SON DAKİKA
Hava Durumu

#İş Dünyası

Ekometre - İş Dünyası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İş Dünyası haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

GençBizz gençleri iş dünyasının deneyimli isimleriyle buluşturdu Haber

GençBizz gençleri iş dünyasının deneyimli isimleriyle buluşturdu

GençBizz öğrencilerine özel olarak hayata geçirilen zirve; gençlerin girişimcilik bilgi ve becerilerini geliştirmeyi, sürdürülebilir girişimcilik bakış açısı kazanmalarını ve gelecek yolculuklarında onlara ilham olmayı hedefledi. Genç Başarı Eğitim Vakfı (GBEV) tarafından, Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği (GYİAD) desteğiyle, lise çağındaki gençleri iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle bir araya getirmek amacıyla düzenlenen GençBizz Bursa Girişimcilik Zirvesi, BTSO Nilüfer Bursa’da gerçekleştirildi. GençBizz öğrencilerine özel olarak hayata geçirilen zirve; gençlerin girişimcilik bilgi ve becerilerini geliştirmeyi, sürdürülebilir girişimcilik bakış açısı kazanmalarını ve mezunlarla etkileşim kurmalarını hedefledi. GençBizzli gençlerin katıldığı GençBizz Bursa Girişimcilik Zirvesi Genç Başarı Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Bayam, GYİAD Yönetim Kurulu Başkanı Başak Öğütken Çetinkaya ve Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz’ın Başkanı’nın gençlere ve genç girişimciliğine hitap eden açılış konuşmalarıyla başladı. ‘Benden Girişimci Olur Mu?’ isimli panel, BAIC Hukuk Bürosu Ortağı, GYİAD Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet İstif moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panelde GYİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Envisor Teknoloji Danışmanlık Kurucusu, Melis Topal, GYİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Medipera Sağlık ve Keyo Dijital Çözümler Kurucu Ortağı Mustafa Kemal Sözkesen ve GYİAD Üyesi ve Voltify Pazarlama Direktörü Yasemin Ağırdır Aktan, girişimcilik yolculukları, iş fikrinin olgunlaşma süreci ve genç girişimcilere yönelik deneyimlerini paylaştı. İkinci panelde ise “Girişimciliğin Sürdürülebilirliği” başlığı ele alındı. HP Sürdürülebilirlik Müdürü, GBEV Yönetim Kurulu Üyesi Hande Baloğlu Toker moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Koçfinans Genel Müdürü, Yönetim Kurulu Üyesi ve GBEV Yönetim Kurulu Üyesi Y. Pınar Kitapçı, Yapay Zeka ve Teknoloji Derneği Genel Sekreteri Dr. Cihan Sarı ile BEBKA Genel Sekreteri Sabri Bayram, sürdürülebilir iş modelleri, teknoloji ve bölgesel kalkınma perspektifinden girişimciliği değerlendirdi. Panellerin ardından düzenlenen networking etkinliğinde öğrenciler, konuşmacılar ve mezunlarla birebir iletişim kurma fırsatı buldu. GençBizz öğrencilerine özel olarak hayata geçirilen zirve; gençlerin girişimcilik bilgi ve becerilerini geliştirmeyi, sürdürülebilir girişimcilik bakış açısı kazanmalarını ve katılımcılar arasında etkileşim ile öğrenme hedefledi. Zirvenin son bölümünde ise Genç Başarı Mezun Paneli gerçekleştirildi. GBEV Lise Programları Koordinatörü Selin Güler moderatörlüğünde yapılan panelde GBEV Vakıf Asistanı Sıla Günay ve GBEV Stajyeri Pelin Kaya, GençBizz sonrası kariyer yolculuklarını ve programın kendilerine kattıklarını paylaştı. GençBizz Bursa Girişimcilik Zirvesi, katılım belgelerinin takdimi ve kapanış konuşmalarıyla sona ererken; gençlerin ilham alabilecekleri rol modellerle buluşmalarına olanak tanıyan, Bursa’daki girişimcilik ekosisteminin güçlenmesine katkı sunan önemli bir buluşma olarak tamamlandı. GBEV Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Bayam, “GençBizz programımızla gençlerimizin girişimci zihin yapısını lise sıralarındayken güçlendirmeyi ve onları bugünün ve geleceğin dünyasına hazırlamayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Bugün Bursa’da, 400’e yakın gencimizle bir araya gelerek aslında vakfımızın 'uygulayarak öğrenme' modelinin en güçlü yansımalarından birine tanıklık ediyoruz. Bu zirve, sadece bir etkinlik değil; gençlerimizin iş dünyası profesyonelleriyle buluştuğu, fikirlerini somutlaştırdığı ve birbirinden öğrendiği, kendi potansiyellerini keşfettiği yaşayan bir ekosistemdir. İnanıyorum ki bugün burada bizimle olan gençlerimiz, ülkemizin ekonomik ve sosyal geleceğinde sorumluluk alacak olan liderler olarak bugünün ve yarının gerçek fark yaratanları onlar. Vakıf olarak, gençlerimizin bu ilham verici yolculuğuna eşlik etmekten ve onlara bu alanı açmaktan büyük gurur duyuyoruz.” şeklinde konuştu. GYİAD Yönetim Kurulu Başkanı Başak Öğütken Çetinkaya ise; konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bu yıl 40’ıncı yaşını kutladığımız GYİAD, genç yönetici ve iş insanlarını bir araya getiren, genç iş dünyasının sesi olan bir dernek. Yaklaşık 15 yıldır GYİAD Akademi ile üniversitelerle iş birliği yapıyoruz. Bugüne kadar 12 binden fazla üniversiteli gence girişimcilik eğitimi verdik. Gençlerin girişimcilik ekosistemine katılımını desteklemek üzere yürüttüğümüz çalışmalarımız, GençBizz projesinin destekçisi olduğumuz bu zirve ile lise çağındaki gençleri de kapsıyoruz. Ben bBiliyorum ki bugün bu salonda bulunanlardan sadece kendi işini kurmuş gençler değil, ülkemizin geleceği için sorumluluk alan gençler, geleceğin GYİAD’lıları çıkacak. GençBizz’in destekçisi olmaktan ve gençlere yatırım yapmaktan mutluluk duyuyoruz”

