SON DAKİKA
Hava Durumu

#Küresel Rekabet

Ekometre - Küresel Rekabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Rekabet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj Haber

AB’nin sanayi planında Türkiye için kritik viraj

Türk sanayisinin Gümrük Birliği sayesinde Avrupa değer zincirlerine derin biçimde entegre olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasının Avrupa’nın maliyetlerini ve küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin sanayi politikasını güçlendirmek ve küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act-IAA), Türkiye açısından kritik bir başlık haline geldi. Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026’da açıklanan yasa teklifi, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki yasama sürecinden geçiyor. Teklifte çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net sıfır teknolojiler gibi stratejik alanlarda “Made in EU” ve düşük karbon şartlarının kamu alımları ile destek mekanizmalarında kullanılması öngörülüyor. Yasanın nihai kapsamı henüz kesinleşmezken, Türkiye’nin AB’nin yeni sanayi politikasında nasıl konumlandırılacağı Ankara ile Brüksel arasındaki temasların önemli gündem maddelerinden biri oldu. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın 16-17 Temmuz’da Brüksel’de gerçekleştirdiği temaslarda da Türkiye’nin AB ile 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığının ve mevcut ticari entegrasyonunun dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye üçüncü ülke kategorisinde görülmemeli Türkiye açısından temel argüman, Türk sanayisinin Çin, Hindistan veya diğer üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiği üzerine kuruluyor. Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa sanayi ve tedarik zincirleriyle güçlü biçimde bütünleşmesini sağladı. Bu nedenle “Made in EU” uygulamasının Türkiye’nin mevcut entegrasyon seviyesini göz ardı edecek biçimde uygulanmasının hem Türk üreticiler hem de Avrupa sanayisi açısından sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. AB Komisyonu’nun Nisan 2026’da verdiği bir yanıtta ise IAA teklifinin Gümrük Birliği’ni değiştirmediği, ayrıca Türkiye gibi AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerden gelen ve ilgili koşulları sağlayan içeriğin, teklif kapsamındaki “Union origin” şartları bakımından Birlik menşeli içerikle eşdeğer kabul edildiği belirtildi. “Made in EU” tartışmasında Türkiye detayı Türk iş dünyasının yakından takip ettiği başlıklardan biri de IAA kapsamındaki menşe ve yerli içerik kriterleri. Yasanın nihai metni üzerindeki görüşmeler devam ederken, “Made in EU” yaklaşımının Avrupa’nın üretim kapasitesini güçlendirme amacıyla nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Türkiye açısından kritik nokta ise mevcut Gümrük Birliği entegrasyonunun bu kuralların dışında bırakılıp bırakılmayacağı. AB Konseyi’ndeki değerlendirmelerde de “Made in EU” yaklaşımının ithalata bağımlılığı azaltabileceğini savunan ülkelerin yanı sıra, uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve değer zincirleri üzerindeki etkilerine ilişkin çekinceler dile getiriliyor. Avrupa sanayisi de maliyetle karşılaşabilir Türkiye’nin kapsam dışında bırakılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca Türk üreticiler açısından değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Otomotivden makineye, demir-çelikten kimyaya kadar birçok alanda Avrupalı üreticiler Türkiye’deki tedarikçilerle uzun süredir entegre biçimde çalışıyor. Türkiye’nin Avrupa üretim zincirlerinden uzaklaştırılması halinde tedarik maliyetlerinin yükselmesi, teslim sürelerinin uzaması ve tedarik güvenliğinin zayıflaması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa sanayisi açısından yalnızca bir ihracat pazarı değil, üretim ve tedarik zincirinin tamamlayıcı bir parçası olduğu vurgulanıyor. Otomotivde kritik eşik “Made in EU” tartışmasının en kritik alanlarından biri otomotiv sektörü. IAA kapsamında otomotiv ve diğer stratejik sektörlerde Avrupa üretimini ve yerli içeriği artırmaya yönelik politikalar gündemde bulunuyor. Avrupa otomotiv tedarik sanayisini temsil eden CLEPA da Avrupa’nın rekabet gücünün yalnızca araç montajına değil, parçalar ve kritik teknolojiler dahil olmak üzere tüm değer