SON DAKİKA
Hava Durumu

#Küresel Enflasyon

Ekometre - Küresel Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

ABD borsalarında sessiz alarm Haber

ABD borsalarında sessiz alarm

Uzmanlara göre piyasadaki görünüm sağlıklı bir sektör rotasyonundan çok, yatırımcıların zorunlu pozisyon tasfiyesine işaret ediyor ve bu durum yeni bir düzeltme riskini artırıyor. ABD hisse senedi piyasalarında ilk bakışta sakin bir görünüm hakim olsa da, endeksin perde arkasında dikkat çekici hareketlilik yaşanıyor. Gösterge S&P 500 Endeksi dar bir bantta işlem görmeye devam ederken, sektörler arasındaki performans farkı son yılların en yüksek seviyelerine ulaştı. Piyasa analiz şirketi Sevens Report verilerine göre, 2026 yılı başından bu yana S&P 500'de en iyi ve en kötü performans gösteren sektörler arasındaki haftalık getiri farkı sekiz kez çift haneli seviyelere çıktı. Uzmanlar, benzer bir tablonun bu yüzyılda yalnızca 2000, 2001 ve 2009 yıllarında görüldüğüne dikkat çekiyor. Endeks sakin, piyasa hareketli ABD piyasalarının korku göstergesi olarak kabul edilen VIX Endeksi, yaklaşık 18 seviyesinde seyrederek düşük volatilite sinyali veriyor. Ancak sektör ve hisse bazındaki fiyat hareketleri bunun tam tersini gösteriyor. Endeks genelinde görülen yatay seyir, bazı sektörlerde yaşanan sert yükselişlerin diğer sektörlerdeki güçlü satışlarla dengelenmesinden kaynaklanıyor. Bu da piyasa genelinin olduğundan daha sakin görünmesine neden oluyor. "Bu normal bir sektör rotasyonu değil" Sevens Report Analisti Tyler Richey, geçmişte benzer ayrışmaların yaşandığı dönemlerin büyük bölümünde piyasalarda sert dalgalanmalar ve önemli zirvelerin oluştuğunu belirtiyor. BTIG LLC Baş Piyasa Teknisyeni Jonathan Krinsky ise yaşanan hareketlerin klasik sektör rotasyonundan farklı olduğunu ifade ediyor. Krinsky'ye göre piyasadaki fiyatlamalar, yatırımcıların belirli pozisyonları isteyerek değiştirmesinden çok, risk azaltmak amacıyla zorunlu pozisyon kapatmalarını yansıtıyor. Piyasa genişliği zayıflıyor Analistlerin dikkat çektiği bir diğer unsur ise piyasa genişliğindeki bozulma. S&P 500 endeksi yatay seyrederken bazı hisseler güçlü yükselişler kaydediyor, buna karşılık çok sayıda hisse sert değer kaybediyor. Bu durum, endeks performansı ile piyasadaki genel eğilim arasında belirgin bir uyumsuzluk oluştuğunu gösteriyor. Uzmanlar, sağlıklı boğa piyasalarında yükselişin daha geniş bir hisse grubuna yayılması gerektiğini, mevcut tabloda ise yükselişin sınırlı sayıda hisse tarafından taşındığını vurguluyor. Jeopolitik riskler ve yapay zekâ belirsizliği Piyasadaki dalgalanmayı artıran başlıca faktörler arasında Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmeler de yer alıyor. Yatırımcılar, İran kaynaklı gelişmelerin enerji fiyatları, küresel enflasyon ve merkez bankalarının para politikalarına olası etkilerini yakından izliyor. Öte yandan son iki yılın en güçlü yatırım teması olan yapay zekâ konusunda da soru işaretleri artmaya başladı. Yüksek değerlemelerin sürdürülebilirliği ve yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılıklarına ne ölçüde katkı sağlayacağı, özellikle teknoloji hisselerinde sert fiyat hareketlerine neden oluyor. Bilanço sezonu oynaklığı artırıyor ABD'de devam eden bilanço sezonu da sektörler arasındaki ayrışmayı hızlandırıyor. Şirketlerin açıkladığı finansal sonuçlar ve gelecek döneme ilişkin beklentiler, yatırımcıların sektörler arasında hızla pozisyon değiştirmesine yol açıyor. Bu nedenle endeks genel olarak sakin görünse de hisse bazındaki oynaklık yüksek seviyesini koruyor. Analistler temkinli olunması gerektiğini söylüyor Uzmanlar, S&P 500'ün güçlü görünümünün piyasanın tamamını yansıtmadığı görüşünde birleşiyor. Sektörler arasındaki olağan dışı performans farkları, zayıflayan piyasa genişliği, jeopolitik riskler ve teknoloji hisselerindeki yüksek değerlemeler birlikte değerlendirildiğinde, ABD borsalarında önümüzdeki dönemde düzeltme olasılığının göz ardı edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Piyasa uzmanlarına göre yatırımcıların yalnızca endeks seviyelerine değil, endeksin altında oluşan sektör dinamiklerine ve sermaye akımlarına da dikkat etmesi, önümüzdeki süreçte daha sağlıklı yatırım kararları alınması açısından kritik önem taşıyor.