SKD Türkiye COP31 öncesinde iş dünyasının hazırlık karnesini açıkladı Haber

SKD Türkiye COP31 öncesinde iş dünyasının hazırlık karnesini açıkladı

Araştırma sonuçları, şirketlerin niyet aşamasını geçerek artık eylem ve yatırım odaklı bir sürece girdiğini gösteriyor. Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), ülkemizin iklim ve sürdürülebilirlik alanındaki dönüşüm kapasitesini küresel ölçekte sergileyeceği önemli bir eşik olacak. Türkiye’nin Antalya’da 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı ve Başkanlığını üstleneceği COP31, ülkelerin iklim hedeflerini tartıştığı bir diplomasi platformu olmasının yanı sıra, Türkiye iş dünyasının dönüşüm kapasitesini, yatırım hazırlığını ve rekabetçiliğini küresel ölçekte görünür kılacak. Bu durum, Türkiye’deki şirketlerin uluslararası pazarlardaki gücünü ve yatırım çekme potansiyelini doğrudan etkileyecek. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), iş dünyasının bu tarihi sorumluluğa hazırlık düzeyini veriye dayalı biçimde ortaya koymak amacıyla, 109 kurumsal üyesinin katılımıyla kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. “SKD Türkiye COP31 Öncesi Üye Anketi”, Türkiye’de iş dünyasının iklim ve sürdürülebilirlik alanında bugün hangi aşamada olduğunu, hangi alanlarda olgunlaştığını, karşılaştığı darboğazları ve kapasite ihtiyaçlarını analiz ederek hazırlık sürecine rehberlik ediyor. Türkiye’de iş dünyası sürdürülebilirliği en üst düzeyde sahipleniyor Araştırma sonuçları, sürdürülebilirlik ve iklim başlıklarının şirketlerin ana iş stratejilerine entegre olduğunu, bununla birlikte bir sonraki faz için KPI, veri altyapısı ve finansman entegrasyonunun hızlanması gerektiğini gösteriyor: Yönetim Kurulu düzeyinde sahiplenme güçlü: Şirketlerin %69’unda sürdürülebilirlik ve iklim başlıkları Yönetim Kurulu veya Yönetim Kurulu Komitesi seviyesinde ele alınıyor. Bu oran, sürdürülebilirliğin operasyonel bir yan başlık olmaktan çıkarak, risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratımı perspektifiyle stratejik bir yönetişim konusu haline geldiğini gösteriyor.Ana odak enerji ve iklim dönüşümü: Şirketlerin %85’i önceliğini enerji ve iklim dönüşümüne veriyor. Döngüsellik (%45) ile su, doğa ve biyoçeşitlilik (%43) ikinci öncelik grubunu oluşturuyor. Bu dağılım, enerji ve iklim alanında oluşan olgunluğun, önümüzdeki dönemde diğer sürdürülebilirlik başlıklarına yayılması gerektiğine de işaret ediyor. Öte yandan, Kapsam 3 emisyonlarına yönelik iş birliklerinin payının düşük olması, şirketlerin değer zincir dönüşümünün hala erken aşamada olduğunu gösteriyor.En önemli bariyer finansman ve belirsizlikler: Dönüşümün önündeki başlıca engeller finansman (%47), regülasyon belirsizliği (%28) ve veri eksikliği/izlenebilirlik (%12) olarak öne çıkıyor. Finansmanın en önemli bariyer olarak tanımlanması, sürdürülebilirlik hedeflerinin yatırım ve finansman araçlarıyla yeterince entegre edilemediğini ve “bankable” proje yaratma konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.Emisyon hedeflerinde büyük sıçrama var ancak bütçe geriden geliyor: Şirketlerin %72’si net sıfır, karbon nötr ya da mutlak/yoğunluk bazlı emisyon azaltım hedeflerine sahipken, 2026’ya kadar ayrılmış sürdürülebilirlik bütçesi bulunan şirket oranı %33’te kalıyor. Bu tablo, güçlü stratejik niyetle bu niyeti hayata geçirecek yatırım kapasitesi arasında dikkatle yönetilmesi gereken bir fark olduğunu ortaya koyuyor.Sürdürülebilirliğe özel yatırım planlaması: Sürdürülebilirlik bütçesi bulunan şirketlerin oranı yalnızca %33. KPI koyan şirketlerde yatırım ve raporlama entegrasyonunun daha güçlü olduğu görülüyor.Veri altyapısı ortak darboğaz: Şirketlerin %40’ında veri altyapısındaki kapasite ihtiyacı öne çıkıyor. Bu bulgu, sürdürülebilirlik performansının ölçümü, raporlanması ve yönetiminin yanı sıra, TSRS uyumlu raporlama altyapısının güçlendirilmesi, yatırım önceliklerinin belirlenmesi ve risk yönetimi açısından da veri altyapısının kritik bir rol oynadığını gösteriyor. Dijital ve yapay zeka çözümleriyse ağırlıklı olarak enerji optimizasyonu ve raporlama otomasyonunda kullanılıyor.Adil geçiş ve yetkinlik dönüşümü yükselen gündem: Şirketlerin %42’si adil geçiş ve sosyal etkiyi stratejik bir başlık olarak ele alıyor. Öncelikli sosyal dönüşüm alanları, çalışan yetkinlik dönüşümü (%66) ve tedarik zincirinde sosyal standartların güçlendirilmesi (%45) olarak öne çıkıyor. Bu tablo, iklim dönüşümünün insan kaynağı ve tedarik zinciri boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.Su yönetimi gündemde, iş birlikleri sınırlı: Şirketlerin %69’u suya ilişkin mutlak veya yoğunluk bazlı hedeflere ulaşmak için çalışıyor. Buna karşın, havza bazlı su yönetimi ve çok paydaşlı iş birlikleri halen sınırlı kalıyor. Bu alan, önümüzdeki dönemin önemli gelişim başlıkları arasında yer alıyor. Ediz Günsel: “Sürdürülebilirlik konusundaki güçlü sahiplenmeyi ölçülebilir performans ve yatırıma çevirmeliyiz” SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, araştırma sonuçlarına ilişkin şunları söyledi: “Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, iş dünyamız için sadece diplomatik bir başarı değil, küresel sürdürülebilirlik liginde dönüşüm kapasitemizi kanıtlayacağımız tarihi bir fırsat. Araştırmamız, üyelerimizin bu süreci en üst yönetim düzeyinde sahiplendiğini açıkça ortaya koyuyor. Şimdi hedefimiz, bu güçlü niyeti daha ölçülebilir hedeflere ve somut yatırımlara dönüştürerek küresel arenada rekabetçiliğimizi artırmak olmalı. Hedeflerimizi artık daha büyük koymalıyız” dedi. Türkiye iş dünyasının önde gelen şirketlerinden oluşan üyelerinin paylaştığı iyi uygulama örneklerinden yola çıkarak değerlendirmede bulunan Ediz Günsel, “COP31 yolunda üyelerimizin paylaştığı iyi uygulama örneklerine baktığımızda, artık sadece 'niyet' etmediğimizi, aksine çok somut ve cesur adımlar attığımızı gururla görüyorum. Şirketler bilim temelli iklim geçiş planlarından adil geçiş projelerine, sürdürülebilir finansmanla güçlenen yenilenebilir enerji yatırımlarından doğa temelli yaklaşımlara uzanan kapsamlı bir dönüşüm yürütüyor. Bu kolektif dönüşüm ruhu, Türkiye’nin COP31’deki en güçlü hikayesi olacak” dedi. COP31’e giden yolda 5 stratejik öncelik “SKD Türkiye COP31 Öncesi Üye Anketi”, iş dünyasının ölçüm, entegrasyon ve etki dönemine geçişini destekleyecek yol haritasını da ortaya koydu. Buna göre; Performans yönetimi: Sürdürülebilirlik KPI’larla izlenmeli ve kurumsal süreçlere entegre edilmeli.Yatırım ve finansman entegrasyonu: Şirketler yeşil finansman, sürdürülebilir tahviller ve performansa dayalı finansman modellerini stratejik araç setinin ayrılmaz parçası haline getirmeli.Veri, dijitalleşme ve risk odaklılık: İklim, su ve doğa riskleri, dijital altyapı ile sistematik olarak yönetilmeli. Özellikle TSRS, CSRD, CBAM ve TNFD gibi küresel çerçeveler, şirketler için yalnızca bir uyum yükümlülüğü değil, stratejik bir yönlendirme aracı olarak ele alınmalı.Enerji ötesi temalarda derinleşme: Şirketler, döngüsellik, su, biyoçeşitlilik ve adil geçiş gibi alanlarda derinleşme sağlamalı.Değer zinciri ve çok paydaşlı iş birlikleri: Şirketler sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak ve su gibi ortak risk alanlarında ölçeklenebilir etki yaratmak için tedarikçilerden lojistiğe, ürün kullanımından atık yönetimine uzanan tüm değer zinciri boyunca oluşan emisyonları (Kapsam 3) birlikte azaltmaya odaklanmalı. Bunun için sektörler arası ve çok paydaşlı iş birlikleri güçlendirilmeli. SKD Türkiye, COP31’e doğru iş dünyasının ilerlemesini somut olarak ortaya koyacak SKD Türkiye, COP31 sürecini iş dünyası için görünürlük sağlanan bir dönemin ötesinde, ölçüm, yatırım ve etki kapasitesinin birlikte güçlendirildiği bir dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Bu doğrultuda SKD Türkiye, üyelerinin iyi uygulama örneklerini COP31’in altı tematik ekseniyle uyumlu biçimde görünür kılmayı, iş dünyasının mevcut durumunu veriye dayalı şekilde izleyerek ortaya koymayı taahhüt ediyor. Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlikte geldiği noktayı yalnızca taahhütlerle değil, ölçülebilir performans ve somut etki üzerinden ortaya koymayı hedefleyen dernek, bu kapsamda COP31 Webinar Serisi’ni başlatıyor. Şubat ve Temmuz ayları arasında toplam altı oturumdan oluşacak seri, iş dünyası için yol gösterici bir platform sağlayarak, kamu tarafıyla anlamlı bir diyalog zemini oluşturacak. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Hakkında: İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), 2005 yılında 13 özel sektör temsilcisinin öncülüğünde kurulmuş ve sadece kurumsal üyelik kabul eden bir iş dünyası derneğidir. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD - World Business Council for Sustainable Development) Türkiye’deki bölgesel ağı ve iş ortağı olan SKD Türkiye, bu iş birliğinin beraberinde getirdiği sürdürülebilirlik birikimini de çalışma grupları faaliyetleri aracılığıyla üyeleriyle ve çeşitli platformlarda paydaşlarıyla paylaşır. Halihazırda, SKD Türkiye çatısı altında, Türkiye’nin GSYH’nin %25’ini temsil eden ve 1,4 milyon kişiye istihdam sağlayan 14 ana sektör 45 alt sektörden 192 üye şirket bulunuyor.

