SON DAKİKA
Hava Durumu

#İstihdam

Ekometre - İstihdam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstihdam haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yeni OVP açıklandı: Enflasyon hedefi yükseldi Haber

Yeni OVP açıklandı: Enflasyon hedefi yükseldi

Büyüme beklentisi ise yüzde 3,3’e çekildi. Hükümet, enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesini hedefliyor. Türkiye ekonomisinin gelecek üç yılına ilişkin hedefleri içeren yeni Orta Vadeli Program (OVP) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklandı. Programda büyüme ve enflasyon hedeflerinde önemli değişikliklere gidildi. 2026 yılı büyüme tahmini yüzde 3,3 olarak belirlenirken, yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28,4’e yükseltildi. Hükümet, büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşmasını öngörürken, enflasyonun aynı yıllarda sırasıyla yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9 seviyelerine gerilemesini hedefliyor. Enflasyon tahmini 12 puan yükseldi 2026-2028 dönemini kapsayan önceki OVP’de yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 16 olarak belirlenmişti. Yeni programda 2026 yılı için bu tahmin yüzde 28,4’e çıkarıldı. Böylece enflasyon beklentisi bir önceki programa göre 12,4 puan yükselmiş oldu. Cevdet Yılmaz, küresel ekonomik görünümdeki değişimlerin ve jeopolitik gelişmelerin yeni programın hazırlanmasında etkili olduğunu belirtti. Yılmaz, dünya ekonomisinin ekonomik ve teknolojik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı bir dönemden geçtiğini ifade ederek, bölgedeki savaşların da ekonomik dengeler üzerindeki etkisine dikkat çekti. 2026 büyüme beklentisi yüzde 3,3 Yılmaz, 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3,3 olarak güncellediklerini açıkladı. Sanayi büyümesi beklentisinin de yüzde 2,3’e indirildiğini belirten Yılmaz, buna karşın büyümenin sonraki yıllarda kademeli olarak güçlenmesini beklediklerini söyledi. Buna göre büyümenin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 seviyesine ulaşması öngörülüyor. Yılmaz, ihracatçıların zorlu dış talep koşullarına rağmen 2026 yılında başarılı bir performans gösterdiğini belirtti. Jeopolitik risklerdeki artışın da ekonomi üzerinde önemli etkiler yarattığını ifade eden Yılmaz, enerji ithalatı beklentisinin 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıkarılmasında bu gelişmelerin etkili olduğunu söyledi. “Enflasyon kontrolden çıkabilirdi” Programın soru-cevap bölümünde konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise enflasyon hedeflerindeki sapmaya ilişkin özeleştiri yaptı. Şimşek, mevcut ekonomik koşullarda enflasyonun yalnızca düşmemekle kalmayıp kontrolden çıkabileceğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtti. Başlangıçta belirlenen hedeflerin iddialı olduğunu ifade eden Şimşek, “Biz ataleti muhtemelen düşük ölçtük. Açık konuşalım burada.” değerlendirmesinde bulundu. Enflasyonun 2029’da tek haneye inmesi hedefleniyor Yeni OVP’de hükümetin enflasyonla mücadelede kademeli düşüş hedefi korunuyor. 2026 sonunda yüzde 28,4 olması beklenen enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi hedefleniyor. Yılmaz, mayıs 2024’te yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyonun uygulanan politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girdiğini söyledi. Ancak savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle düşüş eğiliminin geçici olarak yataylaştığını belirten Yılmaz, Merkez Bankası hesaplamalarına göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkisinin yaklaşık 7 puan olduğunu aktardı. Milli gelir 1,8 trilyon doları aşacak OVP kapsamında Türkiye ekonomisinin büyüklüğüne ilişkin hedefler de açıklandı. Yılmaz, 2026 sonunda milli gelirin Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasının beklendiğini belirtti. Kişi başına milli gelirin de ilk kez 20 bin doları geçmesinin öngörüldüğünü söyledi. Program döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması ve daha fazla kişinin işgücüne katılması hedefleniyor. Program sonunda milli gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara çıkarılması amaçlanıyor. TL mevduatın payı yüzde 61,5’e yükseldi Yılmaz, uygulanan ekonomi politikalarının Türk lirasına güveni artırdığını savundu. TL mevduatının toplam mevduat içerisindeki payının yüzde 31,6’dan 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5’e yükseldiğini belirten Yılmaz, bu gelişmenin uygulanan politikaların sonuç verdiğinin göstergelerinden biri olduğunu ifade etti. Bütçe açığının da kademeli olarak düşürülmesi hedefleniyor. 