SON DAKİKA
Hava Durumu

#Katma Değer

Ekometre - Katma Değer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Katma Değer haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Satsuma mandalinada ihracat zamanı Haber

Satsuma mandalinada ihracat zamanı

Satsuma mandalinada ihracat sezonu 19 Ekim 2026 tarihinde başladı. Satsuma mandalinada ihracat sezonunun başlaması nedeniyle satsuma mandalinasıyla uluslararası üne sahip olan İzmir’in Gümüldür beldesinde “Satsuma Mandalina Hasat Töreni” düzenlendi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, mandalina ihracatından Türkiye’nin 2025 yılında 912 milyon dolar döviz kazandığını, mandalinanın yaş meyve sebze ihracatında lider ürün olduğunu, 2026 yılı mandalina rekoltesinin katma değerli bir şekilde ihraç edilmesi için çaba göstereceklerini dile getirdi. 2026 sezonunda mandalina rekoltesinde yüzde 10-20 artış beklediklerinin altını çizen Balık, “Ege’nin satsuma mandalinası yeni sezonda ihracat yolculuğuna bugün başlıyor. Üreticilerimize ve ihracatçılarımıza hayırlı bir sezon diliyoruz” şeklinde konuştu. Mandalina ihracatından 912 milyon dolar döviz kazanmanın yanında mandalinanın üreticiden paketleme tesislerine, lojistik sektöründen ihracatçı firmalara kadar geniş bir ekonomik zinciri oluşturduğunu kaydeden Balık şöyle devam etti: “Mandalina ihracatında 2025 yılında Irak, 360 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken, Rusya Federasyonu 313 milyon dolarla ikinci oldu. Ukrayna 72 milyon dolar, Polonya 23 milyon dolar ve Sırbistan 19 milyon dolarlık mandalina ihracatıyla öne çıkan diğer pazarlar arasında yer aldı. Yeni sezonda önceliklerimiz kalıntı mevzuatına tam uyum, iyi tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, gümrük süreçlerinin kesintisiz yürütülmesi ve ürünlerin uluslararası alıcılara zamanında ve güvenilir biçimde ulaştırılması olacak.” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak ihracatçıların rekabet gücünü artırmak için çalıştıklarını belirten Balık, uluslararası fuarlar, ticaret heyetleri ve tanıtım faaliyetleri aracılığıyla Avrupa, Körfez ve Uzak Doğu pazarlarında yeni fırsatlar oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Uçak: “Mandalina ihracatında pazar çeşitliliği ve katma değer önemli” Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, satsuma mandalinanın Ege Bölgesi için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını; üreticilerin geçim kaynağı, kıyı ilçelerinin ekonomik hayatının önemli bir unsuru ve bölgenin uluslararası pazarlardaki simgelerinden biri olduğunu ifade etti. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2025 yılı mandalina ihracatında Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nun yaklaşık yüzde 64 paya sahip olduğunu aktaran Uçak, aynı yıl Sırbistan, Kuzey Makedonya, Romanya, Kosova, Karadağ, Bosna-Hersek ve Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerine yaklaşık 5 milyon dolarlık mandalina ihraç edildiğini belirtti. Sonbahar ve kış aylarında bağışıklığınızı mandalinayla güçlendirin Mandalinadan meyve suyu, konserve, kurutulmuş meyve, reçel ve marmelat üretilebildiğini; kabuğundan ise esans ve aroma ürünleri elde edilebildiğini hatırlatan Uçak, “Hasat kayıplarının azaltılması ve ürünün farklı biçimlerde değerlendirilmesi hem taze hem de işlenmiş ürün ihracatına katkı sağlıyor. C vitamini ve lif açısından zengin mandalina, sonbahar ve kış aylarında bağışıklığın en doğal destekçilerinden biridir. Günde 2-3 adet mandalina tüketilmesini, okul çağındaki çocuklarımızın beslenme çantalarına mutlaka mandalina konulmasını öneriyoruz. Emeğini toprağa veren üreticilerimize, ürünümüzü dünyaya taşıyan ihracatçılarımıza bereketli ve kazançlı bir sezon diliyorum” diyerek sözlerine son verdi. Rusya’ya ihracatta gemi yolu açılmalı, AB’ye ihracatta dozvala belgesi limiti artırılmalı Gazetecilerin sorularını cevaplayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, yaş meyve sebze ihracatında en büyük ihraç pazarları olan Rusya Federasyonu’na savaş nedeniyle gemi yolunun kapalı olduğunu, Avrupa Birliği’ne ihracatta Macaristan üzerinden gidecek araçlar için Dozvala Belgesi kotasının dolması nedeniyle sorunlar yaşandığını ihracatta aksama yaşanmaması için iki güzergahtaki lojistik sorunlarının çözülmesi gerektiğini, aksi takdirde ihracatta kayıplar yaşanabileceğini vurguladı. Ticaret Bakanlığı Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü başkanlığındaki komisyon emsal bahçelerde yaptığı incelemeler ve İzmir Laboratuvar Müdürlüğü’nün analizleri sonucunda, satsuma mandalinanın ihracatı için 19 Ekim 2026 Pazartesi günü başlanmasına karar verilmişti. “Satsuma Mandalina Hasat Töreni”ne; Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ufuk Atakan Demir, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği YK Üyesi Sadık Demircan, DK Üyesi Recep Çöpten ve mandalina üreticileri katıldı.