İş dünyasının 2026 asgari ücret beklentisi nedir? Haber

İş dünyasının 2026 asgari ücret beklentisi nedir?

Reel sektör yöneticileriyle yapılan çalışma, ücret artışlarının yalnızca maaş düzeyinde değil; kamu politikaları, enflasyonla mücadele ve şirketlerin uzun vadeli sürdürülebilirliği çerçevesinde ele alındığını gösteriyor. Araştırma, Türkiye ekonomisinin nabzının attığı şehirlerde, farklı sektörleri temsil eden ve yönetici pozisyonunda görev yapan 202 iş dünyası temsilcisiyle online yöntemle gerçekleştirildi. İş Dünyasının 2026 Asgari Ücret Beklentisi: Araştırmaya katılan yöneticilerin verdiği yanıtlar doğrultusunda, 2026 yılına yönelik ortalama asgari ücret beklentisi 27.800 TL olarak belirlendi. Bu sonuç, iş dünyasının yüksek enflasyon ortamında maliyet baskısını güçlü biçimde hissettiğini; buna karşın çalışanların alım gücünü koruma ihtiyacını da göz ardı etmediğini ortaya koyuyor. Ortaya çıkan beklenti seviyesi, şirketlerin ani ve sert artışlar yerine, kontrollü ve öngörülebilir ücret politikalarını daha sürdürülebilir bulduğuna işaret ediyor. Asgari ücret çalışan refahını artıracak mı? “Asgari ücret 2026 yılında reel olarak çalışan refahını artırır mı?” sorusuna verilen yanıtlar, temkinli bir tablo ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 54,5’i “hayır” yanıtını verirken, yüzde 36,6’sı “kısmen” görüşünü paylaşıyor. “Evet” diyenlerin oranı ise yüzde 8,9 ile sınırlı kalıyor. Ücret belirlemede kamu politikaları öne çıkıyor Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, iş dünyasının asgari ücretin hangi dinamiklere göre belirlenmesi gerektiğine dair yaklaşımı oldu. Katılımcıların yüzde 55,5’i kamu politikalarını en belirleyici unsur olarak tanımlıyor. Bunu sırasıyla enflasyon oranı (%21,8), toplumsal beklenti ve sosyal baskı (%11,9), döviz kuru hareketleri (%7,9) izliyor. İşgücü arz-talep dengesi (%2) ve işveren maliyetleri (%1) ise son sıralarda yer alıyor. Bu tablo, ücret politikalarının yalnızca ekonomik göstergelerle değil; siyasi kararlar ve toplumsal hassasiyetlerle birlikte ele alındığını gösteriyor. Ücret artışlarına karşı strateji: Verimlilik ve dönüşüm Araştırma, yüksek asgari ücret ihtimaline karşı şirketlerin izlemeyi planladığı stratejilere de ışık tutuyor. Katılımcıların yüzde 58,4’ü bu süreçte önceliğin verimlilik artırıcı uygulamalar olacağını belirtiyor. Diğer stratejiler ise otomasyon ve dijitalleşme yatırımlarına hız verme (%16,8), ürün ve hizmet fiyatlarında artış (%10,9), ücret ve yan hak politikalarının yeniden yapılandırılması (%8,9) ve istihdam azaltma (%5) olarak sıralanıyor. Bu dağılım, iş dünyasının ücret artışlarını doğrudan istihdam daraltma yoluyla değil; teknoloji ve süreç iyileştirme üzerinden yönetmeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. Asgari ücrette denge arayışı “Asgari ücret belirlenirken en çok hangi denge gözetilmeli?” sorusuna verilen yanıtlar ise şu şekilde sıralanıyor: çalışan refahı (%46,5), enflasyonla mücadele (%24,8), işveren maliyet dengesi (%10,9), istihdamın korunması (%8,9) ve ekonomik büyüme (%8,9). “Asgari ücret artık yalnızca bir maaş başlığı değil” Araştırma sonuçlarını değerlendiren Loginsight CEO’su Kadir Duzcu, asgari ücret tartışmalarında önemli bir zihniyet dönüşümü yaşandığını vurguladı: “Araştırma bulguları, iş dünyasında ücret gündeminin giderek daha bütüncül bir zemine taşındığını gösteriyor. Asgari ücret artık yalnızca bir maaş düzenlemesi olarak görülmüyor. Kamu politikaları, enflasyonla mücadele, verimlilik ve dijital dönüşüm aynı denklem içinde ele alınıyor. Şirketlerin verimlilik ve otomasyon yatırımlarına yönelmesi, önümüzdeki dönemde ücret artışlarının sürdürülebilirliğinin ancak dönüşümle sağlanabileceğini gösteriyor. 2026’ya yaklaşırken asıl kritik soru ‘asgari ücret ne kadar artacak?’ değil; ‘bu artış ekonomi ve şirketler için nasıl sağlıklı yönetilecek?’ sorusu olacak.”