2026 yılı için daha önce yüzde 3,5 olarak öngörülen bütçe açığının alınan tedbirlerle yüzde 3,1 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Sosyal konut yatırımları artırılacak Yeni programda konut politikası da öncelikli alanlar arasında yer aldı. Yılmaz, dar ve orta gelirli vatandaşların konuta erişimini kolaylaştırmak amacıyla sosyal konut yatırımlarının yüzde 150 artırılacağını açıkladı. Ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın da programın temel unsurlarından biri olduğunu belirten Yılmaz, kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılmasını ve ekonominin dış şoklara karşı direncinin güçlendirilmesini hedeflediklerini söyledi. Yılmaz’dan seçim açıklaması Cevdet Yılmaz, OVP’nin hazırlanmasında seçim takvimine ilişkin herhangi bir spekülatif varsayım yapılmadığını söyledi. Yılmaz, programın seçimlerin zamanında yapılacağı varsayımıyla hazırlandığını belirterek, 2028 baharı veya yazına doğru bir seçim öngördüklerini ifade etti. Seçimin daha erken bir tarihe alınmasının ise Meclis’in takdirinde olduğunu belirten Yılmaz, şimdiden farklı bir varsayım üzerinden hareket etmenin doğru olmayacağını söyledi. İş dünyası OVP’yi nasıl değerlendirdi? İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, yeni OVP’de üretim ve ihracatın yanı sıra küresel yatırımların ve yeteneklerin teşvik edilmesine yönelik düzenlemelere kapsamlı biçimde yer verilmesini olumlu karşıladıklarını belirtti. Avdagiç, dezenflasyon programının kararlı biçimde uygulanmasının ve oluşacak alanın kademeli faiz normalizasyonuna dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe ise yeni programın küresel belirsizlikleri ve mevcut ekonomik koşulları dikkate alan daha temkinli bir çerçeve sunduğunu ifade etti. Gültepe, imalat sanayisinin üretim ve ihracat kapasitesinin korunmasına verilen önemi vurgularken, finansman, işletme sermayesi ve emek yoğun sektörlere yönelik desteklerin somutlaştırılmasını olumlu değerlendirdi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı Nail Olpak da OVP’yi Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık yol haritasını ortaya koyması ve iş dünyasının planlamalarına rehberlik etmesi açısından önemli bulduklarını belirtti. İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ali Kopuz ise fiyat istikrarı, büyüme, yatırım ve ihracatı güçlendirmeye yönelik hedeflerin önemine dikkat çekti. Kopuz, seçici finansman imkanlarının yatırım yapan, ihracat gerçekleştiren, istihdam sağlayan ve katma değer üreten işletmelere yönlendirilmesinin üretim kapasitesini ve rekabet gücünü artıracağını ifade etti. YENİ Parti’den OVP’ye sert eleştiri YENİ Parti Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ise yeni OVP’yi önceki programlarla karşılaştırarak hükümetin hedeflerinde ciddi sapmalar yaşandığını savundu. Genç, 2023’te açıklanan hedefler gerçekleşseydi, o yıl sonunda 100 lira olan bir mal sepetinin 2026 sonunda yaklaşık 166 liraya çıkacağını, gerçekleşmeler ve yeni OVP tahmini dikkate alındığında ise aynı sepetin yaklaşık 243 liraya ulaştığını belirtti. Genç, “OVP artık ekonominin önünü göstermiyor, gerçekleşmelerin arkasından hedef değiştiriyor” değerlendirmesinde bulundu. “Enflasyon hedefi 8,5’ten 28,4’e çıktı” Genç, 2026 yılı enflasyon hedefinin son üç yılda sürekli yukarı yönlü revize edildiğine dikkat çekti. 2023’te yüzde 8,5 olarak açıklanan 2026 enflasyon hedefinin 2024’te yüzde 9,7’ye, 2025’te yüzde 16’ya ve yeni programda yüzde 28,4’e yükseldiğini belirten Genç, üç yıl içerisinde tahminin yaklaşık 3,3 katına çıktığını söyledi. Genç, yalnızca son bir yıldaki artışın 12,4 puan olduğunu ve bunun yüzde 77,5’lik yükselişe karşılık geldiğini ifade etti. Büyüme hedefi de aşağı çekildi Genç, enflasyon hedefindeki yükselişin yanı sıra büyüme beklentisindeki gerilemeye de dikkat çekti. 2026 yılı için üç yıl önce yüzde 5 olarak açıklanan büyüme hedefinin yeni OVP’de yüzde 3,3’e indirildiğini belirten Genç, “Üç yılda daha yüksek enflasyon, daha düşük büyüme tablosuyla karşı karşıyayız” dedi. Genç ayrıca, geçen yılki OVP’de 2027 yılı için yüzde 9 olarak öngörülen enflasyonun yeni programda yüzde 21’e çıkarıldığını, tek haneli enflasyon hedefinin ise 2027’den 2029’a ötelenmiş olduğunu belirtti. 2024 yılında açıklanan OVP’de 2027 enflasyonunun yüzde 7 olarak öngörüldüğünü hatırlatan Genç, yeni hedeflerin önceki programlarla arasındaki farkın ekonomik beklentiler açısından önemli bir sapmaya işaret ettiğini savundu.

