SON DAKİKA
Hava Durumu

#Lojistik

Ekometre - Lojistik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Lojistik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi Haber

Ticari krediler daraldı faizler yüzde 55’e yükseldi

Döviz kredisine erişim neredeyse dururken; TL kredilere yönelen talep, faizlerin yüzde 55 seviyelerine yükselmesine yol açtı. Sektör temsilcileri tahsilatların aksadığı piyasada ‘yaprak dökümü’ uyarısında bulunurken, savaşın 2026’yı da ‘kayıp yıla’ dönüştürmesinden endişeli. ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların gerilimi sürerken, savaşın ateşi iç piyasayı ısıtmaya devam ediyor. Küresel enerji koridorunun merkezi konumundaki Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla petrol kaynaklı hammadde krizi, başta plastik olmak üzere birçok sektörde maliyetleri ve belirsizliği artırırken, reel sektörün daralan finansman kanallarını iyice sıkıştırdı. Savaşın başlamasının hemen ardından Merkez Bankası’nın (TCMB) önlem amacıyla attığı sıkılaştırma adımlarının yanı sıra artan döviz kredilerine erişimin neredeyse durması kredi maliyetlerini fırlattı. Bankalar kredi faiz oranlarını yüzde 45’ler seviyesinden yüzde 55’lere kadar yükseltirken, yüksek maliyetine katlanan firmaların dahi kredi bulmakta zorlandığı iddia ediliyor. Savaşın doğurduğu petrol krizinin enflasyonist etkisinden endişe edinen reel sektör, finansman ve operasyonel maliyetlerde yukarı yönlü hareketin 2026’yı da tıpkı 2025 gibi kayıp yıla çevirmesinden endişe ediyor. FAYAT: TL kredi kıymete bindi Merve Yiğitcan'ın haberine göre, piyasadaki finansal sıkışıklığa ilişkin değerlendirmelerde bulunan TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat, Merkez Bankası’nın politika faizine dokunmadan attığı adımların piyasa faizlerini yukarı çektiğini söyledi. Fayat, “Merkez Bankası, birkaç regülasyonla politika faizini artırmadan gecelik borçlanma maliyetini yaklaşık 300 baz puan yukarı çekmiş oldu. Bu hamle, bankaları döviz kredisi kullandırmama noktasına itti. Şu an hangi bankaya gitseniz ‘döviz yok’ yanıtını alıyorsunuz” dedi. Döviz kanallarının kapanmasıyla TL kredilere yönelik bir talep yığılması olduğunu dile getiren Fayat, “Adeta TL kredi kıymete bindi. Son iki haftada faizlerin yüzde 10 gibi çok yüksek bir oranda yukarı çekildiğini görüyoruz, yüzde 55 oranları konuşulmaya başlandı. Hem bayram öncesi ödemeler hem de çalışan maliyetleri bu talebi artırmış olabilir ancak asıl tetikleyici, döviz verilmemesi sebebiyle TL faizinin tırmanmasıdır” diye konuştu. Sektörün gelecek projeksiyonuna dair endişelerini de dile getiren Fayat, “Avrupa’nın satın alma endeksinin yükselmesiyle yılın ikinci yarısında bir toparlanma bekliyorduk ancak savaş kaynaklı ortaya çıkan bu finansal sıkıntılar ile bir çeyrek daha kaybetmiş olduk. Son çeyreğe kadar önümüzü göremeyeceğimiz bir hasar aldık. Eğer bu durum biraz daha uzarsa, 2025 yılını komple ‘kayıp yıl’ olarak geçirebiliriz. Risk gerçekten çok büyük” uyarısında bulundu. EROĞLU: En ufak sıkıntıda dahi kredi bulmak zorlaşıyor TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, savaşın başlamasıyla kredi maliyetlerinin bir anda yükselmesinin sanayiciyi şaşırtmadığını, ancak zor durumda bıraktığını anlattı. Eroğlu, “Biz sanayiciler olarak şunu hep yaşıyoruz, en ufak bir sıkıntı olduğunda kredi bulmak zorlaşıyor. Bankalar biraz nazlı davranıyor böyle zamanlarda, ilk adım olarak kredileri zorlaştırıyorlar. Zaten bu kadar zorken kredi bulmak, kaynağı elinde bulunduranların bu kadar sıkı davranması ister istemez durumu sanayiciler için daha da güçleştiriyor” şeklinde konuştu. ÖNEL: Kredi bulamayan faktoringe yöneldi İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de, finansman maliyetlerindeki artışın reel sektörü faktoring kıskacına ittiğini belirtirken, bankaların ‘isteksiz’ tavrına dikkat çekti. Önel, piyasadaki son durumu şu sözlerle aktardı: “Bankalar arası para piyasasında maliyetler hızla artarken, reel tarafta borçlanma imkanları neredeyse durdu. Bankalar artık kredi kullandırma taraftarı değil. Hatta maliyetine katlanıp yüksek faizle kredi almak isteyene dahi kaynak yaratılmıyor. Kredi bulamayan işletmeler zorunlu olarak faktoring firmalarına yöneliyor ancak orada da maliyetlerin yüzde 100 sınırını aşması kaçınılmaz hale geldi. Bir taraftan hammadde tedarikinde lojistik sıkıntılar var, diğer taraftan paraya ulaşamıyorsun. Bu tabloda üretimin ve ticaretin sürdürülebilirliği ortadan kalkıyor.” Piyasadaki nakit akışının bozulmasının bir ‘yaprak dökümüne’ dönüşebileceği uyarısında bulunan Önel, tahsilat sürelerinin dramatik şekilde uzamasının büyük bir risk olduğuna işaret etti. Savaşın piyasada güveni zedelediğine dikkat çeken Önel, “Savaş ve bölgesel riskler bahane edilerek tahsilat süreleri çok uzatıldı. Piyasada talep zaten düşük, bir de üzerine tahsilatların durma noktasına gelmesi işletmelerin öz sermayesini tamamen tüketti. İcra ve iflas dosyalarındaki ivmeli artış ile kapanan işletme sayılarındaki yükseliş piyasanın ne kadar sıkıştığını net bir şekilde gösteriyor. Kamunun selektif kredi türleri veya sektörel destek paketleriyle piyasayı rahatlatacak farklı kanallar açması artık bir zorunluluk haline geldi” ifadelerini kullandı.

