SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kriz

Ekometre - Kriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kriz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yeşil Kundura’nın iflası onaylandı Haber

Yeşil Kundura’nın iflası onaylandı

Daha sonra finansal zorluk içine giren marka ismini HK Kundura olarak değiştirdi ancak mali darboğazı aşamayarak iflas etti. Türkiye'nin köklü ayakkabı markalarından Yeşil Kundura, mali sıkıntılar nedeniyle iflas etti. Şirket bir süredir finansal darboğaz içindeydi ve konkordato sürecine girmişti. Ancak konkordato sürecinde borçlarını ertelemek de şirketi kurtarmaya yetmedi. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 13 Nisan tarihli ilanı ile şirketin iflas ilanını yayımladı. 1948 yılında kuruldu ama ayakta kalamadı 1948 yılında Yeşil Kardeşler tarafından kurulan marka, yıllar içinde Türkiye’nin en tanınan ayakkabı markalarından biri haline gelmişti. Şirket, son dönemde ismini şirketin yeni sahibi Hüseyin Kızanıklı’nın isminin baş harfleri olan HK Kundura olarak değiştirmişti. Yeni ismiyle faaliyetlerini sürdüren şirket, tüm çabalara rağmen yaşadığı mali darboğazı aşamadı. 2018 krizinde de zorlanmıştı Yeşil Kundura, 2018 yılında da benzer bir mali kriz nedeniyle konkordato ilan etmiş ve o dönemde mahkeme, şirkete yönelik yeni haciz işlemlerini durdurmuştu. 2023 Aralık ayında konkordato sürecini tamamlayan ve mali yapısını yeniden düzenleyen şirket, bu yıl yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu kez konkordatoyu aşamadı ve iflas etti. Yeşil Kundura, küçük bir atölyeden çıkıp Türkiye genelinde birçok mağazaya sahip önemli bir marka haline gelmişti.

