pazarlarda çok tanıdık. Mobil format ise bunu daha erişilebilir ve daha sık tüketilebilir hale getiriyor. Hindistan ve Güneydoğu Asya gibi pazarlarda ise genç nüfus, mobil video tüketimi ve fiyat hassasiyeti farklı gelir modellerinin test edilmesi için güçlü bir alan yaratıyor. Burada reklam destekli modeller, düşük bariyerli abonelik yapıları ve lokal dilde içerik üretimi belirleyici olabilir. Avrupa’da büyüme daha temkinli ilerlese de özellikle genç kullanıcıların dikey video alışkanlığı, short drama formatı için güçlü bir zemin yaratıyor. Burada başarı, büyük ihtimalle kaliteli lokalizasyon, daha rafine prodüksiyon dili ve performans pazarlamasının doğru birleşimiyle gelecek. Türkiye için ciddi bir fırsat var Türkiye açısından short drama konusu bence ayrıca önemli. Çünkü Türkiye’nin global eğlence pazarında zaten çok güçlü bir hikâye anlatıcılığı kası var. Türk dizileri bugün Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya, Balkanlar’dan Avrupa’ya kadar çok geniş bir coğrafyada izleniyor. Duyguyu büyütme, karakter çatışması yaratma, aile dinamiklerini işleme, aşk ve dramayı güçlü bir ritimle anlatma konusunda Türkiye’nin ciddi bir üretim tecrübesi var. Short drama formatı bu gücü mobil uygulama ekonomisiyle buluşturabilir. Daha düşük prodüksiyon maliyetleri, daha hızlı çekim döngüleri, global dağıtım imkânı ve performans pazarlamasıyla ölçeklenebilir kullanıcı edinimi, Türkiye’deki içerik üreticileri ve uygulama girişimleri için yeni bir alan açıyor. Burada fırsat yalnızca mevcut dizileri kısaltmak değil. Aksine, baştan mobil için yazılmış, dikey formatta kurgulanmış, hızlı çatışma ve güçlü merak döngüsüyle tasarlanmış yeni hikâyeler üretmek. Türkiye’nin avantajı sadece içerik tarafında da değil. Ülkede güçlü bir mobil uygulama ekosistemi, deneyimli performans pazarlama ekipleri, oyun sektöründen gelen veri odaklı büyüme bilgisi ve yaratıcı prodüksiyon yeteneği var. Bu kombinasyon, short drama gibi hibrit bir kategoride ciddi fark yaratabilir. Özellikle oyun sektöründen gelen ekiplerin bu alana bakması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü short drama uygulamalarında monetizasyon, retention ve kullanıcı segmentasyonu tarafında oyunlardan öğrenilen çok fazla şey kullanılabilir. İçerik üreticileri hikâyeyi getirirken, mobil büyüme ekipleri bu hikâyeyi ölçeklenebilir bir uygulama iş modeline dönüştürebilir. Markalar için de yeni bir alan açılıyor Short dramaların yükselişi yalnızca uygulama geliştiricileri için değil, markalar için de önemli. Bugün kullanıcılar klasik reklam formatlarına karşı daha seçici. Dikkat süresi kısa, içerik beklentisi yüksek, reklam toleransı düşük. Short drama formatı ise markalara hikâyenin içine daha doğal şekilde girme fırsatı sunabilir. Bu, klasik ürün yerleştirme mantığından farklı düşünülmeli. Bir moda markası, güzellik markası, fintech ürünü ya da yemek teslimatı uygulaması, doğru hikâye evreninde çok daha organik bir rol oynayabilir. Özellikle genç kullanıcıların reklama değil, hikâyeye tepki verdiği bir dönemde, short drama formatı branded content tarafında da yeni kapılar açabilir. Ancak burada da ölçümleme kritik olacak. Marka görünürlüğü, kullanıcı etkileşimi, uygulama indirme, satın alma davranışı ve kampanya etkisi net şekilde ölçülmeden bu alanın sürdürülebilir bir pazarlama kanalına dönüşmesi zor. Bu yüzden short drama ekonomisinin büyümesi, aynı zamanda daha gelişmiş ölçümleme ve atribüsyon ihtiyacını da beraberinde getirecek. Uygulama ekonomisinin bir sonraki büyüme hikâyesi Mobil uygulama dünyasında büyüme fırsatları artık eskisi kadar kolay bulunmuyor. Kullanıcı edinimi pahalı, rekabet yoğun, dikkat süresi sınırlı ve kullanıcı beklentisi yüksek. Short dramalar bu tablo içinde dikkat çekici bir istisna olarak öne çıkıyor. Çünkü bu kategori aynı anda birkaç güçlü trendin kesişiminde duruyor: dikey video tüketimi, mobil-first hikâye anlatıcılığı, oyun benzeri monetizasyon, hızlı kreatif testleri, lokalizasyon ve veri odaklı performans pazarlaması. Bu yüzden short dramaları yalnızca “yeni bir içerik formatı” olarak görmek bence yetersiz. Bu kategori, uygulama ekonomisinin nereye gittiğini gösteren çok net bir sinyal veriyor. Gelecekte başarılı olacak mobil işletmeler, yalnızca iyi ürün yapanlar değil; kullanıcı davranışını en hızlı anlayan, içeriği en doğru pazara adapte eden, büyüme verisini en iyi okuyan ve monetizasyonu kullanıcı deneyiminin doğal parçası haline getirenler olacak. Short dramalar bugün bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemde hangi pazarların öne çıkacağı, hangi gelir modellerinin kalıcı hale geleceği, yapay zekânın prodüksiyon ve lokalizasyon süreçlerini nasıl hızlandıracağı ve markaların bu yeni tüketim alışkanlığına nasıl adapte olacağı mobil ekosistemin en önemli gündem başlıklarından biri olacak. Türkiye için ise soru şu: Bu dalgayı sadece izleyen tarafta mı kalacağız, yoksa güçlü hikâye anlatıcılığı kasımızı mobil uygulama ekonomisiyle birleştirip global short drama pazarında kendi başarı hikâyelerimizi mi yaratacağız?