İnegöl’ün tarım değerleri Avrupa pazarında Haber

İnegöl’ün tarım değerleri Avrupa pazarında

Bursa’dan fuara katılım sağlayan aracı firma aracılığıyla açılan stantta, İnegöl Belediyesi’nin Özündenkuru markasıyla ürettiği meyve kurularının yanı sıra İnegöl’ün yaş meyve üretimindeki önemli değerleri de sergilendi. Dünyanın önde gelen yaş meyve ve sebze fuarlarından biri olan Fruit Attraction, 6-8 Ekim tarihleri arasında İspanya’nın Madrid şehrinde gerçekleştirildi. Üretici, ihracatçı, ithalatçı, distribütör ve sektör temsilcilerini bir araya getiren organizasyonda, İnegöl’ün tarımsal ürünleri de uluslararası alıcıların beğenisine sunuldu. Fuarda çilek, yaban mersini, elma ve incir gibi ürünler başta olmak üzere çeşitli yaş meyveler sergilenirken, İnegöl Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen Özündenkuru markasının meyve kuruları da ziyaretçilerle buluşturuldu. Tarıma ve üreticiye tam destek İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, konuya ilişkin değerlendirmesinde İnegöl’ün güçlü bir tarım şehri olduğunu belirterek, tarımsal üretimin katma değerli ürünlere dönüştürülmesinin ve doğru pazarlara ulaştırılmasının önemine dikkat çekti. Taban, “İnegöl, sanayisiyle olduğu kadar tarımsal üretimiyle de güçlü bir şehir. Biz Tarımda İnegöl Modeli ile üreticimizin emeğini koruyan, ürünlerimize katma değer kazandıran ve İnegöl’ün tarımsal değerlerini daha geniş pazarlara taşıyan bir anlayışı ortaya koyuyoruz. Bu kapsamda topraklarımızda daha verimli üretim için ücretsiz toprak analizinden taş toplama aracına, hasat makinelerinden tohum ve fide desteklerine, yeni ürün ekilişlerinin desteklenmesinden ürünlerin katma değerinin arttırılmasına kadar pek çok çalışmamız var. Özündenkuru da bu anlayışın önemli bir ürünü. Özündenkuru ile sadece üretmediğimizi, vizyonumuzun ürünlerimize katma değer sağlamak olduğunu da ortaya koymuş olduk” dedi. “Hedefimiz inegöl ürünlerini dünya sofralarıyla buluşturmak” Bugün İnegöl’ün meyve kurularının ve yaş meyve çeşitlerinin Madrid’de, dünyanın farklı ülkelerinden sektör temsilcileriyle buluşmasının kıymetli bir gelişme olduğunu kaydeden Başkan Taban, “İnegöl’de üretilen ürünlerin uluslararası pazarlarda yer bulmasını, üreticimizin emeğinin daha fazla değer görmesini ve şehrimizin tarımsal marka değerinin güçlenmesini istiyoruz. Hedefimiz, İnegöl’ün bereketli topraklarında yetişen ürünleri katma değerli ürünlere dönüştürerek Türkiye’nin ve dünyanın farklı noktalarındaki tüketicilerle buluşturmak. Madrid’deki Fruit Attraction Fuarı'nda gerçekleştirilen tanıtımla birlikte şehrimizin tarımsal ürünleri ve Özündenkuru markamız uluslararası ticaretin önemli buluşma noktalarından birinde vitrine çıktı. Bu buluşmanın, İnegöl ürünlerinin yeni pazarlara ulaşması ve üreticilerimizin uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün artırılması açısından yeni iş birliklerine zemin oluşturacak inşallah” diye konuştu.

Türkiye’nin domates ihracatı 304 milyon doları aştı Haber

Türkiye’nin domates ihracatı 304 milyon doları aştı

Türkiye’nin domates ihracatı, 2026’nın ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,19 artarak 304 milyon 171 bin dolara ulaştı. İhracatta 67,6 milyon dolarla Romanya ilk sırada yer alırken, sektör temsilcileri yıl sonunda 2025’in ihracat rakamının aşılmasını bekliyor. Romanya en büyük ihracat pazarı oldu Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri verilerinden derlenen bilgilere göre Türkiye, geçen yıl 51 ülkeye toplam 401 milyon 193 bin dolarlık domates ihracatı gerçekleştirdi. Bu yılın ocak-eylül döneminde ise 49 ülkeye yapılan ihracatın değeri 304 milyon 171 bin dolara yükseldi. Geçen yılın aynı döneminde ihracat 291 milyon 912 bin dolar seviyesindeydi. Türkiye’nin domates ihracatında ilk sırada Romanya yer aldı. Bu ülkeye yılın dokuz ayında 67 milyon 637 bin dolarlık domates satıldı. Romanya’yı 32 milyon 618 bin dolarla Rusya, 30 milyon 438 bin dolarla Bulgaristan izledi. Yıl sonu ihracatında artış beklentisi Sera Yatırımcıları ve Üreticileri Birliği Başkan Yardımcısı Murat Yılmaz, domates ihracatındaki artışın ülke ekonomisi ve sektör açısından önem taşıdığını belirtti. 2026’nın ilk dokuz ayında kaydedilen 304 milyon 171 bin dolarlık ihracatın olumlu bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Yılmaz, 2025 yılında iklim koşulları ve üretimde yaşanan sorunların ihracat performansını etkilediğini söyledi. Yılmaz, mevcut ihracat temposunun korunması halinde yıl sonunda 2025’teki seviyenin aşılabileceğini dile getirdi. İlk dokuz ayda aylık ortalama yaklaşık 33,8 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz, 401 milyon dolarlık seviyenin aşılması için yılın son üç ayında toplam yaklaşık 97 milyon dolarlık ihracat yapılmasının yeterli olacağını kaydetti. Katma değerli ihracat ve yeni pazarlar öne çıkıyor İhracatta yalnızca toplam gelirin değil, ihraç edilen ürün miktarının ve kilogram başına ihracat değerinin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, sektörün katma değer odaklı büyümesinin önemine işaret etti. 2026’nın ilk yarısında kilogram başına ihracat değerinin yaklaşık 1,56 dolara yükseldiğini belirten Yılmaz, bu gelişmenin Türk domatesinin daha yüksek değerle pazarlanabildiğini gösterdiğini ifade etti. Türkiye’nin 2025 yılında 51 ülkeye 402 bin tonun üzerinde domates ihraç ettiğini hatırlatan Yılmaz, sektörün yalnızca mevcut pazarlardaki satışlarını artırmaya değil, sürdürülebilir ve katma değeri yüksek yeni pazarlara da odaklanması gerektiğini belirtti. İhracatta pazar çeşitliliği hedefleniyor Türkiye’nin domates üretiminde önemli bir rekabet avantajına sahip olduğunu kaydeden Yılmaz, modern sera yatırımlarının artmasının yıl boyunca standart ve kaliteli ürün tedarikini desteklediğini söyledi. Avrupa pazarının yanı sıra Uzak Doğu, Orta Doğu, İngiltere ve Kuzey Amerika’da da ihracat olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, daha geniş bir coğrafyaya ulaşmanın sektörün büyümesi açısından önem taşıdığını vurguladı. Yılmaz, gelecek yıllarda Türkiye’nin domates ihracatını daha yüksek seviyelere taşıyacak kalıcı ve yeni pazarlar oluşturmanın sektörün temel hedefleri arasında yer aldığını ifade etti.