Başarının temelinde ortak akıl var Haber

Başarının temelinde ortak akıl var

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) çatısı altındaki 70 meslek komitesini buluşturan Müşterek Meslek Komiteleri Toplantısı ile Mart Ayı Meclis Toplantısı, BTSO Ana Hizmet Binası’nda gerçekleştirildi. Toplantıya BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, yönetim kurulu üyeleri, meclis başkanlık divanı, meclis üyeleri ve komite üyeleri katıldı. Toplantıda sektörel gelişmeler, ekonomideki mevcut durum ve komitelerin çalışmaları ele alınarak değerlendirmelerde bulunuldu. Program kapsamında ayrıca Emekli Diplomat Gülru Gezer, Orta Doğu’da yaşanan savaşın siyasi ve diplomatik etkilerine ilişkin bir sunum gerçekleştirirken, Ekonomist Hakan Kara da küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki yansımalarını değerlendirdi. “Projelerin Temelinde Ortak Akıl Var” BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, BTSO’nun 60 bini aşan üyesiyle Türkiye’nin en büyük ticaret ve sanayi odalarından biri olduğunu söyledi. İsmail Kuş, kurumun büyüklüğünün yalnızca üye sayısından kaynaklanmadığını belirterek, bu gücün Bursa’nın köklü üretim kültürü, tüccarın emeği ve girişimcilerin cesaretiyle şekillendiğini ifade etti. Bursa’nın birlikte üretmeye inanan bir şehir olduğunu vurgulayan Kuş, BTSO’nun da bu kültürün kurumsal temsilcisi olduğunu dile getirdi. BTSO çatısı altında karar alma süreçlerinde “ortak akıl” anlayışının benimsendiğini kaydeden İsmail Kuş, “TEKNOSAB, BUTEKOM, GUHEM ve Bursa Business School gibi dev projelerimizin her birinde, komitelerimizin fikri, emeği ve imzası var. Bu projeler, Bursa iş dünyasının birlikte hayal kurup birlikte başarma azminin birer eseridir.” dedi. “Meslek Komiteleri, Karar Mekanizmalarının Merkezinde Yer Alıyor” BTSO meslek komitelerinin Odanın çalışmalarının omurgasını oluşturduğunu ifade eden İsmail Kuş, “2013 yılında başlattığımız değişimle, komitelerimizi kağıt üzerinde kalan yapılar olmaktan çıkarıp, BTSO’nun en güçlü karar mekanizması haline getirdik. Bugün komite üyelerimiz Ankara’da hangi kapıyı çalarlarsa çalsınlar, karşılarında kendilerini dikkatle dinleyen, çözüm odaklı bir muhatap buluyorlar. Bunun temel sebebi, Bursa’nın Türkiye ekonomisine yön veren, her alanda öncü bir şehir olmasıdır. En önemlisi de Bursa iş dünyasının; ortak hareket kültürüyle tek ses, tek yürek olmayı başarmış olmasıdır. Bizler, bu birliktelikten aldığımız güçle geleceği inşa ediyoruz.” diye konuştu. “Proaktif Bir Yaklaşım Sergiliyoruz” “Bizim yönetim anlayışımız; sadece sorunları konuşmak değil, o sorunların üzerine gitmek ve somut neticeler almaktır.” diyen İsmail Kuş şöyle devam etti: “Sektörlerimizin nabzını tutuyor, tıkanıklıkları yerinde görüyor ve vakit kaybetmeden her mesele için uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyuyoruz. Bunun en çarpıcı örneğini, Orta Doğu’da bir aydır devam eden ve vicdanlarımızı yaralayan savaş sürecinde bir kez daha sergiledik. Dualarımız ve en büyük temennimiz, bu savaşın biran evvel son bulması, bölge halkının huzura kavuşmasıdır. Ancak bu insani hassasiyetimizin yanında, bölgedeki ateşin ekonomimize, tedarik zincirlerimize ve sektörlerimize yansıyan maliyet yüklerini de görmezden gelemezdik. Hızla hareket ettik; sektör paydaşlarımızla bir araya gelerek dar boğazları ve çözüm yollarını tek tek raporladık. Bu kapsamlı dosyayı, çözüm önerilerimizle birlikte ivedilikle ekonomi yönetimimize sunduk. Çünkü biliyoruz ki, belirsizlik dönemlerinde iş dünyasına rehberlik etmek, hem vicdani hem de kurumsal sorumluluğumuzdur.” Beklentimizi Küresel Ekonomik İstikrarın Yeniden Tesis Edilmesi BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin sanayi ve ticaret üzerindeki etkilerinin her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissedildiğini söyledi. Uğur, “İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmalar, bölgesel bir kriz olmanın ötesine geçerek küresel ekonomi üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İş dünyası olarak gelişmeleri dikkatle takip etmek zorundayız. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta Bursa Ticaret ve Sanayi Odamızda meclis üyelerimiz ve konsey başkanlarımızın katılımıyla kapsamlı ve verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Toplantımızda ele alınan konuları detaylı bir şekilde değerlendirerek rapor haline getirdik ve başta TOBB olmak üzere ilgili kurumlarımızla paylaştık. Müşterek Meslek Komiteleri Toplantımızda da kıymetli hocalarımızın çok değerli sunumlarını dinledik. Bu sunumlar, içinde bulunduğumuz süreci daha iyi analiz etmemize ve önümüzdeki döneme dair daha sağlıklı öngörüler geliştirmemize önemli katkılar sağlamıştır. Temennimiz; yaşanan bu sürecin bir an evvel barışla sonuçlanması, bölgesel gerilimlerin sona ermesi ve küresel ekonomik istikrarın yeniden tesis edilmesidir.” şeklinde konuştu. “Belirsizlik Ortamı Öngörülebilirliği Azaltıyor” Prof. Dr. Hakan Kara, küresel ekonomide artan belirsizliklerin ekonomi politikaları açısından en zor