SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kültürel Uyum

Ekometre - Kültürel Uyum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Uyum haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de marka isimlendirme sürecinde stratejik dönüşüm Haber

Türkiye’de marka isimlendirme sürecinde stratejik dönüşüm

Oysa marka ismi, yalnızca bir kelimeden ibaret değil; şirketin tüm pazarlama yatırımlarını taşıyan temel yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin yalnızca marka isimlendirme ve stratejik marka mimarisi alanına odaklanan ilk ajansı olan Du Naming, bu alandaki boşluğu bilimsel veriler ve stratejik yaklaşımlar doğrultusunda ele alıyor. Türkiye’de her yıl binlerce marka doğuyor Türkiye’de yaklaşık 3,7 milyon KOBİ bulunuyor. Her yıl ortalama 110 binden fazla yeni şirket kurulurken, Türk Patent ve Marka Kurumu verilerine göre yıllık marka tescil başvurusu sayısı 150 binin üzerine çıkıyor. Ancak bu yoğunluk içinde markaların önemli bir bölümü, marka isimlendirme sürecini hâlâ yalnızca “yaratıcı fikir bulma” yaklaşımıyla ele alıyor. Süreç çoğu zaman reklam ajanslarına ya da patent bürolarına bırakılıyor. Oysa marka isimlendirme; strateji, dilbilim, rekabet analizi, fonetik yapı, kültürel uyum ve hukuki uygunluk gibi çok katmanlı bir uzmanlık alanı olarak dikkat çekiyor. Eren Özata, Türkiye’de marka isimlendirme konusunda önemli bir bilgi eksikliği bulunduğunu belirterek şunları söylüyor: “Yaklaşık 20 yıldır markalaşma sektörünün içindeyim. Yüzlerce projede gördüğüm ortak problem şu oldu: Şirketler marka ismini çoğu zaman stratejik bir karar olarak görmüyor. Oysa yanlış isim seçimi, yıllarca rakibi büyütebilir. Global pazarda sorun yaratabilir. Hatta markanın tescil sorunları nedeniyle büyümesini engelleyebilir.” Marka ismi stratejiyle şekilleniyor Türkiye’nin ilk marka isimlendirme ajansı olan Du Naming, klasik yaratıcı isim üretim süreçlerinden farklı bir yaklaşım benimsiyor. Süreç doğrudan marka ismi önerileriyle başlamıyor; öncelikle markanın ne söylediğinden çok, ne söylemek istediği tanımlanıyor. Ajans, marka konumlandırması, hedef kitle, rekabet analizi, marka karakteri ve kategori stratejisini belirledikten sonra isimlendirme aşamasına geçiyor. Fonetik yapıdan kültürel çağrışımlara, alan adı uygunluğundan tescil analizlerine kadar birçok kriter birlikte değerlendiriliyor. Doğru marka ismi için öne çıkan kriterler Du Naming’e göre doğru marka ismi; şirketin iş hedefleriyle örtüşmesi, marka vaadini taşıması, hedef kitlesi için anlam ifade etmesi ve rakiplerden ayrışması gibi kriterleri karşılamalı. Bunun yanı sıra farklı dillerde sorun yaratmaması, telaffuzunun kolay olması, hafızada kalıcılık sağlaması, dijital platformlarda kullanılabilir olması ve global pazarlara uyum gösterebilmesi de önem taşıyor. Ajansa göre bugün birçok marka, özellikle “lider markaya benzeme” hatası nedeniyle rekabete geriden başlıyor. Aynı sektörde benzer ritimlere, çağrışımlara ya da kelime yapılarına sahip isimler kullanıldığında, tüketici zihni çoğu zaman lider markayı hatırlıyor. Bu durum, yeni markanın reklam yatırımının dahi rakibe çalışmasına neden olabiliyor. Küresel ölçekte büyüyen bir uzmanlık alanı Küresel ölçekte marka ve isimlendirme sektörü uzun yıllardır bağımsız bir uzmanlık alanı olarak kabul görüyor. Dünyanın en değerli 5 bin markasının toplam değerinin yaklaşık 14 trilyon dolar seviyesinde olduğu belirtilirken, global marka ajansları pazarının önümüzdeki yıllarda 100 milyar doları aşması bekleniyor. Intel’in Pentium’u, Procter & Gamble’ın Swiffer’ı ve Coca-Cola’nın Dasani’si gibi isimler; yalnızca yaratıcı fikirlerin değil, uzun araştırma ve strateji süreçlerinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Eren Özata, Türkiye’de de bu yaklaşımın güçlenmesi gerektiğini ifade ederek şu değerlendirmede bulunuyor: “Bugün bir marka ismi sadece kulağa hoş gelen bir kelime olamaz. Rekabetin yoğun olduğu bir dünyada marka ismi; pazarlama yatırımlarını taşıyan stratejik bir zemindir. Biz de Du Naming’i tam olarak bu nedenle kurduk. Marka isimlendirmeyi şansa bırakılan bir süreç olmaktan çıkarıp, bilimsel ve stratejik bir zemine taşımak istiyoruz. Yarattığımız marka isimlerinin dünyanın en değerli marka isimleri ligine dahil olmasını hedefliyoruz.” Marka ismi, şirketin geleceğini doğrudan etkiliyor Du Naming, yerli ve yabancı markalara stratejik isimlendirme, marka mimarisi ve marka ön değerlendirme hizmetleri sunuyor. Ajansın yaklaşımı ise tek bir noktada birleşiyor: “Mesele yaratıcı olmak değil, stratejik olmak.” Doğru marka ismi yalnızca dikkat çekmekle sınırlı kalmıyor; markanın büyümesini, hatırlanmasını ve rekabetteki konumunu da doğrudan etkiliyor.