Gürbulak Sınır Kapısı yeniden tasarlandı Haber

Gürbulak Sınır Kapısı yeniden tasarlandı

Özellikle yoğun lojistik akışların yaşandığı kara sınır kapıları, ülkelerin ekonomik ilişkilerinin yanı sıra mimari ve kamusal temsiliyet açısından da önemli bir rol üstleniyor. Türkiye’nin en yoğun kara sınır geçişlerinden biri olan Ağrı Doğubayazıt’taki Gürbulak – İran Sınır Kapısı da bu anlayış doğrultusunda yeniden ele alınarak çağdaş bir sınır kompleksi yaklaşımıyla tasarlandı… Yaklaşık 324 bin metrekarelik alan üzerinde konumlanan ve 80 bin metrekare kapalı alana sahip olan sınır kompleksi, toplam 55 farklı yapıdan oluşan bütüncül bir yerleşim sistemi olarak planlanıyor. Gümrük, lojistik, güvenlik ve idari işlevleri bir araya getiren bu yapılaşma; TIR kontrol yapıları, yolcu yapısı, idari yapılar ve güvenlik birimleriyle yüksek yoğunluklu araç ve yaya akışını kesintisiz biçimde yönetebilecek bir altyapı sunuyor. Proje, master plan ölçeğinden mimari uygulama projelerine kadar BIM tabanlı entegre bir koordinasyon modeli ile geliştirilerek farklı disiplinlerin eş zamanlı ve uyumlu çalışmasını mümkün kılan kapsamlı bir tasarım sürecini ortaya koyuyor. Gürbulak Sınır Kapısı’nda mimari ve lojistik bir araya geliyor Sınır kompleksinin mimari dili, yalnızca işlevsel gereksinimlere yanıt vermekle kalmıyor; aynı zamanda kamusal ve temsili bir kimlik de ortaya koyuyor. Sınır yapıları, devletin fiziksel varlığını temsil eden kamusal altyapılar olarak güçlü bir mekânsal karakter taşıyor. Bu doğrultuda proje, sınır kapısını yalnızca bir kontrol noktası olarak değil; ülkenin mimari temsiliyetini ifade eden bir eşik mekân olarak ele alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul, projeye ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelerde bulundu: “Bugün sınır kapıları yalnızca güvenlik ve kontrol işlevleriyle değil; aynı zamanda ülkelerin mimari kimliğini ve kamusal varlığını temsil eden mekânlar olarak da ele alınmalı. Gürbulak Sınır Kapısı projesinde amacımız, yoğun lojistik ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan güçlü modüler bir altyapı oluştururken aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın ölçeğiyle ve kültürel referanslarıyla ilişki kuran çağdaş bir mimari dil ortaya koymaktı. Çift başlı kartal metaforundan ilham alan karşılama yapıları, sınırın koruyucu karakterini simgesel bir dille ifade ederken, geniş ölçekli peyzajla kurduğu ilişki sayesinde bu projeyi yalnızca bir geçiş noktası olmaktan çıkarıp kamusal bir eşik mekânına dönüştürüyor.” Gürbulak Sınır Kapısı projesi, lojistik altyapı, güvenlik teknolojileri ve mimari kimliği bir araya getiren çağdaş bir sınır mimarisi yaklaşımı sunarak sınır yapılarının yalnızca teknik altyapılar değil; aynı zamanda ülkelerin kimliğini temsil eden kamusal mimari eşikler olarak ele alınabileceğini ortaya koyuyor.