dönemlerden biri olduğunu belirterek, bu süreçlerin öngörülebilirliği azalttığını söyledi. Ekonomik programların uygulanması sırasında yalnızca doğru politikaların değil, aynı zamanda uygun küresel koşulların da önemli olduğuna dikkat çeken Kara, mevcut planlamaların büyük ölçüde olumlu senaryolara göre yapıldığını ifade etti. Son dönemde yaşanan savaşın ise bu dengeleri zorlaştırdığını vurguladı. Küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini değerlendiren Kara, Türkiye’nin dinamik ve çevik bir özel sektöre sahip olduğunu, bu sayede şoklara uyum sağlama kapasitesinin yüksek olduğunu dile getirdi. Ancak bu tür küresel şokların kaçınılmaz olarak ekonomik etkiler oluşturacağını belirten Kara, büyümede yavaşlama, dış açıkta artış, enflasyon ve işsizlikte yükseliş beklendiğini söyledi. İşletmelere Nakit Akışı Uyarısı Kara, talebin güçlü tutulması yönünde ısrar edilmesinin daha büyük sorunlara yol açabileceğini ifade ederek, gerekli önlemlerin erken alınmasının önemine işaret etti. Bu süreçte dış açığın yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayan Kara, krediye erişimin zorlaştığını ve faizlerin yüksek seyrettiğini, bu nedenle talep ve kredi büyümesinin baskılanacağını belirtti. Hane halkının genel olarak sakin bir tutum sergilediğini ifade eden Kara, dövize yönelik panik hareketlerinin daha çok yabancı yatırımcılardan geldiğini söyledi. Yerleşiklerin panik yapmaması gerektiğini vurgulayan Kara, kurun kontrol altında tutulmaya çalışıldığını ve faizlerin artırıldığını kaydetti. Rezervlerin ise dikkatle takip edilmesi gereken önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Reel sektör için uyarılarda da bulunan Kara, işletmelerin özellikle nakit akışını iyi yönetmesi gerektiğini ifade etti. Artan maliyetlerin aynı oranda fiyatlara yansıtılamayabileceğini ve bu durumun kâr marjlarını daraltabileceğini belirten Kara, döviz açık pozisyonuna karşı da dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Dövizle borçlanmanın cazip görünse de riskli hale geldiğine dikkat çekti. “Küresel İstikrarsızlıkta Trump Etkisi” Emekli Diplomat Gülru Gezer, küresel ölçekte artan istikrarsızlıkların hem siyasi hem ekonomik açıdan yeni riskler doğurduğunu belirterek, sürecin yönünün öngörülemez hale geldiğini söyledi. Jeopolitik risklerin doğası gereği tahmin edilmesi ve yönetilmesinin zor olduğuna dikkat çeken Gezer, bu kırılgan yapının yalnızca bugüne ait olmadığını vurguladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin, yeni bir küresel savaşın önüne geçmek amacıyla inşa edildiğini hatırlatan Gezer, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok küresel ve bölgesel yapının bu süreçte ortaya çıktığını ifade etti. ABD’de Donald Trump etkisinin de mevcut dalgalanmada önemli rol oynadığını belirten Gezer, bu gelişmelerin arkasında stratejik hesapların bulunduğunu dile getirdi. “Türkiye Enerji Hub’ı ve Transit Geçiş Güzergahı Olabilir” Enerji boyutuna da değinen Gezer, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji arzı açısından kritik önemde olduğunu söyledi. Günlük yaklaşık 2 milyon varil petrolün bu hat üzerinden taşındığını ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin buradan geçtiğini belirten Gezer, geçişlerin aksamasının özellikle Asya ülkelerini ve Çin’i doğrudan etkilediğini kaydetti. Bölgede yaşanan gerilimin deniz trafiğini ciddi şekilde yavaşlattığını, bekleyen gemi sayısının 2 bine ulaştığının ifade edildiğini aktaran Gezer, İran’ın askeri kapasitesinin sınırlı olduğunu ancak füze, drone ve boğazı kapatma gibi asimetrik araçlara sahip olduğunu ifade etti. Artan gerilimle birlikte enerji fiyatlarının yükseldiğini ve bunun küresel piyasalara olduğu kadar ABD iç piyasasına da yansıdığını söyledi. Türkiye açısından olası fırsatlara da değinen Gezer, enerji ve ticaret koridorlarının çeşitlendirilmesi arayışının hız kazandığını belirtti. Bu kapsamda Kerkük–Ceyhan hattının yeniden devreye alınmasının ve Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimlerin önemine işaret etti. Türkiye’nin bir enerji merkezi (hub) ve transit geçiş güzergâhı olma potansiyelinin öne çıktığını vurguladı. Siyasi ve Ekonomik İstikrar ile Askeri Caydırıcılık Vurgusu Belirsizlikler karşısında Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarını koruması ile askeri caydırıcılığını güçlendirmesi gerektiğini belirten Gezer, uluslararası sistemin tamamen çökmemesi için orta ölçekli güçlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. Bölgesel ittifakların önemine dikkat çeken Gezer, terörle mücadelede kararlılık ve istikrarsızlığa karşı “sıfır tolerans” yaklaşımının sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Diplomasinin özellikle kriz ve savaş dönemlerinde daha da kritik hale geldiğini vurgulayan Gezer, çatışmaların önlenmesi için erken ve etkin diplomatik girişimlerin şart olduğunu belirtti. Dünyanın artık 1990’ların düzeninden uzaklaştığını ifade eden Gezer, orta ve uzun vadeli stratejiler geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu sözlerine ekledi.