İş dünyası “geleceğin önsözü”nü yazdı Haber

İş dünyası “geleceğin önsözü”nü yazdı

İşveren markası alanındaki en köklü ve etkili buluşmalardan olan People Make The Brand (PMB), bu yıl 13. kez gerçekleşerek iş dünyasının geleceğine ışık tuttu. Alanında uzman konuşmacıların ilham verici perspektifler sunduğu konferans, katılımcılara yeni bir çalışma kültürünün kapılarını aralayan yoğun bir içerik akışı sundu. Konferans Türkiye İş Bankası ana sponsorluğu ve Vodafone’un eş sponsorluğunda gerçekleşti. People Make The Brand, yerli ve yabancı konuşmacıların iş dünyasının dönüşümüne dair görüşlerini paylaştığı, ufuk açıcı bir programa ev sahipliği yaptı. PMB 2025, “From Epilogue to Prologue – Sonsözden Önsöze” temasıyla iş dünyasını geçmişten geleceğe uzanan yeni bir hikâyeyi birlikte yazmaya davet etti. Konferans bu yıl da HBR Türkiye Webinar Tool üzerinden tüm katılımcılara ücretsiz olarak sunuldu. Konferansın moderatörlüğünü yine People Make The Brand’in yaratıcısı, Universum Türkiye Lideri Evrim Kuran ile Harvard Business Review Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan üstlendi. NELER KONUŞULDU? Kültürle Geleceği İnşa Etmek: İşveren Markasının Yeni Yüzyılı – Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Hakan Aran Konferansın ilk konuşmacısı olan Hakan Aran, teknolojinin çalışanların yerine geçmesi değil, onların “yanında durması” gerektiğini vurguladı. “Buyurgan değil hizmetkâr liderlik mümkün. Lider, çalışanın özgüvenini artırmalı” diyerek yeni nesil liderlik anlayışına dikkat çekti. 21. Yüzyılda Yetkinlik Gelişimi – MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin Şahin, yapay zekâ ile ilgili kaygıları ele alarak, “Yapay zekâ işimizi kaybettirmeyecek; yapay zekâyı iyi bilenlere işimizi kaybedeceğiz” diyerek yetkinlik dönüşümünün önemini hatırlattı. Sinir Sistemi ve Dayanıklılık: Zorluklara Karşı Güçlü Kalmak – Psikolog Dr. Nilüfer Devecigil Devecigil, stresin aslında bağ kurma içgüdüsünü artırdığından bahsederek, “Bağ kur, destek iste, destek ver” mesajıyla yeni çalışma ikliminin temelinin güvenli sosyal bağlar olduğunu belirtti. Dünya’dan Gezegen’e: Hakların, Sorumlulukların ve Markaların Yeni Çağı– Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Yenal Yenal, iklim krizi ve toplumsal dönüşüm arasındaki bağı vurgulayarak, insanın ötesine geçen, türleri ve ekosistemleri hesaba katan demokratik denetimin gerekliliğini anlattı. Bir Yönetmenin Gözünden Hikayeyi Yeniden Yazan Liderlik – Film Yönetmeni ve Yapımcı Selman Nacar Nacar, yaratıcılığın egodan arınmış bir üretim olduğuna değinerek, “Kurduğunuz hayal egonuzu kenara bıraktığınız ölçüde büyür.” dedi. Sürdürülebilirlikte Yeni Hikayeler – Mazars Denge CEO'su Dr. İzel Levi Coşkun Coşkun, içinde bulunduğumuz fetret dönemini “interregnum” olarak tanımlayarak iş dünyasına şu soruyu yöneltti: “Ben neden bu işi yapıyorum? Faydası nedir? Kimde ve nasıl bir değişim yaratıyorum?” Bir Suistimalcinin Profili – KPMG Türkiye Danışmanlık Şirket Ortağı Oytun Önder Önder, suistimalle mücadelenin mikro kırılmaları takip etmekten başladığını, etik düzenin ise liderlerin değerleri sahiplenmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Dönüşümün Formülü: İnsan, Kültür ve Teknoloji – Vodafone Türkiye CHRO’su Nazlı Tlabar Güler, Vodafone Türkiye CEO'su Engin Aksoy Güler, “İnsan ve teknoloji dengesinin yeniden kurulduğu bir dönemdeyiz” diyerek çalışan deneyiminin teknolojinin merkezinde geliştiğini ifade etti. Aksoy, CEO’nun sadece strateji anlatan değil, kültürü yaşatan kişi olduğunu dile getirdi. Canavarlar Zamanı – Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve TÜSİAD Küresel Siyaset Forumu Akademik Koordinatörü Prof. Dr. Evren Balta Balta, değişen güç dengelerini analiz ederek, eski dünyanın tehditleri ile yeni dünyanın fırsatları arasında kritik bir tercih aşamasında olduğumuzu belirtti. İş Birliği – Egon Zehnder Kıdemli Ortağı Murat Yeşildere & Egon Zehnder Küresel CEO'su Francesco Buquicchio İkili, gelecekte engel oluşturabilecek eski kaslarımızdan kurtulmak ve yenilerini geliştirmek gerektiğine dikkat çekti. İnsan Stratejisi: Yapay Zekâ Çağında İnsan, Teknoloji ve Organizasyonları Uyumlaştırmak – Kültür Stratejisti & Dijital Dönüşüm Danışmanı, İnsan Odaklı Teknoloji Lideri, Akademisyen Dr. Behice Ece İlhan İlhan, yapay zekânın insanların empati ve anlamlandırma gücünü devralmasından korkmanın gereksiz olduğunu; önemli olanın bu güçlerle iş birliği yapmak olduğunu anlattı. Dijital İkizler ve Artırılmış Zeka Çağı – Dijital Pazarlama ve İletişim Danışmanı, Öğretim Görevlisi Ercüment Büyükşener Büyükşener, psikolojik liderliğin veriye dayalı ama aynı zamanda sezgileri ve kültürü gözeten bir yönetim biçimi gerektirdiğini vurguladı. Sonsöz Teknoloji, Önsöz Kültür: Geleceğin Hikâyesini Kim Yazıyor? – Teknoloji Yazarı ve Trend Avcısı M. Serdar Kuzuloğlu Kuzuloğlu, “Yapay zekânın ihtiyaç duyduğu kültürü ve gereksinimleri gözeten liderlik, liyakate dayalı bir düzenin temelidir” diyerek konuşmasını sonlandırdı. People Make The Brand 2025, teknolojinin, kültürün, sürdürülebilirliğin ve liderliğin kesiştiği noktada hem bugünün hem yarının iş dünyasına yön veren içgörüler sundu.

İş Dünyasının Yeni Trendi  “Kurumsal Bağışıklık” Haber

İş Dünyasının Yeni Trendi  “Kurumsal Bağışıklık”