Şişecam en büyük düz cam tesisi yatırımını tamamladı Haber

Şişecam en büyük düz cam tesisi yatırımını tamamladı

Kapasite açısından dünyanın en büyükleri arasına girecek tesisle Şişecam’ın düz cam üretim kapasitesi, 5 milyon tonu aşacak. Camın tüm temel alanlarında faaliyet gösteren tek global şirket Şişecam, Tarsus’ta 315 milyon Euro yatırımla hayata geçirdiği yeşil saha düz cam tesisi ve TR9 hattı yatırımını tamamladı. İçinde barındırdığı TR9 fırını ve hattı ile yıllık 432 bin ton brüt üretim kapasitesine sahip tesis, Şişecam’ın bugüne dek kurduğu en büyük, dünyanın ise en yüksek kapasiteli düz cam tesislerinden biri olacak. Yeni tesisle Şişecam’ın düz cam üretim kapasitesi 5 milyon tonun üzerine çıkacak. Dünyanın en büyük tesislerinden biri TR9 hattı yatırımına ilişkin açıklama yapan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, Tarsus’un stratejik konumunun projeye önemli avantaj sağladığını belirtti. Yücel şöyle devam etti: “Sürdürülebilirlik odaklı katma değerli üretim stratejimizle uyumlu bu yatırımımızla, dünyanın en büyük düz cam üretim tesislerinden birini hayata geçirdik. Yeni hattın devreye alınmasıyla Şişecam’ın düz cam üretim gücü artarken, şirketimizin global pazardaki rekabet pozisyonunu da önemli ölçüde güçlenecek. İç piyasaya renksiz düz cam ürünleri sağlayacak olan tesisimiz yine Tarsus’ta devreye alacağımız kaplama hattını ham cam olarak besleyecek. Bu katma değerli ürünler mimari camlar ürün gruplarına girdi olacak. Bunun sonucunda kapasite kullanımı ve marj dayanıklılığı artarken, tedarik ve lojistik iyileştirmeleriyle çalışma sermayesi verimliliği de güçlenecek.” Entegre hammadde tesisleri devreye giriyor Yatırım kapsamında TR9 ile aynı tesis içindeki Kum Hazırlama Tesisi de üretime hazır hale getirildi. Cam üretiminde kullanılan kum, bu tesiste işlenerek fırına aktarılacak. Ayrıca Mersin OSB’deki Kalker-Dolomit Hazırlama Tesisinin kapasite artışı da tamamlandı. Bu kapasite artışı ile TR9’un ihtiyaç duyduğu hammaddeler de bu tesisten sağlanacak.

Artan Lojistik maliyetleri ihracatçıları zora sokacak Haber

Artan Lojistik maliyetleri ihracatçıları zora sokacak

Özellikle enerji ve navlun fiyatlarında yaşanan yükseliş, ihracatçıların rekabet gücünü doğrudan etkileyen yeni bir baskı dalgası yaratıyor. DIŞYÖNDER (Dış Ticarete Yön Verenler Derneği) Başkanı Dr.Hakan Çınar, küresel ticarette oluşan bu yeni maliyet ortamının Türkiye açısından hem önemli riskler hem de stratejik fırsatlar barındırdığına dikkat çekti. Devam eden savaşların yeni bir dönemi başlattığına işaret eden Dışyönder Başkanı Çınar “enerji fiyatlarındaki yükseliş yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil; üretim, taşıma ve depolama süreçlerinin tamamını etkileyerek ihracatçıların rekabet gücü üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Bugün dünya ticaretinin büyük bölümü deniz taşımacılığı ile gerçekleşiyor. Ancak son dönemde kritik deniz ticaret yollarında artan güvenlik riskleri, navlun fiyatlarında yükselişe ve sigorta maliyetlerinde ciddi artışlara neden oluyor. Bu durum özellikle enerjiye ve lojistiğe bağımlı sektörlerde maliyetleri yukarı çekiyor. Türkiye açısından bakıldığında ise ihracatçıların rekabet gücünün korunması için lojistik maliyetlerin dikkatle yönetilmesi büyük önem taşıyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık ve küresel taşımacılık maliyetlerindeki artış, özellikle KOBİ ölçeğindeki ihracatçı firmaları daha fazla etkiliyor.” diyerek, tedbir alınmaması halinde ihracatçıları zor günlerin beklediğine dikkat çekti. Doğru adımlar atılırsa ihracatçılar bu krizden avantajla çıkar Çınar sözlerine şöyle devam etti: “Dünya ticareti artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil, enerji ve lojistik maliyetlerini yönetebilme kabiliyetiyle de şekilleniyor. Devam eden savaşlar, ülkelerin ticaret stratejilerini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor ve haritalar yeniden şekilleniyor. Türkiye sahip olduğu güçlü üretim altyapısı, stratejik coğrafi konumu ve gelişen lojistik ağı sayesinde bu dönüşüm sürecinde önemli fırsatlar yakalayabilir. Ancak bunun için alternatif ticaret koridorlarının geliştirilmesi ve ihracatçıların maliyet baskısını azaltacak politikaların hızla hayata geçirilmesi son derece önemli. Bu süreçte Türkiye’nin stratejik avantajlarını doğru değerlendirerek; Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasında bulunan güçlü coğrafi konumu, lojistik altyapısı ve üretim kapasitesini fırsata çevirmeyi başarmalıyız. Küresel ticarette yaşanan dönüşüm, ülkemizi bu dönemde üretim ve lojistik merkezi haline getirmek için büyük fırsatlar barındırıyor.” Geçtiğimiz hafta Yönetim Kurulu olarak Ticaret Bakan Yardımcısı Sn.Mustafa Tuzcu ile bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirten Çınar, Dışyönder olarak küresel ticarette yaşanan tüm gelişmeleri yakından takip ederek, Türkiye’nin dış ticaret ekosisteminin rekabet gücünü koruyacak politikaların geliştirilmesine katkı sunduklarını da sözlerine ekledi. Çınar’a göre önümüzdeki dönemde enerji fiyatları, navlun maliyetleri ve küresel ticaret yollarındaki gelişmeler dünya ticaretinin yönünü belirleyen en önemli unsurlar olmaya devam edecek. Bu sebeple Türkiye’nin bu yeni döneme hazırlıklı olması, hem ihracatçıların rekabet gücü hem de ülke ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi açısından kritik bir öneme sahip.