İran'da ekonomik baskı endişesi Haber

İran'da ekonomik baskı endişesi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ekonomik sorunların ülkenin güvenlik politikaları üzerindeki etkisine dikkat çekerek, artan ekonomik baskıların askeri kazanımları zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Başkent Tahran'da düzenlenen Yüksek Yargı Erki Konseyi toplantısında konuşan Pezeşkiyan, İran'ın mevcut koşullarda "tam kapsamlı bir savaş" içinde bulunduğunu ifade etti. Son dönemde yaşanan fiyat artışlarına da değinen Pezeşkiyan, Nevruz Bayramı, Ramazan ayı ve savaş koşullarının aynı döneme denk gelmesinin piyasalarda baskı oluşturduğunu belirtti. Temel ürünlerde arz sıkıntısı yaşanmadığını vurgulayan İran Cumhurbaşkanı, fiyat artışlarının hükümetin ihmali değil, ekonomik koşullar ve uygulanan kısıtlamalardan kaynaklandığını söyledi. Ekonomik baskıların yalnızca mali göstergeleri değil, toplumsal dengeleri de etkileyebileceğini ifade eden Pezeşkiyan, silahlı kuvvetlerin ülkeyi kararlılıkla savunduğunu ancak ekonomik sorunların toplumsal hoşnutsuzluğu artırabileceğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ekonomik sıkıntıların yaygınlaşmasının halkın yönetime verdiği desteği olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekerek, ekonomik istikrarın ulusal güvenliğin önemli unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Piyasalar açısından önemi Uzmanlar, İran yönetiminden gelen açıklamaların yalnızca ülke ekonomisi açısından değil, enerji piyasaları bakımından da yakından izlendiğini belirtiyor. İran'daki ekonomik gelişmeler ve bölgesel jeopolitik riskler; petrol arzı, enerji fiyatları ve küresel enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Özellikle Orta Doğu'da yaşanabilecek yeni gelişmelerin, petrol fiyatları üzerinden enerji ithalatçısı ülkelerin maliyetlerini ve küresel finans piyasalarının risk algısını etkileme potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor.

Trump gerilimi petrolü yükseltti Haber

Trump gerilimi petrolü yükseltti

Piyasalar, Hürmüz Boğazı’ndaki krizin uzayabileceği endişesiyle yeniden hareketlendi. Brent petrolün varil fiyatı yüzde 4’ün üzerinde artarak 105 dolar seviyesini aşarken, ABD tipi ham petrol (WTI) ise 99 doların üzerine çıktı. Trump, sosyal medya paylaşımında İran’ın teklifini “tamamen kabul edilemez” olarak değerlendirdi. Hürmüz Boğazı endişesi büyüyor Şubat sonunda başlayan çatışmalar sonrası Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin büyük ölçüde durması, küresel enerji sevkiyatında ciddi aksamalara yol açtı. Ham petrol, doğalgaz ve yakıt taşımacılığındaki sorunların fiyat baskısını artırdığı belirtiliyor. Uzmanlar, enerji arzındaki sıkıntının küresel enflasyon riskini yeniden yükseltebileceği uyarısında bulunuyor. “Fiyatlarda yeni yükseliş alanı oluşabilir” ING Group Emtia Stratejisi Başkanı Warren Patterson, ABD ile İran arasında kısa vadede anlaşma ihtimalinin zayıfladığını belirterek, çatışmaların yeniden tırmanabileceğine dikkat çekti. Patterson, artan jeopolitik risklerin petrol fiyatlarında yeni yükseliş alanı oluşturabileceğini söyledi. Bölgedeki saldırılar sürüyor Öte yandan Katar açıklarında bir yük gemisine insansız hava aracıyla saldırı düzenlendiği bildirildi. Saldırı sonrası gemide kısa süreli yangın çıkarken, olay bölgedeki deniz taşımacılığı risklerini yeniden gündeme taşıdı. Saudi Aramco CEO’su Amin Nasser ise Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaların birkaç hafta daha sürmesi halinde enerji piyasalarının ancak 2027 yılında normalleşebileceğini ifade etti.