Satılık konut fiyatlarında reel düşüş eğilimi devam ediyor Haber

Satılık konut fiyatlarında reel düşüş eğilimi devam ediyor

Yıllık bazda ise ülke genelinde düşüş görülürken, İstanbul ve Ankara'da artış, İzmir'de ise gerileme kaydedildi. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) "Satılık Konut Fiyatlarında Ülke Genelinde Düşüş" başlıklı raporunu paylaştı. Rapora göre, reel konut fiyatları Ocak 2026'da bir önceki aya kıyasla ülke genelinde ve üç büyük ilde geriledi. Bir önceki yılın aynı ayı ile kıyaslandığında ise reel konut fiyatı ülke genelinde ve İzmir’de azalırken, İstanbul ve Ankara’da yükseldi. Reel fiyatlardaki yıllık değişim oranı ülke genelinde yüzde 1,9 gerilerken, İstanbul’da yüzde 1,1, Ankara’da yüzde 3,2 artış, İzmir’de ise yüzde 3 düşüş görüldü. Konut metrekare cari fiyatın en yüksek olduğu il İstanbul Konut cari fiyatları bir önceki yıla göre artmaya devam etti. Ortalama satılık konut ilan metrekare cari fiyatı ülke genelinde 42 bin 757 TL, İstanbul’da 60 bin 625 TL, Ankara’da 35 bin 938 TL ve İzmir’de 50 bin 000 TL olarak izlendi. Cari fiyatlardaki yıllık artış oranı ülke genelinde yüzde 28,1, İstanbul’da yüzde 32, Ankara’da yüzde 34,8, İzmir’de ise yüzde 26,8 oldu. Konut talebi endeksi 2026 Ocak’ta geçen aya kıyasla yüzde 7,5 yükseldi. Konut piyasasında bir diğer canlılık ölçütü olarak kullanılan satılık konut ilanlarının ne kadar süre yayında kaldıklarını gösteren kapatılan ilan yaşı ise geçen aya kıyasla ülke genelinde ve üç büyükşehirde yükseldi. Reel kiralarda düşüş Aralık'tan Ocak'a cari kira fiyatlarındaki artışın aylık enflasyondan düşük olması sonucu enflasyondan arındırılmış (reel) kira fiyatları ülke genelinde ve üç büyükşehirde düştü. Rapora göre reel kira endeksi üç büyükşehirde de azaldı. Ocak ayında reel kira değişimi İstanbul'da yüzde 1,3, Ankara'da yüzde 2,5, İzmir'de ise yüzde 2,7 gerilerken, reel kira endeksi de İstanbul'da 186,2, Ankara'da 245,3 ve İzmir'de 191,2 seviyesinde gerçekleşti. Yıllık reel kira değişimi İstanbul’da yüzde 6,5, Ankara’da yüzde 2, İzmir’de ise yüzde -6,3 oldu. Ocak ayında cari kira fiyatı yıllık artış oranı ülke genelinde ve İstanbul’da artarken Ankara’da ve İzmir’de azaldı. Yıllık kira artış oranı ülke genelinde yüzde 28, İstanbul’da yüzde 39,1, Ankara’da yüzde 33,3, İzmir’de ise yüzde 22,4 olarak kaydedildi. Ortalama kiralık konut ilan metrekare fiyatı ülke genelinde 250 TL, İstanbul’da 360 TL, Ankara’da 248,2 TL, İzmir’de ise 285,7 TL olarak izlendi. Kiralık konut talep göstergesi Aralık ayına kıyasla yüzde 8,9, geçen yılın Ocak ayına kıyasla yüzde 15,4 daha yüksek düzeyde oldu. Kiralık konut piyasasında bir diğer canlılık ölçütü olarak kullanılan kiralık konut ilanlarının ne kadar süre yayında kaldıklarını gösteren kapatılan ilan yaşı da geçen aya kıyasla ülke genelinde ve üç büyükşehirde uzadı.

