SON DAKİKA
Hava Durumu

#Insan Kaynağı

Ekometre - Insan Kaynağı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Kaynağı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâ şirketlerin rekabet haritasını yeniden çiziyor Haber

Yapay zekâ şirketlerin rekabet haritasını yeniden çiziyor

Çevrim içi gerçekleştirilen seminerde, yapay zekânın şirketlerin stratejik karar alma mekanizmalarından üretim ve Ar-Ge süreçlerine kadar yarattığı dönüşüm mercek altına alındı. Uygulamalı Veri Analitiği Eğitmeni Dr. Atilla Yardımcı’nın katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte; veri odaklı yönetim, yapay zekâ destekli stratejik karar alma, üretim ve Ar-Ge’de yapay zekâ uygulamaları ile yeni nesil teknolojilerin iş dünyası üzerindeki etkileri değerlendirildi. Seminerin açılışında konuşan EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, yapay zekânın kısa süre içerisinde teknoloji dünyasının gündeminden çıkarak şirketlerin strateji, yönetim ve rekabet gündeminin merkezine yerleştiğine dikkat çekti. “Asıl mesele yapay zekâya sahip olmak değil, onu değere dönüştürmek” Yapay zekâyı yalnızca işleri hızlandıran ya da belirli görevleri otomatikleştiren bir teknoloji olarak değerlendirmenin artık yeterli olmadığını vurgulayan Özhelvacı, şirketler açısından asıl rekabet alanının “veriden değer yaratmak” olduğunu söyledi. Özhelvacı, “Bugün asıl dönüşüm; şirketlerin sahip oldukları veriyi nasıl yönettikleri, bu veriden nasıl anlam ürettikleri ve elde ettikleri içgörüleri ne ölçüde doğru ve hızlı kararlara dönüştürebildikleriyle gerçekleşiyor. Önümüzdeki dönemde fark yaratacak olan, yalnızca yapay zekâ araçlarına sahip olmak değil; doğru veriyi, doğru teknolojiyle ve doğru yönetim anlayışıyla bir araya getirebilmek olacak” dedi. Kuruluşların yüzde 88’i yapay zekâ kullanıyor Yapay zekânın küresel ölçekte ulaştığı yaygınlığa ilişkin güncel verileri de paylaşan Özhelvacı, Stanford Üniversitesi’nin 2026 Yapay Zekâ Endeksi Raporu’na göre 2025 yılında araştırma kapsamındaki kuruluşların yüzde 88’inin yapay zekâyı en az bir iş fonksiyonunda kullandığını belirtti. Üretken yapay zekânın ise kuruluşların yüzde 70’inde en az bir iş fonksiyonuna girdiğini ifade eden Özhelvacı, küresel kurumsal yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı yükselişe dikkat çekti. Özhelvacı, “Bu tablo bize yapay zekânın artık bir deneme alanı olmaktan çıktığını gösteriyor. Yapay zekâ; şirketlerin rekabet gücünü, verimliliğini ve gelecekteki iş modellerini şekillendiren temel unsurlardan biri haline geldi” diye konuştu. Türkiye’de yapay zekâ kullanımı yükseliyor Türkiye’de de şirketlerin yapay zekâ kullanımının giderek yaygınlaştığını belirten Özhelvacı, TÜİK verilerine göre yapay zekâ kullandığını belirten girişimlerin oranının 2021 yılında yüzde 2,7 iken 2025 yılında yüzde 7,5’e yükseldiğini hatırlattı. 250 ve üzeri çalışanı bulunan büyük ölçekli girişimlerde ise bu oranın yüzde 24,1’e ulaştığını kaydetti. Yapay zekânın şirketlerin temel faaliyet alanlarına giderek daha fazla entegre olduğuna dikkat çeken Özhelvacı, yapay zekâ kullanan girişimlerin yüzde 41,1’inin teknolojiden üretim veya hizmet süreçlerinde, yüzde 41’inin Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde, yüzde 40’ının ise işletme süreçleri ve yönetim organizasyonunda yararlandığını ifade etti. “Dönüşümü izleyen değil, yöneten şirketlere ihtiyacımız var” EGİAD’ın dijital dönüşümü yalnızca teknolojik bir değişim olarak değerlendirmediğini belirten Özhelvacı, dönüşümün insan kaynağından yönetim kültürüne, üretim süreçlerinden şirketlerin karar alma mekanizmalarına kadar geniş bir alanı yeniden şekillendirdiğini vurguladı. EGİAD’ın üyelerinin yeni teknolojileri anlamalarına ve şirketlerinde uygulamalarına katkı sağlamayı kurumsal önceliklerinden biri olarak gördüğünü ifade eden Özhelvacı, şöyle devam etti: “EGİAD olarak hedefimiz; üyelerimizin bu değişimi dışarıdan izleyen değil, kendi şirketlerinde yöneten ve geliştiren liderler olmasıdır. Yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir araç olarak değil, şirketlerimizin rekabet gücünü artıracak stratejik bir dönüşüm alanı olarak görüyoruz. Veri odaklı yönetim kültürünü geliştirebilen, teknolojiyi doğru insan kaynağı ve doğru stratejiyle buluşturabilen şirketlerin yeni dönemin kazananları arasında yer alacağına inanıyoruz.” Yaratıcı yıkımın yeni itici gücü: Yapay zekâ EGİAD tarafından hazırlanan “Yaratıcı Yıkım Sürecinde İzmir – Üçüz Dönüşüm ile İşgücü Piyasasının Yeniden Tasarımı” başlıklı rapora da değinen Özhelvacı, Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” yaklaşımının günümüz ekonomisinde yapay zekâ ve veri teknolojileri üzerinden yeniden karşılık bulduğuna dikkat çekti. Ekonomik gelişmenin mevcut yapıların yerini daha yenilikçi ve daha fazla değer üreten yapılara bırakmasıyla gerçekleştiğini hatırlatan Özhelvacı, “Bugün yapay zekâ ve veri analitiği yaratıcı yıkım sürecinin en güçlü itici unsurları arasında yer alıyor. İş modellerimizden üretim süreçlerimize, çalışanlarımızdan beklediğimiz yetkinliklerden karar alma mekanizmalarımıza kadar çok geniş bir alan yeniden şekilleniyor. Bu dönüşüm karşısında beklemek değil, hazırlanmak; uyum sağlamak değil, mümkün olduğunca dönüşüme yön vermek gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. EGİAD’dan öğrenen ve dönüşen iş dünyası vurgusu EGİAD’ın bir iş insanları derneği olmanın yanı sıra bir liderlik ve öğrenme platformu olduğuna işaret eden Özhelvacı, yapay zekâ ve veri okuryazarlığının önümüzdeki dönemde iş dünyasının temel yetkinlikleri arasında yer alacağını ifade etti. Miuul’un katkılarıyla gerçekleştirilen seminerin şirketlerin dijital dönüşüm yolculuklarına somut katkı sağlamasını hedeflediklerini belirten Özhelvacı, “İş dünyasında artık soru, ‘Yapay zekâyı kullanacak mıyız?’ değil; ‘Yapay zekâyı ne kadar doğru, verimli ve stratejik kullanacağız?’ sorusudur. Teknoloji hızla değişiyor. Rekabet avantajını ise bu değişimin hızına yetişenlerden çok, onu doğru okuyup kendi iş modeline dönüştürebilenler elde edecek” dedi.