Pekin’den Orta Doğu’ya kritik hamle Haber

Pekin’den Orta Doğu’ya kritik hamle

Orta Doğu’da yükselen savaş gerilimi küresel dengeleri sarsarken, Çin’den dikkat çeken bir diplomatik hamle geldi. Pekin yönetimi, İran ile ABD arasında tırmanan krizin daha büyük bir çatışmaya dönüşmesini önlemek amacıyla diplomasi trafiğini hızlandırdı İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Pekin ziyareti uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, görüşmelerde ateşkes, enerji güvenliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim masaya yatırıldı. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin “tam ve kalıcı ateşkes şart” mesajı ise dünya piyasalarında dikkatle takip edildi. ABD ile İran arasında özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden artan tansiyon, petrol piyasalarında da baskıyı artırıyor. Uzmanlara göre Pekin yönetimi, hem enerji arz güvenliğini korumak hem de bölgede arabulucu güç olarak öne çıkmak istiyor. Çin’in son dönemde İran, Pakistan ve Körfez hattında yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği bu stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor. Washington’un bazı Çinli şirketlere yönelik yaptırım kararları sonrası Pekin’in geri adım atmaması ise küresel güç rekabetinin yeni bir boyuta taşındığı yorumlarına neden oldu. Çin’in İran üzerindeki etkisini kullanarak bölgede denge kurmaya çalıştığı belirtilirken, yaklaşan Trump-Şi zirvesi öncesinde diplomatik temasların daha da hızlanması bekleniyor. Analistler, Orta Doğu’daki gelişmelerin sadece bölgesel değil; enerji, ticaret ve küresel enflasyon açısından da kritik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek yeni bir kriz, petrol fiyatlarında sert yükseliş riskini gündemde tutuyor.

