SON DAKİKA
Hava Durumu

#Küresel Ticaret

Ekometre - Küresel Ticaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Ticaret haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor?

DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD pazarındaki kaybını alternatif pazarlara yönelerek telafi etmeye çalışan Çin’in küresel rekabet haritasını değiştirdiğini belirterek, Türkiye açısından hem yeni rekabet alanlarının hem de fırsatların ortaya çıktığını söyledi. Çin ihracatını farklı pazarlara yönlendirdi Olpak, ABD’nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD pazarındaki konumunun gerilediğini, bunun üzerine ülkenin ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını ifade etti. Çin’in ABD’ye yaptığı ihracatın toplam dış satımı içindeki payı 2024’te yüzde 14,68 iken 2025’te yüzde 11,14’e geriledi. Olpak, ABD pazarındaki gerilemenin Çin’i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika, Orta Doğu ve Avrupa gibi farklı coğrafyalarda yeni ticaret kanalları oluşturmaya yönelttiğini belirterek, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD ile Çin arasındaki tarife anlaşmazlığından ibaret olmadığını, küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini söyledi. Çin’in yöneldiği pazarlar Türkiye için de kritik Çin’in alternatif pazarlardaki ağırlığının arttığına dikkat çeken Olpak, 2024-2025 döneminde Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 yükseldiğini belirtti. Afrika’da Nijerya, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği’nde Almanya’nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu ifade eden Olpak, bu coğrafyaların aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bölgeler olduğuna dikkat çekti. Olpak, “Önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız” dedi. Yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmeyeceğini vurgulayan Olpak, güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin giderek daha önemli hale geldiğini belirterek bu süreci küresel ticarette yükselen bir “güven rekabeti” olarak nitelendirdi. Afrika ve Orta Doğu yakından izlenmeli Olpak, Çin’in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını, buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. 2025 yılında Çin’in Mısır’a ihracatının 19,97 milyar dolara ulaştığını, Türkiye’nin ihracatının ise 4,07 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Olpak, aradaki farkın Çin lehine açıldığına işaret etti. Türkiye’nin Afrika’daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Olpak, Türkiye’nin ticaretin yanı sıra müteahhitlik, yatırım, lojistik ve sanayi iş birliklerinde önemli bir birikime sahip olduğunu söyledi. Olpak, Türkiye’nin rekabet modelinin kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerine kurulması gerektiğini belirterek, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da uzun vadeli ilişki kurma kapasitesinin önemli bir avantaj sağlayabileceğini kaydetti. Türkiye üretim ve yatırım merkezi olabilir Çin’in BAE’ye ihracatının 72,9 milyar dolara yükseldiğini, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının ise 9,28 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Olpak, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı. Yeni dönemde yalnızca hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünün hangi teknoloji seviyesi ve katma değerle ihraç edildiğinin de önem kazandığını belirten Olpak, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için daha fazla katma değer, güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve kalıcı iş ortaklıklarına odaklanması gerektiğini söyledi. ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Olpak, Türkiye’nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini ifade etti. Tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar Olpak, küresel ticarette artık yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, güvenli üretim, hızlı erişim, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve uzun vadeli iş ortaklıklarının da önem kazandığını belirtti. Avrupa’ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye’yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini söyledi. Olpak, ABD-Çin ticaretindeki dönüşümün yalnızca ihracat pazarlarında oluşabilecek rekabet açısından değil, Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. DEİK yeni ticaret alanlarını takip ediyor Küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını belirten Olpak, DEİK’in 153 iş konseyiyle Türk özel sektörünün yeni pazar ve iş birliklerine ulaşması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Olpak, Çin’in değişen ihracat stratejisinin de bu çerçevede takip edildiğini belirterek, hangi pazarlarda rekabetin arttığının ve hangi alanlarda yeni fırsatlar oluştuğunun veriye dayalı olarak analiz edilmesi gerektiğini ifade etti. Olpak’tan kur artışı uyarısı Olpak, ihracatçıların enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılması, döviz kurlarının bir miktar yükselmesi ve döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu söyledi. Kur artışının kısa vadede ihracat açısından çözüm gibi görülebileceğini ancak ithalatın ihracattan yüksek olduğu bir ekonomide maliyetlerin de buna bağlı olarak artabileceğini belirten Olpak, bu nedenle kur artışının orta vadeli bir çözüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Fon soruşturmalarına ilişkin açıklama Fon soruşturmalarıyla ilgili bir soru üzerine Olpak, hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, “Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı” dedi.