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor? Haber

Çin’in yeni ticaret rotası Türkiye için ne anlama geliyor?

DEİK Başkanı Nail Olpak, ABD pazarındaki kaybını alternatif pazarlara yönelerek telafi etmeye çalışan Çin’in küresel rekabet haritasını değiştirdiğini belirterek, Türkiye açısından hem yeni rekabet alanlarının hem de fırsatların ortaya çıktığını söyledi. Çin ihracatını farklı pazarlara yönlendirdi Olpak, ABD’nin 2025 yılında uygulamaya koyduğu ek gümrük tarifeleri sonrasında Çin’in ABD pazarındaki konumunun gerilediğini, bunun üzerine ülkenin ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisini hızlandırdığını ifade etti. Çin’in ABD’ye yaptığı ihracatın toplam dış satımı içindeki payı 2024’te yüzde 14,68 iken 2025’te yüzde 11,14’e geriledi. Olpak, ABD pazarındaki gerilemenin Çin’i Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika, Orta Doğu ve Avrupa gibi farklı coğrafyalarda yeni ticaret kanalları oluşturmaya yönelttiğini belirterek, yaşanan dönüşümün yalnızca ABD ile Çin arasındaki tarife anlaşmazlığından ibaret olmadığını, küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiğini söyledi. Çin’in yöneldiği pazarlar Türkiye için de kritik Çin’in alternatif pazarlardaki ağırlığının arttığına dikkat çeken Olpak, 2024-2025 döneminde Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 yükseldiğini belirtti. Afrika’da Nijerya, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Birliği’nde Almanya’nın Çin açısından öne çıkan pazarlar olduğunu ifade eden Olpak, bu coğrafyaların aynı zamanda Türk iş dünyasının güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bölgeler olduğuna dikkat çekti. Olpak, “Önümüzdeki dönemi yalnızca bir rekabet riski olarak değil, değişen küresel ticaret dengeleri içerisinde Türkiye için yeni fırsatların ortaya çıktığı bir dönem olarak da okumalıyız” dedi. Yeni dönemde rekabetin yalnızca fiyat ve teknoloji üzerinden şekillenmeyeceğini vurgulayan Olpak, güvenilir tedarikçi, öngörülebilir iş ortağı ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin giderek daha önemli hale geldiğini belirterek bu süreci küresel ticarette yükselen bir “güven rekabeti” olarak nitelendirdi. Afrika ve Orta Doğu yakından izlenmeli Olpak, Çin’in Almanya pazarındaki yükselişinin Türkiye açısından henüz doğrudan ve belirgin bir tehdit oluşturmadığını, buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun daha yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. 2025 yılında Çin’in Mısır’a ihracatının 19,97 milyar dolara ulaştığını, Türkiye’nin ihracatının ise 4,07 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Olpak, aradaki farkın Çin lehine açıldığına işaret etti. Türkiye’nin Afrika’daki konumunun yalnızca fiyat rekabeti üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Olpak, Türkiye’nin ticaretin yanı sıra müteahhitlik, yatırım, lojistik ve sanayi iş birliklerinde önemli bir birikime sahip olduğunu söyledi. Olpak, Türkiye’nin rekabet modelinin kalite, güven, sürdürülebilir ortaklık, yerel iş birlikleri ve karşılıklı kazanım üzerine kurulması gerektiğini belirterek, özellikle Afrika ve Orta Doğu’da uzun vadeli ilişki kurma kapasitesinin önemli bir avantaj sağlayabileceğini kaydetti. Türkiye üretim ve yatırım merkezi olabilir Çin’in BAE’ye ihracatının 72,9 milyar dolara yükseldiğini, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının ise 9,28 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Olpak, Türk şirketlerinin katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerektiğini vurguladı. Yeni dönemde yalnızca hangi ülkeye ne kadar ihracat yapıldığının değil, hangi ürünün hangi teknoloji seviyesi ve katma değerle ihraç edildiğinin de önem kazandığını belirten Olpak, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için daha fazla katma değer, güçlü markalar, teknoloji, inovasyon ve kalıcı iş ortaklıklarına odaklanması gerektiğini söyledi. ABD ile Çin arasındaki ticaret geriliminin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Olpak, Türkiye’nin bu süreçte üretim ve yatırım merkezi olarak konumunu güçlendirebileceğini ifade etti. Tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar Olpak, küresel ticarette artık yalnızca düşük maliyetli üretimin değil, güvenli üretim, hızlı erişim, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve uzun vadeli iş ortaklıklarının da önem kazandığını belirtti. Avrupa’ya yakınlık, güçlü sanayi altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik kabiliyetleri ve farklı coğrafyalarla kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye’yi değişen küresel tedarik zincirlerinde önemli bir alternatif haline getirdiğini söyledi. Olpak, ABD-Çin ticaretindeki dönüşümün yalnızca ihracat pazarlarında oluşabilecek rekabet açısından değil, Türkiye’ye gelebilecek yeni yatırımlar ve üretim fırsatları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. DEİK yeni ticaret alanlarını takip ediyor Küresel ticarette korumacılığın, bölgeselleşmenin ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını belirten Olpak, DEİK’in 153 iş konseyiyle Türk özel sektörünün yeni pazar ve iş birliklerine ulaşması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Olpak, Çin’in değişen ihracat stratejisinin de bu çerçevede takip edildiğini belirterek, hangi pazarlarda rekabetin arttığının ve hangi alanlarda yeni fırsatlar oluştuğunun veriye dayalı olarak analiz edilmesi gerektiğini ifade etti. Olpak’tan kur artışı uyarısı Olpak, ihracatçıların enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın azaltılması, döviz kurlarının bir miktar yükselmesi ve döviz bozdurma konusundaki bazı desteklerin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu söyledi. Kur artışının kısa vadede ihracat açısından çözüm gibi görülebileceğini ancak ithalatın ihracattan yüksek olduğu bir ekonomide maliyetlerin de buna bağlı olarak artabileceğini belirten Olpak, bu nedenle kur artışının orta vadeli bir çözüm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Fon soruşturmalarına ilişkin açıklama Fon soruşturmalarıyla ilgili bir soru üzerine Olpak, hukuki sürecin devam ettiğini belirterek, “Yanlış yapan kim varsa üzerine gidilmeli, o yanlışların hesabı sorulmalı” dedi.