REK endeksi TÜFE bazında bir önceki aya göre 3,16 puan arttı Haber

REK endeksi TÜFE bazında bir önceki aya göre 3,16 puan arttı

TÜFE bazlı endeks 102,17'ye çıktıTürkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, Reel Efektif Döviz Kuru (REK) endeksi, TÜFE bazında ocakta bir önceki aya göre 3,16 puan artışla 102,17 seviyesine ulaştı ve Aralık 2025'teki 99,01 seviyesinin üzerine çıktı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni yayımladı ve REK hesaplamasına ilişkin baz yılını güncelledi. Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen TÜFE hesaplamasında yapılan baz yılı değişikliği doğrultusunda, REK hesaplamasına ilişkin baz yılı 2025 olarak güncellendi. 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında ocakta bir önceki aya kıyasla 3,16 puan artarak 102,17 oldu. Endeks, 2025 Aralık'ta 99,01 düzeyindeydi. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazında reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,96 puan artarak 99,95'e çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 2,57 puan, Yİ-ÜFE bazında 3,88 puan azaldı. TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde şu ifadeye yer verildi: "REK endeksindeki artış, temel olarak TÜFE'deki artışın nominal kurdaki artıştan daha fazla olmasından kaynaklanmıştır. TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, dolar ve euro bir önceki aya göre sırasıyla ortalama yüzde 1,24 ve yüzde 1,44 oranında değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 4,84 oranında artarken, Yİ-ÜFE yüzde 2,67 oranında artmıştır." Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’si endeksin artışına katkıda bulunurken, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepetindeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etkilediği ifade edildi.

Şimşek kasım ayı enflasyon verilerini değerlendirdi Haber

Şimşek kasım ayı enflasyon verilerini değerlendirdi

Şimşek ayrıca, 2026 yılında dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak unsurları da sıraladı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kasımda son 2,5 yılın en düşük aylık enflasyonunun gerçekleştiğini belirterek, "Kasımda yıllık enflasyon son 4 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 31,1'e geriledi ve 2024 yılı Mayıs ayına göre iyileşme 44 puanı aştı." ifadesini kullandı. Enflasyondaki düşüş trendine dikkati çeken Şimşek, "Son 2,5 yılın en düşük aylık enflasyonu gerçekleşti. Kasımda yıllık enflasyon son 4 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 31,1'e geriledi ve 2024 yılı Mayıs ayına göre iyileşme 44 puanı aştı. Yıllık temel mal enflasyonu yüzde 19'un altına düştü. Ağustos-ekim aylarında uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşen gıda enflasyonu kasımda normalleşti. Aylık enflasyondaki ılımlı seyrin aralıkta devam etmesini bekliyoruz." ifadesini kullandı. Şimşek, 2026'da dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak temel unsurları ise şöyle sıraladı: "Destekleyici küresel finansal koşullar ve ılımlı emtia fiyatları, sıkı para politikası, güçlenen finansal istikrar, destekleyici maliye politikası, vergi ve harç güncellemeleri ile yönetilen-yönlendirilen fiyatların bütçe imkanları dahilinde enflasyon hedefleriyle uyumlu belirlenmesi, eğitimde kural bazlı fiyatlama, enflasyondaki düşüşün devamıyla beklentilerdeki iyileşmenin hızlanması, gıda, konut ve enerji başta olmak üzere birçok alanda uygulanan arz yönlü politikalar." Bakan Şimşek, fiyat istikrarını merkeze alan programı kararlılıkla uygulamaya devam edeceklerinin altını çizdi.