Siirt’ten ekonomiye 180 milyon dolarlık bakır katkısı Haber

Siirt’ten ekonomiye 180 milyon dolarlık bakır katkısı

Yılda 80 bin ton bakır konsantresi üreten işletme, ekonomiye 180 milyon dolarlık katkı sunarken, 2017’den bu yana yaklaşık 500 milyon dolarlık yatırımla güçlendirildi. Türkiye’nin yıllık bakır ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini karşılayan Eti Bakır, 8 maden işletmesinde yılda 90 bin ton katot bakır üretiyor. Şirketin Siirt Madenköy’deki işletmesi ise bu üretim zincirinin önemli halkalarından birini oluşturuyor. Siirt İşletmesi’nde yılda yaklaşık 1 milyon ton tüvenan cevher çıkarılıyor. İşlenen cevherden elde edilen 80 bin ton bakır konsantresi, katot bakır üretiminde kullanılmak üzere Eti Bakır’ın Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi’ne gönderiliyor. İşletmenin ürettiği bakır konsantresinin, Türkiye ekonomisine yıllık yaklaşık 180 milyon dolarlık katkı sağladığı belirtiliyor. 669 Metre derinlikte yüksek teknolojili üretim Eti Bakır Siirt İşletmesi İşletme Müdürü Olcay Kotiloğlu, Siirt tesisinin üretim kapasitesinin yanı sıra teknolojik altyapısı ve bölge ekonomisine katkısıyla da önemli bir merkez olduğunu söyledi. Türkiye’nin yıllık katot bakır ihtiyacının yaklaşık 500 bin ton olduğunu belirten Kotiloğlu, bu ihtiyacın bir bölümünün yerli kaynaklarla karşılanmasının dışa bağımlılığın azaltılması açısından önem taşıdığını ifade etti. Kotiloğlu, üretim süreçlerinde teknoloji ve iş güvenliğini ön planda tuttuklarını belirterek, işletmenin teknik altyapısına ilişkin şu bilgileri verdi: “Kuyu derinliğimiz 669 metre, kule yüksekliğimiz ise 74,5 metre. Türkiye’de metalik madenlerde dik kule sistemiyle kurulan ilk kuyu sistemine sahibiz. Yer altındaki ekipmanlarımızın büyük bölümünü uzaktan kumandayla çalıştırıyoruz ve cevheri yer altından flotasyon tesisimize konveyör hatlarıyla el değmeden ulaştırıyoruz. Böylece hem güvenli hem de yüksek verimli bir üretim gerçekleştiriyoruz.” Siirt’e 500 milyon dolarlık yatırım Siirt İşletmesi’nin teknolojik altyapısının 2017’den bu yana gerçekleştirilen yatırımlarla önemli ölçüde geliştirildiği belirtildi. Kotiloğlu, Cengiz Holding bünyesine katıldığı 2017 yılından bu yana işletmeye yaklaşık 500 milyon dolarlık yatırım yapıldığını söyledi. Yatırım planının yüzde 80’inin tamamlandığını belirten Kotiloğlu, kalan yatırımların gelecek yıl tamamlanmasının öngörüldüğünü ifade etti. Yatırımların önemli bölümünün Ar-Ge çalışmalarından oluştuğunu aktaran Kotiloğlu, işletmenin bölgesel kalkınmaya da katkı sağladığını vurguladı. 848 Çalışanın büyük bölümü Siirt’ten Yerel istihdamın desteklenmesine önem verdiklerini belirten Kotiloğlu, işletmede 848 kişinin görev yaptığını ve çalışanların büyük bölümünün Siirt’ten istihdam edildiğini söyledi. İşletmenin bölge ekonomisine katkısının istihdamla sınırlı olmadığını belirten Kotiloğlu, ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin büyük bölümünün yerel firmalardan temin edildiğini ifade etti. Bu uygulamanın dolaylı istihdamı artırdığını, yerel firmaların gelişimini desteklediğini ve bölge ekonomisine katkı sağladığını kaydetti. 954 Bin ağaç toprakla buluştu Eti Bakır Siirt İşletmesi’nde üretimin yanı sıra çevresel rehabilitasyon çalışmalarına da devam ediliyor. Çorak bir arazide, herhangi bir ağaç kesilmeden faaliyete geçirilen işletmede bugüne kadar 954 bin ağaç dikildi. İşletmenin hedefi ise 1 milyon fidana ulaşmak. Sürdürülebilirlik çalışmalarının üretim sahasıyla sınırlı olmadığı belirtilirken, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde özellikle kış aylarında olumsuz hava koşullarından etkilenen yaban hayvanlarının beslenmesine yönelik çalışmalar da yürütülüyor. Eti Bakır, Siirt İşletmesi’nde yerli maden kaynaklarını ekonomiye kazandırırken; yüksek teknoloji, iş güvenliği, yerel istihdam, bölgesel tedarik ve çevresel rehabilitasyonu aynı üretim anlayışı içinde sürdürmeyi hedefliyor.

Almanya’da istihdam alarmı Haber

Almanya’da istihdam alarmı

Uzmanlar, işsizliğin artışında mevsimsel etkilerin yanı sıra ekonomik aktivitedeki zayıflığın da belirleyici olduğunu değerlendiriyor. Almanya ekonomisinden son dönemde gelen toparlanma sinyallerine karşın iş gücü piyasasındaki durgunluk ağustos ayında da devam etti. Ülkede işsiz sayısı 3 milyon sınırının üzerinde kalırken, işsizlik oranı da yükseldi. Almanya Federal İş Ajansı'nın (BA) açıkladığı verilere göre işsiz sayısı ağustosta bir önceki aya kıyasla 54 bin kişi artarak 3 milyon 61 bine ulaştı. İşsiz sayısı geçen yılın aynı ayına göre de 36 bin kişi arttı. İşsizlik oranı ise temmuzdaki yüzde 6,4 seviyesinden ağustosta yüzde 6,5’e yükseldi. İş gücü piyasasında hareketlilik sınırlı Federal İş Ajansı Başkanı Andrea Nahles, ağustos verilerini değerlendirirken iş gücü piyasasında son aylarda görülen zayıf görünümün devam ettiğine dikkat çekti. Nahles, iş gücü piyasasının ağustosta geleneksel mevsimsel etkilerin ötesinde kayda değer bir dinamizm ortaya koymadığını belirtti. Bu tablo, Almanya ekonomisinde büyüme tarafında ortaya çıkan olumlu sinyallerin henüz istihdam piyasasına güçlü biçimde yansımadığını gösteriyor. İşsizlikte 3 milyon eşiği ikinci ayda da aşıldı Almanya’da işsiz sayısı yaz tatili döneminin başlamasıyla birlikte temmuz ayında nisan ayından bu yana ilk kez 3 milyon seviyesinin üzerine çıkmıştı. Ağustosta da bu seviyenin üzerinde kalınması, iş gücü piyasasındaki zayıflığın yalnızca tek aylık mevsimsel bir hareket olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. İşsiz sayısındaki aylık artışın yanı sıra yıllık bazda da yükseliş görülmesi, ekonomik aktivitedeki zayıflığın istihdam üzerindeki etkisinin devam ettiğine işaret ediyor. Mevsimsellik tek başına açıklamıyor Almanya’da yaz aylarında işsizlikte belirli ölçüde artış yaşanması olağan kabul ediliyor. Ancak uzmanlar, temmuzdan itibaren görülen yükselişin yalnızca mevsimsel faktörlerle açıklanamayacağına dikkat çekiyor. Ekonomideki dönemsel zayıflık ve şirketlerin istihdam konusunda temkinli davranması, iş gücü piyasasındaki durgunluğun diğer önemli unsurları arasında gösteriliyor. Bu nedenle önümüzdeki aylarda istihdam verilerinin seyri, Almanya ekonomisindeki toparlanmanın ne kadar güçlü ve kalıcı olduğunun önemli göstergelerinden biri olacak. Büyüme sinyalleri istihdamı destekleyecek mi? Almanya ekonomisinde son dönemde daha olumlu büyüme sinyalleri görülmeye başlanması, iş gücü piyasası açısından da beklentileri destekliyor. Ancak ekonomik büyümenin istihdama yansıması genellikle gecikmeli gerçekleşebiliyor. Şirketlerin üretim ve sipariş görünümüne ilişkin güveninin güçlenmesi halinde yeni istihdam yaratma eğiliminin de önümüzdeki dönemde artabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle Almanya açısından kritik soru yalnızca ekonominin yeniden büyümeye başlaması değil, bu büyümenin yeni istihdam yaratıp yaratamayacağı olacak. Avrupa ekonomisi için kritik gösterge Almanya, Avrupa'nın en büyük ekonomisi olması nedeniyle iş gücü piyasasındaki gelişmeler yalnızca ülke ekonomisi açısından değil, Avro Bölgesi'nin genel görünümü açısından da önem taşıyor. İşsizliğin yüksek seviyelerde kalması iç talep ve tüketici güveni üzerinde baskı yaratabilirken, istihdam piyasasındaki toparlanmanın hızlanması ekonomik büyümenin daha geniş bir tabana yayılmasına katkı sağlayabilir. Ağustos verileri ise Almanya ekonomisinin toparlanma sürecine girdiğine ilişkin olumlu sinyallerin henüz iş gücü piyasasında belirgin bir karşılık bulmadığını ortaya koyuyor.