Sanayi ve meslek liseleri güçbirliği projesi yeniden başlıyor Haber

Sanayi ve meslek liseleri güçbirliği projesi yeniden başlıyor

EGSD, EHKİB ve ETHİB eğitim komitelerinden meslek liseleri için güçbirliği: “Sektörün geleceğine bugünden dokunuyoruz” 2019 yılında EGSD ve EHKİB iş birliğiyle başlatılan “Sanayi ve Meslek Liseleri Güçbirliği Projesi”, 2026-2027 eğitim öğretim yılında daha sistemli ve sürdürülebilir bir mentorlük modeliyle devam edecek. Projenin temel amacı, öğrencilerin yalnızca okulda aldıkları teorik eğitimle değil, sektörün ihtiyacı olan yetkinlikler ile tanışmalarını sağlamak. Öğrencilerin hazır giyim ve tekstil sektörünü yakından tanımaları, farklı meslekleri ve kariyer olanaklarını görmeleri, firmaların çalışma ortamını deneyimlemeleri ve eğitimlerini sektörün ihtiyaçlarıyla buluşturmaları hedefleniyor. “Öğrenci sektörü tanımadan doğru bir tercih yapamaz” Projenin ilk döneminde İzmir kent merkezinde Moda Tasarım Teknolojileri Alanı bulunan mesleki ve teknik Anadolu liseleri ziyaret edilmiş, sektörün öğrenciler tarafından daha yakından tanınması için çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmişti. Bu kapsamda 10 mesleki ve teknik Anadolu lisesi proje kapsamına alınırken, üye 40 firma ile okullar eşleştirildi. Firma temsilcileri ve okul yönetimleri arasında doğrudan iletişim kurulması sağlandı. Öğrenciler ve öğretmenler firmalara teknik geziler gerçekleştirirken, okulların derslerde ihtiyaç duyduğu kumaş ve aksesuar malzemeleri de sektör temsilcileri tarafından karşılandı. Kariyer günlerinde okulları ziyaret eden sektör temsilcileri, sektörü anlatarak öğrencilerin alan tercihlerini bilinçli şekilde yapmalarına katkı sundu. EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Akçakaya, projenin temelinde, sektörün kendi geleceğine sahip çıkmasının bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Biz bu projeye sadece okullara destek olalım diye başlamıyoruz. Gençlerimizin sektörü tanımasını istiyoruz. Bir öğrenci çalışacağı ortamı, yaptığı işin nereye dokunduğunu ve önünde nasıl bir kariyer olduğunu gördüğünde mesleğine bakışı da değişiyor. Biz sanayiciler olarak gençlerin sektörümüzü tercih etmelerini bekliyoruz. Bu nedenle sektörümüzün geleceği için meslek liseleriyle daha yakın çalışmayı çok önemsiyoruz.” Akçakaya, projenin gönüllülük esasına dayanmasının da önemli olduğunu vurgulayarak, “Her firmanın yapabileceği katkı farklı olabilir. Önemli olan bu desteğin süreklilik kazanması” dedi. “Meslek lisesi öğrencisi sektörün en büyük potansiyellerinden biri” EHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Çağlar Bağcı, hazır giyim sektörünün güçlü üretim altyapısının devamlılığı için gençlerin sektöre kazandırılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Bağcı: “Sektör olarak bugün nitelikli insan kaynağı konusunda yaşadığımız sıkıntıyı yarının da sorunu haline getirmemeliyiz. Bunun yolu da gençlerle daha okul sıralarındayken buluşmaktan geçiyor. Meslek lisesinde okuyan bir öğrencinin fabrikayı, tasarım ofisini, üretim sürecini görmesi; orada çalışan insanlarla konuşması çok kıymetli. Çünkü mesleğini tanıyan genç, geleceğiyle ilgili kararını da daha bilinçli veriyor. Projenin başında tüm okulları ziyaret