Avdagiç: Türkiye küresel ticarette avantajlı Haber

Avdagiç: Türkiye küresel ticarette avantajlı

Avdagiç, Türkiye’nin ekonomik altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla değişen ticaret ortamında önemli fırsatlara sahip olduğunu belirtti. İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Ticaret Kongresi, kamu, iş dünyası, akademi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getirdi. “Değişen Dünyada İstikrar Paradigması: Küresel Ticaretin Sorumluluk Perspektifiyle Yeniden İnşası” temasıyla gerçekleştirilen kongrede, dünya ticaretindeki dönüşüm, ekonomik riskler ve Türkiye’nin küresel ticaretteki konumu ele alındı. Kongreye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç ile iş dünyası ve akademi temsilcileri katıldı. Küresel ticarette maliyet baskısı artıyor İTO Başkanı Şekib Avdagiç, kongrede yaptığı konuşmada, küresel ticaretin jeopolitik ve jeoekonomik gerilimlerin etkisiyle önemli bir dönüşümden geçtiğini ifade etti. Korumacı ticaret politikaları, yüksek gümrük tarifeleri, tedarik zincirlerindeki sorunlar ve enerji ile lojistik maliyetlerindeki dalgalanmaların dünya ekonomisi açısından risk oluşturduğunu belirten Avdagiç, dijital ve yeşil dönüşümle birlikte teknolojik gelişmelerin de ticaretin işleyişini değiştirdiğini söyledi. Avdagiç, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı verilerine göre küresel mal ve hizmet ticaretinin 2025 yılında 35,2 trilyon doları aşarak tarihî en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı. Buna karşın korumacı politikaların güçlenmesi, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerindeki kırılmaların maliyetleri artırarak küresel ticaret açısından ciddi tehditler oluşturduğunu kaydetti. Dünya Ticaret Örgütünün değerlendirmelerine de değinen Avdagiç, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6,9’a kadar azalabileceği ve ticarette parçalanma riskinin özellikle yoksul ülkeler üzerinde etkili olabileceği yönündeki öngörüleri gündeme getirdi. Türkiye’nin rekabet avantajlarına dikkat çekti Avdagiç, Türkiye’nin son 25 yılda elde ettiği ekonomik birikimin ve altyapı yatırımlarının, değişen küresel ticaret ortamında ülkeye avantaj sağladığını belirtti. Türkiye’nin nitelikli iş gücü, lojistik kapasitesi, yakın tedarik üssü konumu, savunma sanayisindeki birikimi ve ikiz dönüşüm alanındaki çalışmalarıyla öne çıktığını ifade eden Avdagiç, küresel ticaretin yeniden yapılandırılmasında Türkiye’nin önemli bir rol üstlenebileceğini söyledi. Avdagiç, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Kongremizin temasında ortaya koyduğumuz gibi, küresel ticaretin sorumluluk perspektifiyle yeniden inşası Türkiye olmadan eksik kalacaktır. O yüzden bu kongrede soyut bir başlık konuşmuyoruz. Dört oturuma yayılmış somut bir yol haritası sunuyoruz.” Ticarette rekabet koşulları değişiyor Küresel ticarette rekabetin artık yalnızca fiyat ve kalite üzerinden şekillenmediğini belirten Avdagiç, işletmelerin finansmana erişim, enerji maliyetleri, teslimat güvenilirliği, mevzuata uyum ve bilgi kapasitesi gibi alanlarda da rekabet etmek zorunda kaldığını ifade etti. Bu unsurları kapsayan yeni bir ticaret yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu belirten Avdagiç, kongrenin dört oturumuyla bu dönüşüme yönelik somut bir yol haritası ortaya koymayı amaçladıklarını söyledi.