Menemen Plastik OSB kendi içinde 220 dönüm büyüyor  Haber

Menemen Plastik OSB kendi içinde 220 dönüm büyüyor 

Menemen Plastik İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen: “Tek bir metrekare arsa satın almadan mevcut sahamız içerisinde altyapısı hazır, planlı, kümelenme anlayışı ile mevcut sanayicilerimize değer yaratacak alanlar kazandırmış olacağız.” Türkiye’de plastik sektörüne odaklı olarak üretim yapan tek ihtisas organize sanayi bölgesi olan Menemen Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (MPİOSB), Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayına sunduğu yeni imar planı ile aynı saha içerisinde 220 bin m² ek yatırım alanı kazanacak. Yeni plan ile muhtelif sayıda “Hizmet ve Destek Alanı”, “Ticaret Alanı”, “Sanayi Parseli” ile “Eğitim Alanı” ve “Spor Alanı” gibi ortak kullanım alanları da oluşturulacak. Menemen Plastik İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2025 yılı Ekim ayında yayınladığı “OSB İmar Planı Şartnamesi”ne uygun olarak Bölge’nin imar planı revizyonu çalışmasını tamamlayarak Bakanlık onayına sunduklarını belirtti. Tek bir metrekare satın alma yapılmadı Yeni şartname ile sağlık koruma bantlarına Hizmet ve Destek Alanı, Ticaret Alanı ve İkinci Sınıf Gayrisıhhi Müessese yapabilme imkânı getirildiğini kaydeden Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, şu değerlendirmeyi yaptı: “Yeni şartnameye uygun şekilde hazırladığımız yeni imar planımızda toplamda yaklaşık 220 bin m² bir alanı kısa, orta ve uzun vadede Bölgemize kazandıracağız. Haziran ayında tamamladığmız yeni planımızda 60 bin m² yeni sanayi parseli, 100 bin m²nin üzerinde hizmet ve destek alanı ile 60.000 m²nin üzerinde ticaret alanı kazanmış olacağız. Bakanlık onayı sonrasında tek bir metrekare arsa satın almadan, Bölge sınırlarını genişetmeden mevcut sahamız içerisinde altyapısı hazır, planlı, kümelenme anlayışı ile mevcut sanayicilerimize değer yaratacak alanlar kazandırmış olacağız.” Kutu sanayicilerin yarattığı mucize MPİOSB’den kısa kısa… Yer seçimi ve kuruluş çalışmaları 1999 yılına kadar dayanan Menemen Plastik İhtisas OSB, yatırımcıların özne olduğu özgün bir finansman modeli ile gerçekleştirildi. Yaklaşık 15 yıl boyunca 1113 bağımsız tapunun tek tek kamulaştırması ile tamamlanan MPİOSB’de tüm altyapı yatırımları, herhangi bir kurumdan kredi kullanılmadan Katılımcı sanayicilerin sağladığı kaynaklarla gerçekleştirildi. Sanayiciler yalnızca fabrikalarına yatırım yapmakla kalmazken Bölge’nin arazisinin hazırlanmasından yollarına, enerji altyapısından su ve haberleşme şebekelerine kadar ortak bir sanayi ekosisteminin kurulmasına da kaynak sağladı. MPİOSB’de tüm parseller yatırımlarını tamamlarken, yaklaşık 2 bin 500 kişiye istihdam sağlanıyor ve 250 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriliyor.