İSO Başkanı Bahçıvan: Küresel enflasyon gerileyecek Haber

İSO Başkanı Bahçıvan: Küresel enflasyon gerileyecek

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, 2023 değerlendirmeleri ve 2024 öngörülerine ilişkin görüşlerini açıkladı. Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen depremlerin sadece ekonomiyi değil, bütün dengeleri alt üst ettiğini ifade en Bahçıvan, Türkiye'nin yılın ilk yarısında kendi iç gündemi nedeniyle dışarıda olup bitenlerle çok fazla ilgilenilemediğini, yılın ikinci yarısında ise yeni kurulan hükümet ve ekonomik kadrolardaki değişim ile istikrara dair öz güvenin adım adım oluşmaya başladığını, tablonun belli bir disipline kavuşmaya doğru dönüşmeye başladığını belirtti. Küresel enflasyon gerileyecek Bahçıvan, salgından sonra dünya ekonomisine uzun yıllar sonra tekrar gündem olan enflasyon gerçeğinin 2023 yılında zirve yaptığını, enflasyona neden olan faktörlerin de yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla küresel anlamda enflasyonun gerileyeceğini kaydetti. Gerek Avrupa Merkez Bankası'nın gerek Fed'in parasal sıkılaşmaya yönelik adımlarda bir dönüşümün yaşanacağına dair işaretler verdiğini aktaran Bahçıvan, "2024 en kötünün artık daha geride kalmaya başlayacağı bir yıl olarak görülmeye başlandı. Hâlâ enflasyona dair belirsizlikler olsa da artık en üst noktasının büyük bir ihtimalle aşıldığı konusunda genel bir kanaat hakim. Yılın son döneminde kendini iyice hissettiren bir dünya durgunluğu söz konusu. Başta Çin olmak üzere, Asya’da, Avrupa’da PMI rakamlarından da anlaşılacağı üzere her yerde bu durgunluğu görüyoruz" diye konuştu. Türkiye için sorun olmaya devam edecek Erdal Bahçıvan, 2024’te enflasyonun Türkiye açısından en önemli sorun olmaya devam edeceğini belirterek, "Yeni yıl, Türkiye açısından kesinlikle ve kesinlikle kararlılıkla enflasyonla mücadele edilmesi gereken bir yıl olacak. Hiç taviz verilmeden yapılacak bu mücadeleyi, zaten Merkez Bankası ile Hazine ve Maliye Bakanlığının politikalarından da anlıyoruz" dedi. Bahçıvan, iç piyasada enflasyona karşı en önemli silah olarak faizlerin görüldüğünü ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: * Faizlerin yüksek olması ve bu faizlerin yüksek seyri mutlaka ekonomik aktiviteyi ciddi ölçüde yavaşlatacak. İç piyasaya bağlı sektörlerde hem talep noktasında, hem finans kaynağı noktasında bir zorluk yaşanacağı kesin. * Şu anda kamunun da tavsiye ettiği, ihracata dönük çalışmalarda ve döviz kazandıracak işlerde fırsatların değerlendirilmesi gerekiyor. Kredi mekanizmaları da bunu destekler nitelikte çalışıyor. İhracat imkanlarını zorlayan ve ihracat fırsatları geliştiren sektörler, gelecek yılı en azından finansa erişim açısından daha rahat ve makul geçirecek. * Türkiye, son yıllarda 'ne pahasına olursa olsun büyüme' mottosundan, biraz daha 'enflasyonu dizginlemeye' dönük bir mottoya doğru en azından yılın ilk döneminde geçmek zorunda kalacak. Bunu zaten ekim ayından itibaren görmeye de başladık. * 2024’ü nasıl yaşayacağımız noktasındaki ilk işaretleri almaya başladık. Tabii her bir cefanın sonunda mutlaka bir sefa geliyor. Adı konmuş ve doğru tespit edilmiş bir rahatsızlık ve onun tedavisi güven verici bir şekilde ise zaten belli bir dönem sonunda geleceğe iyimser bakma konusunda moraller de yükselecek. Bunu CDS’lerde de görmeye başladık. Büyümenin yüksek olduğu dönemlerde 700’lerde olan CDS, büyümenin durgunlaşmaya başladığı dönemlerde 280'lere kadar düşmeye başladı. Süreci temkinli ve dikkatli götürmemiz lazım Bahçıvan, büyümenin niteliğinin önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Orta Vadeli Program’da (OVP) konan rakamın altında bir büyümenin sürpriz olmayacağını düşünüyorum. Ama bunu çok da dert etmemek lazım. Yani eğer gelecekten çalmayacak makul bir büyümeyle karşılaşacaksak da ona bir süre katlanmamız gerekiyor. Bizim bu süreci çok daha temkinli ve dikkatli götürmemiz lazım. Onun