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı Haber

Türkyed’den yapağı için ulusal çözüm çağrısı

Nihat Çelik: “Yapağıyı atık değil, stratejik hammadde olarak görmeliyiz’’ Doğru işleme, sanayi entegrasyonu ve kurulacak ulusal pazar ağlarıyla yapağının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi için ulusal bir model oluşturulması çağrısında bulundu. TÜRKYED Genel Başkanı Nihat ÇELİK, küçükbaş hayvancılığın yalnızca et ve süt üretimiyle sınırlandırılamayacağını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bugün üreticimizin elindeki yapağı, ekonomik değer oluşturamadan atıl durumda kalıyorsa, bu durum üreticinin değil mevcut sistemin bir eksikliğidir.’’ Hayvansal Liflerimizin Mevcut Durumu ve Potansiyeli Nihat Çelik, Türkiye’nin sahip olduğu küçükbaş hayvan varlığı dikkate alındığında yapağının ciddi bir ekonomik potansiyel taşıdığını ifade ederek şöyle konuştu: “Biz TÜRKYED olarak yapağıya sadece hayvancılığın bir yan ürünü olarak bakmıyoruz. Yapağı; tekstil ve hazır giyim, izolasyon, geleneksel dokumacılık ve el sanatları, teknik tekstil ve farklı sanayi alanlarında inşaat ve Isı/ses yalıtımı, kozmetik ve tıp, gübre ve organik tarım gibi birçok alanda kullanılacak ve değerlendirilebilecek önemli bir hammaddedir. Üreticimizin emeğini tarlada, merada veya boş arazilerde değer kaybeden bir ürün haline getirmek yerine ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.” “Önce Toplama Sistemi, Ardından İşleme Tesisleri” TÜRKYED, küçükbaş hayvancılıktan elde edilen yan ürünlerin kullanım alanlarını ve karşılaşılan altyapı sorunlarını şu başlıklarla özetledi: Koyun yünü: Isı yalıtımı ve nem dengesi sağlayan doğal, şifalı ve yenilenebilir bir kaynaktır. Tekstil, yalıtım, kozmetik, tıp ve organik gübre sanayisinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ancak yeterli tesis ve pazar ağı bulunmadığı için birçok bölgede yakılmakta ya da değerinin çok altında satılmaktadır. Keçi kılı: Dayanıklı yapısıyla halı, kilim, keçe ve teknik tekstil ürünlerinde kritik bir hammaddedir. Yetiştirici için önemli bir ek gelir potansiyeli taşısa da toplama, sınıflandırma ve işleme altyapısının yetersizliği nedeniyle tam kapasiteyle değerlendirilememektedir. Keçi tiftiği: Özellikle Ankara keçisinden elde edilen parlak, yumuşak ve yüksek katma değerli bir lif olan tiftik; tekstil sanayisi için paha biçilmezdir. Üreticinin gelirini artırması için sürdürülebilir alım garantilerine ve işleme tesislerine ihtiyaç duymaktadır. Ortak ihtiyaç: Yün, kıl ve tiftiğin hak ettiği değere ulaşması için ortak bir zincir kurulmalıdır: Üret → Topla → Sınıflandır → İşle → Katma Değerli Ürüne Dönüştür → Pazarla. ‘’Tek Çözüm Tesis Kurmak Değil, Entegre Sürdürülebilir Bir Sistem Oluşturmaktır’’ TÜRKYED Genel Başkanı Çelik, çözümün yalnızca birkaç tesis kurulmasından ibaret olmadığını, ülke genelinde uygulanabilir entegre bir model kurulması gerektiğini belirtti. Çelik, bu sistem kapsamında; Lojistik ve İşleme Altyapısı: Bölgesel toplama, depolama, yıkama ve kurutma tesislerinin kurulması. Örgütlü Pazarlama: Üretici birlikleri ve kooperatifler üzerinden toplu alım/satım sisteminin hayata geçirilmesi. Sanayi ve Üniversite İş Birliği: Tekstil ve teknik tekstil sektörleriyle entegrasyon sağlanarak üniversitelerle ortak AR-GE çalışmalarının yürütülmesi. Eğitim ve Yerel Kalkınma: Çobanlara modern kırkım eğitimlerinin verilmesi, geleneksel dokumacılığın ve coğrafi işaretli ürünlerin desteklenmesi. Sürdürülebilirlik: Yeşil yalıtım malzemeleri ve döngüsel ekonomi prensipleri doğrultusunda ihracata yönelik katma değerli ürün geliştirilmesi. Nihat Çelik, yapağının değerlendirilmesinin yalnızca yetiştiriciye ek gelir sağlamayacağını, aynı zamanda yerli hammadde kullanımını artıracağını belirterek, “Bizim hedefimiz üreticinin kazandığı, sanayicinin kaliteli ve yerli hammaddeye ulaştığı, tüketicinin yerli ürün kullandığı ve ülkemizin katma değer ürettiği bir sistemdir. Üreticiden başlayıp sanayiye ve ihracata kadar uzanan bir zincir oluşturmalıyız.” Üreticilerin yapağıyı pazara ulaştırmakta zorluklarını üretici örgütleri aracılığıyla bölgesel yapağı toplama ve yıkama tesisleri kurarak pazar ağı eksikliğini gidermeliyiz. Hammadde satışından ziyade bölgesel yerinde işleme (yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi) altyapısı desteklenerek katma değerin üretici seviyesinde tutulmasını sağlamalıyız.” ifadelerini kullandı. “VAN Modelinden Türkiye Sanayisine” Geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK verilerine göre Türkiye’deki küçükbaş hayvan varlığının 60 milyonun üzerine çıktığını hatırlatan Çelik, iller bazındaki tablonun altını çizdi: “Yaklaşık 3,5 milyon kayıtlı (kayıtdışı olanlarla birlikte 5 milyonun üzerinde) küçükbaş hayvan varlığıyla Van, Türkiye’de 1. sıradadır. Ancak karşı karşıya kaldığımız temel sorun şudur: Hayvan sayımızı artırıyoruz fakat elde ettiğimiz yün, süt ve deri gibi yan ürünleri katma değere dönüştüremiyoruz. Günümüzde sürdürülebiir agroekolojik ve sıfır atık prensipleri çerçevesinde, yapağıyı ekonomiye kazandıracak ulusal modeli Van ilimizden başlatıp tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmayı stratejik bir yaklaşım olarak görüyoruz. Hammaddeyi doğrudan satmak yerine; yerinde yıkama, tarama, iplik ve keçe üretimi altyapısını destekleyerek kazanılan katma değeri doğrudan üreticinin cebinde tutmalıyız.” “Türkyed olarak çözüm masasında yer almaya hazırız” Üretici, sanayici ve tüketicinin birlikte kazanacağı bir ekosistem hedeflendiğini belirten TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim amacımız; üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, sanayicimizin kaliteli yerli hammaddeye ulaştığı ve ülkemizin katma değer ürettiği sürdürülebilir bir zincir kurmaktır. TÜRKYED olarak sadece sorunları dile getirmiyor, çözüm modelini de sunuyoruz. Yapağıyı atık olmaktan çıkarıp milli ekonomiye kazandırmak adına kamu kurumları, üniversiteler, özel sektör ve üretici örgütleriyle ortak çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Şimşek’ten cari açık mesajı Haber