Ekonomide yeni nesil yeteneklere ihtiyaç artıyor Haber

Ekonomide yeni nesil yeteneklere ihtiyaç artıyor

TÜİK verileri, önümüzdeki yıllarda bu oranın daha da gerileyeceğine işaret ediyor. Uzmanlara göre eğitim, teknoloji, girişimcilik ve iş dünyasıyla gençler arasındaki bağın güçlendirilmesi ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor. Türkiye’nin genç nüfusu önemli bir ekonomik potansiyel oluşturmaya devam ederken, demografik değişim bu avantajın gelecekte aynı ölçüde korunamayabileceğini gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 708 bin 348 kişi oldu. Gençlerin toplam nüfus içindeki payı ise yüzde 14,8 olarak gerçekleşti. TÜİK’in nüfus projeksiyonları da genç nüfusun toplam nüfus içerisindeki payının önümüzdeki yıllarda azalabileceğine işaret ediyor. Ana senaryoya göre genç nüfus oranının 2040’ta yüzde 12,2’ye, 2060’ta yüzde 10,3’e ve 2080’de yüzde 8,8’e gerilemesi bekleniyor. Gençlerin işgücüne katılımı yüzde 47,6 Demografik değişimin yanı sıra gençlerin eğitim ve istihdam süreçlerine katılımı da Türkiye ekonomisinin geleceği açısından kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. TÜİK verilerine göre gençlerde işgücüne katılma oranı 2025 yılında yüzde 47,6 oldu. Bu oran genç erkeklerde yüzde 60,1, genç kadınlarda ise yüzde 34,3 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 23,3 seviyesinde bulundu. Bu tablo, genç nüfusun yalnızca sayısal büyüklüğüyle değil, sahip olduğu becerilerin ekonomiye ne ölçüde aktarılabildiğiyle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Teknoloji ve girişimcilik öne çıkıyor Ekonomide yaşanan dijital dönüşüm, gençlerin sahip olması gereken yetkinliklerin de değişmesine neden oluyor. Yazılım, yabancı dil, finansal okuryazarlık, dijital pazarlama ve girişimcilik gibi alanlarda kazanılan beceriler, gençlerin hem geleneksel iş piyasasında hem de yeni nesil çalışma modellerinde daha güçlü bir konuma gelmesini sağlayabiliyor. Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve NEFA Gençlik ve Ticaret Platformu Kurucusu Mehmet Konuralp Yılmaz da genç nüfusun üretim ve girişimcilik süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yılmaz, ülkelerin rekabet gücünün yalnızca doğal kaynaklarla değil, nitelikli insan kaynağıyla da belirlendiğini belirterek, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelinin doğru eğitim ve fırsatlarla desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. “Gençlerin üretime katılımı güçlendirilmeli” Yılmaz’a göre gençlerin yalnızca kamu istihdamına odaklanmak yerine üretim, girişimcilik ve yatırım alanlarında da aktif rol üstlenmesi gerekiyor. Özel sektörün gençlere daha fazla sorumluluk vermesi ve onların kendilerini geliştirebilecekleri çalışma ortamları oluşturması gerektiğini belirten Yılmaz, gençlere yönelik yatırımların uzun vadeli ekonomik getirisine dikkat çekiyor. Yılmaz’ın değerlendirmeleri, Türkiye’de genç nüfusun gelecekteki büyüklüğünden çok, mevcut genç nüfusun eğitim, istihdam, girişimcilik ve teknoloji alanlarında ne ölçüde ekonomiye kazandırılabildiği tartışmasını öne çıkarıyor. Demografik avantaj için zaman daralıyor Türkiye halen 12,7 milyonluk 15-24 yaş grubu nüfusuyla önemli bir genç insan kaynağına sahip. Ancak TÜİK projeksiyonları, bu avantajın önümüzdeki on yıllarda kademeli olarak azalabileceğini gösteriyor. Bu nedenle gençlere yönelik eğitim ve istihdam politikalarının yanı sıra girişimcilik, teknoloji ve mesleki yetkinlik yatırımlarının da uzun vadeli ekonomik planlamanın bir parçası olması bekleniyor. Türkiye’nin genç nüfus avantajını sürdürülebilir ekonomik güce dönüştürmesinde belirleyici unsur ise yalnızca gençlerin sayısı değil; ne kadarının eğitim aldığı, istihdama katıldığı, girişim kurduğu ve katma değer üreten alanlarda çalıştığı olacak.

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı Haber

İTO’dan yeni OVP için üretim çağrısı

Avdagiç, yeni OVP için finansman, kur, vergi ve sosyal güvenlik yükleri ile ithalat politikalarını kapsayan 5 maddelik öneri sundu. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, İTO’nun ağustos ayı Meclis Toplantısı’nda Türkiye ekonomisinin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sıkı para politikasının enflasyonla mücadelede önemli bir dengeleme sağladığını belirten Avdagiç, yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin özellikle üretici firmalar ve KOBİ’ler üzerindeki baskısına dikkat çekti. Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen OVP’de para politikasının yanında, dezenflasyon sürecine zarar vermeyecek şekilde “hedefli bir üretim koruma politikası” geliştirilmesini önerdi. “Türkiye’nin yeni ekonomik politikası, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercih yapmak arasında sıkışamaz” diyen Avdagiç, üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici ve hedefli finansman mekanizmalarına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Üretim ve ihracata yönelik 5 maddelik öneri Avdagiç, yeni OVP kapsamında reel sektörün finansmana erişimini güçlendirmek amacıyla beş başlıkta politika önerisi sundu. 1. Uzun vadeli finansman güçlendirilmeli İhracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçılara değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticilere de açılmasını istedi. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ve ihracat performansının dikkate alınması gerektiğini kaydetti. 2. Yatırım ve işletme kredileri ayrıştırılmalı Avdagiç, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulmasını önerdi. 3. Kur ve ihracatçı arasındaki maliyet dengesi korunmalı İhracatçıların artan maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığını belirten Avdagiç, kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayabilecek şekilde dengelenmesine yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılarak daha etkin hale getirilmesini isteyen Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki baskıyı artırmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. 4. Üretim ve istihdama yönelik seçici destek sağlanmalı Üretim yapan ve istihdam sağlayan firmaların vergi ve sosyal güvenlik yükleri konusunda seçici düzenlemelerin gündeme alınmasını isteyen Avdagiç, özellikle yüksek istihdam ve ihracat sağlayan sektörlerde maliyet artışlarının istihdam kaybına dönüşmesini önleyecek mekanizmalar geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. 5. İthalat politikası sanayi politikasıyla birlikte ele alınmalı Avdagiç, ithalat politikasının yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri düşürecek bir gümrük rejiminin uygulanması, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini belirtti. “Üretim tabanının korunması gerekiyor” Sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli olduğunu ancak bunun üretim tarafındaki maliyetinin giderek daha görünür hale geldiğini belirten Avdagiç, yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığını, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim sorunlarının sürdüğünü söyledi. Avdagiç, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Üretim tabanının korunması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, ihracatın sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, Türkiye’deki üretim kapasitesine ve bu kapasitenin maliyet ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu ifade etti. “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemeli” Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi emek yoğun sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaların fiyat rekabetçiliğini zorladığını belirten Avdagiç, bu alanlarda kapasite kaybının önlenmesi gerektiğini söyledi. Avdagiç, kısa vadede dezenflasyonun korunmasının, orta ve uzun vadede ise üretim kapasitesi ile ihracat rekabetçiliğinin sürdürülebilmesinin birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti. “Türkiye bunu başarabilecek güce sahip” Türkiye’nin enflasyonla mücadele ile üretimin korunması arasında bir tercih yapmak zorunda olmadığını belirten Avdagiç, seçici, hedefli ve etkili politika araçları geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin ekonomik birikimi ve kapasitesiyle kendi çıkış yolunu oluşturabileceğini söyleyen Avdagiç, iş dünyası olarak hükümetin beklentileri karşılayacak adımları hızlandıracağına inandıklarını belirtti. Avdagiç’ten “Terörsüz Türkiye” mesajı İTO Başkanı Avdagiç, konuşmasında “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin siyasi partilerin geniş mutabakatıyla yasalaşmasını değerlendiren Avdagiç, sürecin Türkiye için yeni bir dönemin kapılarını araladığını söyledi. Avdagiç, iş dünyası olarak sürecin milli birlik ve ekonomik kalkınmaya olumlu katkı sağlamasını temenni ettiklerini belirterek, yasada af düzenlemesine yer verilmemesini ve eli kana bulaşmış kişilerin kapsam dışında tutulmasını önemsediklerini ifade etti. Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir terörle mücadele ettiğini belirten Avdagiç, bundan sonraki dönemde ülkenin üretim ve kalkınma gündeminin daha güçlü şekilde öne çıkacağına inandıklarını söyledi. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde veri bilimi bölümü açıldı Avdagiç ayrıca İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Veri Bilimi ve Analitiği Bölümünün açıldığını duyurdu. İş dünyasının dijital dönüşüm ve veri odaklı karar alma süreçlerine uyum sağlaması için çalışmalar yürüttüklerini belirten Avdagiç, üniversitenin dijital dönüşüm alanındaki insan kaynağı ihtiyacına yönelik olarak 2026-2027 akademik yılında Veri Bilimi ve Analitiği Bölümü’ne ilk kez öğrenci kabul edeceğini açıkladı.