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor Haber

İş dünyası Gümrük Birliğinde güncelleme istiyor

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), özellikle sanayi malları üzerinden kurgulanarak ikili ticaret hacmini önemli ölçüde büyüttü. Ancak aradan geçen 30 yılda küresel ticaret yapısı kökten değişti. Hizmetler, dijital ekonomi, yeşil dönüşüm ve kamu alımları gibi yeni alanlar mevcut anlaşmanın yenilenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. İkili ticaret hacminin 8 kat artarak 230 milyar doları aştığı ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 100 seviyesine yakın seyrettiği bildirildi. Bu süreçte orta-yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının yüzde 43.5’e yükselmesi ve Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payın iki katına çıkması dikkat çekti. Ancak mevcut yapının artık küresel ekonominin yeni dinamiklerini karşılamakta zorlandığı değerlendirmesi yapılıyor. 3 AŞAMALI SÜREÇ Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik müzakerelerin resmen başlayabilmesi için ilk adımın AB Komisyonu tarafından atılması gerekiyor. Komisyon, güncelleme için kapsam ve çerçeveyi içeren müzakere taslağını hazırlayarak yetki talebinde bulunuyor. Ancak Komisyon tek başına müzakere başlatamıyor. Resmi yetkilendirme kararı ise üye ülkeleri temsil eden AB Konseyi tarafından alınıyor. Konsey, Komisyon’a müzakere yetkisi verdiği takdirde süreç teknik olarak başlatılmış sayılıyor. Mevcut aşamada beklenen adımın bu yetkilendirme kararı olduğu belirtiliyor. Müzakereler tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak nihai anlaşma metninin yürürlüğe girebilmesi için ise Avrupa Parlamentosu onayı gerekiyor. TÜRKİYE REKABET GÜCÜNÜ KORUMALI Türk özel sektörü, AB üyesi ülkelerin siyasi başlıkları bir yana bırakıp resmi görüşmelerin başlaması için kapıyı açmasını talep ediyor. Çünkü değişen dünya konjonktürüyle birlikte AB’nin tedarik kanallarını Türkiye ile güvenceye alması mümkün. Türkiye ise hem yeni gelişen sektörleri kapsayan hem de üçüncü ülkelerle ticarette yaşanan asimetriyi gideren bir Gümrük Birliği güncellemesi ile rekabet gücünü korumak istiyor. ‘KAZAN-KAZAN’ FORMÜLÜ Türk iş dünyasında güncelleme süreci ‘kazan-kazan’ formülü çerçevesinde ele alınarak şu başlıklar öne çıkarılıyor: 1. Hizmetler, tarım ve kamu alımlarının kapsama alınması 2. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında (STA) eş zamanlı ve bağlayıcı katılım sağlanması 3. Ulaştırma kotalarının kaldırılması ve lojistik engellerin azaltılması 4. Yeşil ve dijital dönüşüm sürecinin finansman ve teknik işbirliğiyle desteklenmesi 5. Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar süreçlerine daha etkin katılım sağlanması. Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin, mevcut ticaret hacmini artırmanın ötesinde, Avrupa değer zincirlerinin güçlendirilmesi ve küresel rekabette konumun sağlamlaştırılması açısından yapısal bir adım olacağı değerlendiriliyor. STA’LARDA UYUMSUZLUK VAR İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin şu anki halinde yaşanan en büyük sorunlardan birinin iki tarafın bağımsız olarak imzaladığı STA’ların giderek uyumsuzluk yaratması olduğunu söyledi. Zeytinoğlu, “STA konusunda AB ve Türkiye arasında giderek artan bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin 44 STA’sına karşılık AB’nin 80’e yakın ülke ve bölge ile ticaret, ortaklık anlaşmaları bulunuyor. AB ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler Türkiye pazarına da gümrüksüz erişim sağlarken, Türkiye ayrı bir STA’sı olmadığı zaman bu ülkeyle ticaretini serbestleştiremiyor. Yani mütekabiliyet ortadan kalkıyor” diye konuştu. HİNDİSTAN-MERCOSUR FAKTÖRÜ AB, Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Hindistan Anlaşması ile ticari ağlarını 1 milyar 800 milyona yakın bir nüfusu kapsayan coğrafyaya kadar genişletti. AB, bunun yanı sıra Endonezya ile STA müzakerelerini tamamlarken, Meksika ile Global Anlaşması’nı modernize etti. Bu durumun AB’nin Çin ve ABD dışında önemli ticaret oyuncuları ile serbest ticaret ağını giderek genişletip, konsolide etmesi anlamına geldiğini söyleyen Zeytinoğlu, şu