Günümüz iş dünyasında şirketler, ekonomik dalgalanmalar, teknolojik gelişmeler ve küresel olayların getirdiği yoğun rekabet ve sürekli adaptasyon ihtiyacıyla karşı karşıya. Bu dinamik ortamda, şirketlerin hayatta kalabilmesi ve sürdürülebilir başarıyı yakalayabilmesi için yeni bir kavram ön plana çıkıyor: Kurumsal Bağışıklık. Bu, sadece bir trend olmaktan öte, şirketlerin geleceği için en güçlü kalkan olarak konumlanıyor. Modern kariyerlerin getirdiği yoğunluk ve iş yerinde artan stres gibi olgular, işverenlerin çalışanlarına yönelik yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini ortaya koydu. İşverenler çalışan sağlığına önemli yatırımlar yapmış olsa da yapılan araştırmalar bu alanda daha fazlasının yapılması gerektiğini gözler önüne seriyor. Kurumsal Bağışıklık Nedir? Elkin Consultancy Kurucusu Elif Elkin, "Kurumsal Bağışıklık" kavramını şöyle tanımlıyor: "Kurumsal bağışıklık, bir şirketin dış tehditlere karşı direnç gösterme ve iç sorunlara hızlı bir şekilde cevap verme yeteneğidir. Bu, şirket kültüründen, çalışanların bağlılığına, risk yönetiminden inovasyona kadar birçok faktörü kapsar. Güçlü bir kurumsal bağışıklık sistemine sahip şirketler, krizlere daha hızlı adapte olur, değişime daha açık olur ve uzun vadede daha başarılı olurlar." Kurumsal Bağışıklığın önemi neden artıyor? Dijitalleşme, küreselleşme ve sürdürülebilirlik gibi mega trendlerin, şirketlerin sürekli olarak dönüşüm geçirmesini gerektirdiğini belirten Elif Elkin, “Bu ortamda, çalışan bağlılığı hiç olmadığı kadar büyük önem kazanıyor. Gallup'un "Küresel İşyerinin Durumu: 2024 Raporu"na göre, dünya genelinde çalışan bağlılık oranı sadece %23 seviyesinde. Bu oran, dünya genelindeki çalışanların yalnızca yaklaşık dörtte birinin işlerine tutkuyla bağlı ve heyecanlı olduğunu göstermektedir. ABD ve Kanada'da bağlılık %33 iken, Avrupa'da bu oran %13 ile oldukça düşük. Dahası, düşük bağlılık gösteren ekiplerde işten ayrılma oranları %18 ila %43 daha yüksek seyrediyor ve ayrılan bir çalışanı değiştirme maliyeti, çalışanın yıllık maaşının yarısı ile iki katı arasında değişebiliyor. Düşük çalışan bağlılığının küresel ekonomiye maliyeti yıllık yaklaşık 8,9 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Bu, küresel GSYİH'nın %9'una denk gelmektedir ve şirketler için büyük bir verimlilik kaybı anlamına gelmektedir.” Kurumsal Bağışıklığı güçlendirmenin yolları neler? Elif Elkin, kurumsal bağışıklığı güçlendirmenin yollarını anlatarak sözlerini şöyle noktaladı: “Kurumsal bağışıklığı artırmaya yönelik çalışmalar sadece inovasyon, risk yönetim sistemleri, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi başlıklarla sınırlı kalmıyor. Tüm bu stratejilerin temelinde, çalışanın yaşam deneyimi ve sağlığı yer alıyor. Araştırmalar, yüksek bağlılığa sahip ekiplerin, düşük bağlılığa sahip ekiplere göre ortalama %14 ila %18 daha üretken olduğunu gösteriyor Bu nedenle, kurumlar her geçen gün çalışan sağlığına yönelik yaptıkları yatırımlarını artırıyor. Elkin Consultancy olarak, şirketlerin bu yeni dönemde kurumsal bağışıklıklarını güçlendirmeleri için stratejik danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Çalışanların bütünsel esenliğini merkeze alan yaklaşımlarımızla, şirketlerin sadece krizlere dayanıklı değil, aynı zamanda geleceğe hazır, dinamik ve başarılı yapılar inşa etmelerine destek oluyoruz.”

Yapay zeka, sözleşme inceleme süresini %70 azaltıyor Haber

Yapay zeka, sözleşme inceleme süresini %70 azaltıyor

İş dünyasında 2024'e damgasını vuran yapay zeka dönüşümü, lider şirketlerin 2025 gündemlerinin de ilk sırasına yerleşti. Şirketler yapay zekayı kullanarak operasyonel verimliliğin ötesine geçmenin yollarını ararken, hukuk ve uyum departmanlarına yönelik yapay zeka uygulamalarına talep de arttı. 12 yılı aşkın süredir toplumu teknolojiyle geleceğe hazırlama vizyonuyla faaliyet gösteren yerli teknoloji şirketi PEAKUP, bu kapsamda, kuruluşların veri güvenliği ve hukuki süreçlerinde teknolojik dönüşümün yol haritasını ve yapay zekanın bu dönüşümdeki rolünü paylaşmak amacıyla özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. 9 Ocak’ta Microsoft Innovation Hub’da gerçekleştirilen “Teknoloji ile Yeni Dönem: Uyum, Güven ve Verimlilik" başlıklı özel etkinlikte, veri yaşam döngüsünden KVKK, GDPR gibi regülasyonlara uyumluluğa, sözleşme yönetiminden denetim süreçlerine, hukuki alandaki dijital dönüşüm yolculuğu, PEAKUP uzmanları tarafından katılımcılarla paylaşıldı. Yapay zeka, sözleşme inceleme sürecini %70 azaltıyor Çeşitli çalışmalarda, yapay zeka kullanımının, hukuk departmanlarının operasyonel yükü en yüksek görevlerinden biri olan sözleşme inceleme süresini ortalama %70 azalttığı görüldü. Wolters Kluwer'ın 2024 Geleceğin Hukukçusu Araştırması, kurumsal şirketlerde çalışan 4 hukuk profesyonelinden birinin üretken yapay zekadan haftada en az bir kez yararlandığını, öte yandan 4 şirketten üçünün önümüzdeki üç yıl içinde hukuk departmanları için yapay zeka yatırımlarını artıracağını gösterdi.  PEAKUP ev sahipliğinde gerçekleştirilen özel etkinlikte yapay zeka ve hukuk alanındaki gelişmelere dair değerlendirmelerini paylaşan PEAKUP CEO’su Ahmet Toprakçı, “Dijital çağda hukuki süreçler de dönüşüme uğruyor. Teknoloji artık sadece operasyon verimliliğini artırmakla kalmıyor, hukuki uyum ve veri güvenliği konularında da kuruluşların en büyük destekçisi haline geliyor” dedi.  PEAKUP’ın teknoloji çözümleriyle şirketlerin bu dönüşüm yolculuğunda hem yasal uyumu güçlendirdiğine hem de verimliliğe katkıda bulunduğuna vurgu yapan Ahmet Toprakçı, “Hukuk, uyum ve risk departmanlarının rutin görevlerinde yapay zeka ve veri odaklı teknoloji kullanımı, verimlilik artışı sağlamanın ötesinde, risk yönetimini güçlendiriyor ve iş süreçlerinin güvenliğini artırıyor” diye konuştu. “Uyum süreçleri manuel yönetilemeyecek kadar karmaşıklaştı” Uyum yönetimi, sözleşme ve denetim süreçleri konularının uygulamalı örneklerle konuşulduğu özel etkinliğin açılış konuşmasını Ahmet Toprakçı ile gerçekleştiren PEAKUP Hukuk ve Uyum Direktörü Demet Ceylan Demircan, “Artan regülasyonlar ve karmaşıklaşan uyum süreçleri, teknoloji kullanımını kaçınılmaz hale getiriyor. Ancak buna rağmen, KPMG Türkiye'nin 2023 tarihli bir araştırmasına göre ülkemizde yalnızca 5 şirketten biri yönetişim, risk ve uyum teknolojisi çözümleri kullanıyor” ifadelerini kullandı.  Teknolojinin hukuk profesyonellerinin en güçlü müttefiki konumuna ulaştığının altını çizen Demet Ceylan Demircan, “PEAKUP olarak, Kişisel Verilerin Korunması, Rekabet Hukuku gibi kritik konulara uyum süreçlerini yapay zeka destekli çözümlerle otomatikleştirerek hukuk ekiplerinin stratejik konulara daha fazla odaklanabilmesini sağlıyoruz. Manuel süreçlerle yönetilemeyecek kadar karmaşık olan veri güvenliği ve yasal uyum süreçlerini teknolojinin olanaklarıyla sadeleştiriyor, anlık raporlama ve risk tespiti yaparak kuruluşların proaktif aksiyonlar almasını mümkün kılıyoruz. Kendi bünyemizde dizayn ettiğimiz ve eğittiğimiz Legal Agent ile yapay zeka teknolojisinden faydalanırken, şirket dışı yapay zeka araçlarının kullanılmasını engelleyerek gizlilik konusundaki endişeleri gidermiş oluyoruz.” dedi. Önde gelen şirketlerin hukuk ve uyum liderleri katıldı  Teknoloji ile Yeni Dönem, Uyum, Güven ve Verimlilik etkinliğine; Türkiye iş dünyasının önde gelen kuruluşlarının hukuk departmanı yöneticileri, uyum sorumluları, veri güvenliği uzmanları ve üst düzey yöneticileri katıldı. Etkinlikte Microsoft Türkiye Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Arslan, PEAKUP İş Çözümleri Direktörü Murat Everekli, PEAKUP Bulut ve Güvenlik Çözümleri Teknik Lideri Rıza Akkaya, PEAKUP İş Uygulamaları ve Otomasyon Çözümleri Teknik Lideri Seda Gökay Yılmaz, PEAKUP Yapay Zeka Çözümleri Direktörü Yavuz Buruk, PEAKUP Yapay Zeka Mühendisleri Ayberk Kılıç ve Burak Cem Sayılar da konuşmacılar arasında yer aldı. PEAKUP olarak Londra, Dubai ve İstanbul ofislerinde çalışan 150 kişiyi aşkın bir ekiple işletmelerin dijital dönüşüm yolculuğuna bütünsel bir yaklaşım getirdiklerini vurgulayan PEAKUP CEO'su Ahmet Toprakçı, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı:  “Microsoft çözümlerinde uzmanlaşmış ekiplerimizle, 1 milyonu aşkın kullanıcının ve bini aşkın müşterinin teknoloji deneyimlerinin en güçlü temas noktasıyız. İhtiyaçlarını anladığımız müşterilerimizi en doğru teknolojiyle buluşturuyor; değişim yönetimi ve yapay zeka danışmanlığı hizmetlerimizle kuruluş ölçeğinde dönüşüm yolculuğuna liderlik ediyoruz. Pek çok alanda olduğu gibi, hukuk ve uyumda da yeniliğin anahtarı yapay zeka. Yeni yılda yasal uyumda ve risk yönetiminde kusursuzlaşmak, otomasyonun gücüyle hukuk departmanlarının verimliliğini ve performansını artırmak isteyen tüm liderleri PEAKUP’ın hukuk, uyum ve risk departmanlarına özel çözümleriyle tanışmaya çağırıyoruz.”