Sahte iş ilanları siber güvenlik riski haline geldi Haber

Sahte iş ilanları siber güvenlik riski haline geldi

Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” dedi. İş başvurusu yapanların verileri risk altında İnternet üzerinden gerçekleştirilen işe alım süreçlerinin her geçen gün arttığını belirten Doğanay, milyonlarca kişinin iş bulabilmek için özgeçmişlerini farklı platformlar ve şirketlerle paylaştığını, ancak bu verilerin kimler tarafından hangi amaçla toplandığı ve ne kadar süre saklandığı konusunda önemli belirsizlikler bulunduğunu söyledi. Son zamanlarda kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve yüzlerce iş başvurusu yapmasına rağmen geri dönüş alamayan aday örneklerinin, meselenin yalnızca istihdam piyasası açısından değerlendirilmemesi gerektiğini gösterdiğini belirten Doğanay, “Burada asıl tartışılması gereken, kaç başvuru yapıldığı değil; milyonlarca vatandaşın özgeçmiş, iletişim, eğitim, mesleki geçmiş ve diğer kişisel verilerinin kimlerin elinde toplandığı, ne kadar süreyle saklandığı ve hangi amaçlarla kullanıldığıdır.” dedi. "CV artık dijital kimliğin bir parçası" Bir özgeçmişin yalnızca eğitim ve iş deneyiminden ibaret olmadığını vurgulayan Doğanay, şu değerlendirmede bulundu: “Bugün bir CV; telefon numarası ve e-posta adresinin ötesinde kişinin eğitim geçmişini, çalıştığı kurumları, görevlerini, uzmanlık alanlarını, referanslarını ve kariyer yolculuğuna ilişkin çok sayıda kişisel veriyi bir arada barındırıyor. Bu nedenle CV artık yalnızca bir özgeçmiş değil, kişinin dijital kimliğinin ve profesyonel yaşamının ayrıntılı bir veri haritasıdır.” Bu verilerin siber suç ekosistemi açısından yüksek değer taşıdığına dikkati çeken Doğanay, kontrolsüz biçimde toplanan kişisel bilgilerin başka veri sızıntıları ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilerle birleştirilerek çok daha kapsamlı dijital profillere dönüştürülebileceğini belirtti. Bu profillerin; kişiye özel sosyal mühendislik ve hedefli oltalama saldırılarından hesap ele geçirme girişimlerine, SIM-swap ve kimliğe bürünme yöntemlerinden deepfake destekli dolandırıcılığa, sahte finansal işlemlerden sentetik kimlik oluşturmaya kadar uzanan geniş bir suç yelpazesinde kullanılabileceğini ifade etti. Doğanay, özellikle çalışanların görev, yetkinlik ve kurum bilgilerinin saldırganlara yalnızca bireyi değil, çalıştığı kuruluşu da hedefleme imkânı sağlayabileceğine işaret ederek, “Bir CV'nin yanlış ellere geçmesi yalnızca kişisel veri ihlali anlamına gelmeyebilir. Saldırgan açısından bu belge, kişinin kim olduğunu, nerede çalıştığını, ne bildiğini, kimlerle bağlantılı olduğunu ve hangi senaryolarla ikna edilebileceğini gösteren bir istihbarat kaynağına dönüşebilir.” değerlendirmesinde bulundu. "Her iş ilanı gerçekten işe alım amacı taşımıyor olabilir" İnternette yayımlanan her iş ilanının gerçek bir personel ihtiyacını yansıtmayabileceğini belirten Doğanay, bazı ilanların uzun süre yayında kaldığını, sürekli güncellendiğini ancak herhangi bir işe alımla sonuçlanmadığının görülebildiğini söyledi. Doğanay, "Burada herhangi bir kurum veya platformu suçlamak doğru olmaz. Ancak gerçekten işe alım yapılmayan ilanlar üzerinden büyük ölçekli kişisel veri toplanıp toplanmadığı mutlaka incelenmeli. Milyonlarca insanın kişisel verisinin hangi amaçlarla işlendiği konusunda daha fazla şeffaflığa ihtiyaç var." ifadelerini kullandı. Sahte iş ilanları dijital manipülasyon aracı hâline gelebilir Doğanay, gerçek bir işe alım amacı taşımayan ilanların yalnızca kişisel veri güvenliği açısından değil, dijital ekosistemin güvenilirliği açısından da risk oluşturabileceğini belirtti. Bazı şirketlerin veya kötü niyetli yapıların, gerçekte personel ihtiyacı bulunmamasına rağmen sürekli iş ilanı yayımlayarak web sitelerine trafik çekmeyi, sosyal medya hesaplarının etkileşimini artırmayı veya sürekli büyüyen bir organizasyon algısı oluşturmayı hedefleyebileceğine dikkat çeken Doğanay, bu tür uygulamaların aynı zamanda adayların kişisel verilerinin gereksiz yere toplanmasına neden olabileceğini ifade etti. Doğanay, şu değerlendirmede bulundu: "Dijital platformlarda yayımlanan her iş ilanının gerçekten istihdam amacı taşıdığı varsayımıyla hareket edilmemelidir. Eğer herhangi bir işe alım yapılmadığı hâlde sürekli yeni ilanlar yayımlanıyorsa, bunun amacı ve toplanan kişisel verilerin nasıl işlendiği şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Bu