Şimşek’ten cari açık mesajı

Şimşek, küresel ticaretteki belirsizliklere karşı ihracatçıların rekabet gücünü artıracak ve yüksek teknolojili, katma değerli üretimi destekleyecek politikaların sürdürüleceğini bildirdi. Türkiye’nin temmuz ayı ödemeler dengesi verilerinin açıklanmasının ardından ekonomi yönetiminden ihracat ve üretim odaklı mesaj geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, cari açığın görünümünü değerlendirirken Türkiye’nin küresel ticaretteki değişime uyum sağlayabilmesi için üretim ve ihracat kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik politikaların devam edeceğini belirtti. Cari açık 40,7 milyar dolar Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan temmuz ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi. Yıllıklandırılmış cari işlemler açığının temmuz itibarıyla 40,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Şimşek, küresel ticarette belirsizliklerin ve maliyet baskılarının arttığı bir döneme dikkat çekti. Bakan Şimşek, Türk ihracatçılarının değişen küresel koşullara uyum sağlamaya devam ettiğini ifade etti. İhracatçının rekabet gücü desteklenecek Şimşek, önümüzdeki dönemde ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik adımların sürdürüleceğini açıkladı. Türkiye’nin ürün ve pazar çeşitliliğinin yanı sıra güçlü üretim altyapısının ihracat performansını desteklediğini belirten Şimşek, firmaların küresel ticaretteki değişimlere hızlı uyum sağlama kapasitesinin önemine işaret etti. Yüksek teknolojili üretim öncelikte Ekonomi yönetiminin mesajında yüksek teknolojili ve katma değerli üretim öne çıktı. Şimşek, “Önümüzdeki dönemde ihracatçılarımızın rekabet gücünü artıracak adımlar atmaya, yüksek teknolojili ve katma değerli üretimi güçlendirecek yapısal dönüşüm politikalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bu yaklaşım, cari açığın kalıcı olarak azaltılması açısından yalnızca ihracat hacminin değil, ihracatın teknoloji ve katma değer kompozisyonunun da güçlendirilmesinin hedeflendiğine işaret ediyor. Hizmet ihracatı dış dengeyi destekliyor Şimşek, mal ihracatının yanı sıra hizmet ihracatındaki güçlü görünümün de cari denge açısından destekleyici olduğunu belirtti. Hizmet ihracatındaki dirençli seyrin dış dengedeki görünümü olumlu etkilediğini ifade eden Şimşek, Türkiye’nin cari dengesindeki iyileşmenin sürdürülebilir olması için üretim ve ihracat yapısının güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Tedarik güvenliği de gündemde Küresel ticarette yaşanan dönüşüm ve jeopolitik gelişmelerin yeni riskler ortaya çıkardığına dikkat çeken Şimşek, Türkiye’nin rekabet gücünün yanı sıra tedarik güvenliğinin de artırılmasının hedeflendiğini bildirdi. Yüksek teknoloji ve katma değer odaklı yapısal dönüşümün, Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu güçlendirmesinin yanı sıra dış dengedeki kırılganlıkların azaltılmasına da katkı sağlaması hedefleniyor.

Bursa’nın vergi şampiyonları sanayiden Haber

Bursa’nın vergi şampiyonları sanayiden