Şirketlerin asıl ihtiyacı nitelikli saha gücü Haber

Şirketlerin asıl ihtiyacı nitelikli saha gücü

Türk şirketleri işe alım bütçelerini dünyadan iki kat daha fazla artırsa da "nitelikli saha gücü" bulmakta küresel ortalamanın çok üzerine çıkan devasa bir krizle karşı karşıya. Dünyanın önde gelen işveren markası araştırma ve danışmanlık şirketi Universum, 60’tan fazla ülkede İnsan Kaynakları profesyonellerinin katılımıyla gerçekleştirilen Employer Branding NOW 2026 araştırmasının Türkiye ve Dünya karşılaştırmalı sonuçlarını açıkladı. Rapor, Türkiye’deki yetenek pazarının hem bütçe hem de zorluk seviyesi bakımından dünyadan çok daha "agresif" ve "kırılgan" bir noktada olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de işe alım "İmkansız Görev"e dönüşüyor Dünya genelinde İK profesyonellerinin %52’si önümüzdeki 12 ayın daha zorlayıcı olacağını öngörürken, Türkiye’de bu karamsarlık %65 seviyesine çıkıyor. İşverenlerin işe alımda zorluk yaşama oranı dünyada %93 iken, Türkiye’de bu oran %98 ile neredeyse "tam zorluk" seviyesine ulaşmış durumda. Bu zorluğun temelinde ise büyük bir paradoks yatıyor: Vasıflı işçi krizi: Türkiye’de ulaşılmasında en çok zorlanılan grup %43 ile "vasıflı işçiler" (teknisyenler, ustalar). Dünyada bu oran sadece %24.Teknoloji Farkı: Dünyada Bilgi Teknolojileri (BT) yeteneklerine ihtiyaç %46 ile ilk sıradayken, Türkiye’de bu oran %41 ile saha gücünün gerisinde kalıyor. Türkiye, Dünyayı ikiye katladı Yetenek kıtlığına karşı Türk şirketleri savunma mekanizması olarak bütçelere sarıldı. Dünyada şirketlerin sadece %30’u işe alım bütçelerini artırırken, Türkiye’de şirketlerin %54’ü bütçe artışına gitti. Bu durum, Türkiye’de "yetenek avı"nın maliyetinin küresel ortalamadan çok daha hızlı yükseldiğini gösteriyor. "Kültürel Uyum" takıntısı mı, gereklilik mi? Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri işe alım kriterlerinde ortaya çıkıyor. Dünyada "kültürel uyum" (cultural fit) bir kriter olarak önemini yitirmeye başlarken (%63), Türkiye’deki şirketlerin %76’sı hala en önemli kriterin bu olduğunu belirtiyor. Gerçek sahanın kalbinde Universum Türkiye lideri Evrim Kuran, verileri şöyle yorumluyor: “Türkiye'deki şirketler yüksek oranlarda 'kültürel uyum' arayışına girerek aslında kendi yankı odalarını yaratmaya ve konfor alanlarını korumaya devam ediyorlar. Farklı sesleri, dönüştürücü zihinleri veya sistemi ileriye taşıyacak yapıcı itirazları değil; mevcut düzene ayak uyduracak