zincirine bağlı olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’nin otomotiv üretimi ve tedarik altyapısı, Avrupa’nın dönüşüm sürecinde önemli bir tamamlayıcı kapasite olarak öne çıkıyor. CLEPA: Rekabet gücünün temeli tedarik zinciri Tartışmalarda öne çıkan çalışmalardan biri, CLEPA tarafından Roland Berger’e hazırlatılan Avrupa otomotiv tedarik zincirinin rekabet gücüne ilişkin analizler oldu. Çalışmalarda Avrupa otomotiv tedarikçilerinin araç değerinin önemli bölümünü oluşturduğu ve küresel rekabet koşullarının Avrupa’daki üretim kapasitesi üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor. CLEPA, Avrupa’nın rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca nihai araç üretimine değil, parçalar, elektronik, yazılım ve diğer kritik bileşenlerden oluşan geniş tedarik zincirine odaklanılması gerektiğini savunuyor. CLEPA’nın değerlendirmelerine göre Avrupa’daki otomotiv tedarikçilerinin oluşturduğu değer, sektörün toplam rekabet gücünde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “Made in Europe” politikalarının tedarik zincirinin tamamını dikkate alacak biçimde tasarlanması gerektiği ifade ediliyor. Rekabet montajla sınırlı değil Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel başlıklar şöyle sıralanıyor: Araç montajı tek başına yeterli değil: Avrupa’da aracın monte edilmesi kadar kritik parçaların ve teknolojilerin de değer zinciri içinde üretilmesi önem taşıyor.Katma değer tedarik zincirine yayılıyor: Motor, elektronik, güç elektroniği, yazılım ve şasi sistemleri gibi bileşenler rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.Tedarik zinciri korunmalı: Avrupa’nın küresel rekabette güçlü kalabilmesi için yalnızca nihai ürün üretimine değil, üretimin tamamını destekleyen tedarik altyapısına odaklanması gerekiyor.Çin ve ABD rekabeti bütüncül kapasite gerektiriyor: Avrupa’nın küresel rekabette teknoloji, üretim kapasitesi ve tedarik güvenliğini birlikte güçlendirmesi gerekiyor. CLEPA’nın 2026 yılı analizleri de Avrupa otomotiv tedarikçilerinin küresel maliyet ve rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa’daki üretim kapasitesinin korunmasının önemini ortaya koyuyor. “Avrupa duvar örmek yerine zinciri güçlendirmeli” Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu da Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için Türkiye ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da son dönemde öne çıkan “Made in EU” yaklaşımının yerine, Türkiye gibi yakın ve entegre üretim merkezlerini de kapsayan “Made with Europe” anlayışının daha rekabetçi bir model oluşturabileceğini ifade eden Silahtaroğlu, Türkiye’nin Avrupa açısından yalnızca bir tedarikçi değil, stratejik bir üretim ortağı olduğunu söyledi. Silahtaroğlu, Çin’in üretim ölçeği ve maliyet avantajı ile ABD’nin teknoloji ve sermaye gücü karşısında Avrupa’nın yakın coğrafyadaki güvenilir üretim merkezlerine ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Türkiye dışlanırsa tedarik süresi uzayabilir Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajlarıyla Avrupa otomotiv değer zincirinin önemli bir parçası olduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin sistem dışına itilmesinin maliyetleri artırabileceği ve tedarik sürelerini uzatabileceği değerlendirmesinde bulundu. Silahtaroğlu, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet gücünü artırmak için yeni ticari duvarlar oluşturmak yerine mevcut ve güvenilir değer zincirlerini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ürün çeşitliliği avantajı Türk otomotiv satış sonrası sektörünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, ürün çeşitliliği ve teknik yetkinlikleriyle de Avrupa açısından önemli bir avantaj sunduğunu belirten Silahtaroğlu, Türkiye’nin motor parçaları, fren sistemleri, filtreler, süspansiyon bileşenleri, elektrik-elektronik parçalar ve kablo sistemleri gibi geniş bir ürün grubunda üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Silahtaroğlu, hızlı teslimat kabiliyeti, ürün çeşitliliği ve maliyet avantajının Avrupa satış sonrası pazarında tedarik sürekliliğine katkı sağladığını belirterek, Türkiye ile sanayi entegrasyonunun derinleştirilmesinin Avrupa’nın dönüşüm kapasitesini ve küresel rekabet gücünü destekleyeceğini söyledi.