durum yalnızca insan kaynakları uygulaması olarak değil, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik perspektifiyle de incelenmelidir. Kaldı ki Kişisel Verileri Koruma Kanunu da kişisel verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması ilkesi kapsamında veri minimizasyonu uygulanması gerektiğini belirtir. Gereksiz fazla veri siber risk iştahını artırır." Gerçek dışı işe alım ilanlarının kurum içinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doğanay, sürekli yeni personel arandığı algısının çalışanlar üzerinde iş güvencesine ilişkin kaygıları artırabileceğini, bunun da kurum kültürü ve çalışan psikolojisi açısından değerlendirilmesi gereken ayrı bir konu olduğunu söyledi. Doğanay, yapay zekâ çağında büyük ölçekli CV havuzlarının siber saldırganlar açısından önemli bir hedef hâline geldiğini belirterek, "Milyonlarca özgeçmişten oluşan veri havuzları, kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde sosyal mühendislik saldırıları, hedefli oltalama kampanyaları ve kimlik dolandırıcılığı için kullanılabilecek stratejik veri kaynaklarına dönüşebilir. Bu nedenle işe alım süreçleri artık sadece insan kaynaklarının değil, siber güvenlik uzmanlarının da ilgi alanına girmektedir." ifadelerini kullandı. Siber Güvenlik Uzmanından İşe alım süreçleri için yeni standart çağrısı İşe alım süreçlerinde kişisel verilerin korunmasına yönelik yeni standartlar geliştirilmesi gerektiğini belirten Doğanay, şu önerilerde bulundu: - Gerçek bir açık pozisyon bulunmadan iş ilanı yayınlanmamalı - Gerçek ve güncel bir açık pozisyona dayanmayan ilanlarda bu durum adaylara açıkça belirtilmeli. - Özgeçmiş havuzu oluşturmak amacıyla kişisel veriler toplanmamalı - Adaylardan toplanan kişisel verilerin hangi amaçla işlendiği açık şekilde belirtilmeli. - İşe alım süreci tamamlandıktan sonra ihtiyaç duyulmayan özgeçmişler mevzuata uygun biçimde silinmeli. - İş ilanı platformları ve işverenlerin kişisel veri işleme süreçleri düzenli olarak denetlenmeli. - Adaylar, kişisel verilerinin ne kadar süre saklanacağı konusunda açık ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmeli. Bunlara ek olarak; aktif olarak iş aramayan vatandaşlarımızın kariyer platformlarındaki hesaplarını gözden geçirmelerini, ihtiyaç duymuyorlarsa özgeçmişlerini yayından kaldırmalarını veya hesaplarını silmelerini öneriyoruz. Çünkü internette uzun süre erişilebilir halde bırakılan kişisel veriler, zaman içinde farklı risklere maruz kalabiliyor. Dijital dünyada kullanılmayan veriyi çevrimiçi ortamda tutmamak en temel siber güvenlik prensiplerinden biridir. “Yapay zekâ çağı ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte kişisel verilerin değerinin her zamankinden daha fazla arttığını vurgulayan Doğanay, sözlerini şöyle tamamladı: "Eskiden siber güvenlik denildiğinde akla sunucular, ağlar ve bilgisayar sistemleri gelirdi. Bugün ise en değerli hedef insanın kendisi ve ona ait veriler. Yapay zekâ çağında siber güvenlik artık yalnızca sistemleri değil, insan verisini korumaktır. İş arayan milyonlarca vatandaşın özgeçmişi de korunması gereken stratejik dijital varlıklar arasında yer alıyor. Kişisel verilerin güvenliği artık sadece bireysel bir hak değil, dijital ekonominin ve ulusal siber güvenliğin de temel unsurlarından biridir. Ayrıca bu sorun yalnızca işverenlerin veya kariyer platformlarının inisiyatifine bırakılamaz. Kamu otoriteleri tarafından da etkin düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye’de iş ilanları üzerinden gerçekleştirilen kişisel veri toplama faaliyetleri daha etkin denetlenmeli; gerçek bir açık pozisyona dayanmayan ilanlar için şeffaflık yükümlülüğü getirilmeli ve aday havuzu oluşturmak amacıyla yapılan veri toplama faaliyetleri açık kurallara bağlanmalıdır. İşverenlerin ve kariyer platformlarının topladıkları özgeçmişleri hangi amaçla ve ne kadar süreyle sakladıkları denetlenmeli; kapanmış veya gerçekte mevcut olmayan pozisyonlara ilişkin ilanların belirli süreler içerisinde yayından kaldırılması sağlanmalıdır. Ayrıca yanıltıcı iş ilanlarının bildirilebileceği etkin bir mekanizma oluşturulmalı ve tekrarlayan ihlaller için idari yaptırımlar değerlendirilmelidir. Milyonlarca vatandaşın kişisel verisinin işlendiği böylesine büyük bir dijital ekosistemde denetim artık yalnızca ilanların içeriğini değil, ilanların arkasındaki veri toplama, kullanma, paylaşma ve saklama süreçlerinin tamamını kapsamalıdır. "