profilleri hedefliyoruz. Öte yandan, hem öğrencilerin hem de profesyonellerin en temel beklentisi olan 'çalışana saygı' kavramını ajandamızın çok arka sıralarına itiyoruz. Şirketler yetenekleri çekmek için öğrenme ve gelişim fırsatları gibi unsurlara odaklanırken, sahadaki teknisyenin veya masadaki uzmanın aslında çok daha sade ve derin bir beklentisi var: Varlığının insan olarak görülmesi ve emeğine sahici bir saygı duyulması. İşe alım bütçelerimizi dünyadan iki kat daha fazla artırmamız, yetenek krizini yalnızca parayla çözebileceğimiz gibi tehlikeli ve sığ bir yanılgıya işaret ediyor. Oysa mesele bütçenin büyüklüğü değil, organizasyonel vizyonun derinliğidir. Dünyanın gerisinde kalarak yapay zekayı sadece temel bir aday havuzu oluşturma aracı olarak konumlandırdığımız ve şirket içi rotasyon fırsatlarını çalışana bir hak değil lütufmuş gibi sunduğumuz sürece bu yetenek savaşında kan kaybetmeye devam edeceğiz. Dünyayla aramızdaki giderek açılan makası kapatmak istiyorsak, hiyerarşik ezberlerimizi bozmalı ve yeteneğin sesine kulak vermeliyiz.” Rakamlarla Türkiye - Dünya Karşılaştırması Kriter Türkiye Dünya İşveren Markası İK'nın ilk önceliğidir %53 %37 İşe alım bütçesini artıranlar %54 %30 Vasıflı işçi bulmakta zorlananlar %43 %24 İşe alımda Yapay Zeka kullananlar %23 %31 Çalışan Değer Önermesi (EVP) olmayanlar %22 %20 Rotasyon ve Mobilite: "İyiyiz" diyoruz ama gerideyiz Şirket içi yeteneği hareket ettirme konusunda Türkiye’de bir "algı yanılsaması" dikkat çekiyor. Türkiye’deki şirketlerin %67’si rotasyon ve mobilite uygulamalarının iyi olduğunu düşünürken, bu oran dünyada %77 seviyesinde. Oysa dünyada rotasyon fırsatlarını en önemli öncelik gören şirket oranı %23 iken Türkiye’de bu oran sadece %18'de kalıyor. Çalışan ne bekliyor, şirket ne veriyor? Türkiye’deki işverenlerin %62’si çalışan değer önermelerini (EVP) "Öğrenme ve Gelişim" üzerine kuruyor. Ancak araştırmanın en can alıcı noktası "Çalışana Saygı" başlığında gizli. Hem üniversite öğrencileri hem de profesyoneller için "en önemli" işveren markası niteliği olan çalışana saygı, şirketlerin öncelik listesinde %33 ile ancak arka sıralarda kendine yer bulabiliyor. Yapay zekada geriden takip İşe alım teknolojilerinde dünya Yapay Zeka kullanımına %31 oranında geçerken, Türkiye’de bu oran %23 seviyesinde. Türkiye’deki kullanımın %35’i ise aday havuzu oluşturma ve üretken yapay zeka alanında yoğunlaşıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.