WEF'ten küresel ekonomi uyarısı Haber

WEF'ten küresel ekonomi uyarısı

Katılımcıların yüzde 56'sı önümüzdeki bir yılda istikrarlı veya iyileşen bir ekonomik görünüm beklerken, jeopolitik çatışmalar, yüksek enflasyon, daralan mali destekler ve yapay zeka yatırımlarının yarattığı belirsizlikler öne çıktı. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), kamu ve özel sektörde görev yapan başekonomistlerin katılımıyla hazırlanan Başekonomistlerin Değerlendirmeleri raporunu yayımladı. Araştırma, küresel ekonominin gelecek bir yılına ilişkin beklentileri ve büyümeyi etkileyebilecek yapısal riskleri ele aldı. Ekonomide istikrarlı görünüm beklentisi Ankete katılan başekonomistlerin yüzde 56'sı, önümüzdeki 12 ayda küresel ekonominin istikrarlı kalmasını veya iyileşmesini bekliyor. Buna karşın katılımcıların yüzde 97'si jeopolitik çatışmaları gelecek yıl boyunca belirsizliğin önemli kaynaklarından biri olarak gösteriyor. Başekonomistlerin yalnızca dörtte biri, küresel ekonominin daha dayanıklı hale geleceğini öngörüyor. Mali desteğin yerini yeni dayanıklılık unsurları alıyor Başekonomistlerin yüzde 69'u, mali desteğin 2020'den bu yana küresel ekonomi açısından en önemli dayanıklılık kaynaklarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak bu desteğin önümüzdeki 12 ay boyunca aynı rolü sürdüreceğini düşünenlerin oranı yüzde 28'de kalıyor. Ekonomistlerin çoğu, gelecekte ekonomik dayanıklılığın esnek tedarik zincirlerine, teknolojik yeniliklere ve enerji piyasalarına uyum sağlama kapasitesine daha fazla bağlı olacağını düşünüyor. ABD ve Çin, ekonomik şoklara karşı en yüksek dayanıklılığı gösterebilecek ülkeler arasında değerlendiriliyor. Yapay zeka yatırımları büyümenin yeni dinamiği Ankete katılanların yüzde 97'si, gelecek bir yılda yapay zeka kullanımının artacağını tahmin ediyor. Katılımcıların yüzde 69'u ise bu teknolojinin önemli verimlilik artışı sağlayacağını öngörüyor. Yapay zeka alanındaki rekabetin ABD ve Çin arasında yoğunlaşması beklenirken, başekonomistlerin yüzde 69'u iki ülke arasındaki teknolojik farkın daralacağını düşünüyor. Aynı orandaki katılımcı, Çin'in büyük dil modellerinin 12 ay içinde ABD'deki muadillerine yetişebileceği görüşünde. Veri merkezi yatırımlarına ilişkin beklentiler Her 10 başekonomistten yaklaşık 8'i, veri merkezi yatırımlarının küresel ekonomik büyümenin önemli bir bölümünü oluşturacağını düşünüyor. Bununla birlikte, katılımcıların yüzde 79'u bu yatırımların yerel topluluklardan ciddi direnç görebileceğini öngörüyor. Veri merkezlerinin istihdam yaratma kapasitesine ilişkin beklentiler ise daha sınırlı. Başekonomistlerin yüzde 61'i, bu yatırımların istihdam oluşturma açısından önemli bir paya sahip olacağını düşünmüyor. Katılımcıların çoğu, veri merkezi yatırımlarının elektrik ve su fiyatlarını artırabileceği görüşünde. Jeoekonomik parçalanma riski artıyor Başekonomistlerin yüzde 77'si, gelecek yıl jeoekonomik parçalanmanın artmasını bekliyor. Katılımcıların yüzde 55'i ABD'de, yüzde 43'ü ise Avrupa'da gümrük vergilerinin yükseleceğini tahmin ediyor. Ankete katılanların üçte ikisi küresel ticaret hacminin artacağını düşünürken, yüzde 83'ü Çin'in ABD dışındaki pazarlara yönelik ihracatının büyümesini bekliyor. Hindistan, Güneydoğu Asya, Orta Asya ve ABD, ekonomik görünüm açısından en olumlu değerlendirilen bölgeler arasında yer alıyor. Çin'in görünümünün ise zayıfladığı belirtiliyor. Ekonomistlerin yaklaşık üçte biri Çin'de zayıf büyüme bekliyor. Avrupa ekonomisinde sınırlı bir iyileşme öngörülmesine rağmen, katılımcıların yüzde 61'i bölgede zayıf veya çok zayıf büyüme tahmininde bulunuyor. Para politikalarında farklılaşma beklentisi Başekonomistlerin yaklaşık üçte biri, ABD, Çin ve Avrupa'da işsizliğin artacağını öngörüyor. Katılımcılar ayrıca para politikalarında ülkeler ve bölgeler arasında farklı yönlere doğru bir ayrışma yaşanabileceğini değerlendiriyor. Ankete göre, Japonya'da para politikasının sıkılaşmasını bekleyenlerin oranı yüzde 70, Avro Bölgesi için yüzde 53, ABD için ise yüzde 42 olarak ölçüldü. Gıda ve enerji maliyetlerinde artış beklentisi Başekonomistlerin yüzde 88'i gıda, yüzde 83'ü elektrik ve yüzde 77'si ulaşım maliyetlerinde artış bekliyor. Katılımcıların çoğu, birçok bölgede reel gelirlerin azalacağını veya mevcut seviyelerde kalacağını tahmin ediyor. Hükümetlerin temel ihtiyaç ürünlerinde vergi indirimleri ve tavan fiyat gibi görünür önlemlere başvurması beklenirken, düşük gelirli hanelere yönelik vergi indirimi öngören ekonomistlerin oranı yüzde 36'da kalıyor. WEF'ten dayanıklılık çağrısı WEF Ekonomik Büyüme ve Dönüşüm Bölümü Başkanı Attilio Di Battista, değerlendirmesinde başekonomistlerin küresel ekonomide istikrar beklentisini koruduğunu ancak belirsizliğin yüksek seviyede olduğunu belirtti. Di Battista, jeopolitik dalgalanmalar, olası varlık fiyatı düzeltmeleri, yapay zeka yatırımlarına yönelik artan denetimler ve yaşam maliyeti baskılarının küresel ekonomi açısından risk oluşturduğunu ifade etti. Son yıllarda yaşanan krizlerin aşılmasında hükümet desteklerinin önemli rol oynadığını belirten Di Battista, mali kapasitenin ilerleyen dönemde daralabileceğine dikkat çekerek, yeni bir şok ortaya çıkmadan önce dayanıklılığın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kızıldeniz’de kriz büyüyor Babülmendep tehlikede Haber