için büyümeyi çok fazla stres yapmamak gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. İGEF önemli bir metot İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, Eximbank’ın sermaye yapısının güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, ihracatçı sanayicilerin desteklenmesi açısından İhracatı Geliştirme Fonu'nun (İGEF) da önemli bir metot olduğunu vurguladı. Eximbank’ın teminata dayalı bankacılık anlayışının en azından geçmiş performans kriterleri değerlendirilerek yumuşatılması gerektiğini ifade eden Bahçıvan, "Eximbank günlük hayatın, ihracatın önündeki engellerin kaldırılması noktasındaki en önemli kurumsa, sanayimizin desteklenerek ve nitelikli yatırımların hayata geçirilmesi noktasında en kilit kurumlardan biri de Kalkınma Bankasıdır. Bu nedenle yıllardır Kalkınma Bankası'nın Türkiye'nin uzun vadeli sanayi finansmanı noktasındaki en önemli kurumu haline getirilmesini savunuyoruz. Her ne kadar bir süre önce Kalkınma Bankası yeniden yapılandırılmış olsa da amaçlanan noktaya gelmesi çok gecikmiştir" diye konuştu. Bahçıvan, Yatırım Taahhütlü Avans Kredi enstrümanının henüz çok yeni olduğunu, uygulamaya başladıkça değerlendirme yapmanın daha faydalı olacağını belirterek, ancak yatırımcıların uzun vadeli ve uygun koşullarda yatırım kredisine erişim sağlama, yüksek teknoloji yatırımları hızlandırma, cari denge ve fiyat istikrarına katkı verme gibi hedeflerin her birinin yatırımcı açısından çok anlamlı olduğunu dile getirdi. Bahçıvan, enstrümanın uzun vadeli, nitelikli krediye dönüş ve sübvansiyonlu bir kredi olması anlamında önemli ve değerli olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'nin ne yazık ki şu anki mevcut koşullarında, sanayicinin yatırım için uzun vadeli kredi bulabilme lüksü hemen hemen yok, hele TL olarak hiç yok. Bu nedenle 10 yıla dönük, fiyatı itibarıyla faiz koşullarından da daha ehven bir şekilde çıkarılmış olan bir kredi paketini, bir kere zaten takdir etmemek mümkün değil. Bunlar, doğru hedeflerde ve doğru alanlarda kullanılırsa bir anlam ifade edecek. Bu konuda bakanlığımızın disiplini, bütün olumlulukları ortaya koyacaktır." ifadelerini kullandı. Özel bankalar bankacı olduklarını hatırladı Erdal Bahçıvan, iç piyasa tarafında ticari krediyi erişimden ziyade ticari kredi maliyetini kaldırabilme sorunu olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: * Burada finansa erişmek midir esas, yoksa o maliyeti karşılamak mıdır? Finansmana erişim, geçtiğimiz dönemde fiyattan daha ziyade bir yokluk boyutundaydı. Özel bankalar tamamıyla piyasadan yok olmuşlardı, çekilmişlerdi. Şimdi özel bankaların son 2 aydır tekrar finans dünyasında, varlıklarını hatırladıklarını görüyoruz. Özel bankalar tekrar aktif bir şekilde piyasaya girmeye başladı. Tekrar bankacılığı hatırladılar. * Bu en azından vücuda bir kan akışının başlaması adına olumlu ama tabii ki TL maliyetlerinin kaldırılabilmesi, bunun karşılığında rasyonel bir iş yapılabilmesi artık o firmaların ve o sektörün durumuna bağlı. * Açıkça söylemeyelim ki ticari kredilerde en azından özel sektör bankalarında, son dönemlerin en pozitif noktasındayız. Kredi kanalının daha da açılacağını ümit ediyorum. Fiyat tarafı ayrı ama miktar tarafının artacağına inanıyorum. Çünkü kabul etmek lazım ki Türkiye'ye bir fon akışı başladı. Yatırım iştihası açısından ilk altı ay sakin gececek Gelecek yıl yatırımlarda bir geri çekilme olacağını belirten Bahçıvan,  "Finansman maliyetinin nereye oturacağını görmeden ve günlük hayattaki problemler tam anlamıyla çözülmeden yatırıma dönük bakış açısının kısa vadede çok güçlü olacağını düşünmüyorum" dedi. Yeni yatırımlar konusunda enerji sektörünün pozitif ayrışacağını ifade eden Bahçıvan, şöyle devam etti: * Yatırım iştihası açısından gelecek yılın ilk 6 ayının daha sakin geçeceğini söyleyebilirim ki bu da gayet doğal. Bazı sektörlerimizin ciddi kapasite fazlası var. Bunların da bir rahatlaması