ettik, öğretmenlerimiz büyük özveri ve istekle çalışıyorlar onlara şükran borçluyuz. “Sanayicinin okulla kurduğu bağ ne kadar güçlü olursa, eğitimdeki ihtiyaçları ve sektördeki değişimi de o kadar doğru anlatabiliriz. Bu nedenle okul-sanayi iş birliğini bir proje dönemiyle sınırlı görmüyoruz” dedi. “Gençlerimize sektörün geleceğinde yerleri olduğunu göstermek istiyoruz” ETHİB Sanayi- Üniversite İş Birliği Eğitim Komitesi Başkanı Tevfik Aksu ise projenin yalnızca öğrencilere yönelik bir destek çalışması olarak değil, sektör ile gençler arasında uzun vadeli bir bağ kurulması açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aksu, “Proje kapsamında belirlediğimiz 10 meslek lisesini düzenli olarak ziyaret ederek, her bir okulun ihtiyaçlarını yakından takip etmek ve gönüllü olarak okulu sahiplenen firmalarımızın desteğiyle bu ihtiyaçlara birlikte çözüm üretmek istiyoruz. Öğrencilerin tekstil ve hazır giyim sektörünü yakından tanımalarını, sektöre ilişkin farkındalık kazanmalarını ve aidiyet duygusu geliştirmelerini sağlayacak çalışmaların okullarımızda hayata geçirilmesini önemsiyoruz. Gençlerimizin tekstil ve hazır giyimin geçmişten bugüne devam eden, kendilerine farklı kariyer fırsatları sunabilecek ve gelecekte de ihtiyaç duyulacak bir sektör olduğunu görmelerini istiyoruz. Onlara, sektörün kendilerini önemsediğini ve eğitim hayatları boyunca yanlarında olduğunu hissettirebilirsek, bu projenin en önemli amacına ulaşmış olacağız” dedi. “Mentorlük modelini kalıcı hale getirmek istiyoruz” EHKİB Eğitim Komitesi Başkanı Mehmet Peköz ise yeni dönemde projenin daha düzenli bir iletişim ve takip sistemiyle yürütüleceğini belirterek, okullar ile firmaların yalnızca belirli dönemlerde değil, eğitim yılı boyunca iletişim halinde olmasını hedeflediklerini söyledi. Peköz , “Geçmiş yıllarda çok güzel çalışmalar yaptık. Şimdi bu deneyimi daha sistemli bir yapıya taşımak istiyoruz. Güncel iletişim grupları oluşturulacak ve ihtiyaçlar doğrudan ilgili firmalara aktarılacak. Böylece okulların ihtiyaçlarının daha hızlı çözüme kavuşacağına inanıyoruz ” dedi. “Eğitim sadece okulda verilen bir şey değil” EGSD Eğitim Komitesi Başkanı Zeynep San ise sektörün öğrencilerle doğrudan temasın önemine dikkat çekti. San, “Bir öğrencinin bir fabrikaya girip üretimin nasıl yapıldığını görmesi ya da sektörde yıllardır çalışan bir kişinin kendi deneyimini anlatması, bazen saatlerce anlatılabilecek bir konuyu birkaç dakikada anlaşılır hale getiriyor. Bu nedenle sektör temsilcilerinin okullara girmesi ve öğrencilerin de işletmeleri görmesi çok değerli.” diye konuştu. San, geleceğe dönük yeni fikirlerin de proje kapsamında değerlendirilmesini istediklerini belirterek, “Örneğin okullarda bir moda kütüphanesi oluşturulması, öğrencilerin güncel tasarım ve üretim kaynaklarına ulaşabilmesi gibi fikirleri de konuşuyoruz. Burada önemli olan, okulların gerçek ihtiyacını dinlemek ve sektör olarak buna birlikte çözüm üretmek” dedi. Proje kapsamında ; EGSD, EHKİB ve ETHİB Eğitim Komiteleri, projenin yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir çalışma olarak değil, İzmir'de tekstil ve hazır giyim sektörünün geleceği ile mesleki eğitim arasında kalıcı bir köprü kurulması açısından değerlendirilmesini amaçlıyor.