İmalat Sanayinde bıçak kemiğe dayandı Haber

İmalat Sanayinde bıçak kemiğe dayandı

Enflasyonla mücadele kapsamında yaklaşık 2,5 yıldır uygulanan yüksek faiz ve düşük kur politikaları sanayide çarkları yavaşlatmaya devam ediyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat PMI ve İSO Sektörel PMI anketleri tablonun bir süre daha iyiye gitmeyeceğini ortaya koyarken üretim, istihdam ve yeni siparişlere ilişkin tablonun imalat sanayinde daha da negatif bölgeye çıpa attığını gözler önüne serdi. Zorlu faaliyet koşulları ile yılın son çeyreğine kendini atabilen imalat sanayinde, faaliyet koşulları bozulmaya devam ederken, manşet PMI 46,5’e gerileyerek son 3 ayın en düşük seviyesini gördü. Rapor, üretimde yavaşlama eğiliminin 19’uncu aya ulaştığını ortaya koyarken, anket katılımcılarına göre üretimde azalmaya yol açan temel faktörler, talepteki durgunluk ve yeni siparişlerdeki yavaşlama oldu. Zira anket verilerine göre de hem iç pazar hem de ihracata yönelik yeni siparişler ekimde de yavaşlamaya devam etti. Talebin düşük seyri, üreticilerin istihdamını korumasını da zorlaştırdı. Rapora göre, ayrılan personelin yerine yenilerinin alınmaması, istihdamdaki kesintisiz daralma eğiliminin ekimde 11’inci aya ulaşmasına neden oldu. En düşük PMI kara ve deniz taşıtlarında ölçüldü Merve Yiğitcan'ın haberine göre, sektörel PMI sadece gıda sektöründe eşik değer olan 50’nin hafif üzerinde seyrederken, diğer 9 sektörde negatif bölgede yer aldı. Ekim ayında en düşük PMI verisi 42,7 ile kara ve deniz taşıtları sektöründe ölçülürken, onu 43,7 ile ağaç ve kağıt ürünleri; 44,6 ile de makine ve metal ürünler izledi. On sektörün tamamında üretim yavaşlarken, en keskin daralma kara ve deniz taşıtları sektöründe yaşandı. En fazla daralma yaşanan diğer sektörler de sırasıyla ağaç ve kağıt ürünleri ile giyim ve deri ürünleri oldu. Yeni siparişlerde ise 10 sektörden yalnızca birinde görülen genişleme sayesinde kısmen daha pozitif bir görünüm ortaya çıktı. Gıda ürünlerinde yeni siparişler üst üste üçüncü ay arttı, ancak bu artış ılımlı düzeyde gerçekleşti. En sert düşüş ise ağaç ve kağıt ürünlerinde yaşandı. Ana metal sanayi, kara ve deniz taşıtları ile makine ve metal sektöründe de yeni siparişlerde belirgin düşüş gözlemlendi. Rapora göre, yeni ihracat siparişlerinde ise en belirgin yavaşlama tekstil ürünleri ile giyim ve deri ürünlerinde gerçekleşti. Burada da on sektörden dokuzu daralma bölgesinde yer alırken, söz konusu eğilimin tek istisnası, yurt dışından alınan yeni sipariş hacminin yatay seyrettiği gıda ürünleri sektörü oldu. En yüksek enflasyon gıda ve makinede Rapora göre, sektörlerin büyük bölümünde satın alma faaliyetleri de yavaşlarken, sadece gıda ürünlerinde yeni siparişlerin artmasıyla birlikte girdi alımlarının yükseldiği görüldü. Raporda, “Girdi talebindeki zayıflık, anket kapsamında izlenen sektörlerin yarısında tedarikçilerin teslimat sürelerinin kısalmasına yol açtı. Tedarikçi performansında en belirgin iyileşme kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe gözlendi. Girdi maliyetleri, takip edilen on sektörün tamamında keskin bir şekilde artmaya devam etti. En hızlı yükseliş makine ve metal ürünlerinde, en düşük enflasyon ise giyim ve deri ürünlerinde kaydedildi” bilgisi yer aldı. Ekim ayında girdi maliyetlerindeki belirgin artışa bağlı olarak nihai ürün fiyatları da genel olarak yükseltildi. Talepteki düşüşün hız kestiği tekstil sektörünün de artış yapmasıyla birlikte, son sekiz aydır ilk kez, on sektörün tamamı satış fiyatlarını yükseltmiş oldu. En yüksek enflasyon, birbiriyle aynı oranda olmak üzere gıda ürünleri ile makine ve metal ürünleri sektörlerinde görüldü. Metal ve elektrik sektöründe çalışan sayısı arttı Yaşanan bu gelişmeler, imalatçıların istihdamını korumasını da zorlaştırdı. Raporda, Türk imalat sektörlerinin çoğunluğunun yılın son çeyreğine istihdam azaltma eğilimiyle girdiği vurgulandı. Sadece elektrikli ve elektronik ürünler ile ana metal sanayinde çalışan sayıları artış kaydederken, en keskin daralma tekstil ürünleri sektöründe izlendi. Sanayi istihdamındaki daralmayı TÜİK verileri de ortaya koyuyor. TÜİK tarafından ücretli çalışan istatistiği paylaşılan son ay ağustostu. Buna göre, Ağustos 2024’te sanayide ücretli çalışan sayısı 5 milyon 77 bin kişi civarındayken, Ağustos 2025’te bu sayı 4 milyon 892 bin seviyesine indi. Yani Ağustos 2025 itibarıyla 1 yılda sanayi istihdamı 184 bin kişi azaldı.