TAPSİAD: Ormanları korumak üretim gücünü korumaktır Haber

TAPSİAD: Ormanları korumak üretim gücünü korumaktır

Türkiye'nin farklı bölgelerinde peş peşe yaşanan orman yangınlarını değerlendiren Tüm Ahşap Palet Sanayicileri İş İnsanları Derneği (TAPSİAD) Başkanı Akın Balcıoğlu, ormanların yalnızca ekolojik açıdan değil, üretim, istihdam ve ekonomik sürdürülebilirlik bakımından da stratejik öneme sahip milli bir değer olduğunu ifade etti. Ormanlar stratejik bir kaynak Başkan Balcıoğlu, orman varlığının ahşap ve orman ürünleri sanayisinden lojistik, mobilya, ambalaj ve inşaat sektörüne kadar birçok alanın temel hammaddesini oluşturduğunu belirterek, yaşanan her yangının yalnızca doğal alanları değil, gelecek yılların üretim kapasitesini ve ekonomik değerini de olumsuz etkilediğini söyledi. Sürdürülebilir üretimin temeli Sürdürülebilir ormancılığın çevresel sorumluluğun yanı sıra sanayinin rekabet gücü açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akın Balcıoğlu, "Bugün dünya, hammaddenin kaynağını ve üretim süreçlerini her zamankinden daha fazla sorguluyor. Sürdürülebilir şekilde yönetilen ormanlar; üretim güvenliği, ihracat ve uluslararası rekabet açısından stratejik bir değere sahip. Ormanlarımızı korumak, geleceğin üretim altyapısını korumaktır." değerlendirmesinde bulundu. Sürdürülebilir şekilde yönetilen ormanların hem doğal yaşamın korunmasına hem de üretimin devamlılığına katkı sağladığını belirten Başkan Balcıoğlu, ormanların korunmasının çevresel olduğu kadar ekonomik bir sorumluluk da olduğunu ifade etti. Yangınları önlemek esas Yangınların ardından yürütülen ağaçlandırma çalışmalarının önemli olduğunu ancak asıl başarının yangınların önlenmesiyle sağlanacağını vurgulayan Akın Balcıoğlu, "Küçük bir ihmal, onlarca yılda oluşan doğal zenginliği ve ekonomik değeri birkaç saat içinde yok edebiliyor. Yangınla mücadelede en büyük başarı, yangının hiç çıkmamasıdır. Bu nedenle kamu kurumlarından vatandaşlara kadar herkesin aynı hassasiyetle hareket etmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı. Başkan Balcıoğlu, ormanların korunmasının yalnızca çevreyi değil, Türkiye'nin üretim gücünü, ekonomik geleceğini ve gelecek nesillere bırakılacak en önemli mirası korumak anlamına geldiğini belirtti.

İmalat PMI temmuzda yükseldi ancak daralma sürdü Haber

İmalat PMI temmuzda yükseldi ancak daralma sürdü

İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan Türkiye İmalat PMI verilerine göre, temmuz ayında endeks sınırlı bir toparlanma gösterse de sektör genelinde zayıf görünüm sürdü. Yeni siparişlerde düşüş devam etti Temmuz ayında yeni siparişlerdeki gerileme devam etti. Düşüş hızı haziran ayına göre yavaşlasa da firmalar, zayıf talep, yüksek fiyat baskıları ve Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmelerin hem iç hem de dış siparişleri olumsuz etkilediğini bildirdi. Özellikle uluslararası pazarlarda talebin zayıf seyretmesi ihracat siparişleri üzerinde baskı oluşturdu. Üretim ve istihdamda zayıf seyir Talepteki durgunluk nedeniyle üretim üst üste ikinci ay geriledi. İstihdamda da düşüş sürerken, çalışan istifeleri personel sayısındaki azalışta etkili oldu. Firmalar zayıf talep nedeniyle satın alma faaliyetlerini ve stok seviyelerini azaltmayı sürdürdü. Maliyet baskısı hafifledi Petrol ve ham madde fiyatlarındaki artış girdi maliyetlerini yükseltmeye devam etti. Ancak girdi maliyetleri enflasyonu üst üste üçüncü ay yavaşlayarak Kasım 2025'ten bu yana en düşük seviyeye geriledi. Nihai ürün fiyatlarındaki artış da yılın başından bu yana en düşük hızında gerçekleşti. Üç sektör üretimini artırdı İSO Sektörel PMI verilerine göre, temmuz ayında izlenen 10 sektörün 3'ü üretimini artırdı. Haziran ayında bu sayı 2 seviyesindeydi. En güçlü üretim artışı giyim ve deri ürünleri sektöründe gerçekleşirken; Elektrikli ve elektronik ürünler,Metalik olmayan mineral ürünler yeniden büyüme bölgesine geçti. Buna karşılık en sert üretim daralması gıda ürünleri sektöründe yaşandı. İhracat siparişlerinde kısmi toparlanma Yeni ihracat siparişleri 10 sektörün 4'ünde artış gösterdi. İstihdamını artıran sektör sayısı ise temmuz ayında 5'e yükselerek şubat ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. En güçlü istihdam artışı elektrikli-elektronik ile kara ve deniz taşıtları sektörlerinde kaydedildi. İSO: Daha istikrarlı bir tablo oluşuyor S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, Türkiye imalat sektörünün yılın ikinci yarısına ilk yarının sonuna benzer koşullarda başladığını belirtti. Harker, Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmelerin talep üzerinde baskı oluşturduğunu ancak üretimdeki yavaşlamanın hız kesmesinin sektör açısından daha istikrarlı bir görünüme işaret ettiğini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.