Sanayici "OVP'ye inandık ama zarar ettik" dedi Haber

Sanayici "OVP'ye inandık ama zarar ettik" dedi

İş dünyası temsilcileri, kur ve enflasyon hedeflerinden uzaklaşılmasının özellikle ihracatçı sektörler ve bu sektörlere hizmet verenler için ciddi zorluklar oluşturduğuna dikkat çekerken, OVP’nin güvenilir çıpa olmaktan çıktığını dile getiriyor. Geçen yılın eylül ayından açıklanan 2024-26 Orta Vadeli Program’ındaki (OVP) en kritik iki hedef olan enflasyon ve kur tahminindeki sapma iş dünyasına zarar yazdırdı. Maliyet hesabını ve fiyatlamasını OVP’deki yüzde 33’lük enflasyon ve 36,8 TL’lik ortalama dolar kuru hedefine göre yapan reel sektör, “OVP’deki hesap çarşıya uymayınca” ilave maliyetlerle yüzleşmek zorunda kaldı. Zira, geçen yıl açıklanan OVP’de 2024 yılı için öngörülen ortalama dolar kuru 36,8 TL idi, ancak bu yıl için geride kalan 11 ayın ortalama dolar kuru 32,5 TL oldu. Şu anki durumda öngörü ve gerçekleşme farkı yüzde 12 civarında. Yine aynı OVP’de 2024 yılı için öngörülen enflasyon hedefi yüzde 33 idi, ancak gelinen noktada yıllık enflasyonun yüzde 44-45 civarında olması bekleniyor. Buradaki farklılık da yaklaşık 12-13 puan seviyesinde. Yani enflasyon yukarı doğru 12 – 13 puan uzaklaşırken, kur ise yüzde 33’lük enflasyona göre belirlenen değerin yaklaşık yüzde 13 altında kaldı. ÇELİK: Üreten ülke kimliğimizden uzaklaşıyoruz Merve Yiğitcan’a  konuşan iş dünyası temsilcileri, bu durumun özellikle ihracatçı sektörler ve bu sektörlere hizmet verenler için ciddi zorluklar oluşturduğunu söylerken, OVP’deki sapmanın en büyük maliyetinin rekabetçilik kaybı olduğunu vurguluyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Otomotiv İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik, OVP’deki sapmanın iş dünyasına ilave maliyet getirdiğine dikkat çekerken, “Beklentimiz OVP’de konulan hedeflere geç de olsa ulaşmak. Aksi takdirde üreten ve ihracat ile büyüyen ekonomi ülkesi kimliğimizden uzaklaşmaktan kurtulamayacağız” ifadelerini kullandı. FAYAT: İnandık ama zarar ettik TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat, hedeflerdeki sapmayı değerlendirirken, “Devletin verisine inandık, ama zarar ettik” dedi. Bütün hesaplamaları OVP’deki kur tahminine göre yaptıklarını vurgulayan Fayat, “Biz müşterilerimize fiyat verirken genelde 5-6 ay sonra yükleyeceğimiz veya parasını tahsil edeceğimiz bir ürünün fiyatını veririz. Dolayısıyla biz OVP’de ekonomi yönetiminin verdiği hedefl er doğrultusunda ileriye dönük fiyatlar verdik. Bugüne geldiğimizde bırakın OVP’deki 37 TL ortalamayı, büyük ihtimalle yılı 32 TL’lerde bitireceğiz. Hedef ile gerçekleşen arasında ciddi fark var. Zaten bizim de mevcut maliyetlerle fiyat tutturamamamızın, işlerimizi kaçırmamızın, yatırımları kesmemizin, hatta yatırımcıların başka ülkelere gitmesinin sebebi işte bu yüzde 15-20 daha değerli TL... Yani biz inandık ama zarar ettik. Özellikle son çeyrekte de zarar derinleşti” dedi. İhracatçıların OVP kaynaklı zararının telafisi için desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Fayat, ihracatçıya verilen yüzde 2 döviz dönüşüm desteğinin en az yüzde 5’e çıkarılması gerektiğini savundu. İÇTEN: Tutmayan hedefler ithalatı da artırıyor Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, OVP’deki enflasyon ve özellikle de kur tahminlerinin tutmamasının ayakkabı ihracatçısının ciddi anlamda zarar etmesine yol açtığını kaydetti. “Biz sezonluk iş yapıyoruz. Ocak ayında ürünleri gösteriyor ve bir sonraki senenin kışlık ürünlerini eylül ayında teslim ediyoruz” diyen İçten, “Yani 6 ay öncesinden fiyatlama yapmamız gerekiyor. Burada da OVP’ye güvenerek oradaki kur tahminine göre bir hesaplama yapıyoruz. Bu sene o hedeflerin tutmaması dolayısıyla üreticiler verdiği fiyatlarda zarar etti. Bununla beraber yine kur hedefinin tutmaması üretimi pahalı hale getirirken ithalatta da artışa yol açıyor. İthal ürün ucuz hale geliyor. İthalatta da bu anlamda patlama yaşıyoruz. Bu nedenle iki yönlü zararımız var” diye konuştu. 300-400 milyon dolar dış ticaret fazlası veren sektörün 400-500 milyon dolar dış ticaret açığı verir pozisyona geldiğini ifade eden İçten, “Bizim beklentimiz mevcut kur politikasının bu şekilde devam ettiği süre boyunca en azından ithal ayakkabıya karşı ayakkabı sektörünün korunması ve ayakkabı hammadde ve ara mamulündeki vergilerin yeniden gözden geçirilerek üretim maliyetimizin düşürülmesi” şeklinde konuştu. ÖNDER: Sabretmezsek ödediğimiz bu bedeller çöp olabilir Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Kurucu Başkanı ve Qlux IDEAS Genel Müdürü Burak Önder, hem yurtiçinde hem de küreselde zor günlerden geçildiğini söylerken, bu dönemde ekonomi yönetiminin işinin kolay olmadığının farkında olduklarını belirtti. OVP’de arzulanan hedeflere ulaşılamadığına dikkat çeken Önder, “Gömleğin ilk düğmesi olan enfl asyonda hedeflerimizi yukarı yönlü revize ettik. Beklenen faiz indirimlerini yapamadık” dedi. Bu süreçte toplumun tüm kesimlerinin ekonomi yönetimin arkasında olması gerektiğini dile getiren Önder, “Zira önümüzde asgari ücret, emekli maaşları ve ihracatçının döviz kuru beklentisi gibi hassas süreçler var. Bu zamana kadar toplumun tüm kesimleri bedel ödedi. Sabretmezsek ödediğimiz bu bedeller çöp olabilir” dedi. Türkiye’nin üretim ve ihracat kültürünü kaybetmemesi gerektiğine vurgu yapan Önder, “Biz zaten dünyadaki rakiplerimize göre sanayi ve ihracata geç başladık. Üretmeyi ve ihraç etmeyi yeni yeni öğrenirken bu yetenekleri kaybetmek ülkemiz ve geleceğimiz için istenmeyen durum olur. Üretimin ve ihracatın ivme kaybetmemesi gerekiyor. Sınırlı kaynaklarımız var, bunu biliyoruz. Bu sınırlı kaynakların yatırıma ve ihracata aktarılması önemli” ifadelerini kullandı. EROĞLU: Güvenilir çıpa olmaktan çıktı TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi Başkanı Yavuz Eroğlu, OVP’de hedeflenen enfl asyon tahminin üzerinde, döviz kuru ortalamasının da altında kalındığına dikkat çekerek, bu noktada öngörülebilirlikle alakalı olarak OVP’nin güvenilir bir çıpa olmaktan çıktığını söyledi. Bu noktada iş dünyasında “Neye göre bütçe, neye göre hesap yapılacağına” dair soru işaretleri ortaya çıktığını kaydeden Eroğlu, “Bu hedeflerdeki sapmanın en büyük sonucu da rekabetçiliğin kaybolması oldu. Çünkü o verilen çıpaya göre rekabetçiliği belirleyecek şartlar oluşturulmuştu. Bunların hiçbiri tutmadı. Zaten şu anki enflasyonla mücadele sürecinden dolayı finansa erişim de neredeyse yok. Bir yandan rekabetçiliğin kaybolması diğer yandan finansmanla ilgili sıkıntıların artması sanayiciye ciddi sorunlar yaşatıyor. Bu noktada yapılması gereken rekabetçiliği artacak yönde sanayiyi desteklemek... Özellikle sanayi maliyetlerini dengeli tutacak şekilde bir politika güdülmeli” diye konuştu.