PLASFED’den “büyümenin kalitesi” uyarısı Haber

PLASFED’den “büyümenin kalitesi” uyarısı

PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, ilk çeyrekteki yüzde 0,8’lik daralmanın ardından gelen toparlanmanın umut verici olduğunu belirterek, kalıcı büyüme için finansman, enerji, hammadde ve işçilik maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyümesi sanayideki toparlanmayı da beraberinde getirdi. Sanayi sektörü, yılın ilk çeyreğinde kaydettiği yüzde 0,8’lik daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini değerlendiren Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, sanayinin yeniden büyüme eğilimine girmesinin üretim gücü açısından olumlu olduğunu belirtti. Ancak Karadeniz, büyüme oranının yanı sıra büyümenin niteliğine de odaklanılması gerektiğini vurguladı. Sanayideki toparlanma umut verdi Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyürken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 arttı. Bu dönemde sanayi sektörünün yüzde 2,4 büyümesi dikkat çekti. İlk çeyrekte yüzde 0,8 küçülen sanayinin yeniden büyümeye dönmesi, üretim cephesindeki hareketliliğin güçlendiğine işaret etti. Karadeniz, sanayideki toparlanmanın olumlu bir gelişme olduğunu belirterek, bunun kalıcı hale getirilmesinin önemine dikkat çekti. “Sanayi sektörünün yılın ilk çeyreğinde yaşadığı yüzde 0,8'lik daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyümesi, üretim cephesinde yeniden hareketlenme başladığını göstermesi açısından umut verici. Ancak Türkiye'nin sürdürülebilir ve yüksek kaliteli bir büyüme patikasına girebilmesi için sanayideki bu toparlanmanın kalıcı hale gelmesi gerekiyor” dedi. “Sanayinin büyümesi tek başına yeterli değil” Karadeniz’e göre Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir büyümenin temel koşullarından biri üretim ve sanayinin güçlendirilmesi. Büyüme oranının tek başına yeterli olmadığını belirten Karadeniz, sanayicilerin karşı karşıya bulunduğu maliyet ve rekabet baskısının devam ettiğini söyledi. “Sanayinin yüzde 2,4 büyümesi önemli ve değerli bir gelişme. Ancak sanayicimizin bugün karşı karşıya olduğu yüksek finansman maliyetleri, enerji ve hammadde giderleri, işçilik maliyetleri ve küresel rekabet baskısı devam ediyor” ifadelerini kullandı. Karadeniz, mevcut koşullarda sağlanan büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için üretim maliyetlerini aşağı çekecek ve yatırımları destekleyecek politikaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Plastik sektörü sanayi için kritik önemde Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesinde plastik sektörünün önemli bir yere sahip olduğunu belirten Karadeniz, sektörün otomotiv, ambalaj, inşaat ve sağlık başta olmak üzere çok sayıda alana girdi sağladığına dikkat çekti. Plastiğin artık çok geniş bir üretim zincirinin temel girdilerinden biri olduğunu ifade eden Karadeniz, sektörün teknoloji ve inovasyon açısından da stratejik önem taşıdığını belirtti. “Daha yüksek katma değerli yapıya geçmeliyiz” Karadeniz, sanayideki toparlanmanın plastik sektörüne de güçlü biçimde yansımasını istediklerini söyledi. “Plastik sanayisi, Türkiye'nin üretim ekosisteminin temel sektörlerinden biri. Dolayısıyla sanayideki toparlanmanın plastik sektörüne de güçlü biçimde yansımasını istiyoruz” diyen Karadeniz, sektörün temel sorunlarının başında hammadde, finansman ve enerji maliyetlerinin geldiğini belirtti. Karadeniz, Türkiye’nin mevcut üretim kapasitesini korurken daha yüksek katma değerli ve rekabetçi bir üretim yapısına yönelmesi gerektiğini ifade etti. Sanayideki ikinci çeyrek performansının olumlu bir başlangıç olduğunu belirten Karadeniz’in değerlendirmeleri, önümüzdeki dönemde büyümenin sürdürülebilirliği açısından maliyetlerin azaltılması, yatırımların desteklenmesi ve ihracat rekabetçiliğinin güçlendirilmesi başlıklarını öne çıkarıyor.

Orta ölçekli sanayi küresel rekabette zorlandı Haber

Orta ölçekli sanayi küresel rekabette zorlandı

Türkiye'nin toplam sanayi ihracatı artarken, İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 0,3 geriledi. İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırması, orta ölçekli sanayi kuruluşlarının küresel pazarlarda rekabet baskısını artıran dikkat çekici veriler ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye'nin ihracatı büyümeye devam ederken İSO İkinci 500 kapsamındaki şirketler aynı performansı gösteremedi. 2025 yılında Türkiye'nin toplam ihracatı yüzde 4,4, sanayi malları ihracatı ise yüzde 4,5 artış gösterdi. Aynı dönemde İSO 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 8,4 yükselirken, İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 0,3 gerileyerek 15,9 milyar dolar seviyesinde kaldı. Raporda, bu tablonun orta ölçekli sanayi kuruluşlarının yoğunlaşan küresel rekabet ortamında mevcut pazarlarını korumakta ve yeni pazarlara açılmakta zorlandığına işaret ettiği vurgulandı. Artan maliyetler, kur dengesi ve zayıf dış talebin ihracat performansını sınırlayan temel unsurlar arasında yer aldığı belirtildi. Araştırma, ihracatın yanı sıra yatırım iştahında da yavaşlamaya dikkat çekti. İSO değerlendirmesinde, 2025 yılının sanayi kuruluşları açısından finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep ve küresel rekabet baskısı arasında denge kurmaya çalışılan zorlu bir dönem olduğu ifade edildi. Ekonomi çevreleri, ihracattaki bu performans farkının özellikle orta ölçekli sanayi işletmelerinin rekabet gücünü artıracak finansman, verimlilik ve katma değer odaklı politikalara duyduğu ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Bu haber, dünkü "sanayicinin kârı faize gitti" başlığını tekrar etmeden aynı araştırmanın farklı ve güncel bir yönünü öne çıkarır.