Şu anki becerilerin üçte biri geçersiz olacak Haber

Şu anki becerilerin üçte biri geçersiz olacak

Dijital dönüşümü merkezine alan günümüz iş dünyasında, kurumların rekabet avantajını koruması artık yalnızca teknoloji yatırımlarıyla değil, veriyi doğru anlama ve yorumlama becerisiyle mümkün hale geliyor. Dünya genelindeki işgücünün sahip olduğu becerilerin %39’unun 2030’a kadar işlevini yitirebileceğine dikkat çeken Dünya Ekonomik Forumu da İşlerin Geleceği Raporu da büyük veri ve yapay zeka okuryazarlığının önümüzdeki dönemde ilk sırada yer alacağını ortaya koyuyor. Veri odaklı dönüşümün artık bir seçenek değil, tüm sektörlerde stratejik bir zorunluluk olduğunu öne süren BMI Business School Program Direktörü Dr. Emirhan Altunkaya, verinin yönetici ajandasındaki yerini şu sözlerle özetliyor: “Veri, günümüz iş dünyasının en doğru ve en güvenilir ölçüm aracı haline geldi. Yapay zeka dahil hiçbir teknoloji, beslendiği veri olmadan anlam üretemez. Bu nedenle gerçek dönüşüm, kurumların veriyi doğru yönetmesi ve çalışanlarının veri okuryazarlığını geliştirmesiyle mümkün. Biz de BMI olarak kurguladığımız akademilerle liderlerin sadece teknolojiyi tüketen değil, veriyi yöneterek geleceği inşa eden vizyonerlere dönüşmesine rehberlik ediyoruz.” “Veriye dayalı karar alma kültürünün organizasyonların tümüne yayılmasını hedefliyoruz” Yüksek veri olgunluğuna sahip şirketlerin rakiplerine kıyasla daha hızlı büyüdüğünü, daha düşük operasyonel riskle çalıştığını ve daha sürdürülebilir stratejiler geliştirdiğini kaydeden Dr. Emirhan Altunkaya, “ABD, Avrupa ve Asya’daki büyük şirketler, bugün karar mekanizmalarını tamamen veri temelli sistemlere taşıyarak hem hatayı azaltıyor hem de daha hızlı ve tutarlı iş sonuçları elde ediyor. Türkiye’de iş dünyasının eğitim ve gelişim partneri BMI Business School olarak, bu dönüşüm sürecinde kritik bir rol üstleniyoruz” diyerek sözlerine şunları ekledi: “Özellikle yönetici eğitimlerinde ve liderlik programlarımızla veri okuryazarlığı ve veriye dayalı karar alma başlıklarını en öncelikli yetkinlikler olarak konumlandırıyoruz. Şirketlerin ihtiyaçlarına özel Dijital Dönüşüm Akademileri kurguluyoruz. Klasik eğitim modellerinin ötesine geçen bu akademi yapılarıyla şirketlerin yalnızca teorik bilgi edinmesini değil; veriye dayalı karar alma kültürünün üst yönetimden başlayarak tüm organizasyona yayılmasını hedefliyoruz.” “Ölçümlenebilirlik, iş dünyasının yeni standartlarını belirliyor” Veri okuryazarlığının artık tüm çalışanların ortak sorumluluğu olduğunu belirten BMI Business School Program Direktörü Dr. Emirhan Altunkaya, değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Yapay zekanın hızla geliştiği, veri hacminin katlanarak arttığı bir dönemde iş dünyası için en kritik başarı faktörü, veriyi stratejik bir içgörü kaynağına dönüştürebilme becerisidir. Veriye dayalı karar alma kültürünü benimseyen kurumlar hem bugünün rekabet ortamında güçlü kalıyor hem de geleceğin iş modellerine uyum sağlamakta önemli bir avantaj elde ediyor. Verinin sunduğu ölçümlenebilirlik ve şeffaflık, şirketleri daha öngörülebilir, daha dayanıklı ve yenilikçi bir yapıya taşıyarak iş dünyasının yeni standartlarını belirliyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.