uyarıyı yaptı: “Gümrük Birliği’nin yapısı gereği, ticaretteki değişimlere adapte olacak şekilde güncellenmesi gerekiyor. Türkiye ve AB, masaya oturup giderek büyüyen sorunları çözmek için çaba sarf etmeli.” TARİFELER VE ÇİN Öte yandan, ABD tarifeleri ve Çin’in agresif dış pazar politikası dikkate alındığında AB’nin ticari kayıpları söz konusu. Bu nedenle AB için de Türkiye ile ekonomik ve sınai tamamlayıcılık, ekonominin dirençliliği ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı açısından güncelleme kaçınılmaz gözüküyor. Zeytinoğlu, bu durumun AB açısından sadece ticaret değil, yatırım açısından da olumsuz bir tabloya neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “AB açısından Türkiye’nin aldığı ticari korunma tedbirleri sebebiyle kayıplar gerçekleşiyor. Örneğin İtalya’dan yapılan ithalatta 2024 ve 2025 arasında yüzde 18’lik bir azalma var. Ayrıca AB tedarik zincirlerini güçlendirme, daha dayanıklı hale getirme ve çeşitlendirme arayışı içinde. Türkiye, bu açıdan sınai kapasitesi ile önemli bir ortak. Ayrıca ticaretin yanı sıra yatırım boyutuyla da düşündüğümüzde Gümrük Birliği ilişkisinin statik kalması ve yıpranması AB açısından da kayıptır.” AB LİDERLERİNE AÇIK MEKTUP DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri tarafından hazırlanan ve Türk iş dünyasının beklentilerini içeren açık mektup, 26 AB üyesi ülkenin iş konseyi başkanının imzasıyla Avrupa Birliği liderlerine gönderildi. MADE IN EUROPE UYARISI Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve çelik kotalarını ‘yeni ticaret duvarları’ olarak tanımlayan DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin Made in Europe yaklaşımıyla üretimi kendi sınırları içine çekme eğilimine dikkat çekti. Türkiye’nin bu çemberin dışında bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Olpak, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. ‘TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAK’ DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ise Türkiye-AB ilişkisinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik entegrasyon ve ortak üretim anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, sanayi altyapısı, enerji ve lojistik gücüyle Avrupa’nın stratejik geleceğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Yalçındağ, bu yıl somut sonuçlar alınması çağrısında bulundu. İTO BAŞKANI ŞEKİB AVDAGİÇ: BAKANLIĞIN HASSASİYETLE GEREKENİ YAPACAĞINA İNANIYORUZ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin MERCOSUR ve Hindistan ile sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarının, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını hızla güncellemesi gerektiğini bir kez daha gösterdiğini söyledi. Avdagiç, “AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması yararlı olacaktır. Ticaret Bakanlığı’nın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz. Öte yandan, mevcut küresel konjonktürde STA imzaladığımız diğer ülkelerle ithalat-ihracat dengesi göz önüne alınarak STA’ların yeniden müzakere edilmesi ve revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi. BAKAN BOLAT: GÜNCELLEME AB İÇİN DE ZORUNLULUK Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği yönündeki görüşlerin gerçeklerle örtüşmediğini belirtti. Bolat, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin yalnızca Türkiye için değil, AB’nin ekonomik güvenliği açısından da zorunluluk haline geldiğini vurguladı. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı asimetriler ve karar alma süreçlerine Türkiye’nin sınırlı katılımının güncelleme tartışmalarının merkezinde yer aldığını ifade eden Bolat, taşımacılık kotaları ve iş insanlarının serbest dolaşımının önemine dikkat çekti. Bolat, Avrupa Komisyonu ile ‘Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu’ toplantılarının başlatıldığını, Gümrük Birliği kapsamında sorun oluşturan 29 alt başlıktan 15’inin karşılıklı uzlaşıyla çözüldüğünü belirtti. Kalan başlıklar için temasların ve toplantıların sürdüğünü aktardı. Bolat, müzakerelerin resmen başlayabilmesi için AB Konseyi tarafından Komisyonun yetkilendirilmesi gerektiğini, bu süreç beklenirken teknik diyalog kanallarının işletildiğini söyledi.