Kızıldeniz’de kriz büyüyor Babülmendep tehlikede

Kritik deniz geçişinin güvenliğiyle ilgili endişeler artarken, bölgedeki çatışmaların yeniden geniş çaplı savaşa dönüşmesinden korkuluyor. Yemen’de Husiler ile uluslararası alanda tanınan hükümet güçleri arasındaki çatışmalar, ülkenin batı kıyısında yeniden şiddetlendi. Husilerin stratejik Kızıldeniz liman kenti el-Muha’yı ele geçirmesi, ardından Babülmendep Boğazı’na doğru ilerlemesi, bölgedeki askeri dengeleri değiştirdi. Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan kritik deniz geçişlerinden biri. Boğaz çevresindeki güvenlik risklerinin artması, yalnızca Yemen’deki çatışmanın taraflarını değil, küresel ticaret ve enerji taşımacılığını da doğrudan ilgilendiriyor. Husiler Babülmendep’e ilerliyor Husilerin son operasyonları, Yemen’in batı kıyısındaki kontrol alanlarını genişletme hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Reuters, Husilerin el-Muha kentini ele geçirmesinin ardından Babülmendep’e yaklaşmasının, Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki kritik deniz hattı üzerindeki baskıyı artırdığını bildirdi. Husilerin Haniş Adaları yönünde de ilerlediği aktarılırken, Yemen hükümeti karşı operasyon hazırlığı yapıyor. Husilerin ilerleyişi, 2022’de Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda sağlanan ateşkesin ardından ülkede yaşanan en ciddi askeri tırmanışlardan biri olarak değerlendiriliyor. El-Muha’nın kontrolü kritik dönüm noktası Kızıldeniz kıyısındaki el-Muha, Babülmendep’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor. Husilerin kenti ele geçirmesiyle birlikte grubun Kızıldeniz kıyısındaki hareket alanı genişlerken, Babülmendep’e yönelik askeri baskının da arttığı belirtiliyor. Yemen hükümetine bağlı güçlerin ise bazı bölgelerden geri çekilerek yeniden konuşlanmaya çalıştığı bildiriliyor. Husilerin ilerleyişinin bir sonraki hedefleri arasında Babülmendep çevresindeki Dhubab ve Perim Adası bulunuyor. Perim Adası, boğazın ortasında yer alması nedeniyle deniz trafiğinin kontrolü açısından stratejik öneme sahip. Zukur Adası konusunda belirsizlik sürüyor Yerel kaynaklar ve bazı medya kuruluşları adanın Husilerin kontrolüne geçtiğini öne sürerken, bu bilginin tüm taraflarca resmen doğrulandığı söylenemiyor. Daha önce Yemen ordusu, Husi unsurlarının Zukur ve Haniş adalarına yaklaşmaya çalıştığını ve patlayıcı yüklü teknelerin engellendiğini açıklamıştı. Bu nedenle adanın kesin kontrol durumunun sahadaki gelişmelerle birlikte netleşmesi bekleniyor. Yemen hükümeti karşı operasyon hazırlığında Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişi karşısında Yemen hükümeti güçlerini yeniden konumlandırıyor. Yemen hükümetine bağlı güçlerin el-Muha ve çevresindeki bazı bölgelerden geri çekilmesinin ardından karşı operasyon hazırlıkları gündeme geldi. Suudi Arabistan da Husi hedeflerine yönelik hava saldırılarını artırdı. Husiler ise operasyonlarının Yemen egemenliğini korumaya yönelik olduğunu savunurken, uluslararası deniz seyrüseferinin güvenli olduğunu ileri sürüyor. Ancak grup, Suudi gemilerine yönelik deniz ablukasının devam ettiğini bildiriyor. Karşılıklı saldırılar çatışmayı büyütüyor Sahadaki gelişmeler yalnızca batı kıyısıyla sınırlı kalmıyor. Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki hedeflere yönelik hava saldırılarının arttığını belirtirken, Riyad da Husi saldırılarının Suudi Arabistan'daki enerji altyapısını ve çeşitli kentleri hedef aldığını açıklıyor. Son günlerdeki karşılıklı saldırılar, Yemen'deki çatışmanın yeniden ülke sınırlarını aşan daha geniş bir bölgesel krize dönüşebileceği endişelerini artırıyor. “Babülmendep yalnızca Yemen meselesi değil” Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Babülmendep çevresindeki gelişmelerin yalnızca Yemen'in iç meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. El-Alimi, boğazın Kızıldeniz, Süveyş Kanalı ve Hint Okyanusu arasındaki bağlantıyı sağlaması nedeniyle buradaki güvenlik risklerinin doğrudan uluslararası ticareti etkileyebileceğini belirtti. Uluslararası toplumdan Yemen kıyılarındaki devlet kontrolünün yeniden sağlanmasına destek verilmesini istedi. BM’ye acil çağrı Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulunarak Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişine karşı uluslararası toplumun daha güçlü bir tutum almasını istedi. Yemen yönetimi, çatışmaların siviller açısından yeni bir insani krize yol açabileceği uyarısında bulunurken, Husi güçlerinin İran'dan aldığı destek ve silah akışının kesilmesini talep ediyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg de çatışmaların yeniden tırmanmasının siviller açısından ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıda bulundu. Küresel ticaret için kritik hat Babülmendep Boğazı'nın önemi, Yemen'deki çatışmanın çok ötesine uzanıyor. Kızıldeniz üzerinden Süveyş Kanalı'na ulaşan deniz yolu, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret açısından kritik güzergâhlardan biri. Boğaz çevresinde güvenliğin bozulması halinde gemilerin daha uzun alternatif rotalara yönelmesi, taşımacılık süreleri ve maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Husilerin Babülmendep'e doğru ilerleyişi, özellikle daha önce Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle zaten baskı altında bulunan deniz ticaretinin yeniden ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalabileceği endişesini artırıyor. Reuters, gelişmelerin enerji arzı ve küresel deniz ticareti açısından da risk taşıdığına dikkat çekiyor. 2022 ateşkesi yeniden tehlikede Yemen'de 2022'de sağlanan ateşkes, ülke genelindeki büyük çaplı çatışmaları önemli ölçüde azaltmıştı. Ancak son aylarda yeniden başlayan çatışmalar, bu kırılgan dengeleri bozdu. Husilerin batı kıyısında elde ettiği yeni kazanımlar, hükümet güçlerinin karşı operasyon hazırlıkları ve Suudi Arabistan'ın müdahalesi, Yemen'de savaşın yeniden geniş çaplı hale gelmesi riskini artırıyor. Babülmendep çevresindeki askeri hareketliliğin devam etmesi halinde Yemen'deki iç savaşın yanı sıra Kızıldeniz ticaretinin güvenliği, enerji taşımacılığı ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskının da artması bekleniyor.