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri Haber

Yapay zekâ çağında rekabetin yeni anahtarı: Marka değeri

Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), iş dünyasının rekabet gündemini doğrudan ilgilendiren “Yapay Zekâ Çağında Markalaşma Forumu”nu İzQ İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirdi. NETNOCON ve İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen forum, markalaşmanın yapay zekâ, algoritmalar, dijital topluluklar, veri temelli müşteri içgörüsü ve yeni nesil tüketici davranışları ekseninde yeniden tanımlandığı dönemi İzmir iş dünyasının gündemine taşıdı. Forumun keynote konuşmacısı, netnografi yönteminin kurucusu, dijital pazarlama ve tüketici kültürü alanında dünyanın önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Robert V. Kozinets oldu. Yaklaşık 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de iş dünyasıyla buluşan Kozinets, markalaşmanın geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Markalaşmanın Geleceği: Şirketlerin Yol Haritası” başlıklı panelde ise; University of Southern California’dan Dijital Pazarlama ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Robert V. Kozinets, Università Cattolica del Sacro Cuore’dan Marka ve Tüketici Kültürü Profesörü Prof. Dr. Rossella Gambetti, University of Southern California’dan İletişim ve Turizm Profesörü Prof. Dr. Ulrike Gretzel ve Pacific University’den Pazarlama ve Tüketici Kültürü alanında çalışmalar yürüten Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu yer aldı. Panelin moderasyonunu Dr. Öğr. Üyesi Lena Çavuşoğlu üstlendi. İzmir’i markalaşan bir şehir olarak konumlandıracağız Açılışta konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, markalaşmanın artık yalnızca pazarlama departmanlarının konusu olmadığını belirterek, küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir liderlik alanına dönüştüğünü söyledi. Özhelvacı, “Bugün yalnızca bir marka forumu düzenlemiyoruz. İzmir iş dünyasını; yapay zekânın, algoritmaların, dijital toplulukların, derin müşteri içgörülerinin ve yeni nesil tüketici davranışlarının şekillendirdiği büyük bir dönüşüm alanıyla buluşturuyoruz. Markalaşmayı yalnızca pazarlamanın bir başlığı olarak değil; şirketlerimizin geleceğe kalma becerisini belirleyen stratejik bir yönetim sorumluluğu olarak ele alıyoruz” dedi. EGİAD’ın 18. Dönem vizyonunun merkezinde yer alan “Üçüz Dönüşüm” yaklaşımına dikkat çeken Özhelvacı, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümün birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, yapay zekâ çağında şirketlerin değişimi takip eden değil, değişime yön veren aktörler olması gerektiğini vurguladı. “Algoritmalar görünürlüğü belirliyor, içerikler saniyeler içinde üretiliyor, trendler hızla yayılıyor, veri ise müşteri içgörüsünün ana kaynağı haline geliyor. Böyle bir dönemde markalaşma, yalnızca pazarlama departmanlarının görevi olmaktan çıkıyor; yönetim kurullarının, şirket sahiplerinin ve girişimcilerin sahiplenmesi gereken stratejik bir sorumluluğa dönüşüyor” diyen Özhelvacı, Türkiye’nin üretim gücünü küresel marka değerine dönüştürmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik enerjisi, genç insan kaynağı, sanayi tecrübesi ve ihracat kapasitesiyle önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Özhelvacı, bu potansiyelin küresel marka değerine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Brand Finance Türkiye 2026 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 125 markasının toplam değerinin 19,6 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Özhelvacı, bu artışın değerli olduğunu ancak küresel rekabet ölçeğinde Türkiye’nin markalaşma ajandasını daha stratejik, uzun vadeli ve kararlı biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Özhelvacı, “Üretim gücümüz var. Girişimcilik enerjimiz var. Genç ve dinamik insan kaynağımız var. Sanayi tecrübemiz ve ihracat kapasitemiz var. Ancak bütün bu değerleri küresel ölçekte daha güçlü marka hikâyelerine dönüştürme konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var” dedi. İzmir’in köklü ticaret kültürü, güçlü sanayi altyapısı, liman kenti kimliği, yaratıcı sektörleri, tarım ve gıda potansiyeli ile teknoloji ve inovasyon ekosistemi sayesinde önemli bir marka değerine sahip olduğunu kaydeden Özhelvacı, kentin bu potansiyelinin daha görünür ve ayırt edici bir küresel kimliğe taşınması gerektiğini ifade etti. “İzmir’i yalnızca üreten bir şehir olarak değil; tasarlayan, anlatan, dönüştüren, markalaşan ve dünyaya değer