2025 Vergilendirme Dönemi Bursa Geneli Kurumlar Vergisi İlk 100 Sıralaması, kentin ekonomik yapısındaki sanayi ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Listenin zirvesinde SÜTAŞ Süt Ürünleri A.Ş. yer aldı. SÜTAŞ’ın tahakkuk eden kurumlar vergisi 1 milyar 274 milyon 372 bin TL olarak gerçekleşti. İkinci sıradaki OYAK Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş. ise 735 milyon 122 bin TL ile dikkat çekti. Bu iki şirketin tek başına tahakkuk eden vergisi 2 milyar 9 milyon TL’yi aşıyor. Otomotiv Bursa ekonomisinin lokomotifi Listenin üst sıraları incelendiğinde otomotiv sektörünün Bursa ekonomisindeki ağırlığı açık biçimde görülüyor. OYAK Renault’nun yanı sıra; Yazaki Systems Technologies Turkey TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası Sege Taşıt Koltukları Çelikform Gestamp Otomotiv Otomotiv yan sanayisine hizmet veren diğer şirketler önemli vergi tahakkuklarıyla listede yer alıyor. Bu tablo, Bursa'nın yalnızca otomobil üretiminde değil, otomotiv yan sanayisinde de güçlü bir vergi ve katma değer tabanı oluşturduğunu gösteriyor. Gıda ve tarım-hayvancılık ikinci güçlü damar Listenin dikkat çeken bir başka özelliği ise gıda ve hayvancılık şirketlerinin yoğunluğu. SÜTAŞ'ın zirvede bulunmasının yanında Keskinoglu, Hastavuk, Tarfaş, Pro Yem, Demir Damızlık ve Öz Tavuk gibi şirketler üst sıralarda yer alıyor. Özellikle tavukçuluk ve yumurta sektörünün çok sayıda şirketle ilk 100 içerisinde bulunması, Bursa'nın entegre tarım-hayvancılık ve gıda sanayisindeki gücünü ortaya koyuyor. İlk 10, listenin yüzde 60'ına yakınını oluşturuyor Açıklanmasına izin verilen tutarlar üzerinden yapılan hesaplamaya göre, tabloda tutarı görülebilen 38 mükellefin toplam kurumlar vergisi tahakkuku yaklaşık 6,42 milyar TL. Bunun: İlk 2 şirket: 2,01 milyar TL İlk 5 şirket: 2,87 milyar TL İlk 10 şirket: 3,84 milyar TL Seviyesinde. Dolayısıyla açıklanan tutarlar açısından ilk 10 şirket, toplamın yaklaşık yüzde 59,8'ini oluşturuyor. Bu durum Bursa'daki kurumlar vergisi performansının önemli bölümünün, yüksek cirolu ve yüksek katma değer üreten büyük sanayi kuruluşlarında yoğunlaştığını gösteriyor. Makine, tekstil ve kimya da listede güçlü Bursa'nın geleneksel sanayi sektörleri de listede kendisini gösteriyor. Ermaksan Makina, Çoliplik Şeremet Tekstil, Cemtaş Çelik, Rudolf Duraner Kimyevi Maddeler, LeoNİ Systems Turkey Kablo, Epsan FZ Kimya Plastik ve Uzman Kafatezör Yüzey Kaplama gibi şirketlerin varlığı, Bursa sanayisinin otomotivden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle makine-metal, tekstil, kimya ve kablo sektörlerinin farklı basamaklarda temsil edilmesi, Bursa'nın üretim altyapısının çeşitliliğine işaret ediyor. İkinci 50'de dikkat çeken değişim 60–100 bandına gelindiğinde vergi tutarları doğal olarak aşağıya inerken, sektör çeşitliliği artıyor. Çelikform Gestamp 73,1 milyon TL Eker Süt 62,0 milyon TL BRY Mimarlık 61,2 milyon TL Özel Emine Eğitim 61,2 milyon TL Yafa Mühendislik 55,2 milyon TL Karagül Tavukçuluk 54,1 milyon TL Keskinoglu Tavukçuluk ve Damızlık 51,3 milyon TL Seviyesindeki tahakkuklarıyla öne çıkıyor. Önemli bir ayrıntı (*) ismini açıklamayanlar Listenin 100 şirketten oluşmasına rağmen çok sayıda şirketin adı ve vergi tutarı (*) olarak gizlenmiş olması, tablonun toplam vergi yükünün tamamını göstermediği anlamına geliyor. Tabloda açıklanan 38 şirket üzerinden yaptığımız hesaplama 6,42 milyar TL. Yani; “Vergi tutarlarının açıklanmasına izin veren 38 mükellefin toplam tahakkuku 6,42 milyar TL'yi aştı.” İsmini açıklamayanların sadece sektörü ödedikleri vergi açıklansaydı, daha detaylı bir Bursa fotoğrafı ortaya koyabilirdik.