KTO Meclisinde iş dünyasının OVP beklentileri değerlendirildi Haber

KTO Meclisinde iş dünyasının OVP beklentileri değerlendirildi

Toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Suriye’de barışın, istikrarın ve devlet düzeninin yeniden tesis edilmesini son derece önemsiyoruz. Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmezdir. Hükümetimizin bu doğrultuda izleyeceği politikayı ve atacağı adımları destekliyoruz” dedi. Yeni OVP Reel sektörün temel beklentilerine cevap vermeli Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık yol haritasını ortaya koyacak 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı’nın eylül ayının ilk haftasında açıklanmasının beklendiğini belirten Öztürk, programın temel makroekonomik hedeflerin yanı sıra iş ve yatırım ortamını doğrudan etkileyen politika ve tedbirleri de kapsayacağını ifade etti. Öztürk, bu süreçte iş dünyasının beklenti ve taleplerini ekonomi yönetimine ve TOBB’a ilettiklerini de kaydetti. Mevcut Orta Vadeli Program hedeflerinin gerçekleşme düzeyini değerlendiren Öztürk, istihdam, ihracat ve kişi başına gelir hedeflerinde olumlu bir görünüm oluştuğunu, büyüme ve cari dengede kısmi ilerleme sağlandığını, enflasyon ve dış ticaret dengesinde ise belirgin sapmalar yaşandığını söyledi. Yeni programdan reel sektörün temel beklentilerini paylaşan Öztürk, şunları kaydetti: “Reel sektörün temel beklentisinin fiyat istikrarının sağlanması, enflasyonun hedeflenen rakamlara ve nihayetinde tek haneye düşürülmesi, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşturulması, istihdamın artırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yapısal reformlara öncelik verilmesi olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. KOBİ’ler öncelikli olmak üzere reel sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, emek yoğun sektörlere ek destekler verilmesi, ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesinin korunması, işgücü piyasasında ve mesleki eğitimde reform yapılması, artan korumacılık ve küresel ticaret savaşları döneminde yerli sanayimizin korunması ve rekabet gücünün artırılması bizim açımızdan öncelikli konulardır.” Enflasyonla mücadele sürdürülürken reel sektörün ve üretim gücünün korunmasını sağlayacak dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, yatırım ve ihracatı destekleyen finansman modellerinin devreye alınmasının, döviz kuru ile enflasyon arasındaki dengesizliğin giderilmesinin ve kamu ile özel sektör arasında güçlü bir iş birliği kurulmasının programın başarısını artıracağını söyledi. Normalleşme adımı ticari kredi ve finansman maliyetlerine yansıtılmalı OVP kapsamında reel sektörün finansman ihtiyacının ayrı bir öncelikle ele alınması gerektiğini belirten Öztürk, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının son kararına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlama kararını, piyasa fonlama maliyetini 3 puan aşağı çekmesi ve finansal piyasalardaki normalleşme sürecini desteklemesi bakımından olumlu değerlendiriyoruz. Bankalar ve katılım bankaları, bu normalleşme adımını vakit kaybetmeden ticari kredi ve finansman maliyetlerine yansıtmalıdır. Politika faizi ile kredi faizleri arasındaki yüksek fark, reel sektörümüzün taşıma sınırlarını zorlamaktadır. Yüksek kredi maliyetleri, daralan limitler ve ağır teminat şartları üretimi, yatırımı ve ticareti ciddi biçimde baskılamaktadır. Merkez Bankamızdan özellikle KOBİ kredilerinin büyüme sınırlamalarının dışında tutulmasını, ihracatçılarımıza sağlanan reeskont kredilerindeki döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını ve reel sektörü destekleyecek finansman imkânlarının genişletilmesini bekliyoruz.” Öztürk, toplantıya katkı sağlayan Meclis Üyelerine teşekkür ederek alınan kararların Konya’ya, Oda üyelerine ve iş dünyasına hayırlı olmasını diledi.