Şirketlerin odağında verimlilik var Haber

Şirketlerin odağında verimlilik var

İşletmeler, yeni yatırımlarda seçici davranırken mevcut kaynaklardan daha yüksek verim elde etmeye odaklanıyor. Yüksek faiz ve finansman maliyetleri, şirketlerin yalnızca yeni yatırım kararlarını değil, mevcut kaynaklarını kullanım biçimlerini de yeniden değerlendirmesine neden oluyor. Bu dönemde maliyet yönetiminin yanı sıra üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması, işletmeler açısından stratejik bir öncelik haline geliyor. Uzmanlara göre verimlilik artık yalnızca maliyetleri azaltmaya yönelik bir araç olarak değil, şirketlerin rekabet gücünü ve yatırım kapasitesini doğrudan destekleyen önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Küçük kayıplar büyük maliyetlere dönüşüyor Üretim süreçlerinde ortaya çıkan zaman, iş gücü, enerji, hammadde ve kapasite kayıpları, tek tek bakıldığında küçük görünse de toplamda işletmeler için önemli maliyetler oluşturabiliyor. Bu nedenle şirketlerin öncelikle mevcut üretim süreçlerini ölçmesi, verimlilik kayıplarının hangi noktalarda ortaya çıktığını belirlemesi ve darboğazları tespit etmesi önem taşıyor. Süreçlerin ölçülmesi ve doğru analiz edilmesi, işletmelerin mevcut kapasitesinden daha fazla çıktı elde etmesine imkan sağlarken, kaynak kullanımındaki iyileşmeler de maliyet baskısının azaltılmasına katkı sunuyor. Faiz tek başına rekabet gücünü belirlemiyor Faiz oranları şirketlerin yatırım kararlarında önemli bir parametre olmayı sürdürürken, işletmelerin kendi süreçlerinde yaratabilecekleri verimlilik artışlarının da rekabet gücü açısından kritik olduğu belirtiliyor. Şirketlerin finansman koşullarının iyileşmesini beklemek yerine, kontrol edebildikleri alanlarda verimlilik çalışmalarına yönelmesi önem kazanıyor. Özellikle sanayi işletmelerinde süreçlerin yeniden değerlendirilmesi, kapasite kullanımının artırılması ve kaynak israfının azaltılması öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Teknoloji yatırımı tek başına yeterli değil Sanayide dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0 uygulamalarının yalnızca yeni makine veya otomasyon yatırımı olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor. Verimlilik artışı için teknolojik altyapının yanı sıra süreç yönetimi, insan kaynağı ve operasyonel performansın da birlikte ele alınması gerekiyor. Doğru teknolojinin doğru üretim sürecine entegre edilmesi, yatırımların geri dönüşünü artırırken işletmelerin mevcut kapasitesini daha etkin kullanmasına da imkan sağlayabiliyor. Daha az kaynakla daha fazla üretim hedefi Yüksek finansman maliyetlerinin şirketler üzerindeki baskısının devam ettiği ortamda, daha az kaynak kullanarak daha fazla çıktı üretebilmek rekabet avantajının önemli unsurlarından biri haline geliyor. Şirketlerin bugün gerçekleştireceği süreç iyileştirmeleri ve verimlilik yatırımları, yalnızca mevcut maliyet baskısının yönetilmesine değil, gelecekteki yatırım kapasitesinin güçlendirilmesine de katkı sağlayabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde işletmeler açısından “daha fazla yatırım” kadar “mevcut kaynaklarla daha fazla üretim” yaklaşımının da öne çıkması bekleniyor.