lazım. Yılın 2. yarısına kadar, yatırım döneminin daha sakin olacağını düşünüyorum. Yerel seçimler var, enflasyonla mücadeleyle birlikte haziran, temmuz ayından sonra faizlerin düşeceği beklentisi var, dünyadaki faizlerin düşme beklentisi var. Yurt dışından da kaynak sağlayarak, hem maliyet hem vade konusunda yılın 2. yarısında biraz daha olumluya dönecektir. Bu demek değil ki, yatırımlar sıfırlanacak ama ivme ve tempo kaybedeceğimiz kuvvetle muhtemel. Yılın ikinci yarısının ise daha farklı bir döneme evirileceğini düşünüyorum." Türkiye gözlenen ve özlenen bir ülke Mevcut ekonomi yönetiminin enflasyon konusunda başarılarını ispat etmeye başladıkça öz güvenin de artmaya başlayacağını ifade eden Bahçıvan, "İhmal etmememiz gereken bir konu da Türkiye'nin son yıllarda ne yazık ki çok uzak kaldığı yabancı sermaye konusu. Şirket satın almalarında unutulduk resmen" yorumunu yaptı. Şu anda sermaye piyasalarının halka arzlar üzerinden döndüğüne değinen Bahçıvan, şunları kaydetti: * Türkiye birçok sektörde, yabancı sermaye açısından gözlenen ve özlenen bir ülke. Onun için yabancı sermaye konusunda hem mevcut yatırımlara, hem de mevcut şirketlerimize talep olacağı gibi sıfırdan ya da ortaklık yoluyla da yabancı oyuncuları Türkiye tekrar kazanacak. Kuvvetle muhtemel gelecek yılın 2. yarısında, inşallah her şey yolunda giderse, bu tür yabancı sermaye hareketlerini farklı farklı sektörlerde görebileceğimizi düşünüyorum. Buna hazır olmamız da lazım. Türkiye, yabancı sermaye girişini hak ediyor. * Son yıllarda uzağında kalsak da bu konuda, bu açığı kapatmayı hak ediyoruz. Kaliteli sermaye ve iş ortaklıkları açısından bunun zamanının geldiğini, çok da uzak olmadığımızı düşünüyorum. Bu hareketlilik sadece Körfez ülkelerinden de olmayacaktır. Japonya birçok sektörde Türkiye’ye yatırım yaptı. Hintliler geliyor. Sadece Körfez’e takılıp kalmayalım, Uzak Doğu'dan, gerek Asya'dan gerek Avrupa'dan, Amerika'dan yabancı sermaye akışı konusunda bir hareketlilik olacağını düşünüyorum. İstikrarlı bir kur en kıymetli kur Sanayiciler olarak, TL'nin değerinin düşmesi ve yüksek volatilite konusunda hassas olduklarını ifade eden Bahçıvan, aşırı değer kaybının kısa vadede para kazandırsa da uzun vadede farklı çok büyük maliyetlere sebebiyet verdiğini anlattı. İstikrarlı bir kurun en kıymetli kur olduğunu ifade eden Bahçıvan, konuşmasını şöyle sürdürdü: * Ümit ediyorum ki 2024, inşallah bir terslik olmazsa, kur açısından da son 5 yılın en rahat ve huzurlu dönemi olacak. Tabii belli sektörlerimiz bundan rahatsızlık duyabilir ama ben eminim uzun vadede istikrarlı bir kur, enflasyona ve fiyat istikrarına vereceği olumlu katkı ile birlikte birçok açmazın önünü açmış olacak. Onun için de biraz sabırlı olmamız lazım. * 2018 Mayıs’ta kur 4 lira seviyesindeydi. 5,5 yılda 29 lira seviyelerine geldi. Her yıl, nerede duracak, 8 olacak mı, 12 olacak mı, 15 olacak mı, 20 olacak mı, 25 olacak mı? Ama artık 40 olacak mı, 50 olacak mı demememiz lazım. Kurun daha fazla artmasını bir gereklilik olarak gören kesim, bu kurun son 5 yılda nereden nereye geldiğine bakmasında fayda var. * Tabii aşırı düşmesi gibi bir tablo da bizim için son derece kabul edilmez olur. Ben Merkez Bankasının akılcı ve Türkiye’nin rekabet şansını zorlamayacak ölçüde götüreceğini tahmin ediyorum. Türkiye bunu haketmedi Bahçıvan, 2024'te en önemli sorunun enflasyon olduğunu belirterek, "Enflasyon, sadece ekonomide değil, sosyolojiden psikolojiye hatta ahlaki değerlere kadar yansıması oluyor. Enflasyonda dünyanın en olumsuz 4'üncü, 5'inci ülkesi olarak adlandırılmak hepimizi yoruyor, üzüyor, rencide ediyor. Türkiye bunu hak etmedi. Bu sınıftan çıkmamız lazım. Bir de bunu başarmış bir ülkeyiz, 6’ları, 5’leri gördük, hep birlikte bunu başardık. Onun için böylesine yüksek bir enflasyonu kaderimiz haline getirmemeli, kesinlikle hayatımızdan çıkarmalıyız" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.