Küresel arz endişesi bakırı yukarı taşıdı Haber

Küresel arz endişesi bakırı yukarı taşıdı

LME’de bakırın ton fiyatı 14 bin 419 doları aşarak son 6 ayın zirvesine ulaştı. Küresel emtia piyasalarında bakır fiyatları, arz tarafındaki sıkışıklık endişelerinin güçlenmesiyle son 6 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Londra Metal Borsası’ndaki (LME) kullanılabilir stokların hızla azalması ve ABD’nin ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin küresel bakır akışını değiştirmesi, fiyatlardaki yükselişi destekledi. LME’de üç ay vadeli bakır kontratı günün ilk saatlerinde yüzde 0,49 değer kazanarak ton başına 14 bin 419,50 dolara ulaştı. Böylece bakır fiyatları 29 Ocak’tan bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı. LME stoklarındaki düşüş piyasayı hareketlendirdi Bakırdaki sert yükselişin arkasında Londra Metal Borsası depolarındaki kullanılabilir stokların hızla azalması yer aldı. Salı günü LME depolarındaki teslimata hazır bakır miktarı 11 bin 925 ton gerileyerek 106 bin 950 tona düştü. Stoklardaki bu hızlı erime, piyasada kısa vadede arz sıkışıklığı yaşanabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. Kullanılabilir stoklardaki düşüşün devam etmesi, yatırımcıların bakır piyasasına ilişkin arz endişelerini daha yakından izlemesine neden oluyor. ABD tarifeleri küresel bakır akışını değiştiriyor ABD’nin rafine bakır ithalatına yönelik olası gümrük tarifelerine ilişkin belirsizlik de küresel ticaret rotalarında değişime yol açıyor. Bakırın ABD piyasasına yönelmesi, diğer bölgelerdeki depolarda stokların azalmasına neden olurken küresel arz dengesine yönelik endişeleri artırıyor. Piyasa uzmanları, ticaret akışındaki bu değişimin özellikle kısa vadede bazı bölgelerde arz sıkışıklığını daha belirgin hale getirebileceğine dikkat çekiyor. Bu görünüm aynı zamanda hedge fonları ve diğer yatırımcıların bakır kontratlarına yönelik ilgisini canlı tutuyor. Şanghay piyasasında da yükseliş Bakırdaki yukarı yönlü hareket Asya piyasalarına da yansıdı. Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’nda (SHFE) en fazla işlem gören bakır kontratı yüzde 1,11 değer kazanarak ton başına 109 bin 360 yuana yükseldi. LME ve SHFE’deki eş zamanlı yükseliş, küresel piyasalarda bakıra yönelik güçlü talebin yanı sıra arz koşullarına ilişkin hassasiyetin de arttığını gösterdi. Diğer metaller daha sakin seyretti Bakırın aksine diğer baz metallerde hareketler sınırlı kaldı. LME’de alüminyum yüzde 0,02, kurşun yüzde 0,03 ve kalay yüzde 0,22 yükseldi. Çinko fiyatlarında değişim görülmezken nikel yüzde 0,01 geriledi. SHFE’de ise yükseliş daha geniş bir tabana yayıldı. Çinko yüzde 1,15 değer kazanırken alüminyum ve kurşun yüzde 0,4, kalay yüzde 0,39 ve nikel yüzde 0,1 yükseldi. Bakır piyasasında önümüzdeki dönemde LME stoklarının seyri, ABD’nin ticaret politikalarına ilişkin kararları ve küresel arz koşulları fiyatların yönü açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor Haber