Yenişehir’de Endüstri Bölgesi kuruluyor Haber

Yenişehir’de Endüstri Bölgesi kuruluyor

Bursa’nın tarım ve lojistik üssü olan Yenişehir, son aylarda yapılan girişimlerle sanayi ve teknoloji alanında da Türkiye’nin yükselen yıldızı olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Yenişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde yürütülen imar revizyonları, Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’ndeki altyapı çalışmaları ve Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile yakalanan ivmenin ardından, ilçede büyük bir alanda Endüstri Bölgesi kurulması için somut bir süreç hayata geçirildi. Yenişehir’de resen Endüstri Bölgesi kurulmasına yönelik etüt çalışmaları yürütülürken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ilgili kurumların görüşlerini almaya başladı. Bu gelişme, Yenişehir’in sanayi ve üretim vizyonu açısından bugüne kadar atılmış en stratejik ve en güçlü adımlardan biri olarak öne çıkıyor. ‘Gece gündüz çalışıyoruz’ Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Yenişehir’in planlı sanayileşme ile kalkınacağını vurguladı. Başkan Özel, Yenişehir’in geleceği için yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirterek, “Yenişehir’imizin kalkınması ve gelişmesi için gece gündüz çalışıyoruz. Tarımı güçlendirmek, sanayiyi büyütmek ve istihdamı artırmak adına ilgili kurumlarla sürekli görüşmeler gerçekleştiriyoruz” dedi. Yenişehir için büyük dönüşüm ve gelişim süreci Başkan Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Yenişehir’imiz artık kabuğunu kırıyor. Yenişehir Organize Sanayi Bölgemizdeki revizyonlar, Sümbüllük Bacasız Sanayi Bölgesi’ndeki altyapı çalışmalarıyla birlikte sanayi alanında büyük bir dönüşüm sürecine girmişti. Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile tarım ve sanayi entegrasyonunu sağlamak adına önemli bir adım atılmıştı. Şimdi ise Bakanlığımızın planladığı bu dev Endüstri Bölgesi projesiyle ilçemizin; tarım ve lojistik merkezi olmasının yanısıra, sanayinin ve teknolojinin de merkezi yapma yolunda çok güçlü bir kapı daha aralıyoruz.” ‘Endüstri bölgesi, yenişehir için büyük bir vizyon’ Yenişehir’e yapılacak bu büyük yatırımın on binlerce kişilik istihdam sağlayacağına vurgu yapan Başkan Ercan Özel, Endüstri Bölgesi’nin ilçeye kazandıracağı avantajları sıralarken; “Endüstri Bölgelerinin her şeyden önce planlı sanayileşmenin en güçlü adımı” olduğunu ifade etti. Bu projeyle Fabrikaların yerleşim yerlerine ya da doğal alanlara gelişigüzel kurulmasının önüne geçileceğini, sanayi faaliyetlerinin, önceden belirlenmiş ve altyapısı hazırlanmış alanlarda toplanacağını, bu da hem düzenli büyümeyi hem de sağlıklı bir kentleşmeyi beraberinde getireceğini bildirdi. Başkan Özel; “Endüstri Bölgelerinin aynı zamanda çevreyi ve tarımı koruyan bir model olduğunu, atık yönetimi, arıtma tesisleri ve emisyon kontrollerinin merkezi şekilde yapılacağını, böylelikle tarım arazilerimizin ve yaşam alanlarımızın sanayinin olumsuz etkilerinden korunmuş olacağını ifade ederken, Yenişehir’in bereketli topraklarını koruyarak üretimi büyütmeyi hedefliyoruz” dedi. Yenişehir’in dönüm noktası Endüstri Bölgesinin, üretim verimliliğini artıran bir yapıya sahip olacağını anlatan Başkan Ercan Özel, “Bursa’da 4 tane Endüstri Bölgesi var. 5’ncisi ise ilçemizde kurulacak. Bizim hedefimiz; Yenişehir’i sadece bugünün değil, geleceğin de üretim, sanayi ve teknoloji merkezi haline getirmek. Bu Endüstri Bölgesi, ilçemizin kalkınma yolculuğunda çok önemli bir dönüm noktası olacak. Yenişehir kazanacak, Bursa kazanacak, Türkiye kazanacak” ifadelerini kullandı. Başkan özel’den özel teşekkür Başkan Özel açıklamasının sonunda, Yenişehir’in gelişmesi ve kalkınması için bizlerden desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır’a, il başkanımız sayın Davut Gürkan’a ve Bursa Milletvekillerimize şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Lojistik sektörünü etkileyecek yapay zeka teknolojileri Haber

Lojistik sektörünü etkileyecek yapay zeka teknolojileri

Yapay zeka, teslimat rotalarının optimize edilmesinden akıllı depo yönetimine, talep tahmininden arıza önleme sistemlerine kadar geniş bir yelpazede kullanılarak işletmelerin operasyonel verimliliğini artırıyor. Özellikle makine öğrenimi algoritmaları sayesinde lojistik firmaları, karmaşık lojistik engelleri daha hızlı aşabilirken, akıllı depo sistemleri stok yönetimini daha etkin bir hale getiriyor. 20 yılı aşkın süre tecrübeye sahip uzman kadrosu ile sektörün öncü firmalarına; karayolu, denizyolu, havayolu, proje taşımacılığı, demiryolu ve kombine taşımacılık alanında alternatif ve yenilikçi çözümler üreterek entegre lojistik hizmetleri sağlayan Lanes Lojistik, yakın zamanda lojistik sektörünü etkileyecek yapay zeka uygulamalarını paylaştı. ​Optimize Edilmiş Rota Planlama Yapay zeka, lojistik şirketlerine teslimat rotalarını optimize etmede büyük destek sağlıyor. Makine öğrenimi algoritmaları, trafik yoğunluğu, hava koşulları ve teslimat öncelikleri gibi değişkenleri analiz ederek en etkin teslimat rotalarını belirlemekte kullanılıyor. Bu teknoloji, zaman ve maliyet tasarrufu sağlayarak teslimat süreçlerini iyileştirmeye yardımcı oluyor. Örneğin; bir algoritma, günlük trafik modellerini ve anlık hava durumu güncellemelerini göz önünde bulundurarak, her sevkiyat için en uygun rota seçimini yapabiliyor. Sonuç olarak, lojistik şirketleri daha hızlı teslimatlar yapabilir, müşteri memnuniyetini artırabilir ve operasyonel verimliliği maksimize edebilir. Akıllı Depo Yönetimi Yapay zeka destekli depo yönetimi sistemleri, stok takibi ve envanter yönetiminde önemli kolaylıklar sunuyor. Bu sistemler, nesnelerin interneti (IoT) sensörleriyle entegre çalışarak stok seviyelerini otomatik olarak izleyip güncelleyebiliyor. Bu sayede depo yöneticileri, gerçek zamanlı olarak envanter durumunu takip edebilir ve stokların ne zaman yeniden doldurulması gerektiğini doğru bir şekilde belirleyebilir. Ayrıca yapay zeka algoritmaları, geçmiş satış verilerini ve talep tahminlerini analiz ederek sipariş verme süreçlerini optimize eder. Bu teknolojilerin birleşimi, depo operasyonlarının verimliliğini artırırken aynı zamanda maliyetleri de azaltabilir. Talep Tahmini ve Stoğun Optimizasyonu Veri analitiği ve yapay zeka, lojistik şirketlerinin talep tahminlerini doğru bir şekilde yapmalarına yardımcı oluyor. Bu teknolojiler, geçmiş satış verilerini ve diğer ilgili faktörleri analiz ederek gelecekteki talep öngörülerini geliştiriyor. Doğru tahminler, gereksiz stok birikimlerini önlüyor ve depo yönetimini optimize ediyor. Ayrıca lojistik şirketleri müşteri taleplerine daha hızlı yanıt veriyor ve hizmet kalitesini arttırıyor. Arızaların Önlenmesi ve Bakım Yönetimi Yapay zeka destekli sensörler, lojistik şirketlerinin araç ve ekipmanlarının sürekli olarak durumunu izleyebilir. Bu sensörler, veri analizi yaparak araçlarda veya ekipmanlarda oluşabilecek potansiyel arızaları önceden tespit edebilir. Bu sayede bakım süreçleri daha planlı ve etkili bir şekilde yönetilebilir, operasyonel kesintiler en aza indirilir. Bu teknolojik yaklaşım, lojistik şirketlerinin güvenilirliklerini artırırken aynı zamanda bakım maliyetlerini optimize etmelerine olanak tanır.