İş dünyası enflasyon muhasebesi için Maliye Bakanlığında Haber

İş dünyası enflasyon muhasebesi için Maliye Bakanlığında

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği( TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iş dünyasının enflasyon düzeltmesine ilişkin çekincelerini dile getirmek üzere dün Maliye Bakanlığı’na gitti. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Dr. İsmail İlhan Hatipoğlu’nun başkanlık ettiği toplantıda ağırlıklı olarak enflasyon düzeltmesine ilişkin son dönemlerde sıkça gündeme gelen eleştiriler masaya yatırıldı. İş dünyası enflasyon düzeltmesiyle ilgili hiç gelir elde etmeyen, satış yapmayan şirketlere düzeltme sonrası vergi çıkması konusuna itiraz ediyor. Bir diğer itiraz konusu ise yatırım yapan şirketlerin, yatırım için kullandıkları dış kaynakları enflasyon düzeltmesine tabi tuttuklarında daha yatırıma başlamadan, üretim aşamasına geçmeden vergi tahakkuk etmesi olarak öne çıkıyor. En temel itiraz noktası ise kullanılan dış kaynak miktarının yüksek olması, başka bir ifade ile öz kaynağı zayıf olan şirketler için de vergi tahakkuk etmesi. Ayrıca duran varlıkların değerlenmesi kaynaklı vergi tahakkuku sorunu da iş dünyası temsilcileri tarafından dile getirildi. Bütün bu itiraz noktaları ve şu ana kadar verilen beyannameler kaynaklı pratikte yaşanan sorunlar, TOBB bünyesindeki başkanlar tarafından, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Hatipoğlu ile Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar’a iletildi. Ayrıca reel sektörün başta finansman olmak üzere ekonomide yaşadıkları diğer sorunlar da masaya yatırıldı. Maliye bu aşamadan sonra ne yapabilir? Enflasyon düzeltmesinin yatırımlar ve 1 fatura dahi kesmemiş şirketler yönünden esnetilmesi yönünde hazırlıklar yapıldığını duyurmuştu. Aradan geçen sürede birçok platformda pratikte yaşanan sıkıntılar, hem Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hem Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a iletildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ulaşabilenler de sıkıntılarını doğrudan Erdoğan’a anlattılar. Edinilen bilgilere göre yatırımlar ve gayrifaal işletmelerin kapsam dışı tutulmasına yönelik ekonomi yönetiminde bir kanaat oluştu. Ancak bunun mevzuata işlenmesi noktasında Maliye’nin önünde iki seçenek bulunuyor. Bunlardan bir tanesi sirküler ile muhataplara duyuru yapılması. Diğer seçenek ise enflasyon düzeltmesine ilişkin kanunun uygulanmasına yönelik tebliğde değişiklik yapılması. Zaten enflasyon düzeltmesi beyannamelerini de içerecek ikinci geçici vergi dönemine yönelik beyannamelerin verilmesi süresi önce 27 Ağustos’a ardından da 6 Eylül Cuma gününe ertelenmişti. Kamuoyunda bu ertelemenin yapılacak esnetme düzenlemeleri için zaman kazanmak amacıyla yapıldığı yönünde bir görüş oluşmuş durumda. Ekonomide yaşanan sorunlar da tartışıldı Toplantıda ağırlıklı olarak enflasyon düzeltmesine ilişkin son dönemlerde sıkça gündeme gelen eleştiriler masaya yatırıldı. Ayrıca yatırım yapan şirketlerin, yatırım için kullandıkları dış kaynakları enflasyon düzeltmesine tabi tuttuklarında daha yatırıma başlamadan, üretim aşamasına geçmeden vergi tahakkuk etmesi de ele alındı. Bütün bu itiraz noktaları ve şu ana kadar verilen beyannameler kaynaklı pratikte yaşanan sorunlar, TOBB bünyesindeki başkanlar tarafından, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Hatipoğlu ile Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar’a iletildi. Ayrıca reel sektörün başta finansman olmak üzere ekonomide yaşadıkları diğer sorunlar da masaya yatırıldı. Toplantıya kimler katıldı? Toplantıya Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu, GİB Daire Başkanı Mehmet Vasıf Ulusoy, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TÜRMOB Başkanı Emre Kartaloğlu, ASO Başkan Yardımcısı Ertuğrul Onat, ATO Başkanı Gürsel Baran, MÜSİAD Başkan Yardımcısı İbrahim Hakkı Polat, MÜSİAD Ankara Başkanı Hasan Fehmi Yılmaz, İSO Yönetim Kurulu Üyesi İrfan Özhamaratlı, Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayraktar katıldı. Bakan Yardımcısı Hatipoğlu’nun herhangi bir yorum yapmadan sadece sorunları dinlediği bildirildi. Enflasyon muhasebesi nedir? Enflasyon muhasebesi, özellikle yüksek enflasyonun etkisi altında olan ekonomik ortamlarda kullanılan bir muhasebe yöntemidir. Bu muhasebe tekniği, para biriminin zaman içindeki satın alma gücündeki azalmayı dikkate alarak mali verilerin enflasyondan arındırılmasını içerir. Finansal raporlar, enflasyonun neden olduğu değer kaybını yansıtacak şekilde düzeltilir, böylece şirketin gerçek mali durumu ve performansı daha doğru bir şekilde ortaya konur. Enflasyon muhasebesi, işletmelerin mali kararlarını daha sağlıklı bir temele oturtmalarına yardımcı olur. Bu, yatırım, finansman ve işletme stratejilerinin daha doğru bir şekilde belirlenmesine olanak tanır. Ayrıca, şirketlerin ve yatırımcıların ekonomik belirsizliklere karşı daha iyi hazırlıklı olmalarına katkıda bulunur. Bu muhasebe yöntemi, varlıkların ve borçların nominal değerlerinin enflasyon oranına göre güncellenmesini içerir. Böylece, finansal tablolar, enflasyonun neden olduğu değer kaybını yansıtacak şekilde düzeltilir. Bu düzeltilmiş bilgiler, yatırımcılar ve diğer paydaşlar için şirketin finansal sonuçları üzerinde enflasyonun etkisinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Enflasyon muhasebesi, özellikle hiperenflasyon dönemlerinde ekonomik gerçekleri daha doğru bir şekilde yansıtmak için önemli bir araç olarak kullanılır.