Saman bile alarm veriyor Haber

Saman bile alarm veriyor

Samanın kilosu 2 liranın altına geriledi. Çiftçi elindekini enerji şirketlerine sattı. Tarım uzmanı Eşref Şekerli “Ucuza o kadar çok topladılar ki yılbaşında hayvanlara verecek saman kalmadı. Fiyatlar seneye iki katına çıkar. Yem tüketimi de artar” dedi. İhracatın geçen yıl kapatılması, alternatif yemlere olan talep ve toplama maliyetlerindeki yükseliş sebebiyle saman para etmedi. Fiyatı 2 liraya kadar geriledi. Türkiye Gazetesi'nden Kaan Zenginli'nin haberine göre, çiftçi kısmen stok yapıp samanı tarlada bıraktı. Ancak fiyatın bu denli gerilemesi enerji şirketlerini, kâğıt fabrikalarını ve mantar üreticilerini harekete geçirdi. Birçok şirket uygun fiyatlı olmasından dolayı ucuz saman toplamaya başladı. Çiftçiler de ellerindeki stokları bile şirketlere sattı. Ancak sektör temsilcileri plansız üretim sebebiyle yapılan bu ticaretin ilerisi için problem teşkil edeceğini belirtiyor. Çiftçilik yönetim uzmanı ve yem bitkisi yetiştiricisi Eşref Şekerli, çiftçinin elindeki samanı satması sebebiyle 2025 yılı başında saman fiyatlarına yüzde 100 zam geleceğini ifade ediyor.  Bu sene kimse stok yapmadı Eşref Şekerli, gazetemize yaptığı açıklamada “Ülkemiz yeterli miktarda ot üretemediği için mecburen hayvanlarına saman vermek zorunda olan üreticilerimiz var. Geleneksel olarak saman yedirmeye alışmış ve bir türlü vazgeçemeyen üreticiler var. Bu sebeple saman hayvancılıkta tüketilen bir ürün… Geçtiğimiz yıllarda pres saman uygulaması ve satışları çok yoğundu makineciler sezon sonuna kadar çalışırlardı ve herkes olabildiğince stok yapmaya çalışıyordu. Bu yıl hiç kimse stok yapmak istemiyor. Çünkü geçtiğimiz seneden stoklarda mal vardı ve ancak eridi bitti. Bu sene saman tarlada kaldı, hiç kimse ilgi göstermedi. Çünkü fiyatları çok düştü. Bunun en büyük sebepleri ise; birincisi ihracat kapalı, ikincisi hayvan sayısında ciddi düşüş var, üçüncüsü geçtiğimiz iki sene içerisinde ciddi bir kuraklık yaşamadık, dördüncüsü alternatif kaba yemler az da olsa açığı kapatıyor” dedi. Düşük fiyata tonlarca toplandı “Hayvancılar ise ellerinde para olmadığı için para kazanamadıkları için ve geçtiğimiz yıllardaki gibi ihtiyaç olursa stoktan alırız düşüncesiyle ihtiyaçlarını almadılar ertelediler” diyen Şekerli, şöyle konuştu: Bence çok büyük bir yanlış yaptılar. Şimdi de sezon kapanıyor ülkenin sadece birkaç şehrinde saman hasadı devam ediyor, onlar da bittikten sonra sezon tamamen kapanmış olacak. Şirketler tonlarca samanı çiftçinin elinden düşük fiyata topluyor. Çiftçinin de paraya ihtiyacı olduğu için şu an bunları satıyor. Ancak enerji şirketleri o kadar çok saman topladı ki, yılbaşında hayvanlara verilecek yemlik saman kalmadı. Bu sebeple 2025 yılı başında samanın fiyatı iki katına çıkacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.