Matlı: Asırlık mirası geleceğin güçlü Bursa ekonomisine taşıyoruz Haber

Matlı: Asırlık mirası geleceğin güçlü Bursa ekonomisine taşıyoruz

Bursa Zahire Borsası adıyla 11 Eylül 1924 tarihinde Değirmenci Halil Paşa Zade İbrahim Bey ve arkadaşları tarafından kurulan Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kent ve ülke ekonomisinin yapı taşlarından biri olmayı sürdürüyor. Bir asrı aşan kurumsal birikimini bugün de Bursa’nın tarımsal ve ticari geleceğine yön veren çalışmalarla büyüten Bursa Ticaret Borsası; üretici, tüccar, sanayici ve iş dünyasıyla kurduğu güçlü bağ sayesinde geleneksel borsacılık anlayışını modern ticaretin gereklilikleriyle buluşturuyor. Asırlık birikim ekonomik değere dönüşüyor Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Değirmenci Halil Paşa Zade İbrahim Bey ve kurucu üyelerin vizyonuyla yakılan meşalenin, bir asrı aşkın süredir Bursa’nın tarımsal ve ticari kalkınmasına ışık tuttuğunu ifade etti. “Bir asrı aşan birikim, bizim için yalnızca güçlü bir geçmiş değil, aynı zamanda geleceğe karşı önemli bir sorumluluktur” diyen Matlı, Bursa Zahire Borsası adıyla başlayan yolculuğun bugün sürdürülebilirliği ve dijitalleşmeyi odağına alan, küresel pazarlara entegre ve üyelerine katma değer sunan güçlü bir kurumsal yapıya dönüştüğünü söyledi. Bursa TB’nin tescil işlem hacminin 70 milyar TL’yi aşmasının da bu gelişimin somut göstergelerinden biri olduğunu belirten Başkan Matlı, şöyle devam etti: “Bizler ecdadımızın bize bıraktığı bu asırlık mirası yalnızca korumakla kalmıyor, ikinci yüzyılımızda günümüzün hızla değişen ekonomik koşullarına uygun vizyoner hamlelerle tarım ve ticaretin dönüşümüne öncülük ediyoruz. Üyelerimizin rekabet gücünü artıran, üretimi ve ticareti geliştiren, Bursa’nın ekonomik gelişimine katkı sağlayan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “Bursa’nın üretim gücüne katkı sunuyoruz” Bursa’nın güçlü üretim kültürü ve köklü ticaret geleneğiyle Türkiye ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Başkan Özer Matlı, kentin sahip olduğu potansiyelin daha yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapıya dönüştürülmesinin önemine vurgu yaptı. Matlı, “Bursa’nın tarım, gıda, sanayi ve ticaret alanındaki potansiyelini daha yüksek katma değere dönüştürmek, şehrimizin ekonomik gücünü geleceğe taşımak açısından büyük önem taşıyor. Bursa Ticaret Borsası olarak geleneksel borsacılık faaliyetlerimizin yanı sıra tarım ve gıda sektörlerinin gelişimine, ticaretin kolaylaştırılmasına, üretici ve tüccarımızın rekabet gücünün artırılmasına yönelik projeler geliştiriyoruz” dedi. Bu anlayış doğrultusunda birçok önemli çalışmayı hayata geçirdiklerini ifade eden Matlı, şunları söyledi: “Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nden Gıda UR-GE projelerimize, kentimizin değerli ürünlerinin coğrafi işaretlerle tescillenmesinden yerel ürün ve markalarımıza değer katan Off The Record projemize kadar geniş bir alanda çalışmalar yürüttük. Tüm bu projelerle Bursa’nın üretim ve ticaret gücünü daha yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapıya dönüştürmeye, yerel değerlerimizi ulusal ve küresel ölçekte daha güçlü bir konuma taşımaya katkı sunuyoruz.” Asırlık miras geleceğe ışık tutuyor Bursa Ticaret Borsası’nın bugün değişen ekonomik koşullara uyum sağlayan, üyelerinin ihtiyaçlarını merkeze alan ve geleceğin ticaret modellerine hazırlanan güçlü bir kurumsal yapıya sahip olduğunu kaydeden Başkan Özer Matlı, Borsa’nın başarısının temelinde geçmişten bugüne uzanan ortak emeğin bulunduğuna dikkat çekti. Matlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Bursa Zahire Borsası adıyla başlayan yolculuğumuz, bugün bir asrı aşan güçlü bir kurumsal mirasa dönüşmüş durumda. Bu mirasın içerisinde Bursa’nın üreticisinin, tüccarının, sanayicisinin ve iş insanının emeği var. Borsamızın bugünlere gelmesinde katkısı bulunan başta üyelerimiz olmak üzere tüm başkanlarımıza, meclis ve yönetim kurulu üyelerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bursa Ticaret Borsası olarak geçmişten aldığımız güçle, bugünün ihtiyaçlarına cevap veren ve geleceğin ekonomisini şekillendiren bir anlayışla çalışmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle Borsamızın kuruluş yıl dönümünü kutluyor; kuruluşundan bugüne kadar Bursa Ticaret Borsası’na emeği geçen herkesi saygı ve şükranla anıyorum. Aramızdan ayrılan başkanlarımız başta olmak üzere Borsamıza hizmet etmiş tüm büyüklerimize Allah’tan rahmet diliyorum.”