Yeşil Dönüşüm uluslararası ticaretin kapılarını aralıyor

Bu yıl beşincisi düzenlenen foruma, uluslararası kurumlardan üst düzey konuşmacılar katıldı. Konuşmalarda; ESG koordinasyonunun yönetim, finans ve üretim alanlarında sağlandığı ölçüde, kurumların verimli ve sürdürülebilir sonuçlar elde edebileceği vurgulandı. Katılımcılar, ESG kapsamındaki kazanımlar ve karşılaşılan zorluklar doğrultusunda kurumların daha sorumlu ve sürdürülebilir uygulamalara yönelmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca en güncel trendler ve fırsatlar hakkında içgörüler ve deneyimler paylaşıldı. Forum kapsamında; sürdürülebilir finans, havacılık sektöründe yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, ESG girişimlerinde yapay zeka uygulamaları gibi konular ele alındı. Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğunun ESG kriterlerine hızla adapte olduğu ifade edilirken, uzun vadede sürdürülebilirliğe ne ölçüde uyum sağlanacağı zamanla görülecek. Küresel Ticaretin Yeni Anahtarı: Yeşil ve Sürdürülebilir Stratejiler BCCT Başkanı Chris Gaunt, OBE, etkinliğin açılış konuşmasında şunları söyledi: “Beş yıldır bu forumu düzenleyerek iş dünyasında ESG ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz. ESG, geleceğimizin teminatı olan küresel sürdürülebilirlik için, bireylerden kurumlara kadar tüm paydaşlar için kritik bir platform sunuyor. Türkiye’deki şirketlerin 2030 yılına kadar karbon azaltımına dayalı yeşil stratejiler geliştirmesi hedefleniyor. Yakın gelecekte uluslararası ticaret yapan büyük ve orta ölçekli şirketler ile onların tedarik zincirleri, bu stratejilerle uyumlu değilse Avrupa ve ABD’ye ihracat koşulları zorlaşacak. Karbon ayak izini azaltmaya yönelik programları uygulamayan şirketlerin ise finansmana erişimi giderek daha da kısıtlanacak.” Uzman konuşmacılar, sürdürülebilirliğin 2025 ve sonrasında geleceğe hazırlıklı şirketler için kurumsal stratejilerin merkezinde yer alacağını vurguladı. Çevre odaklı hedefler, toplumsal etki, tedarik zinciri dönüşümü, ESG ile yapay zekâ entegrasyonu gibi gelişmekte olan trendlerin yanı sıra, şirket yönetimlerinin ESG’yi dönüşüm süreçlerinin kalbine yerleştirmesi gerektiğinin altı çizildi. Etkinlik konuşmacılarından BCCT üyesi ve Tloec’in sahibi Matthew Warner, sürdürülebilirlik konusunda hassasiyet duyan herkesin bu bilinci yayma sorumluluğu taşıdığını belirtti. “Yeşil strateji” kavramının sosyal medyada yükselen bir trend hâline geldiğine dikkat çekti. İstanbul Büyükada’da, sebze ihtiyacının doğrudan yerinde üretildiği yeni bir lüks yaşam projesine atıfta bulunarak, sürdürülebilirlik konusunda fark yaratmak isteyen vizyoner geliştiricilerin sektörde sınırları zorladığını ifade etti. Ancak, konut geliştirme alanında gerçek bir dönüşümün sağlanabilmesi için devlet, özel geliştiriciler, danışmanlar ve alıcıların yaşam tarzlarına dair değer değişimlerinin uyum içinde gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı. “ESG ve Sürdürülebilir Yatırım Forumu-Türkiye 2025” etkinliğinin gerçekleşmesine katkıda bulunan kurumlar; Limak Yenilenebilir Enerji, Pekin& Pekin, ACCA Turkey, TLOEC

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.