İş Dünyasını 2024’te neler bekliyor? Haber

İş Dünyasını 2024’te neler bekliyor?

Dünyanın savaşlarla ve krizlerle geçirdiği zor bir yıl geride kalırken, 2024’te iş dünyasında “anlam, kapsayıcılık, hakkaniyet, yeni beceri kazanımı” gibi çarpıcı konuların öne çıkması ön görülüyor. Şirketler, süreklilik ve verimlilik için hızlı değişen bu dinamiklere ayak uydurmaya çalışıyor. Zorlu bir yılı geride bıraktığımızı belirten Evrim Kuran Danışmanlık Kurucusu, Araştırmacı-Yazar Evrim Kuran, 2023’ü şöyle değerlendirdi: “2023 yılı Türkiye ve dünyada savaşın, sosyoekonomik krizlerin, enflasyonist ortamın, çalışma yaşamında mevcut meydan okuyuşlarla birlikte gelen tükenmişliğin, hak mücadelelerinin, endişelerin, korkunun, risklerin yılı oldu. Yılın başında Davos’ta bir araya gelen Dünya Ekonomik Forumu’nun tabiriyle polikrizin yılı oldu. 2023 yılı yapay zekayı en çok konuştuğumuz yıl oldu. İşlerimizi elinden alıp almayacağını, yaşamımızı kolaylaştıracağını, hibrit iş yaşamında yılmazlığımızı ve iyi olma halimizi nasıl koruyacağımızı her zamankinden daha fazla konuştuk. Psikolojik sermayemizi, umudumuzu, iyimserliğimizi, yılmazlığımızı, özyeterliliğimizi nasıl güçlendireceğimizi belki de en çok muhakeme ettiğimiz yıl oldu.” İşimizdeki Anlam: İlham veren amaç Anlamın, sürdürülebilir bir iş iklimi için özenle yönetilmesi gereken bir olgu halini aldığına dikkat çeken Evrim Kuran, “2024 üzerine düşünmeden önce, geride bıraktığımız yılı nasıl hatırlayacağımızın gerçekçi bir projeksiyon sunmakta kolaylaştırıcı olacağı görüşündeyim. Bütün bu polikriz ortamında bilinçli farkındalığımız olsun ya da olmasın en çok zorlandığımız meydan okuyuş, itiraf edelim, işimizdeki anlamı korumak oldu. Türkiye lideri olduğum Universum ile dünyanın gelişmiş ülkelerinde gerçekleştirdiğimiz Employer Branding Now 2023 Araştırmamızın en kritik bulgusu, dünyanın en çekici işverenlerinin tercih edilme sebeplerinin başında %55 oranıyla bu işverenlerin ilham veren amaca (inspiring purpose) yatırım yaptığı oldu. Karlılığın ötesinde bir vaadi bulunan kurumlar, amaçlarını yetenek sürdürülebilirliği, çevre sürdürülebilirliği ve elbette toplum sürdürülebilirliği için ortaya koydukları katkı ile gerçekleştiriyorlar. 2024, en nihayetinde işin sadece hedeflerini değil amacını da yönetmemiz gereken ve ilişkilerimizde anlamı bir turnusol kağıdı gibi kullanacağımız, liderliği, sadakati ve bağlılığı tam da bu gerekçeyle yeniden tanımlayacağımız bir yıl olacak” dedi. Çeşitliliğin ötesi: Kapsayıcılık ve Hakkaniyet   Evrim Kuran, “2024, tam da bu sebeple, çeşitliliğin tek başına bir anlam ifade etmediği, eşitliğin tartışmaya açılması gerektiği ve hakkaniyetin odağımızda olması gerektiği bir yıl olacak” dedi ve şöyle devam etti: “Araştırmamıza göre, dünyanın en çekici işverenlerinin üzerinde en çok yatırım yaptığı bir diğer kültür bileşeni ise Çeşitlilik, Hakkaniyet ve Kapsayıcılık. 2023, bu alanda gidecek çok yolumuzun olduğunu kabul ettiğimiz bir yıl oldu. Kurumlarda sadece eşitliğe odaklanmanın, herkesi aynı kaynakları sunmanın insanların ihtiyaçlarını görmezden gelmemize yol açacak bir yanlılık doğurduğunu gördük. Elbette, her birimiz, birbirimizden farklı ihtiyaçlara sahibiz ve ihtiyaçlarımıza yanıt verecek organizasyonlarda bulunmak isteriz. Psikolojik olarak güvenli, herkesin eşit söz sahibi olduğu, karar alma mekanizmalarında yer alabildiği, sorgulayabilen, hakkını arayabilen çalışanlar, ihtiyacımız olan yeniden tasarımı (reinvention) mümkün kılabilir.” Yeni ve yeniden beceri kazanımı   Öte yandan, yeni bir yıla girerken, yapay zekanın işlerimizi elimizden alıp almayacağına dair kaygıların haklı sebeplere dayandığına da değinen Evrim Kuran, yeni beceriler kazanmanın önemine de vurgu yaptı: “Dünya Ekonomik Forumu’nun İşlerin Geleceği (Future of Jobs) raporuna göre, 5 yıl içerisinde yapay zekâ ve sosyoekonomik koşulların etkisiyle, 83 milyon kişinin işi ortadan kalkacak. 69 milyon kişi için yeni işler oluşacak. Durum size karamsar bir tablo gibi görünse de bunu bir fırsat olarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. 2024, hiç kuşkusuz, yeni beceriler kazanmayı, eskiden öğrendiklerimizi unutabilmemizi ve tanımı bilinçli davranış değişikliği olan öğrenmeyi önceleyeceğimiz bir yıl olacak. Yapay zekâ ile birlikte operasyonel yüklerimiz daha da azalacak, mesai harcadığımız daha derinlikli uzmanlıklar oluşacak ve anlamlı işleri yapmaya devam edeceğiz. Yetkinlikler için genel kabul 5 yılda bir değiştikleri olsa da var olana ve geleceğe merakımızı canlı tutmak bizi ileriye götürecek. Ancak bu şekilde, belirsizliğin bu kadar belirgin olduğu bugünde yangın söndürmekten, tehlikeyi son dakika görmekten, tek seferlik çabalardan kurtulup, yeniyi, eskinin en iyi özelliklerinden ilham alarak birlikte inşa edebiliriz. 2024, anlamı, kapsayıcılığı, hakkaniyeti, sadakati, bağlılığı, liderliği, yetkinliklerimizi yeniden tanımladığımız bir yıl olsun.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.