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek Haber

OVP’nin ihracat ve verimlilik hedeflerine Konya’dan güçlü destek

Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemine ilişkin yol haritasını ortaya koyan Orta Vadeli Program’da makroekonomik istikrarın güçlendirilmesinin yanı sıra verimlilik ve rekabet gücünün artırılması, yüksek katma değerli üretimin desteklenmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması ile ihracat kapasitesinin geliştirilmesi öncelikli politika alanları arasında yer aldı. Üretim odaklı büyümeye vurgu Orta Vadeli Program’ı değerlendiren Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, fiyat istikrarı ve mali disiplin korunurken büyümenin üretim kapasitesi, verimlilik ve yüksek katma değer temelinde güçlendirilmesini doğru bir yaklaşım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Öztürk, “Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve ihracata verilen önceliği reel sektörümüz açısından önemli buluyoruz. İmalat sanayisinin üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak, işletmelerimizin rekabet gücünü geliştirecek politikalar kalıcı ekonomik istikrarın sağlanmasına katkı sunacaktır. Programda yer alan tedbirlerin belirlenen takvim çerçevesinde kararlılıkla uygulanması ve sağlanacak imkânların işletmelerimize hızlı biçimde yansıması büyük önem taşımaktadır” dedi. OVP’nin reel sektör hedeflerine KTOTEK desteği OVP’de ihracatın geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve işletmelerin rekabet gücünün desteklenmesine verilen öncelik, reel sektörün bu alanlardaki dönüşümünü daha da önemli hâle getiriyor. Konya Ticaret Odası da KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsü bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla Konya iş dünyasına bu süreçte destek sağlıyor. Kampüs içerisinde faaliyet gösteren KTO Dış Ticaret Merkezi firmaların yeni pazarlara ulaşmasına, Konya Model Fabrika ise üretim süreçlerini geliştirerek verimliliklerini artırmasına yönelik hizmetler sunuyor. Firmalara yeni pazarlar için yol haritası KTO Dış Ticaret Merkezi, ihracata yeni başlayacak işletmeler ile mevcut ihracatını geliştirmek isteyen firmalara yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. İhracat Koçluğu, Hedef Pazar Analizi ile Hedef Müşteri ve Tedarikçi Araştırmaları kapsamında işletmelerin doğru pazarları belirlemelerine, potansiyel müşterilere ulaşmalarına ve dış ticaret süreçlerini planlamalarına destek veriliyor. İhracatta kalıcı artış için firmaların yeni pazarlara ulaşmasının önemine dikkat çeken Öztürk, “Küresel belirsizliklerin, korumacı politikaların ve zayıflayan dış talebin iş dünyamız üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemden geçiyoruz. Firmalarımızın mevcut pazarlarını korurken yeni pazarlara açılması ve dış ticaret kabiliyetlerini geliştirmesi gerekiyor. KTO Dış Ticaret Merkezimizle üyelerimizin bu süreçlerini destekliyor, ihracat hedeflerine ulaşmaları için ihtiyaç duydukları alanlarda yanlarında oluyoruz” ifadelerini kullandı. Verimlilik odaklı dönüşümde model fabrika desteği OVP’nin temel başlıklarından biri olan verimlilik ve rekabet gücü alanında ise Konya Model Fabrika tarafından sanayi işletmelerine yönelik uygulamalı çalışmalar yürütülüyor. Yalın üretim eğitimleri ile Öğren ve Dönüş Programları sayesinde üretim süreçlerindeki israfların azaltılması, kaynakların daha etkin kullanılması ve işletmelerde verimlilik kültürünün geliştirilmesi amaçlanıyor. Öztürk, “Günümüzde rekabet gücünü korumak yalnızca daha fazla üretmekle mümkün değildir. Kaynakları etkin kullanan, süreçlerini geliştiren ve daha yüksek katma değer oluşturan bir üretim yapısına yönelmek zorundayız. Konya Model Fabrikamızla işletmelerimizin verimlilik odaklı dönüşümüne katkı sağlıyoruz. KTO Teknoloji ve Eğitim Kampüsümüz bünyesinde yürüttüğümüz çalışmalarla OVP’de ortaya konulan hedeflerin Konya iş dünyasında karşılık bulmasını ve firmalarımızın yeni döneme hazırlanmasını desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.