sunan bir şehir olarak konumlandırmalıyız” diyen Özhelvacı, genç iş insanlarına bu noktada büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. EGİAD Başkanı Özhelvacı, forumun yalnızca bir bilgi paylaşımı değil, İzmir iş dünyası için yeni sorular üretmesi gereken stratejik bir başlangıç olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Markamızı gerçekten tanıyor muyuz? Müşterimizi yeterince dinliyor muyuz? Dijital toplulukların sesini anlayabiliyor muyuz? Yapay zekâyı yalnızca verimlilik aracı olarak mı görüyoruz, yoksa daha derin müşteri içgörüsü üretmek için kullanabiliyor muyuz? İzmir’den dünyaya nasıl daha güçlü markalar çıkarabiliriz? Çünkü bazen dönüşüm, tek bir cevaptan değil; doğru zamanda sorulan güçlü bir sorudan başlar.” Perihan İnci: “Geleceğin rekabeti markalar arasında yaşanacak” EGİAD Danışma Kurulu Başkanı Perihan İnci ise markalaşmanın artık yalnızca şirketlerin değil, şehirlerin ve ülkelerin de rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Yapay zekâ ve veri ekonomisinin şekillendirdiği yeni dünyada üretmenin tek başına yeterli olmadığını belirten İnci, güçlü markaların güven, sürdürülebilirlik, inovasyon ve değer üretimi üzerine inşa edildiğini ifade etti. İzmir’in üretim gücü, limanı, girişimcilik ekosistemi ve uluslararası vizyonuyla önemli bir marka şehir potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken İnci, şunları söyledi: “Önümüzdeki dönemde hem Türkiye markasını hem de İzmir markasını daha güçlü bir şekilde inşa etmek zorundayız. Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca ekonomiler arasında değil; markalar arasında yaşanacaktır.” Kozinets: “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” Forumun keynote konuşmacısı Prof. Dr. Robert V. Kozinets ise, markalaşmanın yapay zekâ çağında köklü bir dönüşüm geçirdiğini belirterek, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet sunan yapılar değil, dijital topluluklar içerisinde şekillenen kültürel ekosistemler haline geldiğini söyledi. Günümüz rekabetinde marka değerinin şirketlerin anlattığı hikâyelerden çok, tüketicilerin kendi aralarında kurduğu etkileşimlerden doğduğunu vurgulayan Kozinets, “Markalar mesaj üreten değil, topluluk oluşturan yapılar haline geldi” dedi. Dijital çağda müşteri sadakatinin yerini topluluk aidiyetinin aldığını belirten Kozinets, başarılı markaların tüketicileri yalnızca hedef kitle olarak görmeyip onları marka deneyiminin aktif bir parçası haline getiren kurumlar olacağını ifade etti. Yapay zekânın içerik üretimi, veri analizi ve müşteri deneyimi yönetiminde önemli fırsatlar sunduğunu belirten Kozinets, teknolojinin marka yaratmadığını ancak marka deneyimini büyüttüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ marka yaratmaz; marka deneyimini ölçeklendirir. Veri bize ne olduğunu söyler, kültür ise neden olduğunu açıklar.” Yapay zekânın giderek yaygınlaştığı yeni dönemde teknolojinin herkes tarafından erişilebilir hale geleceğini ifade eden Kozinets, sürdürülebilir rekabet avantajının kültürel anlam üretebilen markalar tarafından yaratılacağını belirtti. Tüketici artık hedef kitle değil, marka ortağı Konuşmasında tüketicinin değişen rolüne de dikkat çeken Kozinets, dijital çağın tüketicisini yalnızca satın alma kararı veren bir müşteri olarak değil; içerik üreten, marka hikâyelerini şekillendiren ve kurumların algısını doğrudan etkileyen bir paydaş olarak tanımladı. Markaların tüketicilerle tek yönlü iletişim kurmak yerine ortak değer üretme anlayışıyla hareket etmeleri gerektiğini belirten Kozinets, markalaşmanın geleceğinin katılımcı, topluluk temelli ve insan merkezli modeller üzerinden şekilleneceğini söyledi. Forumda yapılan değerlendirmelerde; yapay zekânın markalar için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil, tüketiciyi, toplulukları ve kültürel kodları anlamaya imkân veren stratejik bir içgörü altyapısı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, yapay zekâ destekli markalaşma, dijital topluluklar, tüketici deneyimi, kültürel içgörü ve küresel rekabet başlıklarında geleceğin iş dünyasına ilişkin önemli perspektifler kazandı. Yoğun katılımla gerçekleşen forum, İzmir iş dünyası için markalaşmayı yapay zekâ çağının en kritik rekabet başlıklarından biri olarak yeniden gündeme taşırken; şirketlerin yalnızca üretim, fiyat ve kalite avantajıyla değil, anlam yaratan marka hikâyeleri, güçlü müşteri içgörüleri, dijital topluluklarla kurulan güven ilişkisi ve küresel ölçekte ayırt edici konumlanma ile öne çıkabileceği mesajını verdi.