Türkiye, 10 trilyon dolarlık lojistik HUB un merkezinde Haber

Türkiye, 10 trilyon dolarlık lojistik HUB un merkezinde

13-14 Eylül tarihlerinde Teşkilat üyesi devletlerin önde gelen demiryolu, denizyolu ve karayolu şirketlerinin üst düzey temsilcilerinin yanında, teşkilat üyesi ülke temsilcileri ve uzmanlar katıldı. Teması “Çok modlu (intermodal) taşıma ve lojistik” olan toplantıda; demiryolu bağlantıları, çok modlu ulaştırma koridorları, bölgesel bağlanabilirliğin sağlanması, hukuki boyutlar, yeşil teknolojiler gibi konular masaya yatırıldı. Özellikle, Orta ve Güney koridorları üzerinden çok modlu ulaştırma rotalarının geliştirilmesine odaklanılarak işbirliğinin teşvik edilmesi, ortaklıkların güçlendirilmesi, tedarik zincirinin verimliliği ve sürdürülebilirliği gibi başlıklar üzerinde duruldu. Forumun açılış konuşmasını yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Güzel haber olan Zengezur bağlantısı üzerinden yeni fırsatlar ortaya çıktı ve bu bağlantı Kafkasya’daki normalleşme için hayati önem taşıyor.” dedi. Türkiye, uçtan uca bir üretim ve lojistik HUB’ına dönüşebilir Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de haftasonu yapılan G20 Zirvesi’nde; ABD, Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve AB, kısa adı IMEC (India – Middle East – Europe Economic Corridor) olan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomi Koridoru’nu kurduklarını açıklamışlardı. Ekonomik olmaktan uzak ve Türkiye’yi dışlayan zorlama bir lojistik koridor olan IMEC’i önermişlerdi. Forum’da konuşmacı olarak yer alan Tırport Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Akın Arslan, Çin’den Ortadoğu ve Avrupa’ya, güneyde Afrika’ya uzanan lojistik güzergahın merkezinde yer alan Türkiye’nin dışlanmasının ekonomik olmaktan uzak  siyasi bir karar olduğunu, söz konusu önerilen rotanın intermodal açısından yönetilmesinin son derece zor ve maliyetlerinin Orta Lojistik Koridor ile kıyaslandığında çok yüksek olacağına dikkatleri çekti. Türkiye’nin yüzyıllardır yerleştiği coğrafya itibariyle, Doğu-Batı ve Ortadoğu’yu birleştiren, Kuzeyde Rusya’yı sıcak denizlere ulaştıran ve Afrika’ya uzanan, uçtan uca ülke olarak doğal bir lojistik HUB’ın içinde bulunduğunun altını çizen Tırport Başkanı Dr. Akın Arslan, şunları söyledi: “Bu HUB’ın ekonomik büyüklüğü 10 trilyon dolardır. Tüm alternatif lojistik akslarının ve enerji koridorlarının merkezinde konumlanan Türkiye, 10 trilyon dolarlık lojistik HUB’un merkezinde yer alıyor. Türkiye, uçtan uca bir üretim ve lojistik HUB’ına dönüşebilir. Nitekim, IMEC gibi zorlama lojistik koridorları kapsayan hiçbir dayatma intermodal içinde, Türkiye’nin olmağı güzergahlarda, yeterince verimli, hızlı ve ekonomik  olamayacak, dolayısıyla kullanıcılara hiçbir zaman güven vermeyecektir. Bu güzergahı zorlayanlar, gerçek durum fizibilitelerinde ve simülasyonlarda  gerçeği yaşayarak göreceklerdir.” diye konuştu. Türkiye, Avrupa'nın doğuya açılan bahçesidir Pandemi ile birlikte uzakta üretim (Offshore) konseptinin büyük darbe aldığını anlatarak konuşması sürdüren Dr. Akın Arslan, şunları kaydetti: “Pandemi sırasında yaşanan tedarik sorunları büyük tedarik zincirini uçtan uca etkilemiştir.  Batı artık, büyük oranda yakında üretim (inshore) alternatiflerine dönmektedir. Avrupa için Türkiye’den daha ideal bir üretim ve lojistik üssü yoktur. Nitekim, Hindistan sahip olduğu niteliksiz üretim ve kalifiyeden uzak işgücü ile sürdürülebilir çözüm olmaktan çok uzaktır. Yeşil lojistik ve sürdürülebilirlik konusunda dünyada en üst düzeyde regülasyonları hayata geçiren Avrupa, bu düzenlemelere imza atmaktan kaçınan bir Hindistan’ı bu süreçte nasıl bir üretim üssü ve lojistik koridorun ana çıkış noktası yapacaktır? Bu çelişki, ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Yaklaşık 1,5 milyar nüfus ile “dünyanın en kalabalık ülkesi” unvanını Çin’den geçtiğimiz aylarda alan Hindistan,  kendi nüfusunu beslemekte zorlanmakta, bu nüfusu besleyebilmek için çok kötü şartlarda üretim yapmaktadır.  Ülkede müthiş bir fakirlik vardır. Söz konusu hat Suudi Arabistan çöllerinden geçecek, İsrail’de yeniden deniz ile buluşacak, çok sayıda aktarma yapılması gerekecek, altyapısı ve işgücü yetersiz Yunanistan'a bağlanacak ve oradan Avrupa’ya dağıtılacak bir lojistik çözüm ancak hayal ürünü olabilir. Türkiye’den çıkan bir TIR, eğer geçiş bekletmeleri olmazsa sadece 5-7 gün içinde Avrupa’nın en uzağına teslimat yapabilmektedir. Türkiye, Avrupa'nın doğuya açılan bahçesidir. 2200 yıllık tarihi İpek Yolu’da Doğu-Batı arasındaki köprüsü, Karadeniz’i Akdeniz’e kavuşturan coğrafyasıdır. Türkiye’nin içinde yer almadığı bir lojistik hat, hiçbir anlam ifade etmeyecektir.” şeklinde konuştu.