Körfez’de yapay zeka yatırımları büyüyor Haber

Körfez’de yapay zeka yatırımları büyüyor

Son 20 yılda dijital teknolojilere 250 milyar doların üzerinde yatırım yapan bölge, küresel veri merkezi kapasitesinde henüz sınırlı bir paya sahip olsa da yapımı ve planlaması süren projelerde hızla büyüyor. Ancak teknoloji bağımlılığı, nitelikli insan kaynağı açığı, kritik altyapıların güvenliği ve su tüketimi yeni risk alanları oluşturuyor. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, petrol gelirlerine dayalı ekonomik yapıyı çeşitlendirmek amacıyla yapay zeka ve dijital altyapı yatırımlarına ağırlık veriyor. Son 20 yılda yapay zeka, gelişmiş veri merkezleri, video oyunları ve dijital ekosistemlere 250 milyar doların üzerinde yatırım yapan Körfez ülkeleri, küresel teknoloji yarışında daha büyük bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Bölge bugün küresel veri merkezi kapasitesinin yüzde 1’inden biraz fazlasına sahip. Buna karşılık yapımı devam eden veri merkezi kapasitesinin yaklaşık yüzde 7’si, planlanan kapasitenin ise yaklaşık yüzde 6’sı Körfez ülkelerinde bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE öne çıkıyor Körfez'in yapay zeka ve veri merkezi yarışında Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri başı çekiyor. Riyad ve Abu Dabi yönetimleri, ulusal varlık fonlarının sağladığı finansman ve küresel teknoloji şirketleriyle yapılan iş birlikleriyle büyük ölçekli dijital altyapı projelerine yöneliyor. Bölgenin düşük maliyetli enerji kaynakları, güçlü finansal kapasitesi, deniz suyunu arıtma altyapısı ve Avrupa, Asya ile Afrika arasındaki stratejik konumu yatırımlar açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak dijital dönüşümün hızlanması, Körfez ülkelerinin karşı karşıya olduğu riskleri tamamen ortadan kaldırmak yerine farklı alanlara taşıyor. Teknoloji bağımlılığı sürüyor Körfez ülkelerinin yapay zeka hedefleri, özellikle yarı iletkenler, grafik işlemcileri ve büyük bulut hizmetleri gibi kritik teknolojilerde yabancı şirketlere bağımlılığı devam ettiriyor. Bölgede gelişmiş bir yarı iletken üretim ekosistemi ve güçlü bir yerel yazılım mimarisi altyapısının henüz oluşmamış olması, teknoloji yatırımlarındaki dışa bağımlılığı önemli bir risk haline getiriyor. Benzer bir durum insan kaynağında da görülüyor. Yapay zeka, bulut bilişim ve yarı iletken teknolojilerindeki uzmanlara küresel ölçekte yüksek talep bulunması, Körfez ülkelerinin nitelikli çalışan ihtiyacını artırıyor. Veri merkezleri kritik altyapıya dönüşüyor Dijital ekonominin büyümesiyle birlikte veri merkezleri, deniz altı internet kabloları, bulut platformları ve dijital ağlar Körfez ekonomileri açısından kritik altyapılar haline geliyor. Finansal hizmetlerden kamu sistemlerine, akıllı şehirlerden şirketlerin tedarik zincirlerine kadar çok sayıda sektör bu altyapılara bağımlı hale geliyor. Bu durum, bölgedeki jeopolitik riskler açısından yeni bir kırılganlık alanı oluşturuyor. Büyük veri merkezleri fiziksel saldırılar açısından potansiyel hedef haline gelirken, deniz altı kabloları da dijital bağlantının sürekliliği açısından kritik önem taşıyor. Yapay zekanın su ihtiyacı tartışılıyor Körfez'in dijital dönüşümündeki en önemli sorunlardan biri ise su kaynakları. Tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgede su ihtiyacının önemli bölümü deniz suyunun arıtılması yoluyla karşılanıyor. Standart bir hiper ölçekli veri merkezinin soğutulması için günde 1 ila 5 milyon litre su gerekebilmesi, veri merkezi yatırımlarının büyümesiyle birlikte su kaynakları üzerindeki baskının da artabileceğine işaret ediyor. Sanayi, konutlar ve dijital altyapı arasında su kullanımının nasıl dengeleneceği, Körfez ülkelerinin teknoloji yatırımlarında giderek daha önemli bir konu haline geliyor. Yeni teknoloji, yeni bağımlılıklar Körfez ülkelerinin yapay zeka yatırımları ekonomik çeşitlenme açısından önemli bir fırsat sunarken, bölgenin risk profilini de değiştiriyor. Enerji gelirlerine bağımlılığın azaltılması hedeflenirken bu kez yarı iletkenlerden bulut hizmetlerine, uzman insan kaynağından kritik dijital altyapılara kadar yeni bağımlılık alanları ortaya çıkıyor. Bu nedenle Körfez'in yapay zeka hamlesi yalnızca teknoloji yatırımları açısından değil; tedarik zincirlerinin güvenliği, operasyonel dayanıklılık, iş sürekliliği ve kritik altyapıların korunması açısından da stratejik önem taşıyor.