Altın kotası Türkiye’nin mücevher üretim gücünü eritti Haber

Altın kotası Türkiye’nin mücevher üretim gücünü eritti

Sektör temsilcilerine göre Türkiye, ortaya çıkan yeni fırsatı mevcut regülasyonlar nedeniyle kaçırma riskiyle karşı karşıya. Takı Üreticileri ve İhracatçıları Derneği (TÜİD) Başkanı Mustafa Kamar, kota öncesinde Türkiye’nin dünyanın en güçlü üretim ve ihracat merkezlerinden biri olduğunu ancak uygulanan sınırlamalar sonrası sektörün ciddi güç kaybettiğini söyledi. Kamar’a göre cari açığın temel nedeni üretici ve ihracatçılar değil, yüksek enflasyon ortamında vatandaşın artan altın talebiydi. Buna rağmen alınan önlemler doğrudan ihracatçıları etkiledi. Sektör temsilcileri, kota sonrası Türkiye’nin altın ve mücevher ihracatında hem üretim hem istihdam tarafında sert kayıp yaşadığı görüşünde birleşiyor. Üretim Dubai’ye kaydı, şimdi yeni adres aranıyor Sektördeki birçok üretici ve yatırımcı, son üç yılda faaliyetlerini başta Dubai olmak üzere farklı merkezlere taşırken; İtalya, Özbekistan ve Mısır gibi ülkeler de yatırımcı çekmek için devreye girdi. Kamar, özellikle Türk üreticilerin Afrika, Orta Doğu ve Asya pazarlarına erişim için Dubai’yi bir lojistik ve ticaret merkezi olarak kullandığını belirterek, bazı firmaların kalıpları Türkiye’de hazırlayıp üretimi Dubai’de gerçekleştirdi. Ancak ABD-İran-İsrail hattında yükselen gerilim ve Ortadoğu’daki savaş ortamı, Dubai merkezli üretim modelini de baskı altına aldı. Irak pazarındaki daralma ve bölgede çalışan Hintli ile Pakistanlı iş gücünün ayrılması, üretim süreçlerini ciddi biçimde etkiledi. Kuyumcukent’te büyük boşalma Sektördeki dönüşümün en dikkat çekici göstergelerinden biri ise Kuyumcukent oldu. Kamar’ın verdiği bilgiye göre, 2022 yılında boş mağaza bulunamayan merkezde bugün doluluk oranları ciddi şekilde geriledi. Sektör temsilcileri, üretim göçü nedeniyle hem iç piyasada canlılığın azaldığını hem de Türkiye’nin küresel rekabet gücünün zayıfladığını belirtiyor. Kapalıçarşı’da nakit sıkışıklığı Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk ise Dubai bağlantılı ticaretin yavaşlamasının Kapalıçarşı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Yıldırımtürk’e göre daha önce Türkiye’de üretilip Dubai’ye gönderilen ürünlerden piyasaya ciddi miktarda nakit girişi sağlanıyordu. Bu ticaretin yavaşlamasıyla birlikte piyasadaki nakit döngüsü zayıfladı ve esnafın finansmana erişimi zorlaştı. İhracatta tonaj bazlı sert düşüş Sektör temsilcileri, ihracat rakamlarının değer bazında güçlü görünmesine rağmen miktar tarafında ciddi daralma yaşandığını ifade ediyor. Altın fiyatlarındaki hızlı yükseliş nedeniyle toplam ihracat değeri yüksek görünse de tonaj bazında büyük kayıp oluştu. Mustafa Kamar’ın verdiği bilgilere göre, sektörün ihracatı 2022 sonunda yaklaşık 185 ton seviyesindeyken bugün 50-60 ton bandına kadar geriledi. Aynı dönemde birçok işletmede çalışan sayısı da önemli ölçüde düştü. Sektör temsilcileri, mevcut kota ve regülasyonların yeniden gözden geçirilmesi halinde Türkiye’nin yeniden bölgesel üretim merkezi haline gelebileceğini savunuyor.