TIR'lar Çekya'yı transit geçebilecek Haber

TIR'lar Çekya'yı transit geçebilecek

Türkiye ile Çekya arasında varılan mutabakatla TIR'lar 1 Temmuz'dan itibaren geçiş belgesi gerekmeden Çekya'yı kotasız transit geçebilecek. UND Başkan Yardımcısı Fatih Şener, "Macaristan ile kota yıllık 130 bin iken, Slovakya ile kota yoktu. Çekya'ya gelince kotanın 10 bine düşmesi Almanya'ya erişimde darboğaza neden oluyordu" dedi Türkiye'den giden TIR'lar için başta Almanya olmak üzere AB ülkeleriyle ticarette önemli darboğaz haline gelen Çekya ile transit geçiş kotası önceki gün varılan mutabakatla kaldırıldı. Böylece Türkiye'den giden TIR'lar 1 Temmuz'dan itibaren geçiş belgesi gerekmeden Çekya'yı transit geçebilecekler. İhracatçılar için AB'ye erişimde önemli bir geçiş noktası olan Çekya ile iki ülkenin ulaştırma bakanlıkları arasında varılan mutabakatla TIR'ların transit kota engeline takılmadan geçişine imkan sağlanmış oldu. Türkiye ile Çekya arasında TIR'lar için yıllık 10 bin geçiş kotası bulunuyordu. Özellikle Almanya ile ticarette önemli bir engelin böylece kalktığını belirten Uluslararası Nakliyeciler Derneği Başkanı Fatih Şener, "TIR'larımız Çekya'ya varmadan öncesinde Slovakya'da kota engeli yaşamıyordu. Macaristan'da ise yıllık 130 bin geçişlik kota bulunuyordu. Çekya'ya gelindiğinde kotanın 10 bine düşmesi darboğaza neden oluyordu" diye konuştu. TIR'ların Çekya engeli nedeniyle 5-6 saatlik fazla yol katederek Polonya üzerinden Almanya'ya varmak zorunda kaldığına dikkat çeken Fatih Şener, Çekya'dan kotanın kalkmasıyla hem zaman hem de enerji maliyeti açısından ciddi avantaj sağlanmış olacağını söyledi. 2021 yılında Avrupa'ya giriş çıkış yapan TIR sayısı 1 milyon 425 binden, 2022 yılında yüzde 15'lik artışla 1 milyon 638 bine yükseldi. Edirne'den Avrupa'ya açılan sınır kapılarından 2021'de günlük ortalama geçiş yapan TIR sayısı bin 929 iken yüzde 14 artışla 2022 yılında günlük ortalama 2 bin 198'e çıktı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.