Yazılım sektörüne yeni teşvik Haber

Yazılım sektörüne yeni teşvik

Yazılım ve oyun sektörüne yönelik açıklanan yeni teşvik paketi, Türkiye’nin teknoloji ekosisteminde yeni bir büyüme dönemi başlatabileceği beklentisini güçlendirdi. Özellikle hizmet ihracatında sağlanan yüzde 100 vergi istisnasının, sektörün küresel rekabet gücünü artırabilecek kritik adımlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Sektör temsilcileri, düzenlemenin yalnızca kısa vadeli mali avantaj sağlamayacağını, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek katma değerli teknoloji üretiminde daha güçlü konuma gelmesine katkı sunacağını ifade ediyor. Ar-Ge ve küresel açılım hızlanabilir Yeni teşviklerin, yazılım şirketlerinin maliyet yükünü azaltarak Ar-Ge yatırımlarını hızlandırabileceği belirtiliyor. Özellikle ihracat odaklı çalışan teknoloji firmalarının yeni pazarlara açılma süreçlerinde önemli avantaj elde edebileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre vergi yükünün azalması, şirketlerin daha agresif büyüme stratejileri geliştirmesine ve ürün geliştirme süreçlerine daha fazla kaynak ayırmasına imkan sağlayabilir. Yatırım ekosistemine olumlu yansıma bekleniyor Teşvik paketinin teknoloji girişimlerine yönelik yatırım iştahını artırabileceği de konuşulan başlıklar arasında yer alıyor. Sektör kaynakları, vergi avantajlarının hem yerli yatırımcıların teknoloji alanına yönelmesini hızlandırabileceğini hem de uluslararası yatırım fonlarının Türkiye’ye ilgisini artırabileceğini belirtiyor. Bu sürecin, girişimlerin yalnızca kurulmasını değil ölçeklenmesini ve küresel oyuncular haline gelmesini de destekleyebileceği ifade ediliyor. “Teşvik kadar ekosistem de önemli” Öte yandan uzmanlar, Türkiye’nin yazılım alanında küresel merkez haline gelmesi için yalnızca mali teşviklerin yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor. Hukuki öngörülebilirlik, nitelikli insan kaynağı, finansmana erişim, uluslararası çalışma ortamı ve yaşam kalitesi gibi başlıkların da teknoloji ekosisteminin büyümesinde belirleyici rol oynadığı vurgulanıyor. Türkiye bölgesel teknoloji merkezi olabilir Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve gelişen girişimcilik ekosistemi sayesinde bölgesel teknoloji merkezi olma potansiyelini artırdığı değerlendiriliyor. Uzmanlara göre yazılım sektörüne sağlanacak güçlü destekler; ihracat, inovasyon ve yüksek katma değerli üretim açısından Türkiye ekonomisine uzun vadeli katkı sağlayabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.