Yazılım sektörüne yeni teşvik Haber

Yazılım sektörüne yeni teşvik

Yazılım ve oyun sektörüne yönelik açıklanan yeni teşvik paketi, Türkiye’nin teknoloji ekosisteminde yeni bir büyüme dönemi başlatabileceği beklentisini güçlendirdi. Özellikle hizmet ihracatında sağlanan yüzde 100 vergi istisnasının, sektörün küresel rekabet gücünü artırabilecek kritik adımlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Sektör temsilcileri, düzenlemenin yalnızca kısa vadeli mali avantaj sağlamayacağını, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek katma değerli teknoloji üretiminde daha güçlü konuma gelmesine katkı sunacağını ifade ediyor. Ar-Ge ve küresel açılım hızlanabilir Yeni teşviklerin, yazılım şirketlerinin maliyet yükünü azaltarak Ar-Ge yatırımlarını hızlandırabileceği belirtiliyor. Özellikle ihracat odaklı çalışan teknoloji firmalarının yeni pazarlara açılma süreçlerinde önemli avantaj elde edebileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre vergi yükünün azalması, şirketlerin daha agresif büyüme stratejileri geliştirmesine ve ürün geliştirme süreçlerine daha fazla kaynak ayırmasına imkan sağlayabilir. Yatırım ekosistemine olumlu yansıma bekleniyor Teşvik paketinin teknoloji girişimlerine yönelik yatırım iştahını artırabileceği de konuşulan başlıklar arasında yer alıyor. Sektör kaynakları, vergi avantajlarının hem yerli yatırımcıların teknoloji alanına yönelmesini hızlandırabileceğini hem de uluslararası yatırım fonlarının Türkiye’ye ilgisini artırabileceğini belirtiyor. Bu sürecin, girişimlerin yalnızca kurulmasını değil ölçeklenmesini ve küresel oyuncular haline gelmesini de destekleyebileceği ifade ediliyor. “Teşvik kadar ekosistem de önemli” Öte yandan uzmanlar, Türkiye’nin yazılım alanında küresel merkez haline gelmesi için yalnızca mali teşviklerin yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor. Hukuki öngörülebilirlik, nitelikli insan kaynağı, finansmana erişim, uluslararası çalışma ortamı ve yaşam kalitesi gibi başlıkların da teknoloji ekosisteminin büyümesinde belirleyici rol oynadığı vurgulanıyor. Türkiye bölgesel teknoloji merkezi olabilir Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve gelişen girişimcilik ekosistemi sayesinde bölgesel teknoloji merkezi olma potansiyelini artırdığı değerlendiriliyor. Uzmanlara göre yazılım sektörüne sağlanacak güçlü destekler; ihracat, inovasyon ve yüksek katma değerli üretim açısından Türkiye ekonomisine uzun vadeli katkı sağlayabilir.

Sabancı CarrefourSA'yı neden sattı? Haber

Sabancı CarrefourSA'yı neden sattı?

Zaimler, CarrefourSA’nın satışına ilişkin yaptığı açıklamada, grubun kaynaklarını daha yüksek getiri sağlayan "yeni ekonomi" odaklı sektörlere yönlendirme kararı aldığını belirterek, portföyü küresel risklere karşı daha dirençli ve dünyaya entegre hale getirmeyi hedeflediklerini vurguladı. Zaimler, perakende sektöründen çıkış kararının sadece finansal tablolarla ilgili olmadığını, grubun geleceğe yönelik "yeni ekonomi" vizyonuyla şekillendiğini vurguladı. Stratejik öncelikler ve portföy dönüşümü Zaimler, CarrefourSA’nın Yeni Mağazacılık A.Ş.’ye (A101) satışı hakkındaki soruları yanıtlarken, kararın arkasında yatan temel motivasyonun kaynak verimliliği olduğunu belirtti. Perakende sektörünün rekabetçi yapısına dikkat çeken CEO, "Bütün kaynaklarımızı daha getirisi yüksek alanlara yönlendirmek için bu kararları alıyoruz" diyerek grubun sermaye tahsisinde değişikliğe gittiğinin sinyalini verdi. Şirketin sadece geçmiş bilançolarına bakarak değil, geleceğe dair projeksiyonlarla hareket ettiklerini ifade eden Zaimler, portföyü daha dirençli ve kârlı hale getirmeyi hedeflediklerini ekledi. Yeni rota: Enerji teknolojileri ve dijital dünya Sabancı Holding’in bundan sonraki süreçte " Türkiye merkezli ancak dünyaya entegre" işlere odaklanacağını belirten Kıvanç Zaimler, büyüme rotasını yeni ekonomi alanlarına kırdıklarını ifade etti. Enerji teknolojileri, kritik mineraller ve veri merkezleri gibi alanların enerjinin bir devamı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Zaimler, dijital yatırımların ve yurt dışı operasyonların öncelikli olduğunu söyledi. Enerjisa üretim için halka arz mesajı Gelecek planları arasında Enerjisa Üretim’in stratejik bir önemi olduğunu dile getiren Zaimler, şirketin büyüme planlarının hazır olduğunu ve önemli yatırımların devreye girmek üzere olduğunu belirtti. Kamuoyunun merakla beklediği halka arz konusuyla ilgili de konuşan CEO, doğru piyasa şartlarının ve doğru fiyat oluşumunun beklendiğini, aceleci davranmayacaklarını ifade etti. Küresel rekabet ve amerika yatırımları Sabancı Holding’in küresel arenadaki gücüne de değinen Zaimler, özellikle beyaz çimento alanında dünyada iki numara olduklarını hatırlattı. Amerika’da bildikleri ve uzman oldukları işlere yatırım yaptıklarını söyleyen Zaimler, küresel jeopolitik risklere ve savaş ortamının getirdiği emtia fiyat artışlarına rağmen portföyü daha dirençli hale getirme kararlılığında olduklarını sözlerine ekledi.

TCK BY Kıraç’tan 2026’ya 8 milyar TL ciro hedefi Haber

TCK BY Kıraç’tan 2026’ya 8 milyar TL ciro hedefi

TCK by Kıraç markasıyla yol güvenliği, enerji ve savunma sanayinde faaliyet gösteren Kıraç Galvaniz, gerçekleştirdiği yatırımcı sunumunda büyüme stratejisini, yeni yatırımlarını ve küresel hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. Toplantıya yerli ve yabancı yatırımcılar, portföy yönetim şirketleri ve finans kuruluşları yoğun ilgi gösterdi. Bozüyük yatırımıyla üretimde sıçrama 2025 yılında devreye alınan ve yaklaşık 1,35 milyar TL yatırım büyüklüğüne sahip Bozüyük entegre üretim tesisi, şirketin kapasite ve verimlilik yapısında belirleyici rol oynadı. Dijital izlenebilirlik sistemleri, robotik hatlar ve çevreci galvaniz teknolojileriyle donatılan tesis, TCK by Kıraç’ın operasyonel verimliliğini artırarak şirketi bölgesel üretici konumundan küresel rekabet düzeyine taşıdı. Bursa Başköy’de yapımı devam eden ve makine parkuru hariç inşaat ve altyapı yatırım harcamasının 500 milyon TL olması öngörülen yeni üretim tesisinin 2027 yılında tamamlanması hedefleniyor. Savunma ve Enerjide stratejik konumlanma Kıraç Galvaniz, savunma sanayinde attığı adımlarla yalnızca üretim kapasitesini değil, küresel sistemlere entegrasyon gücünü de yukarı taşıyor. Şirketin NATO Support and Procurement Agency (NSPA) tedarik sistemine kabul edilmesi, uluslararası savunma projelerine doğrudan erişim sağlayan kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Makine ve Kimya Endüstrisi A.Ş. (MKE) tedarikçi platformuna dahil olunması, yerli projelerdeki operasyonel rolünü derinleştiriyor. Bu çift yönlü konumlanma, TCK by Kıraç’ı hem global hem de yerel savunma ekosisteminde aktif bir oyuncu haline getiriyor. Enerji tarafında ise güneş enerjisi altyapı konstrüksiyonları üretimiyle büyümesini sürdüren şirket, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki ivmeyi fırsata çevirerek portföyünü genişletiyor. Yol güvenliği sistemleri, solar enerji altyapısı ve savunma sanayi olmak üzere üç ana iş kolunda ilerleyen bu yapı; Avrupa, Orta Doğu ve Balkanlar’da süren faaliyetlerin yanı sıra Gürcistan ve Romanya’daki yapılanmalarla desteklenerek uluslararası pazarlarda daha derin ve sürdürülebilir bir büyüme modeline dönüşüyor.Müşteri portföyünde Amerika’ dan Çin’ e kadar sektörlerinde önemli birçok firmayla işbirliği yapan TCK by KIRAÇ, global şirket olma vizyonuyla çalışmalarını büyük bir tititizlikle yürütüyor. “Küresel oyuncu konumumuzu güçlendiriyoruz” TCK by Kıraç Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, şirketin dönüşüm sürecine ve küresel hedeflerine dikkat çekti. Malçok, “son yıllarda hayata geçirdiğimiz yatırımlar ve stratejik adımlar sayesinde, TCK by Kıraç’ı küresel ölçekte rekabet eden bir yapıya taşıdık. Bozüyük fabrika yatırımımız ve planladığımız yeni tesislerle üretim gücümüzü büyütürken; savunma sanayi, solar enerji ve yol güvenliği sistemlerinde kurduğumuz dinamik yapı ile daha güçlü, daha rekabetçi ve daha sürdürülebilir